Osteoarthritis-knee
100 theses under this subject heading
Total diz artroplastisi uygulanan hastaların postoperatif dönemde ağrılarının tedavisinde tramadol etkinliğinin CYP2D6 gen polimorfizmi ile ilişkisi
Total diz artroplastisi uygulanan hastaların postoperatif ağrılarının tedavisinde kullanılan Tramadol diğer opioidlerin eş değer dozlarına göre daha az solunum depresyona sebep olmakta, daha düşük bağımlılık ve tolerans gelişime sahip olmakta ve suistimal olasılığı düşük olduğu için tedavide sık kullanılan bir opioiddir. Tramadol sentetik bir opiat olup; sitokrom p450 enzim sistemine ait polimorfik bir enzim olan CYP2D6 enzimi ile metabolize edilmektedir. Diz artroplastisi uygulanan hastalarda ağrı insidansının incelenmesi Post-op opioid uygulamasının hasta üzerine etkisini incelediğimiz bu çalışmada CYP2D6 enziminin taşıyıcılar üzerinde metabolik etkisini ve VAS skoruna etkisini araştırmayı amaçladık. Bu çalışmaya Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda servisimize total diz antroplastisi uygulanan 110 hasta ve kontrol grubu olarak şikayeti olmayan sağlıklı 100 kişi dahil edildi. Her hastaya intravenöz yoldan 100 mg Tramadol (contramal) uygulandı. Hastaların port-op 0-15-30-45-60.dk VAS skorları kaydedildi. Sosyodemografik özellikler, ekstremite yönü, laboratuvar verileri kayıt altına alındı. Hasta grubundaki 110 hastanın 15'i (%13,6) erkek, 95'i (%86,4) kadındır. Kontrol grubunun 54 (%54) erkek, 46 (%46) kadınlardan oluşmaktadır. Yaş ortalamaları Hasta grubu ortalama 67,19 yaşında ve kontrol grubunda ortalama 57,05 yaşındaydı. Hasta ve kontrol gruplarında CYP2D6*2-*3-*4-*10 allellerine bakıldığında; hasta grubunda CYP2D6*2 allel frekansı 34 allel (%30,9), CYP2D6*3 alel frekansı 31 alel (%28,2), CYP2D6*4 alel frekansı 29 allel (%26,4), Kontrol grubunda ise CYP2D6*2 alel frekansı 14 alel (%14,0), CYP2D6*3 alel frekansı 25 alel (%25), CYP2D6*4 alel frekansı 17 alel (%17) vardı (p<0,050). CYP2D6*3 ve CYP2D6* allel frekansı ise her iki grupta benzerdir (p>0,050). Bu hastalarda birden fazla allelde genotipik heterozigot olduğunu gördük. Fenotiplerine göre VAS değişimleri incelendğinden VAS 0. Dakikada EM 91,57, VAS 15. Dakikada IM 75,00, VAS 30. Dakikada IM 55,21, VAS 45. Dakikada EM 34,71, VAS 60. Dakikada IM 26,67 olarak hesaplanmıştır. Fenotiplerine göre VAS değişimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık sadece 60. Dakikada vardı (p=0,019). Çalışmamızda sonuç olarak hastaların yaygın olarak kabul edilen CYP2D6 alellerinin hasta grubunda bulunmasından ve heterozigot (*3/3/, *4/*4, *10/*10) genomlarının taşıyıcılarının bulunmamasından dolayı tramadol idamesindeki rolü sınırlı şekilde değerlendirildi. Çalışmamızda TDA sonrası tramadol uygulanan tüm hastalarda 60. dakikada ağrı eşiği olarak kabul edilen VAS 50 altına inmesine rağmen EM grubunda daha az ağrı hissi olduğunu gördük. Daha geniş bir çalışma grubunda CYP2D6 enzim grubu farklı metabolizer grupları ile analizin yenilenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Diz osteoartritli bireylerde "Baecke habitual fiziksel aktivite anketinin" Türkçe uyarlamasının güvenirliğinin ve geçerliğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, diz osteoartritli (OA) bireylerde Baecke Habitual Fiziksel Aktivite Anketi'nin (BHFAA) Türkçe versiyonunun güvenirliğini ve geçerliğini incelemektir. Çalışmaya, yaş ortalaması 61,69±7,0 yıl olan ve Kellgren - Lawrence tanı kriterlerine göre Evre 3 - 4 diz OA tanısı alan 109 birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgiler kaydedildikten sonra, çalışma için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFA), Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) kullanıldı ve adım sayıları akıllı saat kullanırak kaydedildi. Ölçeğin güvenirlik analiz için iç tutarlılık analizi ve test - tekrar test yöntemi kullanıldı. Test - tekrar test yöntemi için BHFAA 7 gün sonra tüm bireylere yeniden uygulandı. İç tutarlılığının hesaplanmasında Cronbach's Alfa (α), test - tekrar test güvenirliğin hesaplanmasında Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı kullanıldı. Geçerlik analizi için açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Benzer ölçek geçerliği için UFA, WOMAC ve adım sayıları ile Spearman korelasyon analizi yapıldı. Güvenirlik analizinde iç tutarlılık için Cronbach Alfa katsayısı kullanıldı ve sonuç 0,50 olarak hesaplanarak orta düzeyde olduğu görüldü. Ölçeğin alt boyutları için Cronbach Alfa katsayısının; iş alt boyutu için 0,64, spor alt boyutu için 0,83 ve boş zaman aktiviteleri alt boyutu için 0,37 olduğu hesaplandı. Test - tekrar testte güvenirlik katsayısı 0,841 bulundu. BHFAA'nın yapı geçerliğinin belirlenmesinde Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ve Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) yapıldı. DFA'ya göre iki tane maddenin yapıyı doğrulamadığı tespit edildi. AFA'ya göre ise ölçeğin 3 faktörlü olması gerekirken 4 faktörlü olduğu tespit edildi. Benzer ölçek geçerliği değerlerinde BHFAA ile UFA (r= 0,50), WOMAC (r= -0,24) ve adım sayısı (r= 0,67) arasında ortadan yükseğe doğru anlamlı korelasyonlar gözlendi (p=0,05). Tüm bu sonuçlar ile Türkçe'ye uyarlanan BHFAA'nın diz OA'lı bireyler için güvenilir ve geçerli bir araç olduğu gösterildi.
