Plastik sanatlar
92 theses under this subject heading
Erken modern çağ ve avangard sanatta akılcılık eleştirileri
Bu tez çalışmasında Avrupa'da akılcılık düşüncesinin gelişimi, bu düşüncenin modernite ve kapitalizm arasındaki bağlarının incelenmesi ile başlanmış, akılcılık olgusuna yönelik eleştiriler felsefe ve avangard sanat alanlarında araştırılmıştır. Romantik gelenek, Baudelaire ve Nietzsche'nin düşünceleri akılcılık eleştirileri çerçevesinde sanat alanını göz ardı etmeden incelenmiş, yakın çağımızın düşünürlerinden örnekler ile karşılaştırılmıştır. Akılcılık ve modernite arasındaki bağ, avangard sanatçıların bakış açıları doğrultusunda incelenmiş, akıl ve modern yaşam hakkındaki görüşleri karşılaştırılarak eserler ile örneklendirilmiştir.
Plastik açıdan yapısökümcü bir okuma: Dada ve gerçeküstücülük
Postmodern döneme atfedilen yapısöküm kavramının genellikle ilgili döneme ait sanat eserleriyle ilişkilendirilerek ele alınmış olması kavramın dar bir alana sıkıştırılmasına sebep olmuştur. Bu doğrultuda modern dönemde yaşam bulan dadaist ve sürrealist eserlerde kavrama ilişkin prototiplerinin olduğu düşünülmüş, alan yazında detaylı araştırmanın yapılmadığı kaynaklarda görülmesi nedeniyle konunun incelenmesi gerekli bulunmuştur. Bu araştırma, dadacı ve gerçeküstücü eserlerin yapısöküm ile ilişkisini biçim, anlam ve söylem bakımından yorumlamayı ve tartışmayı amaçlamıştır. Araştırma amaç doğrultusunda nitel olarak çalışılmış, hermeneutic desenine göre yürütülmüştür. Dadacı anlayışta; Marcel Duchamp, Kurt Schwitters, Hannah Höch, Raoul Hausman ve George Grosz'un, sürrealist sanatta ise; Francis Picabia, Max Ernst, Andre Masson, Rene Magritte ve Salvador Dali'nin en az iki eseri çalışma grubunu oluşturmuştur. Bu eserlerde biçim-anlam söylem bağlamında yapısökümcü düşüncenin varlığı araştırılmış, betimleyici, yorumlayıcı ve değerlendirmeci anlayışla incelenerek derinlemesine araştırma ve tartışmalar yapılmıştır. Yapısökümcü ve dadacı düşüncede mevcut düzene yönelik bir başkaldırı varken dada; kurulu düzeni yakıp yıkarak bozmayı, yapısöküm ise yapıyı yıkıma uğratmayarak ve yeniden inşa ederek başkalaşımların oluşumunu savunur. Bu doğrultuda yapısökümün olumlu bir yaklaşımının olduğu, dadanın ise olumsuz bir tavır sergilediği görülmüştür. Yapısökümcü düşüncenin mevcudiyet metafiziğine yönelik getirdiği eleştiri, sürrealistlerin gerçekte görülen durumları onun ötesine taşıyarak bozuma uğratması ve mutlak doğrucu yanını reddetmesi ile örtüşmüştür. Çalışmada dadacı düşünce ve sürrealist sanattaki kavram-yöntem-teknikler çözümlenip uygulanarak yapısöküme katkı sağladıkları tespit edilmiş, sanatçıların yapısökümcü düşünce paralelinde eser ürettikleri keşfedilmiştir. Yapılan araştırma-inceleme ve uygulamalar doğrultusunda plastik sanatlarda yapıbozumun erken örneklerinin dadaist ve sürrealist eserlerde olabileceği sonucuna varılmıştır.
Plastik sanatların video sanatına etkileri
Bu çalışmada; video sanatının, ortaya çıkışından itibaren plastik sanatlardan özellikle de resim sanatından doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmesi incelenmektedir. Görüntü kavramının bütün disiplinler içindeki yeri ve tanımı incelenerek, plastik sanatlar ile birlikte anlatılmıştır. Görüntü kavramıyla ilgili ele alınan konular; felsefe, mitoloji, tasavvuf, fenomonoloji, resim, teknoloji, fotoğraf, televizyon, video ve mekândır. Video sanatının ortaya çıkışı, bu süreçteki sanatsal, sosyal ve ekonomik yapı araştırılarak resim sanatıyla bağlantıları üzerinde durulmuştur. Nam June Paik, Vito Acconsi, Wolf Vostell, Ulrike Rosenbach, Merta Roslar, Peter Campus ve Nil Yalter olmak üzere farklı alanlarda öncü video sanatçıları incelenmiştir. Ayrıca günümüze kadar plastik sanatların özellikle resim sanatından etkilenerek video çalışmaları yapan sanatçılar araştırılmıştır. Bu kapsamda Robin Rhode, Bill T. Jones, Joseph Beuys, Bill Viola, Norman McLaren, Sam Taylor-Wood ve AES +F Grubunun çalışmaları ele alınmıştır. Ele alınan örnek sanatçılar desenin ve resmin durağan yapısını bozarak, hareket ve performans ile birleştirdikleri çalışmalar oluşturmuşlardır. Bu çalışmaların sanat tarihindeki resimlerle bağlantıları üzerinde de durulmuştur. Araştırmalar sonucunda bilinçli ya da bilinçsiz olarak video sanatçılarının plastik sanatların farklı dallarından etkilendiği, resim sanatı tarihinden referans alarak çalışmalar ürettikleri net bir şekilde anlaşılmaktadır.
Plastik sanatlarda ürün oluşturmada absürd kavramının olanakları
ÖZET Bir tarihsel dönemin sanatı dendiğinde, o dönemin toplumsal, siyasal, ekonomik vb. anlardaki yaklaşım farklılıklarına bağlı olarak özellikleri belirlenen ve çeşitlilik kazanan birbirine benzer ya da bir birinin karşıtı sanat anlayışlarından söz ediliyor demektir. Sanatın özelliklerinin, içinde bulunulan tarihsel anın özelliklerine bağlı olarak belirleniyor olması, belirleyicilerin nitel değişimine bağlı olan bir tür sürekli yenilenişi de ifade eder: Sanatın kullanım anı içine aldığı kavramlar da bozulur, yeniden kurulur, sorgulanır, dönüştürülür. Absürd kavramı da tarihsel birikimi zengin olmakla birlikte, çağın getirileriyle yeni özelliklerle donanmış üç sanatsal üretim olanaklarından biridir. "Plastik Sanatlarda Ürün Oluşturmada Absürd Kavramının Olanakları" adlı bu tez ılışmasında absürd kavramı, hem tiyatro,yazım gibi sanat alanlarındaki konumu, hem de plastik inatlardaki kullanım özellikleri bağlamında incelenmiştir. Böylece absürd, farklı sanat disiplinleri arasında verimli ilişkiler kurulmasını sağlayan bir kavram olarak, bu çalışma içinde ortaya konulan ürünlerin oluşturulmasında da yönlendirici olanaklarıyla belirleyici olmuştur.
