Oils-volatile
79 theses under this subject heading
Çeşme yarımadasında yetişen yabani (Pistacia lentiscus L.) ve kültür sakızı (Pistacia lentiscus var. chia. Duham.) ağaçlarının yapraklarındaki uçucu yağ özelliklerinin belirlenmesi
İzmir İli Çeşme İlçesinde, kültür sakız ağaçları (Pistacia lentiscus var chia) ve yabani sakız ağaçları (Pistacia lentiscus L.) bulunmaktadır. Bu çalışmada özellikle doğada bulunan yabani sakız ağaçlarının yaprakları kullanılarak bu bitkilerin yapraklarındaki uçucu yağ miktarları ile uçucu yağ içeriklerinin belirlenmesi ve kültür sakızı yaprakları ile karşılaştırılarak kullanılabilme imkânlarının ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Her iki gruptan alınan yaprak örneklerinin distilasyon yöntemi ile uçucu yağ miktarı belirlenmiş, elde edilen yağların içerikleri GC ve GC-MS (Gaz Kromatografisi - Kütle Spektrometresi) cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde reçine uçucu yağının ana bileşeni olan α-Pinen miktarının yabani sakız ağacı yapraklarında kültür ağacı yapraklarından daha fazla bulunduğu görülmektedir. Yabani sakız ağacı yapraklarından elde edilen uçucu yağ, kültür yaprağından elde edilen uçucu yağa oranla, reçine yağına daha yakın bulunmuştur. Ayrıca kültür sakızı için yaprak ve dal temini daha zor olacağından bu amaç için yabani sakızları kullanmak daha makul görünmektedir. Bunun yanında kültür sakız yaprağı ve yabani sakız yaprağı uçucu yağları karşılaştırıldığında, her iki grup uçucu yağlarının farklı zamanlarda yükseliş göstermesi de dikkat çekmektedir. Kültür sakızı en yüksek uçucu yağ oranına Haziran ayında ulaşırken, yabaniler Eylül ayında ulaşmaktadır. Kültür ve yabanilerin yaprak uçucu yağ bileşenleri birbiriyle kıyaslandığında çok ciddi farklılıkların olduğu görülmektedir. İlk üç ana bileşen tamamen birbirinden farklı olup kültür sakızında Myrcene, Germacren-D, ve Caryophyillene ilk sırada yer alırken yabanide Limonen, a-Pinen ve Terpinen-4-ol hâkimdir. Sonuç olarak Çeşme yöresinde bulunan yabani sakız ağacı yaprakları taşıdıkları uçucu yağ oranı ve uçucu yağ bileşenleri ile oldukça zengin yapıdadır. Bileşen olarak Kültür sakızı reçinesi ile benzerlik göstermektedir. Bu araştırmada yabani sakız ağaçlarından alınacak yapraklardan elde edilecek sakız yağı ekonomiye ciddi bir katma değer katacaktır.
Trakya Bölgesinde yetişen etno veteriner tıbbi bitkilerin esansiyel yağının hidro distilasyon yöntemiyle elde edilmesi ve kimyasal bileşiminin belirlenmesi; sarı kantaron otu Ossa sesamoideam L.) örneği
Latince adı Hypericum perforatum L. olan sarı kantaron otu dünyada en çok "St. John' wort" adıyla Türkiye'de ise "kılıç otu, binbirdelik otu, kuzu kıran, kan otu, yara otu ve mayasıl otu" gibi isimlerle bilinmektedir. Hypericum perforatum L. Türkiye'nin birçok bölgesinde yayılış göstermektedir. Sarı kantaron otu; yara ve yanıklarda, depresyon, kanser, diyabet, mide-bağırsak rahatsızlıkları, safra ve karaciğer rahatsızlıkları, mide ülseri, sarılık, dizanteri, bronşit, diyare ve boğaz hastalıklarında kullanılmaktadır. Sarı kantaron otu oldukça geniş kimyasal bileşime sahiptir. Bunlardan biri de bitkinin içerdiği uçucu yağlardır. Hastalıkların tedavisinde kullanılan bitkilerin etkinliğinin içerdiği uçucu yağlardan kaynaklandığı bilinmektedir. Ülkemizde ve dünyada Hypericum perforatum L. ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır ancak Trakya bölgesini kapsayan kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu araştırma, 2021 yılının Haziran-Ağustos ayları arasında Trakya Bölgesinde (Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Çanakkale (Gelibolu yarımadası), İstanbul Avrupa yakası) doğal olarak yetişen Hypericum perforatum L. türünün uçucu yağının kimyasal bileşiminin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Toplanan sarı kantaron bitkisi örneklerinin uçucu yağı hidrodistilasyon yöntemiyle çıkarılmıştır. Çıkan uçucu yağların bileşenleri GC-MS yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz edilen uçucu yağlarda 50-64 adet bileşen tespit edilmiştir. Bitkinin uçucu yağının ana bileşenlerini genel olarak seskiterpenler (ß- caryophyllene, caryophyllene oxide, ß-selinene, α-selinene, ß-farnesene, α-amorphene, Eudesma-4(14),11-dien, spathulenol), hidrokarbonlar (1-tetradecanol, 1-tridecanol, Cycloundecane, 1,1,2-trimethyl), ayrıca diterpenler (phytol), alkoller (alpha cadinol) ve yağ asitleri (Pentadecanoic acid, Palmitic acid, 9,12-Octadecadienoic acide…) oluşturmaktadır.
Gökkuşağı Alabalığı (Oncorhynchus mykiss)'ndan elde edilen balık köftelerinde Defne ve Biberiye uçucu yağlarının duyusal ve mikrobiyolojik kaliteye etkisi
Bu çalışmada gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss)'ndan elde edilen balık köftelerinin bazı mikrobiyolojik ve duyusal özellikleri üzerine defne ve biberiye uçucu yağlarının etkileri araştırılmıştır. Gökkuşağı alabalığı filetoları kıyma haline getirilerek farklı katkı maddeleri ilave edilerek üç köfte grubu oluşturulmuştur. Bu köfte gruplarından; 1. grup; kontrol grubu (Kk), 2. grup; biberiye uçucu yağı ilave edilmiş grup (Bk) ve 3. grup; defne uçucu yağı ilave edilmiş guptan (Dk) oluşmuştur. Tüm köfte örnekleri 4±1oC'de muhafaza altına alınarak periyodik olarak mikrobiyolojik ve duyusal olarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, çiğ balık etinde toplam mezofilik aerobik bakteri (TMAB) sayısı 5,24±0,04 log kob/g, toplam psikrofilik aerobik bakteri (TPAB) sayısı 4,22±0,02 log kob/g olarak belirlenmiştir. Çiğ balık etindeki TMAB ve TPAB sayısı köfte yapımıyla birlikte tüm köfte örneklerinde (Kk, Bk ve Dk) azalmış olmakla birlikte, Dk grubu köfte örneklerinde TPAB için, Bk grubu köfte örneklerinde TMAB ve TPAB için bu azalma örneklerde istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Panelistlerin 1. gün değerlendirmesi sonucunda Bk ve Dk köfte örneklerinin genel beğenisinin Kk köfte örneklerine göre daha iyi olduğu belirlenmiştir. Tüm köfte grupları içerisinde Dk köfte örneklerinin genel olarak panelistlerce daha fazla beğenildiği saptanmıştır.
