Narkotik bağımlılığı
92 theses under this subject heading
Bağımlılık yapıcı ilaç ve madde kullanımı ile risk faktörlerinin araştırılması: Hitit Üniversitesi örneği
Bağımlılık yapıcı ilaç ve madde kullanımı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de birey ve toplum için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Yasal ve yasal olmayan madde kullanımının bağımlılık yaratmasının yanısıra reçeteli ilaçların, doktor kontrolü dışında akılcı olmayan ve kötüye kullanımı da bağımlılık geliştirebilmektedir. Bağımlılıklarda biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok faktörün etkili olduğu biyopsikososyal model günümüzde kabul gören kapsamlı bir bağımlılık yaklaşımıdır. Bu yaklaşımdan yola çıkıldığında cinsiyet, çocukluk travması, ailevi sorunlar, ekonomik sorunlar, yaşanılan çevre, olumsuz arkadaş ortamının varlığı, adli süreçlerin varlığı gibi biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler bağımlılıklarla ilişkili risk faktörü veya bağımlılıkların sonucu olan riskli durumlar olarak karşımıza çıkabilmektedir. Ergenlik ve gençlik dönemi bağımlılıkların oluşmasında kritik bir dönemdir, diğer problemlerde olduğu gibi bağımlılıklarda da çözüme ulaşmanın en kestirme yolu problemin kaynağını bulmaktır. Problemin kaynağını bulurken de bağımlılık yapıcı ilaç ve madde kullanımına sürükleyen risk faktörleri veya kullanımı sonucunda doğan riskler hakkında bilgi sahibi olmamız, bağımlılıkların oluşmadan önlenmesi ya da bağımlılıklarla çalışma konusunda yardımcı olacaktır. Literatürde yapılan çalışmalarda genellikle bağımlılık yapıcı ilaç veya bağımlılık yapıcı madde olarak ayrı ayrı çalışıldığı, risk faktörlerinin ise genellikle tek veya daha az boyut üzerinden araştırıldığı, ayrıca bağımlılık bağlantılı adli süreçlerle ilgili yapılan çalışmaların da kısıtlı olduğu görülmektedir. Multidisipliner bir anlayışla biyopsikososyal birçok boyutun geniş bir yelpazede araştırıldığı çalışmamızın bu anlamda literatüre katkı sunacağı düşünülmektedir. Çalışmamız Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu ve Sağlık Bilimleri Meslek Yüksekokulu'nda öğrenimine devam eden 18 yaş üstü 548 gönüllü öğrencinin katılımıyla tamamlanmıştır. Google Formlarda hazırlanan "Bağımlılık Yapıcı ilaç ve Madde Kullanımı ile Risk Faktörleri" anketi ile katılımcılara ulaşılarak çevrimiçi anket uygulamasıyla veriler toplanmıştır. Elde edilen verilerin tanımlayıcı ve ilişkisel istatistikleri SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiş, analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmada cinsiyet, devam edilen yüksekokul, çocuklukta yaşanan travmatik yaşantı, ailevi sorunlar, ekonomik sorunlar, intihar girişimi, olumsuz arkadaş grubuna sahip olma, adli bir olaya karışma ve adli bir olayın mağduru olma durumları ile yapılan analiz çalışmasında istatistiksel olarak anlamlı bulgulara ulaşılmıştır (p<0,05).
Toksik tarama birimine başvuran madde kullanıcılarının sosyodemografik özelliklerinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Bu çalışmada; Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Toksik Madde Tarama Birimine madde kullanımı şüphesiyle adli birimlerce getirilen vakaların sosyodemografik özelliklerini incelemeyi amaçladık. MATERYAL VE METOD: Bu çalışma; 24-03-2021 ile 24-03-2022 tarihleri arasında, verileri anket yöntemi ile elde edilmiş olup, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Kliniği'nde yürütülmüş kesitsel tipte bir araştırmadır. Yaş, cinsiyet eğitim seviyesi gibi sosyodemografik özellikleri yanında hangi maddeyi ne kadar süredir kullandığı, madde kullanmaya başlamasına etki eden faktörleri, anne ve babanın; birlikte yaşama durumu, meslekleri, eğitim durumları, sağ olup olmadıkları gibi veriler toplanarak SPSS 22.0 programı ile istatistiksel analizi yapıldı. BULGULAR: Çalışma; dâhil edilme kriterlerini karşılayan 17 kadın, 131 erkek olmak üzere 148 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların benzer oranlarda sigara ve madde kullandığı, çoğunun madde kullanımına bağlı suç işlediği görülmüştür. Madde kullananların çoğunun ortaokul mezunu olduğu, il merkezinde yaşadığı, özel sektörde asgari ücret veya daha az ücretle çalıştığı, ebeveynlerinin birlikte yaşadıkları, ilkokul mezunu ve sağ oldukları görülmüştür. Madde kullanmaya başlamasına etki eden faktörün en yüksek oranda arkadaş olduğu görülmüştür. Katılımcıların yaş, cinsiyet sosyodemografik özellikleri ve ailelerinin sosyokültürel, sosyoekonomik ve eğitim özelliklerinin; sigara içme, alkol tüketimi ve madde kullanımı açısından değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). Ailede alkol kullanımı ile kişinin alkol kullanması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,027). SONUÇ: Madde kullanımı ile mücadelede okul, aile, birey ve arkadaş çevresini kapsayan çok yönlü müdahale programları geliştirilmelidir. Eğitim sistemi, önleme programları geliştirmek ve uygulamak açısından en önemli yere sahiptir. Öğrencilere madde kötüye kullanımı, sağlık üzerine olumsuz etkileri, sosyal yaşamda yarattığı sorunlar gibi konularda eğitim programları hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Madde kullanımı; sosyodemografik özellikler
Metamfetamin kullanım bozukluğu hastalarında tedavi öncesinde ve arınma sonrasında, TRAF-6 genini hedefleyen miRNA-146a'nın ekspresyonunun incelenmesi
Metamfetamin, dünya çapında esrardan sonra en çok kullanılan yasa dışı uyuşturucu maddedir. Metamfetamin kullanım bozukluğu toplumda önemli düzeyde morbidite ve mortaliteye sebep olan, kişilerin mesleki işlevselliğini, ailevi yaşantısını, sosyal hayatını ve beden sağlığını ciddi düzeylerde etkileyen bir hastalıktır. Son yıllarda psikiyatrik hastalıkların etiyopatogenezine yönelik araştırmalarda nöroinflamasyona olan ilgi artmaktadır. Çalışmamızda nöroinflamasyonda rolü olduğu düşünülen mikro RNA-146a'nın metamfetamin kullanım bozukluğu etyopatogenezindeki rolünü araştırdık. Araştırmalarımız sonucundaliteratürde metamfetamin kullanım bozukluğunun mikro RNA-146a (miRNA-146a) ile ilişkisini araştıran çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamız prospektif eşleştirilmiş vaka-kontrol çalışması olarak planlanmıştır. Mart 2022- Aralık 2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde yatarak tedaviye alınan, idrarda toksik tarama testinde sadece metamfetamin pozitifliği saptanan, DSM-5 tanı kriterlerine göre metamfetamin kullanım bozukluğu tanısı konulan, ek bir psikiyatrik veya bedensel hastalığı olmayan 30 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubu olarak cinsiyet, yaş, sigara kullanımına göre eşleştirilmiş, herhangi bir hastalığı olmayan 30 sağlıklı kişi randomize olarak çalışmayaalınmıştır. Çalışmadaki tüm katılımcılara depresyon komorbiditesini dışlamak için Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D) uygulanmıştır. Yapılandırılmış bir görüşme ile (SCID-5) bipolar bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi en sık görülen komorbiditeler dışlanarak sadece metamfetamin kullanım bozukluğu tanısı olanlar çalışmaya alınmıştır. Kişilik bozuklukları yüksek oranda komorbidite göstermesine rağmen nöroinflamasyonla belirgin bir ilişkisi gösterilememiş olduğundan dışlama kriterlerine dahil edilmemiştir.Hastalarla klinik görüşmeler yapılmış, Penn Madde Aşerme Ölçeği uygulanmış ve sonrasında nöroinflamasyonla ilişkili