Nötrofiller

92 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rezidüel böbrek fonksiyonları olan periton diyalizi hastalarında serum n-terminal probrain natriüretik peptit (NT-proBNP), nötrofil gelatinase-associated lipocalin ilişkili protein (NGAL) ve fibroblast growthfactor (FGF23) ilişkisi

Amaç ve metod: Kronik kalp yetmezliği olan ve glomerüler filtrasyon oranıhafif derecede azalmış olan hastalarda Gelanitase lipocalin ilişkili protein (NGAL)düzeylerinin arttığı bildirilmiştir. Bu durum böbrek interstisyelinde kronik olarak basınçartışına ve böbrek hasarına bağlı olabilir. Kalp yetmezliği hastalarında serum Nterminal-pro brain natriuretic peptide (NT-proBNP) düzeyleri artmaktadır. Bu pilotçalışmada rezidüel böbrek fonksiyonu olan ve NT-proBNP yüksek olan ayaktan peritondiyalizi hastaları (PD) ile rezidüel böbrek fonksiyonu olan ve NT-proBNP düzeyleridaha düşük hastaların çalışmanın başlangıcında ve 3 ay sonraki ölçümlerde serumNGAL düzeyleri yönünden karşılaştırılmasını amaçladık. Yaş, cinsiyet yönünden farklıolmayan 20 ayaktan periton diyalizi hastasında ve 20 sağlıklı kontrol grubunda serumNT-proBNP, NGAL ve fibroblast growth faktör 23 (FGF23) ölçüldü.Sonuçlar: Hastalarda serum NT-proBNP, NGAl ve FGF 23 düzeyleri anlamlıolarak hastalarda daha yüksekti (p <0.05). NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/ml üzerindeolan (10 hasta: hipervolemik grup) hastalar ile NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/mlaltında olan hastalar (10 hasta) arasında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, serumkreatinin, Parathormon, NGAL, FGF23 kan ure azotu (BUN), idrar volümü, Cockroft-Gault ve Modification of Diet in Renal Disease Study formulüne göre hesaplananglomerüler filtrasyon oranı ve ekokardiyografik incelemede sol ventrikül diyastol sonuçapı, sol atrium çapı, aort kökü genişliği yönünden çalışma başlangıcındaki ve 3 aysonraki değerlendirmede bir farklılık saptamadık (p>0,05). NT-ProBNP düzeyleri 1000pg/ml üzerinde olan (hipervolemik grup) hastaların ortalama NT-proBND düzeyleri13323,3±11235,9 pg/ml, NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/ml altında olan hastaların ise456,1±266,7 pg/ml idi. NGAL düzeyleri ile ekokardiyografik incelemede sol ventriküldiyastol sonu çapı, sol atrium çapı, aort kökü genişliği, rezidü idrar miktarı arasında dabir ilişki saptayamadık. NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/ml üzerinde olan hastalar ileNTProBNP düzeyleri 1000 pg/ml altında olan hastaların 3 ay sonraki 2. ölçümlerindeNT-ProBNP düzeyleri ilk ölçümlerine göre istatistiksel olarak anlamlı olarak(13323,3±11235,9 pg/ml den 9667,3±9483,2 pg/ml) azaldı (p<0.05). NGALdüzeylerinde ise anlamlı bir değişiklik saptanmadı. NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/mlaltında olan hastalar 3 ay sonraki 2. ölçümlerinde serum NT-ProBNP ve NGALdüzeylerinde anlamlı bir değişiklik bulamadık. Her iki grup arasında hastaların 3 aysonraki değerlendirilmelerinde Cockroft-Gault ve Modification of Diet in Renal DiseaseStudy formülleri ile hesaplanan tahmini glomerüler filtrasyon hızı yönünden fark yoktu.Serum NGAL ilk ölçümünün belirleyicilerini saptamak amaçlı multivariate regresyonanalizinde modele grup 1 (hipervolemik grup) olmak, yaş, serum albumin ve NTproBNP alındığında NGAL'in bağımsız belirleyicisi olarak albumini saptadık. SerumNGAL ikinci ölçümün belirleyicilerini saptamak amaçlı multivariate regresyonanalizinde modele grup 1 (hipervolemik grup) olmak, yaş, serum albumin ve serum NTproBNP düzeyleri arasındaki değişiklik alındığında NGAL in bağımsız belirleyicisiolarak albumini saptadık. Diğer faktörlerin ise bir etkisi olmadığını saptadık.Sonuç olarak hasta grubunda sağlıklı kontrollere göre serum NT-ProBNP,NGAL ve FGF 23 düzeyleri anlamlı olarak yüksekti. Periton diyalizi hastalarında vücutvolüm durumunun bir göstergesi olarak değerlendirilen serum NT-ProBNP ile NGALdüzeyleri arasında bir ilişki yoktu. Periton diyalizi hastalarında albumin gibi diğerfaktörler serum NGAL düzeylerinin belirleyicisi olarak görünüyor.

BöbrekBöbrek fonksiyon testleriBöbrek yetmezliği-kronik+6
Derya Şahin
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Respiratuar distres sendromlu prematür bebeklerde akut böbrek hasarının idrar nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin ile değerlendirilmesi

Amaç; Böbrek hasarı prematüre bebeklerde sık görülmektedir. Kreatinin, glomerüler filtrasyon hızının azalmış olduğunu gösteren geç bir belirteçtir. Bu yüzden ABH tanı ve tedavisi gecikmektedir. Akut böbrek hasarını erken dönemde saptayabilmek için NGAL gibi yeni tanısal belirteçler kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda; prematüre bebeklerde böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek amacıyla idrarda NGAL düzeylerini RDS'li ve RDS'li olmayan hastalarda saptayarak, böbrek fonksiyonlarını karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve yöntem; Bu çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi YYBÜ'nde takip edilen, gebelik haftası 28-34 olan 51 prematüre bebek alındı.Hastalar RDS gelişen ile RDS gelişmeyen kontrol grubu olarak 2 gruba ayrıldı.Grup 1: RDS gelişen hasta grubu (21 olgu),Grup 2: RDS gelişmeyen kontrol grubu (30 olgu),Hastaların klinik, laboratuar özellikleri, postnatal komplikasyonları kaydedildi. 1. ve 7. gün idrar NGAL değerleri ELİSA yöntemi ile çalışıldı. İstatiksel analiz SPSS 16.0 yazılım programı kullanılarak yapıldı.Bulgular; Çalışmamızda RDS gelişen ve gelişmeyen hastaların idrar NGAL seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen, 1. gün idrar NGAL değerinin 7. gün değerine göre daha yüksek olduğu tespit edildi.Sonuç; Çalışmamızda 1. ve 7. gün bakılan idrar NGAL düzeylerinde yükselme tespit edilmedi. RDS gelişen ve gelişmeyen olgularda neonatal ABH sınıflandırmasına uygun ABH tespit edilmediği için idrar NGAL düzeylerinde yükselme tespit edilmemiş olabilir. Bundan dolayı çalışmamızda idrar NGAL'inin ABH gelişimini erken evrede göstermede değerli olup olmadığını belirleyemedik. Bu çalışmamızdaki verilerimizin daha geniş serilerde yapılacak benzer çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.Anahtar kelimeler; NGAL, RDS, akut böbrek hasarı, prematürite

Bebek-prematürBöbrek yetmezliği-akutNGAL+3
Sevcan İpek
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafa travmalı geriatrik hastalarda prognozu etkileyen faktörlerin incelenmesi

Giriş: Kafa travmaları geriatrik hastalarda önemli morbidite,mortalite ve ekonomik kayıp sebebi olan bir sağlık sorunudur.Kafa travması ile acil servise başvuran 65 yaş üstü hastalardan, hayati tehlike ya da ciddi morbidite nedeni olabilecek intrakraniyal patolojileri tespit etmek acil servis hekimlerinin üzerinde dikkatle durması gereken görevleri arasında yer almalıdır. Amaç: Çalışmamızda 65 yaş üstü kafa travması tanısı alan hastalarda bilgisayarlı tomografide patolojik bulgu prevalansını değerlendirmeyi ve geriatrik kafa travmalı hastalarda prognozu etkileyen hematolojik faktörleri değerlendirmeyi amaçladık.Çalışmamızda ayrıca, geriatrik kafa travması konusunda ülkemizin epidemiyolojik verilerine katkıda bulunmak ve bu hastaların hastanede kalış süresini arttıran parametrelerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine kafa travması nedeniyle başvuran ve bilgisayarlı tomografi incelemesi yapılan 65 yaş üstü hastalar geriye dönük olarak incelendi. Çalışmamıza dahil ettiğimiz vakaların,yaş,cinsiyet, travma oluş mekanizması,koagülopati,beyin bilgisayarlı tomografi sonuçları,lökosit sayısı,nötrofil/lenfosit oranı(NLO),trombosit/lenfosit oranı(TLO),taburculuk,yatış,sevk,ex durumları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 151'i erkek, 169'u kadın idi.Geriatrik popülasyonun kafa travmasıyla sıklıkla karşılaştığı nedenler arasında ise düşmelerin(%37.2) ve trafik kazalarının(%18.8) en sık nedenler olduğu belirlendi(%56).65 yaş üstü kafa travması olan hastalarda anormal Beyin BT bulgusu olan hasta sayısı 34 olup,geriatrik kafa travmalarında anormal Beyin BT prevalansı %10.6 saptandı.Bu oranın erken yaşlılık(65-74 yaş),orta yaşlılık(75-84 yaş),geç yaşlılık(85 yaş ve üstü) gruplarında anlamlı değişimi saptanmadı.Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 7'si ex olup,geriatrik kafa travmalarında mortalite oranı %2.2 olarak saptandı.Lökositoz,nötrofil/lenfosit oranı yüksekliği,koagülopati olması ve 75 yaş üstü geç yaşlılık dönemi morbidite ve mortaliteyi arttıran nedenler olarak tespit edildi. Sonuç:Geriatrik kafa travmalarında,kafa travmasının düşme veya trafik kazası sonrası yaşanması,lökositoz olması,nötrofil/lenfosit oranının yüksek olması,geç yaşlılık evresi hasta olması(75 yaş ve üstü) intrakraniyal patoloji riskini artırmaktadır.Kafa travmalı hastaları acil serviste değerlendirirken yaşını,travma mekanizması ve şiddetini sorgulamayı,kan tahlili alım ve bilgisayarlı tomografi çekim endikasyonlarını geniş tutmayı,acil servis gözlem süresini uzatmayı ve konsültan hekim desteği almayı planlamak akılcı bir yaklaşımdır. Anahtar kelimeler: Geriatrik kafa travması,nötrofil/lenfosit oranı,trombosit/lenfosit oranı,İNR,Bilgisayarlı Tomografi,Mortalite

