Middle eastern countries
57 theses under this subject heading
Latin Amerika ve Ortadoğu'daki askeri darbelerin karşılaştırmalı bir incelemesi ve ABD'nin tutumu: Venezuela ve Mısır
Askeri rejimler; çoğu zaman kalıcı olmayan, güçsüz, iktidarın siyasal zayıflığından dolayı ortaya çıkan istikrarsız yönetim biçimleridir. Bu şekilde yönetilen hükümetlerin genellikle demokrasi geleneğinin zayıf olmasıyla beraber muhalefet partilerinin, derneklerin, baskı ve çıkar gruplarının da etkinliği asgari düzeydedir. Ordu, kendi çıkar ve menfaatine yönelik politikalar üreterek toplumu, devleti, medyayı güç kullanarak kontrol altına alır. Ortadoğu ve Latin Amerika coğrafyaları askeri darbelerin en sık yaşandığı bölgeler arasındadır. Bunun en temel sebepleri; gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek politik yapılara, güçlü ve istikrarlı kurumlara sahip olmamaları, demokrasi geleneğini sürdürememeleri ve küresel piyasa ekonomisinde geri planda kalan dünya devletlerini barındırmalarıdır. Bu çalışmada, Venezuela ve Mısır ülkelerinde birbirinden bağımsız bir şekilde gerçekleşen askeri darbe girişimleri sivil-asker ilişkileri çerçevesinde ele alınmaktadır. Çalışmanın asıl amacı Latin Amerika ve Ortadoğu bölgelerinin sahip oldukları doğal kaynaklar ve stratejik önemleri nedeniyle Venezuela ile Mısır'da yakın dönemlerde gerçekleşen askeri darbeleri açıklayarak benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymaktır. İlaveten, gerçekleşen askeri darbelerde Amerika Birleşik Devletleri'nin sergilediği tutum ve varsa rolünün hangi boyutlarda olduğuna yer verilmektedir. Bu çalışmanın hipotezi, tarihsel süreç boyunca Mısır ordusunun üst kademesiyle devirdiği hükümet ve Müslüman Kardeşler arasında ideolojik ayrışmalar varken, Venezuela'da ordu komutası ve Maduro hükümeti Chavismo ideolojisi etrafında birleşmektedir. Ayrıca Mısır ve ABD ordusu arasında Enver Sedat dönemine kadar uzanan köklü ilişkilerin olması gerçekleşen darbenin başarılı olmasının önünü açan bir diğer etken olmuştur. Böylelikle darbe öncesi dönemdeki sivil-asker ilişkileriyle beraber ABD'nin bu tezin konusunu oluşturan Venezuela ve Mısır orduları ile ilişkileri de bu ülkelerdeki askeri darbelerin gidişatını etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Askeri Darbe, Mısır, Venezuela, Sivil-Asker İlişkileri, ABD, Chavismo
Arap milliyetçiliğinin düşünsel temelleri
Bu çalışmada Arap Milliyetçiliği düşüncesinin hangi koşullarda nasıl şekillendiği ve temelinde neleri barındırdığı incelenecektir. Arap milliyetçiliği üç döneme ayrılarak değerlendirmek mümkündür. İlk dönem I. Dünya Savaşının sonuna kadar olan kısmı kapsamaktadır. Çalışmanın kapsamı ilk dönemdir. Arap dünyasında millet inşa süreci bazı tarihi olaylar ve sorunların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Hayali bir cemaat ve modern dönemin ürünü olan Arap milletinin kökenleri dini ve kültürel bağlara da dayandırılmaktadır. Kültürel milliyetçilik türüyle benzerlik göstermektedir. Arap milliyetçiliğinin Müslüman ve Hristiyan tebaa içerisinde ortaya çıkışının dayanakları ve yeni bir devlet isteği farklıdır. Dönemin Müslüman düşünürleri Osmanlı'nın son dönemde girdiği sürece bir çözüm aramaya girmiştir. Müslümanlar arasında hilafet makamının Araplara geçmesi ve âdem-i merkeziyet düşüncesi 19.yüzyılın sonlarına doğru ağırlık kazanırken, Hıristiyan Araplar arasında müstakil devlet ve millet olma eğilimi veya Avrupalı devletlerden hami tayin etme gibi düşünceler gelişmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, asırlar boyunca başta Anadolu toprakları olmak üzere, bugün Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika olarak tanımlanan alanlarda hâkim bir güç olmuştur. Geniş alanda hakimiyet sağlaması, Osmanlı toplumunun çeşitli etnik, dini gruplardan oluşmasını sağlamıştır. "Millet Sistemi" şeklinde bilinen bu toplumsal yapıda Osmanlı üst kimliğinin yanında etnik kimlikten ziyade dini cemaatlerinin kimliği önemlidir. 1798-1801 yılları arasında Fransa'nın Mısır'ı işgal etmesiyle Arap vilayetlerinde milliyetçilik ideolojisi yayılmaya başlamıştır. Mehmet Ali Paşa'nın reformları, Arap vilayetlerin Batılı devletlerle ticari ilişkilerinin gelişimi ve misyonerlik faaliyetleri, Arap kültürel uyanışının başlangıcıdır.19.yüzyılda giderek gücünü kaybeden Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan modernleşme süreci millet sisteminin çözülmesine zemin hazırlamıştır. Bu dönemde yaşanan ağır toprak kayıpları ve Balkanlar'da başlayan milliyetçi hareketler, zamanla Arap vilayetlerinde de kendini göstermiştir. 19.yüzyılın sonuna gelindiğinde elde kalan topraklarda yoğun olarak Türkler ve Araplar bulunmaktaydı. Dönemin Osmanlı yönetiminin elde kalan sınırlı toprak parçasını muhafaza etmek adına aldığı kararlar, merkezileştirme politikaları, Arap vilayetlerinde daha önceden de var olan huzursuzlukların artmasına sebep olmuştur. Son olarak I. Dünya Savaşının başlaması ikili ilişkileri çıkmaza sürüklemiştir. Bu bağlamda kültürel bir milliyetçilik türü olarak ortaya çıkan Arap milliyetçiliğinin ortaya çıkışı ve pan-Arapçılık düşüncesinin gelişimi incelenecektir.
