Platelet rich plasma
59 theses under this subject heading
Plantar fasiit tedavisinde trombositten zengin plazma (TZP), kuru iğneleme ve kortikosteroid etkinliğinin karşılaştırılması
Plantar fasiit (PF), genellikle plantar fasyanın aşırı yüklenmesi olarak tanımlanır ve yetişkinlerde topuk ağrısının en sık sebebidir. Oluşum mekanizması olarak tekrarlayıcı mikrotravmalar sonucu plantar fasyada oluşan mikro yırtıklarından kaynaklanan inflamatuar bir süreçtir. PF genel olarak her yaş ve cinsiyette görülmesine karşın sedanter yaşamı olan bayanlarda ve özellikle koşu sporu yapan atletlerde daha sık görülmektedir. Plantar fasiit tedavinde non-steroidal anti inflamatuvar ilaçlar, kortikosteroid enjeksiyonları, ortezler ve fizik tedavi modaliteleri sıralanabilir. Bu tez kapsamında amacımız, tanısı konulan plantar fasiit hastalarının tedavi sürecinde kolay ve aynı zamanda ucuz bir metod olan ve manuel yöntemle aldığımız Trombositten zengin plazmanın ağrılar ve fonksiyonel etkilerini belirlemek ve klinikte sıkça kullanılan kortikosteroid enjeksiyonu ve kuru iğne uygulamaları ile üçlü şekilde prospektif olarak karşılaştırmaktır. Kronik plantar fasiit teşhisi alan toplamda 75 adet hasta 3 grup olarak bölündü. TZP grubu olan Grup A' da bulunan hastaların (n=25) antekubital venlerinden kan alınıp manuel olarak elde edilen TZP, tek doz şeklinde uygulandı. Steroid grubu olan Grup B'de bulunan hastalara (n=25), tek doz 40 mg/2ml metilprednizolon uygulandı. Kuru iğneleme grubu olan Grup C' deki hastalara kuru iğneleme yöntemi uygulandı. Her gruba ayrı ayrı olarak sırasıyla tedavi öncesinde, 3. haftada, 3. ayda ve 6. ayda vizuel ağrı skalası (VAS), Amerikan Ortopedik Ayak ve Ayak Bileği Derneği Arka Ayak Klinik Değerlendirme Sistemi (AOFAS) ve Roles ve Maudsley Ağrı Skorlaması (RMS) anketleri uygulanıp çalışmanın sonunda istatistiksel analizleri yapıldı. TZP grubunda ortalama VAS skoru tedavi öncesinde 8,56, 3. haftada 5,24, 3. ayda 3,44 ve 6. ayda ise 1,44'e düşmüştür (p<0,05). TZP grubunda ortalama AOFAS skorları tedavi öncesinde 46,08, 3. haftada 66,1, 3.ayda 74,8 ve 6.ayda ise 87,4'e yükselmiştir (p<0,05). Yine TZP grubunda RMS skorları tedavi öncesinde 3,48, 3. haftada 2,6, 3. ayda 2 ve 6. ayda ise 1,36' ya düşmüştür (p<0,05). Steroid grubunda tedavi öncesi ve 6.ay ortalama VAS skoru 8,64'den 3,92'ye düşmüş, AOFAS skoru 41,6'dan 74,96'ya yükselmiş ve RMS skoru ise 3,48'den 1,84' e düşmüştür (p<0,05). Kuru iğneleme grubunda tedavi öncesi ve 6. ay ortalama VAS skoru 8,64'den 4,60'a düşmüş, AOFAS skoru 42,9'dan 70,28'e yükselmiş ve RMS skoru ise 3,48'den 2,08'e düşmüştür (p<0,05). 3. haftanın sonunda steroid grubunun VAS ve AOFAS skorlarının TZP ve Kİ uygulanan gruplara göre olumlu yönde değişiklikler gösterdiği ve görülen farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). 6 ayın sonunda TZP grubunun VAS, RMS ve AOFAS skorlarındaki değişimin steroid ve Kİ gruplarına göre yüksek olması anlamlı bulunmuştur (p<0,05). 6 ayın sonunda steroid grubu ile Kİ grubu arasında VAS, AOFAS ve RMS skorları yönünden anlamlı farklılık oluşmadığı görülmüştür (p>0,05). Kronik plantar fasiit tedavisinin akut döneminde kortikosteroid uygulaması faydalıdır. Uzun dönem takiplerde TZP uygulamasının steroid ve kuru iğnelemeye görece, yöntem olarak ağrı ve fonksiyon üzerine daha da etkili bulunduğunu söyleyebiliriz.
PRP'den elde edilen lipid fraksiyonunun yara iyileşme tedavisinde etkisi ve ilişkili genlerin MRNA ekspresyon profillerinin değerlendirilmesi
Günümüzde yara iyileşmesi tedavisi olarak uygulanan birçok yöntem olmasına karşın yara kapanma hızını arttırmak, en az yara izi oluşumunun sağlamak ve hissedilen acıyı en aza indirgemek amacıyla yara üzerine çalışmalar devam emektedir. Son zamanlarda, içerdiği bileşenlerin rejenerasyonu arttırıcı etkisi ortaya konulan PRP (plateletten zengin plazma) tedavisi, yara iyileşmesi çalışmalarının da popüler konusu haline gelmiştir. PRP'nin içeriğini oluşturan protein ve lipid yapılı biyoaktif biyomoleküller yara iyileşmesini moleküler düzeyde uyararak iyileşmeyi hızlandırırlar. PRP'nin bileşenlerinden protein yapılı olanların yara bölgesinde bulunan proteaz aktivitesi ile yıkılarak işlevsiz hale geldiği bu sebeple PRP'nin iyileştirici etkisinin protein yapılı bileşenlerinden ziyade lipid yapılı olanların aktivitesi ile gerçekleştiği üzerine yapılan in vitro çalışmalar literatürde yer almaktadır. Söz konusu hipotezin in vivo olarak test edilmesi, tez çalışmamızın konusu olup, PRP'den elde edilen lipid fraksiyonunun yara iyileşmesi üzerindeki etkisi makroskopik ve moleküler olarak değerlendirilmiştir. Makroskopik anlamda yara alanlarına bağlı yara kontraksiyon hesaplamaları yapılırken moleküler anlamda ise yara iyileşmesiyle ilişkili olduğunu bildiğimiz 84 tane farklı genin mRNA ekspresyon seviyeleri analiz edilmiştir. mRNA protein sentezinde genetik şifreyi taşıyan RNA molekülü olup ekspresyon profillerinin değerlendirilmesi yara iyileşmesi süresince moleküler seviyede meydana gelen protein sentezi hakkında bilgi vermektedir. Çalışmamızın hayvan deneyleri, 20 tane Sprague Dawley türü sıçanların sırt bölgelerinde yaklaşık 1.2 cm çapında dairesel tam kat yaralar oluşturularak 4 faklı grup üzerinden tamalanmıştır. PRP, lipid fraksiyonu, DMSO ve SHAM grublarına ait yaralardan yara iyileşmesinin inflamasyon, proliferasyon ve olgunlaşma (yeniden şekillenme) evrelerine denk gelen 3., 7., ve 14. günde biyopsi örneği alındı. Alınan biyopsi örneklerinden yararlanılarak PCR array tekniği ile gerçek zamanlı PCR yapıldı ve yara iyileşmesi genlerine ait ekspresyon seviyeleri analiz edildi. 2ˆΔΔCT yöntemi ile kat değişimleri hesaplandı ve artış veya azalış gösteren genler belirlendi. Günlere göre regülasyon gösteren gen sayısı bakımından en fazla sayıda gen regülasyonu proliferasyon evresinde gözlenmiştir. PRP ve lipid fraksiyonu tedavi grupları inflamasyon, proliferasyon ve olgunlaşmada benzer regülasyonları gösterse de kat değişimleri açısından PRP daha fazla fark göstermiştir. Makroskopik değerlendirmelerde lipid fraksiyonu tedavi grubuna ait yaraların PRP'ye göre kapanma hızının daha az olduğu tespit edilmştir. PRP grubuna ait yara kontraksiyon bulguları T-test ile analiz edildi ve istatistiksel olarak anlamalı bulundu. PRP tedavi grubu ve lipid fraksiyonu tedavi grubuna ait RT-PCR verileri, moleküler seviyede benzerlik göstermeleri açısından PRP'den elde edilen lipid fraksiyonu, PRP'nin sahip olduğu içeriğe ve iyileştirici etkiye sahip olduğu ancak PRP'nin daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Yara, Yara İyileşmesi, PRP, Lipid Fraksiyonu, mRNA Profili, PCR Array
Donör alana trombositten zengin plazma infiltrasyonunun alınan yağ grefti eldesi üzerindeki etkisi
Giriş: Plastik cerrahide, yağ grefti uygulamaları sık yapılan işlemlerdendir. Mevcut yağ greftinin alıcı alandaki sağ kalım oranını arttırmak için yapılan çok sayıda çalışma vardır. Donör alandaki yağ dokusunun alımı öncesinde, bu bölgeden alınacak greftin sağ kalımını arttırmak için, donör alandaki yağ dokusunun biyolojik faktörlerle uyarılması ve ''priming'' sürecinden geçirilmesinin, literatürde yapılmamış olduğunu yaptığımız taramalarla saptadık. Çalışmamızda; sıçanlarda donör alana uygulanan trombositten zengin plazma infiltrasyonunun (TZP) alınan yağ grefti eldesi üzerinde oluşturduğu değişikliklerin ve yağ greftinin sağ kalımına etkisinin çeşitli parametreler kullanılarak ortaya konulması amaçlanmıştır Yöntem: Çalışmaya 30 adet, ağırlıkları 300-350 gr arasında değişen, erkek Sprague-Dawley tipi sıçanlar her grupta n6 sıçan olacak şekilde random olarak 4 gruba bölündü. 6 sıçan ise TZP hazırlamak için kullanıldı. Kontrol grubuna serum fizyolojik, çalışma grubuna ise TZP uygulaması yapıldı. Uygulama sonrası, kontrol ve TZP grubunun yarısı 1. haftada, diğer yarısı ise 2. haftada olmak üzere sol ingunal yağ yastıkçığından yağ grefti örnekleri alınarak sakrifiye edildi. Alınan yağ grefti örnekleri üzerinde, histolojik analiz (ışık mikroskopu ve immünohistokimyasal incelemede, yağ dokusu histolojik görünümü, inflamasyon durumu, fibrotik değişiklikler, damar sağlığı ve sayısı açısından) ve biyokimyasal analiz ile (IL-1β, IL-6, TNF-α, EGF, VEGF, CK18-M30, TAS ve TOS düzeylerinin ELISA kitleri ile ölçümü) değerlendirildi. İstatistiksel analizler için SPSS Windows Version 24.0 paket programında, Shaphiro- Wilk, Student t ve Mann Whitney U testi kullanıldı. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda IL-1β, IL-6, TNF-α gibi proinflamatuar belirteçlerin seviyeleri, TZP grubunda, 1. ve 2. haftada, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük saptandı (p<0.05). VEGF ve EGF seviyeleri, TZP grubunda, 1. ve 2. haftada, kontrol grubuna göre yüksek saptandı (p<0.05). CK18-M30 seviyeleri, TZP grubunda, 1. ve 2. haftada, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük saptandı (p<0.05). Kontrol grubunun TOS değerlerinin, TZP grubunda gözlenen değerlere kıyasla, 1. haftada, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p=0,002). Fakat 2. hafta gözlenen TOS değerlerinin her iki grupta benzer olduğu saptandı (p=0,180). TZP grubunun TAS değerlerinin, kontrol grubunda gözlenen değerlere kıyasla, her iki haftada da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Kontrol grubunun OSI değerlerinin TZP grubunda gözlenen değerlere kıyasla her iki haftada da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Histolojik incelemelerde, 1. hafta TZP grubu yağ dokularına ait kesitlerinin kontrol grubuna göre daha fazla damar içerdiği görüldü. 1. hafta TZP grubu yağ dokularına ait kesitlerde, sağlam yağ dokusu alanlarının dışında, kontrol grubuna oranla, daha az dejenere olan yağ doku alanları ve çevresinde nekroze alanlar görüldü. İnflamasyon belirtisi olan, inflamatuvar hücre infiltrasyonu izlenmedi. Kontrol grubuna göre daha sınırlı ve daha az alanda fibrotik bağ dokusu görüldü. 2. hafta TZP grubu yağ dokularına ait kesitlerde, sağlam yağ dokusunun azaldığı ve nekroze doku alanlarının arttığı dikkati çekti. Fibrotik bağ dokusu olduğu izlendi, ancak 2. hafta kontrol grubu kadar belirgin bir artış yoktu. İnflamasyon belirtisi olan inflamatuvar hücre infiltrasyonu izlenmedi. Sonuç: Çalışmamızda; bakılan mevcut parametrelerden yola çıkarak elde edilen sonuçlara göre istatiksel açıdan TZP grubunda kontrol grubuna göre oksidatif strese daha dayanıklı, apoptozis oranı daha az, neovaskülarizasyon potansiyeli daha yüksek, inflamasyondan daha az etkilenen yağ hücrelerine ait bulgular ortaya çıkması ve özellikle 1. haftadaki değerlerin daha dramatik olması, bizleri ''delay'' süresi için 1 haftanın yeterli olacağı düşüncesine götürdü. Mevcut çalışmamızın ortaya koyduğu verilerin, yağ grefti uygulamalarında farklı bir bakış açısı kazandıracağını ve yağ greftinin sağ kalımı bakımından yeni çalışmaların kapılarını açacağını düşünmekteyiz.