Sanat malzemesi olarak denimin iki ve çok boyutlu deneysel tasarımlarda kullanımı
"Sanat Malzemesi Olarak Denimin İki ve Çok Boyutlu Deneysel Tasarımlarda Kullanımı" başlıklı çalışmada tekstil malzemelerinin arasında yaygın olarak kullanılan malzeme türlerinden biri olan denim kumaşı ele alınmıştır. Fiziksel ve kimyasal yapısı gereği diğer kumaşlardan farkı incelenip, sanat objesi oluşturma aşamasında tek başına ya da destekleyici malzemeler ile birlikte sanatçıya sağlayacağı kazanımları araştırmak adına, deneyler yapılarak hangi işlemler ile nasıl sonuç alınacağı tespit edilip raporlanmıştır. Bu deneyler sonucunda elde edilen verilerden yararlanarak, denim kumaşı ana malzeme olacak şekilde, deneysel tasarımlar oluşturulması hedeflenmiştir. Tez, altı ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan giriş bölümünde tezin problemi, amacı ve sınırlılıklarından söz edilmiştir. Uygarlık tarihinde insanlığın temel gereksinimlerine bakıldığında ilk sırada yiyecek ikinci sırada örtünme gelmektedir. Her iki ihtiyacı karşılamak için doğadan yararlanılmıştır. İnsanoğlu avcı toplayıcı dönemde yiyecek olarak tükettiği hayvanların postlarını örtünme amacıyla kullanmış ve daha sonra doğadaki bitkilerden ipler ve yüzeyler oluşturulmasıyla tekstil yüzeyi, insanlık tarihinde yerini almaya başlamıştır. Tezin ikinci bölümünde, tekstil malzemelerinin insanlık tarihindeki yeri ve önemi konusunda yapılan araştırmalar sonucunda, yabancı kaynaklardan doğadaki elyaf oluşumu ve ipliğe dönüşümü, tunç çağının başlangıcı ile tekstil liflerini boyayan ilk boyarmaddelerin keşfi gibi bilgilere rastlanmıştır. Bu bilgiler ışığında çeviri yapılarak literatüre kazandırılmak üzere ikinci bölümde kısaca yer verilmiştir. Deneysel tasarımları oluştururken tekstil yüzey oluşturma ya da biçimlendirme tekniklerinden yararlanılacağı için, geleneksel tekstil biçimlendirme teknikleri ayrı başlıklar altında incelenmiş ve tekstile hammadde yönünden bakılarak elyaf türlerine değinilmiştir. Bu başlıklar altında indigo boyarmaddesinin tarihçesi ve boyama tekniği, tezin ana konusu olan denimle birinci derecede yakınlığı nedeniyle, incelenip aktarılmıştır. Sanat objeleri oluşturma aşamasında ana malzeme denim kumaşıdır. Denimin yapısal ve kimyasal özelliği, tarihsel ve gelişimsel süreci, bu süreçteki işçi giysisi, askeri giysi ve günlük giysi biçiminde modaya yansıması evrelerine geniş yer verilmiştir. Denim kumaşının bu aşamalarda moda piramidinde devrimsel nitelik taşıyan bir özelliği bulunmaktadır. Moda piramidinde yerleşik olan işleyişte; moda ikonu dediğimiz kavram; nesne, giysi, tasarımcı ya da kişi olabilmektedir. Bu kavram ilk ortaya çıktığında moda piramidinin sosyo-ekonomik açıdan en güçlü kesimin bulunduğu tepe noktasında tüketime hazır bir şekilde yerini alır ve zamanla toplumun alt kesimlerinin bulunduğu piramidin en alt katmanlarına doğru yayılarak moda olma özelliğini sürdürmektedir. Sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel olarak toplumun alt tabakasından oluşan kitlenin bulunduğu piramidin tabanına indiğinde artık güncelliğini ve değerini yitirmiş olup yok olma evresine geçer. Ancak denim; kumaş olarak, piramidin en alt tabakasında 16.yüzyılda branda bezi olarak kullanılmaya başlanmış olup, daha sonra 1850'li yıllarda işçi giysisi olarak toplumda yerini almıştır. Daha ileri yıllarda piramidin en tepe noktasına kadar tırmanıp haute-couture defilelerde de yerini almış ve 2021 yılında dahi güncelliğini ve moda olma özelliğini koruyan ilk ve tek tekstil ürünü olmuştur. Bu özelliğinden dolayı denimin tekstil ve moda tarihinde devrimsel bir özelliği bulunmaktadır. Kumaş olarak diğer tekstil ürünlerinden farkını, sanatçılar arasında da gösteren denim, dünyanın farklı noktalarında birkaç sanatçının ana malzemesi durumuna gelmiş ve sergi salonlarında yerini almıştır. Bu bağlamda denimin plastik sanat alanındaki yerini incelemek üzere ikinci bölüm oluşturulmuştur. Üçüncü bölüme, plastik sanatlar, tekstil sanatı ve denim başlığı ile başlanmıştır. Tekstil malzemesi olarak denimin, plastik sanatlardaki yeri araştırılırken iki farklı disiplinler olan tekstil sanatları ve plastik sanatlar tarihten günümüze kronolojik olarak incelenmiştir. Modern sanat ile başlayan, post modern sanat anlayışı ile 2021 yılına kadar sanatçıların farklı malzeme ve anlatım arayışlarını kapsayan, tekstilin plastik sanatlarda kullanılmaya başlanması ile ilgili önemli dönemler, sanat hareketleri, akımları ve sanatçılarına değinilmiştir. Disiplinler arası etkileşime örnek olan sanatçıların eser görselleri ile desteklenerek, tekstilin plastik sanatlardaki yeri ve önemi incelenmiştir. Bu araştırmalar sırasında denimi malzeme olarak kullanan sanatçıların özgeçmiş ve eser görsellerine değinilmiştir. Dördüncü bölümde denim kumaşı ele alınarak; yapıştırıcı ve diğer kimyasallar kullanılarak denime; hacim kazandırmak ve dikim- kalıp tekniklerni kullanarak iki ve üç boyut kazandırmak ayrıca iki boyutlu denim yüzeyinde renk denemeleri ile denim malzemesinin tek başına ve yardımcı malzemeler ile form ve yüzey şekillendirme deneyleri rapor biçiminde sunulmuştur. Beşinci bölümde elde edilen bulgular ve yapılan araştırmalardan ilham alınarak, denim kumaşının ana malzeme olarak kullanıldığı deneysel tasarımlara yer verilmiştir. Altıncı ve son bölümde tüm çalışmaları kapsayan sonuç ve öneriler bölümü yer almaktadır. Öneriler kısmında, oluşturulan tasarımların değişik boyutlarda değişik mekânlardaki varsayımsal sunumları dijital ortamda oluşturulmuş görseller şeklinde sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tekstil, denim, indigo, lif sanatı, disiplinler arası sanat.
Yaratıcı unsur olarak çağdaş sanatta kurmaca kavramı
Kurmaca kavramı, uzun yıllar edebiyat alanına ait bir kavram olarak anılmıştır. 1960 sonrası çağdaş sanat pratiklerinde görüldüğü üzere, kurmaca zamanla çağdaş sanatın da bir parçası haline gelmiştir. İki farklı sanat dalı arasında disiplinler arası bir etkileşim olduğu gibi, kurmaca kavramının edebiyattan plastik sanatlara doğrudan geçtiği düşünülmemektedir. Bu nedenle kurmacanın çağdaş sanatta nasıl oluşmuş ve gelişim göstermiş olduğunun araştırılması gerekli görülmüştür. Böylelikle kurmaca kavramının edebiyat alanında ve çağdaş sanattaki yansımaları tarihsel olarak araştırılmış ve kurmacanın plastik sanatlarda iki şekilde ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Kavram, edebiyat alanında incelenirken çağdaş sanata hizmet edecek yönlerine öncelik verilmiş ve edebiyata dair bir araştırma halini alması engellenmiştir. Kurmaca kavramının plastik sanatlardaki varlığının yegâne göstergesi olarak dört adet sanatçının hayali evrenler oluşturduğu çalışmaları incelenmiştir. Kişisel uygulamalar bölümünde ise kurmaca karakterlerin mekânla buluşması ve bu buluşmanın hikâye ile desteklenmesi sayesinde kurmaca kavramının plastik sanatlarda nasıl tezahür ettiği aktarılmıştır.
