Literature of mysticism

79 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Aşçı İbrahim Dede Rūhu'l-Beyān'daki Farsça Tanıklar ve çevirisi (III/1-100)

Çalışmamız, Aşçı İbrahim Dede'nin dört ciltlik Tercemetü'l-Fârisiyye fî Tefsîri'l-Hakkiyye adlı eserinin üçüncü cildinin 1-100. sayfa aralığının akademik yöntemlerle Latin harflerine aktarılmasıdır. Söz konusu eserde İsmail Hakkı Bursevî'nin Rūhu'l-Beyân adlı eserinde geçen Farsça nazım ve nesir bölümlerinin şerhi Türkçeye çevrilmiş ve açıklanmıştır. İlim dünyasına katkıda bulunmayı hedeflediğimiz çalışmamız; Birinci Bölüm'de eserin müellifi olan Aşçı İbrahim Dede'nin hayatı ve eserleri, nüsha tavsifi, muhtevası, Farsça tanıkların istatistiği, izlenen yöntem ile dil ve imla özellikleri; İkinci Bölüm'de transkripsiyonlu metin ve Sonuç'tan oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Aşçı İbrahim Dede, Rûhu'l-Beyân, Farsça, İsmail Hakkı Bursevî, Şerh.

Aşçı DedeBeyitlerDivan edebiyatı+7
Merve Kırca
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bedreddin Mahmûd'un hayatı, eserleri, edebî kişiliği ve Fevz ü Felâh Mesnevisi (İnceleme-metin)

Bedreddin Mahmûd 15.yüzyılın ikinci yarısı ile 16.yüzyılın başında yaşamış bir âlimdir. Molla Kadı Mahmûd olarak da bilinen Bedreddin Mahmûd'un tespit ettiğimiz dört eserinden biri "Fevz ü Felâh" mesnevisidir. Fevz ü Felâh'ta ayet ve hadislerin açıklamaları, din ve tasavvuf büyüklerinin hikâyeleri ve sözleri yer almaktadır. Eser dinî-ahlâkî-tasavvufî konularda nasihat vermek amacıyla yazılmış ve Sultan II. Bayezid'e sunulmuştur. Eserin tespit edebildiğimiz biri eksik olmak üzere iki nüshası vardır. Tam olan nüsha, eksik olan nüsha ile karşılaştırarak kısmî metin tenkidi yapılmıştır. Kalan bölüm ise tam olan nüsha esas alınarak ortaya konulmuştur. Eserin beyit sayısı 10641'dir.Vesile Eserde hâkim olan nazım şekli mesnevi olsa da kaside, müstezat gibi nazım şekilleri de kullanılmıştır. Tür itibariyle de tevhit, naat, münacat, methiye konularında yazılmış şiirler bulunmaktadır. Fevz ü Felâh edebî tür olarak okuyucuya bilgi vermek, onu eğitmek amacını taşıyan mesneviler grubuna girmektedir. Dinî-ahlâkî yönü ağır basan eserde bazı tasavvufî konulara da yer verilmiştir. Geniş hacimli eser, ele aldığı konular itibariyle "dinî-tasavvufî ve ahlâkî" bir mesnevi kabul edilebilir. Anahtar Sözcükler: Molla Kadı Bedreddin Mahmûd, Fevz ü Felâh, Mahmûdiyye, Mesnevi, II. Bayezid.

Divan şiiriEdebiyatMesnevi+2
Ali Kavaklı
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Şathiyenin uyumsuzluk kuramı bağlamında değerlendirilmesi

Tasavvufî Türk Halk Edebiyatı, halkın inanış, ibadet ve bu bağlamdaki dünya görüşü çevresinde şekillenmiş bir edebiyat şubesidir. Bu alanda yazılan eserler okuyucusuna Tanrı sevgisini, peygamberi rehber edinmeyi, ahiret inancını, ibadet etmenin feyzlerini, yaratılışın mükemmeliyetini, hakikate ulaşmanın yollarını, erdemi öğütler. Türklerin İslamiyet'i kabul etmesiyle ilk eserlerini veren bu edebiyat sahasında, temel düşüncenin okuyucuya kolayca ulaşması için sade, açık ve anlaşılır bir dil kullanılır. Tasavvufî Türk Halk Edebiyatı sahasındaki eserler temel aldığı konulara çoğunlukla ciddi ve ağırbaşlı bir üslupla yaklaşır. Şathiye nazım türü ise mukaddes kabul edilen konulara mizahî yaklaşımıyla bilinir. Çalışmamızda Tasavvufî Türk Halk Edebiyatı nazım türlerinden şathiye nazım türü konu edinilmiştir. Mizah, bilim insanlarınca tarih boyunca gizemli ve ilgi çekici bulunmuş bir alandır. Bir durum, olay, söz ya da davranış karşısında verilen düşündürücü, güldürücü tepkidir. Mizahın fizyolojik belirtisi olan gülmenin nasıl oluştuğu, hangi durumların gülmeye engel olduğu gibi sorular mizah kuramlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Mizah kuramlarından uyumsuzluk, 'Şathiyenin Uyumsuzluk Kuramı Bağlamında Değerlendirilmesi' başlıklı çalışmamızın temel yaklaşımını teşkil etmektedir. Çalışmamızda Tasavvufî Türk Halk Edebiyatı nazım türlerinden şathiyenin taşıdığı mizahî unsurlar, uyumsuzluk kuramı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmamız Tasavvufî Türk Halk Edebiyatının temel konularından olan şathiyeye modern bir yaklaşım yeni bir bakış açısı geliştirmek amacındadır. Bu minvalde, çalışmada farklı dönem ve coğrafyalarda yaşamış şairlerin en bilinen ve en güçlü mizah unsurları taşıyan şathiyeleri örneklem metodu ile bir araya getirilmiştir. Şathiyenin, mizah kuramlarından uyumsuzluk bağlamında değerlendirilerek türün bu açıdan analiz edilebilirliği saptanmıştır.

