Patient compliance
74 theses under this subject heading
Trakya Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran erişkin hipertansif bireylerin tedaviye uyum ve yaşam değişikliği başarısının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran erişkin hipertansiyon hastalarının yaşam tarzı değişikliklerini uygulamaktaki başarısı ve ilaç tedavisine uyum düzeyleri ve bunlar ile sosyodemografik özellikler ve hastalık ilişkili faktörlerin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın örneklemini Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran ve çalışmayı kabul eden erişkin hipertansiyon hastaları oluşturmuştur. Veriler 46 adet sorudan oluşan anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik özellikleri, hastalıkla ve hastalıkla ilişkili yaşam tarzı değişiklikleri ile ilgili 38 soru bulunmaktadır. Ek olarak 8 soru içeren Morisky İlaç Uyum Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların 110'u (65,9) kadın, 57'si erkek (34,1) ve yaş ortalamaları 56,8 olarak saptanmıştır. Katılımcıların beden kitle indeksleri ortalamaları 26,6 fazla kilolu; bel çevresi ortalaması kadınlarda ortalama 84, erkeklerde 98 olarak ideal değerlerin üzerinde saptanmıştır. Hipertansiyon tanısı aldıktan sonra katılımcıların 94'ünün (%56,3) tuz tüketimini azalttığı, 16'sının (%9,6) düzenli egzersiz yaptığı, 82'sinin (%49,1) kilo verdiği, sigara içenler arasında 7'sinin (%15) sigarayı bıraktığı, alkol kullananlar arasında 11'inin (%29,7) bıraktığı, 99'unun (%59,3) yağlı yiyecekleri azalttığı, 117'sinin (%70,1) taze sebze ve meyve tüketimini artırdığı saptanmıştır. Meslek grupları arasında işçilerin emeklilere göre zorlanma derecelerinin daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0,05). Katılımcıların Morisky İlaç Uyumu Ölçeği skorlarına göre yarısından fazlasının (%51.5) düşük uyum gösterdiği saptandı.Sonuç olarak hipertansiyon hastalarının yaşam tarzı değişikliklerinde çalışanlar arasında daha fazla olmak üzere zorlandıkları ve ilaç tedavisine yarıdan fazlasının düşük uyum gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmamız ülkemizde hipertansiyon yönetimine uyum konusunda yeni veriler eklemenin yanında uyumsuzluğa neden olabilecek faktörlerin belirlenebilmesi açısından önemlidir. Hipertansiyon hastalarının hem yaşam tarzı değişikliklerine hem de ilaç tedavisine uyumunu etkileyen faktörlerin incelenerek, sorunların tespit edilmesi, sorunlara ve tedaviye uyumu arttırmaya yönelik eğitim programlarının düzenlenmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.
Böbrek transplantasyonu yapılan hastaların immünsüpresif ilaç kullanımına uyum ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi
Böbrek Transplantasyonu Yapılan Hastaların İmmünsüpresif İlaç Kullanımına Uyum Ve Yaşam Kalitesi Düzeylerinin Belirlenmesi Kronik Böbrek Yetersizliği (KBY), tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmakta ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Son dönem böbrek yetersizliğinde tedavi seçeneklerinden biri de transplantasyondur. Yapılan nakil sonrasında immünsüpresif tedaviye uyum oldukça önemlidir. Hastanın uyumu, tedavi başarısını arttırarak semptom yoğunluğunu azaltabilir ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyebilir. Bu araştırma, Böbrek Transplantasyonu (Tx) yapılan hastaların uyum düzeylerinin, yaşam kalitelerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma öncesi etik kuruldan ve kurumdan izin alındı. Araştırmanın evrenini, özel bir hastanenin Böbrek Transplantasyonu ünitesine kayıtlı 244 böbrek Tx hastası oluşturdu. Örneklem seçiminde evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi ve 206 hastaya ulaşıldı. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 41,40±11,88'olarak bulundu. Hastaların %92,7'sinin 46-59 yaşları arasında, %54,4'ünün canlı donörden nakil olduğu, %54,9'unda yan etki, %2,9'unda uyumsuzluğa bağlı rejeksiyon geliştiği saptandı. En yüksek uyum skorlarına "46-59" yaş gurubunun sahip olduğu belirlendi. Rol-güç fiziksel fonksiyon ve rol-güç emosyonel fonksiyon skorlarının her ikisinin de erkeklerde yüksek olduğu, uyum puanlarının yan etki oluşmayan grupta daha yüksek olduğu saptandı. Hastaların yaşı ve böbrek yetersizliği (BY) süresine göre uyum skorlarında anlamlı bir değişiklik olmazken, Tx süresi arttıkça uyumun düştüğü, uyum skoru arttıkça fiziksel fonksiyon, vitalite ve mental sağlık skorlarının da arttığı belirlendi. Bu çalışmanın sonuçları dikkate alındığında; uyum ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişkiler olduğu, uyumun artırılması ile yan etki gelişme sıklığının azalacağı ve yaşam kalitesinin artacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kronik böbrek yetmezliği; uyum; yaşam kalitesi
Tip ıı diyabetli hastaların hastalık yönetimine katılım düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Tip 2 diyabetli hastaların hastalık yönetimine katılım düzeylerinin belirlenmesi ve katılım düzeylerini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmamızın evrenini Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dâhiliye, Endokrin, Diyabet polikliniklerinde Ekim 2017-Mart 2018 tarihleri arasında tedavi, kontrol veya yatış yapan hastalar, örneklemini ise araştırma kriterlerine uygun olan 375 hasta birey oluşturmuştur. Çalışma verilerinin elde edilmesinde hasta tanıtım formu, Tip 2 Diyabete İlişkin Öz-etkililik Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan verilerin istatistiksel analizinde, ki kare testi, ANOVA testi, t testi ve Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %60,53'ünün kadın ve yaş ortalamasının 54,76±13,35 olduğu saptanmıştır. Diyabet yönetimine ilişkin öz-etkililik ölçeği özel beslenme ve kilo alt boyutu puanlarının bakım için yardım alma ve gelir durumuna, fizik egzersiz skorlarının yaş, öğrenim durumu ve egzersiz yapma durumuna, kan şekeri puanlarının hastalığa uyum, tedavi şekline göre dağılımları arasındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Diyabetli bireylerin hastalıklarını daha iyi algılamalarını ve hastalıklarının yönetimlerinde etkin bir rol oynamalarını sağlayacak olan hemşirelik uygulamalarının planlanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Tip 2 diyabet; Diyabet yönetimi; Öz etkililik.