Ultrasonik levitasyon ile uçucu (esansiyel) yağ kokularının atmosfere salınımının artırılması
Koku, insanın beş duyusundan birisi olup, kokular terapi, tedavi ve birçok amaç için üretilip kullanılmaktadır. Kokunun atmosfere verimli bir şekilde yayılması için püskürtme, sürme, koku bantları ve buhar yöntemleri kullanılmaktadır. En yaygın olarak kullanılan yöntem püskürtme işlemidir. Bu işlem ise yer çekimden dolayı püskürtülen sıvı maddenin havada tutulmasını zorlaştırmaktadır. Diğer yöntemlerde ise nesne üzerinden koku salınımı gerçekleştirilip nesnelerin hapsettiği koku yayılımını sınırlandırarak kokunun yayılmasını azaltmaktadır. Dolayısıyla bu yöntemlerin hepsi verimsiz yöntemler olduğu saptanmıştır. Bu tez çalışmasında, koku kaynağı olan esansiyel yağların ultrasonik levitasyon yöntemiyle havada tutularak koku moleküllerinin atmosfere verimli bir şekilde salınım yapması sağlanmıştır. Yağ parçacıklarının ultrasonik levitasyon yöntemi ile havada tutulması için piezo seramik temelli ultrasonik transmitter kullanılmıştır. Sistemin 40KHz mekanik akustik basınç üretmesi amacıyla, piezo seramik malzeme L298N entegresi ile kontrol edilmiştir. Sistemin takibi görüntü işleme teknikleri ile yapılmış olup, OPENCV kütüphanesiyle geliştirilen yağ damlası büyüklüğü testleri sayesinde kokunun yayılımı ve uçucu yağ çeşitlerinin verimliliği test edilmiştir. Ayrıca koku yayılım testleri denekler üzerinde de gerçekleştirilerek esansiyel yağlardan (gül ve çay ağacı yağlarında) en az 6 kat daha fazla atmosfere koku salınımı olduğu belirlenmiştir.
Yağ gülü (Rosa damascena Mill.)'nde GA3 uygulamasının verim ve kalite özelliklerine etkisi
Bu çalışma yağ gülüne GA3 uygulamasının verim ve kalite özelliklerine üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bölünmüş parseller deneme desenine göre yürütülen çalışmada parsellerde bitkilerin tomurcuklanmaya başladığı ve pembe renkli petallerin sepal yapraklarda çıkmaya başladığı dönemde ve bu tarihten bir hafta sonra 0, 25, 50, 75 ve 100 ppm dozunda GA3 hormonu uygulanmıştır. Çiçeklenme ile birlikte çiçeklenme başında (1-7. gün), ortasında (8-14. gün) ve sonunda (15-21. gün) olmak üzere üç dönemde çiçek hasadı yapılmıştır. GA3 uygulaması ile çiçek çapı, petal oranı, 100 çiçek ağırlığı ve dolayısıyla çiçek ve uçucu yağ verimi 50 ppm dozuna kadar artış göstermiştir. Çiçeklerdeki uçucu yağ oranı GA3 uygulaması ile 25 ppm dozuna kadar artmış, sonraki dozlarda ise azalmaya başlamıştır. Uçucu bileşenler incelendiğinde çiçeklenme başlangıcında kontrolden 100 ppm uygulamasına kadar geraniol oranı % 36.69'dan %21.16'ya, çiçeklenme ortasında %27.34'ten %12.93'e ve çiçeklenme sonunda ise %22.33'ten %21.14'e gerilemiştir. Çiçeklenme başlangıcında nonadesen ve nonadesan oranı kontrolden 100 ppm dozuna kadar sırasıyla % 1.44'ten %2.47'ye ve %16.50'ten %23.58'e, çiçeklenme ortasında %1.69'dan % 2.66'ya ve %17.15'ten %21.23'e yükselmiştir. Çiçeklenme sonunda ise nonadesen oranı %2.56'dan %1.87'ye düşerken, nonadesan oranı %20.66'tan %29.45'e yükselmiştir. Sonuç olarak; yağ gülünde yüksek çiçek ve uçucu yağ verimi ile uçucu yağ bileşenlerinin elde edilmesinde 25 ppm GA3 uygulanması önerilebilir.
Endemik marrubium rotundifolium boiss. bitkisinin total ekstresinin kimyasal içeriğinin ve biyoaktivite potansiyelinin araştırılması
Marrubium L. (Lamiaceae) cinsinin dünyada toplam takson sayısı yaklaşık 40'tır. Bunların 21 tanesi Türkiye'de bulunup büyük çoğunluğu endemiktir. Anadolu'da "bozotu, bozkaşık, karaderma" olarak bilinen, Marrubium L. cinsinin farklı türleri ile yapılan etnobotanik çalışmalar sonucu, bu türlerin halk arasında idrar söktürücü, göğüs yumuşatıcı, soğuk algınlığında, antipiretik ve ağrı kesici olarak kullanımları ortaya konmuştur. Farklı Marrubium türlerinin analjezik, sitotoksik, antienflamatuvar, antioksidan ve antimikrobiyal etkileri bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Marrubium türleri üzerinde yapılan fitokimyasal çalışmalar sonucunda ana bileşik grupları olarak diterpenler, flavonoidler, uçucuyağlar, fenilpropanoid esterleri ve feniletanoid glikozitleri izole edilmiştir. Marrubium rotundifolium Boiss. Ege Bölgesi'nde yayılış gösteren endemik bir türdür. Bu çalışmada bitkinin toprak üstü kısımlarıyla elde edilen metanol, etilasetat ve hekzan ekstrelerinin kimyasal bileşenlerini belirleyebilmek amacıyla; İTK (ince tabaka kromatografi), YBSK (yüksek basınçlı sıvı kromatografisi), ve GC-MS (gaz kromatografisi ve kütle spektroskopisi) kromatografik yöntemleri uygulanmış olup, ekstrelerin biyoaktivite çalışması yapılmıştır. İTK ve YBSK yöntemi ile karşılaştırma yaptığımız standart maddeler tespit edilememiştir. Uçucuyağ analizinde majör bileşikler olarak germakren-D (% 24.80), β-karyofillen (% 23.39), karyofillen oksit (% 16.69) tanımlanmıştır. Folin-Ciocalteu metodu ile toplam fenolik içerik tayininde n- hekzan ve etilasetat ekstresinde fenolik madde içeriği gözlenmemiş olup, metanol ekstresinde 20,62 ± 1,6 GAE µg/mg değerinde fenolik içeriği gözlemlenmiştir. Aluminyum klorid/potasyum asetat metodu ile yapılan toplam flavonoid içerik tayininde elde edilen sonuçlara göre, metanol ve etilasetat ekstrelerinde flavonoid içeriği sırasıyla 70,76 QE µg/mg ve 142,58 QE µg/mg iken en yüksek flavonoid içeriği n-hekzan ekstresinde gözlemlenmiş olup 168,63 QE µg/mg'dir. OH.- ABTS ve DPPH radikal süpürücü etki çalışmalarında M. rotundifolium metanol ekstresi daha düşük dozlarda yüksek etki değerleri göstermiştir (Sırasıyla; 0,277 ± 0,024, 3,21 ± 0,081, 0,033 ± 0,001 mg/ml). Bitki ekstrelerinin in vitro sitotoksisitelerini belirlemek amacıyla MTT yöntemi kullanılmış olup 3 adet kanser ( CaCo-2,SHSY5Y ve PC-3) ve 2 adet kanser olmayan hücre hattı (NIH-3T3, HK-2) üzerinde ekstrelerde anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Mikrodilüsyon yöntemi ile yapılan antimikrobiyal aktivite çalışmasında Staphylococcus aureus'a karşı sadece etilasetat ekstresi (128 µg/ml) antimikrobiyal aktivite göstermiştir. Enterococcus faecalis bakteri suşuna karşı hem etilasetat hem de hekzan ekstereleri aynı değerde aktivite göstermiş (128 µg/ml), Bacillus subtilis' e karşı metanol ve hekzan ekstreleri (her biri 128 µg/ml) antimikrobiyal etki göstermiştir. M. rotundifolium ekstreleri sadece Gram (+) bakteri suşlarına karşı etki göstermiştir. Sonuç olarak, bu çalışma M. rotundifolium bitkisinin fitokimyasal ve biyoaktivite özelliklerini inceleyen bir çalışmadır. Bitkinin antioksidan etki potansiyeli bulunmakla birlikte zayıf antimikrobiyal ve sitotoksik etkili olduğu gözlenmiştir. Yapılan İTK çalışmaları ile bitkinin tüm ekstrelerinin kimyasal içeriğinin çok zengin olduğu görülmüştür. Bu nedenle bitkideki bileşikleri tespit edebilmek amacı ile ileri fraksiyonlama ve saflaştırma çalışmaları yapılması planlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Marrubium rotundifolium; uçucuyağ; sitotoksisite; antioksidan; antimikrobiyal; flavonoid; fenolik asit
