Obezite
733 theses under this subject heading
Adipositlere farklılaştırılmış 3T3-L1 hücre hatlarında obezite ve meme kanseri ile ilişkili markörlerin ın vıtro şartlarda transkripsiyon ve translasyon düzeyinde analizi
Obezite; disfonksiyonel bir yağ kütlesiyle ilişkili, kronik düşük dereceli enflamasyon ile karakterize olan epidemik bir hastalık olup, dünya genelinde en önemli sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Obezite durumunun bir sonucu olarak, beyaz adipoz dokunun patolojik yeniden şekillenmesi ve adipositokinlerin artan seviyeleri, meme kanserinin ayırt edici özelliği olan sürekli proliferatif sinyalizasyon, enflamasyon, anjiyogenez, invazyon ve metastaz ile ilişkilendirilmiştir. Yapılan çalışmalarda obezite ve meme kanseri arasındaki ilişkinin, enflamatuar sitokinleri içeren adipoz doku etrafındaki mikroçevreye bağlı olduğu gösterilmiştir. Fakat mikroçevrenin meme kanserini nasıl etkilediği tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmada, obezite ve meme kanseriyle ilişkili seçilen markörlerin, adipoz dokunun önemli bir bileşeni olan adiposit hücrelerindeki özelleşmiş farklılaşmasına bağlı ekspresyon seviyelerindeki değişimi analiz etmek amacıyla, 3T3-L1 preadiposit hücreleri kullanılmıştır. Non-diferansiye ve diferansiye hücrelerde; obezite ile ilişkili LPL, FAS ve PPAR-γ; meme kanseri ile ilişkili BRCA1, BRCA2 ve HER2 (erbB-2) markörlerinin transkripsiyonel ve translasyonel düzeyde ekspresyon seviyeleri analiz edilmiştir. Bu markörlerin transkripsiyon ve/veya translasyon düzeyinde ekspresyonlarının, kontrollere kıyasla farklılaşmış adiposit hücrelerinde arttığı görülmektedir.
Obezitenin gazetelerde sunumu
Bu çalışmada sağlık iletişimi bağlamında küresel bir halk sağlığı problemi olan obezitenin günlük yaygın gazetelerde nasıl sunulduğunun saptanması amaçlanmıştır. Çalışmada 2006 yılında İstanbul'da düzenlenen "Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Obezite ile Mücadele Bakanlar Konferansı"ndan öncesi ve sonrasında haberlerde obezitenin sunumundaki nitel ve nicel değişimler ana tema olmuştur. Bu kapsamda 2002, 2004, 2006, 2008, 2010, 2012 ve 2014 yıllarında Akşam, Güneş, Hürriyet, Milliyet, Posta, Sabah, Türkiye, Vatan ve Zaman gazetelerinden elde edilen 752 yazı içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmanın bulguları ışığında gazetelerin obezitenin nedenleri ve çözümlerinde obeziteyi bireysel bir sorun olarak ele aldıkları saptanmıştır. Obezitenin sonuçları noktasında ise biyolojik sonuçlar hâkim olmuştur. Yıllara göre ise yazılarda 2002 ve 2014 arasında düşüşler olmasına rağmen nicel bir artış tespit edilmiştir. Nitel olarak ise obezitenin sunumu kimi yıllar dışında değişmemiştir. Başka bir ifadeyle "Avrupa Obezite ile Mücadele Bakanlar Konferansı" öncesinde ve sonrasında obezite gazete haberlerinde daha çok "bireyselleştirilmiş bir sağlık problemi" olarak sunulmuştur. Sistemik unsurlar ise arka planda kalmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık iletişimi, sağlık haberciliği, obezite, beslenme, içerik analizi.
Hiatal herni ve metabolik sendrom ilişkisinin araştırılması
Metabolik Sendrom (MetS) ile Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GÖRH) ve Hiatal Herni (HH) ile obezite arasındaki ilişkiye dair literatürde anlamlı çalışmalar mevcuttur. Bizim çalışmamızda HH ile MetS ve komponentleri arasında ilişki olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya hastanemiz İç Hastalıkları polikliniğine Şubat 2022 – Mart 2023 tarihleri arasında başvurmuş, herhangi bir nedenle istenen Özofagogastroduodenoskopi (ÖGD) veya Toraks-Üst Abdomen bilgisayarlı tomografi görüntüleme yöntemleri ile HH saptanmış 89 hasta ve ÖGD sonucu normal olan 44 kişi kontrol grubu olarak dahil edildi. İleri yaş HH ile ilişkili bulundu (p=0,001). HH'li grup ile kontrol grubu arasında bel çevresi açısından istatistiksel anlamlı fark saptandı (p=0,016). HH'li grupta semptomatik reflü ve buna bağlı PPİ kullanımına daha sık rastlandı (p=0,01). Hasta ve kontrol grubu arasında MetS varlığı açısından istatistiksel anlamlı fark tespit edilemedi (p=0,337). Ortalama HDL-kolesterol değerleri bakımından iki grup arasında anlamlı fark mevcuttu (p=0,006). HH'li hastalar kendi içlerinde MetS bulunan ve bulunmayan olarak ikiye ayrıldığında bel çevresi ortalamaları MetS bulunan grupta daha yüksek değerlerde görüldü, istatistiksel anlamlı fark saptandı. MetS bulunan ve bulunmayan gruplar laboratuvar parametreleri açısından karşılaştırıldığında Lenfosit sayısı, Glukoz, GGT, Trigliserid, HDL-Kolesterol, HbA1c, İnsülin ve HOMA-IR düzeyleri arasında anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). HDL-Kolesterol düzeyleri MetS bulunan HH'li hastalarda bulunmayanlara göre anlamlı düzeyde yüksekti. Yine MetS bulunan grupta daha yüksek oranda hepatosteatoz saptandı ve gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edildi (p=0,014). Sonuç olarak çalışmamızda HH ile MetS arasında doğrudan anlamlı bir ilişki kurulamadı, HH'li hastalarda daha yüksek saptanan HDL düzeyleri nedeniyle MetS sıklığı daha düşük görülüyor olabilir. Bu konu ile ilişkili daha fazla hasta içeren gruplarla kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Hiatal Herni, Metabolik Sendrom, Obezite
Bilişsel davranışçı terapi temelli kilo kontrolü mobil "Bİ'KİLO" uygulamasının geliştirilmesi ve etkililiğinin sınanması
