Spondylitis-ankylosing
99 theses under this subject heading
Non-radyografik aksiyal spondiloartrit ve ankilozan spondilit hastalarında denge ve yürüyüş parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, non-radyografik aksiyal spondiloartrit (nr-axSpA) ve ankilozan spondilit (AS) hastalarının yürüyüş ve denge parametrelerini, lumbopelvik stabilitelerini, gövde pozisyon duyularını ve omurga postürlerini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza yaş ve cinsiyete göre tabakalı randomizasyon yapılan 24 AS'li birey (41,33±9,67 yıl, 17 kadın), 23 nr-axSpA'lı birey (36,22±8,32 yıl, 17 kadın) ile benzer yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip 24 sağlıklı birey (37,83±3,13 yıl, 17 kadın) dahil edildi. Tüm bireylerin yürüyüş parametreleri pedobarografik yürüyüş analiz sistemi ile, statik dengeleri stabilometrik sistem ile, gövde pozisyon duyuları ve omurga postürleri dijital inklinometre ile, lumbopelvik stabiliteleri stabilizer basınçlı biofeedback ünitesi ile değerlendirildi. Aksiyal spondiloartritli (axSpA) bireylerin hastalığa ait özellikleri, spinal mobilite, hastalık aktivitesi, fiziksel fonksiyon, genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi sonuçları kaydedildi. Değerlendirme sonucunda, radyografik etkilenimden bağımsız olarak AS ve nr-axSpA'lı bireylerin klinik özelliklerinin, yürüyüş ve denge parametrelerinin, lumbopelvik stabilitelerinin ve gövde pozisyon duyularının benzer olduğu bulundu (p>0,05). Nr-axSpA'lı bireylerin statik arka ayak basınçlarının sağlıklı bireylere göre azaldığı (p=0,049); AS ve nr-axSpA'lı bireylerin sağlıklı bireylere göre dinamik ön ayak basınçlarının arttığı (p=0,047), arka ayak basınçlarının ise azaldığı (p=0,044); radyografik etkilenimden bağımsız olarak AS'li bireylerin sağlıklı bireylere göre kadanslarının azaldığı (p=0,027), adım genişliğinin arttığı (p=0,045), AS ve nr-axSpA'lı bireylerin ise sağlıklı bireylere göre ivmelerinin azaldığı (p<0,001), duruş sürelerinin arttığı (p=0,006); radyografik etkilenime bakılmaksızın statik denge parametrelerinden lateral yer değiştirme miktarının axSpA'lı bireylerde sağlıklı bireylere göre daha fazla olduğu (p<0,001); lumbopelvik stabilizasyon, gövde pozisyon duyusu ve lumbal lordoz derecesinin axSpA'lı bireylerde sağlıklı bireylere göre daha azaldığı bulundu (p<0,001). Çalışmanın en önemli sonucu olarak spinal mobilite ve torakal kifoz derecesinin radyografik süreçten etkilendiği belirlendi. AS'li bireylerin spinal mobilitelerinin nr-axSpA'lı bireylere göre azaldığı, torakal kifoz derecelerin ise arttığı tespit edildi. Sonuç olarak, AS ve nr-axSpA hastalarında rehabilitasyon programı oluşturulurken hastalık yükü açısından benzerlikler ve özellikle omurga parametreleri ve statik plantar basınç açısından farklılıklar göz önünde bulundurularak kişiye özel stratejilerin ortaya konulması gerektiğini düşünmekteyiz.
Ankilozan spondilit hastalarında, ciddi spinal tutulum ile ilişkili klinik, demografik özellikler ve HLA allellerinin incelenmesi
Bu çalışmada amaçlarımız; Türk toplumunda ankilozan spondilit (AS) hastalarında HLA alellerinin sıklıklarının karşılaştırılması, AS hastalarında hastalık şiddetiyle ve ciddi spinal tutulumla ilişkili olabilecek allellerin saptanmasıdır. Çalışmaya Aralık 2022- Haziran 2023 tarihleri arasında polikliniğimize başvurmuş semptom süresi 10 yılın üzerinde olan toplam 100 AS hastası dahil edildi. Hastaların son 2 yıl içinde çekilen servikal, lumbar ve sakroiliak/pelvis vertebral grafileri incelendi. HLA tiplendirmesinde sekans spesifik oligonükleotid polimeraz zincir reaksiyonu (SSO-PCR) düşük çözünürlük yöntemi kullanıldı. Kontrol grubunu oluşturmak üzere Onkoloji Hastanesi Doku Tipleme laboratuvarına 2010-2015 yılları arasında donör olarak başvurmuş sağlıklı 100 kişinin HLA tiplendirme test sonuçları kullanıldı. Veriler uygun istatistik yöntemlerle değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen 100 hastanın 62'si erkek, 38'i kadındı. HLA-B*27 yapılan epidemiyoloji çalışmalarına benzer şekilde AS hastalarında %72, sağlıklı kontrollerde ise %8 pozitif saptandı. HLA-A*02, HLA-A*02 homozigot, HLA-B*27, HLA-C*02 AS hastalarında sıklıkları artan allellerdi (her biri için p düzeltilmiş:<0,001). HLA-B*35 (p düzeltilmiş:0,006) ve HLA-C*04 (p düzeltilmiş:0,003) ise sağlıklı kontrollerde sık görülen, hastalıktan koruyucu olan allelerdi. Tek değişkenli analizde HLA-A*02 homozigot olanlarda sindezmofit (p:0,040), HLA-B*27 pozitif olanlarda bilateral evre 4 sakroiliit sıklığı artmıştı (p:0,033). HLA-DRB1*04 negatif hastalarda bambu gelişme sıklığı artmıştı (p:0,019). Çok değişkenli karar ağacı modelinde sindezmofit, kalça tutulumu, yüksek mSASSS skoru ile HLA-A*02 homozigot olması, erkek cinsiyet arasında ilişki saptandı. HLA-B*27 pozitif olanlarda erken tanı yaşı (p:0,001), uzun hastalık süresi (p:0,009), aile öyküsü (p:0,003), bilateral evre 4 sakroiliit (p:0,033) ve daha yüksek mSASSS skorları (sırasıyla p:0,044, p:0,042) olduğu görüldü. Sonuç olarak bu çalışmada hastalık gelişimi ve radyografik şiddet ile ilişkisi olan HLA allelleri saptandı.
Ankilozan spondilit hastalarında nötrofil/lenfosit oranıplatelet/lenfosit oranı ve ortalama trombosit hacmi ile hastalık aktivitesi arasındaki ilişki
AMAÇ: Son yıllarda çeşitli romatizmal hastalıklar, maligniteler ve inflamasyonla seyreden hastalıkların aktivite ve prognoz tayininde tam kan sayımından elde edilen parametreler kullanılmaya başlanmıştır. Biz bu çalışmamızda AS hastalarında MPV, NLR ve PLR gibi değerlerin hastalık aktivitesiyle ilişkisini incelemeyi amaçladık. YÖNTEM: Çalışmaya 60 AS hastası ve 19 sağlıklı gönüllü alındı. Çalışmaya alınan tüm katılımcılardan hemogram örnekleri alınarak NLR, PLR ve MPV değerleri hesaplandı. AS hastalarında ESH ve CRP düzeyleri bakıldı. AS hastalarında hastalık aktivite skorlaması olarak Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI) kullanıldı. Elde edilen verilerle, AS hastalarıyla kontrol grubu MPV, NLR ve PLR değerleri açısından karşılaştırıldı; AS hastalarında BASDAI ile MPV, NLR, PLR, ESH ve CRP değerleri arasındaki korelasyon incelendi. BULGULAR: AS hastalarının ortalama yaşı 37.9±9.6, kontrol grubunun ortalama yaşı 40.3±9.4 olup her iki grupta hastaların yaşları istatistiksel anlamlı farklılık göstermemiştir (p=0.367). AS hasta grubunda 28 (%46.7) kadın ve 32 (%53.3) erkek bulunmakta, kontrol grubunda 9 (%47.4) kadın ve 10 (%52.6) erkek bulunmakta olup; her iki grup arasında cinsiyet dağılımı açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.957). AS hastalarında MPV değeri ortalaması 8.6±0.9, kontrol grubunda ise 8.9±1.0 olup, her iki grupta MPV değeri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.176). AS hastalarında NLR değeri ortalaması 1.7±0.9, kontrol grubunda ise 1.6±0.7 olup, her iki grupta NLR değeri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.886). AS hastalarında PLR değeri ortalaması 111.4±66.3, kontrol grubunda ise 108.1±30.3 olup, her iki grupta PLR değeri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.289). BASDAI skoru ile ESH, CRP, MPV, NLR, PLR değeri arasında istatistiksel anlamlı (p ˃ 0.05) korelasyon gözlenmemiştir. SONUÇ: AS hastalarıyla kontrol grubu arasında MPV, NLR ve PLR değerleri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır. AS hastalarında BASDAI skorları ile MPV, NLR, PLR, ESH ve CRP değerleri arasında istatistiksel anlamlı bir korelasyon gözlenmemiştir.