Sürekli ilaç kullanan bireylerin akılcı ilaç kullanımına birinci basamakta verilen bireysel eğitimin etkisi: Müdahale çalışması
Akılcı olmayan ilaç kullanımı ülkemizde ve dünyada ciddi bir sorundur. Toplumun bu konudaki bilgi ve farkındalığını artırarak akılcı ilaç kullanımını (AİK) teşvik edecek eğitim müdahalelerine ihtiyaç vardır. Bu çalışma, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim Aile Hekimliği Birimi'nde, sürekli ilaç kullanan 45-74 yaş arası bireylerde AİK eğitiminin etkisini değerlendirmek amacıyla 1 Mart 2023-16 Nisan 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Non-randomize eşleştirilmiş kontrollü bir müdahale araştırması olan çalışmada veriler, araştırma ve kontrol kollarından sosyodemografik bilgiler ve Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği'ni (AİKÖ) içeren anket formlarıyla toplanmış; araştırma kolundaki katılımcılara başvuruda birebir "Akılcı İlaç Kullanımı Bireysel Eğitim Sunumu" yapılmış ve "Akılcı İlaç Kullanımı Hasta Broşürü" verilmiştir. Eğitim müdahalesinin AİK üzerindeki etkisi, eğitimden üç ay sonra AİKÖ ile değerlendirilmiştir. Son görüşmede kontrol kolundaki bireylere de "eşitlik ilkesi" doğrultusunda hasta broşürü verilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak IBM SPSS Statistics for Windows, Version 23.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırma kolundan 179, kontrol kolundan 186 olmak üzere 365 kişi çalışmayı tamamlamıştır. Kollar arasında cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, hanedeki kişi sayısı ve sürekli kullanılan ilaç sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Araştırma ve kontrol kollarının AİKÖ ön test ve son test puanları karşılaştırıldığında, araştırma kolunda eğitim müdahalesi sonrası AİKÖ puanlarında anlamlı bir artış olduğu, kollar arasında ise araştırma kolunun son test puanlarının kontrol koluna göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (sırasıyla p<0,001, p=0,001). Multinominal lojistik regresyon analizine göre, eğitim müdahalesi sonrası araştırma kolunda yer alan katılımcıların AİK düzeyi kontrol koluna göre 2,3 kat fazla artmıştır (p=0,012). Cinsiyet, yaş grubu, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, hanedeki kişi sayısı ve polifarmasi durumunun AİK düzey değişimi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi saptanmamıştır. Sonuç olarak, çalışmanın bulguları eğitim müdahalesinin katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve polifarmasi durumundan bağımsız olarak AİK üzerinde pozitif bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bütüncül, kapsamlı yaklaşım çerçevesinde çalışmamızda birinci basamak şartlarında uyguladığımız müdahalenin olumlu sonuçlarıyla beraber akılcı olmayan ilaç kullanımını önleyebilecek bir müdahale türü olduğu düşünülmektedir.
Online diyet yapan ve diyetisyen takibinde diyet yapan bireylerin diyete uyumları ve ağırlık kayıplarının karşılaştırılması
Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve hayatın her alanında internetin kullanılmaya başlanılması ile birlikte insanlarda online diyet talebi oluşmuş, zamandan tasarruf, yiyecek ve içeceklerinin kalori hesaplamalarının kolay olması nedeni ile bu alan giderek popülarite kazanmıştır. Geleneksel şekillerde yüz yüze görüşülen hastalarda göze çarpan problemlerin bir çoğu, online olarak diyet alan kişilerde de gözlenmiş, uzun yıllardır problem olan ve giderek farkındalığın arttığı yeme tutum ve davranış bozuklukları bu kişilerde de dikkat çekici oranlara ulaşmıştır. Bu araştırmanın amacı; Nisan-Mayıs 2017 tarihleri arasında yüz yüze veya online diyetisyen kontrolü altında eğitim verilerek diyet yapan 18-65 yaş grubunun da ki erkek (n:28) ve kadın (n:73) toplam 101 bireyin diyete uyumları ve ağırlık kayıplarını karşılaştırmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya online diyet yapan bireylerin %69,8‟inin kadın, %30,2‟sinin erkek olduğu; yüz yüze diyet yapan bireylerin %74,1‟inin kadın, %25,9‟ünün de erkek olduğu belirlenmiştir (p>0,05).Online diyet yapan bireylerin %60,5‟inin, yüz yüze diyet yapan bireylerin ise %65,5‟inin öğün atladığı belirlenmiştir (p>0,05). Online diyet yapan bireylerin %41,9‟u normal, %37,2‟sinin hafif şişman, %20,0‟unun şişman olduğu saptanmıştır. Yüz yüze diyet yapan bireylerin ise %31‟i normal, %34,5‟i hafif şişman ve şişman olduğu saptanmıştır (p>0,05).Online diyet grubundaki bireylerin kaybettikleri ağırlık ortalamasının 6,82 kg, yüz yüze diyet grubundaki bireylerin kaybettiği ağırlık ortalamasının ise 5,90 kg olduğu saptanmıştır (p>0,05). Gruplar arasındaki ağırlık kaybı ve kaybedilen ağırlığı koruma bakımından farlılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak bireylerin sağlıklı beslenmeyi öğrenmek amacıyla doğru bilgiye ulaşmaları adına internet aracılığı ile de diyetisyen yardımı almansının faydalı olacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Diyet, Obezite, Onlıne diyet.
Meme kanseri ilişkili lenfödem hastalarında kendi kendine lenfödem yönetimi eğitim programının hasta uyumu, günlük yaşam aktiviteleri ve hasta aktiflik düzeyi üzerine etkisi
Bu tek grupta ön test son test yarı deneysel araştırmanın amacı meme kanseri ilişkili lenfödemi (MKİL) olan hastalara uygulanan kendi kendine lenfödem yönetimi (KKLY) eğitim programının hasta uyumu, günlük yaşam aktiviteleri ve hasta aktiflik düzeyine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Lenfödem Tanı ve Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezinde 1 Aralık 2019 – 15 Aralık 2020 tarihleri arasında MKİL olan 44 hastayla yürütülmüştür. Araştırmanın başlangıcında hastaların üst ekstremite lenfödem değerlendirmeleri yapılmış ve ardından hastalara planlı bir şekilde KKLY eğitim programı uygulanmıştır. Araştırmaya dâhil edilen hastalar 12 ay boyunca takip edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Üst Ekstremite Lenfödem Tanılama Formu, Kronik Hastalıklar Uyum Ölçeği, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Kol-Omuz ve El Sorunları Anketi ve Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı kullanılmıştır. Araştırmada, ön test ile son test bulguları karşılaştırıldığında, hastaların üst ekstremite volümünde anlamlı bir azalma, hasta uyumu ve hasta aktiflik düzeyinde anlamlı bir artış olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonucunda hastaların lenfödem ilişkili semptomlarında da azalma olduğu belirlenmiştir. Araştırmada KKLY eğitim programının hastaların üst ekstremite volümünde azalma sağladığı, hasta uyumunu ve hasta aktiflik düzeyini artırdığı, günlük yaşam aktivitelerini bağımsız gerçekleştirmelerine katkıda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hemşireler tarafından KKLY eğitim programının, hastanın tedaviye uyumunu ve aktif katılımını sağlamada kullanılması, hemşirelik ve lenfödem yönetimi ile ilgili literatüre güçlü kanıtlar oluşturacak randomize kontrollü araştırmaların yapılması önerilmektedir.
