Spondilit-ankilozan

92 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit tanılı hastalarda hastalık aktivitesi, yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete ile internetten hastalıkları araştırma motivasyonlarının değerlendirilmesi

Ankilozan spondilit (AS); genç yetişkinlerde görülen özellikle sakroiliak eklemlerle birlikte aksiyal omurgayı etkileyen, etyolojisi tam olarak bilinmeyen, periferik eklem tutulum ve eklem dışı klinik bulguların da eşlik edebildiği, kronik, inflamatuar bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı AS' li hastalarda hastalık aktivitesi, depresyon, anksiyete ve yaşam kalitesi ile internetten hastalıkları araştırma motivasyonları arasındaki ilişkinin araştırılıp değerlendirilmesidir. Çalışmamıza Bursa Uludağ Üniversitesi Romatoloji Polikliniği'nde AS tanısıyla takip edilen 120 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılar bir kez kesitesel olarak görüldü; Sosyodemografik Veri Formu, Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Ölçeği (ASQoL), Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A), Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HAM-D), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel Ölçeği (BASFI), Ankilozan Spondilit Tanılı Hastalarda Hastalıklarını İnternetten Araştırma Motivasyonu Değerlendirme Formu (ASHİAM) ile değerlendirildi. Çalışmada internet üzerinde hastalıkla ilgili araştırma yapan AS hastalarının yapmayanlara göre yaşlarının daha düşük olduğu, HAM-D skorlarının daha yüksek olduğu, ailelerinde psikiyatrik tanı alan bireylerin daha fazla bulunduğu görüldü. Hastalık süresi, yaş, CRP, ESH düzeyleri ile BASFI düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu görüldü. ASHİAM alt boyutları ile hastalık başlangıç yaşı, ASQOL, BASDAI değerleriyle pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki içinde olduğu görüldü. İnternetten haftada toplam araştırma süresi ile HAM-A, HAM-D, ASQOL, BASDAI, BASFI düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu görüldü. AS hastalarının internetten araştırma yapmalarının hastalık aktiviteleri, yaşam kaliteleri, psikolojik durumları üzerine olumlu ve olumsuz etkileri olduğu görülmüştür. Hastaların yönetimi açısından bu konunun önemini açığa çıkaracak bir çalışma olup, hastaların yönetiminde internetten araştırma faktörünün önemini ortaya çıkaracak daha fazla çalışmaya öncülük etmesi beklenmektedir.

AnksiyeteDepresyonHastalık şiddeti+6
Onur Alp Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitte mikrobiyata ilişkili mediatör düzeyi ve hastalık aktivitesiyle ilişkisi

Ankilozan Spondilit (AS), aksiyel iskeleti etkileyen, karakteristik inflamatuvar bel ağrısına neden olan, yapısal ve fonksiyonel bozukluklara yol açabilen yaygın bir inflamatuvar romatizmal hastalıktır. Spinal ossifikasyon, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesinin azalmasına neden olabilir. Bağırsak mikrobiyatasının,birçok hastalığın gelişmesinde önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu çalışmada, bağırsak mikrobiyata belirteçleri ve klinik parametrelerle ilişkisi, ilaç tedavilerinin bağırsak mikrobiyata belirteçleri üzerine etkisi araştırıldı. Bu çalışmaya en az 2 yıldır tanı almış olan, 18- 65 yaş arası 76 AS hastası (38 anti TNF alan-38 NSAI) ve yaş ve cinsiyet dağılımı uyumlu 38 sağlıklı gönüllü alındı. Hasta ve gönüllülerde, detaylı klinik değerlendirmeler yapıldı. Eritrosit sedimantasyon Hızı (ESR) ve C-Reaktif Protein (CRP), hasta grubunda ayrıca BASDAI ve BASFI skorları kaydedildi. Serum örneklerinde CD14, CTLA4, CXC16, LPS ve TLR4 düzeyleri ELISA yöntemi kullanılarak ölçüldü. Anti TNF tedavisi ve NSAI tedavisi alan hastalar arasında BASDAI ve BASFI skorları karşılaştırıldığında NSAI hastalarında BASDAI ve BASFI skorlarının anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu (p˂0,05). CRP ve ESR düzeylerinin, anti-TNF tedavisi alan AS hastalarında NSAI tedavisi alan hastalara göre anlamlı derecede düşük olduğu bulundu (p˂0,05). Bağırsak mikrobiyata belirteçleri olarak CTLA4, CXC16, LPS ve TLR4 düzeyleri, NSAI tedavisi alan grupta, anti-TNF tedavisi alan ve sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p˂0,05). Bir başka belirteç olan CD14 düzeylerinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05).Yapılan çalışmalarda AS hastalarında bağırsak inflamasyonunun patogenezde önemli olduğu ve mikrobiyatadan etkilendiği belirtilmiştir. Bizim çalışmamızda, Anti-TNF tedavisi alan AS hastalarında CRP ve ESR düzeyleri ile hastalık aktivite skorlarının NSAI tedavisi alan gruba göre daha düşük vekontrol grubuyla benzerolduğu görüldü. Bu sonuçlar Anti-TNF tedavisinin AS'de inflamasyon ve mikrobiyata belirteçleri üzerine daha etkili olduğunu ortaya koydu. Bağırsak mikrobiyata beliteçlerinin, klinik ve inflamasyon belirteçleri ile ilişkisinin AS patogonezinde ve tedavinin vi izleminde gösterge olabileceği ve yeni tedavi stratejileri konusunda katkı sağlayabileceği düşüncesindeyiz.

Antiinflamatuar ajanlar-nonsteroidHastalık şiddeti indeksiMikrobiyota+3
Hasan M.h. Nasrallah Hasan M.h. Nasrallah
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spondiloartrit hastalarının egzersizin yararları hakkında farkındalıklarının ve egzersiz yapmalarına engel olan faktörlerin araştırılması

Amaçlar: Bu tezin amacı Spondiloartrit (SpA) hastalarının fizik aktivite düzeyini ve egzersizden algıladığı yarar ve engelleri belirlemek ve bunları toplum kontrolleriyle kıyaslamaktır. İkinci amaç SpA hastalarında egzersizden algılanan yarar ve engellerle demografik özellikler, ilaçlar, hastalık aktivitesi, işlevsellik, mobilite, psikolojik durum, yaşam kalitesi ve eşlik eden hastalıkların ilişkisini araştırmaktır. Hastalar ve yöntemler: Bu kesitsel çalışmaya Uluslararası Spondiloartrit Değerlendirme Topluluğu (ASAS) kriterlerini karşılayan SpA hastaları ve toplum kontrolleri alındı. Egzersiz algısı Egzersiz Yarar Engel Ölçeği (EBBS) ile değerlendirildi. Fizik aktivite düzeyi Uluslararası Fizik Aktivite Ölçeği-Kısa Form (IPAQ-S) ile belirlendi. Sıklıkla belirtilen egzersiz tipleri ve geçen hafta egzersiz yapma süreleri sorgulandı. Katılımcılar yorgunluk, psikolojik durum ve yaşam kalitesini değerlendiren anketler doldurdu. Hastalar ayrıca hastalık aktivitesi, işlevsellik ve mobilite açısından sorgulandı. Hastalık parametreleri ile egzersizden algılanan yarar ve engellerin korelasyonları analiz edildi. Bulgular: İki yüz hasta (118 erkek, 82 kadın) ve 100 kontrol (50 erkek, 50 kadın) çalışmaya alındı. "Egzersiz beni yoruyor" ve "Egzersiz çok fazla zamanımı alır" gibi bazı engel ifadelerine hastalar kontrollere göre daha çok katıldı. Hastaların hastalık aktiviteleri, fonksiyonellik ve mobilite skorları, yorgunluk, psikolojik durumları ve yaşam kalitesi kötüleştikçe egzersize karşı algıladıkları engeller arttı. Hasta ve kontrollerin fizik aktivite düzeyleri ve yürüyüş süreleri benzerdi. Hastalar germe egzersizleri, kontroller aerobik egzersizler için daha çok zaman harcıyordu. Hastaların fizik aktivite düzeyi ile hastalık aktivitesi arasında bir korelasyon saptanmadı. Hastaların psikolojik durumları ve yaşam kalitesinde kötüleşme ve vücut kitle indekslerinde artış, fizik aktivite düzeylerinde azalma ile ilişkiliydi. Sonuçlar: Hastaların hastalık parametreleri kötüleştikçe egzersize daha çok engel bildirmektedir. SpA hastalarının egzersiz yapma alışkanlığını arttırmak için hekimler hastaların kişisel olarak egzersiz için bildirdiği engellere odaklanmalıdır.

ArtritEgzersizMotivasyon+2
Kevser Gümüşsu
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit, ankilozan spondilit ve psöriatik artrit hastalarının tırnak bulgularının klinik ve dermoskopik olarak değerlendirilmesi ve psöriasis hastaları ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Psoriasis immün aracılı mekanizma ile oluşan kronik inflamatuvar (IMID grubu) bir hastalıktır ve psoriatik artrit, psoriasisin en sık görülen komorbiditesidir. Romatoid artrit (RA) ve Ankilozan Spondilit (AS) de IMID grubuna dahil olan ve psoriatik artrit ile klinik benzerlikleri bulunan hastalıklardır. Tırnak tutulumu psoriasis ve özellikle de psoriatik artrit için özel önem taşır. Tırnağın eklem sisteminin bir uç parçası olarak görülmesiyle birlikte RA ve AS gibi hastalıklarda da tırnak lezyonlarının görülebileceği düşünülmüştür. Bu çalışmada, RA ve AS hastalarında tırnak değişikliklerini araştırmayı ve psoriasis ile psoriatik artrit hastalarında görülen zengin tırnak bulguları ile karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 1.11.2020 ve 1.11.2021 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 25'er eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastası ile Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 25'er romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastası dahil edildi. Hastaların el tırnakları muayene edildi ve her elden ikişer tırnak ve çevresinin dermoskopik görüntüleri kaydedildi. Hastaların demografik ve klinik özelliklerinin yanında gözle görülen ve dermoskopik tırnak bulguları kaydedildi. Bulgular: Hastaların 35'i erkek, 65'i kadındı. Yaş ortalaması 43.59 ±12.69'di. Eklem tutulumu olan ve olmayan psoriasis hastaları arasında PASI ve NAPSI ortalamalarında fark bulunmadı (sırasıyla p=0.382, p=0.734). Psoriasis hastalarında hastalık süresi arttıkça NAPSI skoru da korele olarak artıyordu (p=0.02). Eklem tutulumu olmayan psoriasis hastalarında gözle görülebilen en sık tırnak bulgusu onikoliz (%88, n=22) ve yüksük tırnak (pitting) (%88, n=22) iken PsA hastalarında da bulgular benzerdi (onikoliz: %88, n=22; pitting: %80, n=20). Ankilozan spondilit grubunda en sık saptanan tırnak bulgusu ise (%56, n=14) lökonişi iken romatoid artrit grubunda en sık görülen tırnak bulgusu (%48, n=12) tırnakta dikey çizgilenme-trakinoişiydi. Lökonişi ve yatay çizgilenme-çöküklük bulgularında gruplar arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p= 0.56, p=0.05). Dermoskopide; Ps, PsA, RA ve AS hastalarında proksimal tırnak kıvrımında çok sıralı kapiller damarlanma sık görüldü. Megakapiller (%32, n=8), mikrohemorajik odak (%32, n=8), düzensiz, üst üste binmiş damar görünümü (%48, n=12) en çok ankilozan spondilit hastalarında görülürken; çarpık, dallanmış, morumsu damarlanma en çok (%20, n=5) romatoid artrit hastalarında saptandı. Psoriasis hastalarında (Ps: %76, n=19; PsA: %84, n=21) seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma daha fazla görülürken (p<0.001), romatoid artrit hastalarında (%64, n=6) paralel kümelenmiş damarlar-kısa lineer damarlar daha fazla saptandı (p=0.01). Yine psödofiber işareti en çok PsA hastalarında görüldü (p=0.04). Sonuç: IMID grubu hastalıklarda patogenezdeki inflamasyon ve vasküler değişiklikler nedeniyle tırnak bulguları sık görülebilir ancak yine de RA ve AS hastalarında psoriasis hastalarındaki kadar zengin tırnak bulguları saptanmamıştır. Yüksük tırnak (pitting), onikoliz, splinter hemoraji ve subungual hiperkeratoz psoriasis tırnağında sık görülürken; lökonişi ve yatay çöküklük hastalığa özgün bulunmamıştır. Proksimal tırnak kıvrımında seyrek veya yaygın kümelenmiş noktasal damarlanma psoriasis tırnağını; paralel kümelenmiş, kısa lineer damarlanma ile düzensiz, dallanmış, morumsu damarlanma ise RA tırnağını düşündürebilir. Sonuç olarak; IMID grubu hastalıkların özellikle erken dönemde ayrımlarında dermatolojik muayene, detaylı tırnak muayanesi ve tırnak dermoskopisi büyük önem taşır.