İleri-kıyılmış kartilajın tek başına, trombositten zengin plazma ve konsantre büyüme faktörü ile karıştırılmasının canlılığa ve rezorbsiyona etkileri
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ileri-kıyılmış kartilajın, trombositten zengin plazma ve konsantre büyüme faktörü gibi otobiyolojik çeşitli kılıflarla sararak canlılığını deneysel hayvan modelinde histopatolojik olarak araştırmaktır. Ayrıca her iki materyalin kıkırdak doku iyileşmesi ve rezorbsiyonu üzerine olan etkilerini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Deney Hayvanları Etik Kurulundan alınan onay sonrasında 12 haftalık, ortalama 3,5 kg, yetişkin 14 adet Yeni Zelenda tavşanı, 3 gruba ayrıldı. Her bir tavşandan 20 cc venöz kan alındı. Daha sonra 10 cc kan trombositten zengin plazma (PRP) diğer 10 cc kan ise konsantra büyüme faktörü (CGF) elde etmek için kullanıldı. Sonrasında her bir tavşanın kulağından alınan kıkırdaktan ileri-kıyılmış kartilaj elde edildi. Bu ileri-kıyılmış kartilaj üçe bölünerek birinci grup yalnız başına, ikinci grup trombositten zengin plazma ile karışıtırlmış, üçüncü grup ise konsantre büyüme faktörü karıştırılmış şekilde hazırlandı. Bu üç greft tavşanda paraspinal bölgeye yerleştirildi. Üç ay sonra tavşanların sırtındaki greftler çıkarıldı ve histopatolojik incelemeye alındı. Mikroskobik incelemelerde kıkırdak dokusundaki histopatolojik değişimler ile ilgili olarak laküna içerisindeki kondrosit kaybı, inflamasyon, fibrozis, kıkırdak fragmantasyonu ve kalsifiye alan oluşumları semi-kantitatif olarak değerlendirildi. Bunun yanında kıkırdak doku canlılığı ve rejenerasyon göstergesi olarak kıkırdak dokuda periferal hücre proliferasyonu, bağ dokusu içerisinde vaskülarizasyon, kıkırdak doku matriksinde proteoglikan artışı ve kıkırdak doku parçaları arasında oluşan bağ dokusu miktarı semi-kantitatif olarak değerlendirildi. Değerlendirme parametreleri her bir gruptaki tüm ölçümlerin ortalaması alınarak 0 ile 4 arasında (0= %0-1 yok, 1= %1-25 az, 2= %26-50 orta, 3= %51-75 orta-şiddetli, 4= %76-100 şiddetli) belirlendi. Ölçümler sonucunda histopatolojik değişimler ile ilgili ölçümler kendi arasında gruplanarak "histopatolojik skor" olarak, doku canlılığı ve rejeneratif kapasite ile ilgili ölçümler kendi arasında gruplanarak "rejeneratif skor" olarak belirlendi. Bulgular: Gruplar arasında yapılan histopatolojik skor karşılaştırmasında yalnız başına ileri-kıyılmış kartilaj grubuna kıyasla CGF ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj (p<0.0001) ve PRP ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj (p<0.0275) gruplarında istatistiksel olarak anlamlı azalmalar görülmüştür. CGF ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj ve PRP ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj grupları arasında ise histopatolojik skor açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p<0.1605). Gruplar arasında yapılan rejeneratif skor karşılaştırmasında ise yalnız başına ileri-kıyılmış kartilaj grubuna kıyasla CGF ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj (p<0.0001) ve PRP ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj (p<0.0159) gruplarında istatistiksel olarak anlamlı artışlar görülmüştür. PRP ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj grubuna kıyasla CGF ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj grubunda, istatistiksel olarak anlamlı (p<0.0137) bir rejeneratif skor artışı görülmüştür. Sonuç: Çalışmamız, ileri-kıyılmış kartilajı deneysel hayvan modelinde inceleyen ilk çalışmadır. İleri kıyılmış kartilajın CGF veya PRP ile karıştırılmasının kıkırdak canlılığını arttırdığını ve kıkırdak rezorbsiyonunu azalttığını göstermiştir.
Foliküler saç greftinin yaşayabilirliğine trombositten zengin plazmanın etkisi: Deneysel çalışma
Trombositten Zengin Plazma (TZP) son yıllarda tıbbın bir çok alanında kullanılmaktadır. Saçlı deriye uygulaması hakkında sınırlı sayıda literatür bulunmaktadır. Bu çalışmda TZP'nin saç ekiminde kullanımıyla ekim alanındaki vasküler yapı ile kıl şaftı sayısında oluşabilecek değişimin deneysel bir çalışma ile gösterilmesi amaçlanmıştır. Deneysel çalışma, 40 erkek sıçan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Her bir sıçanın sol tarafı deney grubu olarak, sağ tarafı ise kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Sıçanların her iki sırt bölgesinden eliptik 2x1 cm' lik cilt adaları eksize edilerek punch yardımı ile saç grefti elde edilmiş ve aynı bölgedeki poşlara yerleştirilmiştir. Sol tarafa cilt altına yerleştirilmiş olan greft üzerine inbred sıçanlardan elde edilen TZP enjekte edilmiş, sağ tarafa ise greft yerleştirilmesi dışında herhangi bir şey yapılmamıştır. 1. ayda 20 sıçan ve ikinci ayda 20 sıçan sakrifiye edilmiş ve histolojik açıdan immünohistokimyasal CD31 boyası ile vasküler yapılar ve direk bakı ile kıl şaftı sayısı değerlendirilmiştir. Histolojik incelemede, deney tarafında kontrol tarafında göre; 1. ve 2. ay damar sayısında belirgin artış saptanmıştır. Kıl şaftı sayısında her iki tarafta da 1. ay sonunda belirgin bir artış görülmezken, deney tarafında 2. ayda istatistiksel olarak belirgin artış olduğu görülmüştür. Damar sayısındaki artış TZP içerdiği IGF, VEGF ve EGF gibi büyüme faktörlerinin anjiogenez, bazal membran şekillenmesi ve endotel diferansiyasyonundaki etkileriyle ilişkilendirilirken, kıl şaftı sayısında 2. aydaki artış ise TZP yapısında bulunan PDGF'nin mezenkimal hücreler ve kök hücreler üzerine mitojen ve kemoatraktan etkisinin, revaskülarizasyon etkisine ek olarak gösterilmiş olmasıyla bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca TZP yapısında bulunan EGF, IGF, TGF-beta aynı zamanda folikül büyümesi üzerine de etkilidir. Bu verilerden yola çıkılarak saç ekimi ile birlikte TZP kullanımının, saç ekimi başarısını arttıracağı öngörülebilir.