Sağlıklı ve diz osteoartritli bireylerde treadmill ve tartan pistte yürüme sonrası femoral kıkırdak kalınlığının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bireylerde ve diz osteoartiritli (OA) hastalarda treadmill ve tartan zeminde yürüme sonrası akut femoral kıkırdak kalınlığı değişimini ölçmek ve sağlıklı bireyler ile diz OA'lı hastalar arasında kıkırdak kalınlığı değişimi açısından fark olup olmadığını karşılaştırmaktır. Pamukkale Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikliniği'ne başvuran, Amerikan Romatoloji Derneği (ACR) kriterlerine göre diz OA tanısı konulan ve Kellgren Lawrence evreleme kriterlerine göre evre 1-2 olan 40 yaş üstü 30 hasta ile yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş 30 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan hastaların sosyodemografik özellikleri ve ayrıntılı öyküsü sorgulanarak kaydedildi. Tüm hastaların fizik muayeneleri ayrıntılı olarak yapıldıktan sonra kilosu ve boyu ölçülerek, vücut kitle indeksleri (VKİ) hesaplandı. Katılımcıların fiziksel aktivite seviyeleri Dünya Sağlık Örgütü'nün Küresel Fiziksel Aktivite Anketi (GPAQ) temel alınarak belirlendi. Sağlıklı bireylerin ve diz OA'lı hastaların hepsinin tüm yükleme koşullarını (treadmill ve tartan zeminde 30 dk yürüme) tamamladığı tekrarlanan ölçümler tasarımı kullanıldı. Bunun için sağlıklı bireylere ve diz OA hastalarına önce treadmill, bir hafta ara sonrası tartan zemin yürüyüşü yaptırıldı. Yürüme öncesi ve hemen sonrası femoral kıkırdak kalınlığı portable ultrasonografi (USG) (Clarius L7 HD Linear Scanner) ile ölçüldü. Yükleme sonrası tüm USG prosedürleri, katılımcıların dominant bacak dizlerinden, yükleme koşulunun ardından 5 dk içinde elde edildi. Çalışma sonucunda, sağlıklı bireylerde hem treadmill hem de tartan pistte yürüme sonrası yürüme öncesine göre medial femoral kondil, interkondiler ve lateral femoral kondil kıkırdak kalınlığı istatistiksel olarak anlamlı derecede azalmış (p<0,001); treadmill yürüyüşü sonrası olan bu azalma tartan pist yürüyüşü sonrasına göre istatistiksel olarak daha fazla saptanmıştır (p<0,001). Diz OA'lı hastalarda hem treadmill hem de tartan pistte yürüme sonrası yürüme öncesine göre medial femoral kondil, interkondiler ve lateral femoral kondil kıkırdak kalınlığı istatistiksel olarak anlamlı derecede azalmıştır XI (p<0,001). Diz OA'lı hastalarda treadmill yürüyüşü sonrası sadece medial femoral kondil kıkırdak kalınlığındaki azalma, tartan pist yürüyüşü sonrası oluşan azalmaya göre istatistiksel olarak daha fazla saptanmıştır (p<0,05). Hem treadmill hem de tartan pist yürüyüşü sonrası sağlıklı bireylerde diz OA'lı hastalara göre medial femoral kondil, interkondiler ve lateral femoral kondil kıkırdak kalınlığında istatistiksel olarak daha fazla azalma saptanmıştır (p<0,001). Sonuç olarak, hem sağlıklı bireylerde hem de diz OA'lı hastalarda treadmill veya tartan pistte yürüme sonrası femoral kıkırdak kalınlığı azalmış olup, yürüme sonrası tartan pistte oluşan azalma treadmillde yürüyüş sonrasına göre sağlıklı bireylerde tüm kompartmanlarda; diz OA'lı hastalarda ise yalnızca medial femoral kondil kıkırdak kalınlığında daha az olmuştur. Tartan pistte yürüyüş treadmill yürüyüşüne göre diz ekleminde daha az kıkırdak kalınlık değişimine neden olmuştur. Bu sonuçların klinik anlamlılığının yorumlanabilmesi için, mekanik yüklenmenin getirdiği femoral kıkırdak kalınlığı azalmasındaki fizyolojik adaptasyon sınırı ile patolojik deformasyon sınırını belirleyecek ileri çalışmalara ihtiyaç vardır
Diz artroplastisi uygulanan hastalarda komponent yerleşiminin üç boyutlu analizi ve klinik sonuçlarla ilişkisinin değerlendirilmesi
Total diz protezi (TDP) imalatçıları kemik implant uyumu artırmak için tibia ve femurda uyumu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Istirahatte ve günlük yaşam faaliyetleri sırasında rezidüel ağrı TDA sonrası hastanın memnuniyetsizliği önemli bir nedenidir. Hiçbir belirgin bir klinik veya radyolojik açıklaması olmadan ağrının kaynağının tespiti için daha sensitif görüntüleme yöntemleri ile daha fazla araştırma gerektirmektedir. Bizim hipotezimiz tibia ve femoral komponentin, koronal, sagital ve aksiyal Hizalama hataları ve rotasyonel dizilimi TDA sonrası sonuçları etkilediği ve özellikle simetrik komponentlerde asimetrik tibia platosunda posterolateralden taşma yapması ve buna bağlı ağrı ve klinik skorlarda azalmaya neden olmasıdır . Genellikle bunlar daha karmaşık ve pahalı tıbbi muayenelerden ağrının düzeyini belirlemek hekim için zordur. TDA postoperatif ağrı dolayısıyla temel bir öneme sahiptir. Yüz kırk altı 146 TDA uygulanan hastalanın verileri retrospektif olarak TDA sonrası 45.2 ± 9.5 ayda femoral ve tibial komponent koronal sagital ve aksiyel dizilimi BT'de ölçüldü ve hastaların sonuç skoru ile karşılaştırıldı. 101 hastada tibia posterolateral çıkıntısı olduğu ve 76 hasta femur lateralde çıkıntı olduğu ve öellikle tibia posterolateral taşmanın fonksiyonel sonuç ve ağrı skorunu azalltığı bulundu. Bu çalışma aşırı boyutlandırma ve malingmentın TDA kötü klinik sonuçlara yol açabilileceğini klinik olarak doğruluyor ve özellikle posterolateralde taşma yapılmamamsına dikkat çekmektedir. Klinik sonuçları cerrahların implantasyon sırasında implantları büyük boy değil dikkat etmelidir ve bu normalden fazla sözde açıklanamayan ağrı durumunda ekarte edilmesinde fayda vardır.
Diz osteoartritli hastalarda fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerinin incelenmesi
Bu çalışma, evre 2 ve 3 diz OA'lı bireyler ile sağlıklı bireylerin ağrı, fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya ACR (American College of Rheumatology) kriterlerine göre evre 2 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 49,24±8,22yıl), evre 3 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 45,47±4,27yıl) diz OA'lı kadın ve sağlıklı 34 kadın (yaş ortalaması 47,35±6,73yıl) olmak üzere toplam 68 kişi dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildikten sonra çalışmaya katılan tüm bireylerin ağrı şiddeti (Görsel Analog Skalası), Q açısı, normal eklem hareketi (gonyometre), fiziksel performans testleri (Otur Kalk Testi, Kalk ve Yürü Testi, 20 metre yürüme testi), yaşam kalitesi (Nottingham Sağlık Profili), fonksiyonel durum(WOMAC Osteoartrit İndeksi), denge (Berg Denge Ölçeği) ve yürüme parametreleri (Zebris-FDM-2 platformu) değerlendirilmiştir. Çalışma ve kontrol grubu karşılaştırıldığında; ağrı şiddeti, normal eklem hareketi, fiziksel performans testleri, denge, yaşam kalitesi, fonksiyonel durum ve yürüyüş parametreleri açısından çalışma grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Aynı zamanda Evre 2 diz OA'lı bireyler ile evre 3 diz OA'lı bireylerin ağrı şiddeti ve yaşam kalitesi ağrı alt skalasında Evre 2 lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları diz OA'lı kişilerin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi ile ilişkili sağlık durumlarının sağlıklı kişilere göre olumsuz yönde etkilendiğini, ancak farklı 2 evredeki osteoartritli bireylerin ölçüm sonuçlarının benzer olduğunu (yaşam kalitesi ile ilişkili ağrı değerlendirmesi dışında) göstermiştir. Bu çalışmanın sonucu diz osteoartritli bireylerin günlük yaşamlarının sağlıklı bireylere göre farklı boyutlarda olumsuz yönde etkilendiğini göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle bu hastaların değerlendirme ölçeklerinin seçilmesinde ve tedavinin planlanması aşamasında hastalık modelinden ziyade bireye özgü yaklaşım modelinin göz önünde bulundurulması oldukça önemlidir.
Diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer ve pulse elektromanyetik alan tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliklerinin karşılaştırılması
Bu çalışmayı diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer (HILT) ve pulse elektromanyetik alan (PEMA) tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliğini belirlemek ve karşılaştırmak amacıyla yaptık. Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniklerine başvuran bilateral primer diz osteoartriti tanısı konulmuş 40-75 yaş arası 88 hasta alındı. Birinci grup 30 hastaya 2 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 10 seans HILT, ikinci grup 30 hastaya yine 2 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 10 seans PEMA tedavisi uygulandı. 28 hasta kontrol grubu olarak değerlendirildi. Her 3 gruba da 20 dakika hotpack ve diz eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme egzersizlerini içeren ev egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS (Vizüel Analog Skala), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algofonksiyonel diz indeksi ve ultrasonografi ile diz femoral kıkırdak kalınlığı (medial, lateral ve interkondiler) ölçülerek değerlendirildi. Gruplar arasında demografik veriler açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu. Tüm gruplarda tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS skoru, WOMAC ağrı ve WOMAC toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüşler ve her iki dizde kıkırdak kalınlığı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar saptadık. WOMAC sertlik puanlarında hiçbir grupta istatistiksel olarak anlamlı düşüş olmadı. Grup zaman interaksiyon değerlerine bakıldığında WOMAC fiziksel fonksiyon puanı, Lequesne algofonksiyonel diz indeksi skoru ve sol diz medial femoral kondil değerlerinde HILT ve PEMA grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptadık. Ancak HILT ve PEMA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuçta HILT ve PEMA tedavisinin diz osteoartritinde ağrıyı azalttığı, fiziksel fonksiyonu iyileştirdiği ve kıkırdak rejenerasyonunu artırdığı fakat birbirlerine üstünlükleri olmadığını tespit ettik. Çalışmamızın sonuçları diz osteoartriti tedavisinde yol gösterici olabilir ancak bu konuda daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Diz Osteoartriti, Lazer, Manyetik Alan, Femoral Kıkırdak Kalınlığı
Medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotominin posterior tibial eğim açısına etkisi
Eklem kıkırdağı ve subkondral kemik yıkımı ile yapımı arasında ilişkinin bozulması ile meydana gelen hastalığa osteoartrit (OA) denir. Tek kompartman osteoartritine en sık sebepler genel olarak mekanik aks kaynaklı sorunlardır. Varus dizlerde genellikle medial kompartman artrozu görülür ve çizilen mekanik aks eklemin medialinden geçer. Bu problemin çözülmesi için medial kompartmana binen yükü azaltmak ve yük dağılımını eşitlemek için yüksek tibial osteotomi (YTO) tekniği gündeme gelmiştir. Çalışmamızın amacı medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan hastalar posterior tibial eğim açısının değişimini incelemektir. Çalışma 2018-2023 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi ortopedi ve travmatoloji bölüme diz ağrısı nedeni ile başvuran, çekilen direk grafilerde medial kompartmanda varus deformitesi olan, bu nedenle medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan 63 hasta üzerinden gerçekleşmiştir. Lateral grafi üzerinden her grubun posterior tibial eğim açıları ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda gruplar birbirleri arasında istatistiksel olarak kıyaslandı. Medial açık kama osteotomi (MAKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 8,08 ± 3,93 ve Post-op PTEA değeri 9,26 ± 4,03 olarak bulunmuştur. Buna göre MAKO yapılan hasta grubunda ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası arasında PTEA arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Lateral kapalı kama osteotomi (LKKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 7,75 ± 3,43 ve Post-op PTEA değeri 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur (p>0,05). MAKO yapılan grubun ameliyat sonrası posterior tibial eğim açıları ortalaması 9,26 ± 4,03 iken, Ameliyat sonrası LKKO yapılan grubun PTEA ortalaması 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı farklılık oluştuğu görülmüştür p<0,05). Medial açık kama yüksek tibial osteotomi sonrası posterior tibial eğim açısının arttığı görülmüş ve bu sonucun literatür ile uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi sonrası ameliyat öncesi posterior tibial eğim açısı ile ameliyat sonrası eğim açısında fark olduğu ve kapalı kama yüksek tibial osteotomide eğimin azaldığı çalışmamızda gösterilmiş ve literatür ile desteklenmiştir.
Ağrıyla ilişkili sakatlık indeksinin Türkçe sürümünün geçerlilik ve güveniirliği
Bu çalışma Ağrıyla ilişkili Sakatlık İndeksi (AİSİ)'nin Türk toplumuna uyarlanması, geçerlik ve güvenilirliğinin araştırması amacıyla planlandı.Bu amaçla, polikliniğimize başvurmuş ACR kriterlerine göre diz osteoartriti tanısı almış, diz AP/LATERAL mukayeseli grafileri mevcut olan 151 hasta çalışmaya alındı. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri kaydedildi. Tüm olgular tek bir fiziksel tedavi ve rehabilitasyon doktoru tarafından ayrıntılı şekilde muayene edildi. Olguların istirahatte, harekette ve muayene esnasında olan ağrıları visüel anolog skala ile değerlendirildi. Yine tek bir doktor tarafından vakaların mevcut diz grafileri Kellgren-Lawrence derecelendirmesine göre evrelendirildi.Tüm katılımcılara tek bir doktor tarafından AİSİ, WOMAC, SF-36 anketleri okunarak, katılımcıların anketleri doldurması sağlanmıştır.Test-tekrar test güvenilirliğin belirlenmesi amacıyla katılımcılardan 103 hastaya ilk değerlendirmeden 5 gün sonra tekrar AİSİ uygulandı.Ölçeğin güvenilirliği; iç tutarlılık, ve test-tekrar test güvenilirliği ile değerlendirilmiş ve elde edilen bulgular ölçeğin Türkçe formunun iyi derecede güvenilir olduğunu göstermiştir.Geçerlik analizinde AİSİ'nin, SF-36 ve WOMAC'ın benzer alt skalaları ile korelasyonunun oldukça yüksek olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak; bizim çalışmamız AİSİ'nin Türk toplumunda yüksek derecede geçerli ve güvenilir olduğunu göstermiştir.