Çağdaş sanatta acının sıradanlaşması
Bu tezin amacı, toplum içerisinde var olan şiddet olgusunun yarattığı acıyı ve bu acının sebep olduğu "hissizleşme" problemini sanatla ilişkili olarak ele almaktır. Ayrıca bu araştırmada, hissizleşme durumunun en temel kaynağına inilerek sorunsalın kendisi irdelenmiştir. Ele alınan bu problem toplum, sanatçı ve izleyici arasındaki yerini ve plastik anlatımda ifade biçimlerini sorgulamayı amaçlar. Bu tezde toplumun her döneminde kronikleşen şiddet olgusunu ve oluşturduğu problemi, bütünsel olarak farklı noktalarından ele alarak "Şiddet", "Acı" ve "Hissizleşme" kavramı üzerinden çözümlenmesi yapıldı. Kendi dönemi içerisinde yaşayan sanatçıların, toplum içerisinde oluşan travmalardan ne denli etkilendikleri ve bu durum içerisinde nasıl bir tavır takındıkları irdelenmiştir. Yapılan bu araştırmalar, sanatsal üretimlerimin temel çıkış noktasını oluşturmaktadır.
Resme Doğu'dan bakmak: Şehrengiz ve Arabesk serileri
Güncel sanatta Doğu imgesi kullanımı, bu çalışmanın temel çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bir imge kaynağı olarak Doğu, hem sanatsal kökleri hem de zengin kültürel belleği bakımından neredeyse her sanat döneminde sanatçılara ilham olmuştur. Medeniyetin, bilimin, sanatın çıkış noktası olarak bilinen ve güçlü devletlerin varlıkları sayesinde hayranlık duyulan Doğu'nun, Batı'nın bir kurgusu olan Oryantalizmle birlikte egzotik ve ütopik bir dünya haline gelmesi, önemli eser örnekleriyle birlikte incelenmiştir. Batı'nın fantezi ürünü Doğu kurgusuna karşın, özellikle Doğu kültürlerindeki sanat pratikleri –yazı, minyatür, mimari ve kitap süslemeleri gibi- soyut-soyutlamacı tavra olan yakınlığı ile Modern dönemde Batı'nın soyut-soyutlamacı sanat akımlarını kurmasında yeniden ilham olduğu görülür. İlk dönemlerinde Batı sanatının takibiyle gelişmeye çalışan Türk sanatı da özgünlük ve ulusallık arayışları bağlamında kendi kültürel ve sanatsal kökenindeki imgelere yönelmiş ve birçok sanatçı bu bağlamda çalışmalar yürütmüştür. Özgün ve bireysel anlatımın ön plana çıktığı günümüz sanatında da Batı sanatı eğitiminden veya geleneksel sanatlar eğitiminden gelen birçok güncel sanatçının, kendi kültürlerine ait imgeleri bireysel sanat pratikleriyle birleştirdiği gözlemlenmektedir. Literatür taraması yöntemi kullanılarak yazılan bu tezin amacı da hem sanat tarihsel süreç içerisinde Doğu imgesinin sanat eserlerinde kullanımına yönelik bir bakış sunmak, hem de tezin temel konusu olarak bireysel sanat üretimlerim olan "Arabesk" ve "Şehrengiz" serisinin altyapı ve sanat tarihsel dayanaklarını ortaya koymaktır. Bu bağlamda Türkiye'de ve özellikle "Doğu" olarak adlandırılan bölgelerdeki birçok güncel sanatçı, aldıkları sanat eğitiminin altyapısı ne olursa olsun özgün ve bireysel eserler ortaya koymak adına kişisel belleklerine ve o belleği oluşturan kültürel imgelerine yönelmekte ve bu bağlamda eserlerini üretmektedir. Tezin ana konusunu oluşturan "Şehrengiz" ve "Arabesk" serileri de kişisel belleğime ve o belleği oluşturan kültürel imgelere yönelen eserler içermektedir. Batı Sanatı eğitiminden gelen "portre" geleneği ile kişisel belleğimdeki queer imgeler, semboller ve bir dil göstergesi olarak Arapça ve Farsça imgeler bu serilerde birleşmektedir. Ayrıca Doğu imgesi olarak Arapça yazı içeren "Şifa Dileği" eseri ve "İkram-ı Ebedi" serimden "hurma çekirdekleri" ve "yazı" imgesi içeren bazı eserler tezin akışı içerisinde uygun yerlere dâhil edilerek incelenmiş, bu nedenle sanatsal üretimlerim açısından retrospektif bir bakış açısı sunmayı sağlamıştır.
1960'sonrası sanatta bozulan doğa
"1960 Sonrası Sanatta Bozulan Doğa" başlıklı tezimde doğanın içinde bulunduğu tehlikeler incelenecek, iklim değişikliğinin sebep olduğu krizler doğayı ve doğadaki canlı yaşamını nasıl etkilediği eleştirel yönden ele alınacaktır. Doğada oluşan bozulmaların doğanın kendi akışı ve döngüsü içerisinde olmadığı, bozulma kavramının insandan kaynaklı bir odaklanma olduğu anlatılmak istenmiştir. İnsanın sebep olmuş olduğu bozulmalar aynı zamanda doğada dengesizliğe sebep olmaktadır. Doğa ve insanın birlikteliğiyle değişen doğaya yer verilecektir. Plastik atıkların canlılara etkisi çevresel haberler doğrultusunda incelenecektir. Doğa bugün çağdaş sanatta önemli kavramlar arasındadır. Geçmiş yıllarda ve günümüzdeki doğa çokça bahsedilen bir konu olarak bu çalışmanın temelini oluşturacaktır. Bu çalışmada sürekli değişen doğanın ikinci yönü ele alınacaktır.