Fasial sinir hasarına konsantre büyüme faktörü uygulamasının elektrofizyolojik ve histopatolojik olarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı sıçanlarda fasial sinir ezilme yaralanması modelinde konsantre büyüme faktörünün(CGF) sinir rejenerasyonu üzerindeki etkisini elektrofizyolojik ve histopatolojik olarak incelemektir. Aynı zamanda CGF'nin etkisini trombositten zengin plazma(PRP) ve deksametazon tedavisi ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 12 haftalık, ortalama 300-350 gr, 48 adet wistar albino cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar 5 gruba ayrıldı; sham grubu (n=8), kontrol grubu (n=8), deksametazon grubu (n=8), PRP grubu (n=8), CGF grubu (n=8). Toplam 8 adet sıçan PRP ve CGF elde etmek için kullanıldı. Sham grubu dışındaki tüm gruplarda fasiyal sinirin bukkal dalı 1 dakika boyunca mosquito klemp ile travmatize edildi. Fasial sinir uyarı eşikleri travma öncesi, travma sonrası ve dördüncü haftanın sonunda ölçüldü. Dördüncü haftanın sonunda eksize edilen hasarlı bölge, elektron mikroskobu altında incelendi. Akson çapı, miyelin kılıf kalınlığı ölçüldü ve g-oranı hesaplandı. Bulgular: Tüm gruplar arasında tedavi sonrası uyarı eşikleri karşılaştırıldığında sadece CGF grubunda uyarı eşiği diğer gruplardan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.001). CGF grubunda akson çapı kontrol, deksametazon ve PRP grubuna göre anlamlı olarak daha kalın bulunmuştur (p<0.0001). Kontrol, deksametazon ve PRP grupları arasında akson çapları açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tüm gruplar arasında miyelin kılıf kalınlığı açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. CGF grubunda g-oranı kontrol (p=0.0047), deksametazon (p=0.0011) ve PRP (p=0.0024) grubuna göre anlamlı olarak daha büyük bulunmuştur. Kontrol, deksametazon ve PRP grupları arasında g-oranı açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız, CGF'in fasial sinir üzerindeki rejenerasyon etkisini histopatolojik ve elektrofizyolojik olarak inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmamızda CGF'in sinir rejenerasyonu üzerinde istatistiksel olarak anlamlı şekilde iyileşmeye etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: konsantre büyüme faktörü, trombositten zengin plazma, fasial sinir, deksametazon, sinir iyileşmesi
Diyabetik rat modelinde PRP'nin over ve endometrium üzerine etkisi
AMAÇ: Bu çalışmada Diyabetes Mellitus'un mikrovasküler hasar ve fibrozis yapıcı etkisi AMH, VEGF, TGFbeta, Pentraxin-3 üzerinden incelenerek, PRP tedavisinin over ve endometrium üzerindeki tedavi edici ve koruyucu etkinliğinin araştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda sıçanlar üzerinde STZ aracılığı ile deneysel diyabet modeli oluşturuldu. Diyabetin fibrozis yapıcı etkisi belirli markerlar aracılığı ile histopatolojik yöntemlerle, histokimyasal boyamalarla ve biyokimyasal olarak incelendi. PRP tedavisin etkisi endometrium, ovaryum ve kan örnekleri üzerinden incelendi. Elde edilen bulgular ile gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR: Diyabetin overde atretik folikülleri indüklediği, over rezervini azalttığı, endometriumda fibrozisi arttırıp epitel bütünlüğünü bozduğu ve anjiogenezi azalttığı saptandı. PRP tedavisi verilen grupta AMH seviyesi hem intrauterin hem intraovaryan olarak diğer gruplara göre anlamlı artarken, VEGF seviyesi artmasına rağmen anlamlı farklılık saptanmadı. Tedavi verilen grupta TGFβ seviyeleri intraovaryan ve biyokimyasal olarak azalmasına rağmen endometrial olarak artmış saptandı. PTX3 seviyesi ise intrauterin azalmasına rağmen biyokimyasal ve intraovaryan olarak anlamlı farklılık saptanmadı. SONUÇ: Diyabetik ratlarda PRP tedavisi sonrası over rezervinin, endometrial bütünlüğün arttığı görülürken fibrozisin azaldığı saptandı. PRP kadın doğum kliniğinde klasik tedavilere destek olarak umut vadedici olabilir. ANAHTAR KELİMELER: PRP, Diyabetes Mellitus, TGFbeta, AMH, VEGF, PENTRAXİN-3
Gonartroz tanısı almış kadın hastalarda plateletten zengin plazma (PRP) tedavisi ve fizyoterapinin ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Gonartroz (diz osteoartriti), diz eklem kartilajının ilerleyici ve geri dönüşümsüz şekilde kaybına yol açan, eklem ağrıları ve eklem disfonksiyonu ile karakterize dejeneratif bir hastalıktır. Çalışmamızda diz osteoartriti tanısı almış, 40 yaş ve üzeri kadın hastalarda plateletten zengin plazma –platelet-rich plasma- (PRP) tedavisi ve fizyoterapinin etkinliğinin sorgulanması ve bu tedavilerin ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda PRP grubunda 31, FTR (fizyoterapi ve rehabilitasyon) grubunda 30 hasta olmak üzere toplam 61 hasta değerlendirildi. PRP grubuna her biri 4 hafta aralıklarla olmak üzere toplam 3 doz PRP enjeksiyonu uygulandı. FTR grubuna ise 3 hafta (15 seans) boyunca manuel terapi, transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu, ultrason ve sıcak uygulamayı içeren bir fizyoterapi programı uygulandı. Her iki gruba da ev egzersiz programı önerildi ve hastalar 12 hafta takip edildi. Hastalar tedavi öncesi, 4. hafta, 8. hafta ve 12. haftada ağrı için Vizüel Analog Skala (VAS), fonksiyonellik için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile Lysholm Diz Skorlama Ölçeği, kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve yaşam kalitesi için Kısa Form-36 (SF-36) kullanılarak değerlendirildi. İki grubun da VAS, WOMAC ve Tampa skorlarının tedavi öncesi skorlara göre azaldığı, Lysholm skorlarının ise tedavi öncesi skorlara göre arttığı görüldü. İki grup arasında bu parametrelerde bir fark bulunmadı (p>0.05). SF-36 anketinin fiziksel işleyiş ile fiziksel sağlık alt parametrelerinin 8. hafta değerlendirmesi ve sağlık değişikliği alt parametresinin 12. hafta değerlendirmesi skorlarında PRP grubu lehine fark tespit edildi (p<0.05). Ankete ait diğer bölümlerde ise iki grup birbiri ile benzer bulundu (p>0.05). Çalışmamızın sonucu olarak diz osteoartriti tedavisinde iki tedavinin de ağrıyı ve kinezyofobiyi azaltma, fonksiyonelliği ve yaşam kalitesini arttırma konusunda etkinliğinin iyi bulunduğunu ve benzer sonuçlar verdiklerini söyleyebiliriz. Buradan yola çıkarak kullandığımız nispeten daha düşük maliyetli ve invaziv olmayan fizyoterapi programının diz osteoartriti tedavisinde öncelikli olarak tercih edilmesi gerektiği sonucuna varabiliriz.
Travmatik kalça çıkığı modeli oluşturulan sıçanlarda trombositden zengin plazmanın kondrosit iyileşmesi üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada kıkırdak dahil pluripotent hücrelerin diferansiyasyon ve olgunlaşmasını sağlayan büyüme faktörlerince zengin otolog yollarla sıçan kanından elde edilen TZP (Trombositden Zengin Plazma)'nin izolasyonu yapılacak olup, bu TZP'nin deneysel travmatik kalça çıkığı (TKÇ) modeli oluşturulan sıçanların femoroasetabular kıkırdaklarında iyileşmeye olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu inceleme kıkırdak dokunun histopatolojik değerlendirilmesi şeklinde olup; apopotozise giden kondrositler TUNEL (terminal deoxynucleotidyl transferase mediated dUTP nick end labeling) yöntemi ile tespit edilecektir. Materyal ve Metod: Bu çalışma in vivo ve in vitro deneysel çalışmaları içermektedir. Bu deneysel çalışmada 24 adet ağırlıkları 324 gram (gr) ile 617 gr arasında değişen 20-24 haftalık erişkin Sprague-Dawley (SD) cinsi erkek sıçanlar kullanılmış olup, deney hayvanları 3 ana gruba ayrıldı. Her grupta 8 adet örneklem bulunmaktaydı. Bu örneklemlerde aynı hayvanın sağ kalçası belirli bir süre çıkık olarak bekletildikten sonra yerine oturtularak TZP uygulandı; sol kalçası ise sağ kalça süresi kadar çıkık olarak bekletilip daha sonra yerine oturtuldu. Gerçek bir kontrol grubu olabilmesi için TZP içine fosfat tamponlu salin (PBS) solüsyonu eklendi (20 µl kadar). Sol kalçaya, sağ kalçaya enjekte edilen hacim kadar (50 µl) sadece PBS solüsyonu enjekte edildi. Sıçanların kalçaları disloke edilirken, kıkırdakta oluşabilecek mekanik hasarı engellemek için kullanılan güç minimalize edildi. 7 gün sonra hayvanların kalçalarından alınan dokular histopatolojik incelemeye tabi tutuldu. Her sıçanın sağ ve sol femur başı kondrositlerinin apoptotik indeksleri (Aİ) hesaplandı. Bulgular: Tüm grupların başlangıç ve 7. gün ağırlıklarının anlamlı şekilde azaldığı bulunmuştur. Deneklerin başlangıç ağırlıkları, 7. gün ağırlıkları, ağırlık değişimleri, denek yaşı, operasyon süresi ile Aİ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Aİ değerleri; Grup 1a'nın 0,01±0,01 (ortalama±standart sapma), grup 1b'nin 0,03±0,01, grup 2a'nın 0,02±0,01, grup 2b'nin 0,08±0,02, grup 3a'nın 0,05±0,01, grup 3b'nin 0,1±0,02 arasında saptanmıştır. Aİ açısından deney ve kontrol grubu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Her ana grup kendi deney ve kontrol grupları içinde karşılaştırıldığında grup 1a ile grup 1b haricindeki diğer grupların kendi aralarındaki Aİ azalışları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Tüm deney grupları ve kontrol grupları kendi içinde karşılaştırıldığında grup 1a ile grup 2a nın haricindeki diğer tüm grupların arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Sonuç: TKÇ tedavisinde TZP umut vaat eden, tekrarlanabilir alternatif bir tedavi yöntemi olup kondrosit apoptozisini azaltmada dikkate değer sonuçlar elde edilmiştir. TKÇ hastalarında erken redüksiyonla birlikte uzun dönem komplikasyonların önlenmesinde TZP'nin yararlı olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Travmatik, Kalça, Çıkık, Trombosit, Apoptozis, TZP
Periodontal kemik ıçi defektlerin tedavisinde TZP(Trombositten Zengin Plazma) uygulamasinin etkinliğinin değerlendirilmesi
?Trombositten Zengin Plazma? (TZP)'nin yara iyileşmesi ve rejenerasyondaki etkisinin içindeki büyüme faktörlerine bağlı olduğu iddia edilmekte ve bu nedenle kemik içi defektlerin tedavisinde sığır kaynaklı kemik grefti (Bio-Oss) gibi çeşitli greft materyalleri ile birlikte kullanılmaktadır.RANKL, osteoklastogeneziste önemli bir reseptör olup metabolik kemik hastalıklarının patogenezinde rol oynamaktadır. RANKL'nin etkileri OPG-osteoprotegerin tarafından inhibe edilmektedir. RANKL/OPG, IL-17 ve IL-1ß oranı kemik hastalıklarının patogenezinde önemli rol oynamaktadır.Çalışmamızda periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde TZP'nin etkinliğinin klinik, radyografik ve immünolojik olarak aydınlatılması amaçlanmıştır. Bu nedenle TZP'nin Bio-Oss ile uygulanması öncesi ve sonrasında dişeti oluğu sıvısı OPG/RANKL, IL-1ß, IL-17 seviyeleri test edilerek 3 ve 6. aylardaki etkinliğinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir.Bu amaçla periodontitisli ve bilateral vertikal defekleri olan 15 hastaya 30 defekt belirlenmiştir. Klinik, radyografik ve immünolojik parametreler tedavi öncesi ve sonrası 3. ve 6. aylarda ölçülerek karşılaştırmak üzere kaydedilmiştir. Her bir çalışma grubu için klinik, radyografik ve immünolojik değişkenlerin takip dönemi boyunca istatistiksel olarak gruplar arası değişimleri independent t test ile, her dönem grup içi değişimler ise paired t test ile değerlendirilmiştir.Tedavi sonrası klinik ve radyografik parametreler değerlendirildiğinde test ve kontrol bölgelerinde önemli gelişmelerin sağlandığı ancak gruplar arasında anlamlı firkin olmadığı tespit edilmiştir. Dişeti oluğu sıvısı OPG seviyelerinin test grubunda daha belirgin olmakla birlikte her iki grupta da arttığı, IL-17 ve IL-1ß seviyelerinin ise azalmış olduğu ancak bu değişikliklerin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır.Her iki uygulamadada da tedavi sonrası klinik, radyolojik ve immünolojik olarak önemli gelişmeler kaydedilmiş ancak gruplar arası değerlendirmede bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.