GeriatriKafa yaralanmalarıKan trombositleri+4
Hasan Aydın
Kütahya Dumlupınar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdrar yolu enfeksiyonlarında heparin bağlayıcı protein ve nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalinin tanıdaki yeri

İdrar yolu enfeksiyonu (İYE), çocuklarda en sık görülen enfeksiyonlardan biridir ve belirsiz bulgularla seyredebilir. Enfeksiyonun lokalizasyonu tedavi ve prognoz açısından önemlidir. İYE çocukluktan erişkinliğe taşınan, morbiditesi yüksek ve tekrarlama eğiliminde olan, kronik böbrek hastalığına gidişi önlenebilir bir hastalıktır. Çalışmamızda amaç İYE'de aşırı konulan tanıların engellenmesi, hızlı ve doğru bir şekilde tanı konulması, İYE tanısının daha erken konulabilmesi için yeni parametrelerin geliştirilebilmesidir. Etik kurul onayı sonrası hastanemize başvuran, 3 ay – 5 yaş arası, idrar yolu enfeksiyonu semptomları olan 55 hasta ile İYE semptomu olmayan 25 hasta kontrol grubunun idrar kültürü, beyaz küre sayısı, nötrofil sayısı, C Reaktif Protein, prokalsitonin, piyüri, lökosit esteraz, üre, kreatin değerleriyle üriner Heparin Bağlayıcı Protein (HBP) ve üriner Nötrofil Jelatinaz İlişkili Lipokalin (NGAL) parametleri karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda hasta grubunda üriner NGAL ve HBP değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek saptandı. NGAL seviyesi kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (151,77 ng/ml'ye karşı 75,46 ng/ml, p <0.001). İYE tanısında idrar kültürü pozitifliği için, üriner NGAL değişkeninin 115.8 ng/ml'lik bir eşik değerinde %90,6 duyarlılık ve %66,7 özgüllük gösterdiğini tespit ettik. Üriner HBP değerleri arasındaki ortalama farklılık da istatistiksel olarak anlamlı sonuçlandı (16,61 ng/ml'ye karşı 7,6 ng/ml, p <0.001). İYE tanısında idrar kültürü pozitifliği için, üriner HBP değişkeninin 14.1 ng/ml'lik bir eşik değerinde %100 duyarlılık ve %52 özgüllük gösterdiğini tespit ettik. Sonuç olarak İYE'ye erken dönemde tanı konulup tedavi başlanması kronik komplikasyonlar açısından son derece önemlidir, çalışmamızda da üriner NGAL ve HBP akut İYE'de tanı koydurucu parametreler olarak saptanmıştır.

HeparinHeparin bağlayıcı proteinNGAL+4
Sabiha Işık Şahinkaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabetlilerde ortalama trombosit hacmi (MPV), kırmzı hücre dağılım genişliği (RDW) ve nötrofil/lenfosit oranı (NLO) ile mikrovasküler komplikasyonlar arasındaki ilişki

GİRİŞ: Diyabetes Mellitus (DM) vücuttaki insülin salgısının eksikliği ve/veya direnci ile oluşan kan şeker düzeyinde yükseklik ile ortaya çıkan, multiorgan tutulumu gözlenen ve mikro/makro komplikasyonlar ile karakterize kompleks bir sendromdur. Hastalığın tedavi ve komplikasyonlarının süreci gerek toplum gerekse birey için büyük bir maddi ve manevi sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. AMAÇ: Bizim bu çalısmamızdaki amacımız kan şeker düzeyinin kontrolü ile kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW), trombosit sayısı, Notrofil/Lenfosit oranı (NLO), ortalama trombosit hacmi (MPV) arasındaki ilişkiyi belirlemek ve ek olarak diyabetik hastalarda ortaya çıkan mikrovasküler komplikasyon riskini önceden gösterebilecek birer belirteç olarak kullanılıp kullanılamayacağını göstermektir. Erken dönemde tanınıp önlem alınan komplikasyonlar sayesinde hastaların yaşam süresinde ve kalitesinde ciddi katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 60 adet sağlıklı birey ile 60 adet diyabet tanısı almış hasta alındı. Retrospektif olarak dosya taraması yapıldı ve hemoglobin, MPV, RDW, glikolizillenmiş hemoglobin (HbA1c), nötrofil ve lenfosit sayıları, mikrovasküler komplikasyonlar (nöropati, retinopati, nefropati) gibi bilgileri toplandı. Diyabet tanısı almış hastalar da kendi içinde HbA1c düzeyine göre degerlendirildi. BULGULAR:sDiyabetik hastalarda mikrovasküler koplikasyon ile RDW, MPV NLO arasındaki ilşkiyi inceledigimiz bu çalışmada RDW, MPV ve NLO ile nefropati arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (sırası ile p: 0.008, p: 0.014 ve p: 0.017). Retinopati ile RDW ve MPV arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunurken (sırası ile p: 0.036 ve p: 0.019) NLO da ise anlamlı fark saptanmadı (p: 0.129). Nöropati ile RDW ve NLO arasında ise istatiksel olarak anlamlı bulunurken (sırası ile p: 0.001 ve p: 0.045) MPV'de ise anlamlı fark saptanmadı (p: 0.157). SONUÇ: Bu çalışmamızda hastalardan genel olarak rutin kontrollerde bakılan hemogram gibi basit bir laboratuar testinin içinde bulunan RDW, MPV, NLO'nun diyabetik mikrovasküler komplikasyonlar arasında ilişkiyi göstermesi açısından maliyet-etkin parametreler olduğunu göstermiş olduk. RDW, MPV ve NLO'nun diyabet hastalarının takibinde ve mikrovasküler komplikasyon riskinin tahmin edilmesinde etkinliğinin değerlendirilmesi için daha büyük çaplı prosepektif çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Kan trombositleri+3
Selman Atakur
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Normal ve bozulmuş glukoz toleranslı obez bireylerde nötrofil/ lenfosit(N/L) oranının insülin direnci ile arasındaki ilişki

Obezite vücutta kronik inflamasyon ve kronik oksidatif stres durumudur. Obezlerde oksidatif stres belirteçlerinin yükseldiği ve antioksidan savunma enzimlerinde azalma olduğu bilinmektedir. Nötrofil/Lenfosit oranı (NLO); rutin bir tetkik olarak yapılan tam kan sayımından hesaplanabilen basit bir parametredir ve inflamasyon marker'i olduğu gösterilmiştir. NLO obez bireylerde glukoz intoleransının bir prediktörü olabilir ve glukoz intoleransının erken saptanmasında fayda sağlayabilir. Bu çalışmada normal ve bozulmuş glukoz toleranslı obez bireylerde; inflamatuar bir belirteç olan NLO ve insülin direnci arasındaki ilişkinin degerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada; beden kitle indeksi (BKİ) ≥30 kg/m2 olan ve tarama amaçlı OGTT yapılan 73 obez hastanın (grup 1: normal glukoz toleranslı 43 kişi; grup 2: bozulmuş glukoz toleranslı 30 kişi ve normal BKİ'ne sahip olan sağlıklı 27 kişinin (grup 3) retrospektif olarak dosyaları tarandı. Tüm olguların biyokimyasal parametreleri (tam kan sayımı, insülin, HbA1C, lipid profili, ALT, TSH, CRP) kaydedildi ve NLO hesaplandı. İnsülin direnci (IR), Homeostasis Model Assesment (HOMA) indeksi kullanılarak belirlendi. Olguların demografik özellikleri, boy, vücut ağırlığı ve bel çevresi kaydedildi. Çalışmaya alınan olguların 59'u kadın, 41'i erkek olup yaş ortalaması 36,4±10,4 yıl idi. Gruplar arasında yaş bakımından anlamlı fark vardı (p=0,005). Çalışmamızda HOMA-IR'nin yanı sıra BKİ, bel çevresi, insülin, TSH, CRP ve nötrofil değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Lenfosit ve NLO değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Alt grupların karşılaştırılmasında; NGT obez hasta grubunda, sağlıklı kontrol grubuna göre; insülin, HOMA-IR, TSH, CRP ve nötrofil anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). BGT obez hasta grubunda, sağlıklı kontrol grubuna göre; insülin, HbA1C, HOMA-IR, CRP, nötrofil ve TSH anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). BGT obez hasta grubunda; NGT obez hasta grubuna göre, HbA1C ve HOMA-IR düzeyi anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Obez hastalarda CRP yüksekliği saptanması, obezitede bir inflamasyon varlığına işaret etmektedir. Obez olgularda CRP yüksekliği yanı sıra, nötrofil düzeylerinin artmış olması, özellikle bozulmuş glukoz toleranslı hastalarda ilerde diyabete progresyon için bir belirteç olabilir. BGT obez hasta grubunda; nötrofil ile BKİ arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon olması ve NGT obez hasta grubunda, CRP ile BKİ ve bel çevresi arasında anlamlı pozitif korelasyon olması bu ifadeyi destekler niteliktedir. Buna karşılık çalışmamızda NLO değerlerinde gruplar arasında anlamlı fark yoktu ve insülin direnci ile NLO arasında ilişki bulunmadı. Buna göre; glukoz toleransının bozulmasının obez hastalarda NLO'yu anlamlı derecede etkilemediği düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Nötrofil, Diyabetes Mellitus, Obezite, CRP, insülin direnci, Nötrofil /Lenfosit oranı

