Occupational diseases

119 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

İnşaat sektörü çalışanlarında ergonomik risk faktörlerinin değerlendirilmesi

İnşaat sektörü, Türkiye'de bulunan üretim sahalarını doğrudan ilgilendiren, ülkenin gelişmesine ve ülke ekonomisine kayda değer bir katkı sunan sektörlerden biridir. İnşaat sektörü, özellikle 20'nci yüzyıl boyunca ilerlemiş teknolojik gelişmelerden sonra ciddi manada değişikliğe uğramıştır. 100-150 yıl kadar önce yapılması mümkün görünmeyen veya yapımı çok zaman alan yüksek yapılar, havalimanları, pistler, barajlar, endüstriyel fabrikalar, tesisler yapılır hale gelmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte üretilen makinaların ve inşaat araç gereç ve malzemelerinin inşaat sektöründe kullanımı sonucunda bu seviyeye ulaşılmıştır. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca hayatın ve bilimin her yönünde yaşanan muazzam teknolojik gelişmeler, inşaat işkolunda ihtiyaç duyulan araç gereç ve malzemelerin farklılaşmasına ve gelişmesine, farklı şekillerde kullanılmasına neden olmuştur. Bu gelişmeler kendileri ile beraber meslek hastalıklarını da ortaya çıkartmıştır. Gerek kimyasal gerek biyolojik gerekse fiziksel tehlikelerden kaynaklı birçok hastalık baş göstermiş ve insan sağlığını etkilemeye başlamıştır. Gelişen teknoloji ile beraber ülkemizdeki inşaat sektörü de ortaya çıkan ihtiyaçları giderecek derecede gelişmiş ve işkolu olarak inşaat ön plana çıkmaya başlamıştır. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli önemli projelere imza atılmasıyla beraber, inşaat sektörü, alt dallarıyla beraber ekonominin parlayan yıldızı haline gelmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda, inşaat sektöründe meslek hastalıkları, iş ve işçi sağlığı ile iş ve işçi güvenliği hususları daha da önemli hale gelmiştir. Türkiye'nin, sosyal ekonomik ve kültürel olarak bütünleşme gayreti bulunan Avrupa Birliği, inşaat sektöründe meslek hastalıkları ve güvenlik konularında önemli kriterlere sahiptir. Özellikle yurt dışı inşaat faaliyetlerinde Türk inşaat firmaları çok fazla yer almaya başladığı için Avrupa standartlarına uymak zorunda kalmışlardır. Bunun yanında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme çabalarının doğal sonucu olan uyum çalışmaları kapsamında, inşaat sektörümüzdeki iş ve işçi güvenliği olumlu şekilde etkilenmektedir. Sektörde faaliyet gösteren birçok işçi ve çalışan, kimyasal, fiziksel ve biyolojik etkilerden dolayı meslek hastalığına yakalanmaktadır. Bunun yanında iş esnasında ortaya çıkan tehlikeli durumlar sonucunda oluşan kazalarda yaralanmalar veya ölümler meydana gelmektedir. Yetersiz mevzuat, yetersiz denetim ve kontrol ile eğitim eksikliği gibi sebeplerden dolayı işçi sağlığı, iş ve işçi güvenliği hususlarında tatmin edici seviyeye ulaşılamadığında, bu durumdan ülke ekonomileri de olumsuz etkilenmektedir. İş ve işçi kazaları ile meslek hastalıkları sonucu, yetişmiş ve kaliteli işgücü kaybı yaşanmasından dolayı, güvenli çalışma koşullarının oluşturulması bakımından toplumsal duyarlılık, farkındalık ve bilinç de önem arz etmektedir. Bu çalışmada, ülkemizde inşaat sektöründe görülen meslek hastalıkları, işkolunun kendine has çalışma şartları, meydana gelen kaza ve olaylar araştırılmış, eksik olan hususlar tespit edilmiş ve alınması gereken önlemler ortaya konmuştur. Ayrıca inşaat sektöründe; kalıp işçiliği, duvar işçiliği, demir işçiliği gibi farklı aşamalarda, işe özgü belirlenen 21 farklı çalışma şekli üzerinde gözlemler gerçekleştirilmiş, REBA ve QEC yöntemleri ile değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda, inşaat sektöründe bina inşaatında çalışılan her dal için risk düzeyi yüksek olarak saptanmıştır. Bu sonuçlara göre inşaat sektöründeki tüm alanlarda, çalışan işçilerin kas iskelet sistemine zarar verildiği, el, kol, bilek, omuz, boyun, diz, bel ve sırt bölgelerinde sağlık sorunları meydana geldiği, uzun süre çalışan işçilerin tedavi görmek zorunda kaldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle çalışma koşullarında belli değişiklikler ve iyileştirmeler yapılması, kullanılan malzemelerin uygun hale getirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

ErgonomiKaba inşaatKas-iskelet hastalıkları+7
Abdullah Oğuzhan Baştürk
Tarsus University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerde görülen psikososyal risk faktörleri ve meslek hastalıkları

En önemli üretim faktörlerinden biri olan işgücü, çalışma esnasında pek çok risk unsuru ile karşılaşır. Bu riskler bir yandan kişilerin yaşam kalitesini tehdit ederken diğer yandan da üretimin aksamasına neden olur. Böylelikle genellikle yegane gelir kaynağı ücret geliri olan bu kişiler tüm yaşamlarını olumsuz yönde etkileyebilecek olan büyük bir sorunla karşılaşmış olurlar. Bu sebeple de işgücünün maruz kaldığı risklerin ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan önemli sonuçlarının bulunduğu söylenebilecektir. Çalışma hayatı içerisinde yer alan risklerin farklı boyutları bulunmaktadır. Bu risklerin bir kısmı görünür nitelikte iken diğerlerinin fiziksel bir çıktısı olmadığından görünmesi ve tespit edilmesi zordur. Psikososyal riskler olarak da isimlendirilen bu riskler, kişileri psikolojik açıdan zorlamakta ve kişilerin yaşam kalitelerini düşürmektedir. Ayrıca bu riskler çalışanları demografik özelliklere, gelir durumuna, eğitim seviyesine ve buna benzer kişilik özelliklerine göre farklı seviyelerde etkilemektedir. Dolayısı ile fizyolojik risklerde olduğu gibi risk ve zarar tanımlamasının yapılması kolay olmamaktadır. Bu çalışmada Mersin ilinde özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin maruz kaldıkları psikososyal risk faktörleri incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda tüm demografik özelliklere sahip olan çalışanların belirli bir oranda psikososyal risklere maruz kaldığı ve bu risklerin hem çalışma verimliliğini hem de özel yaşam kalitesini düşürdüğü sonucuna varılmıştır. Bu gibi olumsuzlukların önüne geçilmesi için alınabilecek çeşitli önlemler bulunmakta olup riskin fizyolojik çıktısının olmaması nedeniyle ikinci planda değerlendirilmemesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, Risk, Psikososyal Riskler, Meslek Hastalığı, Öğretmen. Danışman: Prof. Dr. Funda KAHRAMAN

Meslek hastalıklarıPsikososyal özelliklerRisk faktörleri+3
Hacer Tüzel
Tarsus University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çimento fabrikalarında iş kazaları ve meslek hastalıklarının iş yeri güvenlik kültürü ile ilişkisi: Medcem Madencilik Çimento Fabrikası örneği