Periost grefti plateletten zengin plazma ile beraber kullanıldığında kemik defekt iyileşmesini artırır mı? Tavşan zigomatik arkta deneysel çalışma
Kemik defekti içeren yüz kırıkları klinikte karşımıza sık çıkan sorunlardandır (1,2). Kemik defektlerinin tedavisinde halen en geçerli yöntem kemik greft ve flepleri ile onarım olmasına rağmen, hücre bazlı yöntemlerin önemi gün geçtikçe artmaktadır (1,2). Periost hücreleri multipotent mezenkimal ve osteoprogenitör hücreler içerir. Yüksek proliferasyon ve farklılaşma oranı ile mezenkimal kök hücrelere (MKH), osteogenik progenitör hücrelere ve osteoblastlara farklılaşarak kemik iyileşmesine önemli katkı sağlarlar (3). Son yıllarda doku mühendisliğinin gelişmesiyle periost hücreleri, kolay elde edilebilir olması, osteojenik aktivitesi ve büyüme faktörlerine (TGF beta-1, PRP, BMP-2) gösterdiği gelişmiş yanıt ile ilgi odağı olmuştur (3). Trombositten zengin plazma (TZP) kanın farklı iki frekansta sanrifüj edilmesiyle oluşan bir maddedir. Vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), transforming büyüme faktörü α ve β (TGF α ve β), epidermal büyüme faktörü (EGF), fibroblast büyüme faktörü (FGF), insülin benzeri büyüme faktörü (IGF) gibi büyüme faktörlerini içerir. TZP içindeki trombosit miktarı normal plazmadakinin 3-5 katıdır. Bu ürüne trombin ilavesiyle trombositlerin α-granüllerinden çok sayıda mediatör salınır. Bunların hemen hepsi kemik iyileşmesinde görev alan mediatörlerdir. Otolog doku olması nedeniyle son on yılda özellikle kemik iyileşmesinde klinikte sık kullanılmasına sebep olmuştur. Yapılan klinik çalışmalarda yara ve kemik iyileşmesini hızlandırdığı; şişliği, ağrıyı, enfeksiyonu ve skarı azalttığı, kanama kontrolü sağladığı ortaya konulmuştur (4-10). Ayrıca kemik greftleri ve periostal hücreler ile birlikte, büyüme faktörlerinin otolog kaynağı olan TZP'nin kemik döngüsü ve periost hücrelerinin biyolojik davranışı üzerinde olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir (3). Biz kemik iyileşmesine pozitif katkıları bilinen periost grefti ve trombositten zengin plazma kombinasyonunun, defekt oluşturulmuş membranöz kemikte yeni kemik oluşumunu artırıp artırmadığını radyolojik ve histolojik olarak inceledik, konrol grupları ile karşılaştırdık ve istatistiksel olarak fark olup olmadığını araştırdık. iii Çalışmada toplam 12 adet New Zealand erişkin tavşan kullandık. Lateral insizyonlar ile sağ ve sol zigomatik arkları ortaya koyduk. Tavşanların bilateral zigomatik arklarında (24 adet zigoma) standart olarak 5 mm kemik defekt oluşturduk. Denekleri 3 gruba ayırdık: 1.Grup (Deney Grubu): Periost grefti+TZP uygulama grubu olan bu grupta yer alan toplam 12 adet tavşanın sağ zigomatik arkları lateral insizyonlar ile ortaya konuldu ve sağ zigomatik ark orta hatta 5 mm'lik kemik defekti oluşturuldu. Deneklerin kraniyumundan 4x1,5 cm ebatlı kranial periost grefti alındı. Ardından deneklerden 12 cc kan alındı. Alınan kanın 8,5 cc'si TZP elde etmek için özel kitler ile işlendi, geriye kalan 3,5 cc kan ise otolog trombin elde etmek için kullanıldı. TZP ve trombin steril petri kabında karıştırılarak aktive TZP elde edildi. Jel kıvamına gelmiş aktive plateletten zengin plazma, periost greftinin içine konuldu. Periost grefti 6-0 poliglekapron sütür ile tüp haline getirildi ve uç kısımları sağlam kalan zigoma uçlarındaki periosta sütüre edildi (n: 12 zigoma). Periost grefti zigomayı kılıf şeklinde sarmış oldu. Deri 4-0 ipek sütürlerle kapatıldı. TZP elde etmek için alınan kan sadece o tavşan için kullanıldı. 2.Grup (1. Kontrol Grubu: 6 zigoma): Sadece periost grefti uygulanan grupta toplam 6 adet tavşanın sol zigomatik arkları lateral insizyonlar ile ortaya konuldu ve sol zigomatik ark orta hatta 5 mm'lik kemik defekti oluşturuldu, deneklerin kraniyumları orta hat insizyonları ile ortaya konularak 4x1,5 cm ebatlı kranial periost grefti alındı, 6-0 polyglekapron sütür ile tüp haline getirilerek zigomatik ark defekt etrafına sütür ile sabitlendi. Bu grupta TZP kullanılmadı (n:6 zigoma). Deri 4-0 ipek sütürlerle kapatıldı. 3.Grup (2. Kontrol Grubu: 6 zigoma): Sadece silikon sonda uygulanan bu grupta toplam 6 adet tavşanın sol zigomatik arkları lateral insizyonlar ile ortaya konuldu ve sol zigomatik ark orta hatta 5 mm'lik kemik defekti oluşturuldu. Osteokonduktif etki sağlaması için silikon tüp defekti çevreleyecek biçimde zigoma uçlarına geçirildi (n:6 zigoma). Deri 4-0 ipek sütürlerle kapatıldı. Postoperatif takip süresi 8 ve 16 hafta idi. Sekizinci haftada 3 deney grubu, 2 periost greft grubu, 1 de silikon tüp grubundan zigoma görüntülenecek şekilde 3 tavşana üç boyotlu tomografi (3D-BT) çekildi. Sekizinci haftada 1 tavşanın bilateral zigomaları histolojik inceleme için alındı. iv 16 hafta sonunda ise geriye kalan 11 tavşana anestezi altında üç boyutlu tomografi çekildi ve sonrasında zigomatik arkları çıkarıldı. Zigomatik ark üzerinde oluşturulmuş kemik defekt alanları yeni kemik oluşumu açısından bir de mikrotomografi (mikro-BT) çekilerek değerlendirildi. Son olarak histolojik verileri incelendi. Histolojik inceleme sonuçları ''Modifiye Heiple'' ve ''Bosch'' sınıflamalarına göre derecelendirildi ve sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı. 3D-BT değerlendirme ile 16. haftada hesaplanan yeni oluşan kemik miktarları gruplar arasında karşılaştırıldı. 1. Grup, periost+TZP grubunda (Deney grubu) 2,5±1,51 mm, 2. Grup, periost greft grubunda (1. Kontrol grubu) 1,9±1,53 mm, 3. Grup, Silikon tüp grubunda (2. Kontrol grubu) 3,7±2,02 mm olarak tespit edildi. Gruplar arasında yeni oluşan kemik miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p=0.232). Grupların 16. hafta sonunda Mikro-BT ölçümlerinden elde edilen Kemik Volümleri (BV) (mm3) ortalamaları açısından karşılaştırılmasında gruplar arasında anlamlı fark saptandı (P=0.029): 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.137). 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulundu (P=0.028). 2. Grup, periost grefti (2. Kontrol grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.967). Grupların 16. hafta sonunda Mikro-BT ölçümlerinden elde edilen Kemik Mineral Yoğunluğu (BMD) (mm2) ortalamaları açısından karşılaştırılmasında gruplar arasında anlamlı fark saptandı (P=0.047): 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.953). 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulundu (P=0.001). v 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.166). Histolojik değerlendirme sonunda gruplar 16. haftada histolojik skorlama sistemine göre karşılaştırıldı. Modifiye Heiple Sınıflamasına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (P=0.015). Bosch Kemik Rejenerasyon Sınıflamasına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (P=0.015). 