Söylen kavramı üzerinden plastik çözümlemeler
"Söylen Kavramı Üzerinden Plastik Çözümlemeler" başlıklı raporda, söylenlerin toplumlarda nasıl var olduğu ve ilerleyen süreçlerde değişim geçirerek, toplumların kendi söylenlerini nasıl var ettiklerine yönelik örneklere yer verilmiştir. Bir başlık olarak "Güncel Söylenler" birinci bölümde güncel mit yaratmanın bilinci üzerinde durulmuş ve LeviStrauss'un mit analizine göre mitleri birbirine birçok şekilde bağlayarak, yeniden kodlayarak yeni mitler oluşturulabilir. Devamında, çağdaş sanatta söylen kavramının yansımaları üzerinde durulmuştur. Bu incelemeyi yaparken de Dionisien felsefesiden yararlanılmış ve söylen kavramına göndermede bulunan doğrudan mitolojik imgeleri betimleyen ve kendi mitini oluşturan sanatçılara örnek verilmiştir. İlerleyen bölümlerde bir diğer başlık, çağdaş sanatta kişisel mitolojik anlatımlar bölümünde, genel tarihsel bir bakışla Harald Szemann'ın sanat tarihine kazandırdığı "kişisel mitoloji" kavramı anlatılmış ve örnek oluşturabilecek sanatçı çalışmalarına yer verilmiştir. Bu bağlamda kişisel mitolojiler perspektifinden yola çıkarak kendi üretmiş olduğum çalışmalar eklenerek, sanat üretimimin arka planındaki düşünsel bağlantılar aktarılmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde, eski çağ söylenleriyle günümüz söylenleri arasında bir köprü kurarak mitolojik kaynaklardan hareketle, kadın imgesinin mitsel kökeni incelenmiş ve Anatanrıça'dan, ataerkil erkek tanrıya geçişte ki kadının statüsündeki düşüşüyle fahişe tanrıçalardan Bakire Meryem'e gelişi, özelde kadının adım adım mutlak bir bedene ve cinsel metaya nasıl dönüştüğü üzerine durulmuştur. Bugün kadın ekseninde dönen bu dönüşüm mitolojiden miras kalarak günümüz söylencelerine yansıyarak ortak söylenceleri oluşturmaktadır. Çalışmanın son başlığı olan "Çağdaş Sanatta Tekinsizlik Bağlamında Kadın Söylenceleri" bölümünde toplumsal cinsiyet bağlamında ele alabileceğim tekinsizlik kavramıyla da ilişkilendirilebilecek sanatçı çalışmaları üzerinden bir söylen okuması yapılması amaçlanmıştır. Güncel söylen meselesi bağlamında ilişkilendirilebilir sanat üretimleri araştırılarak bu konuya yaklaşımlar örneklerle desteklenmeye çalışılmıştır. Son olarak güzellik söyleni bağlamında uygulama çalışmaları bölümünde günümüz güzellik söyleni çizgisinde ürettiğim çalışmalara yer vererek bir yol izlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Söylen, Güncel söylenler, Tekinsizlik, Kişisel mitolojiler, Güzellik söyleni
Plastik sanatlarda yaratım unsuru olarak siberpunk
Siberpunk, tarihi birçok açılım ile geliştirilen ve günümüze kadar özellikle yazın dünyasının önemli bir parçasını oluşturan 19. yy.da ortaya çıkmış bilim kurgunun alt bir türü olarak bilinmektedir. Bu çalışma; teknoloji perspektifi ile tasarlanmış günümüz sanatsal oluşumlarının neliği ve niteliğine ilişkin bazı araştırmalar ışığında, siberpunk teması üzerinden yapılabilecek incelemelerin sanatsal açıdan enteresan sonuçlar doğurabileceğine dair bir fikir temeline dayanmıştır. Nitekim genel bir inceleme sonucunda siberpunk temasından -tıpkı kökeni olan bilim kurgu gibi- salt edebiyat ya da sinema tekelinde eserlerin üretilmediği, plastik sanatlarda da estetik bağlamda birçok eserin günümüzde kurgulandığı veya sergilendiğine dair bulgulara ulaşılmıştır. Bu noktadan yola çıkarak çalışmanın çatısı, siberpunkı esas alarak onun plastik sanatlara olan etkilerinin incelenmesi üzerine kurulmuştur. Siberpunkı incelemek için öncelikle bilim kurgu kavramını ve geçmişini bilmek, tema ve türlerini anlamak gerekmektedir. Dolayısıyla çalışmanın ilk bölümü, bilim kurgunun tarihi, türleri ve sanatsal yaratımları hakkındaki incelemelerden oluşturulmuştur. Sonraki bölümde ise bilim kurgunun siberpunka geçiş aşaması ifade edilmiş ve bu alt türün ortaya çıkışı, tanımı ile kökenleri konusunda çok yönlü araştırmalardan veriler sunulmuştur. Siberpunk temasının edebiyat, çizgi roman ve sinema gibi sanat alanlarına ek olarak video oyunlarına da etkisi büyüktür. Buradan yola çıkarak özellikle video oyunları üzerinden tasarlanan bu alt türün tematik kurgularının da yer alacağı bölümlerde, bazı oyunların sanatsal görselleriyle oyun içeriği hakkında bilgilendirmelere yer verilmiştir. Ayrıca sanatın yeni alanlarını ve hitap ettiği kesimleri araştırmak adına çalışmanın son bölümünde ise dünyada önemli bir yer edinen, ülkemizde de yeni yeni benimsenmeye başlanan "cosplay"in geniş bir ifadesi ve siberpunk teması üzerinden oluşturulan çalışmaların görselleri değerlendirilmiştir.
1980 sonrası sanat ortamının yeni yönelimleri: Kent ve mekan üzerine plastik çözümlemeler
Kent, tarihsel süreçte Gotik, Rönesans, Barok dönemler, Romantizm ve sonrasında modern sanatta İzlenimcilik, Dışavurumculuk gibi akımlarla resimde imgeye dönüşmüştür. Oysaki günümüzde insan elinden çıkma bir nesne haline gelmiştir. Özellikle Rönesans'tan sonra sanatçılardaki konu özgürlüğü kenti bir imge olarak öne çıkarmıştır. Çünkü Rönesans ve öncesinde en önemli imge din olduğu için yapılan eserler kutsal sayılmıştır.Kentleri yeniden inşa etme, yenileme modern bir tutumdur. Modernizme göre kent, uygarlığın beşiği, insan aklının en yetkin ürünüdür. Bu bağlamda modernistlerin kente bakış açıları değişmiş ve işlevsel olmuştur. Sergi salonları, galeriler, müzeler modernleşme ile birlikte kamusal alanlarda hizmet vermiştir. Sanayi Devrimi sürecinde kente farklı bir gözle bakan sanatçılar, kent imgesini benimsemişlerdir. Sanatçılar konuları arasına insanların gündelik yaşamları, işçi sınıfı, toplumsal yapı gibi konuları ele almışlardır.Kentin kültürel, ekonomik, sosyal dinamikleri imgenin dönüşümünü belirler. Dolayısıyla kültür dönüşümleri, kentin siyasal, ekonomik bağlamdaki değişmeleri ve teknolojik gelişmeler karşısında kent kimlikleri farklılaşarak netlik kazanmıştır. Kent bazen bir zeminde hayat bulmakta, bazen de göstergeler yardımıyla anlaşılabilmekte ya da siyasal bir söylemin parçası haline gelmektedir. Postmodernizmde kent, çoğulcu, çok sesli, anarşik, oyun oynanan ve denetlenemez kaotik bir oluşum olarak tanımlandıktan sonra sanat, galeri ve müzelerden çıkarak bir seçenek olarak kent içerisinde yaşamını sürdürmüştür. Bu bağlamda kent günümüzde üretim nesnesi konumuna gelmiştir.Bir sorun olarak ele alınan kent, gözlem ve deneyimler sonucunda uygulama çalışmalarına yansıtılmıştır. Kentin pek çok kültürü bir arada yaşatmasından dolayı çeşitlilik ve zıtlıklar, yeni yaşam modellerinin bireyler üzerinde yarattığı sarsıntı, başkalaşım, yabancılaşma ve yalnızlaşma gibi konular uygulama çalışmalarına kuramsal olarak yansımaktadır. Binalar da insanlar gibi birbiriyle uyumsuz ve bir yapı içindedir. Bu yapıya rağmen oluşturulan yanlış kültür politikaları sebebiyle hızla tek tipleşen insan ve kent karşılıklı etkileşimden dolayı hastalıklı bir hale gelmiştir. Toplumsal dönüşüm uygulama çalışmalarının düşünsel boyutunu meydana getirmiştir. Biçimsel olarak, kente ait formlar, gerçekçi bir dilden uzak, göstergelerle aktarılmıştır. Teknik olarak boya ve farklı malzemeler kullanılmıştır. Çalışmalarda kenti olduğu gibi yansıtmak yerine, insanlar üzerindeki etkisi ve bunun ruhsal yansımaları doğrultusunda ifade edilmiştir.