C reaktif proteinDiabetes mellitusGlükoz tolerans testi+6
Eyyüp Murat Efendioğlu
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nötrofil/lenfosit oranı ve trombosit/lenfosit oranının guillain barre sendromlu hastalarda hastalığın prognozu ve şiddeti üzerine etkisinin araştırılması

Guillain Barre Sendromu (GBS, Akut inflamasyonla ilişkili demyelinizan polinöropati) , santral ve periferik sinir sisteminin inflamatuvar bir hastalığıdır. Kliniği değişken olup, etiyolojisi bilinmekle birlikte patogenezi tam olarak anlaşılamamıştır. Tanısında ve şiddetinin belirlenmesinde günümüzde halen kullanılabilecek özgül bir biyokimyasal parametre yoktur. Bu çalışmanın amacı Guillain Barre Sendromlu hastalarda subklinik inflamasyonun bir göstergesi olan Nötrofil/Lenfosit oranı (NLO) ve Trombosit/Lenfosit oranının (TLO) hastalığın şiddetini değerlendirmede ve progresyonunun takibinde bir parametre olarak kullanılıp kullanılamayacağını göstermeyi amaçladık GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı'na 2009-2016 yılları arasında yürüyememe şikayeti ile başvuran ve GBS tanısı alan 27 hasta (16 erkek, 11 kız) alındı. Hastalara ait yatış dosyaları, epikrizler ve taburcu olduktan sonra izlendikleri poliklinik dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Nötrofil/Lenfosit oranı (NLO) ve Trombosit/Lenfosit (TLO) oranı hesaplanarak veriler analiz edildi. Hastalar Hughes Fonksiyonel Derecelendirme Skalasına göre hafif form GBS ve ağır form GBS olarak gruplandırıldı. BULGULAR: Çalışmamıza dahil edilme kriterine uyan Guillain Barre Sendromu tanısı konulmuş 27 hasta geriye dönük olarak çalışmaya alındı. Hastaların 16'sı (%59,7) erkek, 11'i (%40,7) kız idi. Her iki grup arasında cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Hastaların tedavi öncesi NLO ile tedavi sonrasında bakılan NLO açısından birbiri ile karşılaştırıldı. Hasta tedavi öncesi grubunun NLO ortalaması 3,2619±4,24195, tedavi sonrası grubunun NLO ortalaması 1,3637±0,71355 idi. NLO tedavi öncesi grubu tedavi sonrası grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). Hastaların tedavi öncesi TLO ile tedavi sonrasında bakılan TLO açısından birbiri ile karşılaştırıldı. Hasta tedavi öncesi grubunun TLO ortalaması 126,5281±53,24868, tedavi sonrası grubun TLO ortalaması 127,2259±58,66141 idi. TLO tedavi öncesi grubunda tedavi sonrası grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunamadı (p>0,05). Hafif form GBS ile ağır form GBS grupları arasında tedavi öncesi NLO ile tedavi sonrasında bakılan NLO açısından birbiri ile karşılaştırıldı. Ağır form GBS grubunda hafif form GBS grubuna göre tedavi öncesi NLO (p=0,482) ve tedavi sonrası bakılan NLO (p=0,512) karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunamadı. Hafif form GBS ile ağır form GBS grupları arasında tedavi öncesi TLO ile tedavi sonrasında bakılan TLO açısından birbiri ile karşılaştırıldı. Ağır form GBS grubunda hafif form GBS grubuna göre tedavi öncesi bakılan TLO (p=0,332) ve tedavi sonrası bakılan TLO (p=0,159) karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunamadı. SONUÇ: Çalışmamızda Guillain Barre Sendromu tanısı alan hastalarda NLO anlamlı olarak yüksekliği saptansa da hastalığın şiddeti ve prognozu ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ayrıca çalışmamızdaki diğer parametre TLO, GBS hastalarında anlamlı olarak yüksek saptanmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Guillain Barre Sendromu, nötrofil/lenfosit oranı, trombosit/lenfosit oranı, prognostik faktörler

Guillain-Barre sendromuLenfositlerMerkez sinir sistemi hastalıkları+6
Ezgi Altuntaş Hüner
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inmeli hastalarda erken dönemde nötrofil/lenfosit oranı ve bazı kan biyokimya ve seroloji sonuçlarının klinik ve radyolojik bulgularla birlikte değerlendirilmesi

Nötrofil lenfosit oranının (NLR) bazı hastalıklarda prognozu öngörmede bir parametre olabileceği düşünülmektedir. Platelet lenfosit oranının (PLR) da benzer şekilde kullanılabileceği öne sürülmüştür. Bu çalışmada inme hastalarında akut dönemde bakılan NLR ve PLR'nin klinik, labaratuar ve görüntüleme bulgularıyla ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmada Aralık 2015-Eylül 2016 arasında Gaziantep Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı' na başvuran 80 iskemik inme hastası retrospektif olarak değerlendirildi. İstatistik değerlendirmelerde, sosyodemografik özellikler, başvuru esnasındaki NIHSS ve mRS skorları, akut dönemdeki NLR ve PLR değerleri, kontrol kanlarındaki NLR ve PLR değerleri, bazı biyokimyasal ve serolojik parametreler, beyin görüntüleme özellikleri, Doppler USG, EKO, EKG bulguları, hastanede yatış sırasında çıkan komplikasyonların ve hastanede yatış süresi gibi değişkenlerin karşılıklı ilişkilerinin olup olmadığı araştırıldı. Değerlendirmeler sonucunda farklı zamanlarda bakılan NLR ve TLR oranları arasında farklılık izlenmedi. İnme ağırlığını değerlendirmek için belirlenen NLR kesim noktası 2,86' nın sensitivitesi %88,9, spesifitesi %72,6 olarak bulundu. Enfeksiyon bulgusu olmayan hastalarda kesim noktası tüm grupla benzer olarak 2,86 bulundu, sensitivitesi ve spesifitesi daha yüksekti (%100, %83, sırasıyla). NL oranı düşük hastaların yaş ortalaması, NIHSS, CRP, sedimentasyon, lökosit, trombosit değerleri ve hastanede yatış süreleri NL oranı yüksek olanlardan daha düşük bulundu. NL oranı yüksek hastalarda daha fazla oranda enfeksiyon bulgusu izlendi. TLR için bir kesme noktası elde edilemedi. TLR NLR ile ilişkili olarak bulunsa da benzer ilişkiler TLR için gösterilemedi Sonuç olarak erken dönemde bakılan NLR değerleri inmenin ağırlığını değerlendirmede, hastanede yatış süresini ve yatış sırasında enfeksiyon gelişme riski yüksek olan hastaları öngörmede kullanılabilir. NLR kesme noktası enfeksiyonu olmayan hastalarda tüm hasta grubuna benzer bulunmuştur. Hatta, yatış sırasında enfeksiyon gelişmeyen hastalarda duyarlılığı ve özgünlüğü daha yüksektir. Anahtar Kelimeler: Nötrofil lenfosit oranı, Trombosit lenfosit oranı, İskemik inme, Komplikasyon, NIHSS

KomplikasyonlarLenfositlerNötrofiller+4
Gülsüm Bayana Çomruk
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrium kanserli olgularda preoperatif monosit sayısı, nötrofil lenfosit oranı, ortalama trombosit hacmi, ortalama trombosit hacminin trombosit sayısına oranı ve trombosit lenfosit oranının prognoza etkisi

Amaç: Monosit sayısı, Nötrofil/lenfosit oranı (NLO), ortalama trombosit hacmi (MPV), PLO (platelet/ lenfosit oranı) gibi hematolojik faktörlerin çeşitli kanser türlerinde prognostik belirteçler olarak kullanımı son yıllarda ilgi odağı olmuştur. Biz çalışmamızda endometriyum kanserinde; preoperatif NLO, monosit sayısı, MPV, PLO, ortalama trombosit hacminin trombosit sayısına oranının (MPV/PO) prognoz ile ilişkisi olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 1991- Şubat 2016 tarihleri arasında, Çukurova Üni-versitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde opere edilen ve takibi yapılan, prognozlarına ulaşılabilen 763 endometrium kanserli olgu değerlendirmeye alınmıştır. Hastaların preoperatif hematolojik parametreleri ve histopatolojik tip, grade, servikal tutulum, myometrial invazyon derecesi, LN tutulumu, cerrahi evresi, operasyon özellikleri gibi klinik ve patolojik özellikleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bu faktörlerin prognoz üzerine etkileri Kaplan Meir ve Cox Regresyonu gibi istatistiksel yöntemler ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 763 hastanın ortalama yaşı 57,2 ±10,5 ve ortancası 58'dir (27-91). Hastaların % 74,2' si evre I, % 7,5'u evre II, % 15,2'si evre III ve % 2,4' ü evre IV olarak saptandı. Histolojik tiplendirmede 573 (%76,2) olgu endo-metriod adenokarsinom (tip 1), 179 (%23,8) olgu tip 2 (seröz, clear, karsinosarkom ve mikst) endometriyum kanserine sahipti. Hastaların ortalama sağkalım süreleri 194,1 (GA:175,0-213,1) aydır. Beş yıllık yaşama olasılıkları %86'dır. Ortalama yaşam süresi (ay) için NLO değeri (p=0,017) anlamlı bulunurken; PLO değeri (p=0,283), Monosit değeri (p=0,670), MPVPO değeri (p=0,122) ve MPV değeri için (p=0,452) anlamlı bir farklılık saptanmadı. NLO değerleri yüksek olanların sağkalımı kısa olmuştur. NLO'nun evre, metastatik lenf nodu, myometrial invazyon, servikal invazyon, lenfovasküler invazyon, adneksiyel tutulum, sitoloji pozitifliği, histoloji ve hayattaki durum ile ilgili olduğu görüldü. PLO'nun evre, metastatik lenf nodu, myometrial invazyon, servikal invazyon, lenfovasküler invazyon ve adneksiyel tutulum ile ilgili olduğu görüldü. Monosit sayısının evre, metastatik lenf nodu, grade, sitoloji pozitifliği ve hayattaki durum ile ilgili olduğu görüldü. MPVPO' nun evre ve metastatik lenf nodu ile ilgili olduğu görüldü. Sonuç: Yaş, komorbidite, histopatolojik tip, evre, grade, lenfovasküler invazyon, servikal invazyon, metastatik lenf nodu, myometrial invazyon, kemoterapi, NLO ve tedavi şekli endometrium kanserinde prognostik faktörler olarak bulunurken çok değişkenli analizde total sağkalım üzerinde yaş, evre, komorbidite ve servikal invazyon bağımsız prognostik faktörler olarak saptanmıştır.