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu)'da grade 2 (%45.5), grade 1 (%54.5), grade 0 (%0) histolojik olarak yüzde cinsinden iyileşme oranları diğer gruplara göre daha fazla idi. Bunu sırası ile 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu)'da grade 2 (% 0), grade 1 (%40 ), grade 0 (%60) ve 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu)'da grade 2 (%0), grade 1 (%33.3), grade 0 (%66.7) izledi. Bu çalışma sonucunda, TZP ve periost greft kombinasyonunun kemik iyileşme üzerine olumlu etkileri saptanmasına rağmen, periost grefti+TZP (Deney grubu) grubunda daha fazla kemik rejenerasyonu görülse de periost greftinin tek başına kullanıldığı grup ile karşılaştırıldığında fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Peirost grefti+TZP grubunun, silikon tüp (2. Kontrol grubu) grubu ile karşılaştırıldığında, farkın anlamlı olması ise hem periost grefti hem TZP'nin kemik iyileşmesi üzerine pozitif katkı sağladığını düşündürdü. Ayrıca histolojik olarak her 3 grupta da osteokondüktif etki sağlayacak biçimde konulmuş olan periost greftleri ve silikon tüplerin karşılaştırılması yapıldığında periost greftli olan grupların kemik iyileşmesi silikon tüplü gruba göre belirgin fazla olması bize periost greftlerinin tek başına osteokondüktif etki ile değil aynı zamanda osteoindüktif etki ile de kemik iyileşmesini artırdığını düşündürdü. Tüp biçiminde periost greftine bir de TZP eklendiğinde kemik iyileşmesinde daha fazla artış olması TZP'nin pozitif yönde osteoindüksiyonu artırdığını düşündürmektedir. Kemik iyileşmesi üzerine sağladığı yararların saptanabilmesi ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya konabilmesi için, TZP'nin daha yüksek trombosit konsantrasyonlarıyla hazırlandığı ve tekrarlayan dozlarda uygulanabildiği benzer çalışmalara ihtiyaç vardır. Hücre bazlı yöntemlerin otolog dokulardan hazırlanması, kolay hazırlanması ve uygun maliyetli olması bizim çalışmamızda sadece periost grefti kullanılan gruba göre istatistiksel olarak çok anlamlı çıkmamış olsa da kullanılabileceğini bu konuda yapılacak ileri çalışmaların konuyu daha çok aydınlatacağını düşünüyoruz. vi Hücre bazlı yöntemlerden biri olan TZP'nin kemik defektlerinin iyileşmesinde sınırlı olsa da pozitif yönde katkı sağladığını düşünmekteyiz. Özellikle erken dönemde (8. hafta) hızlı kemik iyileşmesi sağladığını düşündük. Tekrarlayan dozlarda uygulanması deney modelimizde mümkün olmadı. Deneklerin hayati tehlikesi nedeni ile benzer çalışmalarda da tek doz uygulanmıştır. Klinik uygulamalarından da bilindiği üzere 3-4 aşamalı tekrarlayan dozlarda uygulandığı takdirde daha pozitif sonuçlar elde edilebileceğini düşünmekteyiz. Kemik iyileşmesini artırabilecek her türlü girişim rekonstrüktif cerrahi için bir anlam teşgil etmektedir. Kemik iyileşmesini artıran hücre bazlı tedavilerin gelecekte de ön planda olacağına inanıyoruz. ANAHTAR SÖZCÜKLER; Kemik iyileşmesi, trombositten zengin plazma (TZP), tavşan, zigomatik ark, periost, kırık, greft
Subakromial sıkışma sendromu tedavisinde PRP enjeksiyonu, kortikosteroid enjeksiyonu ve fizik tedavinin etkinliğinin karşılaştırılması
ÖZET Çalışmamızın amacı subakromiyal sıkışma sendromu (SSS) tanılı hastaların tedavisinde PRP enjeksiyonu, kortikosteroid enjeksiyonu ve fizik tedavinin ağrı, omuz fonksiyonları ve yaşam kalitesine etkinliğini incelemek ve bu etkinlikleri birbirleriyle karşılaştırmaktır. Çalışmaya SSS evre 2 tanısı konan 90 hasta alındı. Hastalar randomize edilerek üç gruba ayrıldı. Birinci grubta etkilenen omuzun subakromial aralığına PRP enjeksiyonu, ikinci grupta subakromial aralığa kortikosteroid enjeksiyonu, üçüncü gruba haftada 5 kez 10 seans fizik tedavi (TENS+ultrason+sıcak paket) uygulandı. Tüm gruplara toplam 8 haftalık eklem hareket açıklığı, sarkaç (codman), germe ve izotonik güçlendirme egzersizleri uygulandı. Hastaların istirahat ve hareketle oluşan omuz ağrısı visüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel durum değerlendirmek için; Omuz Özürlülük Sorgulaması (OÖS), Quick Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand Score (Kısa DASH), The University of California and Los Angeles Rating Score (UCLA) testleri kullanıldı. Genel yaşam kalitesi, jenerik bir ölçek olan Short form 36 (SF-36) ile yapıldı. Çalışmamızın sonunda üç gruptaki hastaların hepsinde tedavi öncesine göre tüm skorlarda iyileşme sağlandı. Grupların kendi aralarındaki karşılaştırmalarında 8. hafta Kısa DASH, UCLA, hareket VAS, SF-36 ağrı alt grup skorunda PRP enjeksiyon tedavisi kortikosteroid enjeksiyonu ve fizik tedaviye göre daha üstündü. Sonuç olarak subakromiyal PRP enjeksiyonu, subakromiyal steroid enjeksiyonu ve fizik tedavi modalitelerinin her üçünün de SSS tedavisinde etkili olduğu ve tedavi sonrası iyilik halinin 3. ve 8. hafta da devam ettiği görüldü. Buna karşılık ucuz, noninvaziv, yan etkisi olmayan fizik tedavi ve egzersizin SSS tedavisinde öncelikli tercih edilebilmesi gerektiğini düşünüyoruz. ANAHTAR KELİMELER, Subakromial sıkışma sendromu, plateletten zengin plazma enjeksiyonu, kortikosteroid enjeksiyonu, fizik tedavi, egzersiz
Aşil tendonu tamiri yapılan tavşanlarda lokal PRP ve ozon uygulamasının tendon iyileşmesi üzerine etkileri
Bu çalışmada, aşil tendon rüptürü tedavisinde PRP ve ozon tedavisinin tendon iyileşmesine etkileri değerlendirilmiştir. Her grupta 8 tavşan olacak şekilde 3 grup oluşturuldu: 1. Grup Tamir (T), 2. Grup Tamir + PRP (TP), 3. Grup Tamir+Ozon (TO). Aşil tendonuna keskin disseksiyonla akut yırtık modeli oluşturuldu. Daha sonra modifiye Kessler tekniği ile tendon tamiri yapıldı. Tendon tamir bölgesine, TP grubunda PRP, TO grubunda ise toplam 4 hafta aşil tendonuna O2O3 gaz karışımı enjekte edildi. Çalışma postoperatif 6. haftada sonlandırıldı. Mevcut deney grupları histolojik ve biyomekanik çalışmaya alındı. Histolojik analizde iyileşmenin en yüksek düzeyde ozon tedavisinde olduğu, PRP tedavisinin de kontrol grubuna göre iyileşme skorlarının belirgin şekilde arttığı gözlemlendi. Yapılan biyomekanik analizde ise çekme testi uygulandı. TO (tamir+ozon) grubunun maksimum dayanımının en yüksek düzeyde olduğu, bunu TP (tamir+PRP) grubunun izlediği, en düşük düzeylerin histolojik analize uyumlu şekilde T (tamir) grubunda olduğu tespit edildi. Yapılan istatistiksel analizde de TO(tamir+ozon) grubunun T (tamir) grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir artış kaydettiği görüldü (p<0.05). Maksimum uzama değerlerinde üç gruptaki veriler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmedi. Sonuç olarak yapılan histolojik ve biyomekanik analizler ozon tedavisinin aşil tendonu iyileşmesi üzerine etkili olduğunu göstermektedir. PRP tedavisinin histolojik değerlendirmede iyileşmeyi arttırdığı ancak biyomekanik analizde istatistiksel olarak kontrol grubuna göre mukavemeti arttırmadığı görüldü.
Trombositten zengin plazmanın temporomandibular eklem kartilajı üzerindeki yara iyileşmesine etkisi
Temporomandibular Eklem (TME) osteoartriti (OA) artiküler kartilaj ve kemiğin normal sentez ve dejenerasyonu arasında ki dengenin mekanik ve biyolojik olaylar ile bozulması sonucunda TME'de kemik, kartilaj ve eklemi destekleyen dokuları etkileyen bir hastalıktır. Trombositten zengin plazma (TZP) hastanın kendi kanından elde edilen örneğin santrifüjü ile konsantre trombosit ve ilgili büyüme faktörlerinden oluşur. Trombositten zengin plazmanın klinik kullanımı hücrelerde proliferasyon ve diferansiasyon ve doku remodelingi üzerindeki olumlu etkilerine bağlı olarak potansiyel iyileştirici özellikBu çalışmanın amacı TZP enjeksiyonunun temporomandibular eklem kartilajı ve subkondral kemik iyileşmesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda 16 Yeni Zelanda tavşanı, tek TZP enjeksiyon ve çoklu trombositten zengin plazma enjeksiyon olmak üzere rastlantısal olarak iki gruba ayrıldı. Literatürde belirtildiği şekilde OA modeli oluşturmak amacı ile tüm tavşanların temporomandibular eklemine bilateral olarak sodyum mono iodoasetat enjekte edildi. Sodyum mono iodoasetat enjeksiyonundan 4 hafta sonra tavşanlardan otolog kan alınarak TZP elde edildi. Trombositten zengin plazma sağ TME'ye tek enjeksiyon grubunda bir kez, çoklu enjeksiyon grubunda ise üç kez (haftada bir kez) enjekte edildi. Kontrol grubu olarak tüm hayvanların sol TME'sine her TZP enjeksiyon zamanında izotonik NaCl enjekte edildi. İlk TZP enjeksiyonundan 30 gün sonra tüm hayvanlar sakrifiye edildi. Çalışmanın sonunda TZP'nin TME kartilaj ve kemik yüzeylerine etkisi histopatolojik olarak değerlendirildi. Histolojk değerlendirme sonunda gruplar arasında kartilaj ve subkondral kemik rejenerasyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Ancak çoklu TZP enjeksiyon grubunda kartilaj ve subkondral kemikte daha fazla iyileşme gözlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda TME OA tedavisinde TZP enjeksiyonunun tek başına veya diğer tedavi modelleri ile beraber kullanılabileceğini düşünmekteyiz.