Kaygusuz AbdalMizahTasavvuf edebiyatı+6
Fatma Akın Çelebi
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tuhfe-i Şerîfî (İnceleme-metin-bağlamlı dizin)

Dini ve Tasavvufi düşüncenin Türk Edebiyatı'nda oldukça önemli bir yeri vardır. Bu nedenle ahlaki ve eğitici yanı ön planda olan birçok eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerden bazıları manzum bazıları ise mensur bir şekilde yazılmıştır. Dini eserler içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan tecvid kitapları da yoğun ilgi görmüş ve bu alanla ilgili birçok eser kaleme alınmıştır. Çalışmamıza konu olan ve Mehmed Şerîfî tarafından manzum olarak yazılmış Tuhfe-i Şerîfî'de bu eserlerden bir tanesidir. Yazar eserinde tecvid kurallarını örneklendirerek açıklamıştır. Çalışmamız giriş ve onu takip eden dört bölümden oluşmuştur. Çalışmamızın giriş bölümünde tecvid ilmi ve tarihsel gelişimi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde müellifin hayatı, edebi şahsiyeti ve eserlerine değinilmiştir. İkinci bölümde metnin incelenmesine geçilmiştir. Üçüncü bölümde ise metnin çevirisi verilerek, 2014 yılında Sadettin Eğri tarafından çalışılan, şairin aynı eserinin daha küçük bir versiyonu ile çalışmamamıza konu olan metin arasındaki benzerlikler ile farklılıklara değinilerek, eserin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Dördüncü bölümde eserin bağlamlı dizinine geçilmiş ve bağlamlı dizin hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Kaynakçadan sonra ise tıpkıbasım başlığı atılarak orijinal metin verilmiştir

DilbilgisiDilbilimDini edebiyat+6
Cansu Umut Demir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mustafa Fevzi bin Numan'ın mirac-namesi

Türklerin İslâmiyet'i kabul etmesinin akabinde sosyal, siyasal ve kültürel alanda pek çok değişim yaşanmış, bu değişim edebî alana da yansımıştır. İslâmiyet'in önemli bir yerini teşkil eden Hz. Muhammed'in hayatı ve mucizeleri de manzum ve mensur olarak ele alınmıştır. Mucizeler arasında mièrâc da önemli bir yerde durmaktadır. Çalışmamıza konu olan eser, Risâle-i Mir'âtü'ş-Şühûd fî Mes'eleti Vahdeti'l-Vücûd, 19. yy'da yaşamış, Osmanlı'nın son dönem mutasavvıf şairlerinden Mustafa Fevzî bin Numan tarafından kaleme alınmıştır. Bu eserinin bir bölümü tezimizin konusu olan mièrâc-nâme türünün bir örneğidir. Çalışmamızda öncelikle müellifimizin hayatından, edebî şahsiyetinden ve eserlerinden bahsettik. Akabinde tezimin konusunu da içinde barındıran eseri dil, üslup, tür ve şekil özelliklerini de kapsayacak şekilde ele aldık. Müellifimizin hikâyeleştirerek anlattığı seyr u sülûktan söz ettik. Mevcut metni transkripsiyonlu bir şekilde Latin alfabesine aktardık. Mièrâc-nâme içinde yer alan motifleri ve bu motiflerin hangi beyitler arasında yer aldığını belirledik. Son olarak da tezin okunması esnasında kolaylık sağlayacağını umduğumuz için metnin aslını ekledik. Bu çalışmamızın amacı, incelediğimiz eserin edebiyat tarihimizdeki yerini tespit etmek, edebiyat tarihinde adı ve eserleri hiç zikredilmeyen Mustafa Fevzî bin Numan'ın adını ve eserlerinden birini gün ışığına çıkarmaktır.

MiraçMiraç-nameMustafa Fevzi bin Numan+5
Melike Kapıcıoğlu
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

17. ve 18. yüzyıl tasavvuf edebiyatında na'tlar

Na'tlar, tevhid ve münacaatlardan sonra şairlerin şiirlerinde en çok kullandıkları türler arasında yer almıştır. Gerek tasavvufî edebiyatta gerekse divan edebiyatında kullanılan bu türde şairlerin amacı, Hz. Muhammed (a.s.)'i övmek ve O'na olan sevgilerini dile getirmektir. Özellikle 17. ve 18. yüzyıl tasavvuf edebiyatında şairlerin artışıyla sıkça kullanılan bu tür, divanlarda sayıca farklılıklar göstermektedir. Çalışmamızda 17. ve 18. yüzyıl tasavvuf edebiyatı birlikte ele alınmıştır. Bu iki yüzyıl hakkında genel bilgiler verildikten sonra şekil ve muhteva bakımından incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Na't, 17. ve 18. Yüzyıl, Şairler…

17. yüzyıl18. yüzyılDini edebiyat+4
Emin Saraç
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hamdi Baba Divanında din ve tasavvuf

Muhammet Hami Baba 19.yy da Antep 'te yetişmiş olan Rufai tarikatına bağlı olmakla birlikte Bektaşi erenlerine gönül veren bir tekke şairidir. Hayatı ile ilgili kayda değer bir durum da kendisi Bektaşi geleneğine sahip olmasına rağmen beş kuşaktan kendisine kadar gelen Bostancı cami imamlığını devam ettirmiş olmasıdır. Şiirlerinde Hz Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi önemli yer tutmakla birlikte Bektaşi şairlerin şiirlerinde pek rastlanmayan dört halife övgüsü de söz konusudur. Yine Hamdi Baba'nın ehl-i sünnette olduğunu ve mezhebinin Ebu Hanif olduğunu şiirlerinden anlamak mümkündür. Bu çalışmada Hamdi Baba'nın divanındaki dini tasavvufi kelimelerin ihtiva ettiği anlamı inceledik. Tercih edilen kelime ve kavramlar ile hangi öğretilerin verildiğini anlamaya çalıştık. Kur 'an ayetlerinden hadislere dini şahsiyetlerden dini kavramlara kadar zikredilen kelimelerin ardındaki anlam derinliğini ulaşmaya çalıştık. Yine şairin tasavvuf anlayışına, şiirlerde beyitlerde yer alan tasavvuf kavramlarıyla erişmeye çalıştık. Anahtar kelimeler: Hamdi Baba, Divan, Din, Tasavvuf, Ayet, Hadis