Diyabetik ayak bakımında in vivo çalışma: Gülyağından elde edilen geraniol pansumanının diyabetik yara iyileşmesine etkisi
DM' de diyabetik ayak problemleri yaşamı kısıtlayan, organ kaybına götürebilen ruhsal, bedensel, sosyal ve ekonomik ayrıcalığı olan bir komplikasyon olarak kabul edilmektedir. Etkin yara bakımı için gelişen tıp, bilim ve teknoloji alternatif yara bakım ürünlerinin gelişmesine ve piyasaya sürülmesine olanak vermiştir. Yara bakım ürünlerinde özellikle antioksidan özellikleri nedeni ile bitkilere yönelinmiştir. Yapılan çalışmalarla gül yağının antioksidan, antibakteriyel, anti-HIV, anksiyolitik, anti inflamatuvar, analjezik, hipnotik, anti-spazmodik, antitümör, kemopreventif, antitussif ve antidiyabetik etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Ancak diyabetik bireylere yönelik özel bir araştırma bulunmamaktadır. Bu araştırmada diyabetik ayak yaralarının bakımında maliyet etkinliği sağlanarak, yara iyileşmesini hızlandırmak, yaranın ilerlemesini ve kötüleşmesini engellemek için gül yağından elde edilen geraniol maddesi ile yapılan pansumanın iyileştirici etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın deney süreci Süleyman Demirel Üniversitesi Deney Hayvanları Üretim ve Deneysel Araştırma Labaratuvarı' nda (HÜDAL), 2 - 27 Haziran 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini HÜDAL'dan elde edilen 40 adet erişkin ortalama ağırlıkları 200–350 gr olan Sproque-Dowley cinsi, erkek ve dişi ratlar oluşturmuştur. Örneklemden dişi ve erkek sayısı eşit olmak koşulu ile, 3 deney 2 kontrol grubu oluşturulmuştur. Kontrol gruplarından biri hariç diğerlerinde Streptozotosin enjekte edilerek diyabet oluşturulmuş, 5. Grup nondiyabetik grup olarak belirlenmiştir. Deney ve kontrol grubundaki ratlarda başın 3-4 cm gerisinden başlanarak cerrahi işlemle 1,5 cm çaplı, 1'er cm aralıklı, 3'er eksizyonel iskemik yara oluşturulmuştur. Birinci Deney Grubuna; gül yağı ekstresi (Geraniol) pansumanı (GP), İkinci Deney Grubuna; izotonikli ıslak pansuman (İIP), Üçüncü Deney Grubuna; hidrokolloid yara örtüsü pansumanı (HP) topikal olarak günde 1 kez uygulanmıştır. Aynı şekilde yara oluşturulmuş olan Pozitif (PK) ve Negatif Kontrol (NK) gruplarında hiçbir pansuman uygulanmamıştır. Yara iyileşmesinin makro düzeyde izlemi, 3., 5., 7., 10., 13., 15. günlerde yara skorlaması yapılarak değerlendirilmiştir. Yara yerlerinden 5., 10., 15. günlerde doku örnekleri alınarak immünohistokimyasal ve histopatolojik incelemelerle mikroskobik yara iyileşmesi değerlendirilmiştir. Bu amaçla CD34, SMA ve Vimentin kullanılmış, anjiogenez ve doku takipleri irdelenmiştir. Yara iyileşmesi oksidatif stres indeksi, TAS/ TOS ölçümleri ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın makroskobik sonuçlarında yara skoruna bakıldığında GP grubunda ve ND grubunda yara skoru 3. günden itibaren diğer gruplara göre anlamlı olarak azalmış ve her kontrolde anlamlı olarak azalmaya devam etmiştir. Mikroskobik sonuçlarda, 0. gün ile kıyaslandığında: Kollojen yoğunluk düzeyi ve epitelizasyon GP grubunda 10. günde; fibroblast sayısı ve inflamatuar hücre infiltrasyonu tüm deney gruplarında 10. günde ve PK grubunda 15. günde anlamlı olarak artmıştır. Yağ hücresi artışı GP grubunda diğer deney gruplarına göre daha geç anlamlılık kazanmıştır. Tüm deney gruplarında ve PK kontrol grubunda 5. günden itibaren artan anjiogenez 15. günde; 5. gün ve 10. güne göre anlamlılık kazanmıştır. CD34, SMA ve Vimentin boyanmalarında da GP grubunun diğer pansumanlara üstünlüğü gösterilmiştir. Biyokimyasal ölçümlerde OSİ değerinde başlangıç ölçümleri tüm gruplarda benzerken; son ölçümlerde en fazla düşüş GP ve NK kontrol gruplarında bulunmuştur. Elde ettiğimiz verilere göre; Makraskobik ve mikroskobik izlemlerde, GP grubu NK grubu yara iyileşmesine benzer bir yara iyileşmesi sağlamış ve halen yara bakımında standart olarak kullanılan ürünlere üstünlük sağlamıştır. Bu nedenle diyabetik yara bakımında Geraniol pansuman materyalinin klinik faz çalışmalarının yapılması ve sonuçlarıyla klinik kullanıma sunulması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Diyabetik Ayak, Rat, Geraniol, Gül Yağı, Hidrokolloid Örtü
Kutanöz layşmanyazda mevcut antilayşmanyal ajanlar ile yeni aday bileşikler arasındaki sinerjinin incelenmesi
Bu çalışma, Leishmania tropica promastigotlarına karşı mevcut antilayşmanyal ajanlar ile yeni aday bileşiklerin antilayşmanyal etkinliklerinin belirlenmesi ve konvansiyonel antilayşmanyal ajanlar ile uçucu yağ bileşenleri veya antibiyotikler arasındaki sinerjik etkileşimin incelenmesi amacıyla yapıldı. Bu çalışmada, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı'nda bulunan Parazit Bankası'ndan temin edilen L. tropica (MHOM/AZ/1974/SAF-K27) promastigotları kullanıldı. Antilayşmanyal ajanlar, meglumin antimonat (Glucantime®), sodyum stiboglukonat (Pentostam®), paromomisin, miltefosin ve amfoterisin B, antibiyotikler (tetrasiklin, tigesiklin, klindamisin) ve uçucu yağ bileşenleri (karvakrol, timol) seçilerek çalışmaya alındı. Uçucu yağ bileşenleri, antibiyotikler ve antilayşmanyal ajanların L. tropica promastigotlarına karşı aktiviteleri, sıvı mikrodilüsyon yöntemi ile belirlenirken, sinerji çalışmalarında dama tahtası yöntemi kullanıldı. Antilayşmanyal ajanlar olan pentostam, miltefosin ve amfoterisin B ile denenen tüm antibiyotiklerin, L. tropica promastigotlarına karşı güçlü antilayşmanyal aktiviteye sahip olduğu gösterildi. Antibiyotikler ile pentostam, miltefosin ve amfoterisin B kombinasyonlarında sinerjik etki görülürken, uçucu yağ bileşenleri ile antilayşmanyal ajanlar arasında sinerjik etki saptanmadı. Sonuç olarak, klinik kullanımda olan antilayşmanyal ajanlarla antibiyotikler arasında sinerjik etkileşimin gösterilmesi, bu ajanların (özellikle amfoterisin B) tedavi dozunu, süresini ve yan etkilerini azaltabilmesi açısından umut vericidir.