Ankara'nın seçilmiş verem savaş dispanserleri'nden ekim 2018-ocak 2019 tarihleri arasında hizmet alan Ankara'nın merkez ilçelerinde ikamet eden yeni tüberküloz tanılı hastaların ilaç uyumunun değerlendirilmesi
Bu araştırma Ankara'nın seçilmiş Verem Savaş Dispanserleri'nde Ekim 2018 - Ocak 2019 tarihleri arasında yeni tüberküloz vakası olarak başvuran hastaların sosyodemografik özelliklerinin ve ilaç uyumuna etkili olan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın dâhil etme kriteri hastaların araştırmaya katılmayı kabul etmesidir. Araştırma prospektif kohort tipinde bir epidemiyolojik araştırma olup hastalardan tedavileri esnasında üç kez veri toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak 84 soruluk veri toplama formu uygulanmıştır. Belirtilen tarihler arasında yeni TB tanısı alan 84 hasta ile ilk izlem yapılmış olup 38 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Olguların %52,4'ü kadın, yaş ortalaması ise 44,7'dir. Olguların %92,9'unu 15 yaş üstü nüfus oluşturmuştur. 6 yaş ve üstü kişiler arasında okuma yazma bilmeme düzeyi (%15,2) yüksek olarak gözlenmiştir. Ortalama hane içi kişi sayısı 4,1'dir. Çalışmada akciğer dışı tüberküloz (AD-TB) sıklığı %58,4'tür. Araştırmada HIV(+) TB olgusu bulunmamaktadır. İlaç uyumu üzerine etkili değişkenler tekrarlı ölçümlerin analizini yapan Generalized Estimating Equations yöntemi ile değerlendirilmiştir. Buna göre TB ilaçlarını günlük temin etme, ilaçların düzenli alınmaması halinde bulaştırıcılığın süreceğini bilme, ilaçlarını Aile Sağlığı Merkezinden temin etmeme, çalıştığı iş yerinden ilaç temini için ayrılırken izin almama, yüksek gelir düzeyi, düzenli uyuma, AD-TB olma, ortaokul mezunu ve üzeri öğrenim düzeyinde olma ve alkol almamanın ilaç uyumunu artırdığı ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan yaşlı bireylerde kırılganlık düzeyinin hastalığın kabulü üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; KOAH olan yaşlı bireylerin kırılganlık düzeyi ile hastalığı kabulü arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini; 05 Şubat – 15 Nisan 2018 tarihleri arasında S.B.Ü. İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları polikliniklerine başvuran ve örnekleme dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 311 KOAH'lı 65 yaş ve üzeri bireyler oluşturmuştur. Veriler, Birey Tanılama Formu, mMRC Nefes Darlığı Ölçeği, Edmonton Kırılganlık Ölçeği, Hastalığı Kabul Görsel Analog Skala, Hastalığı Kabul Ölçeği ve NRS-2002 ölçekleri kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırmanın yürütülmesi için etik kurul izni, araştırmanın yapılacağı kurumdan ve katılımcılardan gerekli izinler alınmıştır. Analizler için SPSS 23.0 kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamına alınan hastaların yaş ortalaması 71,7±6.04 olup %74'ü erkek hastalardan oluşmaktadır. Hastaların üst kol çevresi incelendiğinde %5,1'inde, baldır çevresi incelendiğinde%1'inde sarkopeni olasılığı saptanmıştır. Hastaların %47,6'sının KOAH dışında eşlik eden hastalıkları bulunduğu ve en çok kalp hastalıklarının olduğu saptanmıştır. Hastaların %47,6'sının düzenli ilaç kullandıkları, ilaç kullanan hastaların %27,6'sının düzenli olarak beş ve üzeri ilaç kullandığı saptanmıştır. Hastaların %43,4'ünün GOLD II, %42,1'inin GOLD III olduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastaların kırılganlık puan ortalaması 5.00±3.36 ve %49,8'inin kırılgan olmadığı saptanmıştır. Hastalığı kabul puan ortalaması 26.99±8.44saptanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 65 yaş ve üzeri KOAH olan yaşlı bireylerin kırılganlık düzeyi ile hastalığı kabul düzeyi arasında negatif yönde yüksek düzeyde bir ilişki saptanmıştır (p<0.05, r= -.747). Sonuç: Araştırma kapsamına alınan 65 yaş ve üzeri KOAH'lı yaşlı bireylerin kırılganlık düzeyinin arttıkça hastalığı kabul düzeyinin azaldığı saptanmıştır. KOAH'lı yaşlı bireylerin bakımında kırılganlığın değerlendirilmesi ve yönetilmesi, hastalık risklerinin kontrol altına alınarak hastalığı kabullenmeyi sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler:hastalığı kabul; kırılganlık; KOAH; yaşlı
İnflamatuar bağırsak hastalığı olan bireylerde ilaç uyumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırmanın amacı İnflamatuar Bağırsak Hastalığı (İBH) olan bireylerde ilaç uyumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ege Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı İBH Polikliniğinde yürütülmüştür. Araştırmaya örnekleme alınma kriterlerine uyan ve çalışmayı katılmayı kabul eden 251 İBH hastası dâhil edilmiştir. Veriler; Birey Tanıtım Formu, Harvey Bradshaw İndeksi, Basit Klinik Kolit Aktivite İndeksi, D Tipi Kişilik Ölçeği, Morisky Uyum Ölçeği ve İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyletoplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için gerekli izinler alınmıştır. Veriler ki kare testi, t testi, Mann Whitney U testi ve spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalamasının =44,60±1.39 olduğu, %52,6 ̓ının kadın ve %47,4 ̓ünün erkek olduğu saptanmıştır. Morisky İlaç Uyum Ölçeğine göre; hastaların %70.9 ̓unun ilaç kullanımına uyum gösterdiği, %29.1 ̓inin ilaç kullanımına uyum göstermediği saptanmıştır. Ülseratif Kolit (ÜK) ya da Crohn hastası (CH) olma ile ilaç uyum düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Hastaların İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması =162.65±29.33 olarak saptanmıştır. Ülseratif Kolit hastalarının İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut puan ortalamaları ile Crohn hastalarının İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Araştırmaya dâhil edilen hastaların İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları ile hastalık aktivite indeks puan ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır(p<0.05). Araştırmaya dâhil edilen hastaların Morisky Uyum Ölçeği Puan Ortalamaları ile İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği Puan Ortalamaları arasında pozitif yönde, çok zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır(p<0.05). Sonuç: Çalışma sonucunda İBH hastalarının ilaç uyum düzeyi ile yaşam kalitesi arasında pozitif yönde, çok zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu; hastalığa uyum artıkça yaşam kalitesinin de daha iyi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları, İlaç Uyumu, Yaşam Kalitesi
Amaca ulaşma kuramına dayalı ikincil inme korunma programının etkinliğinin incelenmesi
Çalışma; Imogene King'in Amaca Ulaşma Kuramı'na dayalı ikincil inme korunma eğitiminin ilk kez inme geçirmiş hastalarda inme tekrarının önlenmesi, inme risk faktörlerinin kontrol altına alınması, yaşam biçimi değişikliği, tedaviye uyum ve yaşam kalitesi üzerinde etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma prospektif, öntest-sontest randomize kontrollü, deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi nöroloji kliniklerinde Mart 2017-Temmuz 2018 tarihleri arasında yatarak tedavi gören inmeli hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini belirtilen evren içinden, araştırmaya dahil edilme ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden, güç analizi ile belirlenen 58 girişim, 57 kontrol grubu olmak üzere toplam 115 inmeli hasta oluşturmuştur. Yaş, cinsiyet ve inme türüne göre, basit rastgele düzende randomizasyon yapılmıştır. Hasta eğitiminde temel kaynak olan eğitim kitapçığı güncel bilgiler ve kanıta dayalı rehberlere dayalı olarak hazırlanmış, konuyla ilgili uzmanların görüşü alındıktan sonra önerilen düzeltmeler yapılarak son şekli verilmiştir. Veri toplama sürecinde; girişim grubuna taburculuk öncesi bireyselleştirilmiş ikincil inme korunma eğitimi ve eğitim kitapçığı verilmiş, kontrol grubuna ise standart bakıma ek olarak yalnızca eğitim kitapçığı verilmiştir. Gruplar taburculuk sonrası birinci ayda telefonla aranarak soruları varsa yanıtlanmıştır. Taburculuk sonrası üçüncü ayda poliklinik kontrolüne çağırılan hastalara doktor kontrolü sonrasında son izlem formları doldurulmuştur. Girişim grubunda soruları varsa yanıtlanmış, kontrol grubuna bireyselleştirilmiş ikincil inme korunma eğitimi verilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Hasta Tanılama Formu, Hasta İzlem Formu, Hastalık Algısı Ölçeği, Modifiye Rankin Ölçeği, Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği, İnme Etki Yaşam Kalitesi Ölçeği 3.0 kullanılmıştır. Verilerin grup içi ve gruplar arası istatistiksel analizinde independent samples t test, paired samples t test ve Pearson ki-kare testleri kullanılmıştır. Çalışma sonunda inme tekrarı, inmeye bağlı ölümler, hastaneye tekrarlı yatışlar ve ilaç uyumu açısından girişim ve kontrol grubu arasında fark olmadığı; girişim grubunda bulunan hastaların kan basıncı, HbA1c, trigliserid, LDL düzeyleri ve bel çevresinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azalma olduğu saptanmıştır. Eğitim sonucunda sağlıklı yaşam biçimi değişikliği ve inme risk faktörlerinin kontrolünde etkin sonuçlara ulaşıldığı; yaşam kalitesi, ilaç uyumu ve inme tekrarları açısından istenen sonuçlara ulaşılamadığı ve bu alanlarla ilgili geliştirmelere gereksinim duyulduğu saptanmıştır. İnme eğitimi sırasında yaşanan sorunların çözümü ve eğitimin yaygınlaştırılması ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Hemşirelik; İkincil inme korunma; Imogene King Amaca Ulaşma Kuramı; İnme risk faktörlerinin kontrolü.