Beyaz kavramı üzerine görsel çözümlemeler
Üç bölümde incelenen bu çalışmada ilk bölümde renk algısı ve beyaz kavramı ele alınmış; toplumsal boyutta renk ve kavram ilişkisi incelenmiştir. Bilinçaltındaki renk algısı kültürel boyutta ele alınırken renklere verilen simgesel değerlerin kaynağı geçmişten günümüze ilişkilendirilerek araştırılmıştır.Beyazın plastik sanatlarda ve sanatçı açısından geçirdiği tarihsel sürecin konu edildiği ikinci bölümde; romantik bir ifade olarak beyaz, beyazın boşluk ve minimalist etkisi ve beyazın monokrom kullanımı olmak üzere üç satır başlığı altında ele alınmıştır. Bu süreç içerisinde beyaz renk üzerine eserler üretmiş sanatçılar; William Turner, Claude Monet,Turan Erol,Teheodore Gericault, Paplo Picasso, Kazimir Malevich, Robert Ryman, Robert Rauschenberg, Adnan Turani, Atilla İlkyaz ve Mübin Orhon'ın çalışmalarına yer verilmiştir.Üçüncü bölümde konuya ilişkin sanat üretimleri ve bunların analizlerine ve sonuç kısmına yer verilmiştir.Bu çalışmada sosyal algıda beyaz kavramı ve beyazın plastik alanda anlatım olanaklarının açıklanmasına yer verilirken beyazın günümüz sanatı içinde bulunduğu durumdaki yaklaşımlara alternatif yeni ifade biçimleri sunulması amaçlanmıştır. Bu çalışma beyazı konu alan sanatçıların yapıtları ve bu yapıtlar arasındaki plastik (monokrom ve minimalist etkisi) girişkenlikleriyle birlikte, sanatçıların beyaza sübjektif yaklaşımları ile sınırlı tutulmuştur. Yapılan araştırma sonucunda beyazın kültürel anlamdaki etkileri azda olsa bir kısım sanatçıların yapıtlarında rastlanırken birçoğunda plastik anlamda kompozisyonun tonlama ögesi olarak kullanıldığı görülmüştür. Sanatçıların üretimlerindeki bu çeşitliliğin beyazın duygusal ifadesine de olanak taşıdığı düşüncesine yapıt analizleri ve sanatçı röportajları sonucunda varılmıştır. Beyazın kavramsal olarak taşıdığı değer ile plastik anlamdaki beyazla olan ilişkisinde sınırlılıkların olduğu durumuyla karşılaşılırken, sanatçı tarafından tuval yüzeyine aktarılan beyazın toplumsal algıya dönüşümünde kavramsal ifadesinin önemi görülmüştür. Sanatçı her ne kadar beyazı plastik anlamda kullanmış olsa da beyazın tuval yüzeyindeki etkisi, alımlayıcı da uyandırdığı toplumsal algısı ile zenginleşmektedir. İçinde yaşanılan toplumun kültürel yapısına dahil olan günümüz sanatı ile de bu olgusunu kuvvetlendirmektedir.Beyaz, toplumun kültürel yapısıyla toplumsal algıda kavramsal olarak var olmaktadır. Böylelikle yaşadığı toplumdan beslenen insanın algısında yer eden beyaz onun yaşamsal döngüsünün bir parçası olarak doğum, düğün, ölüm kavramlarıyla olduğu kadar iyilik, masumiyet ve sonsuzluk kavramlarıyla olan birlikteliğiyle de karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun varlığından yola çıkarak oluşturulan uygulama çalışmalarında plastik anlamdaki beyazın ve onun algısının tuval yüzeyinde kendiliğinden var oluşu çözümlenmiştir. Bu durumu gözler önüne sererken kullanılan sargı bezi ile hem beyazın kendi içinde tonlamaları gerçekleştirilmiş, hem de kavramsal anlamdaki vurgusuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Yaşanılan kültürdeki bu durumun toplumsal algıdaki önemi ifade edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Görsel Sanatlar2.Renk3.Beyaz4.Beyaz kavramı5.Plastik sanatlar
Güzel sanatlar ve spor liselerinde görsel sanatlar dersinde plastik sanat elemanlarından çizginin çocuğun yaratıcılığına etkisi (Kırıkkale örneği)
Güzel Sanatlar ve spor liselerinde görsel sanatlar (desen) dersinde çocuğun yaratıcılığına plastik sanat elemanlarından çizginin önemli bir eleman olmasına rağmen, hedeflenen amaçlara uygun bir gelişim izleyemediği ve uygulama aşamasında yaratıcılık kavramına ilişkin sorunların yaşandığı gözlemlenmektedir.Bu araştırmada, tek grup öntest, sontest deneysel desen araştırması kullanılmıştır. Bu araştırmada, araştırmacının nicel araştırma tekniklerini tek bir çalışma içerisinde birleştirdiği araştırma olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, nicel veriler ayrı ayrı toplanmış, analiz edilmiş ve elde edilen veriler Cronbch Alpha katsyısı ile bakılarak güvenirlik elde edilmiştir.Araştırma öntest ve sontest olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Uygulama, 2010-2011 eğitim öğretim yılı güz döneminde Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi Resim Bölümü öğrencileri Resim-9 sınıfı (N=23) ile yürütülmüştür. Asıl sontest ise I. yarıyılda sekiz hafta sonra aynı öğrenci grubu (N=23) ile gerçekleştirilmiştir.Bu araştırmada; Görsel Sanatlar (desen) dersi çerçevesinde, çizginin ve yaratıcılık kavramının nasıl algılandığı belirtilmiş, desen eğitimi dersinde uygulanmakta olan yaratıcı etkinliklerin neler olduğu, çocuğun sanatsal ve yaratıcı etkinliği olan resim yapmasına çizginin ne gibi katkısı olduğu vurgulanmıştır. Çizginin çocuğun yaratıcılığına etkisi uygulanan öğretim yöntemleri, ders içi ve dışı uygulanan etkinlikler, çocuğun sanatsal yaratıcılığına ne gibi etkileri olduğuna yönelik bilgiler elde edilmiş ve konuyla ilişkin önerilerde bulunulmuştur.
Günümüz sanatında doğa-sanat ilişkisi üzerine plastik çözümlemeler
İlk bölümde insanın doğa ile olan ilişkisi ele alınmıştır. İnsanların çevrelerinde oluşturdukları yaşam koşulları zamanla farklılıklar göstermiş olsa da doğaya egemen olma düşüncesi değişmemiştir. Doğa ve çevre konusunda çeşitli tanımlara yer verilip, insanların yol açtığı tahribatların etkisinden bahsedilmişitr.Doğa, geçmişten günümüze sanatta farklı şekillerde karşımıza çıkmıştır. İkinci bölümde, doğanın 1960'dan günümüze olan dönemde sanatın içinde nasıl varolduğu ve nasıl sanatın kendisi olduğu üzerinde durulmuştur. Yeryüzü sanatçıları, çevre sanatçıları, ekolojik sanatçılar hepsi aslında birbirine paralel çalışmalar üretmişlerdir. Günümüz sanatında, canlıların ve doğanın sanatın kendisi haline gelebileceği konusu bu tezde vurgulanmak istenen noktadır. Bu sürece gelirken yapılan çalışmaların, çeşitli toplumsal ve iklimsel olaylarla bağlantılı olması ve galerilerin hakimiyet kurduğu bir düzene karşı çıkmak için gerçekleştirilmiş olması, sanatın, insanın çevresinde olan biteni ve canlıları ne kadar fazla ilgilendirdiğinin bir göstergesidir. Malzeme ya da sergileme mekanı olarak doğayı kullanan çeşitli sanatçıların bu alandaki bazı çalışmalarına yer verilmiştir. Ayrıca, insanlar çok hızlı bir şekilde doğayı tüketirken günümüzdeki bazı sanatçılar bu olumsuz duruma herkesin dikkatini çekmek ya da bütün bu sebeplerden doğada bir takım yerleri iyileştirmeye çalışmak için çeşitli projeler üretmişlerdir. İkinci bölümde yer alan çalışmalar arasında bunlar da bulunmaktadır.Üçüncü bölümde ise; önceki bölümlerin başlıklarıyla bağlantılı olarak, canlıların sanattaki varlığını destekleyen çalışmalara yer verilmiştir. Bunlara ek olarak insanların hızlı tüketimi sonucu ortaya çıkan atıklara da sanatın eleştirel yapısıyla paralel olarak yer verilmiştir. Mekan olarak ya da malzeme olarak doğanın sanatta kullanımı bugünkü adıyla ekolojik sanatın vazgeçilmezidir. Bu tezde günümüz sanatının doğayla kesiştiği, birleştiği nokta vurgulanmıştır. Artık bütün canlı türleri ve çevreleri de sanattaki yerini almıştır.