Artrit-psoriatikArtrit-romatoidDermoskopi+4
Begüm Güneş
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında fiziksel performansın kardiyopulmoner egzersiz testi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Ankilozan Spondilit (AS) hastalarında aerobik fiziksel performansı kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET) ile değerlendirmek, aerobik fiziksel performansın hastalık ilişkili değişkenlerle arasındaki ilişkiyi belirlemek ve sağlıklı kontrollerle olan farklılıkları saptamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya modifiye New York Kriterlerine göre AS tanısı almış, 18-65 yaş aralığında, 40 hasta ve 44 sağlıklı kontrol dahil edildi. Eforlu egzersiz yapmasına engel olabilecek deformitesi olan, bilinen kardiyak ya da solunum sistemi hastalığı olan, sistemik organ tutulumu olan, nörolojik hastalığı bulunan, hipertansiyonu olan ve çalışmaya katılmak istemeyen kişiler çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışmaya alınan katılımcıların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, mesleki durum, sigara kullanımı, egzersiz alışkanlığı, hastalık süresi, medikasyon durumu, steroid olmayan anti-inflamatuvar ilaç (SOAİİ) ve Biyolojik ilaç kullanım durumu kaydedildi. Her hastanın sabah tutukluğu süresi sorgulandı. İnflamasyon durumunu değerlendirmek amacıyla akut faz reaktanları (Eritrosit sedimentasyon hızı (ESR), C-reaktif protein (CRP)) kaydedildi. AS'li hastaların iyilik hali üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla hasta ve hekim global değerlendirme skoru kullanıldı. AS hastalarının ve kontrol grubunun aksiyel ve periferik eklem mobilitesini değerlendirmek amacıyla el parmak zemin mesafesi, tragus duvar mesafesi, oksiput duvar mesafesi, ağız açıklığı, modifiye schober testi, intermalleolar mesafe, lomber lateral fleksiyon, servikal rotasyon derecesi, çene manibrium mesafesi ve göğüs ekspansiyonu ölçümleri yapıldı. AS hastalarında hastalık aktivitesini değerlendirmek için Bath AS hastalık aktivitesi ölçeğinden (BASDAI), fonksiyonel durumu değerlendirmek için Bath AS fonksiyonel indeksinden (BASFI) ve aksiyel iskelet mobilitesini değerlendirmek için Bath AS metroloji indeksinden (BASMI) yararlanıldı. Hastaların yaşam kalitesi kısa form-36 (SF-36) ile değerlendirildi. Tüm katılımcılara fiziksel performansı belirlemek amacıyla KPET uygulandı. Katılımcılara KPET öncesinde solunum fonksiyon testi (SFT) yapıldı. KPET katılımcılara Cortex Metalyzer 3B (MPU31-105) ve Sprintex Callis Z 6000 cihazı ile koşu bandı üzerinde Bruce protokolü kullanılarak uygulandı. KPET sırasında maksimum kalp atım hızı (HR), maksimum VO2 değeri (ml/dk/kg), solunum değişim oranı (RER), VO2/HR (oksijen nabzı), maksimum süre, test sırasında ulaşılan maksimum hız (km/saat), G, VE/VO2, VE/VCO2, VT, VT, VD/VT, VE, BF, BR, PaCO2, PetCO2, VO2/kg, VO2 %norm değerleri kayıt edildi. Spirometrik değerlendirme ile zorlu vital kapasite (FVC), 1.saniyedeki zorlu ekspiratuar hacim (FEV1), FEV1/FVC, zirve ekspiratuar akım hızı (PEF), vital kapasitenin %25-%75 arasındaki zorlu ekspiratuar akım (FEF 25-75) ölçüm değerleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya katılan AS hastalarının yaş ortalaması 34.9±9.9 iken kontrol grubunun yaş ortalaması 34.4±10.3 idi. İki grubun yaş ortalaması birbirine benzerdi. İki grubun sosyodemografik özelliklerine ait veriler karşılaştırıldığında ilaç kullanımı, SOAİİ kullanımı ve biyolojik tedavi AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti. Bunun dışında diğer sosyodemografik veriler açısından iki grup arasında anlamlı fark gözlenmedi. Tragus-duvar mesafesi ve oksiput-duvar mesafesi AS grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek tespit edilirken(p<0.05); intermalleolar mesafe ve lomber lateral fleksiyon ölçümleri AS grubunda kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur(p<0.05). Zirve kardiyovasküler yanıtta elde edilen VO2, VO2%, VO2/kg, TVO2, T, VT değerleri AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunurken. (p<0.05) ; birinci ventilatuar eşikte elde edilen VO2VT1 ve VO2VT1/kg değerleri AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05) İstirahat halinde elde edilen VT, BR% değerleri ise kontrol grubunda AS hastalarına göre anlamlı olarak daha yüksek tespit edilmiştir (p<0.05). FVC, FEV1 ve PEF değerleri AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). AS hastalarında KPET ve SFT'de elde edilen sonuçlar erkek cinsiyette kadın cinsiyete kıyasla daha yüksek bulunmuştur. AS hastalarında sigara içen grupta istirahatta elde edilen tidal volüm ve birinci ventilatuar eşikte elde edilen VO2(ml/dk/kg) değeri sigara içmeyen gruba göre daha yüksek bulunmuştur. AS hastalarında SOAİİ kullanımı olmayanlarda istirahatte elde edilen kalp atım hızı SOAİİ kullananlara kıyasla daha yüksek bulunmuştur. AS hastalarında yaşın zirve kardiyovasküler yanıtta elde edilen VO2 (ml/dk/kg), maksimum kalp atım hızı ve RER ile ve istirahatte elde edilen VO2 L/dk ve VO2 (ml/dk/kg) ile negatif korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Yaş ile total süre arasında pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Yaşın AS hastalarında FEV1 ve FVC değerleri ile negatif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. AS hastalarında hastalık süresi ile BASMI arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. AS hastalarında birinci ventilatuar eşikte elde edilen VO2max (ml/dk/kg) ile BASDAI ve BASFI arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. AS hastalarında BASDAI istirahatte elde edilen VO2 (ml/dk/kg) değeri ile negatif korelasyon göstermiştir. AS hastalarında BASMI FEV1 ile negatif korelasyon gösterirken, BASDAI ise FEF25, FEF50 ve FEF 25-75 ile negatif korelasyon göstermiştir. Sonuç: KPET ölçümlerine göre sağlıklı kontrollerde AS hastalarına göre birçok parametrede daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Aerobik kapasiteyi yansıtan VO2 max değeri AS hastalarında sağlıklı kontrollere göre belirgin olarak düşük tespit edilmiştir. AS hastalarında aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyonlarında görülen bu azalmanın sebebi hastalığın kardiyovasküler, pulmoner ve kas iskelet sistemi başta olmak üzere çeşitli organ sistemlerinde yaptığı tutulumdur. AS hastalarında cinsiyetin aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyonlarını etkileyen önemli bir faktör olduğu bulunmuştur. AS'de sigara içme durumunun aerobik egzersiz kapasitesi ölçüm parametreleri üzerine etkili olduğu tespit edilmiştir. Hastalık aktivitesi ve fonsiyonel durumun aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyonları üzerine etkili bir parametre olmadığı görülmüştür. AS'de hasta yaşının aerobik kapasiteyi ysnsıtan VO2max değeri ile negatif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. Ankilozan spondilitte aerobik fiziksel performansı etkileyen faktörleri belirlemek ve aerobik fiziksel performansı geliştirmek için yapılması gerekenleri saptamak amacıyla daha fazla sayıda çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, aerobik kapasite, fiziksel performans, kardiyopulmoner egzersiz testi, pulmoner fonksiyon

Aerobik güçAkciğerEgzersiz+3
Safiye Sayılır
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Irak ankilozan spondilitli hastalarda HLA-B27 ve D3 vitamin seviyesi arasındaki ilişki

Ankilozan spondilit aksiyal iskeleti, özellikle sakroiliak eklemleri etkileyen bir artrit türüdür. D vitamini, kalsiyum ve fosfat dengesinde, kemik yapım ve rezorbsiyonunda rolü olan bir sekosteroid hormon olarak kabul edilir. ERAP2 geninin SNP'si (rs2910686), ankilozan spondilit 'in duyarlılığı ile ilişkili fonksiyonel olarak önemli bir gen olarak kabul edilir. Ayrıca HLA-B27 molekülünün genetik varyasyonu ve ERAP1 ve ERAP2 gibi antijen işleme bileşenlerinin, başlatma ve devam etmede rolü vardır. D vitamininin vücut üzerinde immünosupresif bir etkiye sahip olduğu ve otoimmün hastalıklardaki rolü uzun zamandır bilinmektedir. Bu tez çalışmasında IRAK'taki ankilozan spondilit hastalarındaki D3 vitamin seviyesinin hastalık üzerinde etkili olan HLA-B27 geninin varlığı, kontrolü arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlamıştır. Ayrıca ankilozan spondilitde bağışıklık ve inflamasyon faktörleri arasındaki etkileşimde D vitamininin rolü analiz edilmiş olup HLA-27B pozitif ankilozan spondilit hastalarında D3 düzeyi ile kontrolü arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Endoplazmik retikulumHLA B27 antijeniKolekalsiferol+2
Tuqa Abdulmahdı Mahmood Alsamaraey
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit, skleroderma ve ankilozan spondilitli hastalarda D vitamin düzeyinin hastalık aktivasyonu ile ilişkisi