Yapılan bu alan uygulamasında Çimento sektöründe yürütülen iş sağlığı ve iş güvenliği faaliyetlerinde çalışanların iş kazaları ve meslek hastalıklarını önlemede iş güvenliği boyutunu kültürel olarak işveren ve çalışan ile beraber yerleşik hale getirmenin temel adımları atılacaktır. Tarih boyunca olası kazaları önlemek ve çalışanlar için sağlıklı bir ortam yaratmak amacıyla birçok Kanun ve kurumsal kurallar düzenlenmiştir. Bu kurallar ve önlemler mevcut olmakla birlikte, işyerinde hala birçok kaza meydana gelmektedir. Bu, yalnızca teknik prosedürlere bağlı olmadığını, ancak burada önemli bir faktörün "kişi" olduğunu ve bu nedenle güvenlik kültürü kavramının önemini ortaya koyduğunu göstermektedir. Güvenlik kültürünü ifade eden ve çalışanların ortak olan değerleri, algıları, inançları ve tutumları, sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamını yaratmak için önemlidir. Bu nedenle kazaların meydana gelmesini önleyen düzenlemeler ve faaliyetler yapılmalıdır. İşe başlarken verilen eğitimler, kişisel koruyucu ekipmanların bilinmesi, kullanılması, düzenli olarak gelişen sisteme adapte olmalarını sağlama ve işverenin faaliyetini yürütürken işletmeyi ve çalışanın güvenlik kültürünü sağlamak için atacağı adımlara kadar olan süreç mevcut İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanununda literatürde yer almasını sağlayacaktır. Çalışanların risk gurubunda A sınıfına giren çimento fabrikaların da Türkiye'de coğrafi bölgelere göre dağılımı dikkate alındığında Akdeniz bölgesi 2017 yılında 1270 kişi ile Türkiye'de 1. Sırada yer almaktadır. Medcem Çimento fabrikası entegre bir fabrika olması nedeniyle İş Sağlığı ve İş Güvenliğinde meslek hastalığı ve iş kazası faktörlerinin önlemede iş yerinde uygulanan güvenlik kültürü ilişkisi daha net bir şekilde görülecek işyerinden biridir. Bu kapsamda fabrikada uygulanan İSG Yönetim Sisteminin elde edilen veriler ışığında değerlendirilerek İSG alanında alışıla gelmiş nicel yöntemlerden ziyade sosyal bir araştırma temelli nitel yöntem kullanılmıştır. Yapılan çalışma ile mevcut veriler uygulamalar ile karşılaştırılıp önleyici politikalar geliştirilerek diğer işyerlerinde oluşabilecek iş kazası ve meslek hastalıklarında önleyici ve süreğen bir durum olarak yerleşmesine katkı sunacak katkılar sağlayacaktır.

Kurumsal kültürMeslek hastalıklarıÇimento endüstrisi+6
Ahmet Turan Yıldız
Tarsus University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tehlikeli atık bertaraf tesislerinde meslek hastalığı ve biyolojik faktörler açısından risk değerlendirmesi

Seçilen bir tehlikeli atık bertaraf/geri kazanım tesisinde atığın taşınmasından bertaraf aşamasına kadar ki süreçteki riskler belirlenerek bunların oluşabilme analizi yapılmış ve bunlara bağlı olarak hangi önleyici tedbirlerin alınması gerektiği belirlenmiştir. Yapılan araştırmalardan doğan veri analizlerinin tehlikeli atık sektöründeki biyolojik faktörden kaynaklı oluşmakta olan ve ileride oluşabilecek meslek hastalıkları incelenmiştir. Bu çalışmada, bir Tehlikeli Atık Bertaraf Tesisinde çalışanların atıkları aldıkları mesafelerden bertaraf süresine kadarki olan, maruziyet süreleri, vücutla teması, oluşan havanın solunması gibi etkiler incelenmiştir. Kullanılacak verilerin temin edileceği yer Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB) kayıtlarıdır. Tesiste uzun sürelerdir bulunan İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Uzmanı kayıtları, doktor tarafından tutulan sağlık kontrol kayıtları ve atıkların cinsine göre oluşan ve oluşabilecek meslek hastalıkları araştırılmıştır. Biyolojik risklerden kaynaklı elde edilen veriler kapsamında 5*5 L TİPİ MATRİS kullanılmıştır. Genel riskler için ise 5*5 L TİPİ MATRİS ve FİNE KİNNEY kullanılmıştır ve metotlar yardımıyla karşılaştırma yapılarak bu riskler arasındaki farklar karşılaştırılmıştır. Seçilen bir tehlikeli atık bertaraf/geri kazanım tesisinde atığın taşınmasından bertaraf aşamasına kadar ki süreçteki riskler belirlenerek bunların oluşabilme analizi yapılacak ve bunlara bağlı olarak hangi önleyici tedbirlerin alınması gerektiği belirlenmiştir. Yapılan araştırmalardaki veri analizlerde tehlikeli atık sektöründeki biyolojik risk faktörlerin kaynakları ve ileride oluşabilecek meslek hastalıkları incelenmiştir. Anahtar

Atık arıtmaAtık bertaraf yöntemleriBiyolojik özellikler+7
Hatice Ölçücü Şensoy
Tarsus University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kömür madenciliği sektöründe çalışanların karşılaşabilecekleri iş kazaları ve meslek hastalıklarının araştırılması

Kömür madenciliği çok tehlikeli sınıfında yer alan bir sektördür. Tüm ülkelerde bu sektörde yaşanan iş kazaları çok yüksektir. Türkiye'de de kömür madenciliği sektöründe yaşanan iş kazaları oldukça fazladır. Madencilik sektörü sayısız risk unsurunu içinde bulunduran insan yaşamı açısından son derece tehlikeli bir sektördür. Özellikle kömür madenciliğinde çalışanların diğer meslek gruplarına göre iş kazası geçirme riski daha yüksektir. Madencilik sektöründe meydana gelen kazalar açısından dünyada ön sırada olmamız, ayrıca ülkemizde değişik iş kollarındaki iş kazaları istatistiklerinde kömür madenciliği sektörünün inşaat sektöründen sonra ikinci sırada yer alması konunun önemini, araştırılmasını, madenciliğin güvenlik ve sağlık açısından geliştirilmesinin gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Kömür madenciliği sektöründe iş güvenliği ve işçi sağlığına ilişkin sorunların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve aksayan konuların iyileştirilmesi bu sektörde yaşanabilecek iş kazalarının azalmasına neden olacaktır. Bu çalışmada özel bir işletmede çalışan teknik personelin ve teknik personel yönetiminde çalışan işçilerin iş kazası geçirme nedenleri ve kazaların önlenmesine yönelik görüşlerin saptanması amaçlanıştır. Böylece sektörde yaşanan sorunlar değerlendirilerek hem maden işletmeleri hem de uygulamadaki madencilik mevzuatı için yapılmış ve modern madencilik uygulamalarından ve gelişmiş ülkelerde kullanılan mevzuatlardan yararlanılarak çözüm önerileri getirilmiştir.

KömürKömür endüstrisiKömür madenciliği+5
Numan Telli
Tarsus University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İş sağlığı ve güvenliği açısından mevsimlik tarım işçilerinde görülen iş kazaları ve meslek hastalıkları

Bu çalışmada, konuyla ilgili mevcut veriler incelenmiş, konu iş hukuku ile iş sağlığı ve güvenliği kanunları ve yönetmelikleri kapsamında değerlendirilmiş ve konuyla ilgili çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Tarım sektöründe, özellikle de mevsimlik tarım işçilerinin çalışmaları esnasında karşılaştıkları iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla ilgili veriler incelenmiş, nedenleri ve bu olumsuz durumların önlenmesine yönelik çözüm önerileri birçok kaynak araştırılarak aktarılmaya çalışılmıştır. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için önemli bir yere sahip olan tarımsal ürünlere nüfusun artmasıyla birlikte talep de artmıştır. Oluşan bu talebin karşılanması için diğer sektörlerden daha fazla işçiye gereksinim doğmuştur. Tarımda çalışan, çalışacak işçilerde tarım makinesi, pestisit ve diğer kimyasallara maruz kalma, tarımsal nedenli trafik kazaları, yılan ve akrep sokması, böcek ısırması, kirli sularla zehirlenme gibi başlıca risk faktörleri görülebilmektedir. Tarım işçilerinin karşılaşabilecekleri hastalık ve kazalar önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum da konunun iş sağlığı ve güvenliği açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. İş kazası nedeniyle gerçekleşen ölümlerin yaklaşık yarısının tarım sektöründe meydana geldiği tahmin edilmektedir. Tarımda kullanılan makineler ile kimyasallar kaza ve hastalıkların iki temel nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarımda çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından gerekli bilince sahip olmamalarının nedenleri, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde benzerlikler göstermektedir. Eğitim seviyesinin düşüklüğü, çalışanların çoğunluğunun kadın ve çocuk işçilerden oluşması, mevsimlik çalışanların sayılarının yüksek olması gibi nedenler sayılabilir. Tabi bu durum tarımda özellikle de mevsimlik çalışanlarda iş sağlığı ve güvenliğinin gelişmesini engellemektedir. Özellikle mevsimlik tarım işçilerinin sosyal güvenceye sahip olmamaları nedeniyle bu iş kazaları ilgili yerlere bildirilmemektedir. Bu durum da kesin ve sağlıklı istatistiki bilgilere erişimi sınırlı tutmaktadır. Özellikle mevsimlik (gezici) tarım işçilerinin dönemsel olarak yer değiştirmeleri de sağlıklı verilerin tutulmasını zorlaştırmaktadır. Anahtar Kelimeler: İş kazası, meslek hastalığı, iş sağlığı ve güvenliği, işgücü, mevsimlik işçi.