19. yüzyılAyıntablı Hamdi BabaDivanlar+5
Ekrem Köseoğlu
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Menkıbe-i Fahr-i Kâinat/ Hikâyet-i Hadice: İnceleme, metin ve dil içi çeviri

Bu tezin amacı, H. 1181 yılında istinsah edilen Menkıbe-i Fahr-i Kâinat/Hikâyet-i Hadice isimli eserin metnini transkripsiyon harfleriyle ve dil içi çevirisiyle beraber şekil ve muhtevâ özellikleri açısından incelemek; bunun sonucunda, aruz vezni ile yazılmış dini içerikli bir eseri tanıtarak, tasavvuf edebiyatına katkı sağlamaktır. Bu doğrultuda, Hz. Peygamber'in hayatından kısa bir kesit sunan ve özellikle Hz. Hatice ile tanışmaları ve evlenmelerini anlatan eser, yazıldığı dönemin dil özellikleri kapsamında değerlendirilerek okunup, günümüz Türkçesi'ne çevrilmiştir. İlk olarak eserin türü olan "menkıbe"ye ve menkıbede gerçekliğe değinilmiş, ardından eser, nazım şekli, vezin, kafiye, dil ve anlatım alt başlıklarıyla şekil ve üslup özellikleri yönünden değerlendirilmiştir. Muhteva bölümünde, genel olarak eserin konusu ve içeriğinden söz edilerek, sırasıyla ayrı başlıklar altında, olay örgüsü, olayların gerçeklikle ilişkisi ve metin içerisinde yer alan salavatlarda geçen Hz. Peygamber'e ait isimlerin değerlendirmesi yapılmıştır. Sonuç kısmında ise, menkıbenin şekil ve içeriğinin incelenmesinden elde edilen çıkarımlar sıralanmıştır. Son bölümde metnin nasıl oluşturulduğu açıklanmıştır. Ardından, transkripsiyon alfabesi ile Latin harflerine aktarılan metin, dil içi çevirisiyle karşılıklı gelecek şekilde verilmiştir. Yazma nüshanın tıpkıbasımı da çalışmanın sonuna eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Menkıbe, Fahr-i Kâinat, Hz. Hadice, şiir.

Dil bilgisiDil bilimDini edebiyat+6
Ayşe Nur Kalkan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Aziz Mahmud Hüdâyî'nin dîvân-ı ilâhîyat'ı ile Johann Wolfgang Von Goethe'nin doğu-batı dîvânı'nda tasavvuf

Bu tezimiz mukayeseli bir çalışmadır. Bu tezde, Aziz Mahmûd Hüdâyî'nin Divân'ı İlâhîyat'ı ile Johann Wolfgang von Goethe'nin Doğu-Batı Divânı'nda Tasavvuf konusu incelenmiştir. Öncelikle, tasavvufun genel mahiyeti hakkında bilgiler verilmiştir. Bilahare, Hüdâyi'nin yaşadığı dönemin siyasi, sosyal, kültürel ve edebi karakteri irdelenmiştir. Hüdayi'nin hayatı, ilmî, edebî ve manevî şahsiyeti hakkında bilgiler sunulmuştur. Onun kurmuş olduğu Celveti Tarikatı ele alınarak, Hüdâyî Yolu anlatılmış ve Hüdâyi'nin duasının tesirinden bahsedilmiştir. Yine aynı şekilde Goethe'nin yaşadığı dönemin siyasi, sosyal, kültürel ve edebi karakteri incelenmiştir. Goethe'nin İslam Dini ile ilgili görüşleri ele alınarak, onun doğuya olan ilgisi ele alınmıştır. Daha sonra Doğu-Batı Divanı hakkında bilgiler verilerek, Goethe'de Allah, Kur'an ve Peygamber tasavvuru hakkında bilgiler sunulmuştur. Her iki divandaki ilahi aşk, Allah ve Peygamber tefekkürü konuları tasavvufi açıdan incelenmiştir. Tezin son kısmında ise her iki şahsiyetin ve eserin mukayesesi yapılmaya çalışılmıştır.

Aziz Mahmud HüdayiEdebiyatEski Türk edebiyatı+7
Sabri Balta
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Leylâ Hanım Dîvânı'nın tahlili

Divan şiiri tahlili, Eski Türk edebiyatı çalışmalarında önemli bir yer tutmaktadır. Divan şiirini anlama, açıklama, tanıtma ve değerlendirme amacıyla yapılan çalışmaların geçmişinin eskilere dayandığı bilinmektedir. Divan şiiri tahlili, divan edebiyatının kendi döneminden başlayarak, günümüze kadar gelmiş; günümüzdeyse geçmişin tanıtılması, dolayısıyla yaşatılması, geçmişle günümüz arasında bağlantı kurulması açısından büyük önem kazanmıştır. Divan şiiri tahlili çalışmaları, divan edebiyatı döneminde başlamıştır. Bunun yanı sıra metin açıklama, inceleme, değerlendirme çalışmalarının esas itibariyle günümüzde önem ve yoğunluk kazandığını da vurgulamak gerekmektedir. Biz de bu çalışmamızda 19. yy kadın şairlerinden olan Leylâ Hanım Dîvânı'nı tahlil etmeye çalıştık. Leylâ Hanım, lirik aşk şiirleriyle tanınan divan şairidir. İstanbul'da doğdu. Kazasker Moralızâde Hâmid Efendi'nin kızıdır. Hayatı hakkında fazla bilgi olmadığı gibi doğum tarihi de bilinmemektedir. Kendi şiirlerinden anlaşıldığı üzere dayısı Keçecizâde İzzet Molla'dır. Divanında kendisine şiirde yol göstermiş olan İzzet Molla'yı üstadı ve hocası olarak gösteren ifadelerin yer aldığı görülür. Leylâ Hanım, kültürünü içinde bulunduğu münevver aile çevresinden alarak yetişmiştir. Çalışmamızda Mehmet Arslan'ın hazırladığı Kitabevi Yayınları tarafından basılan Leylâ Hanım Divanı ve www.kulturturizm.gov.tr http://ekitap.kulturturizm.gov.tr internet adresinde aynı adla yayımlanan eserleri temel kaynak olarak ele aldık. Böylelikle Leylâ Hanım Dîvânı'nın daha iyi anlaşılması, değerlendirilmesi ve tanıtılmasına gayret ettik. Ayrıca Divan edebiyatı ve geçmiş kültürümüzün tanıtılması açısından da bu çalışmamız önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Leylâ Hanım, Dîvân Tahlili, 19. Yüzyıl, Din-Tasavvuf, Cemiyet, Tabiat, İnsan