Multiple sklerozlu hastalarda hastalık modifiye edici ilaç tedavisine uyumu etkileyen faktörler
Temmuz 2016 - Şubat 2017 tarihlerinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı MS polikliniğinde yürütülen araştırmaya 198 MS hastası dahil edilmiş, araştırmanın yürütülebilmesi için etik kuruldan ve kurumdan yazılı izin, hastalardan da yazılı onam alınmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 44±2.4, çoğunluğu kadın (%77.8), ilköğretim mezunu (%40.4) ve evli hastalardan (%72.2) oluşmuştur. Hastaların çoğu RRMS'li (%93.4) olduğunu, %35.4'ün Copaxone tedavisi aldığını ve çoğunluğu (%83.8) tanı süresinin 10 yıldan daha uzun olduğunu bildirmiştir. Hastaların MDR (Missing Dose Rate)'ye göre %59.6'sının ilaç tedavisine uyumlu, %40.4'ünün ise ilaç tedavisine uyumsuz olduğu belirlenmiştir. Avonex ilaç tedavisine uyum diğer ilaç tedavilerine göre en yüksek olarak belirlenmiştir. Araştırmada bekar hastaların tedaviye uyumları daha yüksek saptanmış ve uyum ile medeni durum arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Diğer sosyodemografik özellikler ile ilaç tedavisine uyum arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Hastaların; unutkanlık sorunu, MS dışında başka bir kronik hastalık bulunma durumu, enjeksiyon uygulama şekli ve tedavi memnuniyet düzeyi özelliği dışında diğer hastalığa ilişkin özellikler (MS tipi, kullanılan ilaç tedavisi, atak süresi vb.) ile ilaç tedavisine uyum arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Uyumsuz hastaların ilaç tedavilerini en çok atlama nedeni "Hafıza (bellek) sorunları" olarak saptanmış, diğer nedenler; "Evden uzak olmak ve ilaçlarıma erişememek", "Enjeksiyon yan etkileri", "Aktivitelerime engel olduğu için ilacımı almak istememek" olarak sıralanmıştır. Hastaların başa çıkma tutumları, yorgunluk ve öz etkililik/yeterlik düzeyi ile ilaç tedavisine uyum arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05).
Gebelik izlem sürecinde uyumun ve etkili faktörlerin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, gebelerin gebelik izlem sürecindeki uyumlarını ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı tipte gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Araştırma verileri, 01.02.2019-01.04.2019 tarihleri arasında gelen, gebeliğinin ikinci ve üçüncü trimester sürecinde olan 86 gebe ile görüşülerek elde edilmiştir. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu ve Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği (GPSDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics 21 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri ve Spearman's korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: GPSDÖ maddeleri puan ortalamaları incelendiğinde, gebelerin psikososyal sağlıklarını en iyi olarak nitelendirdikleri maddenin "gebelik ve eş ilişkisine ait özellikler" alt boyutunda olduğu, psikososyal sağlıklarını en kötü olarak nitelendirdikleri maddenin ise "kaygı ve strese ait özellikler" alt boyutuna ait olduğu saptandı. Gebelerin genel olarak psikososyal sağlıklarının iyi düzeyde olduğu, en çok kaygı ve strese ait özellikler bakımından sorun yaşadıkları belirlendi. Sonuç: Gebelik sürecini etkileyen faktörlerin belirlenip buna yönelik çalışmaların daha detaylı bir şekilde araştırılması gerektiği ayrıca gebeliğe uyum sürecinde gebe, eş ve ailesinin birlikte değerlendirilerek uygun hemşirelik bakımının verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Gebelik, uyum, psikososyal sağlık, hemşirelik
Kemoterapi alan jinekolojik kanserli hastalar için geliştirilen mobil uygulamanın fiziksel ve psikososyal uyum üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, kemoterapi alan jinekolojik kanser hastaları için fiziksel ve psikososyal uyumu arttırmaya yönelik bir mobil uygulama geliştirmek ve etkinliğini araştırmaktır. Araştırma, paralel, tek kör, randomize kontrollü deneysel bir tasarıma sahiptir. Çalışmada yer alan hastalara kanserle ilgili çok sayıda üyesi/takipçisi olan bir derneğin sosyal medya ağları kullanılarak ulaşılmıştır. Müdahale (n=32) ve kontrol (n=32) gruplarında eşit sayıda hastanın yer alması için blok randomizasyon yapılmıştır. Müdahale grubu JineOnkolojik Destek mobil uygulamasını kullanmış, kontrol gurubu standart bakım almıştır. Araştırmanın verileri; Tanıtıcı Bilgi Formu, M.D. Anderson Semptom Envanteri, Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Kanseri Yenen Bireylerin Kaygılarını Değerlendirme Ölçeği, Eastern Cooperative Oncology Group Performans Skalası ile toplanmıştır. Müdahale sekiz hafta sürmüş, girişim öncesi, birinci izlem ve ikinci izlem olmak üzere üç izlem yapılmıştır. Girişim öncesi yapılan değerlendirmede, müdahale ve kontrol grubundaki hastaların sosyodemografik ve klinik özellikler açısından benzer olduğu saptanmıştır. Girişimin ardından müdahale grubunda semptom şiddeti, anksiyete ve depresyon riski, kansere yönelik kaygılar azalmış, fiziksel, sosyal ve psikolojik uyum artmıştır. Kemoterapi alan jinekolojik kanser hastalarının fiziksel ve psikososyal uyumlarının arttırılması için mobil uygulamalar aracılığı ile bakım ve destek verilmesi önerilmektedir.