KazalarMeslek hastalıklarıMevsimlik işçiler+5
Zeki Eldeş
Tarsus University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinin göz hastalıkları kliniğine başvuran katarakt hastalarının hastalıklarının yaptıkları işle ilişkisinin değerlendirilmesi

Bir üniversite hastanesinin göz hastalıkları kliniğine başvuran hastaların, halen ya da daha önce çalışmış oldukları işler ve bu işler sırasında karşılaştıkları bazı etkenlerin, katarakt hastalığı için tahmini rölatif risk artışına neden olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. Vaka-kontrol tasarımda gerçekleştirilen araştırmanın verileri, Kasım 2018-Mayıs 2019'da, yüz yüze görüşme ile toplanmıştır. Her bir katarakt hastası için, cinsiyet ve yaşa göre eşleştirilmiş, kataraktı olmayan bir göz hastası kontrol olarak alınmış, toplam 554 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Her iki grupta da katılımcıların, %61,0'i kadın, yaşları ortancası 63,0'tür. Kataraktı olan hastalar arasında okur-yazar olmayan, lisansüstü öğrenim görmüş olan, miyopi, yaşa bağlı maküla dejenerasyonu ve diyabet hastası olan, kortikosteroid içerikli ilaç kullanan ve gözü etkileyen bir kaza geçirenlerin yüzdesi, kontrollere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazladır (p<0,05). Vakaların %22,4'ü ve kontrollerin %11,9'unun mesleki ultraviyole radyasyon maruz kalımı vardır (p=0,001); tahmini rölatif riskin tek değişkenli analizde 2,1 (%95 GA: 1,3-3,4); üç farklı lojistik regresyon modelinde 1,9 (%95 GA: 1,1-3,2), 2,0 (%95 GA: 1,2-3,2) ve 2,1 (%95 GA: 1,3-3,3) kat olduğu saptanmıştır. Vakaların kontrollere göre, katarakt ile ilgili olduğu bilinen etkenlerden en az birine maruz kalınan işlerde çalışmış olma ya da çalıştığı işler sırasında doğrudan gözün travma aldığı bir iş kazası geçirme durumu 2,3 (%95 GA: 1,5-3,5) kat fazladır (p<0,001). Bu işlerde çalışan vakaların %23,3'ü ve kontrollerin %17,8'i çalıştığı işlerden en az biri sırasında göz için kişisel koruyucu donanım kullanmıştır. İlgili etkenlerin olası sağlık risklerine ilişkin çalışan eğitimleri düzenlenerek farkındalık artırılmalı, koruyucu donanım kullanımı da dahil gereken önlemler alınmalıdır.

GözGöz hastalıklarıHastaneler+5
Güven Gökgöz
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İSG uygulamalarının 6331 sayılı kanun öncesi ve sonrası uygulamaları tekstil sektöründe karşılaştırılmalı analizi

Buhar makinesinin keşfi ile birlikte üretim teknikleri geri döndürülemez bir sürece girmiştir. Üretimde makineleşmenin artması, üretimin Charles CHAPLİN'in yönettiği ve başrol oyunculuğunu yaptığı Modern Times (Modern Zamanlar) filminde anlatıldığı gibi monoton ve delice bir tempoyla yapılması ve artan talebi karşılamak için uzun mesai saatleri boyunca çalışma, iş kazalarını da beraberinde getirmiştir. Meydana gelen bu iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle yaralanmaların ve ölümlerin artması dikkatleri bu kaza ve hastalıkları önlemek için yapılması gerekenlere çevirmiştir. Çalışanların yaptıkları işle ilgili olarak sağlık sorunlarının ve mesleki risklerinin önlenmesi için yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalar olarak tanımlanabilecek olan iş sağlığı ve güvenliği kavramı da bu sayede gündemimize girmiştir. Ülkemiz de iş sağlığı ve güvenliği alanında çıkarılan ilk yasal mevzuat olarak bilinen 1865 tarihli Dilaver Paşa Nizamnamesinin üstünden geçen 150 yıllık sürede, bu alanda çok sayıda kanun yönetmelik ve tüzük çıkarılmıştır. Ancak iş sağlığı ve güvenliği alanında gerek ölümlü iş kazalarının sayısında ki artış, gerekse bu alanda oluşan farkındalığın artması ve Avrupa Birliği Uyum Yasalarının da gündeme getirmesiyle ülkemiz bu konu ile ilgili çalışmalara ivme kazandırmış ve 30 Haziran 2012 tarih ve 28339 sayılı resmi gazetede ülkemizin ilk müstakil iş sağlığı ve iş güvenliği kanunu olma özelliğini taşıyan 6331 sayılı kanun yayınlanmıştır. ABD'li psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayınlanan ve Maslow Teorisi veya İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi olarak bilinen çalışmada insanın güvenlik ihtiyacının yeme içme uyuma gibi temel yaşamsal ihtiyaçlardan hemen sonra geldiği belirtilmektedir. Uyku harici gününün çoğunu işyerinde işini yaparken geçiren insanın emniyette olma duygusunu burada da hissetmek istemesi kadar doğal bir durum olamaz. Böyle bakıldığında iş güvenliği veya işyeri güvenliğinin temel bir insan ihtiyacı olduğu söylenebilir. Başlangıçta hammadde ve emek-yoğun bir sektör olan tekstil ve hazır giyim sektörü teknolojideki gelişmelerden payına düşeni almış ve sermaye ve teknoloji-yoğun bir sektör haline gelmiştir. Türkiye'de tekstil ve hazır giyim sektörü sağladığı büyük istihdam olanakları, üretim sürecinde yaratmış olduğu katma değer ve uluslararası ticaretteki ağırlığı sebebiyle ekonomik kalkınma sürecinde önemli rol oynayan bir sanayi dalıdır. Bunun yanında, ihracat gelirleri içindeki yüksek payı nedeniyle ülkemizin kolayca vazgeçemediği bir sektör olma özelliğini sürdürmektedir. Bu nedenle de iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları bu sektör için daha da önemli hale gelmektedir. Bu araştırmada hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren bir tekstil fabrikasında 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanununun uygulamaya geçmesiyle birlikte meydana gelen değişiklikler veya değişmesi arzu edildiği halde hiçbir değişiklik olmayan iş güvenliği uygulamaları ile işgörenin iş güvenliğine yönelik tutum ve davranışlarında meydana gelen değişikliklerin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca günümüzde yürürlükte olan 6331 sayılı kanunla çalışanlara ve işverenlere getirilen yükümlülükler de sistematik olarak ele alınmıştır. Kanunun işçilere yansıması, onlar tarafından tespit edilen eksiklikler ve işveren açısından kanunun uygulamadaki zorlukları değerlendirilmiştir ve önerilerde bulunulmuştur. Araştırmanın uygulanabilmesi için İstanbul ili Ümraniye ilçesinde 1413.04 faaliyet kodu altında 300 çalışanı ile üretim yapmakta bulunan hazır giyim fabrikası seçilmiştir. Bu kapsamda teorik çalışma ile birlikte tekstil fabrikasında çalışan 60 mavi yakalı işgören ile anket çalışması yapılmıştır. Ankete verilen cevaplar genel olarak değerlendirilerek çalışanların 6331 sayılı kanunun öncesinde ve sonrasında ki iş güvenliği uygulamaları hakkında düşüncelerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gerek yapılan bu çalışmadan elde edilen sonuçlar gerekse iş kazası istatistikleri ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının henüz istenen düzeye ulaşmadığını göstermektedir. İş güvenliği sadece çalışanların değil her kesimin bilinçlenmesi gereken bir meseledir ve bu mesele sağlam bir zemine oturtulmadan çözülebilecek gibi değildir.