19. yüzyılDivan edebiyatıDivanlar+5
İbrahim Karaman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mehmed Şükrü'nün (Dâmâd-ı Gelenbevî) Müntehabât-ı Mesnevî'si, (İnceleme-metin)

Mevlânâ tarafından 13. yüzyılın ikinci yarısında yazılan Mesnevî, klâsik İslâm eserlerinin en önemlilerinden biridir. Mesnevî, asırlar boyunca büyük rağbet görmüş ve birçok kişiyi etkilemiştir. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin Mesnevî'si, Türk-İslâm âleminde en çok şerh yapılan eserlerden birisidir. Bu eserlerden biri çalışmanın da konusu olan Es-Seyyid el-Hac Mehmed Şükrü İbn es-Seyyid Ahmed 'Ata'nın (Dâmâd-ı Gelenbevî) Müntehabât-ı Mesnevî adlı eseridir. Şarih, mesnevinin birinci cildinden seçilen 231 beytin şerhini yapmıştır. Bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şerh hakkında bilgiler verildikten sonra Türk Edebiyatında yapılan Mesnevî şerhlerini listeledik. Birinci bölümde Seyyid Mehmed Şükrü'nün hayatı ve eserleri tanıtılıp incelediğimiz eser hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde eser dini ve tasavvufi açıdan muhteva incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise, eser günümüz alfabesine aktarılmıştır. Eserde dinî, tasavvufî ve ahlâkî konuların işlendiği; bilgilendirici ve eğitici bir yol takip edildiği görülür. Suret ve mana, arif ve feylesof, muhlis ve münafık, alem-i mülk ve alem-i melekut, ruh ve beden, vahdet ve kesret, aşk, insan-ı kâmil, sabır, tevekkül, ilim gibi kavramların açıklaması yapılır. Anahtar kelimeler: Mevlana, Seyyid Mehmed Şükrü, Müntehabat-ı Mesnevi, Tasavvuf, Şerh

Mehmet Şükrü EfendiMesneviTasavvuf+4
Osman Rahmi Coşkun
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şemseddin Sivasi'nin Hallü Me'âkıdi'l-Kava'id isimli eserinde istişhâd

Şemseddin Sivâsî, Arapça Türkçe ve Farsça olarak dini tasavvufi eserler yazdığı gibi nahiv ilminde de istifadeli eserler kaleme almıştır. Nahiv ilminin kaidelerini ihtiva eden eserlerden birisi de Hallü me'âkıdi'l-kava'id isimli kitabıdır. Sivâsî, söz konusu eserini ele alırken istişhâd kaynaklarından Kur'ân'ı Kerîm'i, hadisi şerifi, Arap şiiri ve Arap nesrinden çok fazla istifade etmiştir. Şemseddin Sivâsî'nin Hallü Me'âkıdi'l-Kava'id İsimli Eserinde İstişhâd adlı tez çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuç faslından meydana gelmektedir. Birinci bölümde; Şemseddin Sivâsî'nin hayatı, ailesi, ahlaki kişiliği, ilmi ve tasavvufi yolculuk serüveni, halifeleri ve eserlerini ele aldık. İkinci bölümde; İstişhâdın lügat ve istilâh anlamı, istişhâdın ortaya çıkışı, istişhâdın önemi ve istişhâdın kaynaklarını açıkladık. Üçüncü bölümde ise; Şemseddin Sivâsî'nin Hallü Me'âkidi'l-Kava'id İsimli Eserinde İstişhâd başlığı altında tezimizin asıl konusunu teşkil eden Şemseddin Sivâsî'nin söz konusu eserinin muhtevası ve istişhâd metodunu inceledik.

ArapçaDil bilgisiDil bilim+6
Mehmet Rakip Ocak
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe yazmaları koleksiyonunda 10715 numarada kayıtlı Mecmua-i İlahiyât

Türk edebiyatında dönemin sosyal ve kültürel hayatı hakkında bilgi vermesi yanında birçok şairden de bahsetmesinden dolayı mecmualar önemli kaynaklardandır. Kaynaklarda yer almayan ya da döneminde ilgi odağı haline gelmeyen şairlerin mecmualarda yer aldıkları da olmuştur. Çalışmamızın konusu İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Koleksiyonunda yer alan 10715 numarada kayıtlı Mecmua-i İlahiyât'ın şekil ve içerik açısından incelenmesidir. Buna göre mecmuadaki şiirler transkribe edilmiş ve nesre çevirisi yapılmış olup şekil ve içerik yönünden incelenmiştir. İncelenen mecmuadaki şiirlerin çoğunluğu Türkçe olmakla birlikte Arapça ve Farsça şiirlere de rastlanmıştır. İncelenen 62 şaire ait 198 şiir tespit edilmiştir. Mecmuadaki şairlerin genel anlamıyla XIV-XVIII. yüzyıl şairleri arasından seçildiği dikkat çekmektedir. Mecmuada nazım şekilleri olarak en çok gazel, sonra koşma ve murabba nazım şekilleri kullanılmakla beraber muhammes ve kaside nazım şekilleri de tercih edilmiştir. Bu çalışmanın içerdiği şairler ve şiirler açısından alana katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Şiir Mecmuası, XIV-XVIII. yüzyıl Klasik Türk Edebiyatı, Dinî-Tasavvufi Türk Edebiyatı.