Amaç: 25 (OH) Vitamin D3 düşüklüğünün Romatoid Artrit, Behçet Hastalığı, SLE, Tip I Diyabet, Multiple Skleroz gibi otoimmün hastalıklarda hastalık aktivasyonuyla ve bu hastalıkların oluşum riskinde artışla ilişkili olduğuna dair çalışma mevcut olmakla beraber tartışmalar devam etmektedir. RA, Skleroderma ve Ankilozan Spondilitli hastalarda Vitamin D düzeyinin hastalık aktivasyonu ile ilişkisini ortaya koymak amacıyla bu çalışma yapıldı.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya prospektif, 49 romatoid artrit?li, 43 ankilozan spondilit?li, 62 sklerodermalı hasta ile romatolojik ve metabolik kemik hastalığı bulunmayan 52 sağlıklı katılımcı alındı. Hastalık aktivasyon kriteri olarak RA?da DAS 28 skoru, AS?de BASDAİ ve sklerodermada Valentini kriterleri esas alındı. İstatistiksel analiz ayrıca RA?da düşük, orta ve yüksek aktiviteli, AS?de düşük ve yüksek aktiviteli, sklerodermada remisyonda ve aktif hastalık gruplarında değerlendirildi. Tüm katılımcıların 25 (OH) Vitamin D3 düzeyleri HPLC( high-pressure liquid chromatography) yöntemiyle ölçüldü. Serum vitamin D düzeyleri, 10ng/ml?nin altındaVitamin D eksikliği, 10-30ng/ml arasında Vitamin D yetersizliği, 30ng/ml?nin üzerindeyeterli olarak gruplandırıldı. ESR, CRP, rutin biyokimyasal tetkikler tüm hastalarda değerlendirildi. Sklerodermalı hastalarda ayrıca ANA, Anti Scl-70, ACA bakıldı. EKO ile PAB, SFT ile DLCO, FEV1, FVC ve HRCT ile akciğer bulguları, endoskopi ile de GİS bulguları değerlendirildi. Bulgular: RA?lı hastaların %26,5?inde Vitamin D eksikliği, %63,3?ünde vitamin D yetersizliği; sklerodermalı hastaların %50?sinde Vitamin D eksikliği, %46,8?inde vitamin D yetersizliği; AS?li hastaların %14?ünde Vitamin D eksikliği, %60,4?ünde vitamin D yetersizliği; kontrol grubunun %7,7?sinde Vitamin D eksikliği, %88,5?inde vitamin D yetersizliği saptandı. AS?li ve RA?lı hastalar kontrol grubu ile Vitamin D ortalamaları yönünden karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmadı. DAS 28 ile Vitamin D arasında ters korelasyon olmasına rağmen anlamlı bulunmadı ( r = - 0,246, p=0,088). Sklerodermalı hastaların kontrol grubuna göre vitamin D ortalamaları anlamlı olarak daha düşük saptandı (p=0,003). Sklerodermada aktif hastalığı olanların Vitamin D düzeyleri remisyonda hastalığı olanlara göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,0001). Bununla birlikte Vitamin D eksikliği olan grupla, Vitamin D yetersizliği ve vitamin D düzeyleri normal olan gruplar karşılaştırıldığında Vitamin D eksikliği olan grupta, Valentini skorları anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,0001). Sklerodermalı hastalarda hastalık aktivasyonu ve Vitamin D düzeyleri arasında negatif yönde güçlü düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı. Lineer regresyon analizinde iseValentini değerleri yükseldikçe Vitamin D düzeylerinin anlamlı olarak düştüğü gözlendi ( %95 Cl [-5,110- -2,112], t= -4,852, p<0,0001). AS?de yüksek aktiviteli hastalar düşük aktiviteli hastalar ile karşılaştırıldığında yüksek aktiviteli hastaların 25 (OH) Vitamin D ortalamaları anlamlı olarak daha düşük saptandı (p=0,008). 25 (OH) Vitamin D XIIIdüzeyleri ile BASDAİ arasında negatif yönde güçlü düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı (r = -0,507, p<0,001 ). Lineer regresyon analizinde BASDAİ değeri yükseldikçe D vitamini düzeyinin anlamlı şekilde düştüğü saptandı(%95 Cl [ -4,635- -0,371 ], t= -2,374 p=0,023). RA?lı hastalarda Vitamin D ve CRP düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyon saptandı (r = -0,334, p=0,019).Sonuç: Tüm gruplarda düşük düzeylerde serum 25 (OH) vitamin D seviyeleri bulundu. Bu çalışmada AS ve Sklerodermalı hastalarda serum 25 (OH) Vitamin D düzeyleri ve hastalık aktivasyonları arasında ters korelasyon bulundu. Serum 25 (OH) Vitamin D düzeyleri ile RA hastalık aktivasyonu arasında bir ilişki bulunamadı. Anahtar Kelimeler: Romatoid Artrit, Skleroderma, Vitamin D, DAS28, Valentini, BASDA

Artrit-romatoidSkleroderma-sistemikSpondilit-ankilozan+2
Özgür İhsan Varol
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit ve romatoid artrit hastalarında wingless/beta-catenin yolağı inhibitörlerinin düzeyi ve anti-TNF tedaviler ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmadaki öncelikli amacımız ankilozan spondilit (AS), romatoid artrit (RA) hastalarında ve sağlıklı kontrollerde Dickkopf-1 (dkk-1) ve sklerostinin düzeylerini karşılaştırmaktı. İkincil amacımız anti-tümör nekrozis faktör- (anti-TNF-) tedavilerinin serum dkk-1 ve sklerostinin serum düzeylerine olan etkisini değerlendirmekti. Son olarak dkk-1/sklerostin düzeyleri ile ankilozan spondilit hastalık aktivite skoru arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmamıza 70 AS (35 anti-TNF- tedavi alan, 35 anti-TNF- naive), 60 RA (30 anti-TNF- tedavi alan, 30 anti-TNF- naive) ve 31 sağlıklı kontrol alındı. Serum dkk-1, sklerostin, C-reaktif protein ve eritrosit sedimentasyon hızı ölçüldü. ASDAS, Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite Skoru (BASDAİ), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMİ), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFİ), Hastalık Aktivite Skoru-28 (DAS-28) hesaplandı. Radyografiler hasta bilgilerine körleştirilmiş deneyimli bir radyolog tarafından modifiye Stoke Ankilozan Spondilit Spinal Skoru (mSASSS) ve Sharp/van der Heijde yöntemlerine göre skorlandı. Bulgular: AS-anti-TNF- tedavi alan hastalarda BASMI ve mSASSS skorları AS- anti-TNF- naive hastalara göre anlamlı olarak yüksekti. AS ve RA hastalarında serum dkk-1 ve sklerostin düzeyleri sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede düşüktü. AS hastalarında dkk-1 düzeyleri ile ASDAS ve BASMİ arasında ters yönlü bir korelasyon vardı. Dkk-1 ve sklerostin düzeyleri ile mSASSS arasında korelasyon yoktu. AS hastalarında BASMİ skoru ile mSASSS arasında anlamlı bir korelasyon vardı. RA hastalarında dkk-1 düzeyleri ile lomber toplam, kalça toplam ve femur boyun kemik mineral yoğunluğu arasında ters yönlü bir korelasyon vardı. Sonuç: AS hastalarındaki dkk-1 düzeyleri ile BASMİ arasında ters yönlü bir korelasyon vardı, diğer yandan BASMİ ve mSASSS skorları arasında güçlü bir korelasyon vardı. Bu nedenle, bu bulgular ankilozan spondilit hastalarındaki düşük dkk-1 seviyelerinin yeni kemik oluşumunda rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, Dickkopf-1 (dkk-1), sklerostin, anti-TNF tedavi, yeni kemik oluşumu

Artrit-romatoidKateninKemik rejenerasyonu+6
Ahmet Akyol
Gaziantep University
2016
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında mevalonat kinaz gen polimorfizmlerinin araştırılması

Amaç: Ankilozan spondilit (AS), sıklıkla aksiyel iskelet sistemini tutan, kronik, progresif bir inflamatuar hastalıktır. Etyolojisi tam bilinmemekle birlikte genetik faktörler, AS gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Mevalonat kinaz (MVK) enzimi, kolesterol biyosentez yolağında yer alan bir enzimdir. MVK geni mutasyonları, Hiperimmünglobulinemi D ve periyodik ateş sendromu patogenezinden sorumlu tutulmaktadır. AS?de MVK gen polimorfizmleri daha önce araştırılmamıştır. Biz bu çalışmada, AS hastalarında MVK gen polimorfizmleri araştırarak, patogeneze katkısını ve klinik bulgulara etkisini bildirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışmaya 18 yaş üstü, 1984 Modifiye New York kriterlerini karşılayan ardışık, 32 erkek ve 19 kadın olmak üzere toplam 51AS hastası alındı. Kontrol olarak, SpA bulguları, sistemik otoimmün ve otoinflamatuar hastalık öyküsü olmayan, yaş ve cinsiyet uyumlu 31 erkek ve 21 kadın toplam 52 sağlıklı gönüllü birey alındı. Periyodik ateş semptomları sorgulandı. AS hastalarının spinal mobilite ölçümleri ve fizik muayenesi yapıldı. Hastaların eş zamanlı bakılan ESR ve CRP düzeyleri kaydedildi. Hastalar, BASDAI ve BASFI formunu doldurdu. AS hastalarının IgD düzeyi radial immünodifüzyon yöntemi ile çalışıldı. MVK gen analizi, periferik kan örneklerinden DNA?ları elde edilip PCR/sekans yöntemi ile çalışıldı. Kontrol ile AS hastaları arasında bu polimorfizmler açısından farklılıklar araştırıldı. Bulunan MVK geni polimorfizmlerinin, AS?in klinik bulguları ve tutulum şekillerine etkisi incelendi. Bulgular: 51 AS?li hastanın yaş ortalaması 37,31±10,297 yıl idi. 32?si (% 62,7) erkek ve 19?u (% 37,3) kadındı. Kontrol grubunun yaş ortalaması 33,81±12,367 yıldı. Birinci grup semptomatik olarak adlandırılan tek nükleotid polimorfizmlerinden, c.769-38 C>T heterozigot, c.769-7 T>G heterozigot, c.769-38 C>T homozigot, hasta ve kontrol grubunda sıklığı benzer bulundu (p=0,646). İkinci grup semptomatik olmayan tek nükleotid polimorfizmleri, AS hastalarında kontrole göre daha fazla bulundu (83/58), ancak bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Yeni bulunan tek nükleotid polimorfizmleri, AS hastalarından dördünde, I56V A>G heterozigot, E281D G>D heterozigot, V80I G>A heterozigot, C173Y G>A heterozigot olarak tespit edildi. Bu polimorfizmlere literatür taraması ve Infevers web sitesinde rastlanmadı. Tüm MVK gen polimorfizmleri değerlendirildiğinde, 36 (% 70,6) AS hastasında ve 33 (% 63,4) kontrol grubunda tek nükleotid polimorfizmleri vardı. Her iki grup arasında sıklık farkı anlamlı değildi (p>0,05). AS hastalarında MVK geni polimorfizmleri taşıyanlarla taşımayanlar arasında klinik bulgularda fark bulunmadı. Sonuç: AS hastalarında toplam MVK gen polimorfizm sıklığı sağlıklı kontrollerden daha fazla bulundu. Ancak, klinik bulgulara etkisi saptanmadı. Sağlıklı bireylerde de bulunan bu polimorfizmlerin, AS?de daha sık görülmelerin nedenini araştırmak ve klinik bulgulara etkisini incelemek için daha geniş çaplı hasta gruplarında ve farklı popülasyonlarda benzer çalışmalar tekrar edilmelidir. Bu çalışmada daha önce bildirilmeyen dört adet yeni tek nükleotid polimorfizmi bulunmuştur.