Cyclotrichium niveum uçucu yağının bileşimi
Endemik bir Labiatae bitkisi olan Cyclotrichium niveum'un toprak üstü kısımlarının uçucu yağ verimi ve kompozisyonu ilk defa çalışıldı. Kuru herba'dan su distilasyonuyla % 1.54, buhar distilasyonuyla ise % 2.56 verimle uçucu yağ elde edildi. Ayıklanan yaprak + çiçekler den ise su distilasyonu ile % 5.74 verime ulaşıldı. Gaz Kromatografisi- Kütle Spektrometrisi (GC/MS) tayinleri sonucunda tüm yağlarda ana bileşiğin pulegon olduğu belirlendi (% 56.1-56.6). İkinci önemli bileşik izomenton'un ise % 33.8-35.9 oranında bulunduğu tespit edildi. Ana bileşik pulegonla ilgili literatür taramasında bu bileşiğin tabiatta bulunuşu ve biyolojik etkileriyle ilgili bilgiler derlendi. Anahtar kelimeler : Cyclotrichium niveum, Dağ Nanesi, Uçucu yağ, Distilasyon, Pulegon, Gaz Kromatografisi (GC), Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometrisi (GC/MS)
Origanum onites L. uçucu yağının bileşimi
III ÖZET Bu çalışmada İzmir'de yetişen ve İzmir kekiği" adıyla bilinen "Origanum onites L." bitkisinden yararlanılmıştır. Bitkinin topraküstü kısımlarından su ve su buharı distilasyonu yöntemleri ile uçucu yağ elde edilmiştir. Uçucu yağın eldesi, laboratuar ve pilot ölçekte gerçekleştirilmiştir. Uçucu yağın fizikokimyasal özellikleri belirlenmiş, bileşenleri GC, GC/MS ve diğer analiz yöntemleri ile saptanmıştır. Uçucu yağın ana bileşeni olarak %65-67 oranında karvakrol belirlenmiştir. Ayrıca kütüphane ve literatür çalışması ile bitkinin botanik özellikleri ve diğer Origanum türlerinin kullanım alanları da incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Origanum onites, îzmir kekiği, Uçucu yağ, Distilasyon, Karvakrol, Gaz Kromatografîsi, Kütle SpeKtrometrisi.
Sıçanlarda oluşturulan karaciğer hasarında biberiye (Rosmarinus officinalis) uçucu yağı ile aronya (Aronia melanocarpa) ekstresinin etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda karbon tetraklorür ile oluşturulmuş karaciğer hasarında biberiye uçucu yağı ile aronya ekstresinin koruyucu etkilerini histolojik ve biyokimyasal yöntemlerle değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda ağırlıkları 250-300 gr arasında değişen 32 erkek Wistar albino sıçan dört gruba ayrılarak her grupta 8'er olacak şekilde rastgele dağıtılmıştır. Kontrol grubundaki sıçanlara herhangi bir işlem uygulanmadı. Karbon tetraklorür grubu: 14. gün tek doz 1 ml/kg karbon tetraklorür intraperitonel olarak uygulandı. Biberiye grubu: 14 gün boyunca her gün 10 ml/kg biberiye uçucu yağı gavaj yolu verilip 14. gün tek doz 1 ml/kg karbon tetraklorür intraperitonel olarak uygulandı. Aronya grubu: 14 gün boyunca her gün 0,45 ml/kg aronya ekstresi gavaj yolu verilip 14. gün tek doz 1 ml/kg karbon tetraklorür intraperitonel olarak uygulandı. Bulgular: Bütün gruplar arasında TOS (p=0,088) hariç tüm biyokimyasal parametrelerde istatiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Karbon tetraklorür grubu ile hem biberiye hem de aronya grupları arasında SOD, MDA, ALT ve AST değerlerinde istatiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Kontrol ile karbon tetraklorür grubu arasında TAS değerlerinde anlamlı farklılık varken TOS'da yoktu. Biberiye grubunda MDA ortalama değeri kontrol grubunun ortalama değerinden düşüktü. Aronya ve biberiye grupları karbon tetraklorür grubu ile kıyaslandığında oksidatif stres indeksini düşürmesine rağmen istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Histolojik kesitler incelendiğinde hem biberiye hem aronya gruplarında karaciğer dokusunda iyileşme kaydedilmiştir. Biberiye ile tedavi edilen grupta iyileşme alanlarının aronya grubuna göre daha fazlaydı. Sonuç: Yaptığımız çalışmada biberiye uçucu yağının antioksidan etkisinin aronya ekstresine göre yüksek olduğu bulunmasına rağmen her iki bitkinin karbon tetraklorür ile hasar oluşturulan karaciğer dokularında oksidatif stresi engelleyerek koruyucu etki gösterdikleri saptanmıştır.