Klasik Türk edebiyatıMecmua-i İlahiyyatTasavvuf+5
Büşra Yıldırım
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Âsaf Hâlet Çelebi'nin şiirlerinde tasavvufî muhteva

Kadim bir geleneğe sahip olan Türk edebiyatı Türklerin İslâmiyet'e girmesinin ardından tasavvuf ile tanışmış ve bu doğrultuda geçmişten günümüze kadar birçok müellif eserlerini tasavvuf bağlamında şekillendirmiştir. İlk dönem Cumhuriyet edebiyatı şairlerimizden Âsaf Hâlet Çelebi kendine has karakteri ve entelektüel tarzıyla edebiyatımızın önemli şahsiyetlerindendir. Çelebi şahsında Doğu-Batı kültürlerini sentezlemiş, döneminde bulunan değişim sürecinde gelenek ve yenilik arasında köprü olmuştur. Eserlerinin temel yapıtaşının tasavvufî ve mistik unsurlar olduğunu belirten Çelebi şiirlerinde sanatsal bir üslupla tasavvufî muhtevaya yer vermiştir. Bu minvalde çalışmamız ilk dönemden itibaren Türk edebiyatında görülen tasavvufi unsurların genel hatlarıyla araştırılması ve ilk dönem Cumhuriyet edebiyatı şairlerimizden Âsaf Hâlet Çelebi'nin şiirlerinde bulunan tasavvufî muhtevanın incelenmesinden oluşmaktadır.

TasavvufTasavvuf edebiyatıTasavvufi unsurlar+3
Mehmet Enes Özcan
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tekkeden gazinoya, hamamdan tiyatroya: Derviş Vâsıf Mecmuası ile 19. yüzyılda tasavvuf

Bu çalışmada, Vâsıf'ın (ö. 1899'dan sonra) çok yönlü kimliği kapsamlı biçimde ele alınmakta; onun şahsi üslubuyla tertip ettiği "Derviş Vâsıf Mecmuası" ise ilk kez gün yüzüne çıkarılmaktadır. Dini düşünce, edebiyat, gündelik yaşam ve eğlence kültürünü harmanlayan bu mecmua, 19. yüzyıl sonu Osmanlı toplumunun çokdilli, çokkültürlü yapısını yansıtmaktadır. Tasavvufla dünyevi arzu, mahremiyetle kamusallık gibi kavramlar mecmuada bir arada yer almakta ve bu durum metni hem bireysel hem tarihsel açıdan önemli kılmaktadır. Birinci Bölüm, Vâsıf ve mecmuasını tanıtarak çalışmanın kapsamını, yöntemini ve akademik bağlamını sunmaktadır. İkinci Bölüm, "Derviş Vâsıf'ın Mevlevi Mecmuası'nın dilsel, biçimsel ve türsel özelliklerini incelemekte ve kütüphanelerde Vâsıf'ın tertip ettiği Mecmu'a-i Medayih-i Hazret-i Mevlânâ adıyla kayıtlı eserler ile karşılaştırmalı analizler gerçekleştirilmiş; arşiv belgeleri, gazete küpürleri ve içerik dökümleri tablolar hâlinde sunularak iki mecmuanın ayrıştığı noktalar somut biçimde ortaya konmaktadır. Üçüncü Bölüm, Vâsıf'ın aşk, terk edilme ve kimlik dönüşümünü içeren iç dünyasını, Osmanlı kent kültürü bağlamında yakın okuma yöntemiyle yeniden inşa etmektedir. Dördüncü Bölüm, modernleşme ve sekülerleşme süreçlerinin duyular rejimini nasıl dönüştürdüğünü beş temel duyu üzerinden analiz etmektedir. Beşinci Bölüm, temel bulguları özetlemekte ve mecmuayı çok katmanlı bir metin olarak değerlendirmektedir. Altıncı Bölüm, 1a–51a varakları arasındaki şiir ve düzyazıları, ayrıca daha önce tanımlanmamış bir nazîre mecmuasını transkripsiyon hâlinde sunmaktadır.

19. yüzyılDuyularEğlence mekanları+7
Ömer Rafi Çiçek
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Eşrefoğlu Rumi ve divanı (inceleme-metin)

DivanlarEşrefoğlu RumiMetin inceleme+2
Mustafa Güneş
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1994
00
Master'sOpen AccessTR

Mecmûa-i İlâhiyât (Hasanpaşa ktp. No: 19 hk 2271) adlı eserin transkripsiyonu ve incelenmesi

Mecmûa-i İlâhiyât, Tekke-Tasavvuf edebiyatı alanında değerlendirilebilecek ilahi tarzında kaleme alınmış şiirlerden oluşmaktadır. Bu şiirlerin dışında eserde nesir olarak kaleme alınmış varaklar da yer almaktadır. Eserin başlangıç kısmında doksan adet hadis ve bunların ikişer beyitlik tercümeleri bulunmaktadır. Mecmûa-i İlâhiyât, müellifi olan Seyyid Hasan'ın şiirlerinin dışında baş ve son kısmına eklenmiş varaklardan oluşmuş bir şiir kitapçığı şeklinde günümüze ulaşmış el yazması bir eserdir. Eserin müellifi Seyyid Hasan hakkında edebiyat tarihlerinde ve şiir antolojilerin-de herhangi bir bilgi bulunamamıştır. Eserde toplam 175 şiir tespit edilmiştir. Bu şiirlerin 127'si eserin müellifi Seyyid Hasan'a aittir. Seyyid Hasan'ın şiirleri dışında, eserin baş kısmında Hüdâî'ye ait yirmi iki şiir ve nesir Fatiha Suresi tefsiri yer almaktadır, manzum kısımlar da tefsirin arasına yerleştirilmiştir. Eserin son kısmında Zâkirî'ye ait sekiz, Der-viş'e ait bir, Hâletî'ye ait bir, Meylî'ye ait bir, Şeyhoğlu Mustafa'ya ait bir, Câhidî Ah-med Efendi'ye ait iki şiir bulunmaktadır. Ayrıca eserde cenaze defni ile ilgili nesir şek-linde yazılmış bilgi, Molla Fenârî'nin Şürûŧu'ś-Śalât adlı eserinden "namaz, abdest, gu-sül" ile ilgili nazım tercüme, İmam Gazâlî'nin Kimyâ-yı Saǿâdet adlı eserinden bir alıntı ve Hz. Muhammed (s.a.v.), dört halife, din ve devlet büyüklerine edilmiş dualar bulun-maktadır. Eserdeki şiirlerin çoğunda Dîvan şiiri geleneği sürdürülmüş, şiirlerde başlık kulla-nılmamıştır. Başlık kullanılan şiirlerde de "İlahi" başlığı yer almaktadır. Bazı şiirlerin şairi, kopan varaklardan dolayı belirlenememiştir. Ayrıca kimi şiirlerin başlıklarında yer alan nevâ, bûselik, mâhûr gibi makam adlarından şiirlerin bestelenmiş oldukları anlaşıl-maktadır.