mSağlık uygulamaları mesafe, damgalanma, uzmana erişim zorlukları gibi tedaviye erişimdeki engellerin aşılmasını kolaylaştırabilir ve maliyet etkinliği sağlayabilir. Artan morbidite ve mortalite oranları ile ilişkili olan fazla kilo ve obezitenin birçok ruhsal yönünün ve ilişkili alanların değerlendirilmesi tedavide önemlidir. Bu çalışmanın amacı mobil kilo kontrolü uygulaması Bi'Kilo'nun etkinliğinin obeziteyle ilişkili 4 temel alanda sınanmasıdır. Bu çalışma, TÜBİTAK 1001- Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı tarafından 122S049 proje numarası ile desteklenmiştir. Fazla kilolu ve obezitesi olan 77 yetişkin Bi'Kilo mobil uygulamasının tüm içeriklerine erişim sağlayabilen çalışma grubu ve yalnızca psikoeğitim içeriklerine erişim sağlayan kontrol gruplarına randomize edilmiş, antropometrik ölçümleri yapılmış, leptin, ghrelin ve HOMA-IR değerleri ölçülmüş, katılımcılara yeme tutum ve davranışlarını ölçen ölçekler ve beş nörobilişsel test uygulanmıştır. Çalışmayı 33 katılımcı tamamlamıştır. Çalışmamızda Bi'Kilo mobil uygulamasının kullanımıyla çalışma grubununda vücut kitle indeksi, kilo, duygusal yeme davranışında azalma, farkındalık ve odaklanma davranışında artma olduğu bulunmuştur. Çalışma sonunda geliştirilen Bi'Kilo mobil uygulaması Türkçe, BDT temelli olarak geliştirilmiş ve etkinliği randomize kontrollü bir çalışma ile değerlendirilen ilk mobil uygulamadır. Gelecekteki araştırmalarda mSağlık uygulamalarının tasarımında rehberli uygulama tasarımı kullanılması, kişiselleştirme ve motivasyon unsurlarının arttırılması, yeme bağımlılığının ayrıca değerlendirilmesi, fiziksel aktivite içeriklerinin arttırılması, kullanıcı profillerinin tanımlanarak bu profillere özgün içeriklerin oluşturulması etkinlikte artış sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: kilo kontrolü, mobil sağlık, bilişsel davranışçı terapi, obezite
Besin seçiminin obezite ve yaşam kalitesi üzerine etkisi; bir üniversite hastanesi örneği
Bu çalışma, 01.06.2023- 01.10.2023 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran 310 hasta ile yapılmıştır. Hazırlanan anket formu, yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurularak veriler toplanmıştır. Katılımcıların %48.7'si kadın, %51.3'ü erkektir ve yaş ortalaması 29'dur. Dünyada sanayileşme sonrası iş tanımının ve saatlerinin değişmesi gibi nedenlerden dolayı beslenme kültürlerinde değişimler yaşanmış, besinler raflarda sağlıklı ve sağlıksız pek çok formda bulunmaya başlamış, beslenmeye ayrılan zaman kısalmış ve fiziksel aktiviteye de gereksinim azalmıştır. Bu yeni düzenin getirdiği sorunların başında ise obezite gelmektedir. Obezite tüm dünyada artmaktadır ve bu da onu evrensel bir sağlık sorunu haline getirmektedir. Obezitenin birincil sebebi besin seçimindeki hatalardır ve obezite artışının beraberinde getirdiği sağlık sorunları yaşam kalitesinde ciddi bir düşüşe sebep olmaktadır. Bu çalışmada besin seçimi alışkanlıklarının obezite ile ilişkisi ve yaşam kalitesi üzerine etkileri incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre besin seçiminde bilinçsizliğin yaşam kalitesine olumsuz etkileri olması ve obezite artışına sebep olması dikkat çekmektedir. Beslenme yanlışları ve obezite tüm dünyayı ilgilendiren büyük bir tehlike olarak büyümektedir, toplumların yaşam kalitelerini düşürmektedir ve bu konuda devletlere, toplumun aydınlarına ve koruyucu hekimler olan aile hekimlerine büyük sorumluluk düşmektedir. Çalışma sonuçlarında kadınların yaşam kalitesi erkeklere göre düşük bulunmuştur ve kadınların sosyal hayat ve çalışma hayatına katılımlarının artırılması, çekirdek aile sistemi içerisinde sorumluluklarının azaltılması gibi yaşam kalitelerini artıracak konularda toplumun teşvik edilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Besin seçimi konusunda gençlerin doğal olmayan beslenmeye, erkeklerin sağlıklı içeriğe dikkat etmeden beslenmeye, kadınların ise duygu durum değişimlerine bağlı olarak yanlış beslenmeye daha meyilli olduğu bulunmuş ve belirtilen beslenme hataları konusunda toplumun bilgilendirilmesinin önemi vurgulanmak istenmiştir.
2009-2012 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Kliniği'nde morbid obezite hastalarında yapılan roux-en-y gastrik by-pass ameliyatlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi
Amaç: Dünya çapında bir sorun olan ve insanların sağlığına olduğu sorun kadargetirdiği ekonomik zarar ile de büyük bir sorun olan morbid obeziteyi tanımlayıpdünyadaki tedavi seçeneklerini gözden geçirerek,kliniğimizde de uygulamaktaolduğumuz açık ve laparaskopik RYGBP cerrahisinin sonuçlarını literatürlekarşılaştırmak amacıyla bu çalışmayı yaptık.Materyal-Metot: 2006 ve 2012 yılları arasında gerçekleştirdiğimiz 186'sı açık, 28'ilaparaskopik prosedür olmak üzere toplam 214 gastrik by-pass hastası vardı.Laparaskopik prosedürlerden 3 tanesine konversiyon yapılarak açığa geçildi. Buhastaların komplikasyon, mortalite ve uygulanan teknik açısından literatür ilekarşılaştırmaları yapılmıştır.Bulgular: Toplamda %15,4 komplikasyon, %1,4 mortalite vardır. Laparaskopikprosedürde mortalitemiz olmamıştır. Açığa dönme oranı %10,7'dir. Açık teknikte dalakyaralanması olmasına rağmen splenektomimiz yoktur. Perop anostomoz kaçağı %2.1,gastrointestinal sistem hemorajisi %1,07, mortalite %1,4 oranındadır. Laparaskopikolarak dalak yaralanması, gastrointestinal sistem hemorajisi ve eksitus olmamıştır.Perop anostomoz kaçağı 3 hastada meydana gelerek %10,7 oranında gerçekleşmiştir.Sonuç: Kliniğimizde elde ettiğimiz bulgular literatürle karşılaştırıldığında anlamlı birfark gözlenmemiştir. Bu hastalığın cerrahi tedavisinin açık ve laparaskopik RYGBPolarak, dünyada olduğu gibi kliniğimizde de başarılı ve etkin olarak uygulandığınısöyleyebiliriz.