Ankilozan spondilit tanılı hastalarda tümör nekrozis faktör inhibitörleri tedavisi sonrası 24-saat ambulatuar kan basıncı ölçümü ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı Aksiyel Spondiloartrit (AxSpA) hastalarında anti-TNF-α tedavisi sonrası uyku kalitesi ve 24-saat ambulatuar kan basıncı ölçümlerindeki (AKBM) değişimleri değerlendirmektir. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı polikliniğine 01.03.2021 ile 01.12.2021 tarihleri arasında başvuran, anti-TNF-α tedavi başlanması planlanan, TNF-naif axSpA tanılı hastalar dahil edilmiştir. Hastalara anti-TNF-α öncesi (0.ay) ve anti-TNF-α sonrası (3.ay), hastalık aktivite değerlendirilmesi, AKBM ve uyku kalitesi değerlendirilmesi (PSQI) uygulandı. Toplamda çalışmaya 28 axSpA (ortalama yaş 40,0±10,4, Erkek/Kadın:12 (%42,9) /16(%57,1)) hastası dahil edilmiştir. Çalışmamızdaki hastaların 0.ay ve 3.ay AKBM ölçümleri normotansif sınırlardaydı. Hastaların 0. ay hastalık aktivite skorları ve ortanca PSQI 8,5 (4,0-12,8) skorları yüksek idi. Hastaların %71 kötü uyku kalitesine sahip idi. Tedavi sonrası 3.ayda hastalık aktivite skorlarında anlamlı düşme ve uyku kalitesinde anlamlı şekilde düzelme olmasına karşın, AASI, ARV, PPI, Sleeptroughsurge ve Prewaking surge gibi AKBM parametrelerinde, tedavi öncesine kıyasla anlamlı değişikler gözlenmedi. Tedavi öncesi, hastaların %46,4 dipper iken 3.ay anti-TNF-α tedavisi sonrası dipper oranı %60,7 (n=17) olarak saptandı ancak bu artış istatiksel olarak anlamlı değildi (p=0,388). 0. ve 3. ay karşılaştırmasında ise gece sistol kan basıncı azalmasındaki değişim istatiksel olarak anlamlı iken (p=0,020), gece diyastol kan basıncı azalmasındaki değişimde istatistiksel anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,112). Anti-TNF-α tedavinin; uyku kalitesi ve gece kan basıncı düşüşü üzerine olumlu etkileri olma ihtimali mevcuttur. Uyku kalitesinin iyileşmesi ve gece kan basıncı düşüşünün artması; anti-TNF-α tedavinin kardiyovasküler riskler açısından, modifiye edebilir etkileri olduğunu düşündürebilmektedir.
Ankilozan spondilit hastalarında temporomandibuler düzensizliklerin sıklığının belirlenmesi ve kranioservikal postür ve hastalık aktivitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş: Temporomandibuler düzensizlikler (TMD), toplumun yaklaşık %5-12'sini etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ankilozan spondilit (AS) hastalarında en sık görülen servikal deformite servikal kifozdur. Kranioservikal postürün objektif yansımaları olan açı ve mesafelerin TMD ile ilişkisini değerlendiren çalışmalar çelişkili sonuçlara sahiptir, AS hastalarında ise bu durumu değerlendiren çalışma yoktur. Bu çalışmada AS hastalarında TMD sıklığının saptanması, kranioservikal postür ve AS hastalık aktivitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı ve Romatoloji Bilim Dalı polikliniklerine 20.09.2018 - 20.04.2019 tarihleri arasında ardışık olarak başvuran 18-50 yaş arası, toplam 98 AS hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri ve AS ile ilişkili klinik bilgileri kaydedildi. TMD tanısı 'Diagnostic Criteria for Temporomandibular Disorders (DC/TMD)' kriterlerine göre konuldu. Spinal mobilite Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASMI), hastalık aktivitesi Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite Skoru (ASDAS), boyun disabilitesi boyun disabilite indeksi ile değerlendirildi. Lateral servikal grafiler kullanılarak kranioservikal açı, servikal kavislenme açısı, suboksipital mesafe (mm), atlas-aksis mesafesi (mm), anterior translasyon (mm) mesafesi ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 37,48,2 olan toplam 98 (%58,2'i kadın) hasta dahil edildi. Elli sekiz (%59,2) hastaya TMD tanısı konuldu. Temporomandibuler düzensizlik olan ve olmayanlarda demografik özellikler birbirine benzerdi. TMD tanısı alan grupta sigara kullanımı ve bruksizm anlamlı olarak daha sık saptandı. Spinal mobilite ve kranioservikal postür ölçümleri her iki grupta birbirine benzerdi. TMD tanısı alan grupta ASDAS ve boyun disabilite indeksi değerleri belirgin olarak daha yüksekti. Çok değişkenli analiz sonucunda aktif sigara kullanımı (RR:6,82; GA:1,69-27,4; p=0,007) ve boyunda disabilite olması (RR:7,32; GA:2,31-23,1; p=0,001) AS hastalarında TMD gelişimi için bağımsız risk faktörleri olarak saptandı. Sonuç: Ankilozan spondilit hastalarında TMD ile kranioservikal postür ölçümleri arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Her ne kadar TMD olanlarda, bruksizm sıklığı ve hastalık aktivitesi daha yüksek olsa da, AS hastalarında TMD gelişimini predikte edecek bağımsız faktörler aktif sigara kullanımı ve boyun disabilitesinin varlığı olarak belirlenmiştir. Bu ilişkilerin altında yatan mekanizmaları ortaya koyacak prospektif, geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Aktif sakroiliit tanısında STIR ve postkontrast MRG bulgularının retrospektif karşılaştırılması
AKTİF SAKROİLİİT TANISINDA STIR VE POSTKONTRAST MRG BULGULARININ RETROSPEKTİF KARŞILAŞTIRILMASI AMAÇ: Aktif sakroiliit bulgularını saptamada STIR sekansının başarısının değerlendirilmesi ve altın standart kontrastlı yağ baskılı T1 sekansı ile karşılaştırılması GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza 202 aktif sakroiliit tanılı olgu dahil edildi. Olgularda aktif sakroiliit bulguları(kemik iliği ödemi, sinovit, kapsulit ve entezit) önce STIR sekansında değerlendirildi daha sonra kontrast sonrası yağ baskılamalı T1 görüntülerle karşılaştırılarak STIR sekansının başarısı değerlendirildi. BULGULAR: Olguların hepsinde STIR sekansında kemik iliği ödemi(KİÖ) saptanan alanlarda kontrastlı görüntülerde parlaklaşma izlendi. Yedi (%3.4) hastada T1 kontrastlı görüntülerde ek odak saptandı. Sinovit toplam 20(%9.9) olguda saptandı, 1(%0.5) olguda STIR sekansında görüldü. Kapsulit total 14 (%6.9) olguda saptandı, 11(%5.4) olguda STIR sekansta görüldü. Entezit 1 (%0.5) olguda izlendi ve sadece kontrastlı T1 görüntülerde değerlendirildi. Kemik iliği ödemi, kapsulit için istatiksel olarak anlamlı fark bulunurken (p <0.05), sinovit ve entezit için anlamlı fark bulunmadı. SONUÇ: Aktif sakroiliitin pozitif MRG bulgusu olan kemik iliği ödemi saptamada STIR sekansının başarısı yüksek olup altın standart kontrastlı T1 görüntülerle %100 uyumluluk izlenmektedir. Kapsulit, entezit ve sinovit bulguları kemik iliği bulgusuna eşlikçi bulgu olarak izlenmekte ve tek başına tanısal değer oluşturmamaktadır. Anahtar kelimeler: Sakroiliit; mrg; STIR; kontrastlı mrg.
Ankilozan spondilit'li olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesine yönelik anketin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği
Giriş ve amaç: Bu metodolojik çalışmanın amacı; ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan tarama anketinin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Bu anketin bir Türkçe versiyonunun geliştirilmesi, AS hastalarının durumları hakkındaki bilginin türünü değerlendirme ve AS'nin yaşam kalitesi ve aynı zamanda ülkenin sosyoekonomisi üzerindeki olumsuz etkisini minimuma indirme ihtiyacına dayanmaktadır. Gereç ve yöntem: Ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan tarama anketinin Türkçe'ye çevrilmesi "forward-backward translation" metodu ile gerçekleştirildi. Ölçeklerin güvenilirlik çalışması için test-tekrar test değerleri arasındaki intraclass (sınıf içi) korelasyon katsayısı (IKK) belirlendi. Aynı zamanda ölçeğin güvenilirliği için cronbach-α katsayısı kullanıldı. Tekrarlanabilirlik ölçütü için kappa testi ile soru analizi yapıldı. Geçerlilik çalışmaları yapısal geçerlilik ile gerçekleştirildi. Bunun için anket ile yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, BASFI, BASDAI, ASQoL arasında korelasyon analizleri yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda ölçeğin tüm alt birimlerinin Cronbach α değerleri 0.7'nin üzerinde ve IKK değerleri 0.9'un üzerinde elde edilmiştir. Tekrarlanabilirlik ölçütü için yapılan soru analizi sonucu uyumlu bulunmuştur. Anket ile öğrenim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.01). Olguların yaşı, tanı süresi, BASFI, BASDAI, ASQoL değerleri ile anket arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. (p>0.05). Fakat alt bölümlere bakıldığında bölüm D (eklem koruma önerileri) BASFI ile; bölüm B (immunogenetik) ise ASQoL ile ilişkili bulunmuştur. BASDAI ve BASFI 4 puanın altında olan hastalar yine bölüm D'de istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek puan almışlardır. ASQoL 8 puanın altında olan hastalar yine bölüm B'de istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek puan almışlardır Sonuç: Bu çalışmada ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan anketin Türkçe versiyonunun güvenilir bir ölçek olduğu gösterilmiştir. Ancak geçerlilik analizleri aynı ölçüde tatmin edici bulunmamıştır. Bu konuda daha ayrıntılı, daha geniş populasyonlarda ve AS gruplarına üye olan veya AS eğitim programlarına katılmış hastaların ve gelir düzeylerinin değerlendirilmeye alındığı araştırmalara ihtiyaç vardır.