Yeni Zelanda tavşanında (oryctolagus cuniculus) penetran keratoplasti sonrası trombositten zengin plazma, otolog serum ve göbek kordonu serumunun kornea iyileşmesi üzerine etkileri
Bu çalışmada, penetran keratoplasti sonrasında otolog kan serumu (OKS), trombositten zengin plazma (TZP) veya göbek kordon serumu (GKS) uygulamlarının kornea iyileşmesi, greft re-epitelizasyonu ve sağlam epitelyum koruması üzerine olası etkilerini ortaya koymak amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini 120 Yeni Zelanda tavşanı oluşturdu. Penetran keratoplasti sonrası tavşanlar; TZP, OKS, GKS, Penetran Keratoplasti (PK), kontrol ve donör kornea olmak üzere uygulama gruplarına ve bunlar da kendi içerisinde postoperatif 7, 14, 21 ve 84 gün süreyle takip edilen beşerli alt gruplara ayrıldı. Penetran keratoplasti sonrası korneal iyileşme sürecinin klinik değerlendirmesinde; korneal vaskülarizasyon bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak bir fark saptanmazken (p>0,05), haftalara göre 3 ve 12 haftalık grupların ortalamaları 1 haftalık gruba göre yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Histopatolojik değerlendirmede; stromanın paralel lamella diziliminin PK grubunda 12 haftada ulaştığı değere OKS ve TZP gruplarında 3 haftada ulaşmasının yanında 1, 2 ve 3 haftalık gruplardan elde edilen bulguların ortalamaları, 12 haftalık gruba göre yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Penetran keratoplasti sonrası tavşanların % 30'unda stromal overgrowth gelişiminin uygulama gruplarına göre dağılımı PK grubunda % 50, TZP'de % 35, GKS'de % 20 ve OKS'de % 15 oranlarında tespit edildi. Korneada yara bölgesi damar sayısının haftalara göre sürekli arttığı ve hem uygulama gruplarında hem de 12 haftalık alt uygulama gruplarında OKS, TZP ve GKS'nin PK grubuna göre istatistiksel olmayan ancak gözleme dayalı düşük olduğu dikkat çekti. Korneadaki yangısal hücre sayısının da haftalara paralel olarak zaman içerisinde arttığı gözlendi ancak 12 haftalık grupta önceki haftalara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek bulundu ve yangısal hücre sayısı ile damar sayısı arasında pozitif bir korelasyon belirlendi. İmmunohistokimyasal değerlendirmede; CD4+, CD8+ ve MHC-II bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmezken, 12 haftalık grupta diğer haftalara göre yüksek ve anlamlı bulundu (p<0,05). PK sonrası ilk üç haftalık süreçte xxviii OKS, TZP ve GKS'nin, PK grubuna göre MHC-II ve CD4+ hücre aktivasyonu arttırmadığı fakat uygulanan kan ürünlerinin 12. haftada MHC-II ve CD4+ sayısını istatistiksel olarak anlamlı derecede arttırdığı tespit edildi (p<0,05). OKS, TZP'nin, PK grubuna göre postoperatif ilk üç haftada CD8+ T hücre aktivasyonunda artışa neden olmadığı fakat 12 haftada istatistiksel olarak anlamlı derecede bir artışın şekillendiği görüldü. Bu reaksiyonların OKS ve TZP aracılı olarak hem CD4+ hem de CD8+ T lenfosit yanıtını içerdiği görüldü. GKS aracılı olarak ise daha çok CD4+ T hücre aracılı yanıtın şekillendiği dikkati çekti. Sonuç olarak penetran keratoplasti sonrası OKS, TZP ve GKS'nin korneal iyileşmede, greft re-epitelizasyonu, paralel lamella dizilimi ve vaskülarizasyon üzerine olumlu etkileri varken 12. haftada yara bölgesinde CD4+, CD8+ ve MHC-II pozitif hücre sayısını arttırdığı kanısına varıldı.
Deneysel olarak tendo calcaneus communis rupturu oluşturulmuş yeni zelanda tavşanında tenorafi sonrası trombositten zengin plazma ve tarantula cubensis özütünün tendo iyileşmesi üzerine etkileri
Bu çalışmada, deneysel olarak tendo calcaneus communis rupturu oluşturulmuş Yeni Zelanda tavşanında tenorafi sonrası trombositten zengin plazma ve tarantula cubensis özütünün tendo iyileşmesi üzerine etkilerini ortaya koymak amaçlandı. Çalışmanın materyalini 42 Yeni Zelanda tavşanı oluşturdu. Tenorafi sonrası tavşanlar trombositten zengin plazma (PRP), tarantula cubensis özütü (Theranekron) ve kontrol olmak üzere üç gruba ve bunlar da kendi içerisinde postoperatif 3 ve 7 haftalık süreyle takip edilen ikişerli alt gruplara ayrıldı. Tenorafi sonrası tendo iyileşme sürecinin makroskopik olarak adezyon değerlendirmesi yapıldığında kontrol ve Theranekron grubunda 3 ve 7 hafta arasındaki ortalama değerlerde anlamlı bir farklılık gözlenmediği (p > 0, 05) ancak PRP grubunda ise anlamlı bir farklılık bulunduğu gözlemlendi (p < 0, 01). Histopatolojik değerlendirmede ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar görülmekle birlikte, hücrelerin hizalanması, hücre çekirdeği morfolojisi, defektli bölgeden normal dokuya geçiş, defekt alanında vaskülarizasyon ve yangı parametreleri açısından iyileşmenin 3 ve 7 haftasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Sonuç olarak, Theranekronun 3 haftada olumlu bir etki göstermesine karşın 7 haftada kontrol grubundan dahi olumsuz bir iyileşme sürecine sahip olduğu, aksine PRP' nin ise 3 haftada lezyonların şiddetini artırmakla birlikte, 7 haftada çok daha başarılı bir iyileşme sürecine sahip olduğu ve PRP' nin bu anlamda uzun vadeli tendo iyileşme sürecine önemli derecede katkı sağladığı söylenebilir.
Fekal peritonit varlığında karın kapatılmasında PRP'nin (Plateletten zengin plazma) fasya iyileşmesi üzerine etkileri
ÖZET Karın ön duvarı fasyasının iyileşmesi yara iyileşmesi ile aynı prensibe dayanmaktadır . Karın ön duvarı fasyasının iyileşme hızı ve kalitesi başta enfeksiyon olmak üzere yara iyileşmesini etkileyen faktörlere bağlıdır. Fasya iyileşmesi yara iyileşmesi ve doku yenilenmesi ile yakından ilişkilidir. İnsizyonel herniler cerrahi girişimin bir komplikasyonu olarak düşünülür. Bu hernilerin büyük çoğunluğu karın ön duvarını ilgilendirir. İnsizyonel herniler önemli iş gücü kaybına, morbidite hatta mortaliteye sebep olmaktadır. Karın ön duvar fasya iyileşmesinin gerek hastaya ait gerek cerrahi işleme ait faktörlerden etkilendiği ve bunun insizyonel herni için risk oluşturduğu bilinmektedir. Trombositlerin, çeşitli hücrelerin ve özellikle kök hücrelerin aktive edilmesinden sorumlu birçok biyoaktif proteinleri salgıladığı ve böylece doku yenilenmesini ve iyileşmesini hızlandırdığı artık iyi bilinmektedir. Trombositten (plateletten) zengin plazma (PRP) çok miktarda trombosit, büyüme ve pıhtılaşma faktörlerini içermektedir. PRP dokuların iyileşmesi ve yenilenmesi amacıyla ilgili yapıya uygulanır. Bu çalışmada deneysel olarak fekal peritonit oluşturulmuş ratlarda daha önce denenmemiş bir tekniği uygulayarak lokal olarak kullanılan PRP'nin yara iyileşmesi üzerine olan olumlu etkilerini göz önünde bulundurarak fasya iyileşmesi üzerindeki etkisinin ne olacağını araştırmayı amaçladık. Bu çalışmada her grupta yedişer olacak şekilde toplam 28 rat kullanıldı. Grup 1 (Kontrol grubu); fekal peritonit oluşturulmadan primer fasya tamiri yapıldı, Grup 2; Fekal peritonit oluşturulmadan primer fasya tamiri yapıldı ve lokal olarak PRP uygulandı, Grup 3; Fekal peritonit oluşturularak primer fasya tamiri yapıldı, Grup 4; Fekal peritonit oluşturularak primer fasya tamiri yapıldı ve lokal olarak PRP uygulandı. Araştırma kapsamında histolojik olarak; hücre infiltrasyonu, neovaskülarizasyon, fibroblast aktivasyonu ve kollajen birikimi, biyokimyasal olarak ise doku hidroksiprolin, TNF α ve TGF β düzeyleri ölçüldü. TNF α düzeyleri PRP uygulanan gruplarda kontrol gurubuna kıyasla yüksek tespit edildi (P<0.001). TGF- β değerleri ise sadece peritonit varlığında PRP uygulanan grupta yüksek tespit edildi. Doku hidroksiprolin düzeyleri bakımından gruplar arasındaki farklılıklar önemli bulunmadı (P>0.05). Yangısal hücre infitrasyonu ve kollajen birikimi bakımından gruplar arasında farklılıklar önemli bulunmadı (P>0.05). Ancak, neovaskülarizasyon ve fibroblast aktivasyonunun, PRP uygulanan ve peritonit varlığında PRP uygulanan gruplarda önemli düzeyde arttığı, peritonitli grupta ise azaldığı saptandı. PRP'nin histolojik ve biyokimyasal yara iyileşme parametrelerinden hücre infiltrasyonu, kollajen birikimi ve doku hidroksiprolin seviyesinde belirlenen artışın önemli olmadığını, aksine neovaskülarizasyon, fibroblast aktivasyonu ve TNF α düzeyinde artışın saptanmasının ise önemli olduğu ve iyileşmeyi hızlandırdığı tespit edilmiştir. PRP'nin yara iyileşmesi üzerine olumlu etkilerini göstermek için birçok cerrahi alanda yapılacak çalışmalar ile klinik uygulamalarda önemli bir yer alacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Plateletten zengin plazma, fasyaiyileşmesi, yara iyileşmesi
Maksillofasiyal bölgedeki kemik içi defektlerin tedavisinde plateletten zengin plazma'nın hidroksi apatit kemik greftleri ile birlikte kullanımının etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin çekimini takiben ikinci molar dişlerin distalinde gelişen kemik içi defektlerin tedavisinde PRP'nin sığır kaynaklı HA kemik greftleri ve kollajen membranlar ile birlikte kullanıldığındaki etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesidirÇalışmamız Gazi Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi kliniğine bilateral, tam gömülü alt üçüncü molar dişlerin çekimi için başvuran 18 hasta üzerinde yürütülmüş; herhangi bir sistemik rahatsızlığı yada sigara alışkanlığı bulunan bireyler çalışmaya dahil edilmemiştirStandart cerrahi teknik kullanılarak her iki gömülü alt üçüncü molar dişin çekimini takiben bir taraftaki çekim soketi PRP ve HA kemik greftiyle greftlenmiş, diğer taraftaki çekim soketi ise yalnızca HA ile greftlenerek kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Her iki çekim soketi de kemik greftlerinin uygulanmasını takiben YDR sağlanması amacıyla rezorbe olabilen bir kollajen membran ile örtülmüş ve lambo orijinal konumuna getirilerek primer kapatılmıştırTüm hastalar postoperatif 1., 3. ve 6. aylarda kontrole çağırılarak periodontal cep derinliği ölçümleri yapılmış ve dijital panoramik radyograflar alınarak, bir program yardımıyla kemik iyileşmesi analiz edilmek üzere bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Her iki grupta da periodontal defekt gelişiminin başarıyla önlendiği görülmekle birlikte, istatistiksel analiz sonuçlarına göre, belirtilen zamanlarda periodontal cep derinlikleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanamamıştır. Radyolojik kemik yoğunluğu açısından da postoperatif 1. ve 6. aylarda gruplar arasında anlamlı fark olmadığı; ancak, 3. ayda PRP eklenen taraftaki kemik yoğunluğunun anlamlı derecede daha fazla olduğu görülmüştürBu çalışmamızın sonuçları; kemik iyileşmesinin dijital panoramik radyograflar ve görüntü analiz programları yardımıyla takibinin kolay, etkili ve ekonomik bir yöntem olduğunu; ayrıca, kemik içi defektlerin tedasinde, kısa sürede kemik iyileşmesi hedeflenen durumlarda, PRP ve sığır kaynaklı kemik greftlerinin birlikte kullanılmasının uygun bir yaklaşım olabileceğini göstermektedirAnahtar kelimeler: Plateletten zengin plazma, hidroksi apatit, kemik iyileşmesi, dijital panoramik radyografi.