olduğunu düşündüğümüz miRNA- 146a düzeylerini ölçmek için hem metamfetamin arınma tedavisi öncesi, hem de sonrası kan alınmıştır. Çalışmamızda hasta grubunun arınma tedavisi öncesindeki miRNA-146a ekspresyon düzeyleri, sağlıklı kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde düşük saptanmış olup arınma tedavisi sonrasındaki miRNA-146a ekspresyon düzeyi sağlıklı kontrollere göre istatiksel olarak anlamlı bir düzeyde yüksek saptanmıştır. Hasta grubunun HAM-D skoru kontrollere kıyasla istatiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek saptanmıştır. Toplamda metamfetamine maruz kalınan süre ile arınma tedavisi sonrası ölçülen miRNA-146a ekspresyon düzeyi arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki saptadık. Çalışmamızda hasta grubunda, miRNA-146a ekspresyon düzeyinin arınma tedavisi öncesinde anlamlı bir şekilde düşük ölçülmesi ve tedavi sonrasında anlamlı düzeyde artmış olması bu parametrenin nöroinflamasyonun göstergesi olması nedeniyle metamfetaminin, nöroinflamasyonda önemli bir rolü olduğunu düşündürmektedir. MiRNA-146a ekspresyon düzeyi ile metamfetamin kullanım bozukluğu arasındaki ilişkinin daha net olarak aydınlatılması sonrasında miRNA-146a ile bağlantılı yeni tedavi stratejileri geliştirilebilir. Toplamda metamfetamine maruz kalınan süre ile arınma tedavisi sonrası ölçülen miRNA-146a ekspresyon düzeyi arasında pozitif yönde bir ilişkinin olması, miRNA-146a ekspresyon düzeyinin hastalığın prognozunu öngörmede önemli bir parametre olabileceğini düşündürmektedir. Çalışmamızın literatürde oldukça kısıtlı verinin olduğu bu alana katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
Adli makamlarca 2020-2022 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalımıza uyuşturucu madde kullanımı şüphesi nedeniyle yönlendirilen Türk vatandaşı olgularına ait adli toksikoloji raporlarının retrospektif değerlendirilmesi
Uyuşturucu madde kullanımı ülkemizde ve dünyada her geçen gün artış gösteren, morbidite ve mortalite yaratan ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Çalışmamızda 2020-2022 yılları arasında uyuşturucu madde kullandığı iddiasıyla Anabilim Dalımız Adli Toksikoloji Laboratuvarına gönderilen olgulara yönelik düzenlenen raporlar geriye dönük olarak incelenmiş, Türk vatandaşı olguların sosyodemografik özellikleri ve madde kullanım alışkanlıkları ile ilgili epidemiyolojik verilerin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında değerlendirilen 7734 raporun %85,6'sında madde kullanımı tespit edildiği, madde kullanan olguların %96,1'inin erkek olduğu, madde kullanımının en yaygın 19-29 (%52,1) yaş aralığında dağılım gösterdiği, olguların %89,4'ünün tek bir sınıf uyuşturucu madde kullanımı olduğu, tek bir sınıf uyuşturucu madde kullanan olguların %94,5'inin amfetamin tipi stimülan maddeleri kullandığı, birden fazla uyuşturucu madde sınıfını birlikte kullanan olguların %96'sının iki farklı sınıfı kombine kullandığı, ikili eş zamanlı kullanımlarda en sık (%45,3) Amfetamin tipi stimülanlar ile opioid grubu uyuşturucu madde birlikteliği saptanmıştır. Gaziantep ilinin amfetamin tipi stimülanların üretim merkezlerinin bulunduğu belirtilen Lübnan ve Suriye'ye yakınlığı ve bu maddelerin kaçakçılığında sık kullanılan uyuşturucu rotaları üzerinde bulunması nedeniyle il genelinde amfetamin tipi stimülan maddelere erişimin kolaylaştığı, uyuşturucu ile mücadele kapsamında yürütülecek çalışmalarda amfetamin tipi stimülan maddelere ağırlık verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bu alanda yapılacak benzer çalışmalar ile kullanım açısından riskli gruplar saptanarak madde kullanım sorununun tüm yönleriyle ortaya konulması, çözüm yollarının tespitine ve alınacak önlemlere katkı sağlayacaktır.
Nukleus akumbense odaklanmış ultrason uyarımının opioid bağımlılığı oluşturulmuş ratlarda opioid koşullu yer tercihi üzerindeki etkilerinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Bilindiği gibi derin beyin yapılarının spesifik bir şekilde uyarılması konusunda etkili tek yöntem derin beyin stimülasyonu (DBS)'dur. Madde bağımlılığı patogenezinde merkezi öneme sahip nukleus akumbens (NA)'in DBS ile uyarılmasının morfin bağımlılığı üzerinde olumlu etkileri çok sayıda çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmada da invaziv olmayan bir yöntem olan odaklanmış ultrason aracılığı ile yine aynı bölgenin uyarılmasının koşullu yer tercihi modelinde morfinle koşullandırılmış ve sonrasında morfinle koşullandırmaya devam edilen sıçanlarda, morfine bağlı yer tercihine etkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada ağırlıkları 300-490 gr arasında değişen 26 adet Sprague Dawley cinsi sıçan kullanılmıştır. Çalışma iki aşamalı olarak tasarlanmıştır. Birinci aşamada sıçanlar serum fizyolojik (SF) ve morfin grubu olarak ikiye ayrılmıştır. 14 günlük koşullanmış yer tercihi (KYT) / conditioned place preference (CPP) protokolü kullanılarak morfinin pekiştirici ve ödüllendirici etkisi değerlendirilmiştir. 3 gün ön test aşaması, 10 gün koşullandırma aşaması sürmüştür. Son gün de tercih testinde morfin arama davranışı ile ödüllendirici etkisi değerlendirilmiştir. Tüm sıçanların kalvariyumlarına cerrahi işlemle mıknastıs yerleştirilmiştir. Sonrasında ikinci aşamada, morfine koşullandırılmış morfin grubu randomize olarak sahte uyarı alan SHAM grubu ve düşük yoğunluklu odaklanmış ultrason (DYOU) / low intensity focused ultrasound (LIFU) uygulanan ultrason (US) grubu olarak ikiye ayrılmıştır. 10 günlük stimülasyon prosedürü esnasında SF grubu uyarı almamış ve serum fizyolojik enjeksiyonları uygulanarak KYT aparatında koşullandırma protokolüne devam edilmiştir. Bu süre zarfında SHAM grubu sahte ultrason uyarımı almış, US grubu ise DYOU almıştır ve iki gruba morfin ve serum fizyolojik enjeksiyonları ile koşullandırma işlemine tabi tutulmuştur. Ultrason parametrelerimiz; temel frekans: 2,8 MHz, darbe tekrarlama frekansı (DTF) / pulse repetition frequency (PRF): 250 Hz, kullanım oranı (KO) / duty cycle (DC): %50, sonifikasyon süresi (SS) / sonification duration (SD): 300 msn, gecikme (delay): 1700 msn, Isppa (spatial-peak pulse-average intensity / boyutsal tepe dalga ortalama yoğunluğu): 4.06 W/cm2, Ispta (spatial-peak temporal-average intensity / boyutsal tepe zamansal ortalama yoğunluğu): 305 mW/cm2 olarak belirlenmiştir. Stimülasyon bittikten bir gün sonra morfine koşullandırılmış ve morfin koşullandırmasına devam edilen sıçanlarda, morfin arama davranışı ile ödüllendirici etkisi değerlendirilmiştir. İstatiski değerlendirmelerde; ikiden fazla grup kıyaslamalarında non parametrik test Kruskal Wallis, alt grup analizlerinde Dunn testleri kullanılmıştır. İkili kıyaslamalarda farklı gruplar non parametrik test Man Whitney U ile, grup içi değişimler non parametrik test Wilcoxon ile yapılmıştır. Tüm testlerde 0,05 istatistiksel anlamlılık seviyesi olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmanın birinci aşamasında bütün sıçanlar ön testte yüksek anlamlılıkla siyah alanı tercih ettiler (p<0,001). Morfinin anlamlı düzeyde yer tercihi oluşturduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışmanın ikinci aşamasında NA'e uygulanan DYOU uyarımı; morfine bağlı yer tercihi geliştirilmiş ve morfinle koşullandırmaya devam edilen US grubundaki sıçanlarda, morfine bağlı yer tercihini azaltmadı bununla beraber tercihte