Aksiyel spondiloartropati ve non-radyografik aksiyel spondiloartropati hastalarının klinik, demografik özellikleri ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması
Aksiyel spondiloartropati, ön planda omurga ve sakroiliak eklem tutulumu ile seyreden kronik inflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı; ankilozan spondilit (AS) ve nonradyografik aksiyel spondiloartrit (nr-akSpA) tanılı hastaların klinik özellikleri, demografik verileri, hastalık aktiviteleri ve yaşam kalitesini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza 18 yaş ve üzeri, AS tanılı 58 hasta ve nr-akSpA tanılı 58 hasta olmak üzere toplam 116 birey dahil edildi. Hastaların demografik verileri, sabah tutukluğu süresi ve HLA (Human lökosit antijeni)-B27 durumu, entezit, daktilit, periferik artrit, üveit öyküsü, psöriazis varlığı, inflamatuar barsak hastalığı (İBH) tanısı ile ilgili veriler kaydedildi. Hastalık aktivitesini değerlendirmek için Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAİ), hastaların fonsiyonel kapasitelerini değerlendirmek için Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFİ), yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek için ise Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Anketi (ASQoL) yapıldı. İki hasta grubu arasında demografik veriler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Nr-akSpA grubunun VAS (Vizüel Anolog Skala), BASDAİ, BASFİ ve ASQoL skorlarının AS grubuna göre daha yüksek düzeyde olduğu saptandı (p=0,001, p<0,001, p=0,009, p=0,013; sırasıyla). HLA-B27 pozitifliğinin iki grupta benzer olduğu görüldü (p=0,94). Entezit AS grubunda daha fazla görülürken; üveit, daktilit, psöriazis, periferik artrit, İBH öyküsü açısından iki grubun benzer olduğu görüldü (p=0,024, p=0,087, p=0,309, p=0,342, p=0,837, p= 0,729; sırasıyla). Sonuç olarak AS ve nr-akSpA tanılı hastaların demografik özelliklerinin benzer olduğu, hastalık aktivitesi ve yaşam kalitesinin nr-akSpA tanılı hastalarda daha yüksek olduğu görüldü. Bu durum nr-akSpA'nın, AS'nin erken evresi olması tartışmasını getirmesi ile birlikte, bu hastaların ciddi bir hastalık yüküne sahip olabileceğini gösterdi. Anahtar kelimeler: ankilozan spondilit, hastalık aktivitesi, spondiloartropati, yaşam kalitesi
Andiferansiye spondiloartrit ve ankilozan spondilitli hastalarda ve dinamik tiyol disülfit düzeyleri ve bu düzeylerin hastalık aktivitesi göstergeleri ile ilişkisi
Amaç: Spondiloartrit/spondiloartropati (SpA), günümüzde tanı sıklığı ve farkındalığı artan birbirleriyle klinik özellikler ve genetik açıdan ilişkili hastalıklar grubunu tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu çalışma, SpA' nın en sık görülen iki alt grubunun- ankilozan spondilit (AS) ve undiferansiye (farklılaşmamış) spondiloartrit (USpA) - Türk toplumu için klinik ve demografik özelliklerini saptamak, ayrıca oksidatif stresin romatizmal hastalıkların patogenetik bir sonucu olduğu iddiasına dayanarak, oksidatif stresin göstergeleri olan tiyol ve disülfit düzeylerinin, bu hastalıkların aktivite göstergeleriyle korelasyonu olup olmadığını göstermek amacıyla yapılmıştır. Bu grup hastalıklarda tiyol disülfit dengesi ilişkisi ve klinik önemi ile ilgili şu ana kadar yapılmış çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Materyal-metod: Çalışmaya Ocak 2017 ile Şubat 2017 tarihleri arasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Romatoloji polikliniğine başvuran ve Modifiye New York kriterlerine göre tanı konulan, 18 yaş üstü, USpA ve AS' li 147 hasta, sağlıklı gönüllü 80 kontrol grubu retrospektif olarak dahil edilmiştir. Overlap (çakışma) sendromu, gebelik, malignite ve enfeksiyon durumu olan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Her hastanın ayrıntılı anamnezleri, yapılan sistemik muayene ve romatolojik muayeneleri alınarak hastaların hemogram, eritrosit sedimentasyon hızı (ESR), C reaktif protein (CRP), rutin biyokimyasal testleri, HLA-B27 gen analizi, sakroiliak grafisi ve sakroiliak MRG görüntülemesi, serum tiyol disülfit düzeyleri değerlendirilmiştir. Hastalık aktivasyonunu değerlendirmede, BASDAİ skoru ile ESR ve CRP düzeyleri kullanılmıştır. Kontrol grubunda ise demografik bilgilerinin yanı sıra serum tiyol disülfit düzeyleri çalışmada kullanılmıştır. Hasta ve kontrol grupları arasında, tetkik sonuçları, tiyol ve disülfit düzeyi sonuçları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmada %'68,3 si (n=155) kadın, %31,7' i (n=72) erkek toplam 227 birey yer almaktadır. Belirtilen hasta grubunda 147 kontrol grubunda 80 birey bulunmaktadır. Cinsiyetin gruplara göre dağılımı beklendiği üzre anlamlı farklılık göstermektedir. AS grubunda yer alan hastaların yaş ortancası 46,4 (15.0) yıl, USpA grubunda yer alan hastaların yaş ortancası 49 (13.0) yıl' dır. Bireylerin yaş ortancaları gruplar arasında anlamlı düzeyde fark yoktur (p<0.086). AS ve USpA ile sağlıklı kontrol grubunun yaş değerlerinin anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir (sırasıyla, p=0,855 ve p=0,159) Hastaların tanı yaşları belirtilen iki grupta istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir (p=0.01). AS hastalarının tanı yaşı ortancası 37,5 (ÇAG=14.0), USpA kontrol grubu hastalarının tanı yaşı ortancası 44,5 (ÇAG=13.0)' tir ve iki gruba ait tanı yaşı ortancaları anlamlı düzeyde farklıdır (p=0.01) AS grubunda HLA-B27 %52 (n=9) oranında pozitif saptanırken, USpA grubunda bu oran %30 (n=15) oranında saptanmıştır. HLA-B27' nin negatif ya da pozitif olması belirtilen iki gruba göre anlamlı farklılık göstermemektedir (p=0.099) Toplam tiyol düzeyleri arasında SpA grubu ile kontrol grubu arasında fark bulunmazken (p = 0.068), nativ tiyol düzeyleri SpA grubunda anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p < 0.001). Buna ek olarak plazma disulfit düzeyleri SpA grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır (p<0.001). Plazma nativ tiyol, total tiyol ve disülfit düzeyleri ile elde edilen oranlarda SpA grubu ile kontrol gurubu arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. (p<0,05). Nativ tiyol ve toplam tiyol düzeyleri Klasik DMARD kullanan hasta grubunda Anti-TNF ajanları kullanan gruba kıyasla daha anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,03). Sonuç: Nativ tiyol düzeyi SpA grubunda anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Bu durum oksidatif stresin SpA'da etkili ve önemli olduğunu göstermektedir. Plazma nativ tiyol ve CRP& ESR düzeyleri arasında güçlü negatif korelasyon saptanmıştır. Bu veriye dayanarak, nativ tiyol düzeyleri de hastalık aktivitesi takibinde kullanılabilir. Nativ tiyol ve toplam tiyol düzeyleri Klasik DMARD grubunda Anti-TNF ajanı kulanan gruba kıyasla daha düşük saptanmıştır. Buna göre Anti-TNF tedaviler SpA hasta gurubunda daha geniş endikasyonla kullanılmalıdır. Bu sonuçlar daha geniş hasta gruplarıyla yapılan çalışmalarda doğrulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, Andiferansiye spondiloartrit, Tiyol, Disülfit
Ankilozan spondilitli hastalarda Articulatio sacroiliaca'nın Sacrum ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, ankilozan spondilit (AS) tanılı hastaların anterior ve posterior sacral uzunluk, anterior ve posterior sacral eğrilik uzunluğu, S1 vertebra corpusunun maximum transvers uzunluğu, S1 vertebra corpusunun antero posterior uzunluğu, orta ventral düz uzunluk, linea trasversa uzunlukları, sacral alan, sacrum taban açısı, sacral eğim, sacrum genişliği, intercornual mesafe, ventral düz genişlik, linea trasversa, sağ ve sol art. sacroiliaca kesit alanının değerlendirilmesi amaçlandı. Retrospektif olarak yapılan çalışmamız, 18-72 yaş aralığında toplam 160 bireyin kayıtları incelenerek yapıldı. AS tanılı 80 hasta (40 Erkek-40 Kadın) ile kontrol grubu için aynı sayıda sağlıklı bireyin görüntüleri alındı. Manyetik rezonans görüntüleri microdicom programına yüklenerek ölçümleri gerçekleştirildi. Tüm analizler IBM SPSS Statistics 26.0 for Windows (New York; ABD) kullanılarak yapıldı. Çalışmamızın AS'li erkek hastalarda; posterior sacral eğrilik uzunluğu, ventral düz genişlik, linea transversa 1 ve 2 kontrol grubuna göre daha düşük ölçülmüştür. Sacral eğim açısı ise hasta grubunda daha yüksek ölçülmüştür. Sol ve sağ art. sacroiliaca kesit alanları kontrol grubunda hasta grubuna göre belirgin şekilde daha geniş ölçülmüştür. AS'li kadın hastalarda; sacral eğim açısı kontrol grubuna göre daha fazla ölçülmüştür. AS'li erkek ve kadın hastalar karşılaştırıldığında; anterior ve posterior sacral uzunluk, anterior ve posterior sacral eğrilik uzunluğu, sacral alan, S1 vertebra corpus'unun maximum transvers uzunluğu, S1 vertebra corpus'unun antero posterior uzunluğu, linea trasversa 1, linea trasversa 2 ve linea trasversa 3 ölçümlerinin erkek hastalarda daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Erkek hasta/kadın hasta grubunda, sacral alan, posterior sacral eğrilik uzunluğu ve intercornual mesafe ile sol art. sacroiliaca kesit alanı arasında pozitif, sacral eğim ile negatif korelasyon bulunmuştur. Araştırmamız verileri yapılacak olan çalışmalara ön referans olacaktır. Ayrıca, AS'li hastalarda os sacrum ölçümlerinin ve art. sacroiliaca'nın sacrum ile ilişkisinin bilinmesinin, hastalığın klinik aşamalarına ve tedavi sürecine katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
Ankilozan spondilitli hastalarda etanercept tedavisinin etkinliği ve güvenilirliği
Amaç: Ankilozan Spondilit (AS)'li hastalarda etanercept tedavisinin etkinligini vegüvenilirligini arastırmak.Gereç ve Yöntem: Modifiye New York kriterlerine göre kesin AS tanısı almıs veen az 3 ay süreyle sulfasalazin ve NSAII tedavisi uygulanmıs olmasına ragmenhastalık aktivite indeksi BASDAI>4 puan saptanan 21 hastada, etanercepttedavisi uygulandıktan 6 ay sonra klinik ve laboratuvar parametrelerdegerlendirildi. Degerlendirmede klinik parametreler olarak BASDAI, BASFI,BASMI, HAQ-S, ASQoL, ASAS yanıt kriterleri (ASAS20, ASAS40, ASAS5/6,ASAS parsiyel remisyon) incelendi.Bulgular: Tedavinin 6. ay degerlendirmesinde BASDAI, BASMI, BASFI, HAQ-Sve ASQoL sonuçları istatistiksel olarak anlamlı düzelme göstermis, gögüsekspansiyonunda anlamlı düzelme saptanmamıstır. Tedavinin 6. ayında 21(%100) hastada ASAS20, 19 (%90.5) hastada ASAS40, 17 (%81) hastadaASAS 5/6 ve 14 (%66.7) hastada ASAS parsiyel remisyon yanıtları elde edildi.Sonuç: Bulgularımız, etanercept tedavisinin AS'li hastalarda çok etkili olduguve güvenle kullanılabilecegini göstermektedir. Bu bulgular çalısmanın kısadönem sonuçları olup, daha genis hasta serilerine ve uzun takip süreliçalısmalara ihtiyaç vardır.