Ailevi akdeniz ateşiAnkilozAteş+5
Fatih Yıldız
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitli hastalarda kardiyovasküler işlevin brakial akım aracılı genişleme (Flow mediated vazodilatasyon) ve karotis intima media kalınlığı ölçümleri ile incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı ankilozan spondilit (AS)' li hastalarda vasküler endotel fonksiyonunun ve kardiyovasküler riskin non-invaziv testler olan akım aracılı vazodilatasyon (FMD), karotis arter intima media kalınlığı (KİMK) ölçümleri ve ekokardiyografik incelemelerle belirlenmesidir. Yöntem: Çalışmaya 55 AS hastası ve 36 sağlıklı gönüllü alındı. Açlık kan şekeri (AKŞ), total kolesterol, trigliserid, HDL kolesterol, LDL kolesterol, C-reaktif protein (CRP) ve eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) ölçümleri yapıldı. Hasta ve kontrollere elektrokardiyografi (EKG) çekildi. Ekokardiyografi ve ultrasonografi (USG) ile erken aterosklerozu değerlendirmede kullanılan KİMK tayini ve FMD tetkikleri yapıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 91 hastanın ortalama yaşı 43,1±12,0 yıl (medyan = 43, min. = 18, max. = 80) olarak hesaplanmıştır. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. AS hastalarının hastalık süresinin ortanca (medyan) değerinin 7 (1-28) yıl olduğu saptanmıştır. Kontrol grubunun ortanca ESH değeri 6 (2-14) mm/saat; AS grubunun ortanca ESH değeri 27 (2-89) mm/saat olarak bulunmuştur (p=0,0001). Kontrol grubunun ortanca CRP değeri 0,2 (0,1-3,0) mg/dl; AS grubunun ortanca CRP değeri 0,6 (0,14-27,0) mg/dl olarak bulunmuştur (p=0,0001). AS grubunun düzeltilmiş QT zamanı (cQT) ortalama değerinin kontrol grubuna oranla daha yüksek olduğu saptanmıştır (Kontrol: 369,7±29,9 msn, AS: 386,2±27,7 msn; p=0,012). AS grubunun diyastol sonu çapı ortalama değerinin kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha fazla olduğu saptanmıştır (Kontrol: 46,1±3,9 mm, AS: 48,5±3,5 mm; p=0,002). AS grubunun sistol sonu çapı ortalama değerinin kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha fazla olduğu saptanmıştır (Kontrol: 27,1±3,6 mm, AS: 29,3±3,5 mm; p=0,005). AS grubunda sol ventrikül diastolik disfonksiyon (SVDD) varlığı kontrol grubundaki SVDD varlığına oranla daha fazla bulunmuştur. Mitral yetmezlik (MY) varlığı açısından karşılaştırıldığında kontrol grubunun % 5,7' sinde MY varken; AS grubunun % 29,1' inde MY varlığı tespit edilmiştir (p=0,006). FMD incelemesinde manşon indirildikten sonraki diyastol çapı ölçüm sonuçları incelendiğinde. AS grubunun ortalama değerinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptanmıştır (AS: 34,7±4,9 mm, Kontrol: 39,9±7,3 mm ; p=0,0001). AS grubunun manşon indirildikten sonraki brakial arter akım hızı ortanca değerinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptanmıştır (AS: 104 cm/sn (65-186,8), Kontrol: 129 cm/sn (55-220); p=0,0001). KİMK incelendiğinde, kontrol grubunda ortanca KİMK değeri 0,7 mm (0,5-1,1); AS grubunda ortanca KİMK değeri 0,9 mm (0,5-1,5) olarak saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları AS hastalarında endotel disfonksiyonu olduğunu ve erken ateroskleroz gelişiminin varlığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, ateroskleroz, ultrasonografi, endotel, akım aracılı dilatasyon, karotis intima media kalınlığı

AterosklerozDilatasyonEndotelyum+5
Gül İlayda Berk Bozdoğan
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spondiloartritlerde mannoz bağlayıcı lektin gen polimorfizminin sıklığının ve hastalığın klinik özellikleri ile ilişkisinin araştırılması

Amaç: Spondiloartropatilerin (SPA) patogenezinde genetik ve çevresel faktörlerin rol oynadığı bilinmektedir. Kollektin ailesinin bir üyesi olan mannoz bağlayıcı lektin (MBL), doğal immün sistemin önemli bir parçasıdır. MBL eksikliğinde enfeksiyonlara yatkınlık artmaktadır. MBL genindeki birçok varyant MBL eksikliği ile sonuçlanmaktadır. MBL gen polimorfizminin ve MBL eksikliğinin çok sayıda otoimmün ve inflamatuar hastalıklarla ilişkisi gösterilmiştir. MBL seviyesi yada MBL gen polimorfizm ile SPA arasındaki ilişki daha önce birkaç küçük çalışmada araştırılmıştır. Bu çalışmada Türk hastalarda SPA gelişiminde MBL geninin rolünü değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 132 tane SPA hastası (75 kadın, 57 erkek, ortalama yaş: 43,0±12,4) ve 87 tane sağlıklı kontrol grubu (58 kadın, 29 erkek, ortalama yaş: 40,3±13,4) alındı. SPA hastalarından 89 tanesi ankilozan spondilit (AS), 43 tanesi ankilozan spondilit dışı SPA (ASD-SPA) hastasıydı. MBL geninin birinci ekzonunda bulunan kodon 52, 54 ve 57'deki polimorfizmleri araştırmak için sekanslama yöntemi kullanıldı. MBL gen polimorfizm ile hastalık ilişkisinin ve SPA hastalarının klinik özellikleri ile olan ilişkisi SPSS versiyon 23.0 programı ile analiz edildi. Bulgular: Hasta ve sağlıklı grup arasında G54D G>A polimorfizmi arasında anlamlı fark yoktu (p=0,291). R52C C>T ve G57E G>A polimorfizm sıklığı hastalarda sağlıklı gruba göre belirgin derecede yüksek bulundu (p=0,019 ve p=0,001 sırası ile). ASD-SPA hastalarında R52C C>T ve G57E G>A polimorfizmi (p=0,004 ve p=0,000 sırası ile) anlamlı bulunurken, AS hastalarında sadece G57E G>A polimorfizmi (p=0,113 ve 0,014 sırası ile) sağlıklı gruba göre anlamlı bulundu. MBL polimorfizm ile AS hastaları ve ASD-SPA hastalarının klinik özellikleri arasında bir ilişki bulunmadı. Daha önceki yapılan bir çalışmada ankilozan spondilitli Güney Kore hastalarında, MBL genin haplotip polimorfizm ile hastalık arasında bir ilişki bulunmuş. Bizim çalışmamız, MBL gen polimorfizmi ile SPA ilişkisini gösteren Türkiye'de yapılan ilk ve tek çalışmadır. Sonuç: Göreceli olarak düşük sayıda örnekle yapılan çalışmamızda R52C C>T ve G57E G>A polimorfizmi Türk SPA hastalarında belirgin derecede yüksek bulundu. Bu yüzden MBL gen polimorfizminin hastalığa yatkınlık açısından ilişkili olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler:Spondiloartropati, Mannoz bağlayıcı lektin gen polimorfizm, Ankilozan spondilit

ArtritGenlerLektinler+3
Alper Yıldırım
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında cd74 düzeyi ve mif gen polimorfizminin klinik özellikler ile ilişkisinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmadaki öncelikli amacımız ankilozan spondilit (AS) hastalarında ve sağlıklı kontrollerde CD 74 antijen düzeylerini karşılaştırmaktı. İkincil amacımız AS hastalarında ve kontrol grubunda Makrofaj Migrasyon İnhibitör Faktör (MIF) 173 G/C polimorfizmlerinin dağılımını incelemekti. Son olarak CD 74 antijen seviyeleri ile MIF 173 G/C polimorfizmi arasında ilişki varlığını ortaya koymayı amaçladık. Yöntem: Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı/Romatoloji polikliniğine başvuran 79 AS ve 82 sağlıklı kan vericisi dahil edildi. Hastaların klinik ve demografik özellikleri sorgulanıp, kaydedildi. Hasta ve kontrol grubunda ELİSA yöntemi ile CD 74 düzeyi ve MIF 173 G/C polimorfizmi araştırıldı. Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite Skoru (BASDAİ), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMİ), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFİ), Bath Ankilozan Spondilit Radyolojik İndeksi (BASRİ), gece ve gündüz Vizüel Analog Skalası (VAS) ve Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Ölçeği (ASQoL) skorları hesaplanıp kaydedildi. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi arasında anlamlı fark saptanmadı. AS hastalarında kontrol grubuna göre CD 74 antijen seviyeleri anlamlı derecede düşüktü. Çalışma popülasyonumuzdaki hasta grubundaki bireylerin CD74 medyanı 1,17(0,93-2,1), kontrol grubundakilere göre 2,16(1,6-4,41) anlamlı düzeyde daha düşüktü. CD 74 antijen seviyeleri ile BASDAİ, BASMİ, BASFİ, BASRİ, VAS ve ASQoL skorları arasında korelasyon yoktu. AS hastalarında C alleli bulunduran hasta sayısı kontrol grubuna oranla daha fazlaydı ancak istatiksel anlamlı fark yoktu. Genotip türleri ile BASDAİ, BASMİ, BASFİ, BASRİ, VAS ve ASQoL skorları arasında korelasyon yoktu. Hasta grubundaki bireylerin HLA B-27 durumu ve genotip türlerine göre CD74 medyanları karşılaştırıldığında, farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı. Sonuç: AS hastalarında CD 74 antijen seviyeleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu. Bu CD 74' ün AS tanısında kullanılabilecek bir parametre olduğunu düşündürmektedir. MIF 173 G/C polimorfizmlerden C alleli sıklığının hasta grubunda daha fazla olmasına rağmen istatiksel anlamlı fark izlenmedi ayrıca CD 74 antijen seviyeleri ile polimorfizmler arasında anlamlı ilişki bulunamadı.