Maksillofasiyal bölgedeki kemikiçi defektlerin tedavisinde plateletten zengin plazmanın demineralize kemik grefti ile birlikte kullanımının etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak incelenmesi
Bu çalışmadaki amacımız Plateletten zengin plazmanın ve Demineralize kemik matriksinin kombine olarak kullanıldığında 3. molar çekim soketlerindeki iyileşme üzerindeki etkilerinin radyolojik ve klinik olarak değerlendirilmesidirÇalışmaya 18 hasta (12 kadın 6 erkek) dahil edilmiştir. Bilateral olarak çekilen tam gömülü 20 yaş dişi çekim kavitelerinden sol taraftakine demineralize kemik matriksi tek başına uygulanmış sağ taraftakine ise plateletten zengin plazma demineralize kemik matriksi ile birleştirilerek uygulanmıştırDiş çekim boşluğunda yeni oluşan kemiğin dansitesini ölçmek ve bu yolla iyileşme sürecinin takibini yapabilmek için postoperatif 1., 3. ve 6.aylarda hastalardan dijital panoramik radyografiler alınmış ve Adobe Photoshop CS2 programında histogram analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca klinik olarak 1., 3. ve 6. aylarda periodontal ataçman miktarındaki değişikleri saptamak için 2. molar dişi distal cep derinliği ölçülmüştürÇalışmanın sonucunda yalnız DBM uygulanan grup ile PRP ve DBM'nin beraber uygulandığı gruplar arasında radyolojik olarak kemik iyileşmesi açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ayrıca iki grupta da 2. molar dişin distal periodontal cep derinliğinin 1., 3., ve 6. aylarda anlamlı olarak azaldığı görülmüştürBununla birlikte dijital panoramik radyografilerin bilgisayar ortamında analizinin noninvaziv oluşu, sağlanan bilgilerin kolay depolanması ve ekonomik olması sebebiyle klinikte kemik iyileşmesinin takibinde kullanılabileceği gösterilmiştir. Sonuç olarak PRP nispeten yeni bir bilimsel alandır ve hazırlama yöntemleri, beraber kullanılabileceği en uygun greft ve etki süresi gibi birçok bilinmeyeni bulunmaktadır. Bu alanda bir çok klinik çalışma yapılması gerektiği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Plateletten zengin plazma, Demineralize kemik matriksi, Kemik iyileşmesi
Deneysel sıçan yanık modelinde epidermal growth faktör(EGF) ve plateletten zengin plazma'nın(PRP) etkisi
Giriş ve amaç: Günümüzde yanık yarasının erken iyileşmesi için çeşitli yöntemlerle ilaçlar denenmektedir. Ancak yanık iyileşmesinde halen istenen etkiyi gösteren ilaç bulunmamaktadır. Bu amaçla plateletten zengin plazma ve büyüme faktörleri yara iyileşmesini arttırıcı ve yenileyici özelliklerinden dolayı tıbbın tüm alanlarında kullanılmaktadır. Bu deneysel çalışma plateletten zengin plazma(PRP) ve epidermal büyüme faktörü( EGF) 'nün yanık yarası üzerine olan etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Plastik Cerrahi Anabilim Dalı'nda yapılan bu çalışmada, genel anestezi altında 350-450 gr ağırlığında 12-16 haftalık 48 adet Spraque-Dawley türü erkek rat kullanıldı. PRP elde etmek için 8 adet rat kullanıldı. Kalan 40 rat randomizasyon listesine göre her grupta 10 rat olmak üzere 4 grup oluşturulduktan sonra sırtlarında 2*1 cm boyutunda 4 adet dişi olan tarak şeklindeki metal plaka ile tam kat yanık oluşturuldu. 1. grupta yer alan ratlar kontrol grubu olup her hangi bir uygulama yapılmadı. 2. grupta yer alan ratların sırtlarında oluşturulan yanık alanına sadece EGF uygulaması, 3. grupta yer alan ratların sırtlarında oluşturulan yanık alanına EGF + PRP, 4. grupta yer alan ratların sırtlarında oluşturulan yanık alanına ise sadece PRP uygulandı. EGF 75 µg/gün ve PRP yaklaşık 1,000,000 platelet/µl olacak şekilde intralezyonel ve perilezyonel enjeksiyon ile 0, 3, 7 ve 14. günlerde uygulandı. 21. günde ratlar sakrifiye edildi. 0, 3, 7, 14 ve 21. günlerde deneysel oluşturulan yanık alanlarından alınan örnekler formalin solüsyonuna aktarıldı. Gruplardan elde edilen preparatlar histopatolojik olarak incelendikten sonra istatistiki verilerle yorumlanıp karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışma sonucunda plateletten zengin plazma uygulaması ile yara iyileşmesinin epidermis rejenerasyonu, granülayon, inflamasyon ve kıl folikül rejenerasyonu fazları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Epidermal büyüme faktörü uygulaması ile yara iyileşmesinin epidermis rejenerasyonu, granülayon, inflamasyon ve kıl folikül rejenerasyonu fazları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. epidermal büyüme faktörü + plateletten zengin plazma kombine uygulaması ile yara iyileşmesinin epidermis rejenerasyonu, granülayon, inflamasyon ve kıl folikül rejenerasyonu fazları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Epidermis rejenerasyonu açısından Grup 1, 3 ve 4'ün 7. 14. ve 21. günleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark çıkmıştır. Granülasyon açısından Grup 1, 2 ve 3'ün 7. 14. ve 21. günleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark çıkmıştır. İnflamasyon açısından Grup 1, 2 ve 4'ün 7. 14. ve 21. Günleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark çıkmıştır. Kıl folikül rejenerasyonu açısından Grup 2, 3 ve 4'ün 7. 14. ve 21. günleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark çıkmıştır. Sonuç: Üçüncü derece yanık oluşturulan ratlarda intralezyonel ve perilezyonel enjeksiyon yöntemiyle uygulana plateletten zengin plazma ve epidermal büyüme faktörünün yara iyileşmesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu ve yara iyileşmesini hızlandırdığı sonucuna varılmıştır.
Temporomandibular eklem iç düzensizliklerinin tedavisinde artrosentez ile birlikte ve tek başına uygulanan hyaluronik asit ve trombositten zengin plazmanın etkinliklerinin karşılaştırılması
Temporomandibuler eklem rahatsızlıkları toplumda azımsanmayacak ölçüde sık görülen ve neden olduğu ağrı ve disfonksiyon sebebiyle hastaların yaşam kalitesi ve günlük aktivitelerini olumsuz yönde etkileyen komplike bir hastalıktır. Temporomandibular eklem disfonksiyonu olan hastaların ağrı ve fonksiyonel şikayetlerinin azaltılması için pek çok prosedür geliştirilmiştir. Ancak bunlardan pek azı minimal invaziv olarak kabul edilmektedir. Artrosentez; tempromandibular eklemin akut ve kronik kapalı kilitlenmesi olması durumunda ilk adımda uygulanabilecek basit, minimal invaziv (uzun dönem sonuçlarına ve komplikasyonlarının az olmasına dayanarak) ve etkili bir tedavi yöntemidir. Sinoviyal sıvının ana komponentlerinden birisi olan sodyum hyaluronat,sinoviyal sıvının akışkanlığından sorumludur ve eklem yüzeylerinin kayganlığının sağlanması açısından önem taşımaktadır. Eklem içi yapışıklıkları önler, analjezik ve antienflamatuar özellikleri vardır. Trombositten zengin plazma; tam kanın santrifüjü ile elde edilen ve tam kandan daha yüksek trombosit konsantrasyonu ve hiperfizyolojik oranda büyüme faktörü içeren ve bu özelliği ile tendon, ligament, kıkırdak ve kas yaralanmalarında iyileşme sürecini hızlandıran hücresel plazma komponentidir. Tek kör, randomize olarak planlanan bu prospektif çalışmaya manyetik rezonans(MR) incelemesinde eklem yüzeylerinde dejenerasyon ve disk deplasmanı saptanan; klinik incelemede ağız açıklığı 35 mm'den az, eklem palpasyonunda hassasiyet ve alt çene hareketleri sırasında ağrı tarif eden Wilkes Sınıf III ve IV hastalar dahil edilecektir. Hastaların maksimum ağız açıklığı, alt çene hareketleri ve ağrı düzeyi visuel analog skala(VAS) ile kaydedilecektir. Çalışmamıza 60 hasta alınıp hastalar rastgele 4 gruba ayrılacaktır. 1.gruba artrosentez +hyaluronik asit enjeksiyonu, 2. gruba sadece hyaluronik asit enjeksiyonu ,3.gruba artrosentez+trombositten zengin plazma enjeksiyonu, 4 gruba sadece trombositen zengin plazma enjeksiyonu yapılacaktır. Hastaların 1.hafta,1.ay,3.ay ve 6.ayda maksimum ağız açıklıkları, lateral alt çene hareket miktarları,ağrı düzeyleri VAS ile ölçülüp 6.ayın sonunda ölçümler karşılaştırılacaktır. Anahtar Sözcükler: TME, Artrosentez, Hyaluronik asit, PRP.