Dini edebiyatMecmua-i İlahiyyatSeyyid Hasan Efendi+4
Mustafa Şengül
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Müellifi bilinmeyen mensur bir fütüvvet-nâme (Çorum Hasanpaşa kütüphanesi 19 hk 885, inceleme metin tıpkıbasım)

Türk edebiyatının önemli yazılı kaynakları arasında yer alan fütüvvet-nâmeler, 13 ve 14. yüzyıl Anadolu coğrafyasında görülen fütüvvet anlayışı ile Ahîlik kurumunun temel ilkelerini ortaya koyan ve yazıldıkları dönemin sosyo-kültürel yapısı ve ekonomik hayatı hakkında bilgiler veren eserlerdir. Bu yönüyle Anadolu'nun dinî tarihine dair doğrudan bilgi elde edebileceğimiz önemli kaynaklardan olan Fütüvvet-nâmeler, esas itibariyle Ahîliğin anayasası ve Ahîlerin el kitabı mahiyetindeki eserlerdir. Ahîlik kurumunun yaşadığı gelişim ve değişimlere paralel olarak muhtevaları değişiklik göstermiş, buna bağlı olarak Mevlevîlik, Bektaşîlik, Kâdirîlik, Rufâilik gibi bazı tarikat çevrelerince çeşitli Fütüvvet-nâmeler kaleme alınmıştır. Üzerinde çalışma yaptığımız fütüvvet-nâme türündeki bu eserin, içeriğinde yer alan konulardan ötürü sûfî/tasavvufî çevrede kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Eserin müellifi hakkında herhangi bir bilgi verilmemiş, yazılış tarihi de kesin olarak bilinmemektedir. Nüshada yer verilen bazı kavramlardan hareketle 18 ya da 19. yüzyılda yazılmış olabileceği düşünülmektedir. Mensur bir fütüvvet-nâme örneği olan eser, Çorum Hasanpaşa Yazma Eserler Kütüphanesi, 19 Hk 885 numarada Fütüvvet-nâme başlığıyla kayıtlıdır. 67 varaktan müteşekkil eserin geneline bakıldığında sade bir dil ve akıcı üslupla yazıldığı görülmektedir. Eser, konu değişikliğini gösteren "Fasl" başlıklarından meydana getirilmiş, tasavvufî adab ve erkânların yanı sıra yeme-içme ve misafir ağırlama adabı gibi sosyal hayatı ilgilendiren bazı hususlar soru-cevap şeklinde izah edilmiştir. Eserde peygamberler, dört halife (çâr-yar), sahabeler, on iki imam (düvaz-deh), on dört masum (çâr-deh), bazı dinî ve tarihî şahsiyetler hakkında bilgilere yer verilmiştir. Bunların yanı sıra tasavvufun dört kapısı başta olmak üzere şed, post, fakr, ricâlü'l-gayb, Kâbe kavseyn gibi tasavvufi literatüre ait kavramlardan bahsedilmiştir. Şed kuşandırma, posta geçme, icazet verme, üstadın huzuruna girme ve ayrılmanın usulü gibi bazı ritüeller üzerinde durulmuştur.

Dini edebiyatTasavvuf edebiyatıTekke edebiyatı+3
Abdulkerim Tiryaki
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Battûta'nın zihin haritaları

İbn Battûta'nın Zihin Haritaları tezi, merkeze seyahatname metnini yerleştirip seyahatname olgusundan ziyade seyyaha odaklanılarak seyyahın zihin dünyasını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Seyahatname metninin, seyyahın zihin haritaları şeklinde de okunabileceği ortaya konmaya çalışılmıştır. Elimizdeki seyahatname seyyahın otuz yıla yakın bir zaman dilimindeki gezilerinin toplamıdır. Metinde anlatılanlar, seyyahın zihin süzgecinden geçerek, ayıklanarak oluşturulmuştur. Eğer bu gezileri aynı dönemde, İbn Battûta değil de başkası yapsaydı, o kişinin zihin dünyasındaki haritalara göre daha farklı bir seyahatname ortaya çıkacaktı; çünkü aidiyeti, dini, coğrafyası, birikimi, inanışları farklı bir seyyah, daha farklı bakış açıları ve kurgusal boyut ile metnini süzerek oluşturacaktı. Seyahatnameyi anlamlandırmanın yolu, seyahatnameyi vücuda getiren kişinin yani İbn Battûta karakterininin ete kemiğe büründürülerek onun amaçlarının (sufî olma), birikiminin, inancının, zihin alışkanlıklarının gözler önüne serilmesinde yatmaktadır. İbn Battûta, yolculuk boyunca gelişir ve boyut kazanır; böylece karakterize olur. Yol, seyyahı eğitir, olgunlaştırır; bunun sonucunda da tekâmüle ulaştırır. Göreli anlamlar ihtiva eden zihin kavramı, dünyayla veya yaşananlarla eşitlenip bir "ayna" olarak nitelendirilebilir. Seyahatname için de "seyyahın zihninden, o geziye dair dünya deneyimlerinin yansımasıdır," çıkarımına ulaşılabilir. Seyyahın Maliki mezhebinden Sünni bir Müslüman oluşu, sufî erginlenlenme tasavvuru, ilmi birikimi ile donanımı ve kişiliği bu tezin merhalelerini oluşturmuştur. Bu tezle, seyyahın, seyahatnamenin bir metin olarak ortaya konmasındaki belirleyiciliği, önemi vurgulanmış; ayrıca seyahatnamenin seyyahın zihin haritaları çerçevesinden, farklı bir bakış açısıyla yeniden okunabileceği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: seyahat, seyyah, zihin, tasavvuf, din, karakter, kurgu, bellek