anlamlı artış da görülmedi. Ultrason stimülasyonu sonrası yer tercihinde US grubu ile SHAM grubu arasında anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). Stimülasyon sonrası ölçümde SHAM grubunda ise morfine bağlı yer tercihinde ciddi düzeyde artış oldu (p<0,05). Ultrason uyarımından önce US grubunun SF grubuna göre morfine bağlı yer tercihi anlamlı olarak yüksek iken (p<0,05), ultrason uyarımı sonrası iki grup arası anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Sonuç: Bu çalışma DYOU uyarımının bağımlılık davranışı üzerine etkilerini inceleyen ilk çalışmadır. Bu çalışma ile ilk defa hayvanlar anestezi altında olmadan, uyanık vaziyette DYOU uyarımı aldılar. Bunun için stimülasyon esnasında hayvanları uyanıkken sabitlemek üzere tarafımızdan tasarlanmış sabitleyici aparat kullanıldı. Hayvanlarda odaklanmış ultrason çalışmalarının tamamına yakını bir gün süre ile gerçekleştirilirken, bu çalışmada ilk defa 10 gün boyunca hayvanlar ultrason uyarımı aldılar. Çalışmada DYOU uyarımı ile KYT'de morfin arama davranışı oluşturulan ve morfin ile koşullandırmaya devam edilen sıçanlarda morfin arama davranışında anlamlı artış gözlenmedi. Ancak morfin arama davranışında azalma olmadı. Ciddi sosyal bir sorun olan morfin ve diğer opioid bağımlılıklarının tedavisinde alternatif bir yöntem olarak DYOU uyarımı üzerine yeni çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: Düşük Yoğunluklu Odaklanmış Ultrason, Koşullanmış Yer Tercihi, Morfin Bağımlılığı, Nöromadülasyon
Adana il merkezindeki lise öğrencilerinin alkol ve uyuşturucu yatkınlığının araştırılması ve 2000 yılı çalışma sonuçları ile kıyaslanması
Bu çalışmanın amacı, Adana ilindeki lise öğrencilerinde alkollü içki içme ve madde kullanma davranışlarının değerlendirilmesi ve 2000 yılı çalışması ile karşılaştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Evrenimiz, 2009-2010 eğitim ve öğretim yılı içinde Adana Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde bulunan lise öğrencileridir. Okullar, rasgele sayılar tablosuna göre belirlenmiştir. Araştırmaya 20 okuldan 3120 öğrenci katılmıştır. ?Modified Youth Risk Behaviors Surveillance? anket formu kullanılmıştır.Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin %46,4'ü erkek, %53,6'sı kız olup genel yaş ortalaması 16±1,2 (14-21) yıldır. Öğrencilerin % 40,7'sinin ömür boyu en az bir kez alkollü içki içmeyi denemiştir. İlk deneme yaş ortalaması 13,96 ± 2,8 yıldır. Alkollü içki içmeyi deneme davranışı ile cinsiyet, yaş, anne ve baba eğitim düzeyi, ailenin ortalama aylık gelir düzeyi, okulların sosyoekonomik düzeyi ve ailenin alkollü içki içme alışkanlığı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.Öğrencilerin %3,5'i hayat boyu en az bir kez madde kullanmayı denediklerini ifade etmişlerdir. En fazla kullanılan madde % 2,6 ile esrardır. Öğrencinin madde kullanma davranışı ile cinsiyet, okulların sosyoekonomik düzeyleri ve ailenin madde kullanma alışkanlığı arasında anlamlı ilişki olduğu ancak anne ve babanın eğitim düzeyi ve ailenin sosyoekonomik düzeyi arasında anlamlı ilişki olmadığı bulunmuştur. Anabilim dalımızın 2000 yılı çalışmasının bulguları ile kıyaslandığında, erkeklerde alkol ve madde kullanma davranışı oranları artmıştır. Kızlarda alkollü içki içme davranışı oranları azalırken, madde kullanma davranışı oranları aynı kalmıştır.Sonuç: Alkollü içki içme ve madde kullanma davranışı, ergenler için giderek artan önlenebilir riskli davranışlardır. Aile hekimliği uzmanları, her fırsatta ergenin alkol ve madde kullanımını değerlendirilmeli, riskli davranışlar konusunda danışmanlık yapmalıdır.Anahtar Kelimeler: Ergen, lise, alkol, madde, aile hekimliği, riskli davranış
Alkol ve madde bağımlılarının algıladıkları sosyal destek sistemleri ve hastalıkla başa çıkma tutumları
Amaç: Bu araştırma, alkol ve madde bağımlılarının algıladıkları sosyal destek sistemleri ve başa çıkma tutumlarını incelemek amacıyla kontrol gruplu ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Metod: Araştırma, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Psikiyatri Kliniği'nde yatarak ve ayaktan tedavi gören DSM-IV- TR (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) tanı ölçütlerine göre tanı almış 50 alkol ve madde bağımlısı ve 50 sağlıklı kontrol grubundan oluşmaktadır. Veriler 03.05.2011-29.11.2012 tarihleri arasında Sosyodemografik (Kişisel) Veri Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS) ve Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma grubundaki hastalar ve kontrol grubu arasında COPE alt ölçek puan ortalamalarına göre anlamlı farklılık bulunan boyutlar inkar, davranışsal olarak boş verme, geri durma, madde kullanımı, kabullenme ve diğer meşguliyetleri bastırmadır (p<0.05). Araştırma grubundaki hastaların MSPSS toplam puan ortalaması 42.58±16.01 ve kontrol grubunun puan ortalaması 62.12±15.39'dur. MSPSS'nin alt boyutlarının tümünde araştırma grubunun puan ortalaması, kontrol grubunun puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde düşüktür (p<0.05). Araştırma grubunda aile desteği ile problem odaklı başa çıkma tutumları ve duygu odaklı başa çıkma tutumlarının her ikisiyle birden anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki vardır. Sonuç: Bağımlılığın tedavi döneminde ve sonrasında sosyal desteğin artırılması ve etkili başa çıkma stratejilerinin kullanılmasına yönelik hizmetlerin verilmesi önerilir.
Üniversite öğrencilerinde sağlıklı yaşam davranışları ve bunu etkileyen faktörler
Bu araştırmada Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde 2013-2014 akademik yılında öğrenim gören öğrencilerin, sağlıklı yaşam davranışları ve bunu etkileyen faktörler araştırıldı. Araştırmaya 640 öğrenci katıldı.Verilerin analizinde; frekans dağılımları ve ki-kare testleri kullanıldı. Katılımcıların %52.8'i kadın ve % 47.2'si erkektir. Öğrencilerin %41.2'si üniversite eğitimi süresince ailesi ile birlikte ikamet ederken, %10.4'ü tek başına evde kalmaktaydı. Öğrencilerin annelerinin % 43.7'si ve babalarının %66.1'i lise ve üzeri bir eğitime sahip olduğu belirlendi. Öğrencilerin %59.4'ü son 12 ayda bisiklet ya da motosiklet kullanırken hiç kask takmadığı ve % 7.2'si başka birinin kullandığı arabada hiç emniyet kemeri takmadığı saptandı. Öğrencilerin %64.5'i son 12 ay içerisinde kendilerini iki ya da daha çok gün günlük işlerini yapamayacak kadar kötü ve umutsuz hissettiği ve %11.1'i ise intihar etmeyi düşündüğü tespit edildi. Eğitim süresince kalınan yer ile öğrencilerin intihar etmeyi düşünme arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Öğrencilerin %24.5'inin sigara kullandığı, ilk kez alkol alanların %47.8'inin 8-16 yaş arasında olduğu ve öğrencilerin yaşamları boyunca marihuana, esrar, eroin kullanma açısından %7.0'ının hayatı boyunca 1-2 kez kullandığı saptandı. Öğrencilerin %39.1'i egzersiz yaptığı ve %49.7'si kilo kontrolü için yeme alışkanlıklarında değişiklik yaptığı belirlendi. Öğrencilerin %31.5'i TV seyretmediğini ve %18.8'i hiç bilgisayar ya da video oyunları oynamadığı saptandı. Öğrencilerin %44.3'ü genel sağlık durumlarını iyi olarak değerlendirdi. Bu çalışma sonucunda öğrencilerin ihtiyaçları olduğu sağlıklı yaşam davranışları konularında eğitim programlarının düzenlenmesi gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Riskli sağlık davranışları, Sağlıklı yaşam, üniversite öğrencileri.
Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri ile hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi
Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri, hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi-Ahmet Şireci Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) polikliniğinde madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 309 hasta örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) ve Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Hastaların ilk kez madde kullanımına ortalama 19.68±6.69 yaşında başladığı, son bir yıl içerisinde en çok kullanılan maddenin esrar olduğu, hemen hemen hergün kullanılan maddenin ise eroin olduğu belirlenmiştir. Madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamları üzerine olumsuz etkileri değerlendirildiğinde; hastaların madde kullanımı nedeniyle çalışma yaşamlarının (madde kullanmadan önce çalışma oranı %76.1 iken, madde kullanımı sonrası %31.1'e düştüğü), %19.4'ünün eğitim hayatının, %44'ünün ekonomik durumunun olumsuz etkilendiği, boşanma oranının arttığı, %41.7'sinin beden sağlıklarının bozulduğu, %81.9'unun cinsel isteklerinin azaldığı, %25.2'sinin madde etkisi altındayken yanlış cinsel deneyim yaşadıkları, %19.1'inin bulaşıcı hastalığa yakalandıkları, %69.6'sının şiddet davranışında bulunduğu, %49.2'sinin madde kullanımı sebebiyle intihara teşebbüs ettikleri belirlenmiştir. Bu çalışmada hastaların ÇUÖ toplam puan ortalaması 76.65+32.48, KİDÖ ise 1.93±0.80 olarak bulunmuştur. Bu sonuca göre hastaların çift uyumlarının olumsuz olarak etkilendiği ve işlevselliklerinin de bozulduğu görülmektedir. Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamlarını birçok açıdan olumsuz etkilediği, hastaların işlevselliklerinin ve evlilik uyumlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaşam standartlarını, çift uyumlarını ve işlevselliklerini artırmak amacıyla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilir.
Kahramanmaraş il merkezindeki lise son sınıf öğrencilerinde madde bağımlılığı ve etkileyen faktörler
Giriş ve Amaç: Madde bağımlılığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz içinde önüne geçilmesi gereken çok tehlikeli bir halk sağlığı sorunudur. Ergenlik madde kullanmaya başlama açısından en riskli dönemi oluşturmaktadır. Ülkemizde tütün, alkol ve psikoaktif maddelerin kullanımında son yıllarda artış olduğu gözlenmektedir. Bu tez çalışmasının amacı; lise son sınıf öğrencilerinin madde kullanma durumlarını ve etkileyen faktörleri saptayıp bu doğrultuda madde kullanımıyla ilgili tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Kahramanmaraş il merkezindeki lise son sınıf öğrencilerinin sigara, Maraş otu, nargile, alkol ve psikoaktif madde kullanma durumlarını saptayıp etkileyen faktörlerin neler olduğunu öğrenmek amacıyla planlanmış tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Kahramanmaraş il merkezindeki 7632 lise son sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Örnekleme almamız gereken öğrenci sayısını belirlemek için Türkiye'de 2005 yılında 8 ayrı üniversitenin 1.sınıf öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışma baz alındı.123 Buna göre madde bağımlılığı % 3 olmak üzere, % 99 güvenilirlik ve % 1 hata payı ile örnekleme almamız gereken 1541 öğrenci olduğu tespit edildi. Toplam 47 lisenin isimleri bir torbaya konularak basit rasgele yöntem ile öğrenci sayısı 1541'i bulana kadar torbadan lise isimleri çekildi. Örnekleme çıkan ve o gün okula gelmeyen öğrenciler için okula iki kez daha gidildi ve örneklemin tamamına ulaşılarak çalışma tamamlandı. Bu araştırmada anketler öğrencilere 2015 yılı mart ve nisan ayları içinde uygulandı. 1541 öğrenciye 59 sorudan oluşan sosyodemografik özellikler, sigara, Maraş otu, nargile, alkol ve madde ile ilgili anket formu ayrıca 6 sorudan oluşan fagerström sigara bağımlılık testi uygulandı. Fagerström bağımlılık testine göre 0-2 puan çok az bağımlı, 3-4 puan az bağımlı, 5 puan orta derece, 6-7 puan yüksek bağımlı, 8-10 puan ise çok yüksek bağımlı olarak kabul edildi. Verilerin analizi için SPSS 19.0 programı kullanıldı. Frekans, ki-kare, t-testi ve logistik regresyon analizi yapıldı. Bulgular: Kahramanmaraş il merkezindeki lise son sınıf öğrencilerinde sigara içme prevalansı % 27.3, Maraş otu kullanma prevalansı % 16.1, nargile kullanma prevalansı % 22.4, alkol kullanma prevalansı % 19.3, madde kullanma prevalansı ise % 6.1 olarak belirlendi. Her gün sigara içen öğrencilerin % 48'i sigaraya 15 yaşından önce başlamıştı. Sigara bağımlısı olan öğrencilerin fagerström skorlarının ortalaması 2.1±1.35, ortanca skor 1,00 olarak bulundu. Öğrencilerin en çok kullandığı maddelerin sırasıyla; uçucu maddeler (% 32.3), esrar (% 30.1), bonzai (% 8.6), eroin (% 6.5) ve ecstasy (% 4.3) olduğu belirlendi. Sigara, alkol ve madde kullananların aile bireylerinde ve yakın arkadaşlarında da bu maddelerin sık kullanıldığı bulundu. Sonuç: Bu çalışmanın sonucuna göre madde kullanımı liselerde eskiye göre artış trendi içerisindedir. Anne ve babası ile sorunlarını rahatlıkla konuşabildiğini ifade eden öğrencilerde madde kullanma oranı anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Bu nedenle öncelikle anne ve babaları içine alan eğitimler yaygınlaştırılmalıdır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu kullandıkları maddelere ulaşmakta zorlanmadıklarını belirtti. Maddeye ulaşımın engellenmesi amacıyla emniyet teşkilatına bağlı narkotik şube birimlerinin daha sıkı çalışıp tedbirler alması gerekmektedir.
Opiyat bağımlılığında agonist veya antagonist tedavisi gören bireylerin tedaviye yönelik algılarının incelenmesi
Opiyat kullanım bozukluğu gibi hızlı gelişen ve bireyde fazlaca tahribat bırakan bir bozukluğun tedavisinde bireyler, isteksiz olabilmektedirler. Bu açıdan bakıldığında bireyin tedavi için verdiği kararların bireye uygunluğu daha da önem taşımaktadır. Bu nedenle agonist veya antagonist tedavilerinin farklı dinamikleri göz önünde bulundurulduğunda bireye en uygun tedavinin yüksek verim ile sürdürüleceği düşünülmektedir. Bu çalışma opiyat kullanım bozukluğu nedeniyle AMATEM 2 ve 3. kliniklerinde yatarak agonist (buprenorfin/nalokson) ve antagonist (naltrekson implant) tedavisi gören 19-50 yaş arası 136 bireyin, tercih edecekleri tedavi biçimine yönelik algılarında değişikliğe yol açabilecek etkenlerin ortaya konulması ve bu iki grubun sosyotropik-otonomik kişilik özelliği gibi değişkenlerce karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu nedenle; bireylere, sosyodemografik verilerin, tedavinin başarısına etki ettiği düşünülen faktörlere ilişkin algıların ve kişilik özelliklerinin belirlenebilmesi için "Sosyodemografik Veri Toplama Formu", "Bağımlılık Tedavisinin Başarısını Öngören Faktörler Ölçeği (BÖF)" ve Sosyotropi-Otonomi Ölçeği (SOSOTÖ)" uygulanmıştır. Veriler, bireyler kliniklerinde yatarak tedavi gördükleri sırada kliniğin iş akışını aksatmayacak ve bireylerin tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini engellemeyecek şekilde uygun olan zamanlarda yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre, opiyat kullanım bozukluğu nedeniyle klinikte yatarak agonist ve antagonist tedavisi gören bireyler, tedavinin başarısını öngören faktörler ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri düzleminde incelenmesi ile tedavinin başarısına yönelik algıların; tedavi yöntemine (p<0,05), tedavi görme sıklığına (p<0,01), evde birlikte yaşanılan aile tipine (p<0,05), medeni duruma (p<0,05), anne-babanın hayatta olup olmamasına (p<0,05) ve bireylerin çocukken karşılaştıkları ebeveyn tutumlarına (p<0,05) göre değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Çalışmanın sonunda, bireylerin algılarına ve kişilik özelliklerine uygun tedavi yöntemlerini seçmelerinin tıbbi ve toplumsal faydaları hakkında öneriler sunulmuştur.