Moyen-orient entre Islamisme, democratie et nationalisme Arabe
Le Moyen-Orient est une région qui contient de la diversité ethnique, religieuse, culturelle et qui a une histoire importante. Il s'agit d'un conflit permanent entre le nationalisme Arabe, l'islam et la démocratie sur la région. Le Moyen-Orient est une région qui est formée par l'Islam. Les idéologies islamiques dans le Moyen-Orient sont les plus dominantes et les plus efficaces que le nationalisme Arabe et la démocratie ; d'où le fait d'avoir les relations entre ces facteurs au Moyen-Orient.
Ortadoğu'nun sınırlarının jeopolitik arka planı ve geleceği
Bu çalışmada, Ortadoğu'nun tarihsel sürecinde yaşanan savaş ve iç çatışmalarının arka planında bulunan küresel güçlerin, kendi çıkarları ve birbirleriyle olan siyasi-askeri mücadelelerinin Ortadoğu coğrafyasında günümüze kadar sürecek krizlerine ve Ortadoğu ülkelerinin yapay sınırlarının oluşmasındaki kırılma noktalarına değinilmiştir. Ortadoğu'nun iç dinamikleri, dini ve jeopolitik konumu bakımından iştah kabartan bir bölgeyi temsil etmesi birçok savaşın ve krizin çıkış noktası olarak tarihi süreçte önemli bir yere sahiptir. Dinlerin ve bu dinlerin peygamberlerinin bu bölgede ortaya çıkması, siyasi gücün kaynağının din referanslı tayin edilmesi ve güçlü olmanın yolu bölgeye hâkim olmaktan geçer algısı Ortadoğu'yu daima ilgi odağı haline getirmiştir. Batıda ortaya çıkan Sanayi devrimiyle beraber Ortadoğu'nun açık pazar alanına dönüşmesi ayrıca Hindistan gibi zengin bir bölgeye geçiş sağlayacak güzergâhları içinde barındırması siyasal ve askeri krizlerin ortak noktası olmasına da yol açmıştır. Dünyadaki petrol sanayisinin gelişmesi ve Ortadoğu'nun petrol bakımından zengin rezervlerinin keşfedilmesiyle vazgeçilmez bir bölge haline gelmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası savaş sanayisinde ve ulaşımda yaşanan yaşanan gelişmeler bölgede yaşanan askeri müdahalelerin şiddetini artırmış ve bölgede askeri üslerin kurulmasını hızlandırmıştır. Ortadoğu tarihinde yaşanan askeri işgal ve müdahaleler bölgede yeni sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Ortaya çıkan sorunların çözümü ise yeni müdahaleleri ve savaşları beraberinde getirmiştir. Ortadoğu'nun kaderi bu kısır döngü içinde günümüze kadar devam etmektedir. Batı tarafından desteklenen oligarşi temelli yönetimler ve diktatörler bölgede istikrasız ve patlamaya hazır radikal grupları ortaya çıkarmaktadır. Ortadoğu, Batının Ortadoğu'ya demokrasi pazarlama siyasetinin perde arkasında yatan gerçekliğin farkında olmasına rağmen bölgenin ekonomik, siyasi ve askeri bakımından yetersizliği bölge halkının kaderini batının vicdanına bırakmıştır.
Irak: Krallıktan cumhuriyete evrilme (1932-1958)
Irak, günümüzde cumhuriyetle yönetilen Ortadoğu devletlerinden biridir. Daha Ortadoğu topraklarında cumhuriyet yönetim biçiminin nadir görüldüğü bir dönemde cumhuriyet yönetim biçimini benimseyen Irak'ın demokratikleşme adımlarını nasıl aştığı ve bu yönetim biçimine nasıl ulaştığı ise bölgenin toplumsal yapısında ne gibi dönüşümler yaşandığını özetler niteliktedir. Birinci Dünya Harbi sonrasında büyük imparatorluklar son bulmuş ve birçok Ortadoğu toprağı da çoğunluğu dış etkenler vasıtasıyla devletleştirilmiştir. Irak'ın kaderi de bir dış etken olan İngilizlerce belirlenmiştir. Yüzyıllarca birçok etkin gücün hâkimiyeti altında yaşayan Irak toprakları hiçbir zaman milli veya mezhepsel bir devlete kaynaklık etmemiştir. Ayrıca sınırları da bu doğrultuda çizilmemiştir. İngilizlerden önce bölgeye hâkim olan birçok unsur bölgenin yaygın toplum düzenine uygun bir yönetim anlayışı benimsemiş, zaman zaman bölgede bu durumun değiştirilmesi yönünde adımlar atılmak istense de başarısız olunmuştur. İslam tarihi açısından vazgeçilmez olan toplum yapısı da İslam Devleti döneminde büyük ölçüde günümüzdeki haline benzer olarak şekillenen bölgenin demografik yapısı ve yaygın inanç sistemleri de yıllarca korunmuştur. İngilizler Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında işgal ettiklerinde bölgenin toplum yapısı olarak bir bütün teşkil etmediğini anlamışlar ve bölgede yapılacak çalışmaları da devletleştirmeyi kolaylaştırmak için ortak değerler üzerinden kurgulamışlardır. İngilizler bölgede her ne kadar kalıcı olmayı planlasalar da Irak coğrafyasında yaşayan unsurların çoğunluğunu Müslümanların oluşturması Hıristiyan bir dış faktörün tutunamayacağının kanıtı olmuştur. İngilizlerin bölgeyle bir bütün oluşturmadıkları manda yönetimleri uzun sürmemiş, yaşanan kısa süreli işgal döneminde de İngiliz yanlısı bir kesim oluşsa da bunlar da azınlık olmaktan ileriye gidememiştir. Irak toplumu istemedikleri bir dış etken aracılığı ile yönetildikleri dönemden dersler çıkarmışlar ve geleceklerini inşa ederken de bu birikimi kullanmışlardır. Manda döneminde ve sonrasında kurulan partiler Irak toplumunda parlamenter sitemin oluşmasına önemli katkılar yapmışlardır. Dönem dönem geçmiş alışkanlıkların da etkisiyle bir kişi ya da grubun yönetimde etkin olduğu dönemler yaşansa da demokratikleşmek için yapılan çalışmalar da sürdürülmüştür. Irak topraklarında yönetimde istikrarı engelleyen en önemli faktörü bölgenin farklı etnik gruplara, farklı dinlere ve farklı mezheplere mensup unsurları bir arada barındırması oluşturmaktadır. İşte Irak'ta cumhuriyetin inşasına kadar geçen sürecin aydınlatılmaya çalışıldığı bu çalışmada bölgenin kendi içinde ayrışmasına sebep olan faktörlere ve bölgenin yönetim anlamında yaşadığı dönüşüme yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Irak, Demokratikleşme, Cumhuriyet, I. Dünya Savaşı, İngiliz Mandası, Müslüman.