Gestasyonel diabetes mellitus gelişen ve gelişmeyen polikistik over sendromlu hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada polikistik over sendromu tanısı olup da gebeliklerinde GDM gelişen ve gelişmeyen hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması ve polikistik over sendromlu hastalarda gebelikte GDM gelişme riskini belirleyen bağımsız değişkenlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntemler: 2007 ile 2012 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji ve İnfertilite polikliniklerine başvurmuş ve revize Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı almış olan hastalar geriye dönük olarak tarandı. PKOS olguları arasından gebe kalan hastalar telefon ile aranarak tespit edildi. Gebelik elde etmiş olup da takipleri için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe polikliniğine başvurmamış olan hastaların gebelik bilgilerine telefon ile ulaşıldı. Gebeliğinde GDM gelişmiş ve gelişmemiş hastaların gebelik öncesi yaş, VKİ, biyokimyasal ve hormonal profilleri ve gebelik sonuçları karşılaştırıldı. İstatistiksel yöntem olarak Ki-Kare testi, Mann- Whitney-U testi ve Wilcoxon testi kullanıldı. Bulgular: Gebeliğinde GDM gelişen ve gelişmeyen PKOS olgularının gebelik öncesi metabolik parametrelerinin karşılaştırılması sonucunda ortalama yaş, VKİ, VLDL, trigliserit, açlık insülin, c-peptid, OGTT?de 1. saat ve 2. saat glukoz düzeyleri, HOMA-IR değerleri ve yenidoğanın doğum ağırlığı GDM gelişen grupta anlamlı olarak yüksek saptandı. Ortalama HDL ise GDM gelişen grupta daha düşük bulundu. Ortalama CRP düzeyi, hormon profili, ortalama açlık kan şekeri, LDL kolesterol, total kolesterol değerleri ve doğum şekli açısından ise iki grup arasında fark gözlenmedi. GDM gelişen grubun %74,07?sinde glukoz intoleransı saptanırken GDM gelişmeyen grupta bu oran %6,66 idi. Çoklu lojistik regresyon analizine göre VKİ?nin GDM gelişimini öngörmede en güçlü faktör olduğu saptandı (OR: 2,831, %95 CI: 1,234-6,495). GDM gelişiminin ikinci bağımsız belirteci de OGTT?de artmış 2. saat kan şekeri idi (OR: 1,119, %95 CI: 1,026-1,221). Sonuçlar: Gebeliklerinde GDM gelişen PKOS olgularında gebelik öncesi metabolik parametrelerden yaş, VKİ, lipid profili ve glukoz metabolizması gebeliklerinde GDM gelişmeyen PKOS olgularından anlamlı olarak farklıdır. Obezite ve glukoz intoleransı PKOS olgularında GDM gelişimini belirleyen bağımsız değişkenlerdir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, Gestasyonel diabetes mellitus, glukoz intoleransı, insülin direnci, obezite
Obez bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi
Obezite ile mücadelede fiziksel aktivite düzeyinin belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmada obez bireylerin farklı yöntemler ile fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 30 kadın (yaş X=32,9±7,3 yıl) ve 16 erkek (yaş X=36,4±8,4 yıl) olmak üzere toplam 46 obez (BKİ kadın X=37,6±6,6 kg/m2, erkek X=34,2±4,3 kg/m2; vücut yağ yüzdesi kadın X=%40,9 ve erkek X=%35,4) gönüllü birey katılmıştır. Sağlık kuruluşuna başvuru yapan obez bireyler için bilgi formu hazırlanmış ve vücut kompozisyon ölçümleri Tanita BC-1000 ile, Fiziksel aktivite ölçümü ise, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi - Kısa Form (UFAA-KF) ve Sense Wear Armband (SWA; BodyMedia, USA) yöntemi ile yapılmıştır. İstatiksel analiz olarak; Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Ki kare, Fischer's Exact testi ve Spearman Rho Korelasyon kullanılmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Katılımcıların adım sayısı ortanca değerleri 9323 adım/gün (kadın ve erkeklerde sırasıyla 8796; 9540 adım/gün) bulunurken (p>0,05), MET düzeyleri 1,3 MET/gün'dür (kadın ve erkeklerde sırasıyla 1,3; 1,4 MET/gün). Katılımcıların adım sayısına göre aktivite düzeyi değerlendirildiğinde %32,6'sı (n=15) "sedanter/düşük aktif", %67,4'ü (n=31) "orta/yüksek aktif" düzeyinde; UFAA'ya göre değerlendirildiğinde ise %19,6'sı (n=9) "düşük aktif", %80,4'ü (n=37) "orta/yüksek aktif" düzeyindedir (p>0,05). UFAA-MET puanları ile adım sayısı arasında ise anlamlı ilişki bulunmamaktadır (r=0,188; p>0,05). SWA ile karşılaştırıldığında, anketin %21,7 yüksek tahmin, %8,7 oranında düşük tahminde bulunduğu belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak, obez bireylerin adım sayısına göre "biraz aktif" kategorisinde yer almasına rağmen MET düzeylerinin düşük olması obezite ile mücadelede egzersizin şiddetinin önemini göstermektedir. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerinin yöntemlere göre değişebileceği ve yöntem belirlenirken örneklem grubuna göre sınırlılıklar mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite, Obezite, SWA, UFAA
Lise düzeyindeki kız öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerinin ve obezite eğilimlerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Erzurum ilinde öğrenim gören lise seviyesindeki kız öğrencilerin fiziksel uygunluk düzeylerinin belirlenmesi ve obezite eğilimlerinin incelenmesidir. Çalışmaya Erzurum İli Yakutiye ilçesi Nenehatun Kız Anadolu Lisesi, Rabia Hatun Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, Hamidiye Mesleki ve Teknik Kız Anadolu Lisesi öğrencilerinden gönüllü olan 1069 öğrenci katılmıştır. Teste katılan 18 yaşından küçük öğrencilerin velilerinden bilgilendirilmiş veli-vasi olur formunu, 18 yaşındaki öğrencilerin kendilerinden ise bilgilendirilmiş gönüllü olur formlarını imzalamaları istenmiştir. Katılımcılara antropometrik testler, disklere dokunma, 10×5 m mekik koşusu, durarak uzun atlama, barfikste asılma, mekik, esneklik, pençe kuvveti, flamingo denge testi ve 20 m mekik koşusu testleri uygulanmıştır. Testler Nenehatun Kız Anadolu Lisesi spor salonunda yapılmıştır. Elde edilen bulguların istatistiksel analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Verilere ilişkin tanımlayıcı istatistikler ortalama ve standart sapma şeklinde verilmiştir. Normallik varsayımı, değişim katsayısı kullanılarak test edilmiştir. Normal dağılım gösteren verilerde, çoklu gruplar arasındaki farkların incelenmesi için tek yönlü ANOVA ve post hoc test olarak da Tukey HSD testi kullanılmıştır. Normal dağılıma uygun olmayan verilerde, ikili grup karşılaştırmalarında Mann-Whitney U testi testi, ikiden fazla frupların karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson ve Spearman Korelasyon testi kullanılarak incelenmiştir. Fiziksel uygunluk performansları ve antropometrik veriler ile BKİ değerleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi için regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan çalışmada performans ölçümlerinden elde edilen bulgulara göre katılımcıların fiziksel uygunluk düzeylerinin düşük, beden kütle indeksi değerlerinin normal olduğu ve obezite eğilimlerinin düşük olduğu saptanmıştır. Bireylerin ağırlığı ile fiziksel uygunluk performansları arasında ilişki olduğu ve BKİ düzeyindeki artışın sürat, kuvvet, kas dayanıklılığı, denge, aerobik uygunluk düzeylerini olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişki
Dünya ve Türkiye'de inaktiviteye ve vücut kompozisyonu ile ilgili bilgisizliğe bağlı çocuklar ve adölesanlarda aşırı kiloluluk ve obezite prevalansı artmaktadır. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Verilerin toplanması için 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Amasya Üniversitesinin il merkezinde bulunan fakülte ve yüksekokullarda halen öğrenim gören 5457 öğrenciye google veri tabanı üzerinden hazırlanan anket linki çevrimiçi ortamda gönderilmiş ve araştırmaya 15 gün içerisinde toplam 1280 gönüllü kişi katılmış ve değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizlerinde sırasıyla, çapraz çizelgeler hesaplanmış ve ikili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi ile değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Spermann sıralı korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarında; erkeklerin kadınlardan yaş olarak anlamlı düzeyde daha büyük, daha uzun boylu, daha kilolu, yüksek VKİ'li ve fiziksel açıdan daha aktifken, her iki cinsiyet arasındaki sağlık, sigara kullanım oranları ve aylık gelir düzeyleri farklı değildir. Sadece "Obezitenin sağlık için ne ölçüde zararlı olduğunu düşünüyorsunuz?" algısı kadınlarda daha yüksektir. Düzenli fiziksel aktivite yapan erkekler, sedanterlere kıyasla istatistiksel düzeyde daha yaşlı, egzersiz davranışı düzeyleri daha yüksek, obezitenin sağlık için büyük ölçüde zararlı olduğunu düşünmekte ve mevcut kilo durumundan memnundur. Düzenli fiziksel aktivite yapan kadınlar; istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek egzersiz davranış düzeyine sahip, obeziteyi sağlık için daha çok zararlı görmekte, mevcut kilo durumundan memnuniyetleri düşük, mevcut kilo durumunu anlamlı düzeyde daha çok değiştirme eğiliminde ve aynaya baktıklarında kendilerini daha az beğenenlerdir. Sonuç olarak, üniversiteler bilimsel yöntemlerle toplanan verilere dayalı geliştirilen fiziksel ve sportif aktivite programları ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik eğitimleri planlamalı ve uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite, Mutluluk, Obezite bilgisi, Sağlık.
Food insecurity, dietary patterns and obesity: A cross-sectional study
The definition of food insecurity is the lack of regular access to safe, nutritious food necessary for the growth of individuals and households. This study was conducted on 250 administrative staff of a private university between February and November 2023 to examine how food insecurity correlates with dietary patterns and obesity. A face-to-face questionnaire covering demographic characteristics, physical activity, anthropometric measurements, the Household Food Insecurity Access Scale (HFIAS), and a retrospective 24-hour food recall used for data collection. Results indicated 79.6% were food secure, 12.4% mildly food insecure, 4% moderately food insecure, and 4% severely food insecure. 23.2% had risky waist circumference and 18.8% had high risk waist circumference. According to BMI, 37.2% were overweight and 12.4% were obese. The analysis reveals a statistically significant difference in the age variable among food insecurity groups (p=0.027<0.05). Furthermore, a significant correlation exists between education level and food insecurity groups (p=0.042<0.05). Upon analyzing anthropometric measurements, the BMI, waist circumference, and food insecurity groups did not significantly correlate (p>0.05). Analysis of food consumption records data revealed a statistically significant difference in the percentage of fat, niacin, vitamin B6, potassium, magnesium and zinc according to the RDA between the food insecurity groups (p<0.05). Although no significant relationship emerged between food insecurity and obesity via anthropometric measurements, dietary pattern data indicated that food insecurity heightened obesity risks. Food insecurity is cyclical across life stages. Given the serious consequences of food insecurity, including obesity, multidisciplinary collaboration between doctors, dietitians and other public health professionals is vital. Keywords: BMI, Food Insecurity, Nutritional Status, Obesity, Waist Circumference
Maternal obezitenin Anne ve yenidoğan sağlığına etkisi
Araştırmanın amacı, maternal obezitenin anne ve yenidoğan sağlığına etkisini incelemektir. Araştırma Mart 2015-Ağustos 2016 tarihleri arasında İskenderun Devlet Hastanesi loğusa servisinde, vaka-kontrol çalışması olarak yapılmıştır. Çalışmaya alınan kadınlar gebe kalmadan önceki beden kitle indekslerine göre normal kilolu (kontrol grubu n=144) ve obez (vaka grubu n=142) olmak üzere iki gruba ayrılmış ve toplam 286 kadın ile çalışma tamamlanmıştır. Veriler,"Veri Toplama Formu ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği" ile toplanmıştır. Veri toplama formu klinikte loğusalar ile yüzyüze görüşme yöntemi, bazı veriler hasta dosyasından alınarak ve doğumdan altı hafta sonra telefon görüşmesi ile doldurulmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Ki kare testi, Student t test, Fisher-Freeman-Halton testi, Fisher's Exact test ve Yates' düzeltmeli Ki-kare testi kullanılmıştır. Obez kadınların yaş, gebelik ve yaşayan çocuk sayısı ortalamalarının kontrol grubu kadınlara göre daha yüksek, eğitim düzeylerinin ve doğum haftası ortalamasının ise daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Obez grubu kadınların gebelik, doğum sonu erken dönem ve geç dönem komplikasyonlarını kontrol grubuna göre daha yüksek oranda yaşadıkları bulunurken (p<0,05), doğum sonu altıncı hafta sonunda depresyon görülme durumu yönünden gruplar arasında fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Her iki grup kadınlarda sezaryen oranı yüksek olup doğum şekilleri, yenidoğanların ilk yarım saatte emzirilmeye başlanması, yenidoğanlarda komlikasyon görülmesi yönünden gruplar arasında istatistiksel fark olmadığı (p>0,05), obez kadınların yenidoğanlarının 1. dk ve 5. dk Apgar puanlarının daha düşük olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Sonuç olarak, obez kadınların antenatal ve postpartum dönemlerde yaşadıkları sorunların normal kilolulara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Gebelik planlayan kadınların prekonsepsiyonel dönemden itibaren obezite yönünden taranmaları, obez kadınlara eğitim ve danışmanlık yapılması önerileblir.