Ankilozan spondilitli erkek hastaların omurga deformitelerinin ve günlük yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Postür, vücudun her hareketinde eklemlerin aldığı pozisyonların birleşimidir. Bir başka deyişle vücudun her kısmının, kendisine bitişik segmente ve bütün vücuda oranla en uygun pozisyonda yerleştirilmesidir.Çalışmamızın amacı; (AS)'li hastalarda postür analizine bakılarak omurga deformitelerinin belirlenmesi ve bunların AS'li hastaların günlük yaşam aktiviteleri ve kalitelerinin üzerine nasıl bir etkide bulunduğunun araştırılmasıdır. Çalışmaya 30 AS'li, 30 sağlıklı birey alındı. Tüm bireylerde postür analizi ve SF-36 yaşam kalitesi değerlendirme anketi ile Beck depresyon anketi yapıldı.Postür analizi bir sarkaç yardımı ile gözlem yoluyla yapıldı. Kaslarda kısalık değerlendirilmesi yapıldı. Ayrıca kas kuvveti manuel kas testi yöntemi ile değerlendirildi. Her iki grubun yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için Beck depresyon testi ve SF- 36 anketi yapıldı.Çalışmaya katılan kişiler anketleri; okuma yazma bilenler kendileri cevaplarken, okuma yazma bilmeyenler ise aile yakınları aracılığıyla cevaplandırdı. AS'li hastalarda postüre bağlı olarak yaşam kalitesinin olumsuz yönden etkilendiği tespit edildi. Postür analizi değerlendirmesi sonucunda hasta bireylerin torakal kifoz artışı, lumbal lordozda azalma, yuvarlak omuz genu valgum ve pes planus deformiteleri anlamlı bulunmuştur. BMI ortalamaları ile postür analizi sonuçlarından servikal lordozda artış, düşük omuz, ve genu varum açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Postür analizindeki diğer durumlar anlamlı bulunmuştur.Çalışmamızın sonucu olarak AS'li hastalarda, kaslardaki kısalığın hareketleri sınırlandırdığı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan kas zayıflamasından dolayı yaşam kalitesinin düştüğü ortaya kondu. Ayrıca bu hastaların psikolojik durumunun günlük yaşamlarının etkilendiği ve eğitim seviyesi düşük olan hastaların hastalık hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı ve gereken önemi göstermedikleri belirlendi.Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit, vertebra, sakroiliak eklem, postür, yaşam kalitesi, modifiye schoeber testi, faber testi
Romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastalıkları ile B ve C viral hepatiti ilişkisi
Amaç: RA ve AS hastalıkları ile HBV ve HCV virüslerinin etiyopatogenez, birliktelik, ayırıcı tanı ve tedavi aşamasında ilişkilerini incelemek.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya; 101 RA, 117 AS hastası dahil edildi. RA için 113, AS için 94 olgudan oluşan iki ayrı kontrol grubu oluşturuldu. Hasta kayıtları hepatit serolojisi yönünden retrospektif olarak değerlendirildi. Tüm hastaların demografik özellikleri, hastalık süreleri, aldıkları tedavi protokolleri kayıt edildi. Hastalık aktivitesi yönünden akut faz reaktanları (ESR ve CRP) ve RF değerlerine bakıldı. Karaciğer enzimlerinden serum AST ve ALT değerlerine bakıldı. Tüm hastalar HBs Ag, HBs Ab, Anti-HCV yönünden tarandı. HBs Ag pozitif hasta kayıtlarında; HBe Ag, HBe Ab, HBc Ag, HBc Ab, HBV-DNA sonuçlarına bakıldı. Anti-HCV pozitif hasta kayıtlarında, HCV-RNA sonuçlarına bakıldı. Her parametredeki pozitiflik oranı RA, AS ve kontrol grupları ile kıyaslandı.Bulgular: RA ve AS'li hastalarda ortalama yaş sırasıyla 51.9 ± 12.6 ve 38.4 ± 11.1 yıldı. RA grubunda HBs Ag pozitifliği %1.9 (2/101) idi. HBs Ag veya HBs Ab pozitifliği yönünden; RA grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. HBs Ag veya HBs Ab'nin birindeki pozitiflik HBV virüsü ile karşılaşma olarak değerlendirildi. HBs Ag veya HBs Ab'nin birindeki pozitiflik % 37.6 (38/101) idi. RA grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.RA grubunda anti-HCV pozitifliği %0.9 (1/101) idi. Anti-HCV pozitifliği yönünden; RA grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.AS hasta grubunda HBs Ag pozitifliği %6 (7/117) idi. HBs Ag veya HBs Ab pozitifliği yönünden; AS grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. HBs Ag veya HBs Ab'nin birindeki pozitiflik %46.1 (54/117) idi. AS grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.AS grubunda anti-HCV pozitifliği %0.8 (1/117) idi. Anti-HCV pozitifliği yönünden; AS grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.Sonuç: RA ve AS hastalıkları etiyopatogenez, ayırıcı tanı, birliktelik ve de tedavi protokolünün belirlenmesi açısından HBV ve HCV virüsleri ile sıkı ilişki içindedir. Yaptığımız çalışmada bu ilişkinin aydınlatılmasını amaçladık. Bu konuda yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.
Ankilozan spondilit tanılı hastalarda hastalık aktivitesi, yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete ile internetten hastalıkları araştırma motivasyonlarının değerlendirilmesi
Ankilozan spondilit (AS); genç yetişkinlerde görülen özellikle sakroiliak eklemlerle birlikte aksiyal omurgayı etkileyen, etyolojisi tam olarak bilinmeyen, periferik eklem tutulum ve eklem dışı klinik bulguların da eşlik edebildiği, kronik, inflamatuar bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı AS' li hastalarda hastalık aktivitesi, depresyon, anksiyete ve yaşam kalitesi ile internetten hastalıkları araştırma motivasyonları arasındaki ilişkinin araştırılıp değerlendirilmesidir. Çalışmamıza Bursa Uludağ Üniversitesi Romatoloji Polikliniği'nde AS tanısıyla takip edilen 120 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılar bir kez kesitesel olarak görüldü; Sosyodemografik Veri Formu, Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Ölçeği (ASQoL), Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A), Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HAM-D), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel Ölçeği (BASFI), Ankilozan Spondilit Tanılı Hastalarda Hastalıklarını İnternetten Araştırma Motivasyonu Değerlendirme Formu (ASHİAM) ile değerlendirildi. Çalışmada internet üzerinde hastalıkla ilgili araştırma yapan AS hastalarının yapmayanlara göre yaşlarının daha düşük olduğu, HAM-D skorlarının daha yüksek olduğu, ailelerinde psikiyatrik tanı alan bireylerin daha fazla bulunduğu görüldü. Hastalık süresi, yaş, CRP, ESH düzeyleri ile BASFI düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu görüldü. ASHİAM alt boyutları ile hastalık başlangıç yaşı, ASQOL, BASDAI değerleriyle pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki içinde olduğu görüldü. İnternetten haftada toplam araştırma süresi ile HAM-A, HAM-D, ASQOL, BASDAI, BASFI düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu görüldü. AS hastalarının internetten araştırma yapmalarının hastalık aktiviteleri, yaşam kaliteleri, psikolojik durumları üzerine olumlu ve olumsuz etkileri olduğu görülmüştür. Hastaların yönetimi açısından bu konunun önemini açığa çıkaracak bir çalışma olup, hastaların yönetiminde internetten araştırma faktörünün önemini ortaya çıkaracak daha fazla çalışmaya öncülük etmesi beklenmektedir.