AntijenlerAntijenler-CDGenler+2
Mazlum Serdar Akaltun
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitli hastalarda demir eksikliği anemisi araştırılması

Amaç: Ankilozan spondilit (AS), ön planda aksiyel iskelet sistemini tutan kronik inflamasyonla seyreden bir hastalıktır. Ankilozan spondilitli hastalarda subklinik intestinal inflamasyon görülür. AS'li hastaların % 50-60'ında asemptomatik ileal ve kolonik mukozal inflamasyon; % 5-10'unda inflamatuar barsak hastalığı (IBH) oluşur ve IBH'lı hastaların % 4-10 kadarında AS ile eşlik eden bulgular bulunur. Tedavide kullanılan NSAİİ lerin peptik ve duodenal ülserlere; bunların da demir eksikliği anemisine (DEA) sebep olduğu bilinmektedir. AS li hastalarda kronik hastalık anemisi ilişkisi iyi bilinmektedir. Ancak literatürde, AS li hastalarda DEA ile ilişkili herhangi bir çalışma mevcut değildir. Bu tezde ilk defa AS li hastalarda DEA sıklığı değerlendirilerek, etiyolojiye yönelik etkenler araştırılacaktır. Böylelikle AS li hastalarda demir eksikliği anemisinin değerlendirilmesinin önemi vurgulanacaktır Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Romatoloji Kliniği'nde takipli, Modifiye 2012 ASAS/EULAR kriterlerini karşılayan AS tanılı 94 hasta çalışmaya dahil edildi. DEA saptanan hastalarda etiyoloji araştırıldı. DEA saptanan 26 hasta ve kontrol grubu için seçilen AS si olan fakat anemisi olmayan aynı sayıda hastalarda, anemi parametreleriyle hepsidin ve solubl transferrin reseptörü 1 (sTfR1) çalışılarak karşılaştırma yapıldı. Elde edilen veriler SPSS versiyon 23.0 programı ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda 94 ardışık hastanın 26 sında demir eksikliği anemisi saptandı (%27). Toplumdaki prevalansa (% 1-2) göre AS li hastalarda daha yüksek oranda saptandı. DEA sı olan hastaların etiyoloji belirlemek için yapılan endoskopisinde % 62 mukozal inflamasyon; kolonoskopisinde % 11 mukozal inflamasyon saptandı. Bu hastalar; histopatolojik olarak biri Crohn hastalığı diğeri de çölyak hastalığı tanısı aldı. DEA sı olan hastalarda hepsidin, kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı düşük çıktı (p<0.01). DEA olan 26 hasta ve anemisi olmayan randomize seçilen 26 AS hastası karşılaştırıldığında ortalama sTfR1 düzeyleri DEA olan hastalarda anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,01). DEA olan hastalarda hastalık aktivasyonunu gösteren BASDAI, sedimentasyon değerleri istatistksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu (p<0.01, p=0.01). CRP değerleri ortalama olarak anemisi olmayanlara göre yüksek çıksa da istatiksel olarak anlamlı yüksek bulunmadı (p>0.05). Sonuç: DEA toplumdaki sıklığına göre AS li hastalarda daha sık görüldüğü tespit edildi. DEA olan hastalarda AS nin daha aktif olduğu saptandı. Her iki grupta NSAII kullanım yüzdesinin benzer oluşu; var olan intestinal mukozal inflamasyonun ilaçla ilişkisiz, hastalık aktivasyonu ile ilişkili olabileceği ve bunun DEA ya yola açabileceği; bu fikirlerin ileri araştırmalara fikir oluşturacağı yönünde düşünmekteyiz

AnemiAnemi-demir eksikliğiSpondilit-ankilozan+2
Yurdaer Bulut
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitli hastalarda plantar basınç değerleri ve bunun klinik ve radyolojik parametrelerle ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, ankilozan spondilitli (AS) hastaların plantar basınç değerlerini tespit edip bu değerlerin hastalık takibinde yeri olan klinik ve radyolojik parametrelerle ilişkisini tespit etmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış 75 hasta polikliniğe başvuruş sırasıyla çalışmaya dahil edildi. Dışlama kriterleri, kognitif fonksiyon bozukluğu, pedobarografi platformunda bağımsız yürümesini etkileyebilecek belirgin görsel, işitsel ve vestibüler problemlerin olması, alt ekstremitede geçirilmiş cerrahi öyküsü bulunması, alt ekstremitesinde nörolojik defisit olmasıydı. Hastaların yaş, cinsiyet, hastalık süresi gibi demografik verileri kaydedildi. Klinik değerlendirmede yaşam kalitesi ASQoL, metrolojik değerlendirme BASMI, fonksiyonel değerlendirme BASFI ve hastalık aktivitesi BASDAI kullanılarak değerlendirildi. Ayrıca hastaların entezit muayeneleri MASES ve MEI'ye göre skorlandı, torakal kifoz açısı ise bubble inklinometre cihazı ile ölçüldü. Hastarın radyolojik olarak değerlendirilmesi ile sağ ve sol aks açıları ve mSASSS skorları belirlendi. Hastaların pedobarografik incelemelerinde statik ve dinamik plantar basınçları kaydedildi. Veriler SPSS 15.0 paket programı ile değerlendirildi. Bütün sonuçlar için p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Çalışmaya 13 (%17,3) kadın 62 (%82,7) erkek hasta alındı. Hastaların ortalama yaşları 37,98±9,96 yıl idi. Ortalama hastalık süresi 115,13±85,61 aydı. Çalışmaya katılan hastaların % 42.7 (n=32)'sinde son bir hafta içinde ayak ağrısı öyküsü mevcuttu. Ayak ağrısı olan hastalarla olmayan hastalar arasında klinik ve radyolojik değerlendirmeler kıyaslandığında BASDAI (p<0,001), BASFI (p=0,002), ASQoL (p<0,001), VASi (p<0,001), VASa (p<0,001), yorgunluk (p<0,001), zorluk (p<0,001), MASES (p<0,001), MEİ (p<0,001), ve sağ aks (p=0,047) skorlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı. Sağ aks açısı hariç bütün değerler ayak ağrısı olanlarda daha yüksekti. Dinamik plantar basınç kıyaslamalarında hastalık aktivitesi yüksek olan grupta (BASDAİ>4,1) pik sağ orta ayak basıncı ve pik sol ön ayak ortası basıncı hastalık aktivitesi düşük olan gruptan daha düşük bulundu (sırasıyla p=0,037 ve p=0,022). Hastalık aktivitesi düşük olan grupta ise sağ ayak temas alanı hastalık aktivitesi yüksek olan gruptan daha fazla bulundu (p=0,029). Torakal kifoz açısı artışı azalmış sağ ve sol statik maksimum ön ayak medial basınçları (sırasıyla p=0,05 ve p=0,02), azalmış sağ ve sol ayakta toplam yükün ön ayağa düşen yüzdeleri (sırasıyla p<0,001 vep=0,019), artmış sağ ayakta toplam yükün arka ayağa düşen yüzdesi (p<0,001) ve artmış sağ maksimum topuk basıncı (p=0,041) ile ilişkiliydi.Sonuç: AS'li hastalarda plantar basınç ölçümlerinin klinik ve radolojik parametrelerle ilişkili olduğunu saptadık. Özellikle torasik kifoz açısı arttıkça ön ve orta ayak basınçlarının bir kısmının azaldığını arka ayak basınçlarının bazılarının ise arttığını saptadık. Ek olarak artmış BASDAI, BASMI ve BASFI skorları da azalmış ön ayak basınç değerleri ve artmış arka ayağa düşen yük miktarı ile ilişkiliydi. Bu bulgular bize hastalık progresyonu ile arka ayağa düşen yükün arttığını düşündürmektedir. Dolayısıyla pedobarografi AS'li hastalarda hastalığın ayak üzerine etkisinin ve klinik gidişini değerlendirilmesinde uygun bir araç olarak görünmektedir.

AnkilozAyakBasınç+2
Esra Topçu
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit tanılı hastalarda hastalık aktivitesi ve tedavi yanıtı ile hastalık algısı, anksiyete ve depresyon ölçeklerinin ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Ankilozan spondilit (AS) özellikle aksiyal iskeleti etkileyen, ağrıya, anormal duruşa ve hareket bozukluklarına yol açan otoimmün bir hastalıktır. Semptomlar hastaların günlük yaşamlarını ve iş fonksiyonlarını etkilemektedir. AS ilişkili semptomlar ve fiziksel değişiklikler nedeniyle hastaların psikolojik işlevleri de AS'den etkilenmektedir. Dolayısıyla AS hastaları normal sağlıklı topluma göre başta anksiyete ve depresyon olmak üzere psikolojik bozukluklar açısından risk altındadır. Bu çalışmadaki amacımız depresyon, anksiyete ve hastalık algı ölçekleri kullanarak hastalardaki depresyon, anksiyete düzeylerinin ve hastalık algısının hastalık aktivitesi ve tedavi yanıtı ile ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Mart - Ekim 2022 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Hastanesi Romatoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne başvuran ankilozan spondilit tanılı 108 hasta ve 40 sağlıklı gönüllü birey çalışmaya dahil edildi. Psikiyatrik tedavi alan kişiler çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmaya dahil edilen tüm bireylerin Beck depresyon ve anksiyete ölçeği ile hastane anksiyete ve depresyon ölçeğini doldurmaları istendi. AS hasta grubunun BASDAI, BASFI, ASDAS-CRP skorları hesaplandı ve hastaların kısa hastalık algısı ölçeğini de doldurmaları istendi. Hastalar BASDAI skoruna göre aktif ve inaktif hastalık grubu olarak 2 gruba ayrıldı. Aktif hastalığı olan hasta grubunda tedavi yanıtı ile anksiyete, depresyon ve hastalık algısı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için tedavileri düzenlenen bu hasta grubunun tedavinin 12. haftasında aktivite skorları yeniden hesaplandı ve ölçekleri yeniden doldurmaları istendi. Bulgular: Hastaların % 61,1 (n=66)'i erkek, % 38,9 (n=42)'u kadındı. Hastaların yaş ortalaması 39,6 (min:20- maks:64) olup yaş ve cinsiyet yönünden kontrol grubu ile benzerdi. Tüm AS hastaları (n=108) ile kontrol grubunun ölçek skorları karşılaştırıldığında hasta grubunda olanların BECK-A (hasta: 15,8±11,4; kontrol: 10,0±6,9) ve BECK-D (hasta: 12,8±8,6;kontrol: 8,8±6,8) ölçek skorları sağlıklı kontrol grubunda olanlara göre daha yüksek bulundu. Aktif ve inaktif hastalar ayrı ayrı değerlendirildiğinde aktif hasta grubunda olanlar, sağlıklı kontrol ve inaktif hasta grubunda yer alanların BECK-A, BECK-D, HAD-A ve HAD-D ölçek skorlarına göre anlamlı olarak daha yüksek skorlara sahipti. KHAÖ skoru da aktif hasta grubunda, inaktif hasta grubuna göre daha yüksek bulundu (p<0,001). VAS, BASFI, BASDAI ve ASDAS-CRP değerleri ile tüm ölçek skorları arasında pozitif korelasyon olduğu görüldü. Aktif hasta grubunda olanların CRP değeri ile BECK-A ve HAD-A değerleri arasında negatif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu saptandı. Kadın hastalarda, erkek hastalara göre BECK-A, BECK-D ve HAD-A ölçek skorları daha yüksek bulundu. Eğitim durumuna göre HAD-A ve HAD-D ölçekleri arasında anlamlı farklılık gözlenmekle beraber yaş, HLA-B27 pozitifliği, hastalık süresi, sigara kullanımı, ekstraartiküler tutulum ile ölçek skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı. 12. haftadaki değerlendirmede tedaviye cevap alınan aktif hasta grubundaki hastaların ESH, CRP, VAS, BASFI, BASDAI, ASDAS-CRP değerleri ve ölçek skorlarının, başlangıç değerlerine göre anlamlı olarak gerilediği saptandı. Sonuç: AS hastalarında anksiyete ve depresyon sıklığı normal toplumdan fazla olup hastalık aktivitesi ile korelasyon göstermektedir. Etkin tedavi uygulanan hastalarda AS tedavisi ile birlikte duygudurumda da iyileşme sağlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, anksiyete, depresyon, hastalık algısı, hastalık aktivitesi