Ortadoğu'da otoriter rejimler
Ortadoğu siyasal coğrafyasının en belirgin özelliklerinden biri, uzun yıllardır bölgede hüküm süren dirençli otoriter rejimlerdir. Otoriter rejimler yalnızca güncel siyaset üzerinde değil, yürüttükleri politikalarla, bölgenin ekonomik, toplumsal ve kültürel yapısı üzerinde de uzun erimli ve belirleyici etkilere sahiptir. Bu nedenle, Ortadoğu siyasetini ve toplumlarını anlayabilmek için, otoriter rejimlerin kaynaklarını ve işleyiş mekanizmalarını kavramak büyük öneme sahiptir. Bu tez, Ortadoğu'da otoriter rejimler üzerine akademik literatürün bir bilançosunu sunmayı hedeflemektedir. Otoriter rejimleri incelerken hangi kuramsal yaklaşımların benimsendiği, bu yaklaşımların literatüre olan katkıları ve sorunlu yönleri eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Böylece, Ortadoğu'da otoriter rejimleri uzun yıllar ayakta tutan kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal dinamikleri ana hatlarıyla ortaya koyabileceğime inanıyorum. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak, mevcut literatür otoriter rejimlerin kaynakları ve rejimlerin kendilerini sürdürme stratejileri bakımından iki ana başlık halinde sınıflandırılacaktır. Literatürün sınıflandırılması ve alt başlıklar halinde incelenmesinin ardından, son bölüm, otoriter rejimler nasıl incelenmeli sorusuna cevap arayan bir tartışmaya ayrılmıştır. Bu bölümde ilk olarak, son yılların yeni otoriteryanizm tartışmaları ele alınacaktır. Yeni otoriteryanizm çalışmalarının vaatleri ve sınırlılıkları ortaya konulduktan sonra, otoriter rejimleri siyasal iktidar perspektifinden okumanın, ana akım rejim çalışmalarının sıkıştığı dar formalist bakış açısını zenginleştireceği, siyasal rejimleri ortaya çıkaran toplumsal faktörleri ve rejimlerin maddi ve sembolik yaşam stratejilerini bütün veçheleriyle kavramamıza yardımcı olabileceği ileri sürülecektir. Burada, siyasal iktidar perspektifi olarak önerilen yaklaşıma, Pierre Bourdieu'nun alan teorisi ve Michael Mann'ın siyasal iktidar üzerine geliştirdiği kavramsallaştırmalardan hareketle varılmıştır.
Arap Birliği'nin, Orta Doğu ve bölge dengeleri üzerindeki etkisi (1945-2006)
Arap Birliği'nin kurulmasının etkileri, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan milliyetçi harekete dek geri götürülebilir. 19. ve 20. yüzyıl arasındaki dönem, Batı ülkelerinde milliyetçi hareketlerle yayılan millileştirme eğilimleri, milletlerin etnolinguistik bir temelde tanımlanmasına yol açmıştır. Bu durum Osmanlı Devleti'ni de oldukça etkilemiş ve millileşmemiş toplumların millet olma talepleri ve eğilimleri artarak Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. Daha sonra Arap Milliyetçileri, I. Dünya Savaşı'nın sonunda İngiltere ve Fransa'nın sömürge yönetimlerine dâhil olmuşlardır. I. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa'nın mandası altında kalan Araplar, milliyetçi hareketlerinin amacını değiştirmiş ve bu kez manda yönetimlerine karşı tavır almıştır. Yedi ülke ve Filistinlilerin temsilcilerinin katıldığı İskenderiye Protokolü'yle Arap Birliği'nin temeli teşkil edilmiştir. Arap Birliği, 22 Mart 1945 tarihinde kurulmuş olup, o tarihten bu yana 22 üye ile faaliyetlerine devam eden siyasi bir örgüttür. Arap Birliği, kuruluşundan sonra birçok zorlukla ve birbirini takip eden olaylarla karşı karşıya kalmıştır. Bu bağlamda Orta Doğu'nun ve Bölge dengelerinin, Arap Birliği'nin kuruluşundan 2006'ya dek incelendiği bu Tez içerisinde; Arap-İsrail Savaşları, Arap devletleri arasındaki çatışmaları, Amerika'nın Irak'a müdahalesi ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)'nün kurulması gibi gelişmelerde Arap Birliği'nin işlevi incelenmiştir. Arap Birliği'nin Orta Doğu ve Bölge dengesi üzerindeki etkisi dikkat alındığında; Birlik'e üye devletlerin özel çıkarlarının ortak çalışma, birlikte hareket etme ve Birlik'in savunulması fikrini çürütecek neticeler verdiği görülmektedir. Ayrıca bu Tez Arap Birliği'nin yapısından kaynaklanan bu sorunlarının yapısal analizine de eğilmektedir. Anahtar Kelimeler: Arap Milliyetçiliği, Ortadoğu, Arap Birliği, İskenderiye Protokolü, Diğer Hareketler.
Arap Baharı sonrası Ortadoğu'nun uluslararası ilişkileri ve Türk dış politikası
Ortadoğu bölgesi; siyasal, ekonomik ve kültürel yapısı sebebiyle uluslararası ilişkilerde çok önemli bir yere sahiptir. Enerji kaynakları açısından dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Bölge, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte ciddi bir değişime sahne olmuştur. Soğuk Savaş sonrası Türkiye'nin bölge devletleriyle olan ilişkileri de değişime uğramıştır. 2010 yılı sonlarında Tunus'ta başlayan Arap Baharı, Ortadoğu'da yeni bir değişim dalgası yaratmıştır. Bölgede yaşanan gelişmeler ve akabinde Suriye'de ortaya çıkan iç savaş, Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Ulusal çıkarlarını korumak isteyen Türkiye'nin Ortadoğu politikasına yeni boyutlar eklenmiştir. Bu çalışmada; Arap Baharı sonrası Ortadoğu'da yaşanan uluslararası gelişmeler bağlamında Türkiye'nin izlediği bölgesel politikalar analiz edilmektedir. Ortadoğu coğrafyasında Arap Baharı sürecinden etkilenen devletler incelenmiş, bölgede yaşanan gelişmelerin Türk Dış Politikası'na yansımaları değerlendirilmiştir.