Denetimli serbestlik hastalarında sentetik kannabinoidlerin kullanım sıklıklarının belirlenmesi
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yetişkinler ve gençler arasında sentetik kannabinoid kullanımında hızlı bir artış görülmektedir. Bu maddeler dünyada "Spice, K2, Super Nova, Yucatan Fire, Diamond ve Cloud 9ˮ, ülkemizde de "Bonzai, Jamaica ve Jamaica Gold" gibi çeşitli adlarla internette satılmaktadır. Yasal düzenlemelerden kaçınmak için ambalaj paketleri üzerinde "Tütsü", "insan kullanımı için değildir" veya "bitkisel terapi ürünleri" şeklinde ibareler bulunmaktadır. Sentetik kannabinoidler fonksiyonel olarak tetrahidrokannabinol (THC)'e benzemekte ve sigara gibi içildiğinde esrarın etkisini taklit etmektedir. Ancak, bu ürünlerin çoğu THC'den daha güçlüdür ve daha büyük bir sağlık riski oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında; Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri (BATI) Enstitüsü'nde analiz edilen ve analiz sonucu negatif olan, üzerinde hasta bilgilerinin yer almadığı 500 idrar numunesi analiz için seçilmiştir. Alınan idrar numunelerinde sıvı-sıvı ekstraksiyon yöntemi kullanılarak, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Adli Toksikoloji Laboratuvarındaki LC-MS/MS (Likit Kromatografi Tandem Kütle Spektrometresi) cihazı ile sentetik kannabinoid taraması yapılmıştır. Çalışılan 500 idrar numunesinin 72'si (%14,4) pozitif bulunmuştur. Buna göre kullanılan ön tarama testlerinin yetersiz olduğu, idrar örneklerinin ileri kromatografik yöntemler ile doğrulanması gerektiği görülmüştür. Ayrıca bu çalışmada yalancı negatif sonuçlardan kaçınabilmek için adli toksikoloji laboratuvarlarında sentetik kannabinoidler ve metabolitlerinin tespitine yönelik hassas analitik bir yöntem geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adli Toksikoloji Laboratuvarı, Denetimli Serbestlik Hastaları, LC-MS/MS, Sentetik Kannabinoidler
Madde bağımlısı olan ve olmayan 14 – 17 yaş aralığındaki ergenlerin empati eğilimi ve saldırganlık tutumu açısından karşılaştırılması
Ergenlik döneminde insanlar, yaşadığı problemleri çözmedikçe kendisinde bir yetersizlik duygusu gelişir. Ergenin hırpalanmaksızın bu uyumsuz davranış örüntülerinden kendisini kurtarabilmesi sonucunda huzur ve yeterlik gelişimi görülür. Yetersizlik kaygısından kurtulamayanların bir kısmı etrafına saldırganca davranmakta; bir kısmı ise alkol, sigara ya da uyuşturucu madde bağımlılığıyla bu sürecini aşmaya çalışmaktadır. Madde kullanan ergenlerin tipik davranım bozukluğu davranışları arasında saldırganlık yer almaktadır. Bu araştırmada ergenlerde bağımlılık durumunun empati eğilimi ve saldırganlık davranışı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bağımlı olan ve bağımlı olmayan ergen gruplarının empati eğilimi ve saldırganlık puanlarının karşılaştırılması ile bu bağımlılığın etkisinin ortaya koyulması hedeflenmektedir. Araştırma 2016 Temmuz - Eylül ayları arasında bir bağımlılık merkezinde 3 ay yatılı olarak kalan 14- 17 yaş aralığındaki 50 bağımlı hastaya ve herhangi bir bağımlılık tedavisi görmeyen 14-17 yaş aralığındaki 50 sağlıklı katılımcıya Empatik Eğilimler Ölçeği ve Saldırganlık Ölçeği'nden oluşan anket formunun uygulanması ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; bağımlı olmayan katılımcıların empati eğilimi bağımlı katılımcılardan anlamlı şekilde yüksektir. Bağımlı katılımcıların fiziksel saldırganlıkları ve düşmanlıkları bağımlı olmayan katılımcılardan anlamlı şekilde yüksek; sözel saldırganlıkları, öfkeleri ve dolaylı saldırganlıkları anlamlı şekilde düşüktür. Bağımlı grupta fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve dolaylı saldırganlık ile empati eğilimi arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Bu ilişkiler tümü ters yönlü olup, genellikle zayıf düzeydedir. Bağımlı olmayan grupta öfke ile empati eğilimi arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişki zayıf düzeyde ve negatif yöndedir. Diğer taraftan; fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık, düşmanlık ve dolaylı saldırganlık ile empati eğilimi arasında herhangi bir anlamlı ilişki tespit edilmemiştir.
Sıkıntıya dayanma ve esrar kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, sıkıntıya dayanma ve esrar kullanım özellikleri (kullanıma başlama yaşı, kullanım sıklığı, esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri-sağlık, ilişkiler, sosyal yaşam ve iş yaşamı) arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma Kilis Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, bu kurumda madde kullanımı sebebiyle eğitim ve iyileştirme çalışmalarına alınmış yükümlüler oluşturmuştur. Araştırmaya 66 erkek katılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında, katılımcıların bilgileri için demografik bilgi formu, esrar kullanım özelliklerinin ölçümü için Bağımlılık Profil İndeksi – Kısa Formu (BAPİ-Kısa), sıkıntıya dayanıklılık ölçümü için Sıkıntıya Dayanma Ölçeği (SDÖ), depresyon ve anksiyete ölçümü için Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Beck Anksiyete Envanteri (BAE) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; SDÖ ile ölçülen sıkıntıya dayanıklılık düştükçe, BAPİ-Kısa toplam puanı ile ölçülen esrar kullanımı (r = -.31, p<.05), BAPİ-Kısa alt ölçekleri ile ölçülen esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = -.31, p<.05) ve esrar bağımlılığı (r = -.36, p<.01), BDE ile ölçülen depresyon (r = -.44, p<.01) ve BAE ile ölçülen anksiyete (r = -.29, p<.05) artmaktadır. Depresyon şiddeti arttıkça, esrar kullanımı (r = .49, p<.01), BAPİ-Kısa alt ölçeği ile ölçülen esrar kullanım sıklığı (r = .44, p<.01) ve esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = .55, p<.01) artmaktadır. Benzer şekilde, anksiyete arttıkça esrar kullanımı (r = .42, p<.01), esrar kullanım sıklığı (r = .33, p<.01) ve esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = .40, p<.01) artmaktadır. Katılımcıların madde kullanımına başlama yaşları düştükçe, esrar kullanımı (r = -.40, p<.01), esrar kullanım sıklığı (r = -.35, p<.01) ve esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = -.40, p<.01) artmaktadır. Elde edilen bu sonuçlarla, sıkıntıya dayanma ve esrar kullanımı arasında anlamlı bir ilişki olduğu hipotezi desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sıkıntıya dayanma, duygusal zorlanmaya tolerans, esrar kullanımı, madde kullanımı.