13-15 yaş obez erkek çocukların 12 haftalık fiziksel aktivite sonrası beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışma Ankara Büyükşehir Belediyesi aile yaşam ve gençlik merkezlerine üye 13-15 yaş aralığındaki obez çocuklara 12 haftalık egzersiz uygulanarak beden kitle endeksi, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerindeki etkilerini görmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma kapsamında merkezlere üye 13-15 yaş aralığındaki 30 erkek çocuğun beden kitle endeksi puanları ölçülerek obez oldukları tespit edilmiş ve 12 haftalık aktivite öncesinde kendilerine Beden İmajı Algısı ve Psikolojik İyi Oluş ölçekleri uygulanmıştır. Egzersiz programı uygulandıktan sonra ilk uygulama tekrarlanmıştır. İstatistiksel yöntem olarak katılımcılardan elde edilen beden kitle endeksi, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş değerlerinin normal dağılımlarını incelemek için Kolmogorov-Smirnov Z testi uygulanmıştır. Fiziksel aktivite öncesi ve sonrasındaki farklılığı incelemek için eşli örneklere T Testi (pairedsample t test) uygulanmıştır. Uygulanan fiziksel aktivitenin çocukların yaş faktörüne göre beden kitle endeksi, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş değerleri üzerinde oluşturduğu farklılaşmayı incelemek için Oneway ANCOVA testi uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan istatistik analizler α=0,05 anlamlılık ve %95 güven düzeyinde uygulanmıştır. Uygulanan testler bilgisayar destekli veri analiz programı kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen test sonuçlarına göre katılımcı obez çocukların başlangıç seviyelerine göre kilo verdikleri ve beden kitle endeksi puanlarının düştüğü, beden imajı algısı seviyelerinin yükselerek kendi bedenlerinin farkına varma düzeylerinin yükseldiği ve hoşnutluklarının arttığı, psikolojik iyi oluş düzeylerinin artarak psikolojik güç ve kaynaklarının yükseldiği sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların yaş farklılıklarının beden kitle endeksi, beden imajı algısı ve psikolojik iyi düzeylerine etki etmediği ve gerçekleşen bu değişimin yaştan kaynaklanmadığı tespit edilmiştir.
Türkiye'de obezite vergisinin kabul edilebilirliğine ilişkin bir alan araştırması
Obezite toplum sağlığını tehdit eden ve dünya genelinde oldukça yaygın olan küresel ölçekli bir sağlık sorunudur. Devletler bu sağlık sorunuyla mücadele etmek için mali ve mali olmayan birçok araç kullanmaktadır. Obezite ile mücadelede kullanılan mali araçların başında obezite vergisi gelmektedir. Sağlıksız gıdalar üzerinden ek bir mali yükümlülük olarak alınan obezite vergisi günümüzde birçok devlet tarafından kullanılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan halkın obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyini ölçmek ve bu düzeyi etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, tabakalı rassal örnekleme yoluyla İİBS Düzey 1 bölgesinde ikamet eden 1683 bireye anket uygulanmış ve veriler SPSS 22 ve LISREL 8.51 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi üzerinde ekonomik, siyasi, sosyo-psikolojik ve sağlık faktörlerinin etkili olduğuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, halkın obezite vergisi kabul edilebilirlik düzeyleri düşük çıkmıştır. Kabul edilebilirlik düzeyi en yüksek cinsiyet kadın, medeni durum bekâr iken meslek grubu kamuda çalışanlardır. Yaş, eğitim, aylık ortalama gelir, aylık gıda harcama miktarı ile obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Buna karşılık Beden Kitle İndeksi ile kabul edilebilirlik arasında ters yönlü bir ilişki ortaya çıkmıştır. Kurulan yapısal eşitlik modellemesi sonuçlarına göre ise kabul edilebilirlik düzeyini etkileyen ekonomik, sosyo-psikolojik, sağlık ve siyasi faktörlerin birbirleri ile ilişkili olduğuna ulaşılmıştır. Obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi üzerinde en fazla etkili faktör sağlık, ikinci ekonomi, üçüncü sosyo-psikolojik iken sonuncu sırada siyasi faktör yer almaktadır. Ekonomik faktör ile siyasi faktör kabul edilebilirliği negatif etkilerken sağlık ve sosyo-psikolojik faktörler pozitif yönde etkilemektedir.