The Arab Spring: Tunisia, Egypt and the US foreign policy
The United states' foreign policy towards the middle east has always been a matter of discussion in the Arab countries. The basis on which the US built its Middle East policy was put to test when the Arab spring broke out. Stability was the US top priority in the region, but when the dictatorships collapsed in Tunisia and Egypt, the response from the American side to each country under investigation differed. The purpose of this thesis is to understand the reason behind such behavior of the US. Therefore, it becomes important to examine the basis on which the United States builds its Middle East policy, and the U.S. response to the Arab Awakening in these countries? Also, how the US deals with the emerging ruling elites in Tunisia and Egypt after the dramatic changes that took place is being examined within the scope of the aforementioned question. The method used in this thesis is the semi-structured interviews and secondary date to enhance the research. This research indicates that on one hand, the United States have chosen stability and interests over values of democracy and good governance in Egypt by supporting the military the military coup in 2013. On the other hand, the US provided financial support to the Tunisian government and non-governmental organizations, to help the new regime survive which would eventually prevent the rise of extremism in the country. While the concern for stability made the US support the military coup in Egypt, it made the US assist the democratically elected government in Tunisia. For the US stability meant the prevention of the rise of extreme movements and developments that would strengthen the radical movements and put the Israeli security at risk. Key words: Arab Awakening, Democracy and governance "referred to as DG", US Foreign policy.
Ortadoğu'da su sorunu ve su güvenliği: IŞİD faktörü
Hayatın ana kaynağı olan su, doğadaki tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için mutlak ihtiyaç duyulan bir maddedir. Bununla birlikte yeryüzünde farklı sebeplerle su toplumlar için bir sorun haline dönüşebilmektedir. Geçmişten günümüze dek gelen su sorunu nedenlerine baktığımızda en temelde; dünya nüfusundaki hızlı artış, kuraklık, küresel ısınma ve kirlilik yer almaktadır. Ortadoğu bölgesindeki su sorunu ise, bölgedeki siyasi istikrarsızlıklar, su kaynaklarının su ihtiyacını karşılayacak miktarda olmaması gibi temellere dayanmaktadır. Türkiye ve Irak arasında yer alan Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde sınıraşan su sorununa bağlı anlaşmazlıklar mevcuttur. Fırat ve Dicle nehirlerinin paylaşımlarında Türkiye ve Irak ihtilaf olup farklı görüşler ortaya atmaktadırlar. Bunun sonucunda bir uzlaşma yoluna varılamamış, Irak ve Türkiye arasındaki su sorunu bölgede yeni bir aktörün, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD),varlığıyla daha da karmaşık bir hale gelmiştir. Örneğin, IŞİD'in 2014 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında Musul Barajı'nı ele geçirmesiyle baraj çevresinde yoğun çatışmalar yaşanmıştır. Bu çalışma, Türkiye ve Irak ilişkilerinde su sorununun tarihsel arka planına yer vererek, her iki ülkenin su paylaşımı konusunda kabul ettikleri tezleri inceleyip, bölgede 2013 ve sonrasında varlığını gösteren IŞİD'in bölgedeki su sorununa etkisini ele almaktadır. IŞİD'in ortaya çıkması yıllardır su sorunu yaşayan Irak için probleme farklı bir boyut katarken, diğer bir kıyıdaş ülke olan Türkiye'de Irak'taki bu çatışmalardan olumsuz olarak etkilenmektedir.
2003-2011 yılları arasında Türkiye'nin Ortadoğuda yumuşak güç uygulaması ve sonuçları
Yumuşak güç uluslararası ilişkiler disiplini içinde son yıllarda oldukça popüler ve bir o kadar da tartışmalı bir kavramdır. Gücün farklı bir boyutuna dikkat çeken bu kavram özellikle Soğuk Savaş Dönemi sonrasında önem kazanmış ve akademik tartışmalarda önemli bir gündeme sahip olmuştur. Bir devletin kendine has özellikleri sayesinde başka devletlerce dikkate alınması ve onlarında nazarında bir cazibe merkezi olmasını ifade eden bu kavram bir bakıma pahalı ve sonuç alması daha zor olan sert güce göre oldukça avantajlı bir güç çeşididir. Başta ABD, AB, Japonya ve İngiltere olmak üzere dünyada birçok devletin kullandığı bu güç türü Türkiye tarafından da özellikle 2002 sonrası dönemde başta Ortadoğu olmak üzere Türkiye'nin yakın çevresinde yer alan Balkanlar ve Kafkasya coğrafyasında kullanmaya başlanılmıştır. Bu durumun oluşmasında elbette Türkiye'nin 2002 sonrası dönemde yakaladığı ekonomik ve siyasi başarıların büyük rolü olmuştur. Ortadoğu coğrafyasında yer alan devletlerin içinde bulundukları olumsuz koşullar düşünüldüğünde Türkiye bu bölgedeki başta Arap devletleri olmak üzere diğer devletler nazarında 2011 yılında başlayan Suriye İç Savaşı'na kadar adeta bir çekim ve cazibe merkezi olmuştur.Türkiye bu dönemde Ortadoğu coğrafyasında özellikle halklar üzerinde demokratik yönetimi Müslüman bir devlet oluşu vb. gibi sebeplerle örnek alınan ve takip edilen bir bölgesel güç haline gelmiştir. Türkiye'nin Ortadoğu bölgesinde yumuşak güç unsurlarını kullanabilmesine imkan veren unsurlara bakıldığında sahip olduğu kültür ve tarih, jeopolitik konum ve coğrafya ve diğer siyasal faktörlerin büyük önemi olduğu bilinen bir gerçektir. Bu durum zaten yumuşak gücün temel bileşenlerini kapsamaktadır. Bu çalışmada çoğunlukla Türkiye'nin dış politika uygulamalarında Ortadoğu bölgesindeki yumuşak güç uygulamaları 2003-2011 yılları arası dönem analiz edilerek anlatılmaktadır.