Madde bağımlılığı olan ve olmayan ergenlerde algılanan baba tutumları ve babalarındaki kumar oynama davranışının incelenmesi
Bu çalışmada madde bağımlılığı olan/olmayan ergenlerin algıladıkları baba tutumları ve babalarının kumar oynama davranışlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ilinde bulunan bir psikiyatri kliniğinde madde bağımlılığı nedeniyle tedavi görmekte olan 13-18 yaş arası erkek ergenler ve babaları, Gaziantep'te öğrenim görmekte olan 13-18 yaş arası madde kullanmayan erkek ergenler ve babaları oluşturmaktadır. Katılımcılara Ergen ve Baba Kişisel Bilgi Formu, Ebeveyn Yetiştirme Tarzları Ölçeği ve South Oaks Kumar Tarama Testi uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre babası kumar oynayan ergenler, oynamayanlara göre babalarından daha fazla duygusal ve fiziksel cezalandırma; daha az duygusal sıcaklık, aşırı korumacılık/müdahalecilik ve kayırmacılık algılamaktadır. Babaların kumar oynama düzeyleri ile ergenlerin algıladıkları duygusal sıcaklık ve aşırı korumacılık/müdahalecilik arasında anlamlı düzeyde negatif; duygusal ve fiziksel cezalandırma arasında ise anlamlı düzeyde pozitif bir ilişki bulunmuştur. Madde bağımlılığı olan ergenlerin babalarının olmayanların babalarından daha fazla kumar oynadığı bulunmuştur. Kumar ve madde bağımlılığının ebeveyn-çocuk ilişkisi açısından değerlendirilmesi için konuyla ilgili daha fazla çalışma yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Esrar bağımlılarında nöropeptid Y (NPY) geni analizi
Madde bağımlılığı çevresel ve genetik faktörlere bağlı olarak gelişen kompleks vemultifaktöriyel bir hastalıktır. Bu maddelerden biri olan esrar en sık kullanılan yasadışımaddedir. Araştırmamıza konu olan nöropeptid Y molekülü (NPY) 36 amino asittenoluşan bir nörotransmitterdir ve birçok fizyolojik olayın kontrolünde görev almaktadır.Bu araştırmada NPY geninde amino asit değişikliğine neden olan T1128C nükleotitdeğişiminin esrar bağımlılığına yatkınlıktaki rolünün ve bu nükleotid değişimininTürkiye'de sağlıklı bireylerde genotip dağılımı ve allel sıklıklarının belirlenmesiamaçlanmıştır. Bu doğrultuda planlanmış olan çalışmada 139 esrar bağımlısı ve sağlıklı100 bireyde NPY geni T1128C nükleotit değişimi polimeraz zincir reaksiyonu verestriksiyon parça uzunluk polimorfizmi (PCR-RFLP) yöntemi kullanılarak analizedilmiştir. NPY geni T1128C nükleotid değişiminin genotip dağılımları ve allelsıklıkları esrar bağımlılarında % 95, % 5 ve % 0; T=0.975, C=0.025, kontrol grubunda% 95, % 5 ve % 0; T=0.975, C=0.025 olarak bulunmuştur. Elde edilen sonuçlarda esrarbağımlılarında sağlıklı kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı bir farklılıkolmadığı saptanmıştır (p>0.05). Hardy-Weinberg dengesine (HWE) göre genotipdağılımı ve allel sıklığının beklenen değeri ile gözlenen değerler arasında farklılıkolmadığı belirlenmiştir (HWE esrar bağımlısı p=760, HWE kontrol p=0.797). Sağlıklıkontrol bireylerinin allel sıklıkları diğer toplumlarla karşılaştırıldığında ise; Çin,Almanya, Brezilya, İsveç, Finlandiya, Amerika'da yaşayan Avrupalı ve Afrikalıtoplumlar ile uyumlu olduğu (p>0.05), buna karşın Japonya ile benzerlik göstermediğisaptanmıştır (p=0.022). Sonuç olarak; bu çalışmada esrar bağımlılığına yatkınlıkta NPYgeni T1128C nükleotid değişiminin etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bu durumda NPYgeni reseptörlerinin etkisinin araştırılması gerektiği ve ayrıca bağımlılık genetiğindediğer moleküllere yönelmek bakımından sonraki araştırmalara ışık tutabileceğidüşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Esrar bağımlılığı, Nöropeptid Y, T1128C nükleotit değişimi
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına 2000-2010 yılları arasında bağımlılık yapıcı madde kullanımı iddiasıyla adli makamlarca gönderilen olguların irdelenmesi
Amaç: Bu çalışmada; Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına (A.D)'na madde kullanımı iddiasıyla gönderilen vakaların sosyo-demografik özelliklerini ve kullandıkları maddelere ait özellikleri literatür eşliğinde incelemeyi amaçladık.Yöntem: Kliniğimize son on yılda başvuran vakaların dosya ve bilgisayar kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Tüm verileri bir formda toplanarak ve SPSS 10.0 programı kullanıldı. Tanımlayıcı analizler, ki-kare ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirildi.Bulgular: 325 madde kullanan olgu saptanmıştır. Bunların çoğunluğu gençtir, yaş ortalaması 27.58 (ss=10.43) yıl, madde kullanmaya başlama yaşı ise 18.80 (ss=8.20) olarak bulunmuş, hastaların %88.3'ü erkek, %11.7'si kadındır, en çok kullandığı maddeler, çoğul madde (%30.8) ve esrardır (%26.4). Uçucu madde kullanımına başlama yaşı belirgin olarak düşük bulunmuştur. İşsizlik %38 gibi yüksek bir orandadır. Eroin kullananlar, yurt dışı doğumlu ve yüksek gelir düzeyine sahipSonuç: Kliniğimiz verilerine göre madde kullanımı gençleri de etkileyen önemli bir sorundur. Konuyla ilgili epidemiyolojik çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Madde kullanımı, Adli Tıp, sosyo-demografik özellikler
Madde bağımlılığı tanısı alan bireylerin sosyal işlevsellik ve içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri
Bu araştırma, madde bağımlılarının sosyal işlevsellik ve içselleştirilmiş damgalanma düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Psikiyatri kliniğinde araştırmanın yapıldığı tarihlerde DSM-IV tanı ölçütlerine göre madde bağımlılığı tanısı alan, yatarak tedavisi devam eden, araştırma kriterlerine uyan tüm hastalar araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise araştırma kriterlerine uyan 105 madde bağımlısı hasta oluşturmaktadır. Veriler, 15 Ağustos 2010 - 1 Haziran 2011 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği ve Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesine yüzdelik, aritmetik ortalama ve standart sapma, Varyans Analizi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Bağımsız Gruplarda T testi, Pearson Korelasyon Analizi Tukey HSD ve Bonferroni Analizi kullanılmıştır. Hastaların %92.4'ünü erkek hastalar, %37.1'ini 18-25 yaş arasındaki hastalar oluşturmaktadır. Hastaların SİÖ toplam puan ortalamasının 103.25±25.09 olduğu bulunmuştur. Hastaların sosyal işlevsellik ölçeği alt boyutlarından en fazla etkilenenler ise sırasıyla; Öncül Sosyal Etkinlikler (13.68±10.40), Boş Zamanlarını Değerlendirme (13.16 ± 8.46), Sosyal Çekilme (9.31±2.21) ve Bağımsızlık Düzeyi-Performans (21.40±7.27) ile ilgili alanlar takip etmektedir. Bu değerlere göre madde bağımlılarının işlevsellik düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hastaların içselleştirilmiş damgalanma puan ortalamaları ise 2.92±0.48 olarak bulunmuştur. Hastaların %43.8'inin ciddi, %41.0'ının orta düzeyde damgalandıkları saptanmıştır. Madde bağımlılığı olan hastaların, içselleştirilmiş damgalanma durumunun yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri ile sosyal işlevsellikleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Bu sonuçlara göre, madde bağımlılarının rehabilitasyonunda, hastaların algıladıkları içselleştirilmiş damgalanma düzeylerini azaltmaya ve işlevselliklerini artırmaya yönelik danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilir.