Endometrial neoplazmlarEndometriyumKan trombositleri+5
İsa Temur
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Paroksismal atriyal fibrilasyonlu hastalarda kriyoablasyon sonrası sol atriyal yeniden şekillenmenin değerlendirilmesi

Amaç: Paroksismal atriyal fibrilasyon (PAF) tedavisinde kriyoablasyon ile pulmoner ven izolasyonu (PVI) son yıllarda sıklığı artan bir ablasyon yöntemi olarak uygulanmaktadır. Ablasyon tedavisinin ilaçlara göre PAF hastalarını daha fazla sinüste tuttuğu bilinmektedir. Bununla birlikte PVI'nun atriyal yeniden şekillenme üzerine etkisi tam bilinmemektedir. Sol atriyal yeniden şekillenmeyi gösteren önemli parametreler sol atriyal volüm (LAV) ve sol atriyal volüm indeksidir (LAVi). Galektin-3 (Gal-3) ve nötrofil/lenfosit oranı (N/L oranı) kardiyak fibrozis, inflamasyon ve yeniden şekillenmeyi gösteren önemli biyobelirteçlerdir. Bu çalışmada kriyoablasyon ile PVI yapılan hastalarda LAV, LAVi, Gal-3 ve N/L oranı ile AF nüksü arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza semptomatik, en az 1 antiaritmik tedaviye yanıt vermeyen ve kriyoablasyon ile PVI uygulanan 50 PAF'lı hasta dahil edilmiştir. Her hastaya ablasyon öncesi, 6 ay sonrası ve 12 ay sonrası Gal-3, N/L oranı bakılmış, LAV ve LAVi ölçülmüştür. Ablasyon sonrası 6. ve 12. aylarda tüm hastalara AF nüksünü belirlemek için 7 gün süreyle olay kaydedici takılmıştır. 12. ay sonunda hastalar nüks olanlar (n=14) ve olmayanlar (n=36) olarak iki gruba ayrılmıştır. Bu iki grup arasında LAV, LAVi, Gal-3 ve N/L oranı karşılaştırılarak sol atriyal yeniden şekillenme ve nüks gelişimindeki rolleri değerlendirilmiştir. Bulgular: LAV ve LAVi 12. ayın sonunda nüks gelişen vakalarda anlamlı olarak arttığı görülmüştür. Nüks gelişen hastaların işlem öncesi LAV'leri 41.39±18.13 ml iken 12. ayın sonunda 53.24±22.11 ml olarak ölçülmüştür (p=0.037). LAVi ise işlem öncesi nüks gelişen vakalarda 20.9±8.91 ml/m2 iken 12. ayın sonunda 26.85±11.28 ml/m2'dir (p=0.005). Hem Gal-3 hem de N/L oranı AF nüksünde anlamlı olarak artış göstermemiştir. AF nüksü gelişen hastaların ablasyon öncesi Gal-3 ortalaması 6.34±4.13 ng/ml, ablasyon sonrası 12. ayda 6.66±4.09 ng/ml olarak tespit edilmiştir (p=0.516). N/L oranı ise nüks gelişenlerde ablasyon öncesi 3.15±1.59 103/µl iken ablasyon sonrası 12. ayda 2.28±1.07 103/µl olarak ölçülmüştür (p=0.674). Sonuç: PAF hastalarında kriyoablasyon sonrası yeniden şekillenmenin takibinde ve nüksü öngördürmede LAV ve LAVi kullanılabilir. Gal-3 ve NLR gibi fibrozis belirteçleri AF nüksünü öngördürmede anlamlı değildir. Anahtar sözcükler: Paroksismal atriyal fibrilasyon, sol atriyal volüm, sol atriyal volüm indeksi, galektin-3, nötrofil/lenfosit oranı,.

AblasyonAtriyal fibrilasyonAtriyal fonksiyon+7
Aziz İnan Çelik
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni tanı konulmuş hipertansif hastalarda nötrofil lenfosit oranı ve epikardiyal yağ dokusu kalınlığı ilişkisi

Epikardiyal yağ dokusu kalınlığı (EFT) ve nötrofil lenfosit oranı (NLR) aterosklerozla ilişkili paramatrelerdir. Bu parametrelerin yeni tanı konulmuş hipertansiyon hastalarındaki ilişkisi konusunda yeterince çalışma yoktur. Biz bu çalışmada, 24 saatlik ambulatuar kan basıncı takibi (AKBT) ile tespit edilmiş yeni tanı konulmuş hipertansiyon hastalarında EFT ve NLR ilişkisini araştırdık. Bu amaçla kronik hastalığı olmayan ardışık AKBT değerlerine göre hipertansiyon olan ardışık 80 hasta ve kan basınçları normal sınırlarda olan ardışık 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların ekokardiyografik olarak EFT değerleri ölçüldü. Venöz kan örneklerinden C-reaktif protein (CRP), NLR değerleri elde edildi. Hipertansiyon grubunda 24 saatlik ortalama sistolik kan basıncı 143±17 mmHg iken kontrol grubunda bu değer 117±7 mmHg idi (p<0,001). Gruplar arasında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi açısından istatiksel fark yoktu. Bu çalışmada, hipertansiyon hastalarında EFT'nin, NLR'nin ve CRP düzeyinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğunu saptandı (tüm karşılaştırmalar için p değeri <0,001). Ayrıca hem tüm çalışma popülasyonunda (r=0,409; p<0,001) hem de hipertansiyon tanısı alan hasta grubunda (r=0,534; p<0,001) EFT ile NLR arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Benzer şekilde CRP değerleri hem EFT değerleri (r=0,349; p<0,001) hem de NLR değerleri (r=0,343; p<0,001) ile pozitif korelasyon göstermekteydi. Sonuç olarak yeni tanı konulmuş hipertansiyon hastalarında ateroskleroz ile ilişkili olan yüksek EFT ve NLR değerleri kan basıncı yüksekliğinin uzun süredir olduğuna ve kardiyovasküler sistemde kalıcı etkiler yaptığına işaret edebilir. Anahtar Kelimeler: Ambulatuar Kan Basıncı Takibi; C-reaktif protein; Ekokardiyografi; Epikardiyal Yağ Dokusu; Hipertansiyon; Nötrofil Lenfosit Oranı