İnsülı̇n dı̇rencı̇ olan obez 10-18 yaş arası hastalarda metformı̇n tedavı̇sı̇nı̇n etkı̇nlı̇ğı̇nı̇n gerı̇ye dönük ı̇ncelenmesı̇
Bu çalışmada, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalında 1 Ocak 2010 ve 30 Aralık 2019 tarihleri arasında izlenen ve insülin direnci (İR) nedeniyle metformin tedavisi alan 40 obez hastanın tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelenmiş ve metformin tedavisi alan obez hastaların başlangıçta, 6. ayda ve 1. yıldaki antropometrik ve metabolik parametreleri karşılaştırılmıştır. Olguların ortalama yaşı 13,60±1,47 yıl ve %60'ı kadın idi En sık başvuru yakınması %87,80 oranında ağırlık fazlalığı idi. Olguların tamamı pubertal dönemde idi. Çalışmada, 1 yıl metformin tedavisi kullanan hastalarda 6. ay ve 1. yıl vücut ağırlığı standart deviasyon skoru (SDS), vücut kitle indeksi (VKİ) ve VKİ SDS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001) düşüş saptanmış ve ciddi bir yan etki gözlenmemiştir. Yine olguların 1. yıl açlık glukoz (p=0,009), açlık insülin (p=0,001), glikolize hemoglobin (HbA1c) (p=0,009), HOMA-IR (insülin direncinin homeostatik model değerlendirmesi) (p=0,001), insülin sensitivite indeksi (p=0,001) ve Quick indeksi (kantitatif insülin duyarlılığı kontrol indeksi) (p=0,005) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Metformin tedavisi ile birlikte yaşam tarzı değişikliği gözlenen grupta, yaşam tarzı değişikliği olmadan metformin kullanan gruba göre 1. yılda VKİ SDS (p=0,023), HOMA-IR (p=0,039), Quick indeksi (p=0,044) ve insülin sensitivite indeksinde (p=0,007) anlamlı iyileşme saptandı. Sonuç olarak, insülin direnci olan ve metformin tedavisi alan obez adolesanlarda tedavinin 6. ayında ve 1. yılında antropometrik ve metabolik parametrelerde iyileşme saptanmıştır. Metformin tedavisinin yaşam tarzı değişiklikleri ile birlikte uygulanması kısa dönemde daha güçlü bir etki oluşturuyor gibi görünmektedir. Ancak, adolesan yaş gurubunda metformin tedavisinin uzun dönem etkilerine yönelik daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Adölesan, insülin direnci, obezite, metformin
Üniversite çalışanlarında obezite sıklığı ve etkileyen faktörlerin araştırılması (Dumlupınar Üniversitesi örneği)
Bu çalışma Dumlupınar Üniversitesinde 2008-2009 Eğitim Öğretim Yılında Nisan 2009 - Haziran 2009 tarihleri arasında Rektörlüğe bağlı merkez ve ilçelerdeki birimlerde çalışan 376 kişi katılmıştır. Bunlardan 127'si, öğretim üyesi ve öğretim elemanı, 133'ü genel idari hizmetleri, 20'si yardımcı hizmetler, 12'si sağlık hizmetleri, 29'u teknik hizmetler, 36'sı güvenlik hizmetleri ve 19'u da diğer meslek gruplarında görev yapmaktadırlar.Verilerin düzenlenmesinde MS Excel tablolama paket programı ve istatistik analizler için SPSS 16 istatistik paket programı kullanıldı. Tüm istatistik analizlerde anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edildi.Test sonuçlarına göre obeziteye etki eden faktörler arasında; cinsiyet, yaş, medeni durum, meslek, gelir durumu, gece atıştırma alışkanlığı, yemek tüketim hızı, diyet yapma durumu, günlük kalori alımı, sportif faaliyet durumu, günlük hareketlilik durumu, önemli ve anlamlı bulunmuştur(P<0.05).Eğitim durumu, günlük öğün sayısı, öğün atlama durumu, günlük tv ve bilgisayar kullanımı, ailesel şişmanlık durumu istatistik olarak anlamlı bulunmamıştır(P>0.05).Anahtar Kelimeler: Obezite, Sıklık, Beslenme, Fiziksel Aktivite.
Çocukluk imgesi, oyun ve oyuncak: Sosyo-kültürel bir analiz
Çocukluk imgesi, çocuğa yüklenen anlamı, çocukluk anlayışını ifade eder. Çocukluk imgesi, çağlar boyunca farklı anlamlara sahip olmuştur; dolayısıyla çocukluk imgesi, toplumsal bir kurgudur. Oyun kültürü de, çocuk kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Değişik toplumsal süreçlerde değişik çocukluk imgelerinden bahsedilebildiği gibi, değişik çocuk oyunlarından/oyuncaklarından söz edilebilmektedir. Dolayısıyla çocukluk ve çocuk kültürü, toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Çocuk oyunları ve çocukluk imgesi, toplumsal değişimlerden en çok etkilenen ve toplumsalı da en çok niteleyen alanlardan biridir.Günümüzde çocukluk ve çocuk oyunları kültürü hızla değişmektedir. Yaşadığımız küreselleşme sürecinde, post-modern çocukluk imgesinden, sosyal oyunların ve geleneksel oyuncakların ortadan kaybolmasından söz edilmektedir. Dünyada ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimlerin, çocuk oyun kültürünün ve çocukluk kavramının değişimine etkisi söz konusudur.Bu çalışmada çocukluk'un, oyun ve oyuncağın sosyolojik anlamda neleri ifade ettiği; değişen sosyo-kültürel süreçlerden çocukluk'un ve oyun kültürünün nasıl etkilendiği, değiştiği ve değişimin ne yönde olduğu ele alınmıştır. ?Geleneksel, modern ve post-modern? kavramsallaştırması kullanılarak, çocuk kültürünün toplumsal değişim kaynakları olan sanayileşme, kentleşme, teknolojik ilerlemeler, kapitalizm, tüketim kültürü ve küreselleşme süreçleriyle ne şekilde değiştiği tarihsel karşılaştırmalı yöntemle incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Çocukluk imgesi, oyun, oyuncak, toplumsal değişim, geleneksel, modern, post-modern, sosyo-kültürel analiz.
Obeziteyi önlemede obezite vergilerinin potansiyel rolü: İstanbul ili örneği
Bu çalışma Türkiye' de İstanbul ili baz alınarak uygulanabilecek bir obezite vergisinin, bireylerin tüketim alışkanlıkları üzerinde etkisinin olup olmadığını araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, 504 denekten elde edilen veriler dikkate alınmıştır. Araştırmada yer alan hipotezlerin test edilmesine yönelik Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Testi ve Ki Kare Testi uygulanmıştır. Araştırmada yer alan hipotezler Basit Regresyon Analizi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda, bireylerin obezite vergisine yönelik genel olarak olumlu bir tutum sergiledikleri ve verginin sağlıksız gıda tüketiminde azalmaya yol açacağı görülmektedir. Ancak diğer bir tarafta, verginin, devlet tarafından gelir amacı güdülerek çıkarıldığı, düşük gelirli bireyleri ve vergilendirilecek gıda üreticilerini olumsuz etkilediği, özel hayata müdahele ettiği ve gelir dağılımında bozucu etkilere neden olduğu yönünde olumsuz görüşlerde mevcuttur. Ayrıca mükellefler, obezite ile mücadelede, eğitim ve bilgilendirme politikalarını vergiye kıyasla daha etkili yöntem olarak görmüşlerdir.
Pelvik taban güçlendirme programının obez kadınların üriner inkontinans, konstipasyon ve cinsel işlevlerine etkisi
Bu araştırma obez kadınlara uygulanan pelvik taban güçlendirme programının üriner inkontinans, konstipasyon ve cinsel işlevlerine etkisini belirlemek amacıyla ön-son test randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Üroloji, Endokrin ve Kadın Doğum Polikliniklerinde 01.02.2021 - 30.09.2021 tarihleri arasında başvuran; 74 üriner inkontinanslı (deney grubu 37, kontrol grubu 37), 74 konstipasyonlu (deney grubu 37, kontrol grubu 37), 74 cinsel işlev bozukluğu (deney grubu 37, kontrol grubu 37) olan 222 obez kadın (111 deney, 111 kontrol) oluşturdu. Veriler, "Tanımlayıcı Özellikler Formu", "Uluslararası İdrar Kaçırma ile İlgili Konsültasyon Kısa Formu", "Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği" ve "Kadın Cinsel İşlev Ölçeği" ile toplandı. Deney grubundaki obez kadınlara Pelvik taban güçlendirme programı uygulandı. Verilerin analizi SPSS programında yapıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişimde bulunulmadı. Uygulanan girişimler sonunda; deney grubundaki kadınların kontrol grubuna göre, idrar kaçırma sıklığı, miktarı ve idrar kaçırmanın günlük yaşama etkisi anlamlı şekilde azaldı. Benzer şekilde, konstipasyon problemi olanlarda; dışkı tıkanıklığı, kalın bağırsak tembelliği ve ağrı düzeyi anlamlı olarak azaldı. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan kadınların; istek, uyarılma, kayganlık, orgazm düzeyleri artarken cinsel ilişki sırasındaki ağrı düzeyleri azaldı. Araştırmanın sonunda obez kadınlarda pelvik taban güçlendirme programının üriner inkontinans, konstipasyon ve cinsel işlev sorunlarını azaltmada etkili olduğu belirlendi (p<0.05).