Alkol ve madde bağımlılarında erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri
Alkol ve madde bağımlılığı tüm dünyada ve ülkemizde giderek gündemde daha fazla yer kaplayan, biyopsikososyal olarak bağımlıları ve daha çok psikososyal olarak da sosyal çevreyi etkileyen önemli bir sorundur ve üzerinde çalışılması ve çoklu bakış açısı ile yaklaşılması gereken bir konu başlığıdır.Erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ise sadece çocukluk çağında olduğu düşünülen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hastalığının erişkin dönem belirtilerinin saptanması ve klinik tanısının konması ile her geçen gün daha fazla bilgi edinilen yeni, araştırılmaya müsait bir hastalık olarak erişkin psikiyatrisi gündeminde yerini almıştır.Bu çalışmada 59 alkol ve 40 madde bağımlısı hasta sosyodemografik özellikler, dikkat eksikliği hiperaktivite belirtileri, depresyon belirtileri açısından kendi aralarında ve 100 bağımlı olmayan bireyle karşılaştırılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Hamilton Depresyon Ölçeği, Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, Erişkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeği: (ASRS-v1.1) ile değerlendirilmiştir.Madde ve alkol bağımlılığı gruplarında erkek örneklem sayıca daha fazla bulunmuş; madde bağımlılığı grubunun yaş ortalaması alkol bağımlılığı grubunun yaş ortalamasına göre daha düşük bulunmuştur. Medeni durum, gelir düzeyi ve eğitim durumu açısından kontrol grubu alkol ve madde bağımlılığı gruplarına göre daha iyi düzeyde iken, en düşük düzeyde madde bağımlılığı grubu olduğu saptanmıştır. Adli olay ve ceza açısından bakıldığında, bağımlı grupta kontrol grubuna göre daha fazla, bağımlılık grupları arasında ise madde bağımlılarında alkol bağımlılarına göre daha fazla ceza alma sıklığı bulunmuştur.Hem alkol bağımlısı, hem de madde bağımlısı hastaların kontrol grubuna göre daha fazla depresif belirtilere sahip olduğu madde bağımlısı hastalarında aynı zamanda alkol bağımlısı hastalardan da daha fazla depresif belirtilere sahip olduğu saptanmıştır.Dürtüsellik ve irritabilite alt test puanları açısından bakıldığında hem alkol bağımlısı, hem de madde bağımlısı hastaların kontrol grubuna göre daha fazla dürtüsel olduğu, madde bağımlısı hastaların aynı zamanda alkol bağımlısı hastalardan da daha fazla dürtüsel ve irritabl olduğu bulunmuştur. Hem dikkat hem okul sorunları alt test puanı alanlarında, madde bağımlısı hastalar kontrol grubuna göre daha fazla puan almıştır. Sonuç olarak, alkol ve madde bağımlılığı ile erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu eş zamanlı hastalık oranları yüksek iki hastalıktır. Çocukluk çağı DEHB tanısı olan hastaların ilerleyen yıllarda bağımlılığa yatkın bireyler olduğu biliniyor. Buna yönelik daha geniş kapsamlı araştırmalara ve DEHB tanılı çocukların izleminde koruyucu önlemlerin hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır.
Alkol ve madde bağımlılarında şiddet sıklığı ve şiddet özelliklerinin kontrol grubu ile karşılaştırılması
Bu çalışmada 15-65 yaş arası DSM-IV kriterlerine göre 49 alkol ve 31 madde bağımlısı hasta şiddete başvurma ve şiddete maruz kalma sıklığı, şiddet türleri ve şiddeti etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi; şiddet davranışının dürtüsellik, agresyon, öfke, çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile ilişkisi; alkol/madde etkisindeyken, ayık/temizken ve yoksunluk dönemi arasında şiddet uygulama açısından fark olup olmadığı açısından kendi aralarında ve 62 bağımlılığı olmayan sağlıklı bireyle karşılaştırılmıştır. Katılımcılar sosyodemografik özellikleri de içeren şiddetle ilgili soruların yer aldığı anket formu, Buss-Perry Agresyon Ölçeği, Barratt Dürtüsellik Ölçeği, Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği, Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği, Hamilton Depresyon Ölçeği, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ile değerlendirilmiştir.
Madde bağımlılığı ile mücadelede inanç temelli yaklaşım
Maddenin kötüye kullanılması ve bağımlılık sorunu, sağlık, sosyo-ekonomik ve güvenlik ile ilgili etkileri ile bireyleri, aileleri ve genel olarak toplumu etkilemektedir. Dünyada hâkim anlayış, bağımlılık sorununu da içine alan madde kullanım bozukluklarının bir hastalık olarak kabul edilmesi ve buna uygun tedavi ve bakım hizmetlerinin teşvik edilmesidir. Ancak madde bağımlılığı ile mücadelede tedavi hizmetlerine entegre veya bağımsız şekilde uygulanan alternatif yaklaşımlar da yaygındır. İnanç temelli programlar ve terapötik topluluklar bunların başında gelmektedir. Bu çalışmada, bağımlılıkla mücadelede bir tedavi alternatifi olan inanç temelli yaklaşım ele alınmıştır. İnanç temelli yaklaşımın ne olduğu ve tarihsel gelişimi ortaya konarak Türkiye'de dini cemaatlerin madde bağımlılığıyla mücadele çalışmalarından örnekler uygulamalı olarak çalışılmıştır. Araştırma kapsamında Bişri Hafi Derneği, Bağımsız Yaşam Derneği ve Hikmet Gönül Erleri Derneği'nin bağımlılıkla mücadele ve rehabilitasyon çalışmaları incelenmiştir. Sonuçlar, inanç temelli programların katılımcılarının çoğunlukla, uzun süreden beri bağımlılık düzeyinde madde kullanan ve ağır uyuşturucular olarak tanımlanan maddeleri kullanan kişilerden oluştuğunu göstermiştir. Aynı şekilde programlara katılanların bağımlılıklarından kurtulmak için farklı tedavi yöntemlerini deneyip başarısız olmuş kişiler oldukları bulgulardan elde edilmiştir. İnanç temelli programlarda maneviyatın yanında yakın ilgi ve gönüllülük ayırt edici tutum olarak ortaya çıkmıştır. Programların yatılı olması da riskli sosyal çevreden uzak durmak ve yoksunluk dönemini atlatmak için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bağımlıların program ekibi ve diğer hastalar ile birlikte iyileşme çabalarına göndermede bulunan iyileşme ortaklığı ilkesi programların önemli bir özelliğidir. Katılımcıların riskli sosyal çevreden izolasyonu, yüksek motivasyon ve yeniden sosyalleşme fırsatları inanç temelli yaklaşımların güçlü yanları olarak öne çıkmaktadır. Kurumsallaşma sorunları, profesyonel çalışan eksikliği ve sağlık sistemine dahil olamamak da bu yaklaşımın zayıf yönleri olarak değerlendirilebilir. Sonuçlar bağımlılıkla mücadelede inanç temelli programların Türkiye'de uygulanabilir ve yaygınlaştırılabilir bir alternatif olduğunu ancak henüz çok yeni olan programların geliştirilmesi ve desteklenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Madde Bağımlılığı, Bağımlılık Tedavisi, İnanç Temelli Programlar, Terapötik Topluluklar
Gaziantep AMATEM'de bağımlılık tedavisi gören hastaların ilk yatışı ile taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması
AMATEM biriminde yatarak tedavi gören hastaların kliniğe ilk kabullerinde ve taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Ahmet Şireci AMATEM Kliniğine tedavi için başvuran DSM-5'e göre madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştımanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 173 hasta ise çalışma kapsamına alınmıştır. Veriler, hastaların ilk AMATEM'e yatışlarında ve taburculukları sırasında iki aşamada, yüzyüze görüşülerek, Tanıtıcı Bilgi Formu, Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA), Madde Kullanımı İle İlgili İnançlar Ölçeği (MKİÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerinin değerlendirilmesinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, korelasyon analizi ve t-testi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalamaları 28.19±7.38'dir. Hastaların daha önce yatarak tedavi görme sayısı en fazla 14 kez olup ortalama 2.66±2.67, yatarak tedavi sonrası temiz kalma süresi en az 1 ay, en fazla 60 ay olup ortalama 7.02±10.81 ay olarak belirlenmiştir. Hastaların %42.8'inin daha önce yatarak tedavi gördüğü, %86.1'inin kendi kendine maddeyi bırakma denemesi olduğu saptanmıştır. Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki TMA toplam puan ortalamasının ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Hastaların TMA alt ölçeklerinden içsel motivasyon ve tedaviye güven alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları son değerlendirmede ilk değerlendirmeye göre daha yüksek olup aradaki fark anlamlıdır (p<0.05), dışsal motivasyon ve kişilerarası yardım arama alt boyutlarında ise fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki MKİÖ toplam puan ortalaması ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha düşüktür (p<0.05). Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğu olan hastaların yatarak tedavilerinin sonunda, tedavi motivasyonlarının özellikle içsel motivasyon ve tedaviye olan güvenin arttığı ve madde kullanımına ilişkin olumsuz inançların azaldığı bulunmuştur.