Jeopolitik risk endeksi ve borsa endeksi arasındaki nedensellik ilişkisi: Ortadoğu örneği
Bu çalışmada aralarında Türkiye'nin de bulunduğu sekiz Ortadoğu ülkesinin(Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin, Ürdün, Lübnan, Umman, Mısır, Katar ve Türkiye) 2004-2018 tarihleri arasındaki İnvesting.com web adresinden alınan borsa verileri kullanılarak, jeopolitik risk endeksleri ile borsa volatilitesi arasındaki nedensellik ilişkisi incelenmiştir. Çalışmada her ülkenin günlük borsa getirileri kullanılarak aylık volatilitesi hesaplanmış ve ilgili aya denk gelen jeopolitik risk endeksi(GPR) ile tek yönlü ilişki analizi Toda- Yomamato nedensellik analiz yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda Katar, Filistin ve Ürdün ülkelerinin borsa volatilitelerinin GPR ile nedensellik ilişkisinin olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler; Volatilite, Jeopolitik Risk ve Toda- Yomamato Nedensellik Testi
Suretü'l Etrak Lede'l Arab "Arapların Gözüyle Türkler" kitabının tercüme ve değerlendirilmesi
Türk-Arap İlişkileri Türklerin İslamiyet'i benimsemelerinden çok daha öncelere dayanmaktadır. Özellikle Türklerin Müslüman olmalarıyla birlikte bu ilişkiler zirveye çıkmıştır. Selçuklular döneminde bu ilişkiler daha çok İslam dünyasını koruma temelli olmuş ve o dönem Abbasi-Selçuklu ilişkileri dikkat çekmiştir. Nihayi olarak Osmanlı Devletinin Mısır Seferinden sonra Arap Dünyası 1918 yılına kadar sürecek olan Türk egemenliği altında kalmıştır. Osmanlı Devletinin çöküşünden sonra Arap coğrafyası İngiliz kaynaklı yalancı özgürlük furyasına kendini kaptırsa da, esasında yeni kurulan Türk Devleti ve Mustafa Kemal Atatürk'ü kendisine özgürlük mihenk taşı olarak benimsemiştir. Zikredilen bu ilişki ağı tarihin her döneminde özellikle Arap bilginlerinin dikkatini çekmiş ve bu konu üzerine çok sayıda eser kaleme almışlardır. Burada tercümesi yapılan eser de bunlardan birisidir. Iraklı tarihçi, hukukçu ve siyaset bilimci İbrahim DAKUKİ, bu eserinde Türk-Arap ilişkilerini başlangıcından 1999 yılına kadar her yönüyle ele almıştır. Eser özellikle Osmanlı'nın son dönemlerinden 1999 yılına kadar olan süreçteki Türk-Arap İlişkilerine olabildiğince tarafsız bir bakış açısıyla sergilemeye çalışmıştır. Anahtar kelimeler: Türk-Arap İlişkileri, Türkler, Araplar, Ortadoğu, İbrahim Dakuki
Sınıraşan su sorunu ve güvenlik olgusu: Orta Doğu örneği
Su canlıların yaşaması için en önemli doğal kaynaktır. Su, aynı zamanda medeniyet demektir. Çünkü ilk uygarlıklar su kaynaklarının olduğu yerlerde gelişmiştir. Su sanılanın aksine aslında kıt bir kaynaktır. Tarım ve sanayi alanında artan kullanımı, iklim değişikliği, artan nüfus ve ülkelerin su konusundaki politikaları su sorununa neden olmaktadır. Ortadoğu coğrafi açıdan kurak bir iklime sahiptir ve suya en çok ihtiyacı olan bölgelerden biridir. Küresel aktörlerin bölgede ki etkisi ve siyasi istikrarsızlık su sorununu karmaşık hale getirmiştir. Dünya üzerinde birden fazla ülke sınırından geçen akarsular yani sınıraşan sular aktörler arasında su paylaşım ve kullanım sorunlarına neden olabilir. Orta Doğu Bölgesi özellikle sınıraşan suların paylaşımı ve kullanımından kaynaklanan uyuşmazlıkların yaşandığı bölgelerdendir. Bu durum bölge ülkelerinin geleceği için endişe uyandırmaktadır. Su, ekonomik, stratejik ve güç unsuru olarak ülkelerin güvenliği açısından günümüzde daha da önemli hale gelmiştir. Sınıraşan Su Sorunu Ve Güvenlik Olgusu: Orta Doğu Örneği isimli bu tez çalışması su sorununun dünyada en çok yaşandığı bölgelerden biri olan Orta Doğu Bölgesi ve bölgede olabileceği öngörülen özellikle sınıraşan sulardan kaynaklı çatışmaların neden sonuç ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır ve araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Ortadoğu bölgesi stratejik, ekonomik açıdan olduğu kadar siyasi açıdan da geçmişten günümüze hep gündemde olmuştur. Dünyada suya en çok ihtiyaç duyan bölgelerdendir. Karmaşanın bitmediği bölgede su artık petrolden daha önemlidir. Sonuç olarak Orta Doğu'da sınıraşan sulardan kaynaklanan uyuşmazlıklar devam ederse gelecek yıllarda bölgede su savaşlarına neden olabileceği değerlendirilmektedir. Anahtar Sözcükler: Su, Sınıraşan Su, Orta Doğu, Nehir, Güvenlik
Religious geopolitics in the middle east: The importance of jerusalem for Abrahamic religions
In 20th century the importance of religion was disregarded because the main focus of the people was on daily realities or ideologies like liberalism and modernism. This situation, accordingly, culminated in an underestimation of the importance of religious geopolitics. Nevertheless, religion has still been an important determinant to understand ongoing conflicts or peace processes in the world. This study, therefore, focuses on the religion upon international relations and study the religious geopolitics which affects reactions of the societies and policies of states in general in the Middle East and in particular in Jerusalem. In fact, many Western people were not aware of the effect of religion on international relations or even ruled it out until the September 11. They regarded religion and even ethnicity was not related to international relations and because of this underestimation, they couldn't understand the importance of religion in world politics as well. However, religion and religious geopolitics has been a great determinant especially in the Middle East, the birth place of three Abrahamic religions. Moreover, it is possible to connect many past and current events to religion and religious geopolitics. The most explicit example of religious centered conflict is certainly that of Crusades but today it is possible to realize another great conflict which is between Arabs and Jews. This ongoing conflict is certainly the result of a religious struggle upon the holy city of Jerusalem which is regarded as holy for all three Abrahamic religions.