Hipertansiyon tanılı hastaların ilaç uyumunun değerlendirilmesi
Hipertansiyon, ciddi bir hastalık olmasına ve kan basıncını kontrol altına alacak etkili ilaçların bulunmasına rağmen, dünyada hipertansiyon hastalarının durumlarının farkında olması ve hastalığı ile ilgili ilaç kullanmaya uyum ve kan basıncının kontrol altında olması konularında büyük problemler vardır. Araştırmanın amacı Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği semt polikliniklerine başvuran altı aydan daha uzun süredir antihipertansif tedavi alan hastaların ilaç uyum düzeylerini belirlemektir. Gereç ve yöntem: Araştırmaya Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine (Çukurambar Semt Polikliniği, İçişleri Bakanlığı Semt Polikliniği, TEDAŞ Semt Polikliniği, Danıştay Semt Polikliniği) 01.05.2016 ile 01.06.2016 tarihleri arasında başvuran, en az 6 aydır hipertansiyon nedeniyle medikal tedavi alan, gönüllü 149 hasta dâhil edilmiştir. Çalışmanın amacına uygun veri toplamak üzere oluşturulan ve katılımcılara bizzat çalışmayı gerçekleştiren uzmanlık öğrencisi tarafından yüz yüze görüşülerek uygulanan anket formu iki bölümden oluşmaktaydı. Birinci bölüm çalışmaya katılan kişilerin sosyodemografik özelliklerini, yaşam tarzı alışkanlıklarını sorgulayan 7 soru içermekteydi, ikinci bölümde ise hastaların ilaca uyumlarını belirlemek için Morisky-8 Maddeli İlaca Uyum Anketi yer almaktaydı. İstatistiksel analiz için SPSS 20.0 programı kullanıldı. Gruplar arasındaki niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki kare testi kullanıldı, veriler sayı ve yüzde olarak sunuldu. Verilerin normal dağılım uygunlukları görsel (histogram ve olasılık grafikleri) ve analitik yöntemlerle ( Kolmogorov-smirnov/ shapiro-wilk testleri) kullanılarak incelendi. Parametrik koşulları taşıyan iki gruptaki karşılaştırmalar student t testi, üç ve daha fazla sayıdaki gruplardaki karşılaştırmalar ise One Way Anova testi ile yapıldı. Veriler aritmetik ortalama ± standart sapma, en küçük ve en büyük değer olarak sunuldu. Parametrik koşulları taşımayan iki gruptaki karşılaştırmalar Mann Withney-U testi ile; üç ve daha fazla sayıdaki gruplardaki karşılaştırmalar ise Kruskal - Wallis testi ile yapıldı. Sayısal veriler ortanca olarak sunuldu. Her iki değişkende normal dağıldığında korelasyon analizleri için Pearson korelasyon analizi, parametrik koşulları taşımayan gruplardaki korelasyon analizleri için Spearman korelasyon analiz testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için tip-1 hata düzeyi 0,05 olarak belirlendi. Bulgular: Çalışmaya katılan 149 kişinin, yaş ortalaması 52,9 ± 11,9 ( en küçük 18 yaş – en büyük 79 yaş ) idi. Katılımcıların 81'i (%54,4) kadın, 68' i (%45,6) erkekti. 149 katılımcının Morisky toplam skor ortalaması 6,88 ± 1,10 olup, en düşük puan 3, en yüksek puan 8 idi. Cinsiyet (P=0,510), eğitim (p=0,768), meslek (p=0,505), tedavi şekli ve dozları (p=0,943), kontrol sıklığı ( p=0,480) gruplarının kendi içinde Morisky skor farklılığının anlamlı olmadığını saptadık. Yaş arttıkça ilaç uyumunun azaldığı ancak anlamlı olmadığı saptandı. Katılımcılarımızın yaklaşık %80'inin ilaca orta ve yüksek uyum gösterdiğini tespit ettik. Sonuç: Tedavinin en önemli ayağı olan uyum derecesinin tespit edilmesi ve uyumun geliştirilmesi için daha büyük örnekleme sahip, multifaktöriyel etkenlerin sorgulandığı çalışmalar yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Birinci basamak hekimleri, işleri gereği hastalarla yakın ilişki içinde bulunmaktadır. Hastalarımızın ilaç uyumunu yakından takip etmeli ve ilaç uyumsuzluğundan şüphelendiğimiz durumlarda, buna neden olan etkenin tespiti ve ortadan kaldırılması konusunda, sebep sonuç ilişkisi içinde, bütüncül yaklaşım ile hareket edilmelidir. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, aile hekimliği, ilaç uyumu
Epilepsili çocukların tedaviye uyum düzeyinin belirlenmesi
Bu araştırma ebeveynlerin epilepsili çocuklarının tedaviye uyumlarına ilişkin görüşlerini ve hastalığa ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın evrenini Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Nöroloji Polikliniğinde epilepsi tanısıyla takip edilen 125 epilepsili çocuk ve ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından literatür taranarak hazırlanan; epilepsili çocukların ve ebeveynlerin tanıtıcı özelliklerini sorgulayan 11 soru; tedaviye uyumlarını değerlendiren 19 sorudan oluşan anket formu oluşturulmuştur. Epilepsili çocuğa sahip ailelerin epilepsiye yönelik bilgilerini değerlendirmek 'Ebeveyne Yönelik Epilepsi Bilgi Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde ve ortalama, Mann-Whitney U Testi (Demografik bilgiler ve hastalığa ilişkin özellikler-ölçek puanları), Shapiro-Wilk testi ile Kruskal Wallis 20 Testi (ölçek puanları) analizi testi kullanılmıştır. Bu araştırma doğrultusunda, 125 eplilepsili çocuğun yaş ortalaması 11 (min-maks:2-19), ebeveynlerin yaş ortalaması 37 yıl (min-maks:22-56) dır. Hasta çocukların % 56.8'si (n=71) erkektir. Çalışmamızda ebeveynlerin % 24.2' sinin (n=30) tedavi için ilaç dışı yöntemlere başvurdukları belirlenmiştir. Annenin eğitim düzeyine göre ilaç dışı yöntemlere başvurma durumunun farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p=0.001). Babanın eğitim düzeyine göre ilaç dışı yöntemlere başvurma durumunun farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p=0.002). Nöbetler bitince ilaçları bırakmayan ebeveynlerin bilgi puanı bırakan ebeveynlere göre daha yüksek olsa da aradaki fark sınırda anlamsız çıkmıştır (p=0.055). Ebeveynlerin epilepsi bilgi ölçeği puan ortancası 12 (min-maks:6-17) olarak bulunmuştur. Çalışma grubumuzun tedavi uyumları yüksek bulunmuştur.