C reaktif proteinEkokardiyografiEpikardiyal yağ dokusu+5
Mehmet Ali Derya
Yozgat Bozok University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hodgkin lenfoma ve diffüz büyük b hücreli lenfoma tanılı hastalarda, tanı anındaki nötrofil/lenfosit oranının klinik parametreler, prognoz ve sağ kalımla ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: : Lenfomalar, bağışıklık sistemi hücrelerinden; lenfositler veya NK (doğal öldürücü) hücrelerinden köken alan klonal tümörlerdir. Lenfomalar; hodgkin lenfomalar (HL) ve non-hodgkin lenfomalar (NHL) olmak üzere iki ana başlıkta tanımlanmıştır. HL tüm kanser türlerinin %1' ini, lenfomaların ise yaklaşık %25-40' ını oluşturmaktadır. NHL' ların en sık rastlanan alt tipi olan diffüz büyük b hücreli lenfomalar (DBBHL) yetişkinlerde görülen en sık lenfoid malignite iken yeni tanı lenfoid malignitelerin de yaklaşık %20' sini oluşturmaktadır. DBBHL tanılı hastalarda, prognoz durumunu belirlemede en sık International Prognostic Indeks (IPI) kullanılır iken, HL' lı hastalarda International Prognostic Score (IPS-7) kullanılmaktadır. Bu parametreler prognozu belirlemede bazen yetersiz kalabilmektedir, çünkü günlük pratikte kullanılması zordur. Bu nedenle basit, ucuz ve kolaylıkla ulaşılabilir prognostik biomarkerların tanımlanma çalışmaları devam etmektedir. Çoğu araştırmacı, mutlak lenfosit sayısını, tümör tarafından infiltre edilmiş ve konağın immün yanıtında rol oynayan lenfositlerin önemli bir belirteci olarak kabul ederken, mutlak monosit sayısını tümör mikroçevresindeki, tümör ile ilişkili makrofajların belirteci olarak ve mutlak nötrofil sayısını ise malignensi ve sistemik inflamatuar yanıtın göstergesi olarak kabul etmektedir. Mutlak monosit ve lenfosit sayıları, HL' da önemli bir prognostik faktör olarak kullanılabileceği önerilmektedir. Mutlak lenfosit sayısı ve nötrofil lenfosit oranı (NLO), solid tümörlerde yaşam ve sağ kalım açısından önemli bir prognostik belirteç olarak kullanılmakta olup, son yıllarda DBBHL' lı hastalarda da önemli bir prognostik belirteç olabileceğini gösteren yayınlar mevcuttur. Ayrıca, DBBHL tanılı hastalar üzerindeki bir çalışmada, tanı anındaki NLO' nın 3,5 altında olmasının progesyonsuz sağ kalım (PS) ve toplam sağ kalım (OS) üzerinde olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda HL ve DBBHL tanılı hastalarda NLO' nın; klinik parametreler, prognoz ve sağ kalımla olası ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya Ocak 2006-Haziran 2018 yılları arasında, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hematoloji Kliniğinde HL ve DBBHL tanısı ile takip edilen 16 yaş üstü hastalar alınmıştır. HL tanılı 146 ve DBBHL tanılı 146 hastanın verilerine erişilmiş olup toplam 292 hasta çalışmaya alınmıştır. Veriler retrospektif olarak sunulmuştur. Hastaların patalojik tanısı, tanı anındaki yaşı ve Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) performans durumu, yaşam durumu, cinsiyeti, takip süresi, evresi, birinci basamak tedavi ile remisyona ulaşılabilmesi, OS ve PS süreleri, hastalığın progresyon durumu, HL tanılı hastalar için Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Kurumu (EORTC) ve IPS-7 skorlaması, DBBHL tanılı hastalar için IPI skorlaması gibi klinik verilere ulaşılmıştır. Laboratuvar parametreleri olarak ise hemoglobin (Hb), lökosit sayısı (WBC), mutlak nötrofil sayısı, mutlak lenfosit sayısı, nötrofil/lenfosit oranı, eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), albümin, C- Reaktif Protein (CRP), laktat dehidrogenaz (LDH) ve beta-2 mikroglobulin seviyeleri değerlendirilmiştir. Bulgular: DBBHL tanılı hastalarda, ileri yaş ve ileri ECOG performans skorunun, OS (p<0,001 ve p=0,002) ve PS (p=0,002 ve p=0,002)' ı olumsuz etkileyen, bağımsız prognostik faktörler olduğu, ayrıca yüksek NLO' nın; OS ve PS üzerinde etkisi olmadığı saptandı (p=0,139 ve p=0,333). HL tanılı hastalarda; ileri yaş ve yüksek NLO; OS' ı olumsuz etkileyen, bağımsız prognostik faktörler olduğu (p=0,004 ve p=0,014), ileri yaş, yüksek NLO ve 2. basamak tedavi gereksiniminin ise PS' ı olumsuz etkileyen, bağımsız prognostik faktörler olduğu saptandı (p=0,003, p=0,011 ve p=0,011). Sonuç: NLO' nın özellikle HL tanılı hastalarda OS ve PS üzerinde bağımsız risk faktörü olduğu, DBBHL tanılı hastalarda ise ileri yaş ve ileri ECOG performans skorunun OS ve PS üzerinde bağımsız risk faktörleri olduğu gösterildi. Özellikle HL' da prognostik değeri gösterilen NLO' nın; EORTC ve IPS-7 gibi risk skorlama sistemlerine eklenebileceği, non-invaziv ve basit bir belirteç olarak, klinik gidiş ve agresif tedavi kararında rol alabileceği, klinisyeni yönlendirebileceği sonucuna varılmıştır.

Hodgkin hastalığıLenfomaLenfoma-büyük B-hücreli-yaygın+5
Osman Kopan
Gaziantep University
2018
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multiple myelom hastalarında nötrofil ve trombosit değerlerinin lenfosit değeriyle oranlanmasının prognostik önemi

Giriş ve amaç: Multipl myelom (MM), non hodgkin lenfoma grubundan sonra görülen ikinci en sık hematolojik malignitedir. Tüm hematolojik malignitelerin %10-15'ini oluşturmasıyla öne çıkar. MM'li hastalarda tanı anındaki nötrofil ile lenfosit sayısının; trombosit ile lenfosit sayılarının oranlanması sonucu elde edilecek kesim noktalarının bir belirteç olarak tanımlanması halinde sağ kalıma yönelik öngürü yönünden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya Ocak 2012 ve Eylül 2018 tarihleri arasında Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde International Myeloma Working Grup (IMWG) kriterlerine göre Multiple Myelom tanısı konulmuş, tedavisi ve takibi bu merkezde yapılmış, dahil edilme kriterlerini taşıyan 327 hasta retrospektif değerlendirme ile alınmıştır. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkilerin test edilmesinde Spearman rank korelasyon analizi ve kesim noktası belirlenmesi için ROC analizi uygulanılmıştır. Bulgular: Nötrofil / Lenfosit oranı, kreatinin değeriyle (p: 0,010), tanı yaşıyla (p:0.011), ECOG 2-4 grubunda olmakla (p:0,044), kadın cinsiyetinde (p:0,002), ISS evre 2 grubunda olmakla (p:0,002), immünmodülatuar ve proteozom inhibitörü alan hastalarda sağ kalımla ilişkili (p:0,040) korelasyon göstermektedir. Nötrofil / Lenfosit oranındaki her bir birimlik artış ölüm riskini 1,093 kat arttırmaktadır (HR:1,093 %95 GA:1,018-1,173, P:0,015). Nötrofil / Lenfosit oranında prognoz belirlenmesi için kesim değeri olarak bizim çalışmamızda 1,7 değeri öngörüldü fakat bu değerin klinik olarak zayıf bir önemi olduğunu, Trombosit / Lenfosit oranının ise prognoz açısından önemli olmadığını saptadık. Sonuç: Multiple Myelom'da prognozu değerlendirmek için ISS ve R-ISS gibi sistemlere ek olarak Nötrofil / Lenfosit oranının bir öngörü sağlamadığını tespit ettik. MM'de risk faktörleri içerisinde yer alan biyokimyasal ve hematolojik laboratuar değerlerinin oranlanmasıyla elde edilecek yeni kesim noktalarının prognoz açısından önemi olup olmadığının başka çalışmalarla ele alınmasını öneriyoruz. Anahtar Kelimeler: Multiple Myelom, Nötrofil Lenfosit Oranı, Trombosit Lenfosit Oranı, Prognoz

Kan trombositleriLenfositlerMultipl miyelom+2
Alperen Kızıklı
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğum şeklinin maternal ve fetal bazı antimikrobiyal peptitler üzerine etkisinin incelenmesi

AMAÇ: Antimikrobiyal peptitler, inflamatuar hücreler ve epitelyal hücreler tarafından üretilen, doğal bağışıklık sisteminde immun yanıtını düzenleme yeteneğine sahip proteinlerdir. Çalışmamızda kadın reprodüktif sisteminde ve fetal membranlarda ekspresyonu gösterilmiş LL-37, Elafin, HNE ve D Vitamin düzeylerinin öncelikle plasental geçişini kanıtlamak, normal doğum eylemi sırasında tetiklenen proinflamatuar süreç ile ilişkili sezaryen doğuma kıyasla daha yüksek seviyede antimikrobiyal peptit seviyesini kanıtlamayı amaçladık. Ayrıca doğum sonrasında ve doğumdan bir gün sonra bebek tükürüğünde antimikrobiyal peptit düzeyini ölçerek emzirerek anne sütü aracılığı antimikrobiyal peptitlerin geçiş düzeylerini karşılaştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi 'nde , 18 yaş üstü, ek hastalığı olmayan, gebelik haftası 37 hafta ve üzeri, antianemik ve multivitamin dışında ilaç kullanmamış, perinatal konjenital tanısı olmayan 20 adet vajinal doğum yapmış, 20 adet sezaryen doğum yapmış gebeden yatış sırasında ve doğum sonrası umblikal kord kanından 1cc örnek alınıp santrifüj ile serumu ayrıldıktan sonra tüm materyaller toplanana kadar -80 derecede saklanmıştır. Yenidoğan bebeklerin tükürüğünden doğumda ve doğumdan 24 saat sonra rutin kontrollerinde alınan örneklerden 1 cc ayrılıp -80 derecede saklanmıştır. Daha sonra bu toplanan kanlarda ve tükürüklerde Elisa cihazı sandwich yöntemi kullanılarak D vitamini, Elafin, LL-37, HNE düzeyleri ölçülmüştür. BULGULAR: Maternal kanlarda ve umblical kord kanlarında doğum şekline bağlı antimikrobiyal peptit düzeyleri arasında bir fark saptayamadık. Yine doğum sonrası tükürük örneklerinde hem doğum şekline bağlı hem de emzirmeye bağlı antmikrobiyal peptit düzeylerinde bir farklılık saptayamadık. SONUÇ: Çalışma bulgularımız normal doğum sürecinin maternal ve fetal immun sistemi harekete geçiren inflamatuar bir süreç olduğunu desteklemese de daha geniş olgu kontrol çalışmalarına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.

Antimikrobiyal aktiviteDoğumElafin+6
Müge Ayça İbiş
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğunda inflamasyon göstergesi olarak ortalama platelet hacmi

Amaç: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) multifaktöriyel ve nörogelişimsel bir bozukluktur. Son zamanlarda immün sistemdeki değişikliklerin ve otoimmünitenin etiyolojide rol oynayabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada; inflamasyon sürecini belirlemek için Ortalama Platelet Hacmi (MPV), Nötrofil/Lenfosit Oranı (NLR) ve Platelet/Lenfosit Oranı (PLR) ile OSB arasındaki olası ilişkiyi göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 01.01.2015-01.10.2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Polikliniği'ne başvuran OSB tanılı, daha önce tedavi almamış 80 hasta ve 50 sağlıklı kontrolün dosyaları retrospektif olarak tarandı. Olguların sosyodemografik verileri, klinik özellikleri, Ankara Gelişim Tarama Envanteri, ABC psikometrik testleri ve rutin kan tetkiklerinden elde edilen ASO, MPV, NLR, PLR değerleri retrospektif araştırıldı. İstatiksel analiz SPSS 22.00 ile yapıldı. Bulgular: MPV, OSB'lilerde istatistiksel anlamlılığı olmamasına rağmen kontrol grubundan daha yüksek bulundu (9,87±0,94; 9,58±0,84 p=0,076). MPV, istatistiksel anlamlılığı olmamasına karşılık Regresif OSB (OSB-R) ve Regresif Olmayan OSB'de kontrol grubundan daha yüksekti (10,07±1,11; 9,75±0,81; 9,58±0,84 p=0,069). OSB-R'liler kontrol grubundan istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek MPV'ye sahipti (10,07±1,11; 9,58±0,84 p=0,030). OSB'liler kontrol grubundan istatistiksel anlamlı daha düşük PLR'ye sahipti (80475,4±24234,5; 94721,68±37201,4 p=0,009). OSB-R ve Regresif Olmayan OSB, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük PLR değerine sahipti (78802,27±22230,27; 81479,28±25527,9; 94721,68±37201,4 p=0,032). ASO; istatistiksel olarak anlamlı biçimde OSB'lilerde kontrol grubundan daha yüksek bulundu (104,53±168,43; 45,65±37 p=0,016). NLR açısından gruplar arası istatistiksel anlamlı bir fark yoktu. Sonuç: Otizm heterojen etyolojili bir bozukluktur. MPV, PLR, NLR taraması kolay, maliyeti düşük ve subklinik inflamatuar süreci predikte edebilecek hematolojik parametrelerdendir. Bu parametreler, OSB'de daha büyük klinik örneklem üzerinde ve özellikle otoimmun etyolojili alt gruplarda klinik açıdan yol gösterici olabilir. Anahtar Sözcükler: İnflamasyon, Nötrofil/Lenfosit Oranı, Ortalama Platelet Hacmi, Otizm Spektrum Bozukluğu, Platelet/Lenfosit Oranı