Türkiye'de 1919-1946 arasında yaratılmak istenen yüksek ve ulusal kültür içerisinde plastik sanatlar eğitiminin yeri
1919-1946 arasında Türkiye birçok alanda olduğu gibi plastik sanatlar alanında da önemli atılımlar yapmıştır. Yaşanılan acil kadro ihtiyacının giderilmesi için eğitim hamlesi içerisinde plastik sanatlara yer verilmiş, açık alan heykelleri, kurulan müzeler ile de bu süreç hızlandırılmıştır. Öneml kazanımlar sağlanmıştır.
1980 sonrası, kadın imgesinin yazılı medyada kullanım yöntemlerinin Türk plastik sanatına etkileri
"1980 Sonrası Kadın İmgesinin, Yazılı Medyada Kullanım Yöntemlerinin Türk Plastik Sanatına Etkileri" başlıklı bu araştırmada, 1980 sonrası yaşanan toplumsal değişimlerde rol alan medya anlayışının tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz kültürüne olan etkileri, sanatın kadın imgesini ele alış biçimleri üzerinden incelenecektir. Kadın kimliğiyle eş zamanlı olarak ortaya çıkan mülkiyet olgusu, toplumun temel bileşeni olarak insanlık tarihi boyunca tüm sosyolojik mekanizmaların üzerinde temellendiği zemin halini almıştır. Bu bakımdan kadın kimliği üzerine yoğunlaşan bir inceleme; her dönemde, içinde bulunduğu toplumsal yapıyı anlamanın anahtar yöntemi niteliğindedir. 1980'li yıllarda küresel sermayenin, teknolojik gelişmelerden güç alarak, sınır gözetmeksizin yürürlüğe koyduğu ekonomik politikalar dünya genelinde gözlenebilir sosyolojik değişimlere neden olmuştur. Söz konusu toplumsal değişimlerden en fazla etkilenenler, gelişmemiş veya Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdir. 1980'li yıllarla birlikte gözlenen ekonomi temelli kültürel politikaların başarı kazanmasındaki birincil etken, dönemin medya organlarıdır. Söz konusu politikaların topluma sunumu görevini aşan, bu politikaları yaşamsal alışkanlıklar haline getirerek, dönüşümü sağlayan baş aktör, dönemin birincil mecrası olarak yazılı medyadır. Kadın kimliğinin, öteden beri her kültürde, toplumsal alışkanlıkların gözlenmesinde oynadığı kilit rol, o kültürün yarattığı sanatın toplum içinde şekillenme biçimini de yakından etkilemiştir. Öte yandan kadın imgesi, toplumun iletişim sistematiği ve aynı toplumun sanatında, en belirgin kesişim noktası olması bağlamında çözümsel başvuru özellikleri taşır. Öyle ki, 1980'li yılların tüketime dayalı küresel politikaları, toplumsal mekanizmalar dahilinde yaşam bulabilmek için bu olgudan yola çıkmış, kadın imgesini söz konusu stratejilerinin baş figürü olarak kullanmıştır. Bu nedenle 1980'lerde yazılı medyanın etkisiyle Türk toplumunda yaşanan kültürel değişimlerin gözlenmesinde, dönemin sanatçılarının kadın figürünü, ele alış biçimleri önemli veriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler : 1980, Kadın İmgesi, Türk Sanatı, Yazılı Medya, Küresel Kültür.
Çağdaş seramik sanatında enstalasyon kavramının yeri
Tek bir anlam karşılığı olmayan ve birçok kez tanımlandırılan enstalasyon kavramı, 20. yy. da çağdaş sanat sürecinde, yeni bir ifade aracı olarak yerini almaya başlar. Enstalasyon, sözcük anlamı olarak yerleştirme ve düzenleme anlamlarına gelmesinin yanı sıra, deneyimlenen mekanı ve eser ile alıcı arasındaki birebir ilişkiyi yansıtması durumunu da içinde barındırır. Enstalasyonun, 1970'lı yıllarda bir kavram ve anlam olgusunda, sanatsal ifade biçimi olarak değerlendirilmesi, Kavramsal Sanat'ın yaygınlaşmasıyla başlar. Böylece, hem dünyadaki hem de ülkemizdeki Kavramsal sanatçılar tarafından benimsenerek, farklı ve yeni bir üslubun doğmasına neden olur. Mekan, zaman ve alıcı ile bunların birlikteliğini, kavram açısından incelemek, enstalasyonun en önemli özelliklerindendir. Diğer bir yandan, üretilen eserlere göre, bir mekan da belirlenebilmektedir. Bunu da enstalasyonun oluşumu dahilinde gözlemlemek mümkündür. Alıcı, zaman olgusunun içinde yaşarken, düzenlenen mekanın öğeleriyle etkileşime geçer. Böylece mekan, alıcının yeni deneyimler yaşamasına olanak tanır. Yine aynı yıllarda, gelenekselliğinden kopmaya başlayan ve düşünsel anlamlara ihtiyaç duyan Çağdaş Seramik Sanatı'nda mekan kaygısı var olmaya başlar. Bu durum, enstalasyonun çağdaş seramik sanatçıları tarafından benimsenmesine yol açar. Çağdaş sanat sürecinde devamlılığı olan seramik sanatı kapsamında, hem uluslararası hem de ulusal sanatçıların, seramik enstalasyon çalışmalarını görmek mümkündür. Bu örnekler doğrultusunda hazırlanan bu tezde; çağdaş seramik sanatında enstalasyon kavramı, oluşumu, gelişimi ve nedenleriyle birlikte, Kavramsal Sanat bütününde değerlendirilerek bir sonuca ulaşılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Enstalasyon, Kavramsal Sanat, Çağdaş Sanat, Çağdaş Seramik Sanatı.
Cumhuriyet Döneminin kadın hakları ışığında öncü Türk kadın ressamlar
"Türk Kadının toplumdaki yeri yüksektir, şereflidir. Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir." diyen Yüce Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk, kadının toplum içinde önemini, saygınlığını, varlığını, bilgi ve kültür alanında ilerlemesini ön planda tutmuş. Türk kadının uluslararası uygarlık seviyesinde yükselmesini amaç edinmiştir.Kadın, doğanın ve sosyal toplumun en önemli aynasıdır. Kadın, renkli, solmayan, güzel ve temiz kokan bir çiçektir. Yeni bir cana yaşam bağışlayan eşsiz bir varlıktır. Kadın, topluma ışık yayan bir güneştir. Kadın, karanlıktan aydınlığa geçiştir. Kadın, dünyadaki bütün güzelliklerin eseridir. Kadının topluma faydalı insanlar yetiştirme görevine üstlenmiş anadır.Tüm engellerin çıkış yolu Cumhuriyet Döneminin Öncü Türk Kadınların sanat tarihine adını yazdırmış olmaları açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelime: Türk Kadını, Sanat, Kadın Hakları, Plastik Sanatlar, v.s.