BellekSeyahatSeyahatname+6
Cengiz Çakmak
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

16. yüzyıl mesnevilerinde aşkın bedel-ödül ve suç-ceza bakımından değerlendirilmesi

Çalışmamız, 16. yüzyıl klasik Türk edebiyatının önemli bir nazım şekli olan mesnevilerde "bedel-ödül" ve "suç-ceza" kavramlarının ele alınışını, klasik şiiri estetiği, tasavvufi düşünce ve disiplinler arası bir yöntemle incelemektedir. Mesneviler, ilâhî ve manevi boyutunun yanında insanın maddi dünyadaki varoluşunu, toplumsal ilişkilerini ve ahlaki sorumluluklarını yansıtan çok boyutlu metinlerdir. Bu bağlamda, "bedel-ödül" ve "suç-ceza" kavramları, hukuk, sosyoloji, din ve eğitim gibi farklı disiplinlerin ışığında değerlendirilmiştir. Bu kavramların mesnevilerdeki işlevi, klasik şiirin sembolik yapısı ve tasavvufi düşüncenin ışığında ele alınmış, âşığın ve aşkın halleri, hukuk ve sosyolojinin toplumsal düzen; dinin ahlaki ve manevi yönleriyle ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Mesnevilerdeki "bedel" ve "ödül" kavramlarının, dünyevi karşılıklarla sınırlı kalmayıp, ilâhî adaletin tecellisi, toplumsal sorumlulukların yerine getirilmesi ve manevi yolculuk süreci gibi derin anlamlar taşıdığı vurgulanmıştır. Çalışmamız, aşkın bir imtihan olarak sunulduğu mesnevilerde adaletin nasıl kurulduğunu, cezanın hangi durumlarda kaçınılmaz hale geldiğini ve ödülün ne zaman meşru görüldüğünü aşk anlatısının yapısal ve sembolik seviyeleri üzerinden değerlendirmektedir. Nihayetinde, 16. yüzyıl mesnevilerinde "bedel-ödül" ve "suç-ceza" kavramları, disiplinler arası bir yaklaşımla incelendiğinde, toplumsal değerler, ahlaki normlar ve ilâhî adaletin işleyişine dair çok boyutlu bir anlayışa ulaşılmaktadır. Bu yönüyle mesneviler, dönemin edebî, manevî ve toplumsal değerlerini anlamada önemli bir kaynak olarak değerlendirilmektedir.

Divan şiiriKlasik Türk edebiyatıOsmanlı edebiyatı+6
Erhan Zeren
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mir Hamza Nigari`nin Nigar-name mesnevisi: İnceleme - metin

Mir Hamza Nigârî, 19. asırda yaşamış önemli bir edebî şahsiyettir. Şiire, tarikata girdikten sonra başlamıştır. Türkçe ve Farsça olarak iki Divan, "Nigar-nâme", Çay-nâme ve SâM-nâme adında üç tane de Mesnevî'si vardır. Bu eserler onun edebiyat tarihimizdeki yerini alması için yeterli bir sebeptir. Çalışma konumuz olan "Nigar-nâme MesnevîsF, muhteva itibariyle, tamamen dinî-tasavvufî bir yapıya sahiptir. Nigârî'nin diğer eserleri gibi "Nigar-nâme"yi de, mutlaka Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı içinde değerlendirmek gerekmektedir. İncelemeye, elimimde bulunan Osmanlıca- metinleri Lâtin alfabesine aktararak başladık. "Nigar-nâme"yi; söz başı, giriş, üç bölüm altında inceleme, netice, umûmi bibliyografya, metin, sözlük ve indeks gibi ana başlıklar altında ele aldık. Eserin yazıldığı dönemin siyâsi, sosyal ve kültürel olarak genel yapısını, giriş niteliğinde verdik. Nigârî'nin biraz gezgin bir hayat yaşamasının sonucu olarak, eserlerinde karşılaşılan Azerbaycan ve Anadolu dil yapısının örneklerine ulaşmaya çalıştık. Şekil olarak, vezin, kafiye ve anlatını şekilleri gibi konulan irdeledik. Bu metotlarla Nigârî'nin sanatı ve edebî şahsiyeti üzerinde durmaya çalıştık. Çalışmamızın amacı, bir tarikat şeyhi ve edip olan Mir Hamza Nigârî'nin tanıtılması ve doğru anlaşılmasıdır.

MesneviMir Hamza NigariNigar-name+1
Muammer Mete Taşlıova
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