AnksiyeteDepresyonHastalık algısı+4
Reyhan Sevil Soysal
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit ve ankilozan spondilitte servikal tutulum ve bunun üst ekstremite tutulumları ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, romatoid artrit ve ankilozan spondilitte servikal tutulum ve bu tutulumların üst ekstremite tutulumlarıyla klinik, radyolojik ve fonksiyonel ilişkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Modifiye New York kriterlerine göre AS, 1987 ACR kriterlerine göre RA tanısı alan erişkin hastalar çalışmaya alındı. RA ve AS dışında başka bir inflamatuvar romatizmal hastalığı, malignitesi, gebeliği, belirgin nörolojik defisiti, birden fazla romatizmal hastalığı olanlar ile çalışmaya katılmak istemeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların demografik ve klinik değerlendirmeleri kaydedildi. Servikal ve üst ekstremite muayenelerinde ağrı ve kısıtlılıkları değerlendirildi. RA'lı hastalara kontrastlı ve AS'li hastalara kontrastsız olarak servikal MRG incelemesi yapıldı. RA hastalarından 2 tanesine ve 1 AS hastasına klostrofobisi olması, 3 AS hastasına pozisyon verilemediği için MRG çekilemedi. MR görüntüleri T1 ve T2 sekanslarda sagittal, koronal ve aksiyel kesitlerde alındı. Hastaların lateral pozisyonda servikal hiperfleksiyon ve ekstansiyon grafileri, anteroposterior pozisyonda el-el bilek, dirsek ve omuz grafileri çekildi. RA'lı hastalarda el-el bilek grafisi Sharp-Genant skorlama sistemine göre skorlandı. Omuz ve dirsek grafisinde erozyon ve darlık değerlendirildi. Servikal MRG ve hiperfleksiyon-ekstansiyon grafilerinde atlanto-aksiyel subluksasyon, erozyon, darlık ve MRG'de ek olarak kontrast tutulumu değerlendirildi. AS'li hastaların servikal grafileri Berlin x-ray skorlama sistemine göre, servikal MRG'leri ASspiMRI-c skorlama sistemine göre skorlandı. Dirsek, omuz ve el-el bilek grafisinde erozyon ve darlık değerlendirildi. Her iki hastalıkta üst ekstremite dizabilitesi QuickDASH değerlendirme anketi, el dizabilitesi DHİ ve boyundaki dizabilite BDİ ile değerlendirildi, yaşam kalitesi RA'da RAQoL, AS'de ASQoL ile, hastalık aktivitesi RA'da DAS28, AS'de BASDAI ile değerlendirildi. AS'de fonksiyonel değerlendirme için BASFI kullanıldı. El becerisi Purdue Pegboard, el kavrama kuvveti el dinamometresi (Jamar), parmak kavrama kuvveti ise pinçmetre ile değerlendirildi. İstatiksel veri analizi için SPSS 16.0 programı kullanıldı. Normallik sınamasına göre, normal dağılım gösteren veriler için parametrik testlerden bağımsız gruplarda t testi ve normal dağılım göstermeyen veriler için nonparametrik testlerden Mann-Whitney U testi kullanıldı. Veriler arasındaki ilişkiye bakmak için ise Pearson korelasyonu, tek değişkenli ve çok değişkenli lineer regresyon analizi yapıldı. Elde edilen veriler için p<0.05 olan sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Romatoid artritli hastalarda, servikal görüntüleme ile üst ekstremite klinik, radyolojik ve fonksiyonel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Servikal hareketlerle pinçmetre (p<0.05), DHİ (p<0.05) ve QuickDASH (p<0.01) arasında anlamlı ilişki saptandı. Boyun ağrısı ile Purdue Pegboard sağ el ve assembly (p<0.05), Jamar sağ el (p<0.05), QuickDASH (p<0.01), Pinçmetre sol el lateral ve tip pinç, sağ el chuck pinç (p<0.05), bütün DHİ (p<0.01) değerleri arasında anlamlı ilişki saptandı. BDİ ile Purdue Pegboard sağ, her iki el ve assembly (p<0.05), her iki el Jamar (p<0.01), tüm Pinçmetre değerleri (p<0.05), DHİ (p<0.01) değerleri ve QuickDASH (p<0.01) skoru ile anlamlı ilişki saptandı. Ankilozan spondilitli hastalarda, servikal görüntüleme ile omuz ve el bilek grafileri (p<0.01), servikal grafi ile bütün Purdue Pegboard testleri (p<0.05) ve servikal MRG ile Purdue Pegboard assembly testi (p<0.05) arasında ilişki saptandı. Servikal hareketlerle omuz (p<0.05) ve el bilek grafileri (p<0.01), bütün Purdue Pegboard testleri (p<0.01) arasında, sola lateral fleksiyon ile Jamar sağ el değeri (p<0.05) ve QuickDASH skoru (p<0.05) arasında anlamlı ilişki saptandı. Boyun ağrısı ile DHİ toplam ve faktör 1 (p<0.01), faktör 2 skorları (p<0.05) ve QuickDASH skoru (p<0.01) arasında anlamlı ilişki saptandı. BDİ ile Purdue Pegboard sol el değeri (p<0.05) ve tüm Jamar (p<0.05) değerleri ve sol el parmak ucu pinç hariç diğer Pinçmetre değerleri (p<0.05), DHİ toplam, faktör 1 ve faktör 2 skorları (p<0.01), QuickDASH skorları (p<0.01) arasında anlamlı ilişki saptandı.Sonuç: Romatoid artrit ve ankilozan spondilitte boyun ağrısı, boyun dizabilitesi ve servikal hareketlerdeki kısıtlılıklarla özellikle üst ekstremitede gelişen dizabilite ve elin fonksiyonları arasında anlamlı ilişkiler gösterilmiştir.Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, ankilozan spondilit, servikal tutulum, üst ekstremite tutulumu, el

Artrit-romatoidElKol+2
Nadire Dal
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitli hastalarda ADMA ve endotel fonksiyonu

Giriş: AS etyolojisi bilinmeyen, endotelial disfonksiyon ile seyreden, kronik inflamatuar bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı AS'li hastalarda ADMA metabolizmasında değişiklik olup olmadığını, ayrıca klinik indeksler ve laboratuar parametreleri arasında korelasyonların mevcut olup olmadığını araştırmaktır.Materyal ve Metodlar: Celal Bayar Üniversitesi Romatoloji polikliniğnde AS tanısı almış 45 hasta (40.27±11.94 yaşında, 29 erkek/ 16 bayan) ve kontrol grubundaki 30 sağlıklı kişiden (40.53±12.94 yaşında; 21 erkek/9 bayan) toplanan serum örnekleri araştırmaya dahil edildi Klasik kardiovasküler risk faktörleri bulunan kişiler çalışmaya dahil edilmedi. Açlık glikozu, serum lipidleri, hs-CRP, ADMA, ox-LDL, arginin, sitrülin düzeyleri ölçüldü. Hastaların BASDAI, BASFI, BASMI değerleri Romatoloji polikliniğinde tespit edildi. Serum ADMA ve ox-LDL düzeyleri ELİSA metodu ile ölçüldü. Verilerin istatistikleri Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Bioistatistik Anabilim Dalında SPSS programı (SPSS 18.0) ile hesaplandı. Gruplar arası farklılıklar Mann Whitney U testi , korelasyonlar için ise Spearmann Korelasyon testi uygulandı.Bulgular: Hs-CRP ve arginin düzeyleri ile arginin/sitrülinoranı hasta grubunda istatistiksel olarak önemli oranda daha yüksek bulundu. Serum ADMA düzeylerinde gruplar arasında bir fark bulunamadı. Hs-CRP-sitrülin, sitrülin-HDL kolesterol, BASFI indeksi-arginin/sitrülinoranı, BASDAI-LDL düzeyleri arasında önemli korelasyonlar saptandı (sırasıyla; r= -0.341, p=0.022; r=0.333, p=0.025; r= 0.321, p=0.032; r= -0.349, p=0.019).Sonuçlar: Hs-CRP düzeylerindeki artışla, serum sitrülin düzeyleri arasında tespit edilen negatif korelasyon ve serum sitrülin düzeyleriyle HDL kolesterol düzeyleri arasındaki pozitif korelasyon, AS hastalığı ile kardiovasküler risk faktörleri arasındaki ilişkiyi açıklayabilir. Diğer tarafdan BASFI indeksi ve arginin/sitrülinoranı arasındaki korelasyon, arginin ve sitrülin düzeylerinin AS hastalığı sürecinde faydalı parametreler olabileceğini düşündürmektedir.Anahtar Kelimeler: AS, hs-CRP, arginine, sitrüline, ADMA

ADMAArjininC reaktif protein+3
Turgut Aktaş
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit ve diffüz idiopatik iskeletsel hiperostozi'te entesopatik tutulumun değerlendirilmesi