Hazır giyim sektörüMeslek hastalıklarıTekstil sektörü+3
Sezen Sırımsı Çetin
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Özel eğitim merkezinde çalışan fizyoterapistler ile tıp merkezi veya fizik tedavi dal merkezlerinde çalışan fizyoterapistlerin mesleki tükenmişlik ve iş doyum düzeylerinin karşılaştırılması

Çalışma koşulları birbirinden farklı olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan fizyoterapistler ile hastane, tıp merkezi veya fizik tedavi dal merkezlerinde çalışan fizyoterapistlerin mesleki tükenmişlik ve iş doyumu düzeylerinin karşılaştırıldığı bu araştırmada; tükenmişlik ve iş doyumu puanlarının yaş, haftalık ortalama çalışma saati, aktif olarak meslekte çalışma süresi (yıl) ve çalışılan kurum ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma Kasım 2014-Haziran 2015 tarihleri arasında İstanbul Anadolu yakasındaki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, özel tıp merkezi, özel hastane veya özel fizik tedavi dal merkezlerinde görev yapan ve çalışma kapsamında ulaşılabilen; hastane grubu 50 özel eğitim grubu 50 olmak üzere toplamda 100 fizyoterapist üzerinde yürütülmüştür. Ankete katılmayı kabul eden fizyoterapistlere; mesleki tükenmişlik ve iş doyumu düzeylerinin belirlenmesi için Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Minnesota İş Doyum Ölçeği ve araştırmacı tarafından oluşturulan demografik bilgiler formu anketleri uygulandı. Gruplar arasında cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, yaş, çocuk sayısı ve meslekte aktif olarak çalışma süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Her iki grup kendi içinde iş doyumu açısından yüksek, tükenmişlik düzeyi açısından düşük seviyede bulundu. Özel eğitim grubu ile hastane grubu arasında tükenmişliğin duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları arasında bir fark görülmezken; kişisel başarıda düşme puanı özel eğitim grubunda (10,1±3,3) hastane grubuna (8,1±3,6) göre daha yüksek çıkmıştır (p=0,004). İş doyumu puanları açısından iki grup arasında fark bulunmamıştır. Sonuç olarak; çalışılan kurum ve kıdem tükenmişlik puanları ile ilişkili bulunurken haftalık ortalama çalışma saati ile tükenmişlik puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Aynı zamanda iş doyumu ile çalışılan kurum, haftalık ortalama çalışma saati ve kıdem arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.

Fizik tedaviFiziksel tıpFizyoterapistler+7
Sevgi Der
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İtfaiyecilerde mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının çalışma koşullarıyla olan ilişkisi

Bu çalışma itfaiyecilerde mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıkları gelişim riskini belirlemek ve bu durumun çalışma ve iş koşullarıyla ilişkisini araştırmak amacıyla Ağustos 2021- Kasım 2021 tarihleri arasında İstanbul İtfaiye İstasyonları'nda çalışan çalışmaya katılmayı kabul eden 111 itfaiye çalışanı dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılacak olan sorgulama ölçekleri Google Form'a kaydedilip elektronik ortamda iletişim ağı Whatsaap ile katılımcılara ulaştırılmıştır. Çalışmaya katılan itfaiyecilerin demografik bilgileri alınmıştır. İtfaiyecilerin kas-iskelet sistemini değerlendirmek için Kas İskelet Sistemi Sağlık Sorgulaması (KİSS-SS) Ölçeği, iş ve çalışma koşullarını değerlendirmek için İtfaiyecilerin İş ve Çalışma Ortamı ile İlgili Anket Formu kullanılmıştır. Elden edilen veriler sonucu meslekte çalışma senesiyle, kas-iskelet sistemi hastalıkları arasında ilişki, istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). İtfaiyecilerde İş ve Çalışma Ortamı ile İlgili Anket Formu'nun ilk dört sorusu ile Kas-İskelet Sistemi Sağlık Sorgulaması (KİSS-SS) Ölçeği arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, itfaiyecilerde mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının iş koşullarıyla arasında bir ilişki yoktur ve mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının görülme sıklığı yoktur. İtfaiyecilerde meslekte çalışma süresi arttıkça mesleki kas-iskelet sistemi hastalıkları artmamaktadır. İtfaiyecilerin görev unvanına göre kas-iskelet sistemi en fazla etkilenen itfaiye erleridir. Anahtar Kelimeler: Kas İskelet Sistemi Hastalıkları, İtfaiyeciler, Çalışma Yılı, KİSS-SS, İtfaiyecilerde İş ve Çalışma Ortamı ile İlgili Anket Formu

AnketlerKas-iskelet ağrısıKas-iskelet hastalıkları+5
Halide Yasemin Seller
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksekte yapılan çalışmalarda kişisel koruyucu donanımlar ve sınırları

Ülkemiz de ve tüm dünya da endüstriyel tesislerde yapılan her türlü çalışmalarda "iş güvenliği" birinci öncelik olmak durumundadır. Bu durum hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarda da yer almaktadır. Bu nedenle de çalışma alanında yapılacak her türlü iş için gerekli iş güvenliği önemlerinin alınması büyük önem arz etmektedir. Alınan her türlü önlem o alanda görev yapan çalışanları korumak, işletmeyi ve üretimin güvenliğini sağlamaktır. Ayrıca iş güvenliği kendine özgü konuları, kuralları, teorileri, temel ilkeleri olan bir çalışma alanı haline gelmiştir. Bu ilke ve yasalar olayların doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Yaşanılan ve olası yaşanabilecek olan iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle; çalışanlar, işletme ve çevre zarar görecektir. Bugün iş kazalarının neden olduğu kayıpların boyutu konunun ulusal ve uluslararası düzeyde ele alınmasını gerektirmektedir. Özellikle de çalışma sektörlerine göre irdelendiğinde birçok farklı konu ortaya çıkmaktadır. Yüksekte çalışma adımı da bu işlerin başında gelmektedir. Bu anlamda baktığımızda; petrol endüstrisi arama, sondaj, üretim, rafineri ve taşıma, inşaat, sanayi, kimya, maden ve enerji sektörü gibi farklı sektörlere ayrılabilmektedir. Özellikle petrol, maden ve enerji endüstrisinin uluslararası niteliğinin olmasına rağmen iş güvenliği çalışmaları ülkelerin sosyo-ekonomik politik ve coğrafi özelliklerine göre farklılıklar göstermektedir. Özellikle, iş kazaları ve meslek hastalıklarına bağlı olarak her yıl kayıt altına alınabilen istatistiklere göre on binlerce sigortalı ve sigortasız çalışan yaşamını kaybetmekte, sakat kalmakta ya da uzunca süre iş yaşamından kopmaktadır. Bu temel gerçekler ve yaklaşımlardan hareketle, iş sağlığı ve güvenliğinin küresel boyutta bir sorun ve düzenlenmesi gereken bir alan olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Güvenli ve sağlıklı bir iş ortamının sağlanması ve teşvik edilmesi, alınacak tedbirler ve yasal düzenlemelerle ülkelerde bu bakımdan etkin bir kültürel altyapı oluşturulması öncelik olmalıdır. Buna karşın, günümüzde; devletlerin, ülkesel ölçekte faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin ve uluslararası konuya özgü oluşmuş birliklerin ilgi artış hızı olması gerekenden düşük olsa da, temel hedef; iş yaşamının, sağlık ve güvenlik açısında çalışılabilir alanlara dönüştürülmesidir. Bu alanların tamamında yüksekte çalışma yapıldığından söz etmek mümkündür. Bu nedenle bu çalışma da iş kolları farklılık gösterse de ortak olan yüksekte çalışma konusunun ulusal ve uluslararası mevzuatlardaki yerini, farklılıkların neler olduğu ve ortak olan aşamaların da belirlenip, genel bir yüksekte çalışma da iş güvenliği ifadesi ortaya koymaktır. Günümüzde ulaşılan bilimsel ve teknolojik seviye, etik anlayışı ve farkındalık birlikte değerlendirildiğinde, "sıfır iş kazası", "sıfır meslek hastalığı" teorik olarak erişilebilir bir hedeftir. Bugün, örneğin inşaat alanlarının girişinde bir slogan olarak bu hedefin sıklıkla görsel bir mesaj olarak yer alması, bu uzak hedef için bir amaç birlikteliğinin oluştuğunu, en azından söylem bazında geçerlilik kazandığını göstermektedir. Bu noktada konuya, sektörel esaslı yaklaşmak ve her sektörün kendisine has tehlike envanterlerinin ele alınarak eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerinin yönlendirilmesi doğru adım olacaktır. Sektörel derinleşme sayesinde, sektörel istatistiklerin de varlığına bağlı olarak ilerleme kaydedilip kaydedilmediğinin kontrolü mümkün olacaktır. Mesleki yeterlilik eğitimlerin çeşitlenen saha koşullarına uyumlu hale getirilmesi ve sık tekrarlı uygulamalarla pekiştirilmesi devlet önlemleriyle ele alınmalıdır. Ülkemizde son yıllarda özellikle maden ve inşaat alanındaki çalışanlar için mesleki yeterlik zorunluluğu getirilmiştir. Yüksekte çalışma birçok sektör için ortak bir tehlike tanımıdır. Bu konuda her düzeyde bilinçli mühendislerin yetiştirilmesi ve ilgili müfredatın uygulamalarla zenginleştirilmesi orta ve uzun vadede ülkesel bazda büyük faydalar getirecektir.