Karaciğer nakli olan hastalara sağlık inanç modeli doğrultusunda verilen video destekli eğitimin hastalığa uyum ve ilaç kullanımına etkisi
Karaciğer Nakli Olan Hastalara Sağlık İnanç Modeli Doğrultusunda Verilen Video Destekli Eğitimin Hastalığa Uyum ve İlaç Kullanımına Etkisi Amaç: Bu araştırma karaciğer nakli olan hastalara Sağlık İnanç Modeli (SİM) doğrultusunda ve standart olarak verilen video destekli eğitimin hastalığa uyum ve ilaç kullanımına etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Araştırma, randomize kontrollü deneysel tasarımda yürütüldü. Araştırmanın örneklemini güç analizi ile belirlenen 90 (30 SİM, 30 standart, 30 kontrol) karaciğer nakli hastası oluşturdu. Veriler "Hasta Tanıtım Formu", "Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği", "İmmünosüpresif İlaç Kullanımına Uyum Ölçeği" ve "Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği" kullanılarak ölçüldü. SİM grubuna SİM doğrultusunda hazırlanan, standart eğitim grubuna ise klasik yöntemle hazırlanan eğitim videoları, 1 ay süreyle haftada en az 1 gün izletildi. Randomizasyon sonrası tüm gruplarda ön test, girişimler sonrası ise son test ölçümleri yapıldı. Bulgular: Eğitim gruplarında kronik hastalığa ve immünosüpresif ilaç kullanımına uyum ve akılcı ilaç kullanımı son test puanlarının kontrol grubuna ve zamana göre daha yüksek olması istatistiksel olarak önemli bulundu (p<0.05). Tüm değişkenler açısından SİM grubu puanları standart eğitim grubundan daha yüksek olsa da sadece kronik hastalığa uyum ölçeğinin fiziksel alt boyutu açısından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulundu. Kronik hastalığa uyum ölçeği fiziksel alt boyutunda SİM'e dayalı eğitimin daha etkili olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç: Araştırmada, SİM ve standartlaştırılmış video eğitimlerinin karaciğer nakli olan hastaların kronik hastalığa uyum, immünosüpresif ilaç kullanımına uyum ve akılcı ilaç kullanım düzeyini arttırdığı ve SİM'e dayalı verilen eğitimin kronik hastalığa uyum fiziksel alt boyutunda standart eğitimden daha etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Akılcı İlaç Kullanımı, Hastalığa Uyum, İlaç Uyumu, Karaciğer Nakli, Sağlık İnanç Modeli, Video Destekli Eğitim.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında (KOAH) psikososyal uyumu etkileyen faktörlerin incelenmesi
Giriş: KOAH nefes darlığı ile başlayan, alevlenmelerle seyreden, ilerleyici ve yaşamı tehdit eden ağır bir akciğer hastalığı, bronşlarda hava yolu tıkanması ile ilişkili kronik öksürük, solunum güçlüğü ve balgam çıkarma ile karakterize önemli mortalite ve morbidite oranına sahip bir halk sağlığı sorunudur. KOAH sadece fiziksel değil aynı zamanda biyolojik, ruhsal, sosyal, ailesel ve çevresel etkileri olan kronik bir tablodur. Bu nedenle KOAH'lı bireyler günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmekte güçlük yaşamasının yanında birçok psikososyal sorunları da yaşamaktadır. Amaç: Bu çalışmada KOAH'lı bireylerin psikososyal uyumlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin psikososyal uyumun alt boyutları olan; sağlık bakımına uyum, mesleki çevre, aile çevresi, seksüel ilişki, geniş aile ilişkileri, sosyal çevre ve psikolojik baskı üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Sürreyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, KOAH kliniğinde Ağustos-Ekim 2017 tarihleri arasında 230 hastanın katılımı ile yürütülmüştür. Veriler, KOAH Değerlendirme Anketi (CAT), Hastalığa Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği (PAIS-SR) ve literatür doğrultusunda hazırlanan hastaları ve hastalıkla ilgili tanıtıcı özellikleri içeren görüşme formu kullanılarak toplanmıştır, verilerin değerlendirmesinde SPSS 21.0 paket program kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler; (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) tek yönlü varyans analizi (anova), Kolmogorov-Smirnov testi, Bağımsız Örnekler T-Testi, Post-Hoc Tukey testi, Ki-Kare Bağımsızlık Testi kullanılarak %95 güven aralığında, anlamlılık düzeyi için α değeri 0,05 olarak alınmış olup p<0,05 seviyesi anlamlı farklılığın göstergesi olarak kabul edilmiştir. Araştırmanın etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 66±10 olup %76,5'i erkek, %77'si (n=177) evli, %52,2'i (n=120) ilkokul mezunu, %64,3'ü (n=148) gelir düzeyinin yetersiz olduğunu, %51,3'ü (n=118) KOAH nedeniyle sigarayı bıraktığını, %67,8'i (n=156) sosyal aktivitelere katılmadığını belirten hastaların %88,3'ü (n=203) psikososyal uyumlarının kötü olduğu ve uyumlarının en kötü olduğu psikososyal alanlar ise sağlık bakımına uyum ve mesleki çevreye uyumdur, uyumlarının en iyi olduğu alan ise geniş aile ilişkileri olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar ve Öneriler: Çalışmamızda, kadın cinsiyet, 66-75 yaş ve üzerinde olma, bekar olma, çocuk sahibi olmama yada 1 çocuğu olma, düşük eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelişmiş bir şehirde yaşama, yalnız yaşama, düşük sosyo ekonomik durum, KOAH nedeniyle sigarayı bırakma, hastalığı ile ilgili bilgi alma durumu, 7- 11 yıl ve üzerinde süredir KOAH hastası olma, KOAH'a eşlik eden hastalık varlığı ve sayısı, kötü sağlık algısı, fiziksel güç kaybı, hastaneye yatış sıklığı, düzenli olarak kontrollere gitme, tedaviye yardımcı cihaz kullanma, tedaviye yardımcı kişi varlığı, sosyal aktivitelere katılma ve evden dışarı çıkma konusunda çekinme durumu, yüksek düzeyde uykusuzluk yaşama, KOAH'ın yaşamı etkileme düzeyi, görülen semptom düzeyi ve sıklığı, psikososyal uyumu değiştiren faktörler olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada hastaların uyumunu artırmak için hastalara hastalığı ile ilgili eğitim verilmesi, KOAH semptomlarının kontrolü, eşlik den hastalıkların ve semptomlarının tedavi ve bakımı, hastaların sosyal aktivite gruplarına katılımlarının desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, Kronik Akciğer hastalığı, Psikososyal Uyum, Faktörler, Hemşirelik
Toplum ruh sağlığı merkezlerinde takip edilen şizofreni hastalarının hastalıklarına ilişkin bilgi ve görüşleri ile ilaç uyum ve genel öz yeterlilik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
ÖZET Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde Takip Edilen Şizofreni Hastalarının Hastalıklarına İlişkin Bilgi ve Görüşleri ile İlaç Uyum ve Genel Öz Yeterlilik Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Bu çalışma toplum ruh sağlığı merkezlerinde takip edilen şizofreni hastalarının hastalıklarına ilişkin bilgi ve görüşleri ile ilaç uyum ve genel öz yeterlilik düzeyleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Ankara ilinde Sincan Nafiz Körez Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ve Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezine sürekli gelen 48 hasta oluşturmaktadır. Araştırmada veriler Hasta Tanıtıcı Özellikleri Formu, hastaların hastalıkları hakkında bilgilerini değerlendirmek amacıyla Hastalığa İlişkin Bilgi Düzeyi Değerlendirme Anketi, MUÖ (Morisky Uyum Ölçeği) ve GÖYÖ (Genel Öz Yeterlilik Ölçeği) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 21.0 paket programı, sayı, yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, Shapiro Wilks, Pearson Ki kare , Fisher ki kare , Yates ki kare, Mann Whitney U, Kruskal-Wallis testleri ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların % 62.5'i erkek, % 37.5'i kadındır. Hastaların % 47.9'u 11-20 yıl arasında ilaç kullanmaktadır. Kadınlarda GÖYÖ puan ortancası erkeklere anlamlı derecede daha yüksektir. (p<0.05). Çalışmaya katılan hastaların hastalık bilgilerine yönelik sorulan tüm sorularda ile Morisky ilaç uyum gruplarında ve GÖYÖ puanlarında anlamlı bir fark bulunamamıştır (Tüm sorularda p>0.05). Çalışmada ilaç uyumu yüksek olan hastaların GÖYÖ skoru anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. (p<0.05). İki ölçek arasında negatif yönde zayıf (düşük) düzeyde ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Anahtar kelimeler: Genel Öz Yeterlilik, İlaç uyumu, Şizofreni, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi.