Alkol ve madde bağımlılarının sosyodemografik özellikler çocukluk çağı travmaları başa çıkma yöntemleri ve kişilik özellikleri açısından karşılaştırılması
Alkol ve madde kullanımı son yıllarda giderek artmakla beraber ülkemizin önemli sağlık sorunlarından biri haline gelmiştir. Alkol ve madde kullanımı sadece kullanan bireyi değil, aileyi ve toplumu derinden etkilediğinden fiziksel ve ruhsal sorunların yanında birçok sosyal, hukuki ve ekonomik soruna da yol açmaktadır. Kimlerin bağımlı olabileceğinin tespit edilmesi tam olarak mümkün olmamasına rağmen belirli bazı ortak özelliklerin varlığını söylemek de mümkündür. Bu özelliklerin belirlenmesinde çocuğun içinde bulunduğu aile ve ortam, halen içinde yaşadığı çevre ve bu çevrede üstlendiği rollerin yanında geçmiş yaşantısı ve geçirdiği çocukluk travmaları, başa çıkma tutumları ve kişilik özellikleri önemlidir.Bu çalışmada 51 alkol ve 31 madde bağımlısı hasta sosyodemografik özellikler, çocukluk çağı travmaları, başa çıkma yöntemleri ve kişilik özellikleri açısından kendi aralarında ve 40 bağımlı olmayan bireyle karşılaştırılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Soru Listesi, Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği ve Mizaç ve Karakter Envanteri uygulanmıştır.Madde ve alkol bağımlılığı grublarında erkek örneklem sayıca daha fazla bulunmuş; madde bağımlılığı grubunun yaş ortalaması alkol bağımlılığı grubunun yaş ortalamasına göre daha düşük bulunmuştur. Medeni durum, gelir düzeyi ve eğitim durumu değişkenleri kontrol grubunda alkol grubuna göre daha fazla iken, en düşük olarak madde grubunda saptanmıştır. Sigara kullanımı, ailede alkol veya madde kullanımı madde grubunda daha fazla gözlenirken en az kontrol grubunda gözlenmiştir. Çocukluk çağı travmaları açısından alkol ve madde grubunun bütün alt ölçek ve toplam puanları kontrol grubundan yüksekken, kendi aralarında belirgin bir fark saptanmamıştır. Başa çıkma tutumları gözden geçirildiğinde madde grubu alkol grubuna göre ölçeğinin soruna odaklanma ve duygusal açığa vurma, davranışsal olarak boşverme, geri durma, madde kullanma alt ölçeklerinde anlamlı derecede yüksek, plan yapma alt ölçeğinde ise anlamlı derecede düşük puan almıştır. Alkol bağımlıları ise kontrol grubuna göre sorunlara odaklanma ve duygusal açığa vurma, geri durma, kabullenme, madde kullanımı alt ölçeklerinde anlamlı derecede yüksek puan almıştır. Alkol ve madde bağımlılarında, uyuma yönelik olmayan duygu odaklı başa çıkma tutumlarının kontrol grubuna yüksek olduğu görülmüştür. Grupları Mizaç ve Karakter Envanteri açısından gözden geçirdiğimizde alkol ve madde bağımlıları kontrol grubu ile teker teker karşılaştırıldığında hasta gruplarının yenilik arayışı ve zarardan kaçınma alt ölçek puanları kontrol grubuna göre yüksek iken, kendi kendini yönetme alt ölçek puanları ise düşüktür. Ayrıca madde grubunda ek olarak ödül bağımlılığı ve işbirliği yapma alt ölçek puanları kontrol grubuna göre daha düşüktür.Sonuç olarak; kişinin yaşadığı çevre ve sosyal ortamı, aile yapısı, çocukluk çağı travmaları, baş etme tutumları ve kişilik özellikleri, kişinin alkol veya madde kullanımını etkileyen özellikler olduğu söylenebilir. Madde bağımlılığı daha kısa sürede ve genç yaşlarda başladığı için risk faktörleri atlanmamalıdır. Alkol ve madde bağımlılarında medikal tedavinin yanında baş etme tutumları ve kişilik özelliklerini değiştirmeye yönelik psikoterapotik müdahaleler, hastalığın tedavi sürecini olumlu yönde etkileyebilir. Alkol ve madde bağımlılığı uzun yıllar seyreden ve tedavisi güç hastalıklardır. Hastalığın tedavisinden ziyade önlenmesine yönelik koruyucu psikiyatrik yaklaşımlar gerekmektedir.
Ortaöğretim öğrencilerinde görülen madde bağımlılığı alışkanlığı ve yaygınlığı: Bartın ili örneği
Bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı ve bireylerin bağımlı olmaları ülkemizde özellikle ortaöğretim öğrencileri arasında hızla yaygınlaşmaktadır. Bu nedenle ergenlik dönemi yaş aralığında bulunan ortaöğretim öğrencilerinin tanınması büyük önem taşımaktadır.Bu araştırmanın amacı; ortaöğretim öğrencilerinde görülen madde bağımlılığı alışkanlığı ve yaygınlığını saptayarak, bu doğrultuda elde edilecek bulgulara dayalı olarak ortaöğretim öğrencilerinin madde bağımlılığı alışkanlığı ve yaygınlığına yönelik çözüm önerileri getirmektir.Araştırmanın çalışma grubunu; Bartın ilindeki çeşitli ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören her sınıf seviyesindeki öğrencilerden tesadüfî seçilen toplam 545 öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin çözümlenmesinde SPSS 16.0 istatistik programından yararlanılmıştır. Verilerin analizi sonucunda;Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgulara göre Bartın ilindeki ortaöğretim öğrencilerinin %60.7'sinin şimdiye kadar hiç sigara kullanmadığı ve %27.3'ünün belli aralıklarla sigara kullanmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Aynı zamanda % 35.2'sinin en az bir kez alkol kullandığı ve bu miktarın %24.4'ünün de halen belli aralıklarla alkol kullanmaya devam ettiği belirlenmiştir. Diğer bir istatistiksel veri olarak, öğrencilerin %4.2'sinin bir kez dahi olsa uçucu madde (sıvı, toz veya gaz) kullandığı ve %3.1'inin şimdiye kadar en az bir kez esrar, eroin, morfin veya uyuşturucu madde kullandığı saptanmıştır.Öğrencilerin sigara ve alkol kullanma düzeyi ile cinsiyet, devam edilen sınıf seviyesi, devam edilen okul türü, bağımlı arkadaşı olma durumları arasında anlamlı bir fark vardır. Buna göre erkek öğrenciler, 12. sınıf ve meslek lisesi öğrencileri, hayatından daha az memnun olanlar ile bağımlı arkadaşı olanlar daha fazla sigara ve alkol tüketmektedir.Araştırma sonuçlarına göre, Bartın ilinde ortaöğretim öğrencilerinde bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımının var olduğu, fakat kullanım yaygınlığının Türkiye'de daha önceki yıllarda yapılan benzer araştırmalar ile karşılaştırıldığında daha düşük olduğu saptanmıştır.Bu araştırmada öğrencilerin bağımlılık yapıcı maddeleri kullanım alışkanlığı ve yaygınlığı tespit edilerek, konuyla ilgili kurumlar ile ortaöğretim öğrencilerine yönelik koruyucu ve bilgilendirici eğitimlerin öğrencilerin sosyal, kültürel ve ekonomik özelliklerine göre yeniden yapılandırılmasının gerekliliği düşünülmektedir. Araştırmanın eğitimciler için faydalı olacağını düşünerek, yapılacak araştırmalara da ışık tutmasını ümit ediyoruz.