Kadın gonartroz hastalarında kuadriceps, tibialis anterior ve gastroknemius kaslarının mimarisi ile kas kuvvetlerinin ilişkisinin araştırılması
Amaç: Diz OA hastalarında diz ekleminde diz ekstansör kasları dışında, ayak bileğinde etkilenebileceğini düşündüğümüz kasların kas mimarisi ile el dinamometresiyle ölçülen izometrik diz ekstansiyon, ayak bileği dorsifleksiyon ve plantar fleksiyon kas güçleri ve fonksiyonel parametreler arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya unilateral evre 2 ve üzeri diz OA mevcut olan 30 kadın hasta dahil edildi. Diz OA bulunmayan/ağrısız ve hasta tarafa göre daha düşük evre olan diz kontrol olarak alındı. Hastaların Vastus lateralis(VL), Tibialis Anterior(TA) ve Gastroknemius medial başı(GKM) ile lateral başı(GKL) kaslarının ultrason aracılığıyla kas mimari parametreleri olan kas kalınlığı(MT), pennasyon açısı(PA) ve fasikül uzunlukları(FL) değerlendirildi. USG ile değerlendirme de ayrıca OMERACT Diz OA USG skorlarına bakıldı. El ile tutulabilen dinanometre aracılığıyla izometrik maksimal ve ortalama olmak üzere: diz ekstansiyonu, ayak bileği plantar fleksiyonu ve ayak bileği dorsifleksiyon güçleri ölçüldü. Hastaların ağrı ve dizabilite durumlarını değerlendirmek amacıyla NRS(Numeric Rating Scale), WOMAC(Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis) ve HAQ(Health Assessment Questionnaire) ölçekleri kullanıldı. Bulgular: İzometrik maksimum ve ortalama diz ekstansiyonu, ayak bileği plantar fleksiyonu ve ayak bileği dorsifleksiyon güçleri hasta tarafta anlamlı azalmış olarak saptandı. Kas mimarisi parametrelerinden VL kası MT ve FL; TA kası MT; GKL kası MT ve FL değerleri hasta tarafta anlamlı azalmış saptanırken GKM kas mimarisi parametrelerinde kontrol ile anlamlı farklılık saptanmadı. GKM kası PA dışında diğer hiç bir kasın mimari parametreleri ile kasın sorumlu olduğu hareketin gücü arasında anlamlı ilişki saptanamadı. OMERACT Diz OA USG skorları ile kas güçleri arasında ilişki saptanamazken; kas mimari parametrelerine bakıldığında sinovit alt ölçütü ile GKM kasında MT ve FL arasında ve kartilaj evrelemesi alt ölçütü ile yine GKM kası FL ile ilişki saptandı. Sonuç: Diz OA'da alt ekstremitede dizin yanı sıra ayak bileği kaslarında da belirgin kas tutulumu gözlenmekte ve diz çevresi kasları dışında ayak bileği kaslarında da güç kaybı gözlenmektedir. OA'ya bağlı kas tutulumu USG ile kas mimarisi aracılığıyla değerlendirilebilmektedir. Ancak kas gücü kaybı kas mimarisindeki değişim ile ilişkili değildir. Bu nedenle kas mimarisi aracılığıyla yapılacak bir değerlendirme kas güçleri hakkında fikir sağlamayacaktır.
Diz osteoartritinde terapötik ultrasonun etkinliği
ÖZETAmaç: Diz osteoartritinde (OA) terapötik ultrason uygulamasının ağrı, fonksiyon ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisini araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya diz osteoartritli 78 kadın hasta dahil edildi. Hastalar terapötik ultrason (US) ve sham ultrason (Sham) şeklinde iki gruba randomize edildiler. US sürekli modda, 5 dakika, 1 MHz frekansında, 1 watt/cm2 yoğunluğunda toplam 10 seans uygulandı. Tüm hastalara korunma önerileri ve ev egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesinde, tedavinin 2. ve 12. haftasında Vizüel Analog Skala (VAS), Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), 50 metre yürüme süresi ve Nottingham Sağlık Profili (NHP) ile değerlendirildiler.Bulgular: Çalışmayı 70 hasta tamamladı. Hastaların 50 metre yürüme sürelerinde ve NHP anketinde anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. VAS değerlerinde her iki grupta belirgin azalma saptandı ve bu azalma US grubunda daha belirgindi (p=0,016). Gruplar arasındaki fark anlamlı olmamakla birlikte US grubunda WOMAC ağrı (p=0,009), günlük yaşam aktivitesi (p=0,018) ve total skorlarda (p=0,015) belirgin iyileşme saptanırken, sham grubunda değişiklik saptanmadı. US tedavisi sırasında ve izlem süresince hiçbir yan etki gözlenmedi.Sonuç: Terapötik US tedavisi diz OA'lı hastalarda ağrının azaltılması ve günlük yaşam aktivitelerinin düzelmesinde etkin ve güvenilir bir yaklaşım olabilir ve etkinliği 12. haftada devam etmektedir.Anahtar sözcükler: Diz, osteoartrit, terapötik ultrason, WOMAC
Diz osteoartritinde farklı egzersiz uygulamalarının femoral kartilaj kalınlığı üzerine etkisinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi
Diz Osteoartritinde Farklı Egzersiz Uygulamalarının Femoral Kartilaj Kalınlığı Üzerine Etkisinin Ultrasonografi ile Değerlendirilmesi
Osteoartritli hastalarda biyolojik markerlarla kuadriseps kas gücü arasındaki ilişki
Amaç: Diz osteoartritli (OA) hastalarda biyolojik markerlar başta olmak üzere antropometrik veriler, kemik mineral yoğunluğu, radyolojik evre, ağrı ve fonksiyonel durum gibi değişkenlerin kuadriseps kas kuvveti ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 40-70 yaş arası primer diz OA tanısı alan 152 hasta dahil edildi. Hastaların diz grafileri Kellgren-Lawrence evrelemesi ve medial tibiofemoral eklem aralığı ölçümü evrelemesine göre evrelendi. Leptin, C-terminal telopeptid tip II kollajen, osteokalsin, C-terminal telopeptid tip I kollajen, 25-hidroksivitamin D gibi adipoz doku, kıkırdak ve kemiğe ait biyolojik markerlar enzim-linked immunosorbent assay (ELISA) metoduyla değerlendirildi. Kuadriseps kas kuvveti manuel olarak (MicroFET3 cihazıyla) ve bilgisayarlı izokinetik dinamometre ile ölçüldü. Hastaların ağrı ve fonksiyonel durumları Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %77'si obezdi. Biyolojik markerlardan serum leptin seviyeleri ile vücut ağırlığı, vücut kütle indeksi ve bel çevresi ölçümleri orta-iyi derecede koreleydi (sırasıyla r=0,52, r=0,61, r=0,43). Leptin seviyeleri ile kuadriseps kas kuvveti arasında (manuel MicroFET3 ve izometrik ekstansör kas kuvveti) zayıf negatif korelasyon bulundu. Vizüel analog skala, WOMAC ağrı, fonksiyon alt skalaları ve total skoru ile kas kuvveti parametreleri arasında zayıf negatif korelasyon saptandı. WOMAC ağrı alt skalası ise izometrik ekstansör ve fleksör, izokinetik 60°/sn ve 120°/sn ekstansör, izokinetik 60°/sn ve 120°/sn fleksör kas kuvvetleri ile zayıf negatif korelasyon gösteriyordu. Sonuç: Çalışmamızda diz OA'lı hastalarda kuadriseps kas kuvvetini belirleyen bağımsız bir faktör bulunamamıştır. Kuadriseps kas kuvvetini belirlemede hastaların ağrı ve fonksiyonel durumlarının etkili olabileceği yani kas kuvvetinin OA'ya bağlı ağrı nedeniyle azalmış olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Diz osteoartriti, leptin, kuadriseps kas kuvveti, izokinetik test
Diz osteoartritinde ultrasonun farklı yoğunluklarının klinik ve sonografik parametreler üzerine etkisi