Blefarit ve şalazyon tanısı almış hastalarda demodex folliculorum ve demodex brevis görülme sıklığı ve bazı esansiyel yağların in vitro akar yaşam süresine etkileri
Demodex folliculorum ve Demodex brevis insan cildinde yaygın görülen, blefarit ve şalazyona sebep olabilen ektoparazitlerdir. Tedavisi oldukça uzun zaman alabilen oküler demodikozis için çay ağacı yağı gibi doğal ürünler kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı blefarit ve şalazyon tanısı alan hastaların kirpiklerinde Demodex spp., yaygınlığını belirlemek ve bazı esansiyel yağların in vitro akar yaşam süresine etkilerini araştırmaktır. Bu araştırmaya blefarit tanısı almış 330 hasta, şalazyon tanısı almış 70 hasta ve herhangi bir oküler problemi olmayan 130 gönüllü dahil edilmiştir. Hasta kirpikleri ışık mikroskobunda ×40, ×100 ve ×400'lük büyütmelerde incelenmiştir. Demodex tür tayini yapılarak, mineral yağ, çay ağacı yağı, çörek otu yağı, sarı kantaron yağı, adaçayı yağı ve kekik yağı'nın akarları öldürme süreleri kaydedilmiştir. En başarılı sonuç alınan kekik, çay ağacı ve adaçayı yağlarının GC/MS yöntemiyle etken maddeleri tespit edilmiştir. Parazit yaygınlığı blefarit (%75,5) ve şalazyon gruplarında (%70) kontrol grubuna (%16,2) kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Blefarit grubunda D. folliculorum, şalazyon grubunda ise D. brevis görülme sıklığının diğer gruplara kıyasla anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Kirpik başına düşen ortalama akar sayısının Demodex pozitif blefaritli hastalarda (p=0,001) ve şalazyonlu hastalarda (p=0,047) kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir. Blefarit ve kontrol grubunda yaş ile birlikte akar pozitifliğinin arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Blefaritli grupta semptom varlığında akar pozitifliğinin anlamlı olduğu (p=0,0001), bireylerin eğitim düzeyi arttıkça Demodex pozitifliğinin azaldığı saptanmıştır (p=0,039). Kekik yağının akarları öldürmede en etkili yağ olduğu belirlenmiştir. Kekik yağının %1'lik konsantrasyonunun çay ağacı yağı ve adaçayı yağının %5'lik konsantrasyonlarından daha etkili öldürme süresine sahip olduğu tespit edilmiştir (p<0,0001). En önemli etken maddelerin kekik yağında karvakrol, çay ağacı yağında terpinen-4-ol ve adaçayı yağında 1,8-sineol olduğu saptanmıştır. Çalışma ulaşılan literatürler doğrultusunda şalazyonlu hastalarda Demodex spp., araştırması ve in vitro bazı esansiyel yağların akar yaşam süresi üzerine etkileri bakımından Türkiye'de ilk olma özelliği göstermektedir. Ayrıca kekik yağı ve ürünlerinin tedavide kullanılabileceği ilk kez bu çalışma ile belirtilmiştir. Anahtar kelimeler: Demodex spp., blefarit, şalazyon, esansiyel yağlar, kekik yağı
Bazı doğal aromatik maddelerin mikrobiyal transformasyonu ve biyolojik etkileri
Doğal aromatik maddelerin biyotransformasyonla oluşan türevleri doğal ilaç, koku ve tat maddeleri olarak önem taşımaktadır. Bu çalışmada ?-fellandren ve bu monoterpeni ana madde olarak taşıyan Schinus molle L. (Anacardiaceae) uçucu yağı substrat olarak, 22 farklı mikroorganizma (bakteri, fungus ve maya) ile biyotransformasyona tabi tutulmuştur.Oluşan metabolilerden 10'u spektroskopik yöntemler kullanılarak tanımlanmış, 6-hidroksipiperiton, ?-fellandren epoksit, cis-p-ment-2-en-1-ol ve karvotanaseton'un, (R)-(-)-?-fellandrenin biyotransformasyonuyla oluştuğu ilk kez bu çalışma ile bildirilmiştir. Aynı zamanda uçucu yağın ana maddeleri olan limonen ve ?-fellandrenin ticari numuneleri ile gerçekleştirilen biyotransformasyonlar sonucu izole edilerek yapısı aydınlatılan, 8-p-menten-1,2-diol ve 5-p-menten-1,2-diol'ün in vitro antibakteriyal, antikandidal, antioksidan özellikleri ve Vibrio fischeri biyolüminesan yöntemi ile akut toksisiteleri incelenmiştir. Sonuç olarak limonenden elde edilen 8-p-menten-1,2-diol metabolitinin özellikle Bacillus cereus ve metisiline dirençli Staphylococcus aureus'a (MRSA) karşı ampisilinden daha kuvvetli antibakteriyal etkiye sahip olduğu görülmüştür. Aynı şekilde 5-p-menten-1,2-diolün, başlangıç maddesi olan ?-fellandrenden çok daha kuvvetli antibakteriyal ve antikandidal etkiler kazandığı ve Vibrio fischeri biyolüminesan yöntemi ile toksik etkisinin olmadığı belirlenmiştir.Kaynaklarda pek az örneği olan bir uçucu yağda doğrudan biyotransformasyon araştırması ülkemizde ilk kez gerçekleştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Schinus molle, uçucu yağ, ?-fellandren, biyotransfomasyon, biyolojik aktivite
Bazı ferula uçucu yağlarının kimyasal bileşimi, biyolojik aktivite, ın vıtro sitotoksisite ve genotoksisite yönünden incelenmesi
Günümüzde doğal kaynaklı ürünlere ilginin artmasıyla bilimsel alanda bu yöndeki çalışmalar da hız kazanmıştır. Uçucu yağlar, eski çağlardan günümüze kadar kullanılagelen aromatik sıvılardır. Koku, tat maddesi olarak kullanımlarının dışında farklı biyolojik aktiviteleri nedeniyle sağlık alanında da kullanımları bulunmaktadır. Ferula L. cinsi Apiaceae familyasının en önemli cinslerinden biridir. Türkiye'de 17, Asya'da 177, dünyada ise 180-185 türü bulunmaktadır. Bu çalışmada Ferula hermonis Boiss., F. brevipedicellata Peşmen ex M. Sağıroğlu & H. Duman ve F. rigidula DC. uçucu yağlarının analizleri eş zamanlı olarak GK ve GK/KS ile gerçekleştirilmiştir. F. brevipedicellata ve F. rigidula uçucu yağlarının ana bileşikleri α-pinen (%68.9 ve %73.0, sırasıyla), β-pinen (%5.3 ve %4.0, sırasıyla) ve naftalen (%4.3 ve %8.5, sırasıyla); F. hermonis uçucu yağının ana bileşikleri ise α-pinen (%64.1), naftalen (%8.3) ve trans-verbenol (%4.8) olarak belirlenmiştir. Uçucu yağların mikrodilüsyon yöntemi ile antimikrobiyal aktiviteleri belirlenmiş, mikroorganizmalara göre değişen orta ya da zayıf derecede aktivite tespit edilmiştir. DPPH● radikali ile yapılan serbest radikal süpürücü etki tayini sonucunda uçucu yağların 0.5 mg/mL ve daha düşük konsantrasyonlarda antioksidan aktivite göstermediği saptanmıştır. Uçucu yağların sağlıklı bir hücre hattı olan NIH3T3'e (ATCC® CRL-1658™, fare embriyonik fibroblast hücreleri) karşı sitotoksisiteleri belirlenmiştir. Aktivite deneyleri ve sitotoksisite testi sonucunda umut vadedebileceği düşünülen F. rigidula uçucu yağına uygulanan Ames MPFTM 98/100 testi sonucunda, uçucu yağın test edilen dozlarda mutajenik olmadığı belirlenmiştir. Bu çalışma F. hermonis, F. brevipedicellata ve F. rigidula uçucu yağlarının antioksidan aktivite ve sitotoksisite; F. brevipedicellata ve F. rigidula uçucu yağlarının kimyasal bileşimlerinin belirlenmesi ve antimikrobiyal aktivite; F. rigidula uçucu yağının genotoksisite değerlendirilmesi açısından ilk olma özelliği taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Ferula sp., uçucu yağ, antimikrobiyal, antioksidan, NIH3T3, Ames MPFTM 98/100
Sinüzit patojenlerinin uçucu yağ ve bileşenlerle inhibisyonu
Sinüzit antibiyotik tedavisi gerektiren en yaygın üst solunum yolu hastalıklarından biri olup genellikle bakteriyel enfeksiyon sonucu gelişmektedir. Son yıllarda antibiyotik dirençli enfeksiyonlardaki artış nedeniyle yeni ilaçların araştırılmasına yönelik çalışmalar önem kazanmıştır. Asırlardır antimikrobiyal etkilerinden dolayı özellikle gıda, kozmetik ve ilaç olarak kullanılan uçucu yağlar günümüzde yeni ilaç geliştirilmesinde önem taşır. Türkiye'de halk arasında sinüzit tedavisinde kullanılan Lamiaceae familyasına ait uçucu yağ bitkilerinden Lavandula stoechas L. (karabaş otu), Mentha spicata L. (bahçe nanesi, antep nanesi, kıvırcık nane) ve T. sipyleus subsp. sipyleus Boiss. var. sipyleus L. (kekik otu, keklik otu, limon kokulu kekik, nemamulotu, sater) bu tez kapsamında değerlendirilmiştir. Hidrodistilasyon yöntemi ile elde edilen uçucu yağların fitokimyası gaz kromatografisi-alev iyonizasyon detektörü (GK-AİD) ve gaz kromatografisi/kütle spektrometresi (GK/KS) yöntemleriyle belirlenmiştir. Uçucu yağların ve temel bileşenlerinin antimikrobiyal aktiviteleri sık rastlanan sinüzit patojenlerinden Streptococcus pneumoniae, Haemophilus influenzae, Moraxella catarrhalis, Streptococcus pyogenes, Staphylococcus aureus ve Pseudomonas aeruginosa standart suşlarına karşı in vitro agar difüzyon, mikrodilüsyon ve buhar difüzyon antimikrobiyal yöntemleriyle çalışılmıştır. Lavandula stoechas, M. spicata, ve T. sipyleus uçucu yağlarının temel bileşenleri sırası ile kâfur (% 46.7), karvon (% 60.6) ve timol (% 66.2) olarak GK-AİD ve GK/KS teknikleri ile tespit edilmiştir. Yapılan denemelerin sonucunda agar difüzyon yönteminde 10 mg/mL uçucu yağ ve temel bileşen konsantrasyonunda 1.8 cm'ye kadar artan inhibisyon zon çapları elde edilmiştir. Mikrodilüsyon yönteminde çalışılan suşlara karşı test maddelerinin 0.16 ile 1.25 mg/mL arasında değişen konsantrasyonlarda etkili olduğu görülmüştür. Uçucu yağların ve temel bileşenlerin buhar fazlarının antimikrobiyal etkinlik denemelerinde ise Thymus türünün ve timol bileşeninin diğer uçucu yağlara ve bileşenlere oranla dikkate değer şekilde inhibisyon zonu oluşturduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak halk arasında sinüzit tedavisi için kullanılan ve doğal ortamlarından temin edilen L. stoechas, M. spicata, ve T. sipyleus türlerinin sinüzit patojenlerine karşı antimikrobiyal etkili oldukları gösterilmiştir.