Kan trombositleriLenfositlerNötrofiller+4
Buse Pınar Kırmızı
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Biyolojik ajanların psoriasis tanılı hastalarda lipid profili ve hemogram parametrelerine etkisi

Giriş ve Amaç: Biyolojik ajanların lipid profili ve hemogram profiline etkileriyle ilgili literatürde çelişkili veriler mevcuttur. Bu çalışmada amacımız, biyolojik ajanların psoriasis tanılı hastalarda lipid profili, hemogram parametreleri, NLO, TLO, MPV ve CRP üzerindeki etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak psoriasis tanısıyla en az 6 aydır biyolojik ajan kullanan (Adalimumab,etanercept, infliksimab,ustekinumab, sekukinumab) hastaların yaş, VKI, sigara kullanımı, bilinen ek hastalık, kullanılan ilaçlar, psoriasis için aldığı geçmiş tedaviler incelendi. 12.ve 24.haftalardaki takiplerinde lipid profilleri, CRP, hemogram parametreleri ve aterojenik indeksleri, nötrofil/trombosit oranı (NLO), platelet/lenfosit oranı (PLO), PAŞİ, MPV değerlendirildi. Dahil edilme kriterleri 210 hastaya uygulandıktan sonra hemogram parametreleri analizi grubunda 153 hasta, lipid profili analizinde 124 hasta değerlendirmeye alındı. Veriler normal dağılıma uygun olmadığı için non-parametrik testler uygulandı. İstatistiksel analizde Kruskal Wallis, Friedmann testi , ANOVA (Repeated measures of ANOVA), Spearman testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edildi. Bulgular: Adalimumab ilaç grubunda (p<0,05) ve tüm hastalarda (p<0,001) takip haftaları arasında hemoglobin değerlerinde anlamlı farklılık saptandı. Etanercept (p<0,001) ve sekukinumab (p<0,05) ilaç gruplarında ve tüm hastalarda (p<0,001) takip haftaları arasında trombosit değerlerinde anlamlı farklılık ve azalma saptandı. Adalimumab (p<0,001) ve etanercept (p<0,05) alan ilaç gruplarında ve tüm hastalarda (p<0,001) lenfosit değerlerinde takip değerleri arasında anlamlı farklılık ve artış görüldü. TLO ve NLO değerlerinde adalimumab, etanercept, sekukinumab ilaç gruplarında ve tüm hastalarda takip haftaları arası anlamlı olarak farklılık ve azalma saptandı (p<0,05). Etanercept, sekukinumab ilaç gruplarında ve tüm hastalarda takip haftaları arasında CRP değerlerinde anlamlı olarak farklılık ve azalma görüldü (p<0,05). Tüm hastalarda ve ustekinumab ilaç grubunda trigliserid değerlerinde takip haftaları arasında anlamlı farklılık ve artma saptandı (p<0,05). Ustekinumab ilaç grubunda trigliserid değerlerinde 12. Takip haftasında bazale göre %10.91, tüm hastalarda ise %3.2 artma saptandı. Tüm hastalarda ve ilaç gruplarında total kolesterol, LDL, HDL değerlerinde ve aterojenik indekste takip haftalarında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). 12.haftadaki bazal değere göre PAŞİ değişim yüzdesi ile NLO, TLO, CRP ve MPV değişim yüzdesi arasında pozitif korelasyon izlenmedi. Sonuç: Biyolojik ajan kullanan psoriasis hastalarında ve özellikle ustekinumab ilaç grubunda trigliserid düzeylerinin takiplerde yakından izlenmesi gerekmektedir. NLO, TLO, CRP değerleri ucuz ve basit sistemik inflamasyon belirteci olarak kullanılabilir. Biyolojik tedavi sırasında hematolojik parametrelerde ve lipid profilinde bazı değişiklikler meydana gelmesine rağmen, bu değerler takip sırasında sekonder faktörlerden dolayı da değişim gösterebildiği için hangi değerlerin tedaviyle değişim gösterdiğinin bilinmesi yanlış yorumlamaların ve gereksiz testlerin önüne geçicektir.

Deri hastalıklarıDermatolojiKan sayımı+5
Kağan Cingöz
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis tanılı hastalarda nötrofil CD-64, CRP ve prokalsitonin düzeylerinin tanı değerlerinin kıyaslanması

Sepsis erken tanı ve tedavi gerektiren, yüksek mortalite ve morbidite oranına sahip bir halk sağlığı problemidir. Kesin tanısı kan kültüründe bakteri üremesinin gösterilmesi ile konulur. Fakat kan kültürlerinin sonuçlanmasının zaman alması ve yanlış negatif sonuçlanabilmesi gibi problemler tanıyı güçleştirmekte ve tedavide gecikmeye neden olmaktadır. Erken tanı amacıyla yaygın kullanılan biyobelirteçler C-reaktif protein (CRP) ve prokalsitonindir (PCT). Bu çalışmada yaygın olarak kullanılan bu biyobelirteçlere ek olarak yeni bir biyobelirteç olan nötrofil CD64 düzeyinin sepsis tanısındaki yeri ve önemini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya, 2020-2022 yılları arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Pediatri Bölümü'ne başvurmuş, sepsis şüphesi gösteren, yenidoğan dönemi hariç pediatrik yaş grubunda olan 77 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan gönderilen periferik kan örnekleri prospektif olarak değerlendirilmiştir. Kontrol grubu olarak polikliniklere başvuran sağlıklı 25 çocuktan alınan kan örnekleri kullanılmıştır. Alınan örneklerden, BACTEC FX (Becton Dickinson) hemokültür cihazı kullanılarak kan kültürü çalışılmıştır. Üreme olan örneklerin katı besiyerlerine ekimi yapılarak mikroorganizmaların Biomeriux VİTEK 2 otomatize tanı sistemi ile identifikasyonu yapılmıştır. Biyokimyasal tetkiklerden CRP düzeyi immunnefelometrik yöntemle kantitatif olarak belirlenmiş, PCT düzeyi ise elektrokemiluminesans yöntemiyle çalışılmıştır. CD64 düzeyinin belirlenmesi flowsitometrik yöntemle NAVİOS, Beckman Coulter/France cihazı ile CD45 KO, CD64 APC A750 monoklonal antikorları kullanılarak yapılmıştır. Nötrofil CD64 indeksinin sepsis tanısında duyarlılığı %94,4 ve seçiciliği %100, eğri altında kalan alan 0,981, youden indeksi 0,986 p değeri 0,001 olarak bulunmuştur. CRP için duyarlılık %93,5 seçicilik %100, eğri altında kalan alan 0,978, youden indeksi 0,935 p değeri 0,001'dir. PCT için ise duyarlılık %90,9, seçicilik %92, eğri altında kalan alan 0,952, youden indeksi 0,829 p değeri 0,001'dir. Çalışmamızda, pediatrik sepsis tanısında, nötrofil CD64 düzeyi, CRP ve PCT düzeylerine göre daha yüksek tanısal doğruluk oranı göstermiştir. Sepsis tanısında, nötrofil CD64 düzeyinin tek başına veya diğer biyobeliteçlerle birlikte kullanılması erken tanı olanağı sağlayan değerli bir parametre olarak görülmektedir. Ancak pediatrik yaş grubunda yapılan çalışmaların sayısı sınırlıdır ve daha çok sayıda hasta içeren çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.

C reaktif proteinKalsitoninKan kültürü+3
Tolga Toyran
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Perkütan nefrolitotomi sonrası erken postoperatif dönemde meydana gelen enfektif komplikasyonların oluşumunu öngörmede nötrofil / lenfosit oranı prediktif bir parametre olarak kullanılabilir mi?