Bu çalışma diz osteoartritinde ultrasonun farklı yoğunluklarının, klinik ve sonografik parametrelere etkinliğini karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya primer diz osteoartriti tanısı konulan, 45-70 yaş arası 90 hasta alındı. 30 kişilik üç gruba ayrılan hastalar 3 hafta süreyle, haftada 5 gün, toplamda 15 seans tedaviye alındı. Tüm hastalara her iki dize 20 dakika hotpack, 20 dakika transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS) ve 5'er dakika sürekli ultrason (birinci gruba 1 MHz, 1 W/cm2; ikinci gruba 1 MHz, 1.5 W/cm2; üçüncü gruba 1 MHz, 2 W/cm2) tedavisi uygulandı. Tüm hastalara izometrik egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda vizuel analog skala (VAS), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algo-fonksiyonel diz indeksi ve ultrason eşliğinde femoral kıkırdak kalınlığı ölçümü ile değerlendirildi. Çalışmaya alınan gruplar arasında demografik veriler açısından anlamlı fark bulunmadı. Her üç grupta tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS ağrı (p=0,001), WOMAC ağrı, sertlik ve fiziksel fonksiyonellik (p=0,001) ile Lequesne indeksi skorlarında (p=0,001) anlamlı bir azalma, femoral kıkırdak kalınlığı ölçümlerinde ise anlamlı bir artış tespit edildi (p=0,001). Gruplar arası değerlendirmelerde anlamlı bir farklılık saptanmadı. Grup*interaksiyon değerlendirmelerine bakıldığında, 2 W/cm2 yoğunlukta ultrason tedavisi uygulanan grupta diğer gruplara göre, femoral kıkırdak kalınlığı ölçümlerinde anlamlı artış saptandı (p<0,05). Sonuç olarak; diz osteoartritinde sürekli ultrason tedavisinin farklı yoğunluklarının klinik ve fonksiyonel parametreler üzerine iyileştirici, kıkırdak rejenerasyonunu arttırıcı etkisi gözlendi. Bu sonuçların, diz osteoartriti tedavisinde yol gösterici olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Diz, Osteoartrit, Ultrason, Femoral Kartilaj Kalınlığı
Diz osteoartritli hastalarda bir dakika otur kalk testinin geçerliği ve güvenirliği
Osteoartrit (OA); genetik, mekanik ve biyokimyasal faktörlerin etkisi ile özellikle yük taşıyan eklemlerde progresif kıkırdak yıkımı, osteofit oluşumu, subkondral skleroz, sinovyal membran ve eklem kapsülünde bir dizi biyokimyasal ve morfolojik değişiklikle karakterize dejeneratif bir hastalıktır. Diz, OA'de semptomatik olarak en sık tutulan eklemdir. Diz OA tedavisinde amaç ağrıyı azaltmak mevcut eklem hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak ve sekonder fonksiyonel yetmezliği azaltmaktır. Bu amaçla analjezikler, nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlar (NSAID), fizik tedavi ve intraartiküler enjeksiyonlar kullanılmakta, bu tedavilerden fayda görmeyen hastalarda çeşitli cerrahi girişimler uygulanmaktadır. Eklem ağrısı, eklem hareketlerinde kısıtlanma ve sonuç itibariyle fonksiyon kaybına yol açan bu hastalık nedeniyle her yıl çok sayıda hasta doktora başvurmaktadır. Bir dakika otur kalk testi (BDOKT) alt ekstremite fonksiyonelliğini ölçmek için kullanılan uygulaması kolay, güvenli, ucuz bir ölçektir. Diz osteoartriti hastalığında alt ekstremite tutulumu ve sekonder olarak genel vücut tutulumuna bağlı olarak ambulasyon problemlerine sıklıkla rastlanılmaktadır. Diz osteoartritli hastalar şiddetli ağrı nedeniyle yüksek tempolu egzersiz ve uzun süren fonksiyonel testler esnasında zorlanmaktadırlar. Dolayısıyla bu hastaların fonksiyonel düzeylerini ölçerken kısa süreli testler seçilmelidir. Güncel literatürde diz osteoartritli hastalarında BDOKT kullanılan bir çalışmaya rastlanmamıştır. Dolayısıyla bu çalışmada diz osteoartritli hastalarının fonksiyonelliğini ölçmeyi kolaylaştıracak olan BDOKT ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik düzeyi test edilecektir.
Total diz replasmanı geçirmiş bireylerde geç dönem egzersiz eğitiminin etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışma, diz osteoartriti sonucu total diz replasmanı geçirmiş bireylere geç dönemde verilen egzersiz eğitiminin yaşam kalitesi, hareket korkusu, ağrı ve eklem sertliği üzerine olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya en az 6 ay önce total diz replasmanı geçiren 55 yaş ve üzeri 14'ü kadın, 6'sı erkek 20 gönüllü birey dahil edildi. Bu çalışma için özel olarak egzersiz programı oluşturuldu. Bireylere uygulanacak 8 haftalık bu egzersiz programı haftada 5 gün, günde 2 defa 15'er tekrar olacak şekilde hastalara öğretildi ve hatırlatma amacıyla özel olarak hazırlanan egzersiz görsellerinin açıklamalarıyla birlikte yer aldığı broşürler bireylere verildi. Bireylerin egzersiz takibi düzenli olarak yapıldı. Egzersiz takibi için bireyler haftada 1 gün evlerinde gözlemlendi. Çalışmamızda yaşam kalitesini ölçmek için Short Form 36 (SF-36) ölçeği, eklem sertliğini değerlendirmek için Western Ontario Mc Masters Osteoartrit İndeksi (WOMAC) testi, ağrı için Visual Analog Skala (VAS) ölçeği ve hareket korkusunu ölçmek için ise Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) kullanıldı. Testler egzersiz öncesi ve sonrasında aynı fizyoterapist tarafından bireylere tekrarlandı. Toplanan veriler kaydedildi, analizleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. Elde edilen verilere bakıldığında; egzersiz öncesi ve sonrası ağrıda azalma olduğu görüldü. Aynı şekilde hareket korkusu ve eklem sertliğinde azalma olduğu, fiziksel fonksiyon, enerji ve ruh sağlığı parametresinde ise artma olduğu belirtildi. Bu değişimlerin anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Fiziksel rol ve genel sağlık algısı parametrelerinde olumlu anlamda değişim olmasına rağmen sonuçlar anlamlı düzeyde değildi (p>0,05). Sonuç olarak total diz replasmanı geçiren hastalarda geç dönemde ağrıyı azaltmak, hareket korkusunu en aza indirgemek ve fiziksel fonksiyonu iyileştirmek için egzersiz tedavisinin kullanılabileceği gösterilmiş oldu. Anahtar kelimeler: Total Diz Replasmanı, Hareket Korkusu, Yaşam Kalitesi, Egzersiz, Ağrı.
Gonartroz tanısı almış kadın hastalarda plateletten zengin plazma (PRP) tedavisi ve fizyoterapinin ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Gonartroz (diz osteoartriti), diz eklem kartilajının ilerleyici ve geri dönüşümsüz şekilde kaybına yol açan, eklem ağrıları ve eklem disfonksiyonu ile karakterize dejeneratif bir hastalıktır. Çalışmamızda diz osteoartriti tanısı almış, 40 yaş ve üzeri kadın hastalarda plateletten zengin plazma –platelet-rich plasma- (PRP) tedavisi ve fizyoterapinin etkinliğinin sorgulanması ve bu tedavilerin ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda PRP grubunda 31, FTR (fizyoterapi ve rehabilitasyon) grubunda 30 hasta olmak üzere toplam 61 hasta değerlendirildi. PRP grubuna her biri 4 hafta aralıklarla olmak üzere toplam 3 doz PRP enjeksiyonu uygulandı. FTR grubuna ise 3 hafta (15 seans) boyunca manuel terapi, transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu, ultrason ve sıcak uygulamayı içeren bir fizyoterapi programı uygulandı. Her iki gruba da ev egzersiz programı önerildi ve hastalar 12 hafta takip edildi. Hastalar tedavi öncesi, 4. hafta, 8. hafta ve 12. haftada ağrı için Vizüel Analog Skala (VAS), fonksiyonellik için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile Lysholm Diz Skorlama Ölçeği, kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve yaşam kalitesi için Kısa Form-36 (SF-36) kullanılarak değerlendirildi. İki grubun da VAS, WOMAC ve Tampa skorlarının tedavi öncesi skorlara göre azaldığı, Lysholm skorlarının ise tedavi öncesi skorlara göre arttığı görüldü. İki grup arasında bu parametrelerde bir fark bulunmadı (p>0.05). SF-36 anketinin fiziksel işleyiş ile fiziksel sağlık alt parametrelerinin 8. hafta değerlendirmesi ve sağlık değişikliği alt parametresinin 12. hafta değerlendirmesi skorlarında PRP grubu lehine fark tespit edildi (p<0.05). Ankete ait diğer bölümlerde ise iki grup birbiri ile benzer bulundu (p>0.05). Çalışmamızın sonucu olarak diz osteoartriti tedavisinde iki tedavinin de ağrıyı ve kinezyofobiyi azaltma, fonksiyonelliği ve yaşam kalitesini arttırma konusunda etkinliğinin iyi bulunduğunu ve benzer sonuçlar verdiklerini söyleyebiliriz. Buradan yola çıkarak kullandığımız nispeten daha düşük maliyetli ve invaziv olmayan fizyoterapi programının diz osteoartriti tedavisinde öncelikli olarak tercih edilmesi gerektiği sonucuna varabiliriz.