Crenosciadium siifolium ve glaucosciadium cordifolium (apiaceae)'un farmasötik botanik yönünden araştırmaları
Bu çalışmada Apiaceae (Umbelliferae) familyasına ait Türkiye'de doğal olarak yetişen biri endemik ve tehlike kategorisi (EN) olmak üzere iki monotipik tür olan Crenosciadium siifolium Boiss. et. Heldr. ve Glaucosciadium cordifolium (Boiss.) Burtt. & Davis, farmasötik botanik yönden araştırılmış ve bu türlerin morfolojik, anatomik, palinolojik özellikleri ayrıntılı olarak ışık ve taramalı elektron mikroskobunda (SEM) ortaya konmuştur. Kimyasal çalışmalarımızda ise bitkilerin yağ verimleri belirlenip, uçucu yağ analizleri yapılarak, antimikrobiyal etkilerine bakılmıştır. Türlerin morfolojik özelliklerini belirlemek amacıyla genel görünüşleri, çiçek durumu, tek çiçek, meyve ve meyveye ait kısımlar çizilmiş, doğal ortamlarında çekilen fotoğraflarıyla birlikte verilmiştir. Ayrıca meyve yüzeylerinin mikromorfolojik özellikleri taramalı elektron mikroskobunda (SEM) incelenmiştir. Anatomik çalışmalarda bitkilerin gövde, yaprak ve meyvelerinden alınan kesitlerle iç yapısı aydınlatılmıştır. Her iki türde de gövdeler yuvarlak ve çizgilidir. C. siifolium 'da iletim demetleri 13-17, G. cordifolium'da ise 17-24 adet olup, halka şeklinde düzenlenmiştir. C. siifolium'da öz boşken, G. cordifolium'da öz doludur ve yer yer salgı kanalı içerir. C. siifolium'da yaprak bifasiyal, diğerinde monofasiyal tiptedir. C. siifolium merikarp anatomisi enine kesitte, beşgenimsi şekilde ve salgı kanalları çoktur. G. cordifolium'da merikarp eliptik şeklinde ve daha az salgı kanallıdır. C. siifolium polenlerinin şekli perprolat, diğerinin ise europlat-perprolattır ve her ikisi de rugulat ornemantasyona sahiptir. Kimyasal çalışmalarda bitkilerin toprak üstü kısımlarından, distilasyonu sonucu uçucu yağ elde edilmiş ve uçucu bileşiklerin GK ve GK-KS analizleri gerçekleştirilmiştir. C. siifolium'un uçucu yağ temel bileşenleri diterpen (% 35.9), β-Pinen (% 19.9) ve (Z)-β-Osimen (% 9.8)'dir. G. cordifolium'un uçucu yağ ana bileşenleri ise Sabinen (% 42.1), α- Pinen (% 17.1) ve α-Fellandren (% 10.1)' dir. Antimikrobiyal çalışmalarda ise Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü'ün (CLSI) standart protokollerine göre uçucu yağların antikandidal ve antibakteriyal etkileri 14 patojen mikroorganizmaya karşı denenmiştir. Anahtar Kelimeler: Apiaceae, anatomi, morfoloji, palinoloji, SEM, uçucu yağ
Eskişehir aktarlarında satılan Tilia flos örneklerinin farmakognozik incelenmesi ve uçucu yağlarının bileşimi
Eskişehir Ormanlarında Tilia argentea, Tilia rubra ve Gökçekaya'da Tilia platyphyllos yetiştiği saptanmıştır. Tilia cordata'nın braktesinin alt ve üst epiderma hücre duvarlarının dalgalı iken T. rubra'nın düz duvarlı, T. argentea'da alt epidermanın dalgalı olduğu görülmüştür. T. rubra ve T. cordata braktesinde tek hücreli örtü tüyü, T. argentea'da bol miktarda çok kollu (8-9) yıldız örtü tüyü vardır. Diğer anatomik yapılar ise üç türde aynı olarak gözlenmiştir. Çiçekte farklı görülen ovaryumdaki yıldız örtü tüyleri T. cordata, T. rubra'da 4-6 kollu iken, T. argentea'da 8-9 kolludur ve daha sık bulunmaktadır. Bursa T.argentea örneğinde yabancı madde miktarı %2'nin altında olup, Farmakopeye uygundur. Diğerleri ise uygun değildir. Kurutmada kayıp, toplam kül ve asitte erimeyen kül tayini analiz sonuçları farmakopeye uygun bulunmuştur. Örneklerin çiçek oranı % 53-70, su distilasyonu ile elde edilen uçucu yağların verimi T. cordata'da %0,02, T.argentea örneklerinde %0,02 ve T.rubra örneklerin de %0,01-0,03 ve Düzce T.cordata (tıbbi tür) örneğinin uçucu yağında, trikosan %28, heneikosan %19, nonakosan %13, hekzadekanoik asit % 8, pentakosan % 6 ve hekzahidrofarnesil aseton % 6 ana bileşikler olarak bulunmuştur. Eskişehir, Manisa, Balıkesir, Amasya T.rubra örneklerinin uçucu yağlarında ki ana bileşikler, trikosan (%22, 29, 42, 25), hekzadekanoik asit (%22, 17, 7, 26), kaur-16-en (%11, 6, 3, 0), hekzahidrofarnesil aseton (% 8, 7, 8, 6), heneikosan (%7, 9, 2, 14), pentakosan (%7, 7, 11, 6) olarak saptanmıştır. Bursa, Kütahya T.argentea uçucu yağlarında hekzadekanoik asit (%31, 40), trikosan (% 21, 12), hekzahidrofarnesil aseton (%14, 7), pentakosan (%7, 4), kumin aldehit (%0, 7), linoleik asit (%5, 4) ana bileşikler olarak bulunmuştur.