Amaç: Ankilozan spondilit (AS) ve diffüz idiopatik iskeletsel hiperostozis (DİSH) entezopatik tutulum yapabilen iki hastalıktır. AS inflamatuvar, DİSH ise non inflamatuvar gruba dahildir. AS'li hastalarda hastalık aktivitesini belirlemede entezisler kilit rol oynamaktadır. Bu çalışmada iki farklı gruptaki hastalıkta entezopatik tutulumun AS'de tanımlanmış indeksler kullanarak ortaya konulması amaçlandı. Ayrıca bu tutulumun etkileri klinik, laboratuvar ve fonksiyonel parametrelerle incelendi.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Modifiye New York kriterlerine göre AS tanılı 30, Utsinger ve Resnick radyolojik tanı kriterlerini karşılayan DİSH tanısı almış 18 erişkin hasta dahil edildi. AS ve DİSH dışında başka bir inflamatuvar romatizmal hastalığı ve genel durumu bozan ciddi sistemik hastalığı olan olgular çalışma dışı bırakıldı. Bütün hastaların demografik, klinik, fonksiyonel ve laboratuar verileri kesitsel olarak bir kez değerlendirildi. İstirahat ve aktivitedeki ağrıları VAS ile değerlendirildi. Entezit indeksi olarak da MASES (Maastricht AS Entesit Skoru) ve MEI (Mander Entesit indeksi) kullanıldı. Ağrı ve fonksiyon için de SF 36 (Short Form-36) anketi yapıldı. Sadece AS hastalarında hastalık aktivite indeksi olarak BASDAI (Bath AS Hastalık Aktivite İndeksi ) ve fonksiyonel indeks olarak BASFI (Bath AS Fonksiyonel indeksi), yaşam kalitesini değerlendirmede ASQoL (AS Yaşam Kalitesi Soru Formu) kullanıldı.Bulgular: Çalışmamızda AS ve DİSH'te entezis değerlendirme indeksleri (MEI, MASES), ağrı, SF 36 fiziksel fonksiyon bakımından belirgin anlamlı fark saptanmadı. AS ve DİSH hastalarının yapılan fizik muayenelerinde, AS hastalarının belirgin olarak ölçüm değerlerinde kısıtlılık gösterdiği bulundu. Her iki grupta da MASES'te en çok etkilenen entezit bölgesi lomber 5. vertebra spinöz çıkıntısı olarak saptandı. Bizim çalışmamızda AS'li hastalarda MASES ve MEI ile hastalık süresi, fizik muayene bulguları, BASMI, BASDAI, BASDAI'nin entezisle ilgili sorusu, BASFI, ASQoL, SF 36 arasında belirgin anlamlı ilişki saptandı. Ağrı değerlendiriminde istirahat ağrısı, aktivite ağrısına kıyasla daha belirgin ilişki gösterdi. DİSH hastalarında MASES ve MEI'nin, hastalık süresi, AKŞ, ağrı ve SF 36 ile belirgin ilişki gösterdiği bulundu.Sonuç: DİSH'te entezopatik tutulum ağrı ve fonksiyon bakımından AS kadar önemli ve üzerinde durulması gereken bir durumdur. DİSH'in non-inflamatuvar ve ileri deformite yapmaması, bu tutulumun ihmal edilmesine neden olabilir. Entezit tutulumlarına yönelik yapılacak ileri görüntüleme yöntemleri hem AS, hem DİSH'li olgularımızda patolojiyi daha objektif ve net olarak ortaya koyacaktır. DİSH'li olgularda da AS benzer fonksiyonel, enetzis ve ağrı değerlendirme ölçütlerine ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit, Diffüz idiopatik iskeletsel hiperostozis,Entezopati.

Hiperostozis-diffüz-idyopatik-iskeletselSpondilit-ankilozan
Eylem Mete Özmen
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında fetuina,İnterlökin-18, Endotelin-1 ve sICAM-1düzeyi ve anti-TNF-α tedaviler ile ilişkisi

Amaç: Ankilozan Spondilit (AS) hastalarında Fetuin-a (Fet-A), İnterlökin-18 (IL-18), Endotelin-1 (ET-1) ve Çözünebilir intersellüler adezyon molekülü-1 (sICAM-1) düzeylerinin sağlıklı kontrollerle farklı olup olmadığını araştırmak; yine Anti-Tümör Nekroz Faktör-α (Anti-TNF-α) tedavi alan ve almayan AS hastalarındaki Fet-A, İL-18, ET-1 ve sICAM-1 düzeylerini karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı/Romatoloji polikliniğine başvuran 100 AS hastası ve 49 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Hastaların klinik ve sosyodemografik verileri kaydedildi. Hasta ve kontrol grubunda Enzyme-linked İmmunosorbent Assay (ELİSA) yöntemi ile Fet-A, İL-18, ET-1 ve sICAM-1 düzeyleri araştırıldı. Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite Skoru (BASDAİ), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFİ), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMİ), Bath Ankilozan Spondilit Radyolojik İndeksi (BASRİ), Görsel Analog Ölçeği (VAS), Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Ölçeği (ASQoL), Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ) skorları uygulandı. Bulgular: Hasta grupları ve kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet ve hastalık süresi açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Anti-TNF-α tedavi almayan hasta grubunda, Anti-TNF-α alan ve kontrol grubuna göre ET-1, IL-18 ve s-ICAM-1 düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. Biyolojik tedavi almayan grubun Fet-A düzeyi, tedavi alan gruba göre anlamlı yüksekti. Hasta gruplarının klinik değerlendirme ve laboratuvar ölçümleri karşılaştırıldığında TNF-α blokajı yapılmayan grubun VAS, CRP, BASDAİ, BASFİ, ASQoL, HAQ düzeyleri Anti-TNF-α tedavi alan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Her iki grubun BASMİ ve BASRİ ölçümlerinde biyolojik tedavi almayan grubun ölçümleri daha yüksek olsa da istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. HLA-B27 pozitif ve negatif olan grupların klinik ve kan parametre özelliklerinin karşılaştırılmasında iki grup arasında anlamlı farklılık yoktu. Sonuç: Anti-TNF-α tedavi almayan hasta grubunda, tedavi alan ve kontrol grubuna göre ET-1, IL-18 ve sICAM-1 düzeylerinin anlamlı olarak yüksek bulunması bu sitokinlerin hem tanı koymada hem de hastalık izleminde kullanılabileceğini düşündürmektedir. HLA-B27 pozitif ve negatif olan hastalar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Cinsiyete göre gruplandırılan hastalarda da anlamlı farklılık gözlenmedi.

Adezyon molekülleriEndotelinlerFetuin A+3
Neytullah Turan
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında TNF- α geninde olası varyantların analizi ve klinik parametrelerle olan ilişkisi

Amaç: Ankilozan spondilitin toplumda sık görülmesi, tedavisinde Anti-TNF ilaçların kullanılması ve TNF-α'nın hastalık patogenezinde etkili olması nedeniyle, bu hastalarda TNF-α genlerinin (promoter bölgesinde yer alan -238, -308 nükleotit bölgeleri) analizini, olası gen varyantlarını saptamayı ve klinik parametrelerle olası ilişkisini incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı/ Romatoloji polikliniğine başvuran 121 AS ve 103 sağlıklı kan vericisi dahil edildi. Hastaların klinik ve demografik özellikleri sorgulanıp, kaydedildi. Hasta ve kontrol grubunda PCR-RFLP yöntemi ile TNF-α promoter bölgesinde yer alan -238 ve -308 gen polimorfizmi araştırıldı. Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite Skoru (BASDAİ), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMİ), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFİ), Bath Ankilozan Spondilit Radyolojik İndeksi (BASRİ), gece ve gündüz Vizüel Analog Skalası (VAS) ve Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Ölçeği (ASQoL) skorları hesaplanıp kaydedildi. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında cinsiyet ve yaş bakımından anlamlı farklılık saptanmamış olup, cinsiyet ve yaş bakımından gruplar benzer dağılıyordu. Çalışma populasyonumuzdaki hasta ve kontrol grupları genotip ve allel farklılıkları açısından karşılaştırıldı. Yapılan istatistiksel analizde hasta ve kontrol grupları arasında genotip ve allel karşılaştırmasında, farklılık istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı. Hasta grubundaki bireylerin TNF-α -238. bölgesi genotiplerinin klinik parametrelerle olan ilişkisi karşılaştırıldı. Genotip ile klinik parametreler arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Hasta grubundaki bireylerin TNF-α -308. bölgesi genotiplerinin klinik parametrelerle olan ilişkisi karşılaştırıldı. Genotip ile klinik parametreler arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Hasta grubundaki bireylerin cinsiyet dağılımlarına göre klinik parametreler ile olan ilişkisi incelendiğinde farklılık istatististiksel olarak anlamlı bulunmadı. Sonuç: Çalışmamızdaki hasta ve kontrol grupları genotip ve allel bakımından karşılaştırıldığında hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. AS hastalarında TNF-α -238 ve -308 promotor bölgesi genotiplerinin klinik parametrelerle arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, TNF-α geni, Polimorfizm

Genetik varyasyonGenlerPolimorfizm-genetik+2
Hacer Kocaoğlan
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoloji kliniğinde biyolojik ajan kullanan hastaların klinik ve demografik verilerinin incelenmesi

Kollajen doku hastalıklarının tedavisinde kullanılan biyolojik ajanlar yoğun yan etki ve güvenlik endişesi taşımaktadırlar. Yapılan randomize çift kör klinik çalışmalara katılan hastaların gerçek hastalık popülasyonunu yansıtmaması ciddi sağlık kayıtları olan ülkelerde TNF kayıt sistemlerinin giderek yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Ülkemizde kullanım yoğunluğu ve endikasyon genişliği her geçen gün artan biyolojik tedaviler kayıt altına alınmamaktadır. Biz bu çalışmamızda kliniğimizde biyolojik ajan kullanan Romatoid Artrit (RA), Ankilozan Spondilit (AS), Psöriatik Artrit (PsA) ve vaskülit hastalarının demografik ve klinik verilerini baz alarak biyolojik ajanları etkinlik, tedavide kalım ve güvenilirlik açısından incelemeyi planladık.Çalışmaya Gaziantep Ünivesitesi Tıp Fakültesi Romatoloji kliniği'nde RA, AS, PSA, vaskülit tanısı konan ve biyolojik ajan başlanan toplam 520 hasta dahil edildi. Hastaların 170'i (%33) RA, 303'ü (%58) AS, 33'ü (%6) PSA, 14'ü (%3) vaskülit hastasıydı. Hastaların tedavi süreçleri biyolojik ajan öncesi ve biyolojik tedavi sonrası 16. hafta verileri, etkinlik, tedavide kalım ve güvenilirlik açısından değerlendirildi. Etkinlik değerlendirmesinde Romatoid Artrit hastalarında 16. haftada DAS28, VAS ve HAQ, Ankliozan Spondilit hastalarında 16. haftada BASDAI ve BASFI, diğer hastalık gruplarında ise VAS, C-Reaktif protein (CRP) ve eritrosit sedimantasyon hızı (ESH) değerlendirme kriteri olarak kullanılmıştır.Hastaların tedavide kalım süreleri değerlendirilirken birinci biyolojik başlanan hastaların ortalama tedavide kalma süreleri ve 36. haftada aynı biyolojik ajanda kalma oranları değerlendirildi. Güvenilirlik değerlendirmesinde hastaların tedavi başlangıcından itibaren primer yanıtsızlık, sekonder yanıtsızlık ve biyolojik bazında advers olay frekansı değerlendirildi. Tüm hasta grupları değerlendirildiğinde anti-TNF tedavisinde hastaların 36. haftada tedavide kalım oranı; Adalimumab'da (%89), en fazla advers olay Infliksimab'da (4 tüberküloz, 1 malinite ve 13 allerjik reaksiyon) görüldü. Tüm hastaların biyolojik tedavi öncesi ve izlemlerinde hastalık aktivite skorları değerlendirildiğinde biyolojik tedavi alan hastaların bulgularında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gözlendi (p<0.05). Eş zamanlı hastalık modifiye edici ilaç (DMARD) kullanımının, tedavide devam süresini AS'de anlamlı derecede etkilerken, diğer hastalıklarda etkilemediği görüldü.Sonuç olarak biyolojik tedavi alan hastalar tedavi öncesi tüberküloz riski açısından değerlendirilmelidir. AS hastalarına TNF inhibitör tedavisi verilirken sulfasalazin eklenmesi etkili bulunmamıştır. Ülkemizde bu tedavileri alan hastaların kayıt altına alınarak kendi uygun yaklaşımlarımızın saptanması gerekir.Anahtar Kelimeler: Infliximab, Etanercept, Adalimumab, Kollajen Doku Hastalıkları