Aksiyel spondiloartrit hastalarında plazma netrin-1 düzeyinin hastalık aktivitesi ve diğer klinik ve laboratuvar parametreleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Netrin-1 molekülünün inflamatuar hastalıklarda arttığı ve hastalık aktivitesi ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Aksiyel spondiloartrit (aksiyel SpA), hastalarında erken tanı ve hastalık aktivitesinin değerlendirilmesi ve tedavinin belirlenmesi açısından önemlidir. Aksiyel SpA hastalarında plazma Netrin-1 düzeyinin tanı ve hastalık aktivitesinin değerlendirilmesi için kullanılabilecek bir biyobelirteç olabileceği düşünülmüştür. Bu nedenle çalışmamızda, aksiyel SpA hastalarında plazma Netrin-1 düzeyleri ile hastalık aktivite parametreleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi-Ankara Şehir Hastanesi Romatoloji polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası aksiyel SpA tanılı 60 gönüllü hasta ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi-Ankara Şehir Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine başvuran 56 gönüllü sağlıklı birey dahil edildi. Aksiyel SpA harici sistemik hastalığı bulunan, aksiyel SpA tedavisi haricinde düzenli ilaç kullanımı olan ve gebe hastalar çalışma dışı bırakıldı. Romatoloji poliklinik epikrizleri, yeniden değerlendirme notları, hastalar ile görüşülerek edinilen anamnez ve muayene bilgileri ile veriler derlendi. Hasta ve kontrol grubunun demografik bilgileri (yaş, cinsiyet); hasta grubunun memleket, aile öyküsü, sigara kullanımı, ek hastalıkları, tanı yılı, tedavileri, laboratuvar değerleri (HLA-B27, eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), C-reaktif protein (CRP), Sİ grafi, Sİ MR), klinik bulguları (sabah tutukluğu süresi, periferik eklem tutulumu, aşil tendiniti/plantar fasit, kostokondrit, üveit, psöriazis), hastalık aktivite skorları (VAS, BASDAİ, ASDAS CRP) tespit edilip kaydedildi. Hastalarda rutin olarak bakılan parametrelere ek olarak Netrin-1 düzeyi Enzyme Linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) yöntemi ile ölçüldü. Bulgular: Çalışmamıza 60 aksiyel SpA hastası ve 56 sağlıklı kontrol alındı. Aksiyel SpA grubunun Netrin-1 düzeyi ortalaması 74,436 (34,5-237,18), kontrol grubunun Netrin-1 düzeyi ortalaması 61,904 (35,85-175,33)'idi. Aksiyel SpA grubu ile kontrol grubu arasında, aksiyel SpA grubu ankilozan spondilit (AS) ve radyografik olmayan aksiyel spondiloartrit (Nr axSpA) olmak üzere ayrıldığında birbirleri ve kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Netrin-1 düzeyinin, sabah tutukluğu süresi ile arasında zayıf kuvvette, VAS, BASDAİ ve ASDAS CRP skorları ile arasında orta kuvvette pozitif yönde anlamlı bir korelasyon saptanmışken Sİ grafi evresi, CRP ve ESH düzeyi ile arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır. Aksiyel SpA hastaları sırasıyla aile öyküsü bulunması, HLA-B27 pozitifliği, periferik eklem tutulumu, aşil tendiniti/plantar fasiit varlığı, konstokondrit varlığı, üveit öyküsü, psöriazis birlikteliği, sigara kullanımına göre iki gruba ayrıldığında aralarında Netrin-1 düzeyleri açısından istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır. Kullandıkları tedavilere göre (NSAİİ, salazoprin, biyolojik ajan) önce alan/almayan şeklinde sonra da sırasıyla yalnızca birisini alan hasta grupları birbirleri ile karşılaştırıldığında aralarında Netrin-1 düzeylerinde istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç: İnflamasyon belirteci olarak kabul edilen Netrin-1 molekülü ile hastalık aktivitesini değerlendirmek amacıyla kullanılan skorlama sistemleri olan VAS, BASDAİ, ASDAS CRP skorları ve sabah tutukluğu süresi arasında pozitif yönde korelasyon elde edilmesi, bu alanda yapılacak daha geniş kapsamlı destekleyici çalışmalarla birlikte Netrin-1 molekülünün aksiyel SpA hastalarında hastalık aktivitesinin yeni bir göstergesi olarak klinik kullanıma girebileceğini düşündürmüştür.
Aksiyel spondiloartritli hastalarda postür, denge ve yürüme analizi ve ilişkili faktörler
Giriş ve Amaç: Aksiyel Spondiloartrit (AkSpA), başlıca sakroiliak eklem ve omurga olmak üzere periferik eklem ve eklem dışı tutulumlar ile seyredebilen, omurga füzyonuna neden olarak spinal mobilitede kısıtlılığa yol açabilen kronik, ağrılı ve inflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın ilerleyen süreçlerinde oksiputtan sakruma kadar sertleşmiş ve hareketleri kısıtlanmış olan omurga, postüral değişikliklere ve günlük yaşam aktivitelerinde sınırlanmaya neden olabilir. Denge ve yürüme, günlük yaşamın en sık kullanılan aktiviteleridir. Çalışmamızda AkSpA hastalarında postür, denge ve yürümeyi nicel veriler ile kapsamlı bir şekilde analiz etmeyi ve bunlar ile ilişkili faktörleri incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza ASAS Spondiloartrit kriterlerini karşılayan 18-65 yaş arası bilinen denge ve yürüme bozukluğu olmayan 51 hasta (40,94 10,48 yaş) ile yaş ve cinsiyet açısından benzer 51 sağlıklı kontrol (37,15 9,66 yaş) olmak üzere toplam 102 katılımcı dahil edildi. Tüm katılımcıların sosyodemografik bilgileri sorgulandı. AkSpA hastalarında; hastalık aktiviteleri Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Akitivite İndeksi (BASDAI) ve Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite Skoru (ASDAS-CRP), fonksiyonel kapasiteleri Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), spinal mobilite ve esnekliklerini için Bath Ankilozan Spondilit Metroloji indeksi (BASMI), entezis noktalarının duyarlılığının belirlenmesinde Maastricht Ankilozan Spondilit Entezit Skoru (MASES), aktivite seviyelerini ölçmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kısa formu (İPAQ) ve yaşam kalitesini değerlendirmek için Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Ölçeği (ASQoL) ve Kısa Form-36 (SF-36) kullanıldı. AkSpA hastaları ve sağlıklı kontrol grubunun postür analizi için DIERS formetric 3D / 4D (Diers International GmbH, Schlangenbad, Almanya) Video-Raster-Stereografi (VRS) cihazı kullanıldı. Denge analizi için postural denge ve kararlılık sınırı (LOS) ölçümünde HUR BTG4 denge platformu (HUR-labs Oy, Kokkola,Finland) kullanıldı. Fonksiyonel denge değerlendirmesi Berg denge ölçeği (BDÖ), fonksiyonel uzanma testi (FUT), zamanlı kalk ve yürü testi (ZKYT) ile yapıldı. Katılımcıların yürüme analizi Zebris FDM type 3 (Zebris Medical GmbH, Germany) yürüyüş platformu ile yapıldı. Bulgular: AkSpA ve kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksleri açısından istatistiksel fark yoktu. Her iki grupta da son bir yıl içerisinde düşme tespit edilmedi, AkSpA hasta grubu ve kontrol grubunun İPAQ tüm alt parametreleri benzer idi. Postür parametrelerinden Sagital dengesizlik ve Servikal derinlik mesafesinde AkSpA grubunda sağlıklı popülasyona göre bozulma izlendi. İncelenen diğer postür parametrelerinde (Coronal dengesizlik VP-DM, Pelvic Oblisite, Pelvic Torsiyon, lomber derinlik mesafesi, Kifotik açı ICT-ITL ve Lordotik açı ITL-ILS) anlamlı fark bulunmadı. Kuvvet platformu ile elde edilen Postürografi parametrelerinden, gözler kapalı kararlı platformdaki yanal salınım dışındaki diğer parametrelerde anlamlı bir fark bulunmadı. LOS öne, arkaya, sağa ve sola AkSpA hastalarında sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu. Fonksiyonel denge parametreleri AkSpA hasta v grubunda kontrol grubuna göre BDÖ ve FUT AkSpA grubunda düşük; ZKYT ise AkSpA hasta grubunda kontrol grubuna göre daha uzun bulundu. Yürüme analizinde, AkSpA grubunda kontrol grubuna göre ayak açıları ve adım genişliği artmış; bilateral adım uzunlukları ve çift adım uzunluğu azalmış bulundu. AkSpA grubunda sol basma fazı, sol salınım fazı, çift basma fazı ve yürüme hızı azalmış bulundu. AkSpA, non-radyografik AkSpA ve radyografik AkSpA olarak analiz edildiğine klinik değerlendirme ölçekleri, postür, denge ve yürüme parametreleri benzer bulundu. Sonuç: Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla AkSpA hastalarında postür, denge ve yürümeyi nicel veriler ile kapsamlı bir şekilde değerlendiren ilk çalışmadır. Nicel analizlerde AkSpA grubunda postür parametrelerinden sagital dengesizlik ve servikal derinlik mesafesinin arttığı izlendi. Kuvvet platformu ile elde edilen postürografik denge parametrelerinde göz kapalı yanal salınım dışındaki parametrelerin sağlıklı kontroller ile benzer olduğu görüldü. AkSpA hastalarının klinik fonksiyonel denge testleri ve kararlılık sınırı testinde daha kötü performans sergiledikleri görüldü. Yürüme analizinde ise AkSpA hastalarında adım uzunluğu ve yürüme hızının azaldığı, adım genişliği ve ayak açısının arttığı saptandı. Denge değerlendirme parametrelerinin yaş, boy, VKİ, BASMİ ve MASES skorları ile ilişkili olduğu görüldü. Yürüme analizinde ise çift adım uzunluğunun boy, BASDAİ, BASFİ ve BASMİ skorları ile korele olması dikkat çekti. Non-radyografik AkSpA hastalarının radyografik AkSpA hastaları ile benzer hastalık yükü taşıması yanı sıra postür, denge ve yürüme parametrelerinin de benzer şekilde etkilendiği izlendi. Anahtar Kelimeler: Aksiyel spondiloartrit, Ankilozan spondilit, Postür, Postüral denge, Denge, Yürüme
Ankilozan spondilitte mikrobiyata ilişkili mediatör düzeyi ve hastalık aktivitesiyle ilişkisi
Ankilozan Spondilit (AS), aksiyel iskeleti etkileyen, karakteristik inflamatuvar bel ağrısına neden olan, yapısal ve fonksiyonel bozukluklara yol açabilen yaygın bir inflamatuvar romatizmal hastalıktır. Spinal ossifikasyon, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesinin azalmasına neden olabilir. Bağırsak mikrobiyatasının,birçok hastalığın gelişmesinde önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu çalışmada, bağırsak mikrobiyata belirteçleri ve klinik parametrelerle ilişkisi, ilaç tedavilerinin bağırsak mikrobiyata belirteçleri üzerine etkisi araştırıldı. Bu çalışmaya en az 2 yıldır tanı almış olan, 18- 65 yaş arası 76 AS hastası (38 anti TNF alan-38 NSAI) ve yaş ve cinsiyet dağılımı uyumlu 38 sağlıklı gönüllü alındı. Hasta ve gönüllülerde, detaylı klinik değerlendirmeler yapıldı. Eritrosit sedimantasyon Hızı (ESR) ve C-Reaktif Protein (CRP), hasta grubunda ayrıca BASDAI ve BASFI skorları kaydedildi. Serum örneklerinde CD14, CTLA4, CXC16, LPS ve TLR4 düzeyleri ELISA yöntemi kullanılarak ölçüldü. Anti TNF tedavisi ve NSAI tedavisi alan hastalar arasında BASDAI ve BASFI skorları karşılaştırıldığında NSAI hastalarında BASDAI ve BASFI skorlarının anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu (p˂0,05). CRP ve ESR düzeylerinin, anti-TNF tedavisi alan AS hastalarında NSAI tedavisi alan hastalara göre anlamlı derecede düşük olduğu bulundu (p˂0,05). Bağırsak mikrobiyata belirteçleri olarak CTLA4, CXC16, LPS ve TLR4 düzeyleri, NSAI tedavisi alan grupta, anti-TNF tedavisi alan ve sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p˂0,05). Bir başka belirteç olan CD14 düzeylerinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05).Yapılan çalışmalarda AS hastalarında bağırsak inflamasyonunun patogenezde önemli olduğu ve mikrobiyatadan etkilendiği belirtilmiştir. Bizim çalışmamızda, Anti-TNF tedavisi alan AS hastalarında CRP ve ESR düzeyleri ile hastalık aktivite skorlarının NSAI tedavisi alan gruba göre daha düşük vekontrol grubuyla benzerolduğu görüldü. Bu sonuçlar Anti-TNF tedavisinin AS'de inflamasyon ve mikrobiyata belirteçleri üzerine daha etkili olduğunu ortaya koydu. Bağırsak mikrobiyata beliteçlerinin, klinik ve inflamasyon belirteçleri ile ilişkisinin AS patogonezinde ve tedavinin vi izleminde gösterge olabileceği ve yeni tedavi stratejileri konusunda katkı sağlayabileceği düşüncesindeyiz.