Ağız patojenlerine etkili olabilecek bazı uçucu yağların kimyasal bileşimlerinin ve antimikrobiyal aktivitelerinin değerlendirilmesi
Ağız ve dişler mikroorganizma kaynaklı pek çok hastalığın görüldüğü yapıdır. Bu hastalıkların tedavisi genellikle antibiyotik kullanımı ile yapılmaktadır. Artan antibiyotik dirençli mikroorganizmalar nedeniyle yeni doğal kaynaklı etken madde keşfi önem kazanmıştır. Uzun yıllardan beri uçucu yağların antimikrobiyal özellikleri olduğu bilinmekte ve tedavi amaçlı kullanımları önemli bir yer tutmaktadır. Bu tez kapsamında ağız ve diş hastalıklarına karşı kullanılan farmakope kalitesindeki Salvia officinalis L., Pimpinella anisum L., Eucalyptus globulus L., Matricaria recutita L., Achillea millefolium L. uçucu yağlarının kimyasal bileşimleri GK/AİD ve GK/KS yöntemleri ile belirlenmiştir. Ağız patolojisinde önemli rol oynayan bakterilerden Streptococcus mutans, Streptococcus sanguinis, Staphylococcus aureus, Corynebacterium striatum, Candida albicans ve Candida krusei suşlarına karşı uçucu yağların antimikrobiyal aktiviteleri mikrodilüsyon yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca aktivite gösteren uçucu yağlar antibiyotikler ile kombine edilmiş ve checkerboard yöntemi ile sinerjik etkileri test edilmiştir. Sonuç olarak test edilen uçucu yağların ağız patojenlerine karşı 20 ile 0.625 mg/mL arasında minimum inhibisyon konsantrasyon değerleri ile orta kuvvette antimikrobiyal etkili oldukları görülmüş ve antibiyotiklerle kombinasyonlarında M. recutita uçucu yağının tetrasiklin ile kombinasyonunda S. aureus'a karşı sinerjik etki gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Ağız boşluğu hastalıkları, Uçucu yağlar, Antimikrobiyal aktivite, Sinerjik etki
Eskişehir'de yetiştirilmiş Origanum vulgare subsp. hirtum uçucu yağ değerlendirmesi
İstanbul kekiği, Origanum vulgare subsp. hirtum (Link) Ietswaart Marmara bölgesinde doğal olarak yetişen bir aromatik bitkidir ve yaygın olarak kullanılan kekiktir. Bu çalışmanın amacı Eskişehir koşullarında yetiştirilen İstanbul kekiğinin drog, uçucu yağ verimi ve uçucu yağ içerikleri, verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesidir. Bu amaçla Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen timol ve karvakrol içerikleri farklı olduğu düşünülen iki çeşit adayı ile 2015 üretim yılında tesadüf blokları deneme desenine göre 8 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Avrupa Farmakopesinde tanımlandığı şekliyle hasat, kurutma ve uçucu yağ eldesi gerçekleştirilmiş, ardından Gaz Kromatografisi (GK) ve Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometrisi (GK/KS) kullanılarak uçucu bileşiklerin kimyasal analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada timol (T) ve karvakrol (K) oranlarının farklı olduğu düşünülen iki çeşit adayının tüm ölçüm ve analizleri ayrı ayrı yapılmıştır. T ve C yeşil herba verimleri sırasıyla 1265 kg/da ve 906 kg/da olarak, kuru herba verimleri ise sırasıyla 466 kg/da ve 315 kg/da olarak bulunmuştur. T çeşit adayının bitki boyu ortalama 72.1 cm iken C çeşit adayının 61.3 cm ölçülmüştür. Uçucu yağ oranları T çeşit adayında ortalama % 5.19 iken C çeşit adayında % 6.9 bulunmuştur. Yapılan uçucu yağ analizlerinin sonucunda, C çeşit adayında karvakrol miktarı % 78.2-81.8, timol miktarı % 0.1-0.4; T çeşit adayında ise ortalama karvakrol miktarı % 69.3-83.1, timol miktarı eser miktarla % 9.7 arasında bulunmuştur.
Antimikrobiyal maddelerin etkinliğini arttıran uçucu yağ ve bileşenlerinin belirlenmesi
Bu tez projesi kapsamında antibiyotiklere dirençli Gram (+) Staphylococcus aureus; Gram (-) Escherichia coli ve antifungal ilaçlara duyarlı Candida albicans klinik ve standart suşları olmak üzere altı farklı hedef patojen seçilmiştir. Antimikrobiyal etkinlik testlerinde Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü (CLSI) in vitro mikrodilüsyon yöntemi uyarlanarak kullanılmıştır. Doğal antimikrobiyal madde olarak, öncelikle Avrupa Farmakope kalitesinde Matricaria recutita L., Lavandula latifolia Medik., Pinus mugo Turra, Citrus reticulata Blanco. uçucu yağları (Aetheroleum) seçilmiştir. Etkinliği arttırmak amacıyla uçucu yağlar sırasıyla kolon kromatografisiyle n-hekzan, dietil eter, diklorometan ve metanolle fraksiyonlanmıştır. Antimikrobiyal deneylerde ayrıca uçucu yağların ana bileşenlerinden R-(+)-limonen, (+)-linalol, 1,8-sineol, (±)-kafur, β-karyofillen, α- pinen, (-)-β-pinen, γ-terpinen, farnasen, bisabolol ve (+)-δ-3-karen kullanılmıştır. Test materyallerinin ampisilin, sefuroksim, tetrasiklin, flukonazol ve nistatin standart antimikrobiyal maddeleriyle farklı kombinasyonlarının etkileşimleri dama tahtası yöntemiyle sinerjik etkinlikleri açısından incelenmiştir. Tüm test numunelerinin dirençli mikroorganizmalara karşı etkinlikleri minimum inhibisyon konstrastrasyonu (MİK) olarak belirlenmiştir. Kombinasyon sonuçları, fraksiyonel inhibisyon konsantrasyonu (FİK) değerleri şeklinde sinerjik, aditif, bağımsız etki veya antagonist etkili olarak sınıflandırılmıştır. Aktif fraksiyon-antimikrobiyal madde kombinasyonu seçici toksisitesi karşılaştırmalı olarak değerlendirmek üzere in vitro WS1-XTT sitotoksisite (insan cilt fibroblast hücre dizileri) ve biyolüminesans yöntemiyle Aliivibrio fischeri NRRL B 11177 suşuna karşı çalışılmıştır. Sonuç olarak, tasarlanan doğal madde kombinasyonların sinerjik/aditif etkinlikleri ilk defa bu çalışma kapsamında gösterilmiştir. Etkinlikler değerlendirildiğinde, toplam 54 sinerjik, 75 aditif ve 108 adet bağımsız etkili antimikrobiyal kombinasyon aktivite sonucu elde edilmiştir. Genel olarak oluşturulan uçucu yağ kombinasyonları, in vitro antimikrobiyal aktivite açısından daha etkin ve daha az toksik olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Antibiyotik dirençli bakteri, Candida albicans, Uçucu yağlar, Kombinasyon çalışmaları, Dama tahtası yöntemi, Sinerjik etki.