Meslek hastalıklarıMesleki riskRisk+7
Burhan Bayrak
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Beden eğitimi öğretmenlerinin mesleğe yönelik davranış ve yaşantı modellerinin incelenmesi (İzmir İli örneği)

Amaç: Bu çalışmanın amacı, beden eğitimi öğretmenlerinin mesleğe yönelik davranış ve yaşantı modellerini belirlemek ve farklı değişkenler açısından incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 2012-2013 eğitim-öğretim yılında İzmir'de görev yapan 98'i (%54.7) erkek, 81'i (%45.3) kadın öğretmenden oluşan 179 beden eğitimi öğretmeni katılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak "Mesleğe Yönelik Davranış ve Yaşantı Modelleri Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler güvenilirlik analizi, tanımlayıcı analiz, bağımsız örneklem t testi, ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan beden eğitimi öğretmenlerin 91'i (%50.8) Tip "G" (Güzel Sağlık), 33'ü (%18.4) Tip S (Sakınmacı Davranış), 45'i (%25.1) Tip A (Aşırı Bağlılık) ve 10'u (%5.6) Tip B (Burnout-Tükenmişlik) davranış ve yaşantı modelindedir. Sonuç: Beden eğitimi öğretmenlerinin mesleğe yönelik davranış ve yaşantı modelleri cinsiyete, medeni duruma, çocuk sayısına, çalıştığı kurum türüne, spor okulu görevine, yaşa ve mesleki deneyime göre farklılık göstermektedir.

Beden eğitimiMeslek hastalıklarıMesleki tutum+3
Ramazan Taşçıoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yeraltı maden ocaklarında iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ve örnek risk analizi çalışması

Tez çalışmasında ilk olarak yeraltı maden ocaklarında iş sağlığı ve güvenliği başta olmak üzere sektörde karşılaşılan iş kazası ve meslek hastalıklarıyla ilgili bilgilere yer verilmiştir. Bu çalışmada metodoloji olarak Fine-Kinney risk değerlendirme yöntemi kullanılmıştır. Yeraltı kömür madeni işletmesinde tahkimat, nakliye, havalandırma, maden sahası, yeraltı toz ve gaz patlaması, yeraltı üretim yöntemleri, vagonlar ve raylar, stok alanı, toza, titreşime ve gürültüye maruziyet, elektrik, ergonomi, hijyen, çevresel faktörler, bakım ve onarım, kişisel koruyucu donanım, hava kompresörü, yangın, teknik personel bulundurma, personel işe başlatma, ağaç kullandırma atölyesi, yaşam (sığınma) odası faaliyetleri sırasında iş sağlığı ve güvenliği tehlike ve risklerinin tespit edilmesi ile bu risklere karşı ne tür önlemler alınabileceğinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Tespit edilen mevcut tehlike riskler tespit edilmiş olup düzenleyici önleyici faaliyetlere sonrasında kalan risklere yer verilerek çıkan sonuçlar değerlendirilmiştir. Ayrıca literatürdeki benzer konularla karşılaşması yapılmıştır. Sonuç olarak, maden sahası, elektrik ve yangın en yüksek risk faaliyet alanları olarak tespit edilmiştir. Bu doğrultuda gerekli düzenlemeler yapılarak sektörün paydaşlarına çözüm önerileri bulunulmuştur.

Maden ocaklarıMadencilikMadenler+7
Halim Usta
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeraltı maden işletmelerinde mesleki kas iskelet sistemi hastalıklarının görülme sıklığı ve iş performansına etkisi

Mesleki Kas İskelet Sistemi Hastalıkları (MKİSH) madencilerde önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışma, Rize ilinde mekanize üretim yapan bir yeraltı bakır maden işletmesinde mavi yakalı operasyon bölümü işçilerinde MKİSH sıklığını saptamak üzere tanımlayıcı olarak başlamış; ergonomi eğitimi ve egzersiz uygulamalarının işçilerde biyopsikososyal açıdan etkisini araştırmak üzere deneysel olarak tamamlanmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında 109 kişi üzerinde Kişisel Bilgi Formu, Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Ölçeği (G-Nordic) kullanılarak tanımlayıcı bilgilere ulaşılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında; son 12 ay içinde vücudunun herhangi bir bölgesinde kas iskelet sistemi şikayeti saptanan, katılım kriterlerini sağlayan işçiler ergonomi eğitimi ve egzersiz programına dahil edilmiştir (n=65). Ergonomi eğitimi ve egzersiz programı öncesi ve sonrası veriler G-Nordic, Minnesota İş Doyum Ölçeği, Hızlı Maruziyet Değerlendirme Ölçeği (HMD), VKİ, Otur Uzan Testi, Modifiye 'Biering Sorenson' Testi kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre son 12 ay içinde kas iskelet sistemi şikayeti sıklığı %78 (n=109)'dir. Ergonomi eğitimi ve egzersiz programı öncesi-sonrası karşılaştırılmasında dokuz vücut bölgesinde kas iskelet sistemi şikayetlerinde azalma bulunmuştur (p<0.005). Seçilen tüm görevlerin HMD risk puanlarında ve Minnesota İş Doyum Ölçeği ile fiziksel uygunluk parametrelerinde anlamlı düzelme bulunmuştur (p<0.001). Ergonomi eğitimi ve egzersiz programı madencilerde MKİSH ile mücadelede etkilidir.

ErgonomiFiziksel uygunluk testiKas-iskelet hastalıkları+4
Melike Yağcı
Avrasya University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ambulans çalışanlarının ergonomik risk analizine göre kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının değerlendirilmesi

Bu çalışma 112 ASHİ (Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu) çalışanlarının sahada ve ambulans içinde maruz kaldıkları fiziksel zorlanmaların ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının vücutta en fazla etkilediği bölgeyi saptamak amacıyla yapılmıştır. Personelin, sahada ve ambulans içinde en sık yapmış olduğu işlemler gözlemlenmiş ve fotoğraflanmıştır. Kas-iskelet rahatsızlıkları için Cornell anketi, risk düzeylerini belirlemek için de REBA yöntemi kullanılmıştır. Cornell anketi Trabzon ilinin doğu bölgesindeki 12 adet ASHİ (Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu)' de çalışan 80 personele uygulanmıştır. REBA uygulamasında ise, sahada çalışan iki sağlık personelinin yapmış olduğu işlemler fotoğraflanarak risk düzeyleri hesaplanmıştır.

AmbulanslarErgonomiKas-iskelet hastalıkları+4
Yasemin Dede
Avrasya University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tıp ve yan dal uzmanlık öğrencilerinin bildirimi zorunlu hastalıklar konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tıp ve yan dal uzmanlık öğrencilerinin bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar (BZBH) ve meslek hastalıkları konusunda bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel araştırmanın evrenini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan tıp ve yan dal uzmanlık öğrencisi hekimler (26.07.22 tarihinde akademik personel biriminden alınan sayıya göre 1103 kişi) oluşturmaktadır. Minimum örneklem hacmi 284'dür. Örneklem, temel, dahili ve cerrahi bilim dalları ve yan dal uzmanlık öğrencileri listesinden ağırlıklı tabakalı olarak seçilmiştir. İsim listesinden 432 (%40 hedef) kişi seçilmiş olup 375'ine ulaşılabilmiştir (%86,8'lik katılım). Veri toplama formu 61 sorudan oluşmaktadır ve gözlem altında doldurulmuştur. Verilerin analizinde SPSS 26.0 çevrimi kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler ortalama, standart sapma, ortanca, minimum, maksimum değerler ve yüzde şeklinde hesaplanmıştır. Sayısal verilerin normal dağılıma uyumu değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenlere göre kategorik verilerin karşılaştırılmasında Ki-kare ve Fisher Exact testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda hedeflenen 432 kişiden 375'ine (%86,8) ulaşılmıştır. Yaş ortalaması 29,17±4,37 ve %57,9'u kadındır. Meslekte ve kurumda çalışma süresi ortalamaları sırasıyla 4,16±4,17 ve 1,95±1,25 yıldır. Çalışma grubundakilerin 272'si (%72,5) daha önce farklı kurumlarda çalışmıştır. Çalışma grubunun %30,4'ü çalışmakta oldukları kurumda bildirim yaptığını belirtirken; yapmama nedeni olarak en sık verilen yanıt %55,2 (kişi, yanıtlar içinde %46,6) ile "bildirim yapmamı gerektiren bir iş tanımım yok"tur. Çalışma grubunun %10,4'ü (yanıt verenlerin de %15,7'si) tanısı konulan bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıkların hepsine doğru ICD kodu girdiğini belirtmiştir (en fazla doğru ICD kodu girmeme nedeni "bildirimi zorunlu hastalıkları bilmediğim için" yanıtıdır). Çalışma grubuna BZBH ve meslek hastalıkları ile ilgili sorulan pek çok soruda bilgi düzeyi düşüktür (çoğunlukla en fazla "bilmiyorum" yanıtı işaretlenmiştir). BZBH'ların ve meslek hastalıklarının bildirimini iyileştirmeye yönelik olarak en çok yapılan öneri eğitimdir. Zorunlu hizmet yapanlar, yan dal uzmanlık öğrencileri, BZBH'lar konusunda eğitim aldığını, ICD kodunun açılımını bildiğini belirtenler ve daha önce çalıştıkları kurumda bildirim yapanlar daha fazla tanı koydukları tüm BZBH'lar için doğru ICD kodu girdiklerini, ilgili formu (ve tam) doldurduklarını belirtmişlerdir. Çalışma ve meslek süresi daha fazla olanlar, çalışılan kurumda bildirim yapanlar ile tanı koydukları tüm BZBH'lar için doğru ICD kodu girdiklerini, ilgili formu doldurduklarını ve doldururken doğru ve düzgün yaptıklarını belirtenler genel olarak bilgi sorularını daha yüksek oranda doğru bilmişlerdir. Sonuç: Bulaşıcı hastalıklarla savaşımda bildirim temel araçlardan biridir. Öncelikle bildirim sitemine yönelik yönetmelik, genelge ve bildirim rehberlerinin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi gerekmektedir. Mezuniyet öncesi ve mezuniyet sonrası sahaya yönelik, uygulamalı ve düzenli aralıklarla eğitim yapılmalıdır. Düzenli ve sık denetim yapılmalı ve geri bildirim verilmelidir. Bildirimden sorumlu olan personel ya da ekipler oluşturulmalı, hekimler bu konuda karar verici ve yönlendirici olmalıdır. COVID-19 ve meslek hastalıklarının bildirimi konusunda da benzer çalışmalar yapılmalıdır. Gerek ülkemizde gerekse de tüm dünyada bulaşıcı hastalıklar konusunda hekimlerin bilgi ve bildirim düzeyini değerlendiren çalışmalar kısıtlıdır. Bu konuda ve yapılan müdahalelerin sonuçlarını yansıtan daha fazla çalışma yapılması önerilir.

Bildirimi zorunlu hastalıklarBilgi düzeyiCOVID 19+5
Kübra Doğanay Bulduk
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliğinin inşaat sektöründeki önemi: Bir örnek olay incelemesi

Tarihsel süreçlerde ve günümüz dünyasında insanların çoğu zamanlarının büyük kısmını çalışarak geçirmektedirler. Çalışma hayatındaki hızlı gelişmeye bağlı olarak artan iş kazaları sebebiyle her yıl binlerce kişi sakat kalmakta veya yaşamını yitirmektedir. İşçinin ve işin olduğu her yerde tehlike ve riskler bulunmakta ve bu hususlardan kaynaklı iş sağlığı ve güvenliği çok önemli bir konu haline gelmiştir. İnsanlık açısından büyük önem taşıyan bu konunun sosyal hayatı olumsuz etkilemesinin yanı sıra, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının neden olduğu maddi zararlar hem bireyin ve hane halkının refahının hem de ülke ekonomisini olumsuz şekilde etkilemektedir. Bu sorunları ve olumsuzlukları en aza indirmek veya azaltmak için mevcut yönetmelik ve prosedürler yenilenmekte ve geliştirilmektedir. Türkiye'de inşaat sektörü, Sosyal Güvenlik Kurumunun verilerine göre ülkemizde gerçekleşen iş kazası sayıları açısından maden ve metal sektörleri ile birlikte ilk sıralarda yer almaktadır. Gerçekleşen ölümlerde ise inşaat sektörünün toplam ölümlerin genel olarak üçte birini oluşturduğu ve sektörün bu istatistik ile ilk sırada yer aldığı görülmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de inşaat sektöründe çalışan işçilerin çalışma koşullarını incelemek ve inşaatta karşılaştıkları iş kazaları ile meslek hastalıklarını belirlemek ayrıca inşaat sektöründe meydana gelen ve iş kazalarına neden olan faktörlerin detaylı olarak bulunması, iş güvenliği açısından inşaat sektörünün değerlendirilmesi ve inşaat sektöründe çalışan işçilerin iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının sağlıklı yapılıp yapılmadığının ve uygulamalar sonrasında işçinin gidişatın ne yönde olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı, İş Güvenliği, İş Kazaları, Meslek Hastalığı, İnşaat Sektörü

Meslek hastalıklarıİnşaat işletmeleriİnşaat sektörü+3
Tuba Erzincan
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Banka çalışanlarında en sık görülen mesleki hastalıkların istatistiksel ve ergonomik açıdan incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, banka çalışanlarında ensık görülen meslek hastalıklarının neler olduğunu tespit etmek, bu hastalıklara neden olan risk faktörlerini saptamak ve alınması gereken önlemleri ortaya koymaya çalışmaktır. Araştırmamızda çalışanların %67.6'sında boyun ağrısı, %62'sinde sırt - bel ağrısı, %57.6'sında baş ağrısı, %54'ünde gözde bozukluk, %48.8'inde kilo artışı, %34.8'inde el - el bileği - kol ağrısı, %23.6'sında bacak ? ayak ağrısı, %10.4'ünde göğüs ağrısı, %7.6'sında kalça haraket kısıtlılığı rahatsızlıklarının olduğu saptanmıştır. Ayrıca bu rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olan risk faktörlerinin periyodik olarak muayene yaptırmama, çalışma ortamının yetersiz ısınma, ses, aydınlatma ve havalandırma koşullarında tasarlanmasının olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışma ortamının ergonomik koşullarının çalışanların ihtiyaçları gözönüne alınarak yeniden düzenlenmesi ve ayrıca çalışanların kendi sağlıklarına daha fazla dikkat etmeleri ve bunun için düzenli çalışma araları vermeleri, periyodik olarak muayene yaptırmaları, düzenli olarak spor yapmaları gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Meslek Hastalıkları, Ergonomi, İstatsitik, Banka, İşçi

ErgonomiMeslek hastalıklarıİstatistik+1
Halit Güven
İnönü University · Institute of Health Sciences
2007
20
Master'sOpen AccessTR

Kentsel dönüşüm sürecinde asbest maruziyetinin iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi

Ülkemiz deprem kuşağında yer alması sebebiyle kullanım ömrünü tamamlayarak riskli yapıya dönüşen yapıların yıkım ve yenilenmesi gerekmektedir. Riskli binaların yıkım işlemleri 6306 sayılı Afet Riskli Yapıların Yenilenmesi Hakkındaki Kanun ile yapılmaktadır. Ülkemizde asbestin yapılarda kullanılmasının yasaklanması 2010 yılında çıkarılan "Bazı Tehlikeli Maddelerin, Müstahzarların ve Eşyaların Üretimine, Piyasaya Arzına ve Kullanımına İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile sağlanmıştır. Bu tarihten önce yapılan yapıların yıkım işlemlerinde asbestin çevresel maruziyet oluşturması kaçınılmazdır. Bu çalışmanın amacı; riskli yapıya dönüşen binaların Kentsel Dönüşüm Kanununa göre yıkıp yenilenmesi sırasında iş sağlığı ve güvenliği esasları dikkate alınarak asbest zararının önlenebilmesi için yapılması gereken çalışmaların belirlenmesi ve asbest maruziyetinin olası zararları hakkında bilgi vermektir. Çalışmada kentsel dönüşüm geçirmesi planlanan ve ülkemizin başta İstanbul olmak üzere birçok ilinden toplam 16597 adet yapıdan alınan 25396 adet numunenin asbest analiz sonuçları incelenmiştir. İncelenen test sonuçlarından asbest bulunan binalarda yıkım, söküm ve tadilat işlemleri sırasınca iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ve bu tedbirlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından önemi anlatılarak asbest maruziyetinin en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Asbestin neden olduğu olumsuz kalıcı etkilerin neler olabileceği ve insan sağlığının asbestten nasıl korunması gerektiği çalışma içinde anlatılmıştır. Özellikle kentsel dönüşüm işlemleri, tadilat işlemleri gibi yıkım ve söküm gerektiren işlemlerde asbestin zararlarına karşı iş sağlığı ve güvenliği için alınması gereken önlemler belirtilmiştir.

AsbestKent planlamaKentsel dönüşüm+6
Özlem Altıntaş
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokullarda görev yapan öğretmenler açısından psikososyal risk etmenlerinin incelenmesi: Çorum ili örneği

Bu çalışmanın amacı ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin görevlerini yerine getirirken karşı karşıya kaldıkları psikososyal risk algılarının ve risklerin ortaya konulması olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Çorum ili Merkez ilçede görev yapan ortaokul öğretmenleri, örneklemi ise Çorum ili Merkez ilçesinde bulunan ortaokullarda görev yapan 291 gönüllü öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada öğretmenlere görev alanlarında karşılaşabilecekleri durumlarla ilgili soruların yer aldığı 20 soruluk bir anket uygulanmış, anket maddelerine kendi özgür iradeleri ile objektif olarak cevap verdikleri varsayılmıştır. Araştırma verileri elde etmek için kullanılan anket basılı olarak hazırlanmıştır. 2 bölümden oluşan anketin ilk bölümde demografik soruların yer aldığı 4 soru ve ikinci bölümünde öğretmenlerin psikososyal risk algılarını belirlemek amacıyla hazırlanan 16 soru bulunmaktadır. Anket sonuçlarına göre erkek katılımcılar %50,2 katılım sağlarken, kadın katılımcılar %49,8 oranında katılım sağlamıştır. Hizmet yılı 2-5 yıl %2,1, 6-10 yıl %12,4 ve 11 yıl ve üzeri 85,6 'lık orana sahiptir. Yaş aralıkları 30 yaş ve altı %3,4, 31-40 yaş arası %38,5, 41 yaş ve üzeri %58,1 orana sahiptir. Branş dağılımı ise sözel alan %47,4, sayısal alan 31,6 ve yetenek dersleri %21,0'lik orana sahiptir. En yüksek evet oranı %95,5 ile "eğitim alanında gerçekleştirilen düzenlemelerde sistemin bir parçası olarak fikirlerimin dikkate alınması beni motive eder" sorusu olurken en düşük evet oranı "iş yerinde fiziksel şiddetle karşılaştım" sorusuna karşılık verilmiştir. Katılımcıların branşlarına göre sorumlulukları ile ilgili düşünceleri karşılaştırıldığında sözel alan branşlarında istatistiksel açıdan anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre işyerinde fiziksel ve psikolojik şiddetle karşılaşma durumu karşılaştırıldığında, Hizmet yılı 2-5 yıl arasında olanların %33,3'ü işyerinde fiziksel şiddetle karşılaştığını belirtmiş olup bu oran diğer hizmet yıllarına göre istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinden cinsiyete göre değerlendirildiğinde; mesleki itibara ilişkin inanç, tükenmişlik duygusu hissetme, meslek hastalığına yakalanma (p<0,001), mesleğinin maddi gelirinin yetersiz olduğunu düşünme, psikolojik şiddetle karşılaşma, fikirlerinin dikkate alınmasına yönelik motivasyon durumları kadın katılımcılarda erkek katılımcılara oranla daha yüksek çıkmıştır. Bu oran istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Bu sonuçlara göre; kadın öğretmenler meslek hastalığına yakalanma, maddi gelirin yetersizliği, psikolojik şiddete uğrama, mesleğinin gereken itibarı görmediği, fikirlerinin dikkat alınmasına yönelik motivasyon durumları ve tükenmişlik duygusu hissetme durumu konusunda erkek öğretmenlerden daha yüksek bir orana sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin meslek hayatlarının ilk yıllarında fiziksel şiddetle karşılaştığını ve sözel alan öğretmenleri çalışma ortamında sorumluluğunun fazla olduğu belirtmişlerdir.

Branş öğretmenleriMeslek hastalıklarıOrtaokul öğretmenleri+6
Ceylan Kılıç
Hitit University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Disiplinlerarası lisansüstü programları öğrencilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının ölçülmesi: Hitit Üniversitesi örneği

Gelişen ve değişen dünyada çalışma hayatında da hızla değişim olmaktadır. Çalışma koşullarının her sektörde farklılık göstermesi farklı tehlike ve riskleri ortaya çıkarmaktadır. Mevcut tehlike ve risklere bağlı olarak iş kazası ve meslek hastalıkları görülebilmektedir. Alınan önlemler ile meslek hastalıkları tamamen iş kazaları ise yüksek oranda önlenebilmektedir. Çalışanlarda farkındalık oluşturulmadan alınan önlemlerin etki düzeyleri de düşük kalabilmektedir. Farkındalık oluşturmada en önemli etken eğitimdir. Bireylere verilen eğitimlerin verildiği dönem, tekrar sıklığı, içeriğin uygunluğu ve eğitim süreleri göz ardı edilebilmektedir. İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerine yeterince önem verilmemesi bugünün çalışanlarında ve iş hayatına hazırlanmakta olan öğrencilerde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının oluşmasını da engellemektedir. Bu sebeplerden dolayı eğitim-öğretim kurumlarının iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile ilgili eğitim süreleri, içerikleri ve tekrar verilmesi gibi konuları dikkate alması gerekmektedir. Bu araştırmada disiplinlerarası lisansüstü programları öğrencilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının ölçülmesi, öğrencilerin kültür ve farkındalıklarını etkileyen etmenlerin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında Hitit Üniversitesi disiplinlerarası lisansüstü programlarında eğitim gören 180 öğrenciye anket uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler "IBM SPSS Statistics 25.0" de analiz edilmiştir. Araştırmada 8 hipotez ortaya konulmuştur. Hipotezleri test etmek için parametrik analiz ve non-parametrik analizler yapılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlarda, disiplinlerarası lisansüstü öğrencilerinin cinsiyet, lisans eğitiminde İSG dersi alma, çalışma durumu ve İSG eğitimine başlanılması düşünülen eğitim dönemleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmazken yaş, medeni durum, mezun olunan fakülte ve eğitim alınan lisansüstü anabilim dalları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur.

FarkındalıkLisansüstü programlarLisansüstü öğrenciler+5
Ahmet Düzgün
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerde işe bağlı hastalıklar ve maliyeti