AdalimumabArtrit-psoriatikArtrit-romatoid+6
İsmail Dilli
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinikte sakroileit düşünülen hastaların manyetik rezonans görüntüleme bulguları

Sakroileit ankilozan spondilit, psöriatik artrit, reaktif artrit ve enteropatik artrit gibi bir grup hastalığı kapsayan spondiloartropatilerin en önemli bulgularındandır. Sakroileitin tanısı büyük oranda görüntüleme metodlarına dayanmaktadır ve radyolojik bulguların yokluğunda tanı genellikle zordur. Bu çalışmada amacımız aktif ve kronik sakroileitin tanısında manyetik rezonans görüntülemenin özelliklerinin değerlendirilmesidir.Çalışmamız, sakroileit ön tanısıyla kliniğimizde manyetik rezonans görüntüleme incelemesi yapılan 90 olgunun radyolojik görüntülerinin değerlendirilmesi sonucu elde edilen bilgiler ile yapıldı. Sakroiliak ekleme yönelik manyetik rezonans görüntüleme incelemeleri 1.5 Tesla magnet gücüne sahip manyetik rezonans görüntüleme cihazında (Gyroscan Intera-Philips, Hollanda) standart vücut sarmalı kullanılarak yapıldı. Çalışmada öncelikle survey görüntüler elde edildi. Daha sonra T1 A aksiyel ve koronal, T2 A aksiyel ve koronal, STIR A koronal, T1 A yağ baskılı koronal, IV kontrast madde enjeksiyonu sonrası T1 A aksiyel ve koronal kesitler alındı.Manyetik rezonans görüntülemede; kronik ve aktif sakroileit bulguları değerlendirildi. Kronik sakroileit bulguları; subkondral skleroz, erozyon, periartiküler yağ birikimi ve eklem aralığında daralma/ankilozdur. Aktif sakroileit bulguları ise; kemik iliği ödemi/osteit, sinovit, entezit ve kapsülittir. Bu bulgular her hasta için ayrı ayrı incelenerek aktif ya da kronik sakroileit açısından değerlendirildi.Çalışmaya dahil edilen 90 olgunun 70'inde (%77.78) sakroileit tespit edildi. İncelenen 180 sakroiliak eklemden 50 tanesinde (%27.7) aktif sakroileit, 88 tanesinde (%48.8) ise kronik sakroileit ile uyumlu bulgular saptandı.Sonuç olarak, manyetik rezonans görüntüleme sakroileiti aktif veya kronik dönemde olduğunda tespit edebilmektedir. Manyetik rezonans görüntüleme spondiloartritlerin teşhisinde önemli bir tanı yöntemidir.Anahtar Kelimeler: Sakroileit, Manyetik rezonans görüntüleme, Spondiloartropatiler

Artrit-psoriatikArtrit-reaktifArtropati+3
Cumali Telli
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında kardiyovasküler değişiklikler

Ankilozan spondilit (AS) hastalarında kardiyovasküler hastalıklara bağlı morbidite ve mortalite artışı sık görülmektedir. Bu artıştaki en önemli sebep ankilozan spondilitin inflamatuar bir hastalık olmasından kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada kardiyovasküler açıdan asemptomatik AS hastalarında ekokardiyografik inceleme ve serum B tipi natriüretik peptit (BNP) düzeyi ölçümüyle diyastolik fonksiyon ve aterosklerozun değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp fakültesi romatoloji kliniğinde takipli 66 AS hastası ve bilinen hastalıkları olmayan 21 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Hastaların ve kontrol grubunun yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, AS aktivite indeksi (BASDAI), AS fonksiyonel indeksi (BASFI) kaydedildi. Lipid parametreleri, eritrosit sedimentasyon hızı, C-reaktif protein serum düzeyleri ve serum BNP düzeyleri değerlendirildi. Spektral ve doku doppler ekokardiyografi ile karotis intima media kalınlığı (CIMT), aortik strain ve distensibilite değerlendirildi.Hasta ve kontrol grubunun yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksleri arasında anlamlı bir fark yoktu. 19 AS hastası hastalık aktivite indeksine (BASDAI) göre aktif 47 hasta inaktifti. Hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla sedimentasyon ve C-reaktif protein seviyeleri AS grubunda anlamlı olarak yüksekti. Her iki grubun lipid değerleri (HDL, total kolesterol, LDL ve trigliserid düzeyleri) ve serum BNP seviyeleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Hastaların EKO değerlendirmesinde erken (E) ve geç (A) diyastolik akım hızlarının her ikiside de kontrol grubuna göre anlamlı düşüşler gözlendi (sırasıyla p=0.015, p=0.035). Diyastolik fazın erken hızlı doluş fazında da (Em değeri) AS hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşüş izlendi (p=0.044). BASDAI skoru>4 olanların, skoru<4 olanlara göre A ve E/A oranında anlamlı fark bulundu(sırasıyla; p=0.026, p=0.021). Aort elastisitesinde kontrol grubuna göre anlamlı fark izlenmezken, anti TNF tedavi alanlarda aortik strain ve distensibilitede anlamlı fark izlendi (p=0.005 ve p=0.012). Ancak CIMT'nın AS hastalarında kontrol grubuna göre farklı olmadığı görüldü (0.69±0.2 mm ve 0.63 mm ±0.2; p= 0.40).Sonuç olarak çalışmamızda miyokardiyal diyastolik fonksiyonların sağlıklı kontrollere göre AS'li hastalarda bozulduğu ve bunun değerlendirilmesinde doku doppler yönteminin daha güvenilir olduğu, anti TNF-? tedavisinin AS hastalarında aort kompliyansını olumlu etkilediği ve AS ile ateroskleroz arasında ilişkinin olmadığı gösterilmiştir. Mevcut sonuçları daha geniş hasta sayısıyla değerlendirmek uygun olacaktır.

AortNatriüretik ajanlarSpondilit+1
Mehmet Fatih Göktepe
Gaziantep University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitte görülen postural değişikliklerin denge üzerine etkisi

Ankilozan spondilit (AS), spinal mobilitede kısıtlılığa ve yapısal bozukluğa neden olan primer olarak aksiyal iskeleti etkileyen kronik inflamatuar romatizmal bir hastalıktır. Spinal mobilite kısıtlılığı hastalığın temel bulgusudur. Buna bağlı olarak denge ve postural kontrol ilgili sorunlar yaşanabilmektedir. Postürde bozulmaya bağlı olarak denge kayıpları ve düşmeler görülebilir. Bu hastalarda tedavide hastalığa özel egzersiz eğitimiyle dengeye yönelik eğitimlere yer verilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı AS?deki postüral değişikliklerin denge üzerine etkisini incelemektir. Çalışmada yaş ve kiloları birbirine uygun olan 34 hasta ve 34 sağlam kontrol değerlendirildi. Her iki gruba da ayrıntılı kas iskelet sistemi muayenesi yapılarak denge ölçüm testleri uygulandı. Hastalar kendi içlerinde diz ve kalça fleksiyon kontraktürü olup olmamasına göre değerlendirildi. Dengenin değerlendirilmesinde; Berg denge ölçeği, öne ve yanlara fonksiyonel uzanma testi, statik denge indeksi (SDİ) kullanıldı. Postural salınım, Emed-SX sistemi kullanılarak değerlendirildi. Hasta ve sağlam kontrol grubunun SDİ skor ve postural salınıma bağlı basınç merkezinin yer değiştirme miktarları incelendiğinde SDİ, göz açık ve kapalı iken öne ve arkaya salınım değerleri hasta grupta istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). Diz (ve/veya kalça) fleksiyon kontraktürü olan ve olmayan hastalar spinal mobilite ve denge parametreleri açısından karşılaştırıldığında kontraktürü olanlarda lomber schoeber, tragus- duvar, oksiput-duvar,BASMI skoru anlamlı derecede yüksek iken sol yana FUS anlamlı derecede düşük saptandı (p<0,05). Berg denge ölçeği skorunda, ön-arka ve medial-lateral postural salınım değerlerinde, ön ve sağ yana FUS ve SDİ skorunda iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Denge testlerinin spinal mobilite ölçüm parametreleriyle yapılan korelasyon analizinde Berg denge ölçeği skoru ve öne, yanlara FUS ile el-yer, oksiput-duvar ve tragus-duvar mesafeleri arasında negatif yönde, lomber schoeber ile pozitif yönde korelasyon saptandı. Statik denge indeksi skorunun spinal mobilite parametreleriyle yapılan korelasyon analizinde BASMI ve el yer mesafesi ile pozitif yönde korelasyon saptanırken, lomber schoeber ile negatif yönde korelasyon bulundu. Bütün bu sonuçlar spinal mobilitenin kısıtlanmasının denge üzerine olumsuz etkisini desteklemektedir. Çalışmamızda AS'li hastalarda postür bozukluğuna bağlı dengenin etkilendiği gösterilmiştir. Bu hasta populasyonun tedavi prokolünde hastalığa özel egzersiz eğitiminin yanısıra düşme riskinin önlenmesi ve hastaların hayat kalitesini arttırmak amacıyla dengeye yönelik uygulama ve eğitimlere de yer verilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit, denge, postür

DengeDuruşRomatizmal hastalıklar+1
Elif Balevi Batur
Gazi University
2013
00

Related subjects