Tanacetum haussknechtii (Bornm.) Grierson uçucu yağının kimyasal, enantiomerik ve biyolojik aktivite açısından araştırılması
Türkiye'nin endemik bitkisi olan Tanacetum haussknechtii (Bornm.) Grierson üzerinde kimyasal kompozisyon ve biyolojik aktivite araştırması gerçekleştirildi. Bitkinin sap-yaprak, çiçek ve kök kısımlarından hidrodistilasyon yöntemi ile uçucu yağları elde edilerek kompozisyonları Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometrisi ve Gaz Kromatografisi-Alev İyonlaşma Dedektörü teknikleri ile araştırıldı. Ana bileşikler olarak sap-yaprak ve çiçek uçucu yağlarında borneol (%17.2, %20.5) ve a-pinen (%14.5, %12.3), kök uçucu yağında ise geranil izovalerat (%41.6) bulundu. Yağlardaki a-pinen, b-pinen, sabinen, terpinen-4-ol, borneol, limonen, transpinokarveol enantiomer bileşiklerin enantiomer oranları şiral kolonda tespit edildi. Bitkinin topraküstü kısmından Folch metodu ile sabit yağ asitleri elde edilerek kompozisyonları gaz kromatografi yöntemiyle araştırıldı. Palmitik (%25.5), linoleik (%17.6) ve linolenik (%25.4) asit ana bileşikler olarak saptandı. Bitkinin farklı kısımlarından metanol, etilasetat ve su kullanılarak maserasyon yöntemiyle elde edilen ekstrelerde toplam fenolik ve toplam flavonoit bileşiklerin miktarları spektrofotometrik olarak tayin edildi. Uçucu yağ ve ekstrelerin in vitro deneylerde serbest radikal süpürme ve lipit peroksidasyonunu inhibe etme etkileri araştırılarak antioksidan aktiviteleri değerlendirildi. İnce Tabaka Kromatografisi-Otografi ve Ellman metotlarıyla uçucu yağ ve ekstrelerin asetilkolinesteraz enzimi üzerine etkileri araştırıldı. Metanollü ekstreler ve çiçek kısmından elde edilen etilasetatlı ekstrenin BHT ve gallik Asit'e göre orta derecede antioksidan etkiye sahip olduğu tespit edildi, ancak uçucu yağlar uygulanan deney sistemlerinde antioksidan etkili görülmedi. AChE enzim deneylerinde ise ekstreler zayıf etkili görülürken, çiçek uçucu yağı galantamin ile kıyaslandığında orta derecede etkili olduğu saptandı. Anahtar kelime: Tanacetum haussknechtii, uçucu yağ, enantiomer, ekstre, aktivite, GC/MS.
Achillea sivasica Çelik & Akpulat uçucu yağının kimyasal, enantiyomerik ve biyolojik aktivite açıcından araştırılması
Çalışmanın kapsamında endemik Achillea sivasica Çelik & Akpulat bitkisinin uçucu yağ ve ekstreleri üzerinde fitokimyasal ve biyolojik aktivite araştırmaları gerçekleştirildi. Bitkinin çiçek, yaprak ve kök kısımlarından uçucu bileşenleri elde edilerek Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometrisi ve Gaz Kromatografisi-Alev İyonlaşma Dedektörü teknikleri ile kimyasal kompozisyonları aydınlatıldı. Bitki kısımlarından elde edilen uçucu yağlarda toprak üstü kısım, çiçek ve yaprakta sırasıyla -pinen (%11.5, %9.3, %6.7), -pinen (%7.0, %3.0, %6.9) , 1,8 sineol (%18.0, %22.1, %6.7) ve kafur (%7.6, %4.1, %9.0), -bisabolol (%7.5,% 4.3, %6.6), germakren D (%4.8, %3.5, %2.0) ve -ödesmol (%3.1, %3.9, %3.6) ana bileşikler olarak tespit edildi. Çiçek ve yaprak sabit yağ asitlerin arasında linoleik (%26.9, %16.9), linolenik (%13.2, %56.2), oleik (%20.9, %3.9) ve palmitik asit (%22.2, %17.3) ana bileşik olarak saptandı. Enantiomer bileşiklerin enantiomerik oranları ana bileşikler dikkate alınarak şiral kolonda araştırıldı. Bitkiden farklı polaritedeki çözücüler ile elde edilen ekstrelerde toplam fenol ve toplam flavanoid bileşenlerin miktarları değerlendirildi. Uçucu yağ ve ekstrelerin antioksidan ve antitirozinaz etkileri in vitro deneylerde araştırıldı. Metanol ve etil asetat ile elde edilen yaprak ekstrelerin lipit peroksidasyonu inhibe etme özelliği (AOA%: MeOH 53.9, EtAc 55.8), bakır indirgeme kapasitesi (TE mM: MeOH 0.94, EtAc 0.46) ve antitirozinaz (KAE mg/g: MeOH 5.5, EtAc 6.2) etkilerinin en yüksek olduğu tespit edildi. Bu çalışma Achillea sivasica bitkisi üzerinde yapılan ilk fitokimyasal ve biyolojik aktivite araştırmasıdır. Anahtar Kelimeler: Achillea sivasica, uçucu yağ, enantiyomer, ekstre, aktivite, GC/MS.
Lavandula latıfolıa medik. uçucu yağının anjiyogenez ve bazı matriks metalloproteinaz (MMP) enzimleri üzerine etkileri
Avrupa Farmakopesinde bulunan lavanta uçucu yağları (Lavandula angustifolia Mill. - İngiliz Lavantası; L. latifolia Medik.- Sivri Lavanta) aromatik ve biyolojik aktivite özelliklerinden dolayı geniş bir alanda kullanılır. Bu yağların karminatif, sedatif, haricen böcek kovucu vb. özelliklerinden dolayı bitkisel preparatlarda ve kokusundan dolayı da parfüm ve kozmetiklerde kullanılımları mevcuttur. Matriks metalloproteinaz (MMP) grubu enzimlerin çoğu fizyolojik süreçte önemli bir rol oynadığı bilinmektedir; ayrıca enflamasyon, yara iyi edici ve kanser hücre invazyonları gibi patolojik süreçlerde dokuların yeniden yapılandırılmasında görev alırlar. Diğer taraftan anjiyogenezin tümör büyümesinde anahtar rol oynadığı bilinmektedir; malin ve malin olmayan birçok hastalığın tedavisinde anjiyogenezi inhibe eden doğal ve sentetik ilaçların klinik kullanımları ile ilgili araştırmalar yapılmaktadır. Bu proje kapsamında çalışma materyali olarak gaz kromatografisi ve gaz kromatografisi/kütle spektrometrisiyle bileşiminin Avrupa Farmakopesi kalitesinde olduğu doğrulanan L. latifolia uçucu yağı (Spica aetheroleum) kullanılmıştır. Bu uçucu yağ ile in vitro olarak MMP-2 ve 9 enzimleri üzerine spektrofotometrik yöntemle; tavuk embriyosu kullanarak da in vivo olarak anjiyogenez ve antienflamatuvar etkisi karşılaştırmalı olarak ilk defa değerlendirilmiştir. Sonuç olarak 0,4 mg/mL konsantrasyonda MMP enzim inhibisyon etkisi olmadığı ve antianjiyogenik etkisinin ise skorlama sistemine göre zayıf olduğu bulunmuştur.
Piyasadan temin edilen lavanta örneklerinin uçucu yağ bileşimi
Bitkilerden elde edilen uçucu yağlar birçok amaç için kullanılmaktadır. Son yıllarda bu alana olan ilgi ve talebin artması, üreticileri daha ucuz maliyetle daha fazla üretim arayışlarına itmektedir. Türkiye'de geleneksel olarak uçucu yağ üretmek amacıyla lavanta kültürü en fazla Isparta ilinde yapılmaktadır. Bu çalışmada Eskişehir'de bulunan bazı aktarlardan temin edilen lavanta örneklerinde yabancı madde miktar tayini, kül miktar tayini, Clevenger apareyi ile uçucu yağ miktar tayini ve elde edilen uçucu yağların Gaz Kromatografisi (GK) ve Gaz Kromatografisi/ Kütle Spektrometrisi (GK/KS) analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar Avrupa Farmakopesi Lavanta monografı ile karşılaştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Uçucu yağ, Lavanta, Avrupa Farmakopesi, Clevenger apareyi, Gaz Kromatografisi, Kütle Spektrometrisi