Diz osteoartritli hastalarda denge egzersizlerinin santral sensitizasyon üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, diz osteoartritli hastalarda denge egzersizlerinin, fonksiyonel durum, ağrı, denge ve ağrının santral sensitizasyonu üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bilateral evre 2 ve üzeri primer diz osteoartriti tanısı alan ve buna bağlı santral sensitizasyon gelişen 40 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar 2 gruba randomize edildi. Tedavi grubuna haftanın 3 günü alterne günlerde olacak şekilde 6 hafta boyunca uzman fizyoterapist tarafından denge egzersiz programı uygulandı ve diz osteoartriti ile ilgili bilgilendirme broşürü verildi. Kontrol grubuna diz osteoartriti ile ilgili bilgilendirme yapıldı, yazılı broşür verildi. Her iki grup da tedavi öncesi, tedavi sonrası (6. hafta) ve 12. haftada değerlendirildi. Değerlendirme yöntemleri olarak Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ), Görsel Analog Skala (VAS), Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), Berg Denge Ölçeği ve Y Denge Testi kullanıldı. Bulgular: Gruplar arasında demografik veriler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Tedavi grubunda tüm klinik parametrelerde önemli iyileşme sağlandı. Tedavi sonunda (6. hafta) SSÖ skorunda, WOMAC ağrı, fiziksel fonksiyon ve total skorlarında, her iki bacak için yapılan Y denge testinin tüm yönlerdeki skorlarında ve VAS aktivite skorunda meydana gelen düzelme tedavi grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,001). Tedavi başlangıcı ile 12. hafta arasında meydana gelen değişiklikler incelendiğinde; WOMAC ağrı (p=0,05), Berg denge (p=0,257) ve VAS istirahat (p=0,078) skorları dışındaki tüm parametrelerin düzelmesinde tedavi grubunun kontrol grubuna göre üstün olduğu belirlendi. Sonuç: Denge egzersizlerinin, diz osteoartritli hastalarda santral sensitizasyon, fonksiyonel durum ve dinamik dengenin iyileştirilmesinde kullanılabilecek etkin bir tedavi metodu olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Egzersiz, Osteoartrit, Diz, Santral sensitizasyon, Denge
Sıçan diz eklemi osteoartrit modelinde agrekanazların (ADAMTS-4 ve adamts-5) gelişim sürecine etkisi
AMAÇ: Bu çalışmada, sıçan diz ekleminde MIA ile indüklenen osteoartrit (OA) modelinde, farklı OA evrelerinde kıkırdak, sinovyum ve sinovyal fibroblastlardaki ADAMTS-4 ve ADAMTS-5'in immünohistokimyasal ekspresyonunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Yirmi dört adet Wistar sıçanın her iki diz eklemine 4 mg MIA/eklem uygulaması ile model oluşturulmuş, 5. Gün (n=10), 2. Hafta (n=10), 4. Hafta (n=10), 8. Hafta (n=9) ve 10. haftada (n=6) sakrifiye edilen sıçanlardan alınan diz eklem örneklerinden sagittal ve frontal planda kesitler ele alınmıştır. HE ve Toluidine blue boyalı preparatlarda OA mikroskobik bulguları, Mankin ve OARSI/ OOCHAS skorları yanı sıra geliştirdiğimiz yeni bir skorlama sistemiyle değerlendirilmiştir. Kondrositler, sinovyal hücreler ve sinovyal fibroblastlardaki ADAMTS-4 ve ADAMTS-5 ekspresyonları en yoğun boyanma alanlarında yüzde cinsinden hesaplanmış, elde edilen veriler kontrol doku ve farklı evrelerdeki ekspresyonlarla, ayrıca Mankin, OARSI/ OOCHAS ve sinovit skorlarıyla korele edilmiştir. BULGULAR: Kıkırdakta dejenerasyon bulguları 2. haftadan itibaren ortaya çıkmaya başlamış; 8. ve 10. haftalarda şiddetli OA bulguları görülmüştür. ADAMTS-4 ekspresyonu 2. haftada belirgin artmış, kıkırdağın yüzeyel ve orta zonunda ekspresyon saptanmıştır. Son haftalarda ADAMTS-4 oranları tekrar artış eğilimi göstermiş ve tam kat ekspresyon izlenmiştir. ADAMTS-5 ekspresyonu ise son evrelerde kıkırdak lezyon şiddetinin ilerlemesiyle birlikte anlamlı derecede artmış, Mankin ve OARSI skorlarıyla güçlü korelasyon göstermiştir. İleri evrede, erken evreye göre kıkırdakta her iki enzim ekspresyonlarının anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Sinovyum ve fibroblastlarda her evrede yoğun enzim ekspresyonları izlenmiş olup sinovit skoruyla anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. SONUÇ: Bulgular, OA'da ADAMTS-4'ün hem erken hem geç evrede, ADAMTS-5'in ise lezyonların şiddetlendiği geç evrede etkin olduğunu, her iki enzimin birlikte OA patogenezinde önemli olduğunu düşündürmüştür. Sinovyumda ve fibroblastlarda, kıkırdağa oranla daha güçlü ve yaygın izlenen immünpozitiflik, sinovyumun agrekanazları üreterek OA gelişiminde önemli rol oynadığını düşündürmüştür. ANAHTAR KELİMELER: osteoartrit, sıçanda MIA ile indüklenen osteoartrit modeli, ADAMTS-4, ADAMTS-5.