Süperfisiyal temporal fasya kullanılan deneysel kemik defekti modelinde; trombositten zengin plazma, kemik iliği stromal hücre ve elektromanyetik alan stimülasyonunun osteogenez üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Herhangi bir nedenle ortaya çıkan kemik defektlerinin onarımı, plastik ve rekonstrüktif cerrahide önemli bir yere sahiptir. Bu defektlerin tedavilerinde amaç, defektin bulunduğu alandaki doku devamlılığının yeniden sağlanmasıdır. Bu defektler bazı durumlarda karşımıza geniş boyutlu olarak çıkabilir. Bu gibi geniş defektlerde spontan iyileşme sınırlıdır ve sıklıkla cerrahi müdahaleye gereksinim duyulur. Cerrahi müdahale aşamasında en sık kullanılan seçeneklerden birisi otojen kemik greftleridir. Ancak bu uygulamanın donör alan problemini bulunması ve sınırlı boyutta elde edilme imkanı bulunduğu için alternatif yöntemler üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.Bu deneysel çalışmada, kemik rejenerasyonuna olumlu etkilerinin olduğu ileri sürülen PRP, BMSC ve manyetik alan uygulamasının; süperfisiyal temporal fasya ile sarılan zigomatik kemik defekti modelinde, kemik iyileşme hızına etkisi değerlendirilmiştir.Deneklerin zigomatik kemiğinde 4 mm'lik defekt oluşturulduktan sonra etrafı süperfisiyal temporal fasya flebi ile sarılmış ve non-union modeli oluşturulmuştur. Cerrahi sonrasında defekt alanına PRP, BMSC ve elektromanyetik alan uygulamasının farklı kombinasyonları uygulanmıştır. Uygulama sonrasında deneklerin kemik rejenerasyonları hidroksiprolin, ALP aktivitesi ve osteokalsin ölçümleri ile değerlendirilmiştir. Tüm denekler kemik yoğunluğu ölçümüne tabi tutulmuşlardır. Deney sonunda alınan biyopsiler histopatolojik olarak incelenmiş ve kemik rejenerasyonu oranları mikroskobik olarak değerlendirilmiştir.Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda, PRP ve PEMF uygulamasının, kemik rejenerasyonu açısından oldukça yararlı ve etkili bir kombinasyon olduğu saptandı. Çalışmada kullanılan süperfisiyal temporal fasya flebinin de otojen, vasküler ve 3 boyutlu olması nedeniyle ideal bir kemik rejenerasyon ortamı sağlayan iyi bir skafold seçeneği olduğu gözlendi. Sonuç olarak, kritik boyutlu ya da iyileşmeyen kemik defektlerinde bu kombinasyonun oldukça kullanışlı bir tedavi seçeneği olduğu ve klinik uygulamalarda güvenle kullanılabileceği düşünülmektedir.
Trombositten zengin plazma uygulamasının yara iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması
Giriş ve amaç: Yara iyileşmesi bir organizmanın bir dokusunun fiziksel bütünlüğünün bozulması sonrası verdiği lokal ve sistemik yanıtı ifade eder. İnsan hayatında en karmaşık fizyolojik süreçlerden biri olan yara iyileşmesi bilim adamları ve klinisyenler tarafından çokaz anlaşılabilmiş olmakla birlikte bu alanda hızlı ilerleyiş ile yeni bilgilere ulaşılmaktadır. Yara iyileşmesi sırasında ortaya çıkan sitokinler, büyüme faktörleri, kemokinler ve benzerlerinin oluşturduğu liste oldukça kabarıktır. Bu çalışmada oluşturulan doku defekti alanında greft uygulamasını takiben trombositten salınan büyüme faktörünün yara iyileşmesi sürecine etkisinin histopatolojik olarak değerlendirilmesi ve hücrelerarası sıvıda metabolitlerin mikrodiyaliz ile ölçülerek araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve metod: Çalışma doku hasarı oluştrulmuş sıçanlarda trombositten zengin plazmanın protektif etkisinin değerlendirilmesinin planlandığı randomize olarak seçilecek 30 adet inbret Spraque-Dawley sıçan üzerinde planlanmıştır. Sıçanlar bilgisayar aracılığı ile randomizasyon litesine göre 8' er adet sıçandan oluşan 3 gruba ayrıldı. Kalan sıçanlar trombositten zengin plazma hazırlanması amacı ile kan donörü olarak kullanıldı. Sıçanların ketalar anestezi sonrası sırt bölgesi traşlanarak ve 3×2 cm tam kat cilt defekti oluşturuldu. Defekt amaçlı alınan doku örnekleri inceltilerek tam kalınlıkta deri grefti olarak tekrar insert edildi. 1. gruba intraoperatif trombositten zengin plazma (TZP; PRP; platelet rich plasma) enjeksiyonları yapıldı. 3. grup mikrodiyaliz öreneklemesi için kontrol grup olarak tutuldu ve herhangi cerrahi işlem yapılmadı. Her 3 gruptan operasyon sonrası 1. gün,7. gün ve 14. günlerde mikrodiyaliz yöntemi ile interstisyel örneklemeler alındı. Yara yeri bakımı günlük olarak ve klorhegzidinli tül gras sargılar ile yapıldı. Sonrasında postoperatif 21. gün histopatolojik incelemeler için doku örnekleri alındı. Bulgular: Histopatolojik değerlendirmede cerrahi yapılan gruplar arasında özellikle inflamasyonda PRP uygulanmış grupta belirgin azalma olduğu görüldü. Yine cerrahi yapılan gruplar arasında mikrodiyaliz verileri karşılaştırıldığında glikoz, pirüvat ve laktat değerlerinde anlamlı farklar bulundu. Sonuç: Deneysel sıçan tam kat doku defekti modelinde tam kat deri grefti ile birlikte trombositten zengin plazma kullanılarak histopatolojik ve mikrodiyaliz verilerinin istatistiksel değerlendirilmesi yapıldı. Trombositten zengin plazma uygulanan grupta hem histopatolojik hemde mikrodiyaliz sonuçlarında anlamlı farklar olduğu görüldü. Bu çalışma verilerine dayanarak trombositten zengin plazma uygulamasının klinik kullanımda defektif yaralarda öncelikli tedavi seçeneklerinden biri olabileceğine inanmaktayız.
Kolon anastomozlarında kök hücre ve trombositten zengin fibrinin etkileri: Deneysel çalışma
Gastrointestinal sistem cerrahisi, genel cerrahi uygulamasında önemli bir yer tutmaktadır. Gastrointestinal sistem cerrahisinde geliĢmelere rağmen anastomoz kaçakları önemli bir sorun oluĢturmaktadır. Yapılan birçok çalıĢmanın amacı güvenli kolon anastomozu sağlayarak, komplikasyonları azaltmaktır. Anastomoz iyileĢmesinde önemli hedeflerden biride doku kanlanmasını arttırarak anastomoz sağlamlığını arttırmaktır. Trombositten zengin fibrin (TZF) içerdiği büyüme faktörleri ve sitokinler sayesinde yeni damar oluĢumu ve yara iyileĢmesine etki eden 2. kuĢak trombosit konsantrasyonudur. Adipoz kökenli kök hücreler elde ediliĢ biçimleri ve çoklu dokulara farklılaĢma özellikleri nedeni ile gündemdeki en potansiyel kök hücrelerden biridir. Adipoz doku kökenli kök hücre farklılaĢarak yeni hücrelerine dönüĢebildiği gibi yeni damar oluĢumunu arttırdığı da birçok çalıĢmada gösterilmiĢtir. ÇalıĢmada 80 adet Sprague-Dawley cinsi diĢi sıçan kullanıldı. Her biri 20‟Ģer sıçan bulunduran 3 grup oluĢturuldu. 20 tane sıçan da kök hücre ve trombositten zengin fibrin eldesi için kullanıldı. Tüm gruplardaki sıçanların inen kolonu tam kat kesildikten anastomoz yapıldı. Kontrol grubunda anastomoza herhangi bir Ģey uygulanmazken, diğer iki grupta anastomoz üzerinde trombositten zengin fibrin ve trombositten zengin fibrin+kök hücre uygulandı. Tüm sıçanlar iĢlemden sonraki 7. günde sakrifiye edildi. Üç grubun her birinde iki alt grup vardı. Anastomoz patlama basıncı ve histopatolojik değerlendirmenin yapılacağı bir grup ve damarlanmanın anjiyografik olarak değerlendirileceği ikinci bir grup planlandı. Ġmmünohistokimyasal olarak; çalıĢma grubunda DiI ile iĢaretli adipoz kökenli kök hücrelerin takibi için floresan mikroskopta inceleme yapıldı. ÇalıĢmadaki sıçanların kiloları değerlendirildiğinde 3 grupta da anlamlı farklılık saptanmadı. Grupların ilk ve son kiloları değerlendirildiğinde kontrol grubunda (p=0.253); TZF grubunda (p<0,05) ve TZF+kök hücre grubunda (p=0,525) anlamlı farklılık saptanmadı. Kontrol grubunda karın içi yapıĢıklıklar TZF ve TZF+kök hücre grubuna istatistiksel olarak daha fazla olmasına rağmen hiçbir grupta perforasyon, fistülizasyon yada karın içi apse izlenmedi. Anastomoz patlama basınçları ve damarlanma açısından karĢılaĢtırma yapıldığında TZF+kök hücre grubunda diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Kontrol grubunda patlama basıncı ortalaması 159,1 ± 18,2 mmHg, TZF grubunda 176 ± 24,3 mmHg ve TZF+kök hücre grubunda 191,1 ± 20,9 mmHg (p<0,05) olarak hesaplandı. Anjiyografik değerlendirmede mm² düĢen damar sayısı v hesaplandı. Kontrol grubunda 17,7 ± 4,3 adet, TZF grubunda 25 ± 3,7 adet ve TZF+kök hücre grubunda 33,9 ± 4,1 adet damar (p<0,05) izlendi. Histopatolojik değerlendirmede ise reepitelizasyon (p=0.082), fibrozis (p=0,089), iskemik nekroz (p=0,058) ve muskuler tabakada bozulmada (p=0,133) anlamlı farklılık saptanmadı. Fakat vasküler proliferasyon (p<0,05) ve inflamasyonda (p<0,05) TZF ve TZF+kök hücre gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı farklılık saptanmadı. TZF ile TZF+kök hücre grupları arasında vasküler proliferasyon (p=0,211) ve inflamasyonda (p=0,999) anlamlı farklılık saptanmadı. Flöresan mikroskopi ile yapılan değerlendirmede kök hücrenin hem endotel hücresine dönüĢümü hem de villöz yapılar arasında olduğu tespit edildi. ÇalıĢma sonucunda TZF‟nin salgıladığı büyüme faktörleri ile, kök hücrenin ise endotel hücresine farklılaĢarak ve sitokin salgısıyla anastomoz iyileĢmesine etki ettiği görüldü. Histopatolojik olarak vasküler proliferasyon ve inflamasyonda anlamlı farklılık olmaması TZF‟nin yedinci günde pik yapan büyüme hormonları ve sitokin salınımına bağlanırken, çalıĢma süresinin daha uzun planlanması halinde kök hücrenin anlamlı farklılık yapacağı düĢünüldü. Anahtar kelimeler: Trombosit zengin fibrin, kök hücre, kolon anastomozu