Sanatı "ben" ile kurgulamak; sanatçının içe bakışı
Tezin konusu "Sanatı 'Ben' İle Kurgulamak; Sanatçının İçe Bakışı"dır. Bilinç, çocukluğumuzda aynaya bakmakla başlayan ve ölene kadar sürekli şekillenen bir süreçtir. Bilinçli bir şekilde kendimize yönlendiğimizde de benliğimiz ortaya çıkmaktadır. Sanat, özü gereğince, felsefidir. Çünkü özünde yaşamın anlamı, kaynağı ve nedeninden bize söz etmektedir. İnsanların, varoluşunu kavramasında yardımcı olup dünya görüşünü geliştirmektedir. Bir sanat eseri sanatçısının dünyayı algılayışı ile var olmaktadır. Sanatçının, felsefi ve estetik görüşleri ne denli ilerici olursa, insanların da ondan o derece feyz alma ve etkilenmesi mümkün olacaktır. Bu da bizim bireyden itibaren toplumsal gelişimimizi ve ilerlememizi sağlayacaktır. Bundan dolayıdır ki felsefe ile sanat birbirlerini tamamlar niteliktedir. Çalışmanın kapsamı, felsefe ile sanatın birleştiği nokta da 'ben' nedir? Sorusuna yanıt aramaktır. Bunun yanıtını tezde ayrıntılı bir şekilde irdelenmektedir. Rönesans'la birlikte sanatçılar, mesleklerinde entelektüel yetenek ve bilginin de gerekliliğine inanmaya başladıklarından; felsefeye, edebiyata ve diğer sanat dallarına da ilgileri artmıştır. Şairler, mimarlar, ressamlar bir araya gelip tartışıp konuşmuşlardır. Böylelikle, bir ressam bir şiirden, bir edebiyatçı bir resimden etkilenerek eser üretebilmiştir. Tez amacını, sanatçıların sanat akımları içinde, Rönesans'tan başlayarak günümüz sanatına kadar gelen dönemde, 'ben'in sanat üzerindeki etkisi nedir? Sanatçılar benliklerini sanatları ile nasıl ortaya koymuştur? Sorularının arayışı üzerine oluştururmuştur. 'Ben'in felsefi bakış açısından, akımlar, dönemler, sanat ve sanatçı açısından neye ve nasıl etkileri olmuştur? Sorularına yanıt aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Ben, bilinç, sanat, sanatçı, felsefe
Plastik sanatlar ve psikoloji ilişkisi: Resim sanatının psikoterapide kullanımı
Bu çalışmada sanat terapisi bağlamında, resim sanatında kullanılan teknikler ve resim sanatının psikoterapideki yeri ve rolü incelenmiştir. Sanat, insandaki güzele ulaşma ve ondan ruhsal bir zevk almak duygusundan doğmuştur. Ortaya çıkışından bu yana bir insan etkinliği olan ve insanlıkla yaşıt olan sanatın ne olduğu konusu çağlara, toplumlara ve sanat alanına göre farklılıklar göstermiştir. Sanat gerçek dünyanın yok edici kurallarını aşarak binlerce yıl öncesini günümüze taşır. Bugün geçmişi biliyor ve yargılıyor olmamız sanatın erişilmez gücünden kaynaklanmaktadır. Resim, "düz bir yüzey üzerinde çizgi ve renklerle doğadan bir parçayı ya da sanatçının iç dünyasının durumunu anlatma sanatı" olarak tanımlanabilir. Resim; çizgi, form, biçim, renk, doku, ölçü, aralık, yön, ışık ve gölge gibi tasarım öğelerinin anlatımcı bir düzen, bir uyum içerisinde bir araya getirilmesiyle oluşur. Diğer sanat dalları ile karşılaştırıldığında resim, uygulama yöntemleri ve araçları bakımından en fazla çeşitliliğe sahip sanat dallarının başında gelir. Yapılan çalışmalarda, sadece dilin yani sözle dile getirilenlerin bireyi anlamak için yeterli olmadığı, sanatın terapi sürecinde kullanımının kişi hakkında kelimelerin tek başına yapamadığı kadar çok bilgi sağladığı görülmüş, bu gelişmeler ışığında sanat terapisinin temelleri atılmış ve sanat terapisinin önemi anlaşılmıştır. Sanat ve psikolojide, içe atılmış olanın dışa yansıma ve etkileri söz konusudur. Psikolojide resim, bireyin kendince düzenlemeye çalıştığı karmaşık dünyasının açıklayış biçimi ve zihinsel gelişiminin göstergesi sayılabilir. Resim etkinliğine klinik açıdan bakıldığında, kişiliğin değerlendirilmesinde ya da ruhsal bozuklukların tanınmasında yararlı bir araç olduğu görülmüştür. Çünkü resim, yapılması hem kolay hem de oyun olarak algılanan bir faaliyet olmasının yanında, hastaların gelişimlerini, becerilerini, bize onların düşünüş biçimlerini, aynı zamanda diğer insanlarla ilişkilerini yansıtmakta ve ipuçları vermektedir. Sanat terapisi sorunun tanımlanması ve açık biçimde ortaya konulması, duygusal çatışmaların ifade edilmesi ve farkındalığı arttırması, sosyal becerileri geliştirmesi, ifade etmesi sayesinde kaygıyı azaltması, kişiyi gerçeğe yöneltmesi ve öz saygıyı arttırması anlamında iyileştirici etkiler göstermiştir. Özellikle psikoterapide tedavi sürecini iv hızlandırmakta ve birçok ruhsal bozukluğun tedavisinde hastaların kendilerini ifade etmelerini kolaylaştırmakta ve onların rehabilitasyonunda kullanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sanat, Psikoterapi, Psikoloji, Resim, Terapi.
Mevleviliğin Türk plastik sanatlarına etkileri
"Mevlevîliğin Türk Plastik Sanatlarına Etkileri" adlı Doktora çalışmamızda Afyon, Ankara, Bursa, Edirne, İstanbul, Karaman, Konya, Kütahya (Tavşanlı ilçesi), Manisa şehirlerindeki eserler ve özel kolleksiyonlarda bulunanlar incelenmiştir. Afyon Gedik Ahmet Paşa Türk-İslâm Eserleri Müzesinden l yazı levhası, l mezartaşı, Afyon Mevlevi Camiinden 3 yazı levhası, l puşide. Ankara Etnografya Müzesinden 9 yazı levhası, 4 makta, l minyatür, l alem. İstanbul Divan Edebiyatı Müzesinden (Galata Mevlevîhanesi) 11 adet yazı levhası, l tezhip, 2 cilt, 3 makta, 3 katı', l duvar resmi, 3 resim, l ağaç işi, 14 mezartaşı (Taş eserlerden biri türbenin kubbesinde, diğeri duvarın üzerinde), l adet maket, istanbul Sadberk Hanım Müzesinden l adet katı'a, l çeşmibülbül. Süleymaniye Kütüphanesinden 2 tezhip. İstanbul Şehir Belediye Müzesinden l adet yazı levhası, 2 makta, l minyatür, 4 adet cam eşya (şekerlik), 2 adet maden eşya (l mühür, l hoşaf kaşığı), l adet mühür. Topkapı Sarayı müzesinden 2 makta, 2 minyatür, 4 saat. İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesinden 6 hat örneği, İstanbul Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesinden 2 adet hat örneği, 3 ebru, l katı'. İstanbul Yenikapı Mevlevîhanesiden 5 mezartaşı. Karaman Aktekke Camiinden l yazı levhası, l duvar resmi, l adet işleme pano. Karaman Müzesinden l adet pirinç mühür. Konya Atesbaz-ı Velî Zaviyesinden l yazı, Konya Mevlâna Müzesinden 50 hat örneği, 5 tezhip, 3 cilt, 2 duvar resmi, l resim, l adet ağaç işi, 22 mezartaşı, 4 adet maden eser, l puşide, l işleme panosu, 3 adet küçük el sanatı örneği. Konya Üçler Mezarlığından 3 me/artaşı.Kütahyadan