LDL kolesterol düzeyi 250 MG/DL ve üzerinde olan olası, muhtemel ve kesin ailevi hiperkolesterolemi hastalarında farkındalık, yeterli tedavi edilme ve tedaviye uyum oranları
Amaç: Ailevi Hiperkolesterolemi (AH), otozomal dominant (OD) kalıtımlı, plazmada düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterolün yükselmesi ile karakterize genetik bir bozukluktur. Bebeklik veya çocukluk yaşlarından itibaren yüksek olan LDL kolesterol erken yaşta koroner arter hastalığına neden olur. Mortalitede artışa neden olmasına rağmen hem hekimler hem de hastalar tarafından yeterince bilinmemektedir. Bu nedenle tüm dünyada tanı ve tedavi oranları düşüktür. Bu çalışmamızda AH hastalarının tespit edilmesi, tedavi alma durumlarının ve tedaviye uyumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ek olarak, hiperkolesterolemi ilişkili komplikasyon oranlarının belirlenmesi ve hastalığın farkındalığının artırılması diğer amaçlardır. Materyal ve Metod: Bu çalışmada Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine Ocak 2010 ve Aralık 2016 tarihleri arasında başvuran ve serum LDL kolesterol düzeyi ≥250 mg/dL ve üzerinde olan 18 yaş üstü hastalar hastanenin bilgi işlem biriminden destek alınarak tespit edildi. Hastalara telefon ile ulaşılarak anket yapıldı. Demografik özellikleri, sigara ve alkol kullanımı ve egzersiz durumu, dislipidemiye yönelik tedavi alıp almadıkları belirlendi. Kalp damar hastalığı varlığı, diğer metabolik hastalıklar, ailede kalp damar hastalığı veya kolesterol yüksekliği sorgulandı. Koroner bypass ameliyatı olan, enfarktüs geçiren, koroner stentli ya da koroner anjiografi yapılıp medikal tedavi gerektirecek tıkanıklık saptanan hastalar koroner arter hastalığı (KAH) olarak kabul edildi. İskemik inme geçiren hastalar serebrovasküler olay (SVO) var olarak değerlendirildi, hemorajik inmeler dışlandı. Karotis arterde, femoral arterde ya da başka periferik arterde stenoz saptanması periferik arter hastalığı (PAH) olarak değerlendirildi. Anket uygulanan hastaların LDL kolesterol yüksekliği saptandığı zamanki kan tetkikleri retrospektif olarak incelendi ve total kolesterol, LDL kolesterol, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterol ve trigliserid değerleri yanında kreatinin, alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST) ve tirotropin (TSH) değerleri not edildi. LDL kolesterol yüksekliği ile eş zamanlı olarak TSH değeri 10 mIU/mL ve üzerinde olan, glomerülonefrit ve nefrotik sendromu olan, ALT ve AST yüksekliği olup bu değerlerin düzelmesi sonrası LDL kolesterol yüksekliği devam etmeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Ek olarak LDL kolesterol yüksekliği ile birlikte trigliserid değeri >400 mg/dL olan ve trigliserid değerleri kontrol altına alındıktan sonra LDL kolesterol yüksekliğinin devam etmediği görülen hastalar da çalışmadan çıkarıldı. DUTCH lipid kriterlerine göre sınıflandırma yapıldı. Bulgular: Belirlenen süre içerisinde 1918 ölçümde LDL kolesterol düzeyinin 250 mg/dL veya üzerinde olduğu görüldü. Aynı hastadaki ölçümler çıkarıldığında kalan 1365 hastanın 573'üne (%42.0) telefonla ulaşıldı ve bunların da 442'si (%77.1) görüşmeyi ve bilgi vermeyi kabul etti. Dışlamalar yapıldıktan sonra 367 hastanın verileri analiz edildi. Hastaların 248'i (%67.6) kadın, 119'u (%32.4) erkekti ve ortalama yaş 50.5±11.66 idi. 50 hastada (%13.6) LDL kolesterol≥330 mg/dL iken 317 hastada (%86.4) 250-329 mg/dL idi. Ortalama DUTCH skoru 6.36±1.63 bulundu ve 40 (%10.9) hasta kesin, 181 (%49.3) hasta muhtemel, 146 (%39.8) hasta olası AH olarak değerlendirildi. Kesin veya muhtemel AH'li hastalardan 84'ünde (%38.0) kardiyovasküler hastalık varken 137'sinde (%62.0) yoktu. Kardiyovasküler hastalığı olanlarda yaş ortalaması olmayan hastalardan anlamlı şekilde yüksekti (53.80±9.03 ve 47.28±12.58, p<0.001). DUTCH skoru kardiyovasküler hastalığı olanlarda 8.09±1.54 iken olmayanlarda 6.74±1.31 bulundu (p<0.001). Tüm hastalara bakıldığında dislipidemiye yönelik tedavi alma oranı %42.0 olarak saptandı. Tedavi almayan 213 hastanın 163'ü (%76.2) hiç tedavi önerilmediğini belirtirken, 30 hasta (%14.0) tedaviyi kendisi kesmiş, 21 hasta (%9.8) ise hekim önerisi ile kesmişti. Kardiyovasküler hastalığı olan kesin veya muhtemel AH hastalarının 49'u (%58.3) antilipidemik tedavi almaktaydı. Sonuç: AH toplumda sık görülen fakat yeterli düzeyde tanı almayan ve tedavi oranları düşük bir hastalıktır. Çalışmamızda LDL kolesterol 250 mg/dL ve üzerinde olan hastaların önemli bir kısmının tedavi almadığı ve diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin de yeterince kontrol edilmediğini saptadık. Ayrıca doktorlar tarafından da tedavi önerilmeme oranı yüksekti. Ülkemizde de diğer ülkelerde olduğu gibi AH'li hastaların tanı oranları düşük ve tedavileri yetersizdir. Bu konuda hem hasta hem de hekim düzeyinde farkındalığın arttırılması için ulusal çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ailevi Hiperkolesterolemi, hiperlipidemi, kardiyovasküler hastalık, koroner arter hastalığı
Diz üstü amputelerde vücut imajı algısının ve proteze uyumun kognitif performansa etkisi
Çalışmamızda amaç; diz üstü amputelerde vücut imajı algısının ve proteze olan uyumun, kognitif performansı nasıl etkilediğini incelemek, olası farklılıklara sebep olabilecek faktörleri ortaya koymaktı. Çalışmamıza Aralık 2016-Mart 2017 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi'nde takip edilen, yaş ortalaması 37,03±9,94 yıl ve amputasyon nedeni travma olan 30 erkek, 10 kadın toplamda 40 diz üstü ampute dahil edildi. Olguların sosyodemografik, amputasyona özgü ve protez kullanımına ilişkin bilgileri literatürdeki değerlendirmelerden yola çıkarak hazırlanan Genel Ampute Değerlendirme Anketi ile kaydedildi. Olguların vücut imajı algısı ve proteze olan uyumu ABIS (Ampute Vücut İmajı Ölçeği) ve TAPES (Trinity Amputasyon ve Protez Deneyim Ölçeği) ile değerlendirildi. Yaşam kalitesinin değerlendirilmesi NSP (Nottingham Sağlık Profili) ile yapıldı. MoCA (Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği) olguların bilişsel yeteneğini değerlendirmek amacıyla kullanıldı. Nöropsikolojik alt testler ambulasyon sırasında olgulara çift görev verme yöntemi ile uygulandı. İstatistiksel analiz için Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alındı. Olguların amputasyon cerrahisini takiben geçen süre ortalama 12,68±9,41 yıl idi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin ortalama 10,6±8,38 yıldır diz üstü protez kullandıkları görüldü. Olguların %45'inin düzenli spor alışkanlıkları olduğu, %55'inin spor veya fiziksel aktivitelere katılmadığı bulundu. Olgular kullanılan protezin türüne göre incelendiğinde %50'sinin mikroişlemcili, %50'sinin ise hidrolik diz üstü protez kullandığı görüldü. ABIS ve TAPES I. kısım alt parametreleri ile kognitif performans arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). ABIS ile TAPES I. kısım alt parametreleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Vücut imajından duyulan memnuniyet ve proteze pozitif uyumun, yaşam kalitesini arttırdığı görüldü. Çalışmaya dahil edilen bireyler kullanılan protezin türüne göre 2 gruba ayrıldığında mikroişlemcili diz üstü protez kullananlar lehine ABIS, TAPES I. kısım, NSP ve kognitif performans değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Aynı değerlendirmeler bireylerin düzenli spor alışkanlıklarına göre incelendiğinde kognitif performans açısından düzenli spor yapanlarla yapmayanlar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar amputelerde vücut imajı algısının ve proteze uyumun, kognitif performansı etkileyebileceğini göstermektedir. Vücut imajı algısının düzenlenmesi ve psikososyal uyumun ampute rehabilitasyon programlarına ilave edilmesiyle, amputenin edinilen özüre uyum sağlama, protezini başarılı bir şekilde kullanma ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın devamı için gerekli olan dikkat, bellek, oryantasyon gibi bilişsel fonksiyonlardaki performansını arttırabileceği görüşündeyiz.