Yüksek yağlı diyetle beslenen farelerde kefir tüketiminin adipokinler üzerine etkileri
Obezite, 21'inci yüzyılın en önemli ve yaygın sağlık sorunlarından biridir. Obezitenin en önemli nedeni hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenmedir. Kefir obezite ile mücadelede etkili olabileceği düşünülen bir probiyotiktir. Bu çalışma, yüksek yağlı diyetle (YYD) beslenen fare modelinde kefir tüketiminin lipid profili ve adipokinler üzerindeki etkilerini inceleyerek kefirin olası terapötik etkisini araştırmayı ve bu konuya yönelik literatüre katkı sağlamayı amaçlandı. Bu çalışmada YYD beslenen farelerde kefir tüketiminin vücut ağırlığı, epididimal yağ ağırlığı, lipid profili (Total kolesterol, HDL kolesterol, LDL kolesterol, Trigliserid), adipokin hormonlar (Leptin, Adiponektin, Vaspin, Resistin) ve İrisin/FNDC5 üzerine etkisi incelenmiştir. BALB/c suşu erkek fareler; kontrol grubu (n=10), Yüksek yağlı diyet (YYD) (n=10) ve YYD+Kefir (n=10) olmak üzere 3 gruba ayrıldılar. Kontrol grubuna standart pelet yem, YYD grubuna %60 yağ içeriğine sahip yüksek yağlı diyet, diğer gruba da yüksek yağlı yeme ilaveten oral gavajla 15ml/kg kefir verilerek 8 hafta süresince beslenmişlerdir. Lipid profili otoanalizörde ticari kitler kullanılarak ölçüldü. Adipokin hormonlar ve İrisin/FNDC5 düzeyleri düzeyleri ticari olarak temin edilen kitler kullanılarak enzim bağlı immunosorbent ölçüm (ELISA) yöntemi ile ölçüldü. Deneyin sonucunda grupların vücut ağırlık kazanımları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Grupların epididimal yağ ağırlıkları arasında anlamlı bir fark bulundu. YYD ve YYD+Kefir grubu epididimal yağ ağırlıkları kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. YYD ve YYD+Kefir grubu epididimal yağ ağırlıkları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. YYD ve YYD+Kefir grubu Total kolesterol, HDL-K, LDL-K değerleri Kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. YYD+Kefir grubu ve YYD grubu arasında ise Total kolesterol, HDL-K, LDL-K değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Trigliserid değerlerinde gruplar arası fark bulunmadı. YYD+Kefir grubunun Adiponektin ve İrisin/FNDC5 değerleri Kontrol grubu ve YYD grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu. Kontrol grubu ve YYD grubu arasında Adiponektin ve İrisin/FNDC5 değerleri için istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Vaspin, Leptin, Resistin değerlerinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı.
Diyabetik ve diyabetik olmayan fazla kilolu ve obez hastaların NON-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) açısından antropometrik ölçümler, skorlamalar, ultrasonografi ve fibroscan yöntemiyle değerlendirilmesi
Non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH), non-alkolik steatohepatit, siroz ve hepatoselüler kanser gibi karaciğer ilişkili komplikasyonlara neden olan, dünyada en sık görülen kronik karaciğer hastalığıdır. Obezite, diyabet, dislipidemi, hipertansiyon ve metabolik sendrom (MetS) NAYKH için metabolik risk faktörleridir. Bu hasta gruplarında NAYKH ve fibrozis varlığının değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çalışmamızda fazla kilolu ve obez hastalar (n=106); diyabetik (n=54) ve diyabetik olmayan (n=52) şeklinde 2 grup halinde incelendi. NAYKH steatoz belirteci olarak ultrasonografi (USG) ve Fibroscan CAP (Controlled Attenuation Parameter) kullanıldı. Fibrozis açısından Fibrometer-4 (FIB-4) skoru, NAFLD Fibrozis Skoru (NFS) ve görüntüleme yöntemi olarak Fibroscan LSM (Liver Stiffness Measurement) ile non-invaziv olarak değerlendirildi. Steatozis ve fibrozis ölçümleriyle; hastaların genel ve antropometrik özellikleri, eşlik eden morbiditeleri ve laboratuar değerleri arasındaki ilişkiler belirlendi. Genel çalışma popülasyonunda NAYKH sıklığı Fibroscan CAP ve USG ile %82,1 olarak bulundu. Diyabetik alt grupta ise Fibroscan CAP ile %90,4, USG ile %94,4 saptandı NAYKH tanısında USG ve Fibroscan CAP benzer etkinlikte iken steatozun derecesini belirlemede Fibroscan CAP daha üstündü. Steatoz ve fibrozisin eş zamanlı ölçülebilmesi, obezlerde XL prob ile ölçüm alınabilmesi Fibroscan'in üstün özellikleriydi. Obezite, diyabet, dislipidemi ve MetS NAYKH ve olası NASH sıklığını arttırmaktaydı. Diyabetiklerde, obezlerde ve metabolik olarak NAYKH ve NASH açısından yüksek riskli gruplarda; steatoz ve fibrozis görüntüleme yöntemi olarak Fibroscan kullanımının faydalı olacağı; fibrozisi öngörmede Fibroscan ile birlikte skorlama yöntemi olarak NFS'nin kullanımı karaciğer biyopsisi ihtiyacını azaltacak uygun bir yaklaşım olacaktır. Anahtar kelimeler: Obezite, Diyabet, NAYKH, NFS, Fibroscan
Sitagliptin tedavisi uygulanan deneysel obezite modelinde farklı dokularda GLP-1 gen ifadesinin analizi