Ortadoğuda nükleer gerginlik ve İran-İsrail-ABD ilişkileri
Bu çalışmada Ortadoğuda yaşanan nükleer gerginliğin ortaya çıkış nedenleri ve bunların dünyaya yansımaları açıklanmaya çalışılmıştır. Bu nedenle İran ve İsrail'in nükleer çalışmalarının geçmişi ve mevcut durumları araştırılmış, araştırmalar sonucu sağlanan objektif veriler yazılmıştır. Bu verilere ek olarak İran-İsrail-ABD arasında 1990'lardan itibaren süren nükleer gerginlik ve yaşanan gelişmeler ve uluslararası toplumun bu duruma ilişkin tavrı araştırılmış yayınlanan raporlar incelenmiştir.Son olarak, çalışma Ortadoğu'daki bu ülkeler arasındaki ilişkinin geleceğine üzerine yapılan bir analiz ile tamamlanmıştır.Anahtar Kelimeler:1.Nükleer Gerginlik2.Nükleer Çalışmalar3.İran-İsrail-ABD4.Uluslararası Toplum
Osmanlı hâkimiyetinde Beyrut (1839-1918)
Doğu Akdeniz'in liman şehri olan Beyrut, dünyayı Ortadoğu'ya açan kapı olması sebebiyle önem arz etmektedir. Bu sebeple tarih içerisinde pek çok devletin ele geçirmek için mücadele ettiği şehirlerarasında olmuştur. 1516 tarihinde Yavuz sultan Selim'in Mısır seferi ile Osmanlı topraklarına dâhil olan Beyrut şehri, 1918'de İngilizlerin işgaline kadar Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır.Osmanlı hâkimiyetinde 1520'de küçük bir kazâ ve nâhiye statüsünde olan Beyrut, 17. yüzyılın başında Şam eyaletine bağlı sancak statüsü kazanmıştır. 1614'te Sayda, Beyrut ve Safed eyaletinin oluşturulması ile buraya dâhil edilmiş, 1840 tarihinde Sayda eyaletinin merkezi olarak yapılandırılmıştır. 1864-5 tarihinde Sayda eyaleti lağv edilerek toprakları Suriye eyaleti topraklarına dâhil edilmiştir. 1887'de Osmanlı hükümeti batılı devletlerinde baskısı ile birlikte Beyrut vilayeti kurulması kararını almıştır.1839'de ilan edilen Tanzimat Fermanı ile birlikte Osmanlı devletinde birçok alanda yeni uygulamalar devreye girmiştir. Bu yenilik hareketleri diğer Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Beyrut'ta da etkisini göstermiştir.Batılı devletlerin bölgedeki faaliyetleri sonucunda 1840-1860 tarihleri arasında Cebel-i Lübnan olayları yaşanmıştır. Bu olaylar sonucunda Beyrut şehri siyasî, sosyal, demografik ve iktisadî açılardan olumsuz şekilde etkilenmiştir. Şehir bu dönemde insan kaçakçılığının üst düzeylerde yaşandığı merkezlerden biri olmuştur.İncelenen dönemde, şehir nüfusunda Müslümanlar sürekli çoğunlukta olmuş, Müslümanları sırasıyla Rum, Marunî, Katolik ve diğer gruplar takip etmiştir. Nüfusu en fazla artan dini grup ise Yahudiler olmuşlardır.Eğitim alanında misyonerlik faaliyetlerinin yoğun bir şekilde yürütüldüğü şehirde, Amerika, Fransa, Rusya, İtalya ve Almanlara ait misyoner okulları bulunmaktadır. Osmanlı devleti de şehirde eğitim alanında pek çok değişiklik ve yatırım yapmıştır.Şehrin temel geçim kaynağı ticarete dayanmaktadır. Şehrin fiziki yapısından kaynaklanan nedenlerden dolayı tarım ve hayvancılık gelişmemiştir. Hayvancılık alanında, ipek böcekçiliği en önemli gelir kalemi olmuş şehir yabancı yatırımcılar tarafından ipek dokuma fabrikaları da açılmıştır. Şehirde kurulan liman ve rıhtım, havagazı, su, ve demiryolu gibi şirketlerin tamamına yakını batılı devletler tarafından işletilmiştir. İncelenen dönemde Fransızların şehir ekonomisinde büyük etkisi olmakla birlikte ticarette para birimi olarak Osmanlı kuruşunun yanı sıra Fransız frankıda ağırlıklı olarak kullanılmıştır.Osmanlı hâkimiyetinde Beyrut şehri 1839-1918 tarihleri arasında idâri, siyasî, sosyal ve iktisadî değişim ve gelişmesi diğer Osmanlı sancak ve vilayetleri ile aynı oranda olmakla birlikte batılı devletlerin bölgedeki çıkarlarından dolayı değişiklik göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Beyrut, Osmanlı Devleti, Tanzimat Fermanı, Suriye, Ortadoğu.