İnsan diz eklem kıkırdak hasarlanmasında (osteoartrit) apoptozun rolünün diyabet ve mekanik yüklenme üzerinden incelenmesi
İnsan Diz Eklem Kıkırdak Hasarlanmasında (Osteoartrit) Apoptozun Rolünün Diyabet ve Mekanik Yüklenme Üzerinden İncelenmesi İnsanlarda en sık görülen ve özellikle yaşlılarda en büyük kronik sakatlık sebebi olan osteoartirit, eklem dokusunun parçalanması ve onarımı arasındaki denge bozulduğunda oluşur. Kondrosit apoptozunun osteoartrit'in (OA) ilerlemesinde merkezi bir rolü olduğu bilinmekle birlikte, mekanizması tam olarak aydınlatılmamıştır. Dolayısıyla bu tez çalışmasının amacı insan eklem kıkırdağında diyabet ve mekanik yüklenme (obezite) nedeniyle oluşan osteoartrit'teki apoptotik sinyal yolaklarını biyomoleküller aracılığı ile inceleyerek, apoptoz ile osteoartrit arasındaki bağlantıyı kıkırdağa gelen yük miktarı üzerinden tanımlamak olmuştur. Çalışmada total diz protezi ameliyatlarından eksizyon materyali olan örnekler kullanıldı. OA'lı hastalar Vücut Kitle İndekslerine (VKİ) göre gruplara ayrıldı. Ayrıca çalışmamızda diyabetli (DM) hastaların da örnekleri alınarak, apoptoz için pozitif kontrol grubu oluşturuldu. Ardından diyabetli hastalar da yine VKİ'lerine göre ayrılarak dört farklı araştırma grubu elde edildi: Hafif Kilolu (HK), DM+HK, Obez ve DM+Obez. Çalışmada dokulardan lizatlar hazırlandı ve Bcl-2, kaspaz-3 ve CAMK II protein aktivasyonları western blot yöntemi ile ölçüldü. CAMK II proteinini kodlayan gen ekspresyon seviyelerindeki değişimler ise gerçek zamanlı PCR yöntemi ile belirlendi. Tez çalışmamızda kaspaz-3 protein ekspresyonunun HK grubuna göre bütün gruplarda arttığı gözlendi. Bununla beraber Bcl-2 ve CAMK proteinlerinin de tüm gruplarda arttığı (DM, DM+Obez, Obez), ancak Obez ve DM+Obez gruplarında artışın daha fazla olduğu görüldü. Bu veriler ışığında, insan diz kıkırdağında gelişen OA'da, metabolik hastalıkların kondrosit apoptozunu arttırdığını gözlemledik. Bununla birlikte Bcl-2 ve CAMKII aktivasyonundaki artış, DM ve obezite gibi hastalıklarda apoptoza karşı olan anabolik süreçlerin, katabolik süreçlere rağmen hala devam ettiğini göstermiştir. Bcl-2 ve CAMKII aktivasyonunun obezitede DM'ye göre daha fazla olması ise, mekanik yüklenme sonucu oluşan OA'da daha aktif bir anabolik sürecin olduğunu işaret etmektedir. Anahtar Sözcükler: Apoptoz, CAMK, Kondrosit, Obezite, Osteoartrit
Geriatrik diz osteoartritlilerde modifiye otago ve nöromuskuler egzersiz programlarının düşme, yürüyüş, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesine etkilerinin araştırılması
Bu çalışma geriatrik diz osteoartritlilerde Modifiye Otago ve Nöromuskuler egzersizlerin düşme, yürüyüş, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesine etkilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmada 88 birey yer aldı ve bireyler Modifiye Otago, Nöromuskuler ve Kontrol grubu olarak üçe ayrıldı. Bütün gruplara geleneksel fizyoterapi uygulamaları (Hotpack + Ultrason (US) + Transkutanöz Elektrik Stimülasyonu (TENS) yapıldı. Egzersiz gruplarına bu uygulamalara ek olarak Modifiye Otago ve Nöromuskuler egzersizler klinik ortamda haftada 2 gün, 12 hafta fizyoterapist eşliğinde yaptırıldı. Kontrol grubu sadece takip edildi. Hastalar tedavi öncesi ve sonrası temel parametreler açısından değerlendirildi. Bireylerde denge ve düşme riski için Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT), düşme korkusu için Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDES), semptomlar ve fonksiyon için Western Ontario and McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), fonksiyonel kapasite için 6 dakika yürüme testi (6DYT), yaşam kalitesi için Nottingham Sağlık Profili (NSP), ağrı için McGill Kısa Form (MKF) anketi, yürümenin spatio-temporal değişkenleri için "Gait Analyzer" adlı android tabanlı bir akıllı telefon uygulaması kullanıldı. Eklem pozisyon hissi (EPH) gonyometre ile ölçüldü ve diz fleksiyonu 30° ve 60° hedef açılar olarak belirlendi. Tedavi sonrası egzersiz yapan grupların egzersiz deneyimleri cevapları 0-10 arasında değişen üç soru sorularak değerlendirildi. Modifiye Otago ve Nöromuskuler egzersizlerin kontrol grubuna göre düşme riskini ve düşme korkusunu azalttığı, dengeyi artırdığı, klinik semptomları ve ağrıyı azalttığı, fonksiyonu ve yaşam kalitesini artırdığı, yürümenin spatio-temporal parametrelerinde olumlu değişiklikler sağladığı ve eklem pozisyon hissinde kısmen iyileşme sağladığı görüldü (p<0,05). Egzersiz grupları karşılaştırıldığında Modifiye Otago grubu Nöromuskuler egzersiz grubuna göre yaşam kalitesi ve ağrı üzerinde daha olumlu sahipti (p<0,05). Ayrıca bu grupta bireyler egzersizleri daha az sıkıcı ve daha az yorucu olarak değerlendirdi (p<0,001). Modifiye Otago ve Nöromuskuler egzersizlere geriatrik diz osteoartritli bireylerin tedavi programlarında olası düşmeleri azaltmayı amaçlayan egzersizler olarak yer verilebilir. Bireylerin uyum ve memnuniyeti açısından Modifiye Otago egzersizlerinin daha üstün ve bu nedenle daha tercih edilebilir sonucuna varıldı.
The effect of ESWT and HİGH intensity laser therapy on clinical parameters in KNEE osteoarthritis
Amaç: Bu çalışma, diz osteoartritinde ESWT ve HILT tedavilerinin klinik parametreler üzerine etkinlik ve güvenirliklerini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Materyal ve Metod: Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran ve primer diz osteoartriti tanısı konulan 40-75 yaş arası 60 hasta alındı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Birinci gruba ESWT (3 seans/hafta, toplam 6 seans) ikinci gruba HILT (5 seans/hafta, toplam 10 seans) tedavileri 2 hafta süre ile uygulandı. Tüm hastalara diz çevresi kasları güçlendirme egzersizleri ev programı şeklinde önerildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 6.haftada Görsel Analog Skala (GAS), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algo-fonksiyonel diz indeksi ile değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında demografik veriler açısından anlamlı fark yoktu. Her iki grupta tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 6.hafta GAS (p=0,001), WOMAC ağrı, sertlik ve fiziksel fonksiyon (p=0,001) ile Lequesne indeksi skorlarında (p=0,001) anlamlı bir iyileşme saptandı. Gruplar arası değerlendirmelerde anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Diz osteoartritinde ESWT ve HILT tedavileri ağrı, hastalık şiddeti ve fiziksel fonksiyon üzerine etkili ve güvenli tedavilerdir. Çalışmamızın sonuçları, günlük klinik pratiklerimize ışık tutabilecek niteliktedir. Ancak bu konuda daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.