Obezite dünya çapındaki hastalıklar arasında en büyük beşinci risk faktörü olup Türkiye, obezitenin en çok görüldüğü üçüncü ülkedir. Obeziteye eşlik eden birçok hastalık bulunmaktadır. Bu nedenle obeziteye neden olan ve obeziteyi geriye çevirecek olan moleküler ve genetik mekanizmalar ortaya konulmalıdır. Glukagon benzeri peptit 1 (GLP-1) ve glukozedine bağlı insülinotropik peptit (GIP), glikoz regülasyonunda yer alan başlıca inkretinler olup insülin salınımını uyarmak için salgılanır. GLP-1 glukagon seviyelerini baskılar, gastrik boşalmayı geciktirir ve tokluğu arttırır. GLP-1 ve GIP'in in vivo etkileri, bu hormonların dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4) enzimi tarafından hızlı bozunması ve baskılanması nedeniyle kısa ömürlüdür. DPP-4 inhibitörleri olan vildagliptin ve sitagliptin şu anda çok sayıda ülkede tip 2 diyabet tedavisi için onaylanmış ve geliştirilmekte olan oral ajanlardır. Bu çalışmada kas, karaciğer ve yağ dokusunda insülin salınımının pozitif düzenleyicisi olan GLP-1 geninin ekpresyon düzeyleri; Obez, Obez + Sitagliptin Kontrol, Kontrol + Sitagliptin gruplarına ayrılan doku gruplarında kantitatif real-time PCR yöntemi kullanılarak araştırıldı. Çalışmamızda 32 adet wistar albino sıçandan 24 'ünün dokuları kullanılmıştır. Doku örnekleri ile total RNA izolasyonu ve cDNA sentezi gerçekleştirilerek gen ekspresyon düzeyleri analiz edildi. Elde edilen sonuçlar qiagen veri analiz sistemi kullanılarak ve student t testi baz alınarak istatiksel olarak değerlendirildi. Araştırma sonuçlarımıza göre, karaciğer dokusunda obez grubuna göre obez+sitagliptin GLP-1 gen ekpresyon düzeyinin artmış olduğunu ve gözlenen bu farkın istatiksel olarak anlamlı olduğunu saptadık (p=0.02), yine karaciğer dokusunda K+Stg-Ob kıyaslandığında; GLP-1 gen ifadesinde 12.52 kat anlamlı bir artış saptadık (p=0.01) Kas ve yağ dokusu gruplarında gen ekspresyon düzeylerinde anlamlı bir farklılık saptanmamış olup nedeninin bireysel farklılıktan veya diğer etkenlerden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Sonuç olarak obezitede, sitagliptin tedavisi kullanılarak insülin salınımının uyarılma mekanizmasının transkripsiyonel düzenleyicisi olan GLP-1 geninin ekspresyon düzeyinin incelenmesi, obezitenin altında yatan olayların daha iyi anlaşılmasına ve obezitede sitagliptin tedavisinin nasıl hedeflenebileceğinin anlaşılması üzerine katkı sağlayacaktır.
Çocukluk çağı obezitesinde metabolomik profilin araştırılması
Çalışmamızda çocukluk çağı obezitesinde metabolomik profil parametrelerinden serum obestatin, humanin, kisspeptin, speksin ve asprosin düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne başvuran obezite ya da başka bir şikayet ile gelen, yapılan tetkik ve fizik muayenelerinde obezite saptanan ya da vücut kitle indeksi obezite kriterleri altında olan çocuklar dahil edilmiştir. Obestatin, Humanin, Kisspeptin, Speksin ve Asprosin ölçümleri, üreticinin talimatlarına göre ticari olarak temin edilebilen kantitatif Enzim linked immünosorbent analizi (ELISA) kitleriyle yapıldı. Çalışmamızdan elde edilen verilerin analizi sonucunda çocukların kilo düzeyine göre çocuklarda obestatin, humanin, kisspeptin, speksin ve asprosin düzeylerinde anlamlı farklılık olduğu saptandı. Çalışma sonucunda normal kilolu olanlarda obestatin ve speksin düzeyinin fazla kilolu, obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, fazla kilolu olanlarda obestatin düzeyinin obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, obez olanlarda da morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Morbid olanlarda humanin düzeyinin normal kilolu, fazla kilolu ve obez olanlara göre, obez olanlarda humanin düzeyinin fazla kilolu ve normal kilolu olanlara göre, fazla kilolu olanlarda da normal kilolu olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Morbid olanlarda kisspeptin düzeyinin normal, obez ve fazla kilolu olanlara göre, fazla obez olanlarda kisspeptin düzeyinin normal ve fazla kilolu olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Normal kilolu olanlarda speksin düzeyinin fazla kilolu, obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, fazla kilolu olanlarda da morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Normal kilolu olanlarda asprosin düzeyinin fazla kilolu, obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde düşük olduğu, fazla kilolu olanlarda asprosin düzeyinin obez ve morbid olanlara göre, obez olanlarda da morbid olanlara göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü (p<0.001).
Erişkinlerin demir eksikliği anemisi bilgi düzeyi ve demir takviyesine yönelik tutumları, nicel bir araştırma
DEA (demir eksikliği anemisi) prevalansı yüksek olmasına rağmen iştah açması ve kilo aldırma gibi sebeplerden dolayı bireylerin demir takviyelerini kullanmama durumu tedavide etkileyicidir. Tanımlayıcı bu araştırmada amaç DEA hakkında erişkinlerin bilgi düzeyleri ve demir takviyelerine karşı tutumlarının belirlenmesidir. Veri toplama aracı olarak kullanılan anket üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyodemografik sorular, ikinci bölümde DEA bilgi düzey soruları ve üçüncü bölümde demir takviyelerine karşı tutum soruları yer almaktadır. Kadınların erkeklerden, sağlık personellerinin diğer meslek gruplarından daha fazla bilgiye sahip olduğu; yaĢ ile bilgi düzeyinin pozitif ilişkili olduğu görülmüştür. Toplamda %41.1‟i DEA teşhisi alan katılımcıların %38‟inin çok az, %39.7‟sinin hiç demir ilacı kullanmadığı tespit edilmiştir. Kişilerin %21.9‟u demir takviyesi ile asla kilo verilemediği, %34‟ü bu takviyelerin biraz iştah açtığı ve %9.4‟ü çok fazla iştah açtığı düşüncesinde olduklarını belirtmiştir. Bireylerde demir takviyelerinin kilo vermede engel olmadığı ve kaybedilen iştahın demir alımı ile normale döndüğü bilinmektedir. Sonuç olarak yetişkinlerin anemi hakkında bilgi düzeylerinin ve düzenli takviye kullanımının artırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anemi, demir eksiliği anemisi, demir takviyesi, iştah, kilo verme, obezite.