Amaç: Perkütan nefrolitotomi sonrası erken postoperatif dönemde meydana gelen enfektif komplikasyonların sıklığını değerlendirmede ve tedavi planlamasında nötrofil / lenfosit oranının prediktif değerinin araştırılması planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Böbrek taşı tanısı alan ve endikasyon dahilinde Ocak 2012 ile Ocak 2016 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Üroloji kliniğimizde ve İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji kliniğinde perkütan nefrolitotomi (PNL) tedavisi uygulanmış olan toplam 335 hastanın sonuçları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. İdrar kültür sonuçları pozitif çıkan hastalar ve takibinde antibiyotik değişikliği yapılan hastaların verileri incelenip nötrofil lenfosit oranları hesaplandı. Bu hastalarda post operatif dönemde nötrofil / lenfosit oranına bakılarak enfektif komplikasyon öngörme sonuçları karşılaştırılmıştır. Retrospektif dökümante edilmiş hasta verileri alt gruplara ayrılıp SPSS programı kullanılarak regresyon analizi, Mann-Whitney U testi, ROC analizi, Youden indeksi metodu ve ki-kare testi ile analiz edildi. Bulgular: Medyan NLO, Postop sepsis olmayan hastalarda 2.4 (0.66-45.6) ve olan hastalarda 4.48 (1-33.14) olarak hesaplandı. Postop sepsis olan ve olmayan hastaların medyan NLO değerleri anlamlı olarak farklı bulundu (p=0.026). Postop sepsis için için eğri altında kalan alan 0.697 olarak hesaplandı (p=0.026). NLO≥2.495 eşik değeri için duyarlılık %81.8 ve özgüllük %51.9 olarak hesaplandı. Sonuçlar: Bizim çalışmamızda NLO' nun, preop IKAB, postop IKAB, pelvis kültürü, postop ateş ve postop sepsisi öngörme yeteneği olduğu saptandı. NLO ≥2.495 durumunda geniş spektrumlu antibiyoterapi ile post op sepsis riski minimuma indirgenebileceği gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Böbrek taşı, perkütan nefrolitotomi, sepsis, nötrofil lenfosit oranı

Böbrek taşlarıEnfeksiyonEnfeksiyon+7
Ali Can Albaz
Manisa Celal Bayar University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut iskemik inme tanısı almış hastaların klinik, radyolojik ve kan parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Nörolojik hastalıklardan en sık karşılaşılan hastalıklar serebrovasküler hastalıklardır (SVH). SVH yüksek mortalite ve morbiditeye neden olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Dünyada iskemik inme ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer almaktadır. Mortalitenin yanı sıra uzun dönem sakatlığında önemli bir nedenidir. Çalışmamız akut iskemik inme tanısı almış hastaların: klinik, radyolojik ve kan parametreleri arasındaki ilişkilerinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Çalışmamız retrospektif özellikte olup Ocak 2015-Ağustos 2017 tarihlerinde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniğinde 383 SVH tanısı alan hastayı kapsamaktadır. Hastalar mevcut dosyaları ve Hastane Bilgi Yönetimi Sistemi (Probel®) üzerinden taranarak; yaş, cinsiyet, anamnez bilgileri, fizik ve nörolojik muayeneleri, komorbidite ve tam kan sayımı parametrelerinden Hgb, Hct, MCV, RDW, MPV, NLR, PLR değerleri, kraniyal BT ve difüzyon MRG bulguları, ekokardiyografi, karotis-vertebral sistem doppler ultrasonografi (USG) sonuçları incelendi. Bulgular: 383 hastanın 201'i (%52,5) erkekti. Hastaların yaş ortalaması 67,45±14,14 olarak hesaplandı. Araştırma grubunun hem başvuru şikayetlerine göre hemde fizik muayene bulgularına göre en sık saptanan bulgu konuşma bozukluğu iken, bunu güçsüzlük ve motor duyu kaybı izledi. Hipertansiyon (HT) hastaların özgeçmişlerinde en sık görülen ek hastalıktı. 377'ine kranyal BT çekildi. Bunların 254'ünde patoloji saptandı. Kranyal MRG ise 319 hastaya çekildi. Hastaların sadece 27'sinde patoloji saptanmazken, en çok etkilenen bölge Anterior Cerebral Arter (ACA) sulama alanıydı. Red Cell Distribution Width (RDW) ortalaması hem erkeklerde hem kadınlarda referans değer aralığının üzerindeydi. Kranyal MRG ile hematolojik parametreler karşılaştırıldığında; RDW değeri anormal MRG bulguları olan grupta normal bulguları olan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Sonuç: Gelecekte yapılacak daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte; MPV, RDW, NLR gibi kolay elde edilebilen hemogram parametrelerinin inme hastalarının tanısında, öngörüsel değerler olarak acil servis pratiğinde daha fazla kullanılabileceği düşünülebilir. Anahtar kelimeler: iskemik inme, eritrosit dağılım genişliği, nötrofil/lenfosit oranı, konuşma bozukluğu

Acil servis-hastaneAcil tıpEritrositler+5
Gülden Aktaş
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran preeklampsi olgularında MPV ve trombosit düzeylerinin incelenmesi

Amaç: Çalışmamızda; gebelik döneminde rutin izlemlerin yapıldığı birinci basamakta, preeklampsinin bazı hematolojik parametreler üzerinden öngörülebilir bir durum olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: M.C.B.Ü. KHD Servisi'nde 01.01.2012 ile 01.10.2017 tarihleri arasında doğum yapan 56 preeklampsi tanılı gebe ve 116 sağlıklı gebe çalışmaya dahil edildi. Preeklampsi grubundan tanı anına (ort. 30,78. gestasyonel hafta) ve tanıdan 2-6 hafta öncesine (ort. 34,42. gestasyonel hafta) ait olmak üzere 2 ayrı hemogram sonucu retrospektif olarak elde edildi. Kontrol grubunun ise doğum anına ( ort. 39,43. gestasyonel hafta) ve doğumdan 2-6 hafta öncesine ( ort. 35,46. gestasyonel hafta) ait iki ayrı hemogram sonucu retrospektif olarak elde edildi. Hemogram sonuçlarından gestasyonel haftası daha erken olan birinci hemogram, geç olan ise ikinci hemogram olarak adlandırıldı. Her hastanın hemoglobin, platelet sayısı, MPV, nötrofil sayısı, lenfosit sayısı, NLR ve PLR değerlerine ulaşıldı. Preeklampsi grubunun birinci ve ikinci hemogram sonuçlarının karşılaştırılması, preeklampsi ile kontrol grubunun birinci hemogram sonuçlarının karşılaştırması ve preeklampsi ile kontrol grubunun ikinci hemogram sonuçlarının karşılaştırması şeklinde 3 ayrı sonuç elde edildi. Bulgular: Preeklampsi grubunda ikinci hemogram sonuçlarında birinci hemogram sonuçlarına göre; MPV düzeyleri yüksek; platelet sayısı, NLR ve PLR düzeyi düşük saptandı. Birinci hemogram sonuçlarındaki hemoglobin düzeyi, preeklampsi grubunda sağlıklı gebe grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Preeklampsi grubu ile kontrol grubunun ikinci hemogram sonuçları karşılaştırıldığında MPV düzeyi preeklampsi grubunda anlamlı ölçüde yüksek bulundu. ROC analizi sonucu, MPV'nin 8,95 (fL) kabul edildiği cut-off değerinde preeklampsiyi öngörmedeki duyarlılığı %75,9 ve özgüllüğü %33,3 olarak saptandı. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarını literatürle karşılaştırdığımızda MPV, NLR ve PLR verilerinin PE tanılı hastaları öngörmede kullanılabilir olduğu değerlendirildi. MPV'de yükselme, NLR ve PLR'de düşme eğiliminin preeklampsiyi öngörmede kullanılabilmesi için daha fazla hasta sayılı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

EklampsiGebelikKan trombositleri+3
Hilal İkbal Damar
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ülseratif kolitli hastalarda nötrofil/lenfosit ve platelet/lenfosit oranının hastalık seyri ve prognozu ile ilişkisi

Ülseratif Kolit (ÜK) hastalarının rutin takipleri sırasında bakılan eritrosit sedimantasyon hızı (ESR), C-reaktif protein (CRP), hemoglobin (hb), beyaz küre (bk), nötrofil lenfosit oranı (NLO), platelet lenfosit oranı (NLO), düzeyleri hastaneye ilk başvuru ve tedavi sonrası 3.ay olmak üzere retrospektif olarak kaydedildi. Hastaneye başvuru anından sonra tedavi başlanması ile hastalık gidişatını ve bu gidişatın inflamatuvar belirteçler ile ilişkisini gösterebilmek amaçlandı. Hastalar kinik ve endoskopik bulgularına göre remisyondaki hastalar, stabil hastalar ve progresyondaki hastalar olarak 3 gruba ayrıldı. Toplam 199 (85 kadın) hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların aldığı tedaviler 5-ASA, immunmodülatör, anti-tümör nekrozis faktör tedavi (antiTNF), sistemik steroid kullanımı olarak kaydedildi. Cerrahi yapılmış hastalar belirtildi. Kemik dansitometri sonuçları, hastane sisteminde kayıtlı olan hastalar için işlendi. Hastalıkta remisyon izlenen 113 hastanın bulunduğu grupta başvuru değerleri ile tedavinin 3.ayındaki değerler karşılaştırıldı. Nötrofil sayısı, platelet sayısı, NLO ve PLO değerleri prognozla ilişkili bulundu(p<0.001, p=0.001,p<0.001,p<0.027). Benzer şekilde ESH ve CRP değerleri de prognozla ilişkili bulundu(p=0.015, p<0.001).Hastalıkta progresyon izlenen 22 hastanın bulunduğu grupta başvuru değerleri ile tedavinin 3.ayındaki değerler karşılaştırıldı. Nötrofil sayısı ve platelet sayısı, prognozla ilişkili bulundu(p=0.037,p=0.010). Benzer şekilde ESH'de prognozla ilişkili bulundu(p=0.036). Ülseratif kolit hastalarının tanı anı ve hastalığın erken evresindeki inflamatuar belirteçlerin düzeyi hastalığın seyrini öngörmede yardımcıdır. Ancak hasta sayısı yetersiz olması nedeniyle bir eşik değer hesaplanamamıştır, bu konuda daha kapsamlı ve ileriye dönük çalışmalara ihtiyaç vardır.