l duvar resmi. Manisadan l adet hat örneği ve özel koleksiyonlardan 23 hat levhası, 4 minyatür, 10 adet resim, tetkik edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda Afyondan toplam 6 eser, Ankaradan 15 eser, İstanbuldan 80 eser, Karamandan 4 eser, Konyadan 97 eser, Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinden l eser, Manisa'dan l eser ve özel koleksiyonlardan toplam 37 eser ele alınmıştır. Mevlevîliğin asıl doğduğu yer Konya olmakla birlikte Osmanlı İmparatorluğunun geliştiği yer İstanbul olmuştur. Dolayısıyla bu iki şehirde bir çok eserin bulunduğu incelemelerimiz sonucunda ortaya çıkmıştır. Selçuklu devri Mevlevi sanatçılarının eserlerinden 1273 tarihinde yapılan, Mevlâna'nın ahşap sandukası ve 1278 tarihli Mesnevi incelenmiştir. Aynca Eflâki'nin 1359, Ali Dede'nin 1454 ve Mustafe bin Budak Celebi'nin 1572 tarihli mezartaşları da tetkik edilmiştir. Bu dönemin sanatkarlanyla ilgili çok detaylı bilgilere sahip değiliz. Bir kaç kişi dışında, diğerlerinin sadece isimlerini biliyoruz. Sanatçıların bir kısmının adlarını bile bilmemekteyiz. Osmanlı devrinde yaşayan Mevlevîlerin eserleri büyük bir yeküne sahiptir. Bunların arasında kolaylıkla taşınabilen eserlerin bir kısmı muhtelif yollarla yurtdışına nakledilmiş ve yabancı ülkelerin müzelerini süslemektedir. Bir bölümü ise yurdumuzda doğanın ve insanımızın tahribatına uğramıştır. Ne yazık ki bu tahribat bilinçli veya biliçsiz olarak devam etmektedir. Araştırmamızda daha çok hat örnekleri ve mezartaşlannı inceleyebildik. Yazı levhalarının bir kısmı Mevlevîhanelerin yangınları sırasında müzelerin depolarına nakledilmiştir. Örneğin Yenikapı Mevlevîhanesinin yazı levhalarını Ankara Etnografya Müzesinde bulduk. İstanbul Divan Edebiyatı Müzesindeki (Galata Mevlevîhanesi) hat örneklerim inceledik. Levhaların bir bölüntüde özel kolleksiyonlarda bulunmaktadır. Bunların belgelenmesinde de çeşitli zorluklarla karşılaştık. Tezhip sanatı örnekleri 13., 14., 17., 18. ve 19. yüzyıllara aittir.Cilt örnekleri 15., 16. ve 19. yüzyıllardan seçilmiştir. Ebrular 20. yüzyıldan, makta örnekleri ise 19. yüzyıldandır. Katı'lar 16., 18. ve 19. yüzyıllara ait sanat eserleridir. Minyatürler 16., 18., 19. ve 20. yüzyılda çizilmiştir. Duvar resmi örnekleri 16. ve 19. yüzyıllara aittir. Tezdeki resim örnekleri 17., 18., 19. ve 20. yüzyıllarda yapılmıştır. Çalışmamızın ağaçişi bölümüne 13., 15. ve 19. yüzyıllardaki eserler dahil edilmiştir. Cam eserlerin çoğu 19. yüzyılda yapılmıştır. Çalışmamızda yer alan mezartaşlan 14., 15., 16., 17., 18., 19. ve 20. yüzyıllardan günümüze ulaşabilmiştir. Maden sanatı örnekleri 13., 19. ve 20. yüzyılda yapılmıştır. Çalışmamızda yer alan saatler 19. yüzyıla aittir. Tezimizdeki küçük el sanatı örnekleri ise 19. yüzyıldandır. Yukarıdaki örnekleri göz önüne alırsak Mevlevîliğin Türk Plastik Sanatlarına Etkisinin nedenli büyük olduğunu görürüz.
Diyarbakır surlarındaki figüratif öğelerin plastik analizi
Sanatın insanlık tarihiyle eş zamanlı başlaması, gelişmesinin de insan ürünü uygarlıkla eş zamanlı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Tarihin tüm kesitlerindeki bu beraberlik ise günümüze kadar süregelmiştir. Diyarbakır Surlarındaki görseller, bazen geometrik ve sembolik bazen de figüratif hayvan ve bitki motifleriyle onlarca medeniyetten izler taşımaktadır. Sanatsal anlam yüklenmeye de müsait plastik değerdeki bu ögelerin, sanatsal analizlerinin yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Diyarbakır Surlarında bulunan figürlerin plastik analizinin sanat eseri eleştirisiyle incelendiği bu çalışmada, figürler yerlerinde fotoğraflanıp yorumlanırken ilgili kaynaklardaki görüşlerden de yararlanılmıştır. Araştırmada amaç, önem ve yönteme ilişkin bilgiler verilmiş, Diyarbakır kentinin ve surlarının tarihçesi ile araştırıcı sanat eseri eleştirisi yaklaşımına dair teorik düzlemde incelenen verilerden kuramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Çalışılan araştırma problemi ile ilgili yazılı kaynaklardan yararlanılmış ve surlardaki görsel materyaller de araştırmaya katılarak üzerinde analizler yapılmıştır. Araştırmada, Diyarbakır surları üzerindeki figüratif öğelerin estetik bakımdan incelenmesi temel amaç olarak ele alınmıştır. Anılan figüratif ögeler sanatsal bir bakışla nasıl eleştirilebileceği ile yapılacak plastik analizlerle sanatsal değerine nasıl dikkat çekileceğine dair cevap aranmış ve örnek analizler yapılmıştır. Böylece bu çalışma ile öğrencilerden yetişkin bireylere kadar tüm sanat tüketicilerinin anılan eserleri rahatlıkla algılayabileceği, ileride yapacakları müze ve ören yerleri ziyaretlerinde gördükleri eserler üzerinde doğru analizler yapabileceği bir alt yapıya erişecekleri hedeflenmiştir. Sonuçta, Diyarbakır Surlarındaki figüratif eserlerin taşa detaylı olarak işlenmiş olduğu, anlamlı mesajları içerdiği ve sanatsal haz uyandıran nitelikte eserler olduğu anlaşılmıştır. Yapılan araştırmanın bağlam içinde sanat eser eleştirisi yöntemiyle de sanat eserlerine sanat tüketicisi diye nitelen bireylerin görsel algılarına katkıda bulunulmuştur.
Sanatın yeni bir sunum ortamı olarak internet
Tarih boyunca insanlar hayatlarını devam ettirebilmek ve kolaylaştırmak için değişik buluş ve tasarımlar ortaya koymuştur. Başlangıçta doğadan gelebilecek tehlikelere karşı korunma, barınma ve hayatını sürdürebilmek için beslenme gibi ihtiyaçlar söz konusu olmuştur. Bu ihtiyaçların giderilmesi için yapılan her yeni uygulama, her yeni fikir temelde teknolojiyi oluşturmuşlardır. İnsanlık hayatına katılan her yeni fikir kendi varlığını farklı şekillerde ortaya koymuş, hayatı kolaylaştırma özelliğinin yanında yer yer yaşam biçimi haline de gelmiştir.Bu çalışmada tarihsel devinim içinde teknoloji ve sanatın oluşumu ve sanatın sunumunda kullanılan yöntemler araştırılmıştır. İnternet ve sanat kavramları, onları oluşturan alt birimleri ve yaşadıkları tarihsel değişimlere değinilmiştir. Genel anlamda konunun şekillenmesi için sanattan genel olarak bahsedilse de, sanatın tüm dallarının konu içinde işlenmesi zorluğu nedeni ile sadece plastik sanatlar alanı ile sınırlı tutulmuştur. İnterneti kullanarak var olan sanatlara da değinilmiş ancak sanatın interneti sunum alanı olarak kullanması temel alınmıştır.