İsmail Hakkî Bursevî Nakdü'l-Hâl (151a-225b) inceleme-metin

Bu çalışmada, 17-18. yüzyıllarda yaşamış, Rûhu'l-Beyân adlı tefsîriyle meşhur olmuş İsmail Hakkî Bursevî'ye ait Nakdü'l-Hâl isimli eserin 151a-225b numaralı varakları transkripsiyon alfabesiyle yeni harflere aktarılmış ve metin muhteva yönünden incelenmiştir. Bursevî çokça eser kaleme almış velûd bir yazardır; tefsîr, hadîs, fıkıh, kelam, tasavvuf vb. alanlarda eserleri bulunmaktadır. Nakdü'l-Hâl isimli eseri vâridât türünde kaleme alınmış Arapça-Türkçe tasavvufî bir eserdir. Bir tür olarak vâridât, kaleme alan kişinin kalbine doğan duygu, düşünce ve ilhamların (vârid) yer aldığı eserlerdir. Bu eserde Bursevî vâridâtını kaleme alıp ayet-i kerîme, hadîs-i şerîf ve manzumelerle zenginleştirmiştir. Bursevî bu eserini vefatından birkaç yıl önce, 1721-1722 yıllarında kaleme almıştır. Eserin müellif nüshası bulunmamaktadır. Beş adet müstensih nüshasına ulaşılmıştır. Çalışmamızda İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde No. TY. 2153'te bulunan Hâfız İbrahim el-Fehmî'ye ait müstensih nüshası esas alınarak transkripsiyonu yapılmış, aynı kütüphanede bulunan No. TY. 2161'de kayıtlı nüsha ile Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi'ne bağlı Atıf Efendi Yazma Eser Kütüphanesi No. 1515'te bulunan müstensih nüshalarıyla mukâbelesi yapılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde Bursevî'nin yaşadığı dönem Osmanlı Devleti'nin siyâsî, kültürel ve ilmî durumu incelenmiştir. Birinci bölümde Bursevî'nin hayatı işlenmiş ve eserleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde mutasavvıflarca bilgi kaynaklarından sayılan keşf ve ilham ile rüya konusu işlenmiştir. Devamında vâridât türü ve Bursevî'nin vâridât türünde yazılmış eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde; Nakdü'l-Hâl işlenmiş ve nüsha tavsifi yapılmıştır. Devamında ise "Nakdü'l-Hâl'de Mânâ ve Mefhûm" başlığı altında Nakdü'l Hâl'in incelediğimiz varaklarında yer alan tasavvufî kavramlar hakkında Bursevî'nin yaptığı açıklamalara yer verilmiştir. Tez çalışmasının dördüncü bölümünde metnin transkripsiyonu yapılmış, orijinal sayfaları verilerek çalışma tamamlanmıştır.

Dil bilgisiDil bilimEski Türk edebiyatı+7
Beyzanur Tuna
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İsmail Hakkî Bursevî - Nakdü'l-Hâl (225a-298a) inceleme - metin

İsmail Hakkî Bursevî, Osmanlı tarihinin en velûd müelliflerinden olup, birçok alanda eser telif etmiştir. Mutasavvıf bir şair olması yönüyle de vâridât türünde pek çok eser kaleme almıştır. Vârid kelimesinin çoğulu olan vâridât, kulun çabası ve kastı olmaksızın gaybdan kalbine gelen manalar anlamına gelmektedir. Hazırlanan bu çalışma, İsmail Hakkî Bursevî'nin 1133/1721 - 1134/1722 yıllarında vâridât türünde kaleme aldığı Nakdü'l-Hâl adlı eserinin 225a-298a varaklarının transkripsiyonlu metin çevirisidir. Eserin müellif nüshası bulunmamaktadır. Çalışmada esas alınan nüsha, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe Yazmalar 2153 numarada kayıtlı olan nüshadır. Metne tam ve doğru olarak ulaşabilmek amacıyla İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkça Yazmalar 2161 numaralı nüsha ile Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Âtıf Efendi Bölümü 1515 numaralı nüsha esas nüsha ile mukayese edilmiştir. Nakdü'l-Hâl eserinin transkripsiyonlu metnini edebiyat sahasına kazandırmak amacıyla hazırlanan bu çalışmada; genel hatlarıyla Bursevî'nin yaşadığı dönem ve hayatı hakkında bilgi verilmiş, akabinde metne dair mana ve mefhum bölümü oluşturulup eserdeki tasavvufî terimler hakkında bilgi verilmiştir. En son olarak eserin transkripsiyonlu metin çevirisi, ardından orijinal sayfalar verilerek çalışma sonlandırılmıştır.

Dil bilgisiDil bilimEski Türk edebiyatı+7
Hilal Bayalan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dede Korkut hikâyelerinin tasavvufî açıdan değerlendirilmesi

Türk sözlü edebiyatının en kıymetli eserlerinden biri olan Dede Korkut Hikâyeleri, Oğuz Türklerinin en eski epik eseri olarak bilinir. On dördüncü, on beşinci yüzyıllarda yazıya geçirildiği tahmin edilen Dede Korkut Hikâyeleri, Türklerin günlük yaşantısından, inanç esaslarına kadar birçok unsura ev sahipliği yapar. Türklerin milli hayatları hakkında bizlere bilgiler sunan Dede Korkut Hikâyeleri 2019 yılında yeni bulunan nüsha ile birlikte toplam 3 nüshadan ve 13 hikâyeden oluşur. Dede Korkut, Türklerin ortak bir değeridir. Dede Korkut Hikâyeleri içinde bulunan evrensel değerler sebebiyle anlayarak ve önemsenerek okunması gereken bir eserdir. Eserde, ağırlıklı olarak Türklerin İslâmiyet'i benimsedikten sonraki yaşantılarına ışık tutulur. Allah, melek, peygamber, salavat, namaz, kelime-i tevhid, dua, Kur'ân-ı Kerîm gibi birçok İslâmî unsuru hikâyelerde bulmak mümkündür. Dede Korkut'un toplumda mürşid nev'inde üstlendiği rol, verdiği öğütler, getirilen zikirler hikâyelerde tasavvufi bir boyut olduğuna dair merak uyandırır. Nefsin; kibir, gurur, insanlar arasına fitne sokma, sui zan gibi sıfatları ile birlikte tevbe, seyr u sülûk yolculuğu nefs ile mücadele, nefsin terbiye metotlarından az yemek, az uyumak, az konuşmak, kalbin hastalıkları, gönül ehlinin hali gibi mevzular eserde anlatılır. Çalışmada toplamda üç nüshası bulunan Dede Korkut Hikâyeleri anlatılarak hikâyelerden hareketle Türklerin İslâm'ı benimsedikten sonraki yaşantılarında tasavvufi unsurlar incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır.

Dede Korkut HikayeleriDini edebiyatTasavvuf+6
Rabia Nur Yorulmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Related subjects