Ratlarda oluşturulan deneysel diz osteoartriti modelinde intraartiküler hyalüronik asit ve glukozamin sülfat uygulamalarının kondroprotektif etkinliklerinin karşılaştırılması
Giriş: Osteoartrit (OA) ağrı ve fonksiyonel kayıplara yol açan, dünya üzerinde en sık rastlanan kronik eklem hastalığıdır. OA tedavisinin amaçları ağrıyı ve disabiliteyi azaltarak yaşam kalitesini artrmaktır. Tedavide kullanılan başlıca yöntemler arasında basit analjezikler ve non-steroid anti-İnflamatuar ilaçlardan oluşan medikal tedaviler, egzersizler, fizik tedavi yöntemleri, steroid ve hyalüronik asit gibi intraartiküler ajanlar, yardımcı cihazlar, iş-uğraşı terapisi, hasta eğitimi, glukozamin-kondroitin sülfat preparatları ve topikal kapsaisin gibi destekleyici yöntemler ve cerrahi tedavi yöntemleri sayılabilir. Kıkırdak yaralanmalarında uzun süredir kullanılan hyalüronik asidin, invitro çalışmalarda lökosit fonksiyonlarını azalttığı ve inflamatuar hücrelerin proliferasyon, migrasyon, kemotaksis ve fagositoz işlevlerini etkilediği gösterilmiştir. Hyalüronik asit insanlarda osteoartritli eklemlerde özellikle ağrıyı gidermek ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için kullanılmaktadır. Hyalüronik asidin ratlarda, epifizyel büyüme plağı ve eklem kıkırdağında proteoglikan kaybını azalttığı, yapısal kıkırdak hasarını önlediği, artritik eklemde akut enflamasyonu azalttığı gösterilmiştir.Glukozamin bir aminomonosakkarittir, glikozaminoglikanların disakkarit ünitesinin prekürsörüdür. Kartilaj matriksin proteoglikan komponentinin yapısını oluşturur. N- asetil glukozamin artiküler kondrositlerdeki nitrik oksit, siklooksijenaz?2 (COX?2) ve IL-2'yi inhibe eder.Amaç: Bu çalışmada deneysel olarak osteoartrit oluşturulan ratlarda glukozaminsülfat ve hyalüronik asidin uygulamalarının kondroprotektif etkinliğinin sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Çalışmada her grupta 15 olmak üzere toplam 45 rat kullanılmıştır. Ratların dizlerine patella üst polünden başlayıp tüberositas tibiaya kadar longütidinal insizyon yapıldı, daha sonra medial parapatellar ile artrotomi yapılmış, patella laterale devrilerek, ön çapraz bağ makroskopik olarak görülmüş ve eksize edildilmiştir. Eksizyon sonrası ön çekmece testi yapılarak işlem doğrulanmıştır. Cerrahi işlemden 2 hafta sonra her gruba 1 hafta ara ile 3 kez intra artiküler enjeksiyon uygulanmıştır. 1. grupta (glukosamin sülfat grubu) 12mg/0.06cc glukosamin sülfat insülin enjektörü ile intraartiküler uygulanmıştır. 2. grupta (HA grubu) ratların dizine 50µg/0.05cc insülin enjektörü ile intraartiküler HA uygulandı. 3. grupta (kontrol grubu) intraartiküler 50µl/0.05cc %0.9 luk NaCL(Sodyum klorid) uygulandı. Cerrahi sonrası 8. hafta ratlar sakrifiye edilmiştir ve elde edilen preparatlar histopatolojik olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Sonuç olarak osteoartritli ratlarda Glukozamin sülfat ve HA uygulamasının kontrol grubuna kıyasla rejenerasyon dokusundaki histopatolojik etkilerinin istatiksel açıdan anlamlı olduğu ortaya konmuştur.Sonuç: Glukozamin sülfat intraartiküler uygulaması osteoartritli dizlerde kullanılabilecek alternatif bir tedavi yöntemi olarak değerlendirilebilir.Anahtar Kelimeler: Glukozamin sülfat, hyalüronik asit, rat, osteoartrit, diz, ön çapraz bağ.
Diz osteoartritinde izokinetik egzersiz, lazer uygulama, iyontoforez ve psöudoiyontoforez tedavi yöntemlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı diz osteoartritli hastaların tedavisinde izokinetik egzersiz, düşük düzey lazer, diklofenak iyontoforez ve psödoiyontoforez yöntemlerinin etkinliklerini incelemek ve bu etkinlikleri birbirleriyle karşılaştırmaktır.Çalışmamızda VAS, Lequense ve WOMAC indekslerini kullandık. Ağrı, tutukluluk, fiziksel foksiyonlar, günlük yaşam aktiviteleri ve yürüme mesafeleri üzerindeki etkinliklerini araştırdık.Çalışma diz osteoartrit tanısı konan 160 hastanın 320 dizine yapıldı. Hastalar rastgele dört eşit gruba ayrıldı. Birinci grubun; iki dizine 6 hafta süre ile haftada 3 kez, toplam 18 seans izokinetik egzersiz programı, ikinci gruba 6 hafta süre ile haftada 3 kez, toplam 18 seans iyontoforez yöntemi ile diclofenac jel, üçüncü gruba haftada 3 kez 6 haftalık bir süre içinde bir diyot lazer ile diz çevresinde tespit edilen 8 ayrı noktaya eşit sürelerle eşit dozlarda lazer tedavisi ve dördüncü gruba ise 6 hafta süre ile haftada 3 kez diklofenak jel uygulanıp açılmadan iyontoforez cihazı bağlandı.Çalışmamızın sonucunda dört gruptaki hastaların hepsinde tedavi öncesine göre tüm skorlarda gerileme sağlandı. Grupların kendi aralarındaki karşılaştırmalarında tüm skorlarda en etkin yöntemin izokinetik egzersiz, en az etkili olanın da psödoiyontoforez olduğunu gördük. Lazer ile diklofenak iyontoforezi tedavileri tutukluluk hariç tüm skorlarda psödoiyontoforeze anlamlı üstünlük sağladı. İyontoforez grubu ile lazer grubu karşılaştırıldığında tüm skorlarda lazer grubunun diklofenak iyontoforezine göre istatistiksel olarak anlamsızda olsa üstün olduğunu bulduk. WOMAC tutukluluk skorunda en etkin yöntemin izokinetik egzersiz olduğu, lazer, iyontoforez ve psödoiyontoforez yöntemleri arasında tutukluluk skorunda belirgin fark yoktu.Dört grubunda sonuçta tedavi öncesine göre etkin olduğunu bulduk. Lazer ve iyontoforez yöntemleri diz osteoartriti semptomlarında izokinetik yöntemi kadar etkili olmasalar da psödoiyontoforezden üstün ve etkindi.
Total diz artroplastisi (TDA) yapılan hastalarda turnike öncesi ve turnike sonrası tek doz tranekzamik asit uygulanmasının kanama kontrolü üzerine etkisinin karşılaştırılması
Total diz artoplastisi, son evre diz osteoartriti tedavisi için yararlı ve etkili bir tedavi seçeneğidir. Bunun yanında, bu cerrahi ameliyat içi ve ameliyat sonrası önemli miktarda kan kaybı ile sonuçlanmaktadır ve bu kanama sonucunda genellikle hastada kan transfüzyonu ihtiyacı oluşmaktadır. Çalışmamızın amacı tranekzamik asitin turnike öncesi ve turnike sonrası kullanımının karşılaştırılıp, meydana gelen kanama miktarı ve transfüzyon ihtiyacı üzerindeki etkisini araştırmaktır.Çalışmamıza 1 Ocak 2013 ve 1 Ağustos 2013 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim dalı polikliniğine başvuran 60-79 yaş arası, primer osteoartrit tanısı ile total diz artroplastisi yapılan 30 hasta dahil edilmiştir. Hastalar TEA uygulanmayan kontrol grubu, turnike öncesi TEA uygulanan grup ve turnike sonrası TEA uygulanan grup olarak 3'e ayrılmıştır. Hastaların 30. dakikadaki ve 24 saat sonundaki kanama miktarlarına, Hb değerlerindeki değişimlere, transfüzyon ihtiyaçlarına, PT, aPTT ve INR değerlerine bakılmıştır. TEA uygulanan hasta gruplarındaki kanama miktarı, Hb düşüşü,transfüzyon ihtiyacı, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı daha az bulunmuştur. TEA uygulanan hastalar kendi aralarında karşılaştırıldığı zaman; turnike sonrası grupta, turnike öncesi gruba göre daha az kanama miktarı bulunmuştur ancak Hb değişimlerinde anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. TEA uygulanan hastaların aPTT, PT ve INR değerlerinde anlamlı bir değişim görülmemiştir.