Toplumumuzda ankilozan spondilit hastalığına genetik yatkınlığın kütle spektroskopisi ile belirlenmesi
Ankilozan spondilit (AS), omurga ve periferik eklemlerin tutulduğu özellikle aksiyal eklemlerde hareket kısıtlılığına neden olan sistemik, kronik ve inflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın gelişiminde genetik, çevresel ve immünolojik birçok faktör rol almaktadır. Hastalarda işgücü kaybına ve yaşam kalitesinde azalmaya neden olan AS'nin prevelansı %0,15 - 0,49'dur. Tek Nükleotid Polimorfizmi (SNP) insan genomunda yüksek sıklıkta görülen tek baz değişimleri olup; hastalığa yatkınlık, hastalığın gelişimi, ilaç yanıtı ve hastalıkların tanısında yararlanılan önemli moleküler belirteçlerdir. Farklı toplumlarda yapılan çalışmalarda hastalık riski ve bazı SNP'ler ilişkilendirilmiştir. Bu SNP'lerin çalışılması, hastalık tanısının erken dönemde ve omurga deformasyonu gerçekleşmeden konulmasına katkı sunacaktır. Yapılan bu çalışmada farklı toplumlarda AS ile ilişkilendirilen 7 farklı gen bölgesi ve 3 genler arası bölgede olmak üzere toplam 21 SNP'nin AS hastalık riski ile ilişkisi genotip ve allel düzeyinde araştırılmıştır. 101 kontrol ve AS'li 100 hasta ile gerçekleştirilen çalışmada tespit edilen 21 SNP'nin genotiplenmesinde iPLEX® yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler Ki-kare, Fischer kesinlik testi ve lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir (p≤0.5, OR>1). Bu tez çalışması ile toplumuzda ilk defa 6. Kromozom üzerinde HLA-S ve DHFR2 psödogen bölgeleri arasında yer alan rs7743761 polimorfizminin allel (A alleli için p=0.002, OR=1.90 %95GA=1.26-2.87) ve genotip (CA genotipi için p<0.0001, OR=4.93 %95GA=2.437-9.986) düzeyinde AS hastalık riski ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Çalışma ile bazı klinik ve demografik değişkenlerin hastalık durumuna katkıları ki-kare ve Fischer kesinlik testi ile analiz edilmiş; ailede romatizmal hastalık öyküsü (p=0.003), ailede AS hastalık olgusu (p<0.001), ailede bel fıtığı hastalık öyküsü (p<0.001) ve cinsiyet (p=0.001) değişkenlerinin AS hastası olma durumu ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada aynı zamanda klinik değişkenler ile SNP'lere ait genotipler ki-kare ve Fischer kesinlik testi ile hastalık riski açısından analiz edildiğinde; ailede romatizmal hastalık öyküsü ile rs868213 (p=0.037), ailede bel fıtığı olgusu ile rs1004819 (p=0.032), rs10889677 (p=0.017) ve rs11465804 (p=0.043) polimorfizmlerinin hastalık riski ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Lojistik regresyon analizi ile SNP genotipleri ve klinik-demografik değişkenler hastalık riski açısından analiz edildiğinde; rs7743761 (p=0.003, OR=3.493 %95GA=1.534-7.955), ailede bel fıtığı olgusu (p<0.001, OR=4.710 %95GA=2.047-10.834), ailede AS olgusu (p<0.001, OR=53.752 %95GA=6.916-417.767) ve cinsiyet (p=0.007, OR=2.671 %95GA=1.309-5.451) değişkenlerinin hastalık riski ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; toplumumuzda ilk defa rs7743761 polimorfizmi hastalık riski ile ilişkilendirilmiş, cinsiyet, ailede bel fıtığı ve ailede AS olgularının hastalık riskine etkileri gösterilmiş ve elde edilen bilgilerin biyomarkır olarak geliştirilme potansiyelinin olduğu tespit edilmiştir.
Ailesel akdeniz ateşi hastalarında insülin direnci ve metabolik sendrom komponentleri
Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA) otozomal resesif, tekrarlayan, kendi kendini sınırlayan ateş ve serozit ataklarıyla karakterize, non-askenazik Yahudiler, Ermeniler, Türkler ve Araplar'da sık görülen otoinflamatuar bir hastalıktır. AAA geni (MEFV geni) mutasyonlarının inflamasyona neden olduğu bilinmektedir ve AAA'da ataksız dönemde de inflamasyonun devam ettiği gösterilmiştir. İnflamasyon, insülin direnci gelişiminde rol oynamaktadır. Bu çalışmada MEFV mutasyonları bilinen AAA hastalarında insülin direnci sıklığını ve metabolik sendrom komponentlerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya 68 AAA hastası (erkek/kadın:38/30), 30 Ankilozan spondilit (AS) hastası (erkek/kadın:17/13) ve 37 sağlıklı kontrol (erkek/kadın:20/17) alındı. Gece açlığını takiben sabah açlık glukoz, insülin, lipid profili, akut faz reaktanları ve tokluk kan şekeri çalışıldı. Kan basıncı, bel çevresi, boy ve kilo ölçümleri yapıldı. İnsülin direnci HOMA (Homeostasis model assesment) indeksi ile, metabolik sendrom varlığı NCEP ATP 3 kriterleri ile belirlendi. Tüm gruplar arasında yaş, cinsiyet, kan basınçları, açlık glukoz, tokluk glukoz, lipid profili ve CRP (C reaktif protein) değerleri arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). Bel çevresi ve vücut kitle indeksi AS hastalarında sağlıklı kontrol ve AAA hastalarına göre anlamlı oranda yüksekti (p=0.001). Homozigot M694V mutasyonuna sahip AAA hastalarında insülin direnci varlığı sağlıklı kontrollere göre anlamlı oranda yüksekti (p=0.01). Metabolik sendrom varlığı AS hastalarında sağlıklı kontrol ve AAA hastalarına göre anlamlı oranda yüksekti (p=0.001). Bu çalışmada M694V mutasyonu taşıyan AAA hastalarında insülin direnci daha fazla saptanmıştır. Bu durum AAA hastalarında artmış aterosklerozun önemli bir sebebi olabilir. Anahtar kelimeler: Ailesel akdeniz ateşi, inflamasyon, insülin direnci, M694V mutasyonu, Ankilozan spondilit.
Spondiloartrit hastalarının egzersizin yararları hakkında farkındalıklarının ve egzersiz yapmalarına engel olan faktörlerin araştırılması
Amaçlar: Bu tezin amacı Spondiloartrit (SpA) hastalarının fizik aktivite düzeyini ve egzersizden algıladığı yarar ve engelleri belirlemek ve bunları toplum kontrolleriyle kıyaslamaktır. İkinci amaç SpA hastalarında egzersizden algılanan yarar ve engellerle demografik özellikler, ilaçlar, hastalık aktivitesi, işlevsellik, mobilite, psikolojik durum, yaşam kalitesi ve eşlik eden hastalıkların ilişkisini araştırmaktır. Hastalar ve yöntemler: Bu kesitsel çalışmaya Uluslararası Spondiloartrit Değerlendirme Topluluğu (ASAS) kriterlerini karşılayan SpA hastaları ve toplum kontrolleri alındı. Egzersiz algısı Egzersiz Yarar Engel Ölçeği (EBBS) ile değerlendirildi. Fizik aktivite düzeyi Uluslararası Fizik Aktivite Ölçeği-Kısa Form (IPAQ-S) ile belirlendi. Sıklıkla belirtilen egzersiz tipleri ve geçen hafta egzersiz yapma süreleri sorgulandı. Katılımcılar yorgunluk, psikolojik durum ve yaşam kalitesini değerlendiren anketler doldurdu. Hastalar ayrıca hastalık aktivitesi, işlevsellik ve mobilite açısından sorgulandı. Hastalık parametreleri ile egzersizden algılanan yarar ve engellerin korelasyonları analiz edildi. Bulgular: İki yüz hasta (118 erkek, 82 kadın) ve 100 kontrol (50 erkek, 50 kadın) çalışmaya alındı. "Egzersiz beni yoruyor" ve "Egzersiz çok fazla zamanımı alır" gibi bazı engel ifadelerine hastalar kontrollere göre daha çok katıldı. Hastaların hastalık aktiviteleri, fonksiyonellik ve mobilite skorları, yorgunluk, psikolojik durumları ve yaşam kalitesi kötüleştikçe egzersize karşı algıladıkları engeller arttı. Hasta ve kontrollerin fizik aktivite düzeyleri ve yürüyüş süreleri benzerdi. Hastalar germe egzersizleri, kontroller aerobik egzersizler için daha çok zaman harcıyordu. Hastaların fizik aktivite düzeyi ile hastalık aktivitesi arasında bir korelasyon saptanmadı. Hastaların psikolojik durumları ve yaşam kalitesinde kötüleşme ve vücut kitle indekslerinde artış, fizik aktivite düzeylerinde azalma ile ilişkiliydi. Sonuçlar: Hastaların hastalık parametreleri kötüleştikçe egzersize daha çok engel bildirmektedir. SpA hastalarının egzersiz yapma alışkanlığını arttırmak için hekimler hastaların kişisel olarak egzersiz için bildirdiği engellere odaklanmalıdır.
Romatoid artrit, ankilozan spondilit ve psöriatik artrit hastalarının tırnak bulgularının klinik ve dermoskopik olarak değerlendirilmesi ve psöriasis hastaları ile karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Psoriasis immün aracılı mekanizma ile oluşan kronik inflamatuvar (IMID grubu) bir hastalıktır ve psoriatik artrit, psoriasisin en sık görülen komorbiditesidir. Romatoid artrit (RA) ve Ankilozan Spondilit (AS) de IMID grubuna dahil olan ve psoriatik artrit ile klinik benzerlikleri bulunan hastalıklardır. Tırnak tutulumu psoriasis ve özellikle de psoriatik artrit için özel önem taşır. Tırnağın eklem sisteminin bir uç parçası olarak görülmesiyle birlikte RA ve AS gibi hastalıklarda da tırnak lezyonlarının görülebileceği düşünülmüştür. Bu çalışmada, RA ve AS hastalarında tırnak değişikliklerini araştırmayı ve psoriasis ile psoriatik artrit hastalarında görülen zengin tırnak bulguları ile karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 1.11.2020 ve 1.11.2021 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 25'er eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastası ile Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 25'er romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastası dahil edildi. Hastaların el tırnakları muayene edildi ve her elden ikişer tırnak ve çevresinin dermoskopik görüntüleri kaydedildi. Hastaların demografik ve klinik özelliklerinin yanında gözle görülen ve dermoskopik tırnak bulguları kaydedildi. Bulgular: Hastaların 35'i erkek, 65'i kadındı. Yaş ortalaması 43.59 ±12.69'di. Eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastaları arasında PASI ve NAPSI ortalamalarında fark bulunmadı (sırasıyla p=0.382, p=0.734). Psoriasis hastalarında hastalık süresi arttıkça NAPSI skoru da korele olarak artıyordu (p=0.02). Eklem tutulumu olmayan psoriasis hastalarında gözle görülebilen en sık tırnak bulgusu onikoliz (%88, n=22) ve yüksük tırnak (pitting) (%88, n=22) iken PsA hastalarında da bulgular benzerdi (onikoliz: %88, n=22; pitting: %80, n=20). Ankilozan spondilit grubunda en sık saptanan tırnak bulgusu ise (%56, n=14) lökonişi iken romatoid artrit grubunda en sık görülen tırnak bulgusu (%48, n=12) tırnakta dikey çizgilenme-trakinoişiydi. Lökonişi ve yatay çizgilenme-çöküklük bulgularında gruplar arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p= 0.56, p=0.05). Dermoskopide; Ps, PsA, RA ve AS hastalarında proksimal tırnak kıvrımında çok sıralı kapiller damarlanma sık görüldü. Megakapiller (%32, n=8), mikrohemorajik odak (%32, n=8), düzensiz, üst üste binmiş damar görünümü (%48, n=12) en çok ankilozan spondilit hastalarında görülürken; çarpık, dallanmış, morumsu damarlanma en çok (%20, n=5) romatoid artrit hastalarında saptandı. Psoriasis hastalarında (Ps: %76, n=19; PsA: %84, n=21) seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma daha fazla görülürken (p<0.001), romatoid artrit hastalarında (%64, n=6) paralel kümelenmiş damarlar-kısa lineer damarlar daha fazla saptandı (p=0.01). Yine psödofiber işareti en çok PsA hastalarında görüldü (p=0.04). Sonuç: IMID grubu hastalıklarda patogenezdeki inflamasyon ve vasküler değişiklikler nedeniyle tırnak bulguları sık görülebilir ancak yine de RA ve AS hastalarında psoriasis hastalarındaki kadar zengin tırnak bulguları saptanmamıştır. Yüksük tırnak (pitting), onikoliz, splinter hemoraji ve subungual hiperkeratoz psoriasis tırnağında sık görülürken; lökonişi ve yatay çöküklük hastalığa özgün bulunmamıştır. Proksimal tırnak kıvrımında seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma psoriasis tırnağını; paralel kümelenmiş, kısa lineer damarlanma ile düzensiz, dallanmış, morumsu damarlanma ise RA tırnağını düşündürebilir. Sonuç olarak; IMID grubu hastalıkların özellikle erken dönemde ayrımlarında dermatolojik muayene, detaylı tırnak muayanesi ve tırnak dermoskopisi büyük önem taşır.
Ankilozan spondilit hastalarında fiziksel performansın kardiyopulmoner egzersiz testi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Ankilozan Spondilit (AS) hastalarında aerobik fiziksel performansı kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET) ile değerlendirmek, aerobik fiziksel performansın hastalık ilişkili değişkenlerle arasındaki ilişkiyi belirlemek ve sağlıklı kontrollerle olan farklılıkları saptamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya modifiye New York Kriterlerine göre AS tanısı almış, 18-65 yaş aralığında, 40 hasta ve 44 sağlıklı kontrol dahil edildi. Eforlu egzersiz yapmasına engel olabilecek deformitesi olan, bilinen kardiyak ya da solunum sistemi hastalığı olan, sistemik organ tutulumu olan, nörolojik hastalığı bulunan, hipertansiyonu olan ve çalışmaya katılmak istemeyen kişiler çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışmaya alınan katılımcıların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, mesleki durum, sigara kullanımı, egzersiz alışkanlığı, hastalık süresi, medikasyon durumu, steroid olmayan anti-inflamatuvar ilaç (SOAİİ) ve Biyolojik ilaç kullanım durumu kaydedildi. Her hastanın sabah tutukluğu süresi sorgulandı. İnflamasyon durumunu değerlendirmek amacıyla akut faz reaktanları (Eritrosit sedimentasyon hızı (ESR), C-reaktif protein (CRP)) kaydedildi. AS'li hastaların iyilik hali üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla hasta ve hekim global değerlendirme skoru kullanıldı. AS hastalarının ve kontrol grubunun aksiyel ve periferik eklem mobilitesini değerlendirmek amacıyla el parmak zemin mesafesi, tragus duvar mesafesi, oksiput duvar mesafesi, ağız açıklığı, modifiye schober testi, intermalleolar mesafe, lomber lateral fleksiyon, servikal rotasyon derecesi, çene manibrium mesafesi ve göğüs ekspansiyonu ölçümleri yapıldı. AS hastalarında hastalık aktivitesini değerlendirmek için Bath AS hastalık aktivitesi ölçeğinden (BASDAI), fonksiyonel durumu değerlendirmek için Bath AS fonksiyonel indeksinden (BASFI) ve aksiyel iskelet mobilitesini değerlendirmek için Bath AS metroloji indeksinden (BASMI) yararlanıldı. Hastaların yaşam kalitesi kısa form-36 (SF-36) ile değerlendirildi. Tüm katılımcılara fiziksel performansı belirlemek amacıyla KPET uygulandı. Katılımcılara KPET öncesinde solunum fonksiyon testi (SFT) yapıldı. KPET katılımcılara Cortex Metalyzer 3B (MPU31-105) ve Sprintex Callis Z 6000 cihazı ile koşu bandı üzerinde Bruce protokolü kullanılarak uygulandı. KPET sırasında maksimum kalp atım hızı (HR), maksimum VO2 değeri (ml/dk/kg), solunum değişim oranı (RER), VO2/HR (oksijen nabzı), maksimum süre, test sırasında ulaşılan maksimum hız (km/saat), G, VE/VO2, VE/VCO2, VT, VT, VD/VT, VE, BF, BR, PaCO2, PetCO2, VO2/kg, VO2 %norm değerleri kayıt edildi. Spirometrik değerlendirme ile zorlu vital kapasite (FVC), 1.saniyedeki zorlu ekspiratuar hacim (FEV1), FEV1/FVC, zirve ekspiratuar akım hızı (PEF), vital kapasitenin %25-%75 arasındaki zorlu ekspiratuar akım (FEF 25-75) ölçüm değerleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya katılan AS hastalarının yaş ortalaması 34.9±9.9 iken kontrol grubunun yaş ortalaması 34.4±10.3 idi. İki grubun yaş ortalaması birbirine benzerdi. İki grubun sosyodemografik özelliklerine ait veriler karşılaştırıldığında ilaç kullanımı, SOAİİ kullanımı ve biyolojik tedavi AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti. Bunun dışında diğer sosyodemografik veriler açısından iki grup arasında anlamlı fark gözlenmedi. Tragus-duvar mesafesi ve oksiput-duvar mesafesi AS grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek tespit edilirken(p<0.05); intermalleolar mesafe ve lomber lateral fleksiyon ölçümleri AS grubunda kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur(p<0.05). Zirve kardiyovasküler yanıtta elde edilen VO2, VO2%, VO2/kg, TVO2, T, VT değerleri AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunurken. (p<0.05) ; birinci ventilatuar eşikte elde edilen VO2VT1 ve VO2VT1/kg değerleri AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05) İstirahat halinde elde edilen VT, BR% değerleri ise kontrol grubunda AS hastalarına göre anlamlı olarak daha yüksek tespit edilmiştir (p<0.05). FVC, FEV1 ve PEF değerleri AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). AS hastalarında KPET ve SFT'de elde edilen sonuçlar erkek cinsiyette kadın cinsiyete kıyasla daha yüksek bulunmuştur. AS hastalarında sigara içen grupta istirahatta elde edilen tidal volüm ve birinci ventilatuar eşikte elde edilen VO2(ml/dk/kg) değeri sigara içmeyen gruba göre daha yüksek bulunmuştur. AS hastalarında SOAİİ kullanımı olmayanlarda istirahatte elde edilen kalp atım hızı SOAİİ kullananlara kıyasla daha yüksek bulunmuştur. AS hastalarında yaşın zirve kardiyovasküler yanıtta elde edilen VO2 (ml/dk/kg), maksimum kalp atım hızı ve RER ile ve istirahatte elde edilen VO2 L/dk ve VO2 (ml/dk/kg) ile negatif korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Yaş ile total süre arasında pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Yaşın AS hastalarında FEV1 ve FVC değerleri ile negatif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. AS hastalarında hastalık süresi ile BASMI arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. AS hastalarında birinci ventilatuar eşikte elde edilen VO2max (ml/dk/kg) ile BASDAI ve BASFI arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. AS hastalarında BASDAI istirahatte elde edilen VO2 (ml/dk/kg) değeri ile negatif korelasyon göstermiştir. AS hastalarında BASMI FEV1 ile negatif korelasyon gösterirken, BASDAI ise FEF25, FEF50 ve FEF 25-75 ile negatif korelasyon göstermiştir. Sonuç: KPET ölçümlerine göre sağlıklı kontrollerde AS hastalarına göre birçok parametrede daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Aerobik kapasiteyi yansıtan VO2 max değeri AS hastalarında sağlıklı kontrollere göre belirgin olarak düşük tespit edilmiştir. AS hastalarında aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyonlarında görülen bu azalmanın sebebi hastalığın kardiyovasküler, pulmoner ve kas iskelet sistemi başta olmak üzere çeşitli organ sistemlerinde yaptığı tutulumdur. AS hastalarında cinsiyetin aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyonlarını etkileyen önemli bir faktör olduğu bulunmuştur. AS'de sigara içme durumunun aerobik egzersiz kapasitesi ölçüm parametreleri üzerine etkili olduğu tespit edilmiştir. Hastalık aktivitesi ve fonsiyonel durumun aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyonları üzerine etkili bir parametre olmadığı görülmüştür. AS'de hasta yaşının aerobik kapasiteyi ysnsıtan VO2max değeri ile negatif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. Ankilozan spondilitte aerobik fiziksel performansı etkileyen faktörleri belirlemek ve aerobik fiziksel performansı geliştirmek için yapılması gerekenleri saptamak amacıyla daha fazla sayıda çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, aerobik kapasite, fiziksel performans, kardiyopulmoner egzersiz testi, pulmoner fonksiyon
Irak ankilozan spondilitli hastalarda HLA-B27 ve D3 vitamin seviyesi arasındaki ilişki
Ankilozan spondilit aksiyal iskeleti, özellikle sakroiliak eklemleri etkileyen bir artrit türüdür. D vitamini, kalsiyum ve fosfat dengesinde, kemik yapım ve rezorbsiyonunda rolü olan bir sekosteroid hormon olarak kabul edilir. ERAP2 geninin SNP'si (rs2910686), ankilozan spondilit 'in duyarlılığı ile ilişkili fonksiyonel olarak önemli bir gen olarak kabul edilir. Ayrıca HLA-B27 molekülünün genetik varyasyonu ve ERAP1 ve ERAP2 gibi antijen işleme bileşenlerinin, başlatma ve devam etmede rolü vardır. D vitamininin vücut üzerinde immünosupresif bir etkiye sahip olduğu ve otoimmün hastalıklardaki rolü uzun zamandır bilinmektedir. Bu tez çalışmasında IRAK'taki ankilozan spondilit hastalarındaki D3 vitamin seviyesinin hastalık üzerinde etkili olan HLA-B27 geninin varlığı, kontrolü arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlamıştır. Ayrıca ankilozan spondilitde bağışıklık ve inflamasyon faktörleri arasındaki etkileşimde D vitamininin rolü analiz edilmiş olup HLA-27B pozitif ankilozan spondilit hastalarında D3 düzeyi ile kontrolü arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Romatoid artrit, skleroderma ve ankilozan spondilitli hastalarda D vitamin düzeyinin hastalık aktivasyonu ile ilişkisi
Amaç: 25 (OH) Vitamin D3 düşüklüğünün Romatoid Artrit, Behçet Hastalığı, SLE, Tip I Diyabet, Multiple Skleroz gibi otoimmün hastalıklarda hastalık aktivasyonuyla ve bu hastalıkların oluşum riskinde artışla ilişkili olduğuna dair çalışma mevcut olmakla beraber tartışmalar devam etmektedir. RA, Skleroderma ve Ankilozan Spondilitli hastalarda Vitamin D düzeyinin hastalık aktivasyonu ile ilişkisini ortaya koymak amacıyla bu çalışma yapıldı.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya prospektif, 49 romatoid artrit?li, 43 ankilozan spondilit?li, 62 sklerodermalı hasta ile romatolojik ve metabolik kemik hastalığı bulunmayan 52 sağlıklı katılımcı alındı. Hastalık aktivasyon kriteri olarak RA?da DAS 28 skoru, AS?de BASDAİ ve sklerodermada Valentini kriterleri esas alındı. İstatistiksel analiz ayrıca RA?da düşük, orta ve yüksek aktiviteli, AS?de düşük ve yüksek aktiviteli, sklerodermada remisyonda ve aktif hastalık gruplarında değerlendirildi. Tüm katılımcıların 25 (OH) Vitamin D3 düzeyleri HPLC( high-pressure liquid chromatography) yöntemiyle ölçüldü. Serum vitamin D düzeyleri, 10ng/ml?nin altındaVitamin D eksikliği, 10-30ng/ml arasında Vitamin D yetersizliği, 30ng/ml?nin üzerindeyeterli olarak gruplandırıldı. ESR, CRP, rutin biyokimyasal tetkikler tüm hastalarda değerlendirildi. Sklerodermalı hastalarda ayrıca ANA, Anti Scl-70, ACA bakıldı. EKO ile PAB, SFT ile DLCO, FEV1, FVC ve HRCT ile akciğer bulguları, endoskopi ile de GİS bulguları değerlendirildi. Bulgular: RA?lı hastaların %26,5?inde Vitamin D eksikliği, %63,3?ünde vitamin D yetersizliği; sklerodermalı hastaların %50?sinde Vitamin D eksikliği, %46,8?inde vitamin D yetersizliği; AS?li hastaların %14?ünde Vitamin D eksikliği, %60,4?ünde vitamin D yetersizliği; kontrol grubunun %7,7?sinde Vitamin D eksikliği, %88,5?inde vitamin D yetersizliği saptandı. AS?li ve RA?lı hastalar kontrol grubu ile Vitamin D ortalamaları yönünden karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmadı. DAS 28 ile Vitamin D arasında ters korelasyon olmasına rağmen anlamlı bulunmadı ( r = - 0,246, p=0,088). Sklerodermalı hastaların kontrol grubuna göre vitamin D ortalamaları anlamlı olarak daha düşük saptandı (p=0,003). Sklerodermada aktif hastalığı olanların Vitamin D düzeyleri remisyonda hastalığı olanlara göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,0001). Bununla birlikte Vitamin D eksikliği olan grupla, Vitamin D yetersizliği ve vitamin D düzeyleri normal olan gruplar karşılaştırıldığında Vitamin D eksikliği olan grupta, Valentini skorları anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,0001). Sklerodermalı hastalarda hastalık aktivasyonu ve Vitamin D düzeyleri arasında negatif yönde güçlü düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı. Lineer regresyon analizinde iseValentini değerleri yükseldikçe Vitamin D düzeylerinin anlamlı olarak düştüğü gözlendi ( %95 Cl [-5,110- -2,112], t= -4,852, p<0,0001). AS?de yüksek aktiviteli hastalar düşük aktiviteli hastalar ile karşılaştırıldığında yüksek aktiviteli hastaların 25 (OH) Vitamin D ortalamaları anlamlı olarak daha düşük saptandı (p=0,008). 25 (OH) Vitamin D XIIIdüzeyleri ile BASDAİ arasında negatif yönde güçlü düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı (r = -0,507, p<0,001 ). Lineer regresyon analizinde BASDAİ değeri yükseldikçe D vitamini düzeyinin anlamlı şekilde düştüğü saptandı(%95 Cl [ -4,635- -0,371 ], t= -2,374 p=0,023). RA?lı hastalarda Vitamin D ve CRP düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyon saptandı (r = -0,334, p=0,019).Sonuç: Tüm gruplarda düşük düzeylerde serum 25 (OH) vitamin D seviyeleri bulundu. Bu çalışmada AS ve Sklerodermalı hastalarda serum 25 (OH) Vitamin D düzeyleri ve hastalık aktivasyonları arasında ters korelasyon bulundu. Serum 25 (OH) Vitamin D düzeyleri ile RA hastalık aktivasyonu arasında bir ilişki bulunamadı. Anahtar Kelimeler: Romatoid Artrit, Skleroderma, Vitamin D, DAS28, Valentini, BASDA