BiyobelirteçlerC reaktif proteinEritrositler+6
Sanem Gökçen Merve Kılınç
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Atopik ve nonatopik astımlı çocuklarda yangısal süreçte eozinofil ve nötrofil fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Giriş: Astım yapısal değişikliklerin de eşlik ettiği birçok hücre ve hücresel elementin rol aldığı havayollarının kronik inflamatuvar bir hastalığıdır. Havayollarındaki inflamasyon paterni bütün klinik formlarında ve bütün yaş gruplarında benzer görünmektedir. Astımda görülen periferik kan ve havayolları sekresyonlarında eozinofil sayılarındaki artış astımın karakteristik özelliğidir. Atopik astımlı bireylerin, CD4+ Th2 hücreler tarafından salgılanan Th2 sitokinlere bağlı olarak havayollarına eozinofiller toplanır ve IL-5' in eozinofilik inflamasyonda önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Havayollarındaki nötrofil sayısı astımın astım şiddetiyle doğru orantlılı olarak artmaktadır ve IL-8 burada önemli rol oynamaktadır. Havayolu epiteli yapısındaki sıkı bağlar nedeniyle geçirgen değildir ancak astımda bu geçirgenliğin belirgin derecede arttığı, allerjen ve irritanların havayollarında bazal tabakaya daha kolay ulaştığı ve daha fazla doku hasarına neden olduğu görülmektedir. Bu çalışmada atopik ve nonatopik astımı olan çocuklarda nötrofilik ve eozinofilik yangı karşılaştırılması için IL-8 ve IL-5, doku hasarını göstermek için MMP-9 ve epitelyal hasarı göstermek için soluble E-cadherin yoğunlaştırılmış nefes havasında çalışılacaktır.Yöntem: Bu çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Çocuk İmmünolojisi ve Allerjik Hastalıkları polikliniği'ne başvuran 39 atopik 39 nonatopik astım tanısı alan toplam 78 hasta alındı. Allerjen deri prik testinde proteaz özelliği olan aeroallerjenlerden en az bir tanesi pozitif olan (Ev tozu akarları, mantar karışım ve zeytin) hastalar atopik astım gurubunu oluşturdu. Aeroallerjenlerle yapılan deri prik testi negatif olarak saptanan olgular nonatopik astım gurubunu oluşturdu. Nonatopik gruptaki hastalar atopik guruptaki hastaların yaşlarıyla bire bir eşleşecek şekilde çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya alınan çocukların tamamından IgE için serum örneği ve eozinofil sayısı için hemogram örnekleri alındı ve aynı gün ölçümleri yapıldı. Benzer şekilde aynı gün IL-5, IL-8, MMP-9 ve E-cadherin ölçümleri için yoğunlaştırılmış nefes havası örneği elde edildi ve çalışmanın sonunda değerlendirilmek üzere ?80oC de muhafaza edildi.Bulgular: Yoğunlaştırılmış nefes havasında akciğer hasar parametrelerinden olan MMP-9 düzeylerinin atopik astımlı çocuklarda nonatopik astımlı çocuklara göre daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Benzer şekilde yoğunlaştırılmış nefes havasında epitel bariyer komponentlerinden biri olan sE-cadherin düzeylerleri de atopik astımlı çocuklarda nonatopik olanlara göre yükse bulunmuştur. Ancak IL-5 ve IL-8 düzeylerinin atopik ve nonatopik astımlı çocuklardan elde edilen yoğunlaştırılmış hava örneklerinde farklı olmadığı gözlenmiştir.Sonuç: MMP-9 düzeyinin atopik astımlı hastalar nonatopik astımlı hastalarla karşılaştırıldığında yoğunlaştırılmış hava örneklerinde daha yüksek seviyelerde olması ve IL-8 ve sE-cadherin düzeyleri ile anlamlı korelasyon göstermesi proteaz özelliği olan allerjenlerin daha fazla doku hasarına, daha fazla inflamatuar sitokin salınımına ve remodellinge yol açtığını desteklemektedir. sE-cadherin düzeyinin atopik astımlı çocuklarda nonatopik astımlı çocuklara göre daha yüksek saptanması istatistiksel analiz anlamlı farklılık saptamasa da p değeri 0.08 ile anlama oldukça yakın olduğu göz önüne alınırsa ve IL-8 ile sE-cadherin arasında pozitif korelasyon olması allerjen maruziyetine bağlı olarak atopik astımlılarda inflamasyonun daha şiddetli olduğu ve epitelyal frajilitenin, epitelyal dökülmenin atopik astımlılarda daha fazla olduğunu desteklemektedir.Astımlı çocuklarda allerjik inflamasyon belirteçlerini gösterme açısından klasik invaziv yöntemlere alternatif olarak noninvaziv bir yöntem olan yoğunlaştırılmış nefes havasının kullanılabileceği ve bundan sonra yapılacak olan çalışmalarda yoğunlaştırılmış nefes havasının kullanılabileceği gösterilmiştir..

AstımCadherinlerEozinofiller+6
Ahmet Türkeli
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Non-valvuler atrial fibrilasyona bağlı gelişen mekanik trombektomi yapılan ön sistem inmelerinde MPV, CRP, RDW değerlerinin ve nötrofil/lenfosit oranının prognozla ilişkisi

Atrial fibrilasyon ile inflamasyonun ilişkisi daha önce birçok çalışmada gösterilmiştir. MPV, CRP, RDW değerleri ve Nötrofil-lenfosit oranı (NLO) gibi inflamasyonla ilişkili laboratuar bulgularının birçok hastalıkta prognozla ilişkileri çalışılmıştır. Biz bu laboratuvar bulgularının non valvuler atrial fibrilasyona bağlı gelişen mekanik trombektomi yapılan ön sistem inmelerinde prognozla ilişkisini araştırdık. Çalışmamızda Ocak 2015- Mart 2019 arasında çalışmamızdaki kriterleri sağlayan toplam 91 iskemik inme hastası retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızda prognostik belirteçler olan başvuru ve 24. saat NIHSS skorları, taburculuk mRS, 3. ay mRS skorları, ASPECT skorları, TICI2b-3, mTICI2c-3 başarılı rekanalizasyon oranlarının, hastaların başvuru esnasındaki MPV, CRP, RDW değerleri ve Nötrofil-lenfosit oranıyla istatiksel olarak ilişkisinin olup olmadığını araştırdık. Çalışmamızda NLO yüksekliği ; başvuru NIHSS skoru yüksekliği, 24. Saat NIHSS skoru yüksekliği, taburculuk mRS>2 gibi kötü prognostik belirteçlerle istatiksel açıdan ilişkiliydi. RDW değeri yüksekliği ; başvuru NIHSS skoru yüksekliği ve düşük ASPECT skoru ile istatiksel açıdan ilişkili saptandı. Çalışmamızda MPV ve CRP değerlerinin prognozla ilişkisi saptanmadı. Bizim çalışmamızda enflamasyonla ilişki NLO ve RDW değerlerinin NVAF li hastalarda kötü prognozla ilişkili olduğu tespit edildi. NVAF tanılı akut inme hastalarında prognozu belirlemede prediktör faktör olarak laboratuvarda çalışılması basit ve kısa sürede sonuçlanan NLO ve RDW değerlerinin kullanılması öngörülebilir. Anahtar Kelimeler: Atrial fibrilasyon, iskemik inme, trombektomi, inflamasyon, prognoz.

Atriyal fibrilasyonC reaktif proteinEritrositler+5
Ulaş Çiçek
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda kardiyak cerrahi sonrası akut böbrek yetmezliğinin erken dönem teşhisinde yeni indikatörler: NGAL ve sistatin C

Amaç: Çalışmamızda koroner arter baypas cerrahisi uygulanan diyabetik hastalarda, akut böbrek yetmezliğinin erken dönem indikatörleri olan NGAL ve Sistatin C'nin kreatinin ve glomerüler filtrasyon hızına üstünlüğü olup olmadığını araştırdık.Gereç ve Yöntem: Eylül 2011- Aralık 2011 tarihleri arasında KAH nedeniyle opere edilen 44 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar 22 diyabetik 22 nondiyabetik olarak seçildi. Bu hastaların Erkek/Kadın oranı 33/11 iken yaş ortalaması 61,4 idi. Tüm hastalar KPB kullanılarak opere edildi. Hastaların preoperatif, KPB çıkışı, postoperatif 1 ve 2. gün NGAL ve Sistatin C değerleri ile Skr ve GFH karşılaştırıldı. ABY erken tanı belirteçleri araştırıldı.Bulgular: Opere edilen 44 hastamızda mortalite izlenmedi. Hastalarımızda ABY gelişmedi. Diyabetik ve nondiyabetik hastalar karşılaştırıldığında NGAL ve Sistatin C arasında anlamlı farklılık olmadığı görüldü. Ancak halen kullanılan Skr ve GFH'de her iki grup arasında anlamlı fark olduğu görüldü.Sonuç: Günümüzde sık uygulanan KPB ile yapılan CABG sonrası ABY gelişme riski yüksektir. Nefropati, diyabetin mikrovasküler bir komplikasyonudur. Dolayısı ile KPB ile CABG uygulanan diyabetik hastalarda ABY gelişme riski daha yüksektir. Son çalışmalar rutin klinik kullanımda tercih edilen Skr ve GFH'nın ABY'nin erken dönem tanısında yetersiz kaldığı yönündedir. Bu bağlamda erken dönemde tanıyı koymaya yönelik indikatör arayışı içine girilmiş ve bu amaçla NGAL ve Sistatin C için araştırmalar yapılmıştır. Yapmış olduğumuz çalışmada diyabetik ve nondiyabetik hastaların preoperatif ve postoperatif dönemleri arasında NGAL ve Sistatin C açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Ancak klinikte halen kullanılan Skr ve GFH'de anlamlı farklılıklar tespit edildi. NGAL ve Sistatin C'nin diyabetik ve nondiyabetik grupta da yükselmesi KPB'ye bağlı inflamatuar yanıtın bir göstergesi olduğunu düşündürmektedir. Bu anlamda daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Koroner Arter Hastalığı, Koroner Baypas Cerrahisi, Akut Böbrek Yetmezliği.

Böbrek yetmezliği-akutCerrahi-kardiyovaskülerDiabetes mellitus+8
Ceylan Kuran Akıt
Gaziantep University
2012
00

Related subjects