Terörün ekonomik etkileri: Orta Doğu üzerinde bir inceleme
Terör - ekonomi ilişkisini inceleyen bu çalışmanın amacı Orta Doğu bölgesinde önemli ekonomilere sahip ve terörizm ile büyük mücadele veren başlıca ülkeleri ele alıp terörün bu ülkelerin ekonomilerini nasıl etkilediğini panel veri analizi yardımıyla incelemektir. Çalışma da terör ve terör - ekonomi ilişkisi hakkında genel bir bilgiye sahip olduktan sonra Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan?ın ekonomilerini genel hatlarla ele alıp bu ülkeler de 2003-2010 yıllarını kapsayan bir dönem için terörün ekonomi üzerindeki etkileri; Mal ve hizmetler ihracatı, mal ve hizmetler ithalatı, kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasıla, ülkeyi ziyaret eden turist sayısı, Doğrudan yabancı yatırımları, İşsizliğin toplam işgücüne oranı, Gayri safi yurtiçi hasıla değişkenleriyle ?Panel Veri Analizi? kullanılarak ekonometrik açıdan incelenecektir. Yapılan analiz sonuçlarında, genel olarak yüksek seviyeler de yukarıda ifade edilen bağımlı değişkenlerin, bağımsız değişken olan terör tarafından açıklandığı sonucu tespit edilmiş ve terörün bütün bağımlı değişkenler üzerinde negatif etkisi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler:Orta Doğu, Terör, Terörizm, Ekonomi, Panel Veri Analizi
Ortadoğu ülkelerinin ekonomik açıdan benzerliklerinin kümeleme analizi ile değerlendirilmesi
Bu araştırma, 1980-2017 yılları arasında Ortadoğu ülkelerinin sosyo-ekonomik açıdan birbirine benzerlikleri ve tarihsel süreçlerde bu benzerliklerin değişip değişmedi tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Bölge ülkeleri arasındaki benzerliklerin belirlenmesi için kümeleme analizi tercih edilmiştir. Bahsi geçen tarih aralığını beş döneme ayırarak analiz edilmiştir. Bu tarih aralıkları; 1980, 1990, 2003, 2008, 2010 ve 2017 olarak belirlenmiştir. Geleneksel Ortadoğu ülkeleri olarak tabir edilen ve araştırma kapsamında olan bölge ülkeleri; Irak, Bahreyn, İran, Kuveyt, İsrail, Libya, Mısır, Lübnan, Suriye, Türkiye, Suudi Arabistan, Umman, Yemen ve Ürdün olarak belirlenmiştir. Kümeleme analizinde dokuz sosyo-ekonomik gösterge zaman serisi olarak kullanılmıştır. Kümeleme analizi sonucunda tüm dönemler için Suudi Arabistan ve Türkiye'nin sosyo-ekonomik değişkenler açısından kümelenmede benzerlik göstermediği ancak diğer bölge ülkelerinin dönemlere göre farklı ülkelerle benzer özellik gösterdiği tespit edilmiştir.
21.yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti'nin Ortadoğu'ya yönelik dış politikasının klasik ve eleştirel jeopolitik paradigmalar çerçevesinde değerlendirilmesi
Jeopolitik, basitçe politika ve coğrafya arasındaki ilişkinin incelenmesi olarak ele alınmakta olsa dahi kapsamlı incelemelerde bu söylemin çok yönlülüğü ve çeşitliliği göze çarpmaktadır. Uzun soluklu bir geçmişle günümüze dek bu söylemin temelde klasik ve eleştirel jeopolitik olarak iki ana hatta ayrıldığı görülmektedir. Klasik jeopolitik görüşünün Realist kuramla iç-içe olduğu ancak, günümüzde birçok sorunun da cevaplanmayı beklediği; klasik jeopolitiğe karşıt görüşlerin daha yüksek sesle dile getirildiği bilinmektedir. Cevaplanmayı bekleyen bu sorular ve karşıt görüşler de kendisine bugünlerde daha sık duymaya başladığımız 'Eleştirel Jeopolitik' olarak yer edinmektedir. Eleştirel jeopolitiğin ana hatlarıyla klasik görüşün coğrafya-politika tahayyüllerini sorguladığı; bu amaçla klasik jeopolitiğin yerleşik algılarının eksik ve sorunlu yönlerinin farkına varılması noktasında çabaladığı söylenebilmektedir. Ayrıştıkları noktalar itibariyle her iki kanadın da savunduğu önemli hususlar bulunmaktadır. Dolayısıyla, jeopolitiğe ilişkin değerlendirmelerde düşünce yapısında ve pratikte her iki kanadın da birbirlerinden ayrılış biçimlerinin dikkate alınması gerekliliği kanaati oluşmaktadır. Türkiye'nin dış politika ilişkilerinin ayrı dönemlerinde farklı yol ve yöntemler kullanılarak farklı stratejilerin izlendiği görülmektedir. Örneğin 2000'li yıllara kadar Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik dış politikası 'Batıcılık' , 'Statükoculuk' söylemleriyle betimlenirken günümüzde ise 'Eksen Kayması' , 'Model Olma' , 'Yeni Osmanlıcılık' ve 'Komşularla Sıfır Sorun' gibi güncel söylemler karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik dış politikasına dair bir incelemede bu güncel söylemlere de yer vermek ve bahsedilen söylemleri de jeopolitik açıdan değerlendirmek gerekmektedir. Böylesi bir değerlendirmede bahsedilen güncel söylemlerin jeopolitik bir değişimi doğurup doğurmadığına ilişkin yanıt bulma ihtiyacı oluşmaktadır. Böylesi bir yanıt bulmak için de şunların dikkate alınması gerekmektedir: Bir değişimden söz edilecekse yeni jeopolitik çalışmalar olarak ele alınan eleştirel jeopolitik içerisinde bu güncel söylemlerin ne denli yeri olduğu açıklanmalıdır. Dolayısıyla Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik dış politikasındaki güncel söylemlerin eleştirel jeopolitiğe olan duyarlılığı araştırılmalı, örneklerle desteklenmelidir. Her ne kadar elde edilecek sonuçlar verilerin göreceliliği doğrultusunda şekillenecek olsa da 21. Yüzyılda Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik dış politikasında eleştirel jeopolitiğin güncel söylemler üzerindeki ağırlığı bu yöntemle sınanabilecektir. Özetle, 21.Yüzyıl'da Türkiye Cumhuriyeti'nin Ortadoğu'ya yönelik dış politikasına dair bir inceleme bu güncel söylemlerin eleştirel jeopolitik paradigmalar çerçevesinde değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Türkiye'nin dış ticaretinin analizi ve Orta Doğu ülkeleriyle ticaretimiz