Başlık: Bir Üniversite Hastanesinde Çalışan Hemşirelerde İşe Bağlı Hastalıklar ve Maliyeti Amaç ve hipotez: Bu çalışmanın 2 temel amacı bulunmaktadır. Birincisi hemşirelerin maruz kaldığı mesleki riskler nedeniyle gelişen sağlık sorunları ve yakınmalarını belirlemek ve maliyetini hesaplamaktır. İkinci amaç ise güvenlikli iğne ucu kullanımının maliyet etkililiğini belirlemektir. Yöntem: Araştırma üç aşamalıdır. Çalışmanın kesitsel aşaması olan birinci aşamada, katılımcıların işe bağlı hastalık maliyetini belirlemek amacıyla hastalık ve semptom bazlı sorgulama yapılmış, işe bağlı hastalık sıklığı nokta prevalans düzeyi şeklinde ortaya konmuştur. Hastalıklar ile ilişkili maliyetlerin belirlenmesinde son bir yılda yapılan doğrudan harcamalar belirlenmiş olup hastalık bazlı maliyet hesabı yapılmıştır. İkinci aşama olan altı aylık longitudinal izlem aşamasında çalışmaya dahil edilen hemşirelerde yeni saptanan işe bağlı hastalıklar veya semptomlar gerek yüz yüze görüşmeler gerek hastane bilgi sistemi aracılığıyla tespit edilmiştir. Üçüncü aşama ise müdahale çalışmasıdır. Seçilen birimlerde güvenli iğne ucu kullanılarak iğne ucu yaralanmalarına bağlı değişimi belirlemek, yapılan müdahale ile enjektör yaralanmalarındaki insidans değişimini ortaya koymak hedeflenmiştir. Bulgular: Hemşirelerin %29,3'ü çalıştığı birim kaynaklı sağlık sorunu yaşadığını belirtmiştir. İlk üç sırayı kas iskelet sistemi, sinir sistemi ve dolaşım sistemine ait sağlık sorunları almıştır. Hemşirelerin %79,3'ü çalışma ortamındaki risklere karşı önlem aldığını belirtmiştir. Hemşirelik hizmeti veren sağlık çalışanlarının %46,7'si meslek hayatları boyunca en az bir kere iş kazası yaşamış ve yaşanılan iş kazalarında ilk sırayı %75,61 ile iğne batması, ikinci sırayı ampul kesiği (%8,26) ve üçüncü sırayı da düşme (%6,61) almıştır. Son bir yıl içinde kan bulaşlı iğne ile yaralanan 68 (%15) çalışan bulunmaktadır. Yaralanmaya neden olan işlemler sorgulandığında ilk üç sırayı iğne başlığını takma (%30,2), uygulama sırasındaki işlem (%28,9) ve uygulama sonrası işlemler (%18,4) almıştır. Çalışanlarda işe bağlı sağlık sorunu sıklığı %27,2 bulunmuştur. Son bir yıl içinde çalışanların işe bağlı sağlık sorunlarından dolayı toplam maliyeti 90.610,17 TL olmuştur. Toplam maliyette ilk üç sırayı kas iskelet sistemi (23.832,69 TL), sinir sistemi (14.562,47 TL) ve solunum sistemi (11.401,54 TL) almıştır. Kişi başı yıllık maliyet hesaplandığında ise ilk üç sırayı solunum sistemi (215,12 TL), genitoüriner sistem (187,94 TL) ve kas ve iskelet sistemi (187,94 TL) oluşturmuştur. Çalışanların son 6 ay içindeki genel yakınmalarının %38,7'si halsizlik, %36,7'si yorgunluk, %9,1'i görme sorunları, %13,2'si uykusuzluk ve uykuya meyildir. Bu sağlık sorunlarının başında %26,5 ile kas ve iskelet sistemi sorunları gelmiştir. İş kazası insidans hızı ise 100 kişi ayda 1,72 iken iğne batmasına bağlı insidans hızı 100 kişi ayda 1,30 olarak bulunmuştur. İş kazası anında kişisel koruyucu donanım kullanım oranı %73,9'du. Müdahale aşamasında kullanılan güvenlik donanımlı iğne uçlarının ilave maliyet etkililik oranı 148,5 TL/kaza olarak bulunmuştur. Hipotetik olarak hesaplanan bir sağlık çalışanı iğne batması sonrası HBV bulaş riski açısından değerlendirildiğinde bir iğne batmasının maliyeti en az 37,5 TL en fazla 1.476,38 TL olarak hesaplanmıştır. Sonuç: İş kazalarının en çok genç ve meslekte çalışma süresi daha az olan grupta olması sebebiyle, olası bir risk gelişmeden konuyla ilgili duyarlılığın ve farkındalığın artırılması sağlanmalıdır. İşe bağlı hastalıkların ve enjektör yaralanmalarının neden olduğu mali yük göz önüne alındığında yapılması gereken düzenlemeler çalışanın sağlığını korumanın yanı sıra devletin sağlık harcamalarını azaltma bakımından da son derece önemlidir. Anahtar kelimeler: maliyet etkililik analizi, hastalık maliyet analizi, işe bağlı hastalık, hemşire İletişim adresi: Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Merkez/Aydın, Tel: 0256 212 18 50.

Hastane hemşireleriHastaneler-üniversiteHemşireler+5
Selen Gürsoy Turan
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İş sağlığı ve güvenliği açısından deri sanayi çalışanlarının karşılaştıkları riskler: Biga ve Gönen örneği

Sanayi Devrimiyle ivme kazanan bilimsel ve teknolojik gelişmeler seri ve monoton üretimi beraberinde getirmiştir. Gelişmelere bağlı olarak makinelerden, kullanılan yöntemlerden, kimyasallardan ve çalışanların dikkatsizliğinden kaynaklanan iş kazaları artarak kendini göstermiştir. Aynı zamanda üretimde kullanılan yöntemler ve kimyasal maddelerin neden olduğu her iş koluna özgü yeni meslek hastalıkları ortaya çıkmaya başlamıştır.Yapılan araştırmalar, meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıklarının, genelde elverişsiz çalışma koşulları, alınan tedbirlerin yetersiz oluşu, denetim eksikliği, çalışanların eğitimlerinin ve deneyimlerinin yetersiz oluşundan kaynaklandığını ortaya koymuştur. Söz konusu nedenlerden dolayı önlenebilecek iş kazaları ve meslek hastalıklarının önüne geçilememiştir.Çalışmada, dericilik sektörü çalışanlarının karşılaşabilecekleri iş kazaları, meslek hastalıkları ve alınabilecek önlemler incelenmiştir. Bu doğrultuda çalışanlar ile anket çalışması yapılarak çalışma koşulları ve karşılaşılan meslek hastalıkları ortaya konmaya çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, risklerin en aza indirgenmesi için eksik olan noktalar tespit edilip çözüm önerileri sunulmuştur.

Deri teknolojisiDeri üretimiMeslek hastalıkları+3
Recep Özbudak
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Toplu beslenme sistemleri çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği riskleri: Kastamonu ili örneği

Toplu beslenme işletmelerinin yapısı gereği işçiler ağır yüklerle çalışma, sıcak, soğuk maddelerle temas halinde olma, kesici aletler kullanma gibi iş kazalarına sebep olabilecek çok sayıda risk faktörüyle karşı karşıyadır. Bazı faktörlere uzun süreli maruz kalma sonucu meslek hastalıkları da ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma ile toplu beslenme sistemlerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ile iş kazaları ve meslek hastalıkları görülme ilişkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Araştırma Kastamonu ilindeki kamu kurumlarına bağlı rastgele seçilen 5 adet mutfakta çalışan işçiler üzerinde Mart 2022- Ekim 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya 120 gönüllü katılımcı dahil edilmiştir. Çalışmada öncelikle "Mutfak/Lokanta/Pastaneler İçin Kontrol Listesi" kullanılarak iş sağlığı ve güvenliği açısından mutfaklar değerlendirilmiştir. Sonrasında katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak anket uygulaması yapılmıştır. Genel bilgiler elde etmede 27 sorudan oluşan anket formu, katılımcıların solunum ve alerjik hastalık semptomlarının değerlendirilmesi için ECRHS-II kısa formu, stres düzeyini belirlemek için örgütsel stres ölçeği, kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının tespitinde NMQ-E, deri hastalıklarının saptanması amacıyla NOSQ kullanılmıştır. Katılımcıların günlük tüketimleri 24 saatlik hatırlatma metodu kullanılarak alınmıştır. Katılımcıların 29'u aşçı, 66'u garson ve 25'i bulaşıkçıydı. Çalışmaya dahil olan katılımcılar %34.2 oranında erkek, %65.8 oranında kadındır. İş yükü alt parametresinde 15 yıldan daha fazla deneyimi olan katılımcıların 1 ila 5 yıllık mesleki deneyime sahip olan katılımcılara kıyasla örgütsel stres düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Erkeklerde kadınlara kıyasla solunum sistemi rahatsızlıklarının daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Aşçılarda hissedilen el ve el bilekleri ağrılarının, bulaşıkçılık mesleği yapan katılımcılara kıyasla daha fazla olduğu saptanmıştır. Aşçılarda karbonhidrat alımı, posa alımı, B6 vitamini alımı ve magnezyum alımlarının diğer mesleklere kıyasla daha yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Mutfaklarda iş kazalarının ve meslek hastalıklarının mesleklerle, cinsiyetle ve çalışanların beslenme durumlarıyla ilişkileri bulunabilir. Toplu beslenme sistemleri alanındaki risk faktörlerine yönelik iş sağlığı güvenliği tedbirleri alınarak kazaların önlenmesi, meslek hastalıklarının ortaya çıkmasının engellenmesi mümkün olabilir.

KastamonuMeslek hastalıklarıToplu beslenme hizmetleri+5
Türker İhsan Demirtaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00

Related subjects