İlçe devlet hastanesine başvuran kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerin hastalığa uyum durumlarının incelenmesi
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı, dünya genelinde prevalansı, mortalitesi ve morbiditesi yüksek, ilerleyici, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. KOAH ile ilgili çalışmalar yapılmasına rağmen halen görülme sıklığı fazladır. KOAH sadece bireysel bir sorun değil toplumsal düzeyde tüm insanlığı etkileyen bir sorundur. Bu çalışmada ilçede yaşayan ve acil servise başvuran KOAH'lı bireylerin hastalığa uyum düzeyinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Veriler, çalışma kriterlerini karşılayan ve 2024 yılının Mart ve Temmuz ayları arasında İç Anadolu Bölgesi'nde bulunan bir ilin ilçesinde yer alan ilçe devlet hastanesi acil servisine başvuran 44 KOAH'lı bireyden elde edilmiştir. Veriler, yüz yüze görüşme yöntemiyle bireylerin onayı alındıktan sonra Kişisel Bilgi Formu ve Kronik Hastalık Uyum Değerlendirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın sonucunu etkileyen önemli faktörler ilçe devlet hastanesi acil servisini kapasitesi ve yataklı servisinin bulunmamasıdır. Tanımlayıcı bulgular için sayı, yüzde, minimum, maksimum, ortalama ve standart sapma değerleri belirlenmiştir. Bulgular için anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edilmiştir. Bireylerin ölçekten elde ettikleri toplam puan ortalaması 59,90±3,85'tir. İlköğretim ve üzeri eğitim almış olan bireylerin Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği sosyal alt boyutundan aldıkları puan ortalaması eğitimi daha düşük seviyede olanlardan anlamlı ölçüde yüksektir (p=0,04). Kronik obstrüktif akciğer hastalığı dışı solunum yolu enfeksiyonu olan bireylerin spiritüel alt boyut puan ortalamaları anlamlı oranda yüksektir (p=0,03). Sonuç olarak, KOAH'lı bireylerin hastalığa uyum düzeyleri orta düzeyde olup, eğitim, yaş, psikososyal destek gibi faktörler bu uyumu etkilemektedir. Hastalığa uyumu etkileyen etmenler hemşirelik bakım planına entegre edilmelidir. KOAH'lı bireylere hastalığa uyum düzeylerinin arttıracak eğitim vermek hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyebilir. Gelecekte KOAH için yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi bireylerin hastalığa uyumunu arttırabilir.
Diyabetes mellitus tanılı hastalarda tedavi uyumunun değerlendirilmesi
Amaç: Diyabetes mellitus (DM) istenmeyen tıbbi ve ekonomik sonuçlara sebep olan yaygın bir hastalıktır. Etkin DM tedavisi gelişecek komplikasyonların önlenmesi açısından çok önemlidir. Tedaviye uyumsuzluk, DM tedavi sürecinde doktorların karşılaştığı en büyük problemlerden birisidir. Birçok çalışma, DM hastalığında tedaviye uyumun istenilen düzeyde olmadığını göstermiştir. Basit, güvenilir ve öz bildirime dayalı geçerli bir araç, tedaviye uyumsuzluğu anlamaya yardımcı olabilir ve yeni tedavi yöntemlerinin önünü açabilir. Metot: Çalışmaya en az 1 yıldır DM tanısı olan Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları polikliniğine başvuran 300 hasta alındı. Hastaların demografik verilerinin yanında Morisky Tedavi Uyum Ölçeği uygulandı. Tüm hastalardan HbA1c için kan örnekleri alındı. Bulgular: HbA1c ile Morisky ölçeği arasında istatistiksel yönden anlamlı negatif korelasyon saptandı (r: -0,189, p<0,001). HbA1c ile hastanın kimlerle yaşadığı, kaç yıldır diyabet tanısı olduğu, hastalık hakkında bilgilendirilmiş oluşu, tedavi modalitesi, rutin kontrollerine gidiyor oluşu, beslenmesine dikkat edişi arasında anlamlı ilişki saptandı (sırası ile; p:0,04, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p:0,09). Morisky toplam skor ortalaması 6,043 puandı. Bu skor hasta grubu popülasyonun tedaviye uyum düzeyinin orta olduğunu gösterdi. Sonuç: Diyabetik bireylerde tedaviye uyumu değerlendirmek için Morisky Tedavi Uyum Ölçeği ile HbA1c birlikte kullanılabilir.
Bipolar bozukluk tip 1 tanılı hastalarda uzun salınımlı intramuskuler enjeksiyon şeklinde uygulanan antipsikotik tedavisinin tedavi uyumu üzerine etkisi
Bipolar bozukluk tanısı olan hastalarda ilaç uyumsuzluğu, yaşam kalitesinin düşmesine, hastaneye yatış oranlarının artmasına, bakım masrafları ve mortalitenin yüksek olmasına, depresif ataklara, intiharlara, tedavi sonuçlarının olumsuz etkilenmesinin yanı sıra fonksiyonel durumun bozulmasına ve semptomların artmasına neden olmaktadır.Biz de bu çalışmamızda uzun etkili intramüsküler (UEİ)antipsikotik ve oral antipsikotik kullanan bipolar bozukluk tip 1 hastalarını tedavi uyumu açısından karşılaştırmayı planladık.
Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında içselleştirilmiş damgalanmanın yaşam kalitesi ve tedavi uyumu üzerine etkisi
İçselleştirilmiş damgalanma, toplumdaki kişilerin hasta hakkındaki olumsuz kalıp yargılarının hasta tarafından benimsenmesi ve bunun neticesinde değersizlik, yetersizlik gibi olumsuz duygu ve düşüncelerle kendisini toplumdan geri çekmesidir. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), bireyin mesleki ve sosyal işlevselliği üzerinde olumsuz etkileri olan, obsesyon ve/veya kompulsiyonlarla karakterize, kronik seyirli ruhsal bir hastalıktır. Bu çalışmada, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında içselleştirilmiş damgalanmanın, yaşam kalitesi ve tedavi uyumu üzerine olan etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın örneklemi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi veya Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniklerine başvurmuş 55 OKB hastasından oluşmaktadır. Çalışmaya katılan hastalara Sosyodemografik Veri Formu, Yale-Brown Obsesif Kompulsif Skalası (Y-BOCS), Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form (WHOQL-BREF) ve Morisky Uyum Ölçeği (MUÖ) uygulanmıştır. Adli öyküsü olanların RHİDÖ puanlarının yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,002). İçselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile obsesyon düzeyi ve içselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile kompulsiyon düzeyi arasında anlamlı düzeyde bir ilişki bulunmuştur (p=0,000). İçselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile yaşam kalitesi arasında yüksek düzeyde ters yönlü bir ilişki bulunmuştur (p=0.000). İçselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile tedavi uyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p=0.061). Sonuç olarak, OKB hastalarının yaşam kalitesi çalışmalarında içselleştirilmiş damgalanma etkisi dikkate alınmalıdır.