Ülkelerin bulundukları coğrafya özelliklerinden ya da üretim şekillerindeki farklılıklardan dolayı ülkeler arasında farklı mal ve hizmetlerin üretilebilmesi söz konusu olmaktadır. Bu farklı mal ve hizmetler ülkeler arasında satılarak dış ticarete şekil vermektedir. Ortadoğu bölgesi bulunduğu coğrafi konum ve sahip olduğu petrol ve doğal gibi kaynaklar açısından ticarette son derece önemli bir konumda bulunmaktadır. Bu açından Türkiye'nin Ortadoğu bölgesine yakınlığı dış ticaret ilişkileri açısından son derece önemli olmaktadır. Ortadoğu ülkeleriyle yapılan dış ticaretin Türkiye'ye önemli bir kazanç sağlayacağı açıktır. Bu çalışma kapsamında Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye arasındaki dış ticaret ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla bazı seçilmiş Ortadoğu ülkeleriyle Türkiye arasında olan dış ticaret incelenmiştir. Türkiye ve Ortadoğu arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin olumlu yönde gelişmesinde dış ticaret önemli bir faktördür. Ortadoğu ülkelerinin en büyük gelir kaynaklarının ve ihracatlarının petrol olması bununla beraber Türkiye'nin petrol ithalatçısı konumda olması, Türkiye ve Ortadoğu dış ticaret ilişkilerinin gelişmesindeki en önemli faktördür. Ayrıca gelişen Ortadoğu ülkelerinde talebin sürekli olarak artması, Türkiye'nin ihracatı açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler : Dış Ticaret, Türkiye, Ortadoğu
Arap Baharı'ndan etkilenen Yakın ve Orta Doğu ülkeleri ile Türkiye arasındaki ithalat ve ihracat miktarlarının ARIMA modelleri ile incelenmesi
Yakın ve Orta Doğu bölgesi coğrafi konumu ve zengin yer altı kaynaklarına sahip olması nedeniyle dünya üzerinde önemli bir yere sahiptir. 2010 yılı Aralık ayında Tunus'ta başlayan halk hareketlerinin kısa zamanda Yakın ve Orta Doğu ülkelerine yayılmasıyla birlikte bölgede çeşitli protesto ve gösteriler düzenlenmiştir. ''Arap Baharı'' olarak adlandırılan bu süreç, bölge ülkeleriyle güçlü ticaret ilişkilerine sahip ülke ekonomilerini çeşitli yollardan etkilemiştir. Türkiye de son yıllarda bu ülkelerle olan dış ticaret ağını genişleterek ticari ilişkilerini güçlendirmiştir. Dolayısıyla yaşananların ülke ekonomimize yansıması da sürecin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkacaktır. Ekonomik gelişmişliğin bir göstergesi olan ithalat ve ihracat miktarları için kurulan modeller ile elde edilen öngörüler ülkelerin gelecek dönem bütçe programlarının hazırlanmasına yardımcı olur. Doğru öngörüler neticesinde hazırlanan bütçe programları ise gelir ve giderlerin sürekli kontrol altında tutulmasını sağlayarak zarar riskini minimuma indirir. Zaman serileri analizinde değişkenin geçmiş dönem değerlerinden yararlanılarak seriye uygun bir model belirlenir ve belirlenen model yardımıyla gelecek hakkında öngörümlemede bulunulur.Öngörüler; gerek işletmeler gerekse ülke ekonomileri gibi farklı alanlarda farklı değişkenler üzerinden yapılabilir. Bu değişkenlere satış rakamları, ürün miktarı, işsizlik miktarı, ithalat ve ihracat miktarları örnek olarak verilebilir. Bu çalışmanın amacı, Yakın ve Orta Doğu ülkelerinde yaşanan siyasi ve ekonomik krizlerin Türkiye'nin ithalat ve ihracatına nasıl yansıdığını görmektir. Böylece kurulan modeller yardımıyla öngörümleme yapılarak söz konusu ülkelerle gerçekleştirilen dış ticaretin benzer krizlerde nasıl sonuçlar verdiği analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla,01.1996-10.2014 zaman aralığında Türkiye İstatistik Kurumu'ndan(TÜİK) elde edilen verilerden yararlanılarak Arap Baharı'ndan etkilenen Yakın ve Orta Doğu ülkeleri ile Türkiye arasındaki ithalat ve ihracat miktarları için uygun ARIMA modelleri belirlenmiş ve gelecek sekiz ay için öngörümlemede bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler:Zaman Serileri, ARIMA Modelleri, Dış Ticaret, Öngörümleme.
Veri zarflama analizi ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi‟ndeki ülkelerin etkinliklerinin karşılaştırılması
Toplumlardaki bireylerin refah ve mutluluğu ülkelerin kalkınmışlık düzeyi ile doğrudan ilişkilidir. Mevcut kaynakların etkin kullanımı toplumsal kalkınma ile ilgilidir. Yerel yönetimlerin de dâhil olduğu tüm hükümet kurumları, kâr amacı olmadan toplum yararına faaliyette bulunmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, ülke düzeyinde bazı ekonomik göstergeleri kullanarak etkinlik analizi yapmaktır. Bu çalışmada, Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde yer alan 20 ülkenin ekonomik etkinlikleri veri zarflama analizi ile araştırılmıştır. Modellerde ülkelerin 2010-2014 yıllarına ait verileri kullanılmıştır. Analizler, çıktı yönlü CCR ve çıktı yönlü BCC modelleri ile yapılmıştır. Belirlenen girdi ve çıktı değişkenlerine ait modeller Efficiency Measurement System (EMS) paket programı ile çözülmüş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Daha sonra bu ülkelerin yıllar bazındaki ekonomik etkinlik değişimleri Malmquist Faktör Verimliliği Yöntemine göre incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Katar ve Malta bütün analizlerde etkin bulunmuştur. Cezayir, Fas, Irak, Kuveyt, Libya, Lübnan, Suriye, Suudi Arabistan ve Tunus bazı analizlerde etkin çıkarken bazılarında ise etkin çıkmamıştır. İran, İsrail, Mısır, Türkiye, Umman ve Yemen ise hiçbir analizde etkin çıkmamıştır. Anahtar Kelimeler: Veri Zarflama Analizi, Etkinlik Analizi, MENA, Ekonomik Etkinlik
Ekonomik entegrasyon ve büyüme: Türkiye ve seçilmiş bazı ülke grupları açısından çekim modeli analizi
Bu çalışmada, ekonomik entegrasyonların büyüme ve dış ticaret üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu doğrultuda, ekonomik entegrasyon kavramı açıklanmış, ekonomik entegrasyonların oluşma sebepleri ve etkilerinin neler olduğu ve aşamalarından bahsedilmiş, bölgesel ekonomik entegrasyon örnekleri verilmiştir. Entegrasyonların üye ülkeler arası ticaret analizleri yapılmış, küreselleşmenin ve entegrasyonların büyümeye ve dış ticarete etkilerinden bahsedilmiş ülkeler arası analizlere yer verilmiş, büyümenin desteklenmesi için yürütülen araç ve politikalardan bahsedilmiştir.Çalışmanın amacı doğrultusunda, Türkiye ve seçilmiş bazı gelişmiş ülkeler ve Ortadoğu ülkeleri arasındaki ticaret En Küçük Kareler Yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir.