Plant protection
59 theses under this subject heading
Herbisitlere alternatif olan alevleme ve mekanik mücadele yöntemlerinin ayçiçeğinde yabancı otlar üzerindeki etkisinin araştırılması
Bu çalışma alevleme ve çapalamanın ayçiçeğinde yabancı otlar üzerinde etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Arazi denemesi İnönü Üniversitesi Ziraat Fakültesi araştırma alanında 2017 yılında kurulmuştur. Deneme konuları, sürekli yabancı otsuz, sürekli yabancı otlu kontrol ile çapalamanın farklı kombinasyonları (sıra arası, sıra üzeri) ve alevlemeyi içermektedir. Deneme Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre kurulmuştur. Ayçiçeğinin 2-4 yapraklı olduğu dönemde alevleme uygulaması bir defa yapılmış ve propanın dozu, 60 kg/ha olarak alınmıştır. Çapa uygulaması ise, 2 - 4 yapraklı ve 4-6 yapraklı dönemlerde birer kez, 2 - 4 ve 10 - 12 yapraklı dönem ile 4 - 6 yapraklı ve 10 - 12 yapraklı dönemlerde ise ikişer kez uygulanmıştır. Deneme sonunda, ayçiçeğinde uygulamaların yabancı otlara etkisinin yanında, ayçiçeğinin bin dane ağırlığı, dane verimi, tabla çapı ve bitki boyuna olan etkilerine bakılmıştır. En yüksek ayçiçeği dane verimi sürekli yabancı otsuz kontrol (588 kg/da)' den elde edilirken, bunu iki kez çapa (579 kg/da) uygulaması takip etmiştir. En düşük verim ise (455 kg/da) sürekli yabancı otlu kontrol parselinden sağlanmıştır. En yüksek tabla çapı (18.83 cm) iki kez çapa yapılan parselden sağlanmıştır. Bitki boyunda en yüksek değer (168.43 cm) iki defa çapalamadan elde edilirken, bunu yabancı otsuz kontrol (164.73 cm) uygulaması takip etmiştir. Ayçiçeğinde yabancı ot mücadelesinde alevleme + çapalama uygulamasının alevlemeye göre verimi artırdığını, böylece özellikle organik tarımda kullanılabileceğini önerebiliriz. Anahtar Kelimeler: Ayçiçeği, alevleme, yabancı ot kontrolü, çapalama
Avcı akar Amblyseius swırskii athias-henriot (Acarına: Phytoseiidae)'ye karşı bazı pestisitlerin yarı tarla koşullarında yan etkilerinin araştırılması
Turunçgil tarımı ülkemiz açısından büyük bir öneme sahiptir. Fakat turunçgil tarımı yapılan alanlarda yetiştiricilik ile ilgili sorunların yanında hastalık, zararlı ve yabancı ot gibi olumsuz faktörler de bulunmaktadır. Ülkemizde turunçgil bahçelerinde bugüne kadar 80'nin üzerinde zararlı tür tespit edilmiş olup bunlarla beslenen 150'den fazla faydalı tür bulunmaktadır. Bu faydalı türlerden biri de ülkemizde bazı firmalarca pazarlanıp doğaya salınan "Amblyseius swirskii" dir. Bu tez çalışmasında bazı BKÜ(Bitki Koruma Ürünleri) nin yarı tarla koşullarında A.swirskii'ye yan etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Denemede 5 bitki( Biber, patlıcan, turunçgil, yaprak güzeli, zakkum) üzerinde A.swirskii 'ye karşı, 2 insektisit(Spirotetramat, dimethoate), 2 akarisit (Spirodiclofen ve abamectin) ve 1 organik insektisit(Portakal yağı) uygulanmıştır. Deneme 5 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. A.swirskii üretimi sırasında besin olarak Kuru meyve akarı (Carpoglyphus lactis (L)+çam poleni verilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler Henderson-Tilton'a göre %ölüm oranları hesaplanıp IOBC'nin belirlediği sınıf değerleri esas alınarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak portakal yağı %50'nin altında ölüm oranına neden olup 2 sınıf değeri alarak "az zararlı" olarak belirlenmiştir. Spirotetramat %41.25'in üzerinde ölüm oranına neden olup 3 sınıf değerini alarak "orta derecede zararlı" olarak kabul edilmiştir. Spirodiclofen ve abamectin ise birinci gün dışında sayım yapılan tüm günlerde (3,7,10,14) genel itibariyle %50'nin üzerinde ölüm oranına neden olup 3 sınıf değerini "orta derecede zararlı" ve 4 sınıf değerini alarak "zararlı" olarak belirlenmiştir. Karşılaştırma ürünü olarak kullanılan dimethoate etken maddesi ise %100 etki göstermiş olup 4 sınıf değerini alarak "zararlı" olarak kayıt edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: IOBC, Henderson-Tilton, BKÜ, Yarı tarla meodu, Amblyseius swirskii
Malatya ili armut üretim alanlarında görülen fitoplazma hastalıklarının moleküler yöntemler ile araştırılması
Malatya ili armut üretim alanlarındaki fitoplazma hastalıklarının belirlenmesi amacıyla 2020 yılında sürvey çalışmaları yürütülmüş ve Malatya ilinde armut üretimi yapılan lokasyonlardan fitoplazma etmenlerine özgü belirtiler gösteren ve göstermeyen toplam 301 adet bitkiden rastgele yaprak örnekleri alınmıştır. Toplanan numunelerden total DNA izolasyonları ticari bir kit yardımı ile gerçekleştirilmiştir. Örneklerdeki muhtemel fitoplazma etmenlerini araştırmada, R16mF2/R16mR1 ve R16F2n/R16R2 üniversal primerlerin kullanıldığı Nested-polimeraz zincir reaksiyonu (Nested PCR) yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada Malatya ili armut üretim alanlarından toplanan örneklerin hiçbirinde fitoplazma etmeni saptanmamıştır.
Avcı böcek, Seranginum parcesetosum sicard (Coleoptera: Coccinellidae)'un gelişme süresi ve ölüm oranı üzerine konukçu bitkilerin etkisi
Çalışmada, pamuk (Çukurova-1518 ve Deltapine) ve patlıcan (Pala ve Çukurova topağı) çeşitleri üzerinde üretilen Pamuk beyazsineği, Bemisia tabaci Gennadius (Horn: Aleyrodidae) ile beslenen Serangium parcesetosum Sicard (Col: Coccinellidae)'un ergin öncesi dönemlerinin gelişme süreleri ve ölüm oranlan, preovipozisyon, ovipozisyon ve postovipozisyon süreleri ile yumurta verimleri 25 + 1 °C sıcaklık ve % 65 + 5 orantılı nem koşullarında çalışılmıştır. Ayrıca elde edilen verilerden avcının bu bitkiler üzerindeki yaşam çizelgeleri oluşturulmuştur. S. parcesetosum ergin öncesi toplam gelişme süresini 22.9 gün ile en kısa sürede Çukurova-1518 pamuk çeşidi üzerinde, en uzun ise 28.0 gün ile Çukurova topağı patlıcan çeşidi üzerinde tamamlamıştır. Ergin öncesi dönemlerdeki toplam ölüm oranlarına baktığımızda en az ölüm % 20.8 ile Çukurova-1518 pamuk çeşidinde en fazla ise % 48.9 ile Pala patlıcan çeşidi üzerinde görülmüştür. İstatistiksel analizler sonucunda pamuk ile patlıcan bitkileri arasında S. parcesetosum 'a ait gerek ergin öncesi dönemlerin gelişme süreleri ve gerekse bu dönemlerdeki ölüm oranları arasındaki farkın önemli olduğu, çeşitlerin kendi aralarındaki farkın ise önemsiz olduğu tespit edilmiştir. S. parcesetosum 'un pamuk çeşitleri (Çukurova-1518 ve Deltapine) üzerinde ölüm oranının düşük ve üreme kapasitesinin yüksek olması nedeniyle kitle üretimi için en uygun konukçu bitkinin pamuk olduğu kanısına varılmıştır.
Adana İlinde çiftçi şartlarının depolanmış ürünlerde zararlıların tespiti
öz YÜKSEK LİSANS TEZİ ADANA İLİ'NDE ÇİFTÇİ ŞARTLARINDAKİ DEPOLARDA ZARARLILARIN TESBİTİ BERRİN ÇANKAYA ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİTKİ KORUMA BÖLÜMÜ ENTOMOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. A. FARUK ÖZGÜR Yıl: 1998, Sayfa:27 Jüri : Prof. Dr. A. Faruk ÖZGÜR Doç. Dr. M. Rifat ULUSOY Doç. Dr. İ. Halil ELEKÇİOĞLU Adana ilinde merkez ilçeye bağlı Küçük Çıldırın, Yolgeçen, Gökçeler, Akkuyu ve Çınarlı köylerine Ekim 1996-Ağustos 1997 tarihleri arasında, çiftçi şartlarındaki depolarda surveyler yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda Insecta sınıfına bağlı 3 takımdan 11 familyaya bağlı toplam 13 zararlı türe rastlanmıştır. Bunlara ek olarak çok sayıda Akar türü de bulunmuştur. Yapılan araştırmanın sonucunda en yaygın türlerin Si tophi his oryzae (L.), Rhizopertha dominica (F.), Tribolium castamum (Herb.), Trogium pıılsatorhım (L.), Plodia interpunctella (Hübner) ve Sitotraga cerealella (Olivier) olarak belirlenmiştir. Bu köylerde ikinci derecede önemli türler olarak Oryzaephilus surinamensis (L.), Cryptolestesferrugineus (Steph.) tesbit edilmiştir. Hayvan yemlerinde ise çok sayıda Akar türüne rastlanmıştır, Buğdayda S. oryzae, R. dominica, Trogium pulsatorium, arpada S. oryzae, R. dominica, S. cerealella, bulgurda T. castaneum arpa ezmesi ve mısır yeminde bazı Akar türlerinin zararlı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Depo, depo ürünleri, depo zararlıları, Adana
Domates bakteriyel kara leke hastalığının (Pseudomonas syringae pv. tomato) tanımlanması, ırklarının belirlenmesi ve kimyasal savaşıma alternatif yöntemlerin saptanması üzerinde araştırmalar
Bu çalışmada Pseudomonas syringae pv. tomato (PST)'nıın neden olduğu domates bakteriyel kara leke hastalığı fizyolojik, biyokimyasal, patojenite, ELISA ve PCR testleri ile tanımlanmıştır. Ontario 7710 fidelerinin kullanılmasıyla Türkiye'de PST ırk l'in varlığı bu araştırma ile belirlenmiştir. PST' nin toprakta yaşamını sürdüremediği fakat topraktaki infekteli bitki artıklarında ve tohumlarda yaşamını sürdürebildiği bulunmuştur. Bunlar Çukurova Bölgesinde PST' nin ilk inokulum kaynaklan olarak değerlendirilmişlerdir. Toplam 47 farklı domates tohum örneği in direkt immunofloresans (IFAS), yan seçici besi yeri kullanımı ve tohum çimlenmesinden sonraki 7 gün içinde kotiledonlar üzerinde tipik hastalık simptomlannın incelemeleriyle testlenmiştir. Sadece 1 tohum ömeği PST ile bulaşık bulunmuştur. Tohumdaki PST'yi elemine etmek için bronopol ve bakır asetat en etkili tohum uygulamaları olarak bulunmuştur. Ayrıca PST' ye karşı kimyasal kontrole alternatif kontrol yöntemler (biyolojik kontrol ve toprak solarizasyonu) araştınlmıştır. Toprak, tohum ve yeşil aksamdaki PST inokulumuna karşı bazı antagonistler (4Klf, MTD1) iyi etkiye sahip bulunmuşlardır. Toprak solarizasyonu toprağın 30 cm derinliğine kadar etkili olmuş, hastalık oluşumu % 77 azaltılmıştır ve PST' ye karşı etkili bir kontrol yöntemi olarak değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler : domates bakteriyel kara leke hastalığt, ELISA, PCR, IFAS, ırklar, yaşam, tohum uygulamaları, biyolojik kontrol, toprak solarizasyonu
Adana ili mısır ekim alanlarında turcicum yaprak yanıklığı (Exserohilum turcicum (Pass. ) Leonard. and Suggs) ve maydis yaprak yanıklığı (Helminthosporium maydis Nisik.) hastalıklarının yaygınlığı, biyoekolojisi, mısır çeşitlerinin bu has
öz DOKTORA TEZÎ ADANA İLİ MISIR EKİM ALANLARINDA TURCICUM YAPRAK YAMKLIĞI (Exserohilum turcicum (Pass) Leonard, and Suggs) VE MAYDİS YAPRAK YANIKLIĞI (Helminthosporium maydis Nisik.) HASTALIKLARININ YAYGINLIĞI, BİYOEKOLOJİSİ, MISH* ÇEŞİTLERİNİN BU HASTALIKLARA KARŞI DUYARLILDXLARI VE MÜCADELE OLANAKLARI ÜZERİNDE ARAŞTD3MALAR Veli ÇETİN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİTKİ KORUMA ANABİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. N. Kemal KOÇ Yıl: 1999, Sayfa: 131 Jüri : Prof. Dr. N. Kemal KOÇ : Doç. Dr. Abuzer SAĞIR : Doç. Dr. Ali ERKILIÇ Adana ilinde mısır ekim alanlarının son yıllarda hızla artması, mısırla ilgili sorunların da artmasına neden olmuştur. Bunlar içerisinde Exserohilum turcicum (Pass.) Leonard and Suggs, ve Helminthosporium maydis Nisik. ' in neden olduğu yaprak yanıklıkları da önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışma iki yaprak yanıklığı etmeninin bazı kültürel özelliklerinin, Adana ili mısır ekim alanlarında yaygınlıklarının, kışı nerede ve nasıl geçirdiklerinin, bazı mısır çeşitlerinin bu hastalıklara karşı duyarlılıklarının ve mücadele yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla 1994 - 1998 yıllan arasında yürütülmüştür. E. turcicum en fazla koloni gelişimini dekstozu azaltılarak modifıye edilmiş PDA ortamında, H. maydis yulaf ağarda gösterirken, en fazla konidi sayısı her iki etmen için de pepton dekstroz ağarda saptanmıştır. Etmenler 5 ile 9 pH dereceleri arasında optimum koloni gelişimi gösterirken, E. turcicum için 25 °C, H.maydis için 30 °C nin uygun olduğu görülmüştür.. Değişik ışık sürelerinin E. turcicum1 un gelişimi üzerinde etkisi görülmezken, H. maydis' in gelişimi ışıkta kalma süresinin azalmasına paralel olarak azalmıştır. Sörvey çalışmaları sonucunda, Adana ili mısır ekim alanlarında Maydis Yaprak Yanıklığının, Turcicum Yaprak Yanıklığına göre daha önemli olduğu görülmüştür. Her iki etmen de kışı toprak altında geçirememiş, konidilerin canlı kalma süreleri toprak derinliğine bağlı olarak azalmış, tarlada olduğu gibi kalan yada toprak yüzündeki bitki artıklarında konidi olarak kışlayabilmiştir. Turcicum yaprak yanıklığına karşı 1994' de doğal enfeksiyon koşullarında denenen çeşitlerin tamamı dayanıklı bulunurken, yapay enfeksiyon koşullarında 1996' da denenen çeşitlerden 16'sı dayanıklı, 2'si orta dayanıklı, 4'ü orta duyarlı, 1997 yılında 16' sı dayanıklı, 3' ü orta dayanıklı 5'i orta duyarlı bulunmuştur. Maydis Yaprak Yanıklığına karşı denenen çeşitlerden 1995' te 6' sı dayanıklı, 3'ü orta dayanıklı, 9'u orta duyarlı ve 1' i duyarlı, 1997 yılında 5' i dayanıklı, 5' i orta dayanıklı, 6' sı orta duyarlı ve 7'si duyarlı olarak belirlenmiştir. Sera koşullarında yapılan denemede maneb, mancozeb, metconazole, prochloraz, propiconazole, cyproconazole ve çaptan ümitvar bulunurken, carbendazim ve triadimenol etkili olmamışlardır. Anahtar Kelimeler: Mısır, E. turcicum, H. maydis,
Harran ovası koşullarında pamukta Thrips tabaci Lind. (Thysanoptera: Phripidae) populasyonunun bitki gelişimine ve kütle verimine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, yapılan sörvey ve kurulan denemelerle, Harran ovasında, T. tabaci hin, pamuk bitkisinin gelişmesine ve kötlü verimine etkisi araştırılmıştır. 1996-1998 yıllarında yapılan sörveylerde, T. tabaci populasyonu her yıl aynı yoğunlukta gelişmemiş, yoğunluğunun yüksek olduğu yıllarda, ekonomik olarak ürün kayıplarına neden olabilecek seviyenin üzerine çıkmıştır. Yapılan bitki, parsel ve tarla denemelerinde bitkinin temel gelişim döneminde, T. tabacfmn. populasyon yoğunluğunun artışıyla orantılı olarak, bitkide tarak gelişmesi, koza gelişmesi gerilemiş, açılmış koza sayısında ve kütlü veriminde düşüşler olmuştur. T. tabaci populasyonu, bütün denemelerde, teknik talimatta % 15 bulaşık bitki olarak belirtilen Ekonomik Zarar Eşiğinin çok üzerine çıkmıştır. T. tabaci populasyonunun, bu eşiğin üzerine çıktığı bir çok karakterde oluşan ürün kaybı bir ilaçlama için hesap edilen ürün miktarının altında olmuştur. T. tabaci populasyonunun 4-5 adet/yaprak seviyesi üzerinde geliştiği bitkilerde kütlü veriminde oluşan kayıplar, bir ilaçlama için hesap edilen kütlü miktarının üzerinde olmuştur. Anahtar Kelimeler: Thrips tabaci Lind., Pamuk (Gossypium hirsutum L.), Harran ovası, GAP
Elma phyllosphere mikoflorası'nın karaleke hastalığı etmeni Venturia inaequalis (Cke.) wint.'e antagonistik etkilerinin saptanması
Bu çalışmada elma karaleke hastalığı etmenine {Venturia inaequalis (Cke.) Wint.)'duyarlılıklan farklı Granny Smith, Starkspur Golden ve Starkrimson elma çeşitlerinin yapraklarından periyodik aralıklarla yapılan 5 izolasyonun sonucunda 43 farklı fungus tür veya izolatlan saptanmıştır. Elma fillosferinde Cryptococcus (beyaz maya), Sporobolomyces (pembe maya), Alternaria, Penicillium, Cladosporium, Epicoccum, Heterosporium, Papularia, Peyronellaea ve Papularia fungal türleri belirlenmiştir. Yaprak yüzey mikroorganizmaları suda süspanse edilerek cm2 yaprak yüzeyindeki fungal populasyon hesaplandığında her üç elma çeşidinde de Aurebasidium ve Cryptococcus türlerinin toplam fungus populasyonunun büyük bir kısmını oluşturduğu görülmüştür. In vitro' da. V. inaequalis' 'in miseliyal gelişimini değişik antagonistik yöntemlere göre en iyi inhibe ettiği saptanan fungus izolatlan Cryptococcus (A21), Sporobolomyces (A3), Penicillium (A8, Ali) ve Papularia (Al) türleri olmuştur. İkili kültür çalışmalarının sonucunda Cryptococcus, Sporobolomyces, Alternaria altenata, Papularia ve Epicoccum türlerinin ürettikleri uçucu antibiyotiklerin V. inaequalis' m. miseliyal gelişimini %100 inhibe ederek diğer izolatlara göre daha etkili oldukları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Venturia inaequalis, Mikoflora, Fungal Antagonizm, Elma, İkili Kültür
Şanlıurfa İli tarım ve tarım dışı alanlarda bulunan agromyzidae (diptera) türleri, yayılışları, konukçuları, zarar şekilleri ve parazitoitlerinin saptanması
oz DOKTORA TEZİ ŞANLIURFA ILI TARIM VE TARIM DIŞI ALANLARDA BULUNAN AGROMYZIDAE (DIPTERA) TÜRLERİ, YAYILIŞLARI, KONUKÇULARI, ZARAR ŞEKİLLERİ VE PARAZİTOİTLERİNİN SAPTANMASI Emine ÇIKMAN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİTKİ KORUMA ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Nedim UYGUN : Yıl 2001, Sayfa: 207 Jüri : Prof. Dr. Nedim UYGUN : Prof. Dr. Faruk ÖZGÜR : Prof. Dr. Abuzer YÜCEL : Doç. Dr. Cafer MART : Yrd. Doç. Dr. H. Sungur CİVELEK Bu çalışma 1999-2001 yıllarında Şanlıurfa ili tarım ve tarım dışı alanlardaki Agromyzidae (Diptera) familyasına bağlı türleri, bu türlerin konukçularını, yayılış, zarar şekilleri ve parazitoitlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Agromyzidae türleri, bulaşık bitki örneklerinin laboratuvar koşullarında kültüre alınmasıyla ve survey yapılan alanlarda atrap yardımıyla toplanmış ve Agromyzinae altfamilyasından 3 cinse ait 6 tür; Phytomyzinae altfamilyasından da 6 cinse ait 14 tür olmak üzere toplam 20 tür saptanmıştır. Belirlenen bu türler içerisinde Agromyzinae altfamilyasından Agromyza albipennis Meigen, 1830, Melanagromyza vignalis Spencer, 1959 ve Phytomyzinae altfamilyasından da Liriomyza hieracivora Spencer, 1971, Pseudonapomyza atra (Meigen, 1830), Ps. spicata (Malloch, 1914), Ps. spinosa Spencer, 1973, Phytomyza chelonei Spencer, 1969, türleri yeni kayıt olarak kaydedilmiştir. Ayrıca zararlı türler içerisinde Liriomyza trifolii (Burgess) ve Chromatomyia hordeola (Goureau)'nın yaygın ve önemli türler olduğu belirlenmiştir. Çalışmada 26 adet parazitoit tür saptanmış, bu türlerden Eulophidae (Hymenoptera) familyasından yer alan Diglyphus isaea Walker ve D. minoeus Walker'un yaygın ve yoğun türler olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Agromyzidae, Parazitoit, Tarım ve Tarım Dışı Alanlar, Şanlıurfa
Agrobacterium tumefaciens aracılığı ile hıyarın (Cucumis sativus L.) genetik transformasyonu ve bitki regenerasyonu
Kotiledon ve hipokotil bitki doku parçalan kullanılarak marker gen olarak kanamisine dayanıklılık (npt II) ve P-glukuronidaz (GUS) genlerini içeren Agrobacterium tumefaciens'm pGA482GG plazmidini taşıyan EHA101 ırkı ile hıyar bitkisine (Cucumis sativus L.) gen transferi yapılmıştır. In vitro koşullarda tohumların çimlendirilmesi ile elde edilen bitkilerin kotiledon ve hipokotil parçaları farklı hormon konsantrasyon ve kombinasyonlarını içeren MS ortamı üzerinde kültüre alınmış ve en uygun sürgün regenerasyon ortamının 2 mg/1 zeatin içeren MS ortamı olduğu belirlenmiştir. Denenen bitki doku parçalarından en fazla bitki regenerasyonu ortadan enine ikiye kesilmiş kotiledon yapraklarının sapa bağlanan kısımlarından elde edilmiştir. Doku parçalan A. tumefaciens ile 2 gün süre ile ko- kültüre alınmıştır. Kanamisinli ortamlarda seçilen bitki doku parçalan histokimyasal GUS+ analizi ile test edilmiş ve dokularda meydana gelen mavi renk değişimleri gözlenmiştir. Transgenik dokulardan regenere olan sürgünler basal MS ortamı üzerinde 3 hafta süre ile kültüre alınarak kök gelişimi teşvik edilmiştir. 10 cm uzunluğa ulaşan ve kök oluşturan bitkiler toprağa aktarılarak bitkilerin doğal koşullara adaptasyonlan sağlanmıştır. Bu bitkilerin normal çiçek ve meyve oluşturduktan gözlenmiştir. Transgenik bitkilerden DNA izolasyonlan yapılmış ve aktarılan npt II ve GUS genlerini belirlemek için PZR analizleri yapılmıştır. Böylece hıyar bitkisine A. tumefaciens aracılığı ile gen transferi için etkili bir protokol oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler ; Agrobacterium tumefaciens, Cucumis sativus, Transgenik Bitki, Bitki Regenerasyonu, Hıyar
Bazı hıyar, domates ve biber çeşitlerinin Meloidogyne javanica Chitwood 1949 IRK-1 ve Meloidogyne incognita Chitwood 1949 IRK-2'ye karşı dayanıklılıklarının araştırılması
Bu çalışmada 28 hıyar, 26 domates ve 16 biber çeşidi Meloidogyne javanica ırk-1 ve M. incognita ırk-2'ye karşı 25±1°C sıcaklık ve %60±10 orantılı nem koşullarında iklim odasında testlenmiştir. Denemeye alınan tüm hıyar çeşitlerinin M. javanica ırk-1 ve M. incognita ırk- 2'ye duyarlı oldukları saptanmıştır. Domates çeşitlerinin tümü M. incognita ırk-2'ye duyarlı iken, 144 RN, Target N Fİ ve 1077 domates çeşitlerinin M. javanica ırk-1' e dayanıklı olduğu ve diğerlerinin ise duyarlı olduğu belirlenmiştir. Bu çeşitlerin M javanica ırk-1 karşı 30±l°C'de de dayanıklı olduğu ortaya çıkarılmıştır. Denemeye alman biber çeşitlerinin tamamının M. javanica ırk-1' e karşı dayanıklı bulunurken, M. incognita ırk-2'ye karşı duyarlı oldukları tespit edilmiştir. Biber çeşitlerinin tümü 30±1°C sıcaklıkta da M. javanica ırk-1 'e karşı dayanıklılıklarım sürdürebilmişlerdir. Anahtar kelimeler: Hıyar, biber, domates, Meloidogyne javanica ırk-1, Meloidogyne incognita ırk-2, dayanıklılık.
Kavunda fusarium solgunluğuna karşı trifluralin ve acetochlor herbisitlerinin kullanılarak dayanıklılığının teşvik edilmesi
Bu çalışmada trifluralin ve acetochlor herbisitlerinin Fusarium oxysporum f.sp. melonis (FOM)'in miseliyal gelişimi ve kavunda Fusarium solgunluk hastalığı üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Her iki herbisit de katı ortamda FOM'un miseliyal gelişimini doza bağlı olarak artan oranda inhibe etmiştir. Bununla birlikte trifluralin katı ortamda miseliyal yoğunluğu arttırıcı etkide bulunmuştur, ve buna paralel sıvı ortamda dozla artan oranda miseliyal kuru ağırlığın artışına neden olmuştur. Acetochlor FOM'un koloni gelişimi üzerine trifluralinden daha fazla inhibe edici etki göstermiş ve yine sıvı ortamda doz artışına paralel olarak fungusun miseliyal ağırlığım ters orantılı bir şekilde azaltmıştır. Herbisitlerin solgunluk hastalığına olan etkilerinde ise trifluralin ve acetochlorun uygulama dozlarının yarısı (trifluralin; 96 ul/m2 ve acetochlor; 168 ul/m2) hastalığı azaltmada en etkili olmuşlardır. Trifluralinin 96 ul/m2lik dozu hastalık oluşumunu %62,4 azaltırken, acetochlorun 168 ul/m2 lik dozu %55 oranında azaltmıştır. Bunun yanında herbisitlerin normal uygulama dozları da (192 ul/m2 ve 336 ul/m2) hastalık oluşumunu azaltmış ancak iki katı dozlar (384 ul/m2 ve 672 ul/m2) hastalığı arttırmıştır. Tüm uygulamalardaki bitkilerden elde edilen ekstraktlar kontroldeki lerden elde edilenlere göre fungusun çim borusu gelişimini inhibe etmiş, bu uygulamalarda en güçlü inhibisyonu yine herbisitlerin yarı dozlarının (trifluralin; 96 ul/m2 ve acetochlor; 168 ul/m2) uygulandığı bitki ekstraktları sağlamış daha sonra bunu sırasıyla iki katı (384 ul/m2 ve 672 ul/m2)ve normal uygulama dozları (192 ul/m2 ve 336 ul/m2) takip etmiştir. Anahtar Kelimeler: Kavun, Fusarium solgunluğu, Dayanıklılığın teşviki, Herbisit
Domateslerde zararlı domates sarı yaprak kıvırcıklık virüsünün (DSYKV) yabancı ot konukçularının saptanması
Domates tarımı yapılan birçok ülkede yaygın olarak görülen ve domatese önemli oranda zarar veren DSVKV, beyaz sinek tarafından taşınmaktadır. Bölgemizde de büyük sorun oluşturan bu virüs, örtü altı ve açık alanda yapılan domates tarımım tehdit edecek boyutlara erişmiştir. Zaraın bu şekilde artış göstermesinde virüse konukçuluk eden yabancı otların payı büyüktür. Bu çalışma virüsün doğal inokulum kaynaklarını oluşturan yabancı otların saptanması için yapılmıştır. Bu amaçla özellikle domates yetiştirilen yerlerin yakın çevresinde bulunan yabancı otlar toplanmış ve test edilmek üzere laboratuvara getirilmiştir. Testleme çalışmaları bitkilerde meydana gelen simptomların gözlenmesi ve virüsün bir bitkiden diğer bir bitkiye taşınmasında vektör beyaz sinek Semisîa tstmci Gerin, kullanılmıştır. Ü8tı,*rs strsmom'umL., Sofmum m'gnmL. ve Urtics ttrensV. DSVKV nün yabancı ot konukçulan olduğu saptanmıştır. Bu yabancı otlardan üriw& urmsL! in DSVKV ne konukçuluk ettiği bu çalışma sonucunda blırlenmiştir. Kültürel önlemlerin virüs hastalıkları mücadelesinde önemli bir yeri vardır. Bu bakımdan patojenin konukçulanmn bilinmesi ve buna göre alınacak önlemler, kuşkusuz bazı hastalıklara daha başlangıç aşamasında müdahale imkanı sağlayacak, etmenin yayılması da bu şekilde önlenebilecektir.
Domateste (Lycopersicon esculentum Nill.) protoplasti izolasyonu ve kültürü
39 ÖZET Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de önemli kültür bitkileri arasında yer alan domates (Lycopersicon esculentum Mili.) birçok fungal, bakteriyel ve vira! hastalık etmenlerinden önemli ölçüde zarar görmektedir. Hastalık etmenlerine karşı en etkili mücadele yöntemi hastalıklara dayanıklı domates çeşitleri yetiştiriciliğinin yapılmasıdır. Bu özelliklere sahip domates çeşitleri geliştirmek için çeşitli hastalıklara dayanıklılık karakterleri yabani domates çeşitlerinde bulunmasına karşın, kültürü yapılan domates çeşitleri ile yabanileri arasında melezlemeler yapmak klasik melezlemede karşılaşılan sorunlar nedeniyle mümkün olamamaktadır. Son yıllarda bu sorunun somatik hibridizasyon ile çözüm bulacağı ileri sürülmektedir. Ancak bu amaca ulaşmak için aralarında somatik hibridizasyonun yapılması öngörülen her partner için protoplasttan bitkiye geçiş sürecinin deneysel araştırmalarla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu amaç doğrultusunda yapılan bu çalışma ile önce Creon domates çeşitinde protoplast izolasyonu ve kültürü çalışmaları yapılmıştır. Bunun için in vitro sürgün ucu kültürü ile modifiye edilmiş MS ortamında geliştirilen 3-4 haftalık domates bitkilerinin tam gelişmiş yaprakları protoplast izolasyonunda kullanılmıştır. Protoplast izolasyonunda iki farklı enzim çözeltisi kullanılmış, en iyi sonucu %0.2 (w/v) Macerozyme R-1 0, %0.6 (w/v) Cellulase Onozuka R-10 ve CPW9M içeren enzim solüsyonunda (DES) elde edilmiştir. 6 mi enzim solüsyonu içerisinde 250-300 mg yaprak olacak şekilde, 14-16 saat 25 rpm'de çalışan çalkalayıcılar üzerinde 28±1°C'de karanlıkta inkübe edilmiştir. 1 gr yapraktan bitkinin fizyolojik durumuna bağlı olarak 6-7X1 06 protoplast izole40 edilmiştir, izole edilen protoplastlar farklı yoğunluklarda katı ve sıvı MS-N ve modifiye edilmiş TM-2 ortamında kültüre alınmışlar ve MS-N ortamında kültüre alınan protoplastlarda bölünme gözlenmemiştir. Sıvı modifiye edilmiş TM-2 ortamında ise protoplastlar bölünme göstermiş fakat mikrokallus oluşumu gözlenmemiştir. En fazla protoplast bölünmesi ve %7.9 kaplama etkiliği ile 1.0X105 protoplast/ml yoğunlukta katı modifiye edilmiş TM-2 ortamında gözlenmiştir. Katı modifiye edilmiş TM-2 ortamında kültüre alınan protoplastlardan gelişen mikrokallusların gelişimini hızlandırmak için sıvı TM-3 ortamında kültüre alınmışlardır. Farklı oranlarda GA3 ve Zeatin içeren TM-4 ortamında kültüre alınan mikrakalluslardan en fazla kallus oluşumu 29.77 mg ile 0.5 mg/l GA3 ve 0.5 mg/l Zeatin içeren kültür ortamında gözlenmiştir. Hiçbir hormon içermeyen TM-4 ortamında çok az kallus gelişimi gözlenmiştir.
Turunçgillerde phytophthora citrophthora (smith ve smith) leonian'nın populasyon dinamiği, kök infeksöyonları ve biyolojik mücadelesi üzerinde çalışmalar
Turunçgillerde gövde zamklanması, kök çürüklüğü ve meyvelerde kahverengi çürüklük oluşturan Phytophthora citrophthora ' nın turunçgil topraklarındaki populasyon dalgalanmalarının, kök infeksiyonlarının ve antagonistlerinin araştırıldığı bu çalışma 1990-1994 yılları arasında yürütülmüştür. Hastalık simptomlarının görüldüğü bahçelerden alınan toprak, kök ve meyve örneklerinden spesifik yöntemlerle ve PARPH selektif ortamı ile yapılan izolasyonlardan 12 P. citrophthora izolatı elde edilmiştir. Bu izolatlarla limon meyvelerinde yapılan patojenite testine göre PA-5 kod nolu izolat en virulent fungus olarak saptanmış ve çalışmalarda bu izolat kullanılmıştır. P. citrophthora ' nın bahçe topraklarındaki populasyon dalgalanmalarını incelemek amacıyla ağaçlarda gövde simptomlarının görüldüğü Büyük Kapılı, Tömük ve Davultepe' de bulunan 3 bulaşık limon bahçesi ve simptomlann görülmediği Kale, Yakapınarı ve Şıhmurat' daki 3 sağlıklı limon bahçesi deneme alanı olarak seçilmiştir. Yıl boyunca yapılan izolasyonlarda, Haziran ayındaki yapılan örneklemelerde tüm bahçe topraklarında etmenin inokulum oranlarının en yüksek değerlere ulaştığı görülmektedir. Haziran ayında, ortalama sıcaklık P. citrophthora ' nın gelişme sıcaklığına çok yakın bir değer olan 24.5° C yi bulurken,örnekleme tarihinde toprağa düşen yağışın 91.40 mm olması fungus için uygun koşullar yaratmıştır. Temmuz ve Ağustos aylarında anan sıcaklık ve iyice azalan yağışla populasyon düşerken, Eylül ve Ekim aylarındaki hava sıcaklığının düşmeye başlamasıyla birlikte inokulum biraz artırmıştır. Kasım ayı ortalarına kadar yağışın çok (218.3 mm) ve toprak sıcaklığının yeterli oluşu inokulum artışını sürdürmüş, ancak inokulumdaki bu artış sıcaklığın düşmesiyle birlikte son bulmuştur. Nitekim Aralık ve Mayıs aylan arasındaki dönemde patojen bu nedenlerden dolayı çok düşük inokulum düzeylerinde saptanmıştır. Bu çalışmada etmenin topraktaki dağılımında iklim faktörlerinin ve özellikle sıcaklığın büyük oranda etkisi olduğu görülmektedir. Ancak suyun primer faktör olduğu kabul edilmektedir. Nitekim bahçelerde gerek yağmur ve gerekse yağmurun olmadığı zaman dilimlerinde, su faktörünün sulama ile karşılanması halinde, bunun sınırlayıcı etkisi kısmen de olsa ortadan kaldınlabilmektedir. îklim kontrollü koşullarda, kaba limon çöğürleriyle yapılan kök inokulasyonlannda 18 SKD+1 uygulaması başanlı olup, % 11 kök çürüklüğü oluşturmuştur. Doğada kök infeksiyonlannı saptamak amacıyla geç sonbahar ve104 ilkbaharda yürütülen çalışmalarda, % kök infeksiyon oranlan Nisan ve Mayıs aylarının yağış ve sıcaklık değerlerinin fungusun gelişmesi için daha uygun olması nedeniyle. Aralık ve Ocak aylarına göre daha yüksek değerlerde saptanmıştır. Kontrollü koşullarda yapılan paralel çalışmada ise etmenin sıcaklık isteği optimuma yakın tutulduğu için bu oranlar genel olarak daha yüksek seyretmiştir. P. cürophthora ' ya antagonistik etki gösterecek izolat elde etmek amacıyla yapılan toprak ve kök izolasyonlarından 9 antagonist fungus, 12 antagonist bakteri izolatı elde edilmiştir. In vitro' da ikili kültür çalışmalarında Penicillium sp. % 39, Aspergillus niger % 39, A. ochraceus % 53.34, Mucor sp. % 64.50, Trichoderma pseudokoningii % 70.54, T. viride % 71.24, T. harzianum % 71.38, T. hamatum % 71.66 oranlarında inhibisyon oluşturmuşlardır. Funguslann gliotoksin-fermentasyon sıvı kültür çalışmasında inhibisyon değerleri % 49.53-78.70 arasında değişmiştir. Bakterilerin in vitro1 da ikili kültürde gösterdikleri inhibisyon değerleri ise % 28.94-51.49 arasında değişmiştir. Bakterilerin agar-halka yönteminde gösterdikleri inhibisyon değerleri ise % 50-100 arasında değişmiştir. PD sıvı kültür çalışmalarında tüm antagonist bakteri izolatlan patojenin lysis olmasına neden olmuşlardır. In vitro çalışmalarda etkili bulunan antagonistlerin kök çürüklüğüne karşı koruyucu etkileri iklim kontrollü koşullarda saksı çalışmalarıyla araştırılmıştır. Patojen ve antagonist bakterilerin saksılara birlikte verildiği Ul uygulamasında koruyucu etkiler % 50-100 arasında değişirken, antagonist uygulandıktan 1 hafta sonra patojenin uygulandığı U2 uygulamasında ise koruyucu etkiler % 63-100 arasında değişmiştir. Antagonist funguslar ise, Ul uygulamasında % 40-100 arasında, U2 uygulamasında ise patojene karşı % 53-100 arasında değişen koruyucu etkiler oluşturmuşlardır. Antagonist izolatların tanı çalışmalarında funguslardan F-2 Penicillium sp., F-7 Aspergillus niger, F-9 Rhizopus sp., F-10 Mucor sp., T-l Trichoderma pseudokoningii, T-2 T. viride, T-3 T. harzianum, T-4 T. hamatum olarak tamlanmıştır. Antagonist bakteri izolatlannın floresan pigment oluşumu, tütünde aşırı duyarlılık, potasyum hidroksit, oksidaz, nişasta hidrolizasyon, levan oluşumu, arginindehidrolaz, patates çürüklük testlerine karşı gösterdikleri reaksiyonlar incelenmiştir. Floresan pigment oluşumuna pozitif reaksiyon veren B-8 ve B-9 nolu izolaûar Pseudomonas cinsine dahil edilmişlerdir.
Çukurova'da mısır kurdu (Ostrinia nubilalis Hübner, Lepidoptera; Pyralidae)'nun biyolojik mücadelesinde yumurta parazitoidi (Trichogramma evanescens Westwood, Hymenoptera; Trichogrammatidae)'nin kitle salım etkinliği ile doğal parazitleme oranının saptanması
Bu çalışma 1993-1994 yıllarında Çukurova'da mısırda zararlı olan Mısırkurdu {Ostrinia nubilalis Hübner Lepidoptera ; Pyralidae)'nun biyolojik mücadelesinde, yumurta parazitoidi (Trichogramma evanescens Westwood Hymenoptera, Trichogrammatidae)'nin Türkiye'de ilk defa kitle salım etkinliği, yörede parazitoidin yayılış alanı ve populasyon gelişmesini saptamak amacıyla laboratuvar ve doğa çalışmaları olarak yürütülmüştür. Mısırkurdu O. nubilalis, laboratuvar konukçusu E kuehniella Zeller (Lepidoptera ; Pyralidae) ve yumurta parazitoidi T. evanescens 'in sürekli olarak üretimi, 25±1°C sıcaklık ve %65±10 orantılı neme ayarlı iklim odasında yapılmıştır. Ç.Ü.Z.F. Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde II. ürün mısırda 1993 yılında O. nubilalis r\n 3. dölünün ovipozisyon başlangıcında bir hafta ara ile iki kez salınan parazitoidin (40 000+40 000 parazitoid/5 da), ortalama %80.93 oranında bir parazitleme sağladığı belirlenmiştir. 1994 yılında, zararlı populasyonunu ekonomik zarar eşiğinin altında tutabilecek en uygun salım sayısını belirlemek amacıyla yapılan parazitoid şahmında, parazitoidin etkinliğinin bir, iki ve üç kez yukarıda belirtilen miktarda, salım yapılan parsellerde sırasıyla; %48.68, %71.49 ve %81.29 oranında olduğu bulunmuştur. Çukurova'da 1993-1994 yıllarında, T. evanescens doğada ortalama %52.66 ve %16.16 oranında parazitleme sağlamıştır. Adana, Balcalı'da, Bitki Koruma Bölümü Araştırma Arazisinde 1993 ve 1994 yıllarında, T. evanescens %81.25 ve % 56.66 oranında doğal parazitleme sağlamıştı. Her iki yılda da artan konukçu populasyonuna bağlı olarak parazitoidin populasyonunun da arttığı ve dolayısıyla parazitleme oranında artış olduğu belirlenmiştir.
Farklı sıcaklıkların avcı böcek nephus includens kirsch (coleoptera: coccinellidae)'nin bazı biyolojik özellikleri üzerine etkileri
34 ÖZET Turunçgilerin en önemli zararlılarından birisi olan Turunçgil unlubiti, Planococcus cîtri Risso (Homoptera: Pseudococcidae)'nin etkin avcılarından birisi Nephus includens Kirsen (Coleoptera:Coccinellidae)'dir. Bu çalışma ile bu avcı böceğin biyolojik mücadelede kullanımına temel teşkil edecek bazı özelliklerinin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Bunun için 15, 20, 25, 30, 35 sabit ve 25-35°C değişken (günün 12 saati 25°C, diğer 12 saati 35°C) sıcaklıklarda ve %70±10 orantılı nemde N. includens 'in gelişme süreleri, ölüm oranları, erginlerin preovipozisyon, ovipozisyon postovipozisyon süreleri, bıraktıkları yumurta sayıları, cinsiyet oranları, ' vücut irilikleri ve açlığa dayanma süreleri belirlenmiştir. Elde edilen bu verilerden avcının 25, 30, 35 ve 25-35°C'lerde yaşam çizelgeleri oluşturulmuştur. N. includens 'in 20, 25, 30, 35 ve 25-35°C'lerdeki ergin öncesi gelişme süreleri sırası ile, ortalama 48.8, 31.4, 24.6, 22.0, 25.4 gün olarak saptanmıştır. Değişik gelişme dönemlerinde görülen toplam ölüm oranı (%) 20°C'de 55.6, 25°C'de 36.7, 30°C'de 34.4, 35°C'de 71.6 ve 25-35°C'de 46.7 olarak belirlenmiştir. Ovipozisyon süresi 25°C'de ortalama 45.8, 30°C'de 41.2, 35°C'de 33.8, 25-35°C'de 48.2 gün olarak bulunmuş olup, aynı sıcaklıklarda bırakılan ortalama yumurta sayıları da sırası ile 133.5, 123.0, 50.8, 123.4 adet olarak saptanmıştır. Toplam ömür 70 gün ile 25°C'de gelişen bireylerde en uzun olarak tesbit edilirken, 30°C'de 69, SS'C'de 57, 25-35°C'de 61 gün olmuştur.35 Bütün bu verilerden yararlanılarak oluşturulan yaşam çizelgelerinde 25°C'de gelişen bireylerin net üreme gücü (Ro) 54.47 dişi/dişi ile en yüksek bulunurken, bunu 46.07 ile 25-35 °C'de, 35.62 ile 30 °C'de, 7.65 ile 35°C'de gelişen bireyler izlemiştir. Ortalama döl süresi (T) 25°C'de gelişen bireylerde 58.36, 30°C'de 44.66, 35°C'de 37.68, 25-35°C'de 47.88 gün olarak tesbit edilmiştir. Kalıtsal üreme yeteneği (rm) ise 25, 30, 35 ve 25-35°C'de gelişen bireylerde sırası ile 0.069, 0.080, 0.054 ve 0.080 olmuştur. Tüm bu sonuçlara göre N. includens 'in kitle üretimi için en uygun sıcaklıkların 30 ve 25-35 °C'ler olduğu kanısına varılmıştır. Fakat 25-35 °C gibi doğal koşullara yakın bir sıcaklık ortamının oluşturulmasının kolay ve ekonomik olması nedeni ile 25-35 °C'nin tercih edilebileceği kanısına varılmıştır.
Doğu Akdeniz Bölgesindeki altıntop çeşitlerinde impietratura ve stubbom hastalıklarının yaygınlık durumu
57 ÖZET Bu çalışmada, Doğu Akdeniz bölgesindeki altıntoplarda stubborn hastalıklarının teşhisi için en. uygun zaman olan Ekim-Kasım ayları içerisinde hastalıkların yaygınlık durumunu belirlemek amacıyla bir sörvey yapılmıştır. Yapılan sörvey çalışması sonucunda altıntop ağaçları stubborn ve impietratura hastalıkları ile görsel olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeye göre altıntop ağaçları stubborn hastalığı ile infektelenme oranına göre sağlıklı ağaçlar %37, hastalıklı ağaçlar %22 ve şüpheli olan ağaçlar ise %41" lik bir oranla 3 grup altında toplanmıştır. Ayrıca stubborn hastalığının 20 yaş üzerindeki ağaçlarda görsel olarak teşhisi oldukça güç olmuştur, 5-15 yaş arasında tipik hastalık simptom tablolarını gösteren ağaçları teşhis etmek oldukça kolay olmuştur. Aynı zamanda bu 3 gruptan seçilen 5'er aday ağaç biyolojik indeksleme, kültüre alma ve ELISA test yöntemleri ile de testlenmiştir. Alınan sonuçlar, hastalıklı olarak nitelendirdiğimiz ağaçlar biyolojik indeksleme ve kültüre alma çalışmalarında pozitif sonuç verirken, ELISA testinde negatif sonuç vermiştir. Görsel olarak şüpheli ve sağlıklı ağaçlar olarak nitelendirdiğimiz diğer gruplar ise biyolojik indeksleme, kültüre alma ve ELISA testinde negatif sonuç vermiştir. Bölgemizdeki hızla yetiştiriciliği yapılan özellikle 5-15 yaş grubunun büyük bir çoğunluğu renkli altıntoplar olan çeşitlerde ortaya koyulan hastalık simptomları yapraklarda yukarı doğru kaşıklaşma, küçülme, fazla sürgün oluşumu, zamansız çiçeklenme, her büyüklükteki meyvenin bir arada oluşumu, oluşan en büyük58 meyvenin normal bir meyveden daha küçük olduğu, orta ekseni bozuk olmasından dolayı, şekli bozuk meyvelerin oluşması ve infekteli ağaçların normal ağaçlardan bodur kalması olup bölgemizde Vaşington navellerdeki aynı hastalığın oluşturduğu simptomlar ile abortif tohum oluşumu, meyvede pâlamutlaşma ve yapraklarda görülen çinko noksanlığına benzer lekeler gibi yönlerden farklılık oluşturmaktadır. Impietratura hastalığı için yapılan sörvey çalışmasında hastalığı simptomolojik olarak teşhis etmek oldukça kolay olmuştur. Çalışmanın sonucuna göre hastalığa en duyarlı çeşit Marsh seedless olup bölgemizde %23' lük bir infektelenme oranına sahiptir. Bunu %1.88 ile Red blush ve %0.39 ile de Star ruby izlemektedir. Aynı zamanda hastalığın teşhisi belirlenen aday ağaçlar üzerinde biyolojik indeksleme ile desteklenmiştir.
Orkidelerde mikorizal fungusların orkide tohumlarının çimlenmesi ve büyümeleri üzerine etkisi
42 ÖZET Doğu Akdeniz Bölgesindeki salep orkidelerinde, mikorizal fungusların teşhisi ve bu fungusların orkide tohumlarının çimlenmesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapılan bu çalışma 1993-1994 yılı boyunca yürütülmüştür. Yukarıdaki adı geçen bölgelerde 14 farklı orkide türü saptanmıştır. Bu 14 türün rizosfer topraklarından yapılan izolasyonlar sonucunda 2 Rhizoctonia solani izolatı ve 6 fungus cinsi elde edilmiştir. Orkide tohumlarının çimlenmesi ve gelişimi ile ilgili olarak Rhizoctonia solani olarak teşhis edilen izolat kullanılmıştır. Elde edilen diğer fungus cinslerinin Absidia sp., Fusarium spp., Macrophomina sp., bazı Pythiaceous funguslar ve Trichoderma sp. oldukları belirlenmiştir. Bu bölgelerde tesbit edilen Orchis coriophora, Orchis anatolica, Ophrys transchyrcana, Ophrys vernixia, Ophrys apifera, Ophrys umbilicata, Serapias vomaracea ve Himantogiossum af fine türleri tohumları ve Rhizoctonia solani, Absidia sp. ve Trichoderma sp. izolatları ile Knudson besin çözeltisi kullanarak petrilerde çimlendirme denemeleri kurulmuştur. Bu denemeler sonucunda Orchis coriophora ve Ophrys vernixia ' ya ait tohumlarda Rh-1'in varlığında çimlenme ve fide gelişimi gözlenirken, Rh-1'in bulunmadığı kontrol petrilerde protokorm oluşumu ve çimlenme gibi gelişmeler kaydedilmemiştir. Orchis anatolica tohumlanyla kurulan petri denemelerinde ise Rhizoctonia soiani sadece protokorm oluşumunu teşvik etmiş ve fide gelişimi gözlenmemiştir. Dolayısıyla Rh-1'in Orchis coriophora ve Ophrys vernixia üzerinde mikorizal etkisi kesinlik kazanırken Orchis anatolica' da etki protocorm oluşumuyla sınırlı kalmıştır.43 Fungus+Knudson çözeltisinin yanısıra ayrıca çimlendirme ortamı olarak kullanılan yulaf ortamında da Orchis coriophora + Rhizotonia solanı (Rh-1) ortaklığı çimlenmede başarılı sonuç vermiş ve sağlıklı orkide fidecikleri elde edilmiştir. Çimlendirme denemelerinin bir kısmı ayrıca orkide rizosferinden alınan bir miktar toprakla saksı denemesi kurularak gerçekleştirilmiştir. Saksı denemesinde belirli aralıklarla yapılan mikroskobik ölçümler sonucunda tohumlarda ne bir çimlenme ve ne de kayda değer başka herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir.
Şanlıurfa İlinin noctuidae (lepidoptera) türlerinin saptanması ve sistematik özellikleri
84 ÖZET Bu çalışmada GAP'ta önemli bir yere sahip olan Şanlıurfa ilinin Noctuidae (Lepidoptera) faunası incelenmiştir. Bu amaçla 1994-1995 yılları arasında örnekler toplanmıştır. Örneklerin toplanmasında ışık tuzakları kullanılmıştır. Bunlar Şanlıurfa (Merkez), Birecik, Bozova ve Koruklu'ya kurulmuştur. Haftada iki kez örnekler toplanmış ve incelenmiştir. Bu yerler dışında Akçakale, Suruç ve Yardımcı'da da kısa süreli ışık tuzakları kurulmuş ve örnekler toplanmıştır. Toplanan örnekler laboratuvarda tanı için hazır duruma getirilmiş ve tür teşhisleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda Şanlıurfa'da Noctuidae familyasından 12 altfamilyaya bağlı 40 cinse ait 47 tür tespit edilmiştir. Noctuinae altfamilyasından dokuz tür, Hadeninae altfamilyasından yedi tür, Acronictinae altfamilyasından iki tür, Cuculliinae altfamilyasından üç tür, Amphipyrinae altfamilyasından dokuz tür, Heliothinae altfamilyasından üç tür, Acontiinae altfamilyasından bir tür, Chloephorinae altfamilyasından bir tür, Plusiinae altfamilyasından beş tür, Catocalinae altfamilyasından iki tür, Ophiderinae altfamilyasından dört tür ve Hypeninae altfamilyasından bir tür bulunmuştur. Türlerin sinonimleri, tanınmaları, yayılışları, konukçu bitkileri, toplandığı yer ve tarihleri ile toplam örnek sayısı hakkında bilgi verilmiştir
Buğdayda (Tiriticum aestivum L.) protoplast izolasyonu, kültürü ve bitki regenerasyonu
Yeni buğday çeşitlerinin geliştirilmesinde biyoteknolojik yöntemlerin uygulanabilmesindeki basan öncelikle en uygun kallus, hücre süspansiyon kültürü, protoplast ve bitki regenerasyonunun gerçekleştirilmesine bağlıdır. Bu çalışmada, beş hexaploid buğday (Triticum aestivum L.) çeşidinin (Seri 82, Panda, Shafır, Gemini, Çukurova 86) olgunlaşmamış ve olgun embriyolarının embriyogenik kallus, hücre süspansiyon kültürü, protoplast ve bitki regenerasyonu kapasiteleri belirlenmeye çalışılmıştır. Öncelikle, döllenmenin gerçekleşmesinden yaklaşık 15 gün sonra alman olgunlaşmamış buğday embriyoları değişik 2,4-D (lmg/1, 2mg/l, 3mg/l, 5mg/l) konsantrasyonları içeren MS (MÜRASHIGE ve SKOOG, 1962); LS (LINSMAIER ve SKOOG, 1965), B5 (GAMBORG B5, 1975), N6 (MOROCZ ve ark., 1990) ortamları üzerinde, olgun embriyolar ise yine değişik 2,4-D (lmg/1, 3mg/l, 5mg/l, 8mg/l) konsan rrasyonl arı içeren MS, LS, B5, N6 oramlan üzerinde kültüre alınmışlardır. Olgunlaşmamış ve olgun buğday embriyoları kültüre alındıkları bütün ortamlarda farklı oranlarda kallus oluşturmuşlardır. Döllenmenin gerçekleşmesinden yaklaşık 15 gün sonra alınan olgunlaşmamış embriyolar yüksek oranda embriyogenik kallus oluştururlarken, olgun embriyolarda bu oran oldukça düşük olmuştur. Bununla birlikte kallus oluşumu yönünden olgunlaşmamış embriyolar 2mg/l 2,4-D, olgun embriyolar ise 5mg/l 2,4-D içeren MS ve B5 ortamlarında diğer ortamlara göre daha iyi sonuç vermişlerdir. Olgunlaşmamış ve olgun embriyolardan kallus oluşumuna ortama ilave edilen organik maddelerin etkilerini belirleyebilmek için patates ekstraktı, buğday nişastası, kazein hidrolizat ve glutamin içeren MS ortamlarında kültüre alınmışlardır. Kültüre alındıkları ortamlara ilave edilen organik maddeler bütün çeşitlerde kallus oluşumunu önemli ölçüde artırmıştır. Bu nedenle elde edilen119 kalkışların altkültürleri 2mg/l 2,4-D, 100mg/l kazein hidrolizat, 500mg/l glutamin içeren MS ortamları üzerinde yapılmıştır. Embriyogenik hücre süspansiyon kültürleri, Seri 82 buğday çeşidinin olgunlaşmamış embriyolarından elde edilen beyaza yakın renkteki, kolay dağılabilen, hızlı gelişen embriyogenik kalluslarından oluşturulmuştur. Hücre hacimi artışlarını (%HHA) belirleyebilmek için Seri 82 çeşidinin embriyogenik hücre süspansiyon kültürleri kazein hidrolizat, glutamin ve asparagin içeren sıvı MS ortamlarında kültüre alınmışlardır. Bu hücreler 100mg/l kazein hidrolizat, 500mg/l glutamin ve 150mg/l asparagin içeren ortamlarda yüksek oranda hücre hacimi artışı (%HHA) göstermişlerdir. Protoplast izolasyonunda Seri 82 buğday çeşidinin hızlı gelişen hücre süspansiyon kültürleri kullanılmıştır. VASIL ve ark., (1990) tarafından kullanılan enzim solüsyonunda, 6 saatlik inkübasyon sonunda, 1 gram hücre kültüründen 2x10 protoplast izole edilmiştir. Hücre bölünmesi ve kaplama etkinliği üzerine hücre kültürünün farklı altkültür sürelerinin, farklı protoplast yoğunluğunun, sıvı ve farklı agaroz konsantrasyonlarının etkileri karşılaştırılmış ve hücre altkültürünün 3. ve 5. günlerinde alınan, 1x1 06 prtoplast/ml yoğunlukta, 0.5 mg/1 2,4-D içeren MS ortamında kültüre alman protopl astların yüksek oranda bölünme ve kaplama etkinliğine sahip oldukları görülmüştür. Kültüre alındıktan 4-5 hafta sonra oluşan mikrokalluslar somatik embriyo ve bitki regenerasyonu için değişik konsantrasyonlarda oksin (0.1-0.5mg/l 2,4-D; 0.1mg/l IAA; 0.1mg/l NAA) ve sitokinin (lmg/1 BAP; lmg/1 kinetin) içeren MS ortamlarında kültüre alınmışlardır. Kültüre alındıktan yaklaşık 1 6-20 hafta sonra, mikrokalluslardan 0. lmg/1 IAA, lmg/1 BAP, lmg/1 kinetin içeren MS ortamında %38.7 oranında bitki regenere edilmiştir. Hücre süspansiyon kültürlerinde ve regenere edilen bitkilerde yapılan sitolojik çalışmalarda, hücre süspansiyon kültürlerinde %52 oranında kromozom120 kayıpları, %2 oranında kromozom fazlalıkları, %46 oranında 2n=42 normal kromozom sayısı gözlenmiştir. Protoplastlardan regenere edilen bitkilerde ise 2n=42 normal kromozom sayısı gözlenmiş, fakat bazı bitkilerde geniş yaprak ayası, aşın kardeşlenme, albino bitki ve erken dönemde içi boş başakçık oluşumu gibi anormalliklere rastlanmıştır. Mezofil protoplastlannm izolasyonunda Seri 82 buğday çeşidi in vitro bitkilerinin yapraklan kullanılmıştır. Fide elde etmek için buğday tohumlan yüzelsel sterilizasyona tabi tutulduktan soma in vitro 'da kültüre alınmıştır. 7-8 günlük buğday fidelerinin yaprakları 1-2 mm kalınlığında kesilerek WATANABE ve ark., (1988) tarafından kullanılan enzim solüsyonuna konulmuş ve 3 dakika süre ile vakum altında tutulmuştur. Daha sonra 25°C'de, 1500 lux işık altında enzim solüsyonu içerisinde inkübe edilmiştir. 7 saatlik inkübasyon sonunda 1 gram yapraktan 6x1 05 protopalst izole edilmiştir. İzole edilen mezofil protoplastlart farklı ortamlarda kültüre alınmışlardır. Dört haftalık inkübasyon sonunda, hücre bölünmesi ve dolayısıyla da bitki regenerasyonunun ilk aşamalarından olan mikrokallus oluşumu gözlenmemiştir.
Avcı akar Phytoseiulus persimilis athias henriot (Acarina:Phytoseiiclae)'ın Hatay ekotipinin laboratuvar koşullarında biyolojik özellikleri ile doğa koşullarında populasyon dalgalanması üzerinde araştırmalar
Avcı akar Phytoseiulus persimilis Athias-Henriot'in Hatay ilinde Harbiye ve Samandağ'da yerleşik olarak bulunan populasyonunun laboratuvar koşullarında biyolojik özelliklerini ortaya çıkarmak ve doğa koşullarında Tetranychus cinnabarinus Boisd. populasyon gelişmesine bağlı olarak etkinliğini saptamak amacı ile bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Farklı tarihlerde doğadan toplanan dişi P. persimilis bireylerinden elde edilen Fi dölüne T. cinnabarinus 'un tüm dönemleri karışık besin olarak verildiğinde ergin öncesi toplam gelişme süreleri sıcaklık artışı ile birlikte doğadan toplandıkları tarihe bağlı olarak kısalma göstermiştir. 15 °C sıcaklıkda Mart 1995, 20 °C sıcaklıkda ise Mart ve Mayıs 1995 tarihinde doğadan toplanan dişi bireylerden elde edilen Fi dölünün ergin öncesi toplam gelişme süreleri sırası ile 18.8, 7.5 ve 7.4 gün olarak bulunurken, 25 °C'de Kasım 1994, Mart ve Mayıs 1995 tarihinde elde edilen Fi dölünün toplam gelişme süreleri 4.7, 4.6 ve 5 gün olarak gerçekleşmiştir. 30 °C sıcaklıkda Kasım 1995 tarihinde doğadan toplanan dişi avcı akarın Fi dölünün ergin öncesi toplam gelişme süresi de 3.7 gün olarak saptanmıştır. Yukarıda değişik sıcaklıklarda bildirilen farklı tarihlere bağlı olarak en uzun preovipozyon süresi 15 °C'de gerçekleşmiş ve 5.5 gün olarak bulunmuştur. 20 °C sıcaklıkda yukarıda bildirilen her iki tarih için preovipozisyon süresi sırası ile 2.1 ve 2 gün olarak saptanırken ovipozisyon ve postovipozisyon süreleride yine aynı sıra ile 29.5, 22.9 ve 9.9 ile 9.5 gün olarak bulunmuştur. Sıcaklık artışına bağlı olarak 25 °C'de preovipozisyon süresi Kasım 1994 ve Mart ile Mayıs 1995 tarihleri için sırası ile 1.7, 1.3 ve 1.2 olmuştur. Yine aynı sıcaklıkta bildirilen tarihlere bağlı olarak ovipozisyon ve postovipozisyon süreleri de 14.4, 23.1, 21.9 ve 2.8, 18.5, 21 gün olarak saptanmıştır. 30 °C sıcaklıkda avcı akarın preovipozisyon, ovipozisyon ve postovipozisyon süreleri 1.4, 13.2 ve 0.7 gün olarak gerçekleşmiştir. Ovipozisyon süresi içinde 20, 25 ve 30 °C'de bırakılan en yüksek ortalama P. persimilis yumurta sayısı da sırası ile 75.1, 88.5 ve 50.4 adet olmuştur. Avcı akar P. persimilis' t T. cinnabarinus'un yalnızca yumurta dönemi besin olarak verildiğinde 15, 20, 25 ve 30 °C'de ergin öncesi toplam gelişme süreleri sırası ile 19.4, 8.3, 5.3 ve 4 gün olarak bulunmuş, bu süre içinde bildirilen sıcaklıklara bağlı olarak avcı akarın ortalama toplam 14.1, 15.6, 14.8 ve 16.7 adet T. cinnabarinus yumurtası tükettiği saptanmıştır.P. persimilis'in T. cinnabarinus yumurta tüketimine bağlı olarak 20, 25 ve 30 °C sıcaklıkta preovipozisyon süreleri sırası ile 1.8, 1.9 ve 1.2 gün, ovipozisyon süreleri 28.8, 25.8 ve 15.1 gün olarak bulunurken postovipozisyon süreleride yine aynı sıra ile 18.7, 18.4, 1.1 gün olarak belirlenmiştir. Ovipozisyon süresince 20, 25 ve 30 °C'de P. persimilis sırası ile 70.7, 83.8 ve 55.5 adet yumurta bırakmıştır. Avcı akarın 20, 25 ve 30 °C'de ergin süresince tükettiği toplam T. cinnabarinus yumurta sayılanda sırası ile 814, 797 ve 508 adet olarak bulunmuştur. P. persimilis'm 15 °C sıcaklıkda Kasım 1995 tarihinde elde edilen Fi populasyonu için eşey oranı (dişi: erkek) 3:1 olarak saptanırken, 20 °C'de Mart ve Mayıs 1995 populasyonlan için 6:1 ve 10:1, 25 °C sıcaklıkda ise sırası ile Kasım 1994 ve Mart ile Mayıs 1995 için 3:1, 6:1 ve 8:1 olarak gerçekleşmiştir. 30 °C'de ise bu oran 2:1 olarak bulunmuştur. P. persimilis' m protonimf ve deutonimf dönemleri 15, 20, 25 ve 30 °C'de besinsiz ortamda dönem değiştirememiş ve ölmüştür. Besinsiz ortamda en uzun dişi yaşam süresi ise 15 °C'de gerçekleşmiş ve 7.3 gün olmuştur. Avcı akarın 20, 25 ve 30 °C sıcaklıkda artan T. cinnabarinus av yoğunluğuna bağlı olarak tüketimleri sıcaklık artışı ile doğru orantılı olarak artarken, bildirilen sıcaklıklarda tüketime bağlı olarak bırakılan yumurta sayılan için aynı özellik saptanmamıştır. Daldırma ve püskürtme yöntemi kullanımı ile P. persimilis' 'e yan etkileri saptanan akarisitlerden hexyhiazox dışındakilerin daldırma yönteminde uygulamadan 48 sonra ortamdaki canlı avcı akar yoğunluğunu % 50 oranında azalttıktan saptanmıştır. Püskürtme yönteminde de daldırma yöntemine benzer sonuçlar elde edilmiş uygulamadan 48 saat sonra saptanan % ortalama canlı P. persimilis oranlan hexyhiazox dışındakilerde % 30 ve altında gerçekleşmiştir. Avcı akar P. persimilis' in, Hatay'da yalnızca Harbiye ile Samandağ arasında kalan 20 km2'lik alan içinde kış ve yaz sezonu süresince aktif populasyonuna rastlanmış ve kışı yere dökülmüş bitki materyalleri üzerinde döllemli olarak geçirdiği saptanmıştır. Yukanda bildirilen alan içinde nisan ayı başından itibaren ilk olarak yabancıot türleri üzerinde bulunan T. cinnabarinus ile aktif olarak beslenmeye başlayan P. persimilis'm, haziran ayı başından itibaren fasulye üzerinde populasyon oluşturan T. cinnabarinus ile beslenmeye başlayarak zararlıyı yaz sezonu boyunca baskı altında tutmuştur.
Integrated weed control in the potato plant and its effect on productivity
This study was conducted on one of the farms affiliated with Heet District, Anbar Governorate, for the spring season of 2022 to study the efficiency of metribuzin herbicide alone or with mulching black plastic and hoeing in controlling potato weeds and the role of the factors mentioned in the vegetative characteristics of potatoes and yield according to the RCBD. The results indicated the effect of metribuzin at a rate of 400 g/ha with mulching by reducing the total weed density and their dry weight by 19.0 plants per m2 and 43.0 g, respectively. It did not differ significantly from metribuzin at a rate of 800 g/ha with 16.0 plants per m2 and 29.7 g, respectively. The study showed the efficiency of metribuzin at a rate of 400 g/ha in combination with one or two hoeings to reduce the weed density to 19.3 and 10.6 plants per m2, respectively, and dry weights of 30.0 and 24.3 g. The effect was reflected in plant heights and vegetative dry weight. The integration treatment between the herbicide at half the recommended rate and mulching achieved an increase in the rates and gave 82.3 cm and 63.3 g, respectively. It did not differ from the herbicide treatment at the recommended rates of 79.0 cm and 60.3 g, respectively. Also, the efficiency of metribuzin combined with one or two hoeings in plant height and total vegetative dry weight of 73.6 cm is 1 and 57.3 g per one hoeing, respectively, and 70.6 cm and 53.0 g for the two hoeings, respectively, reflecting on yields by increasing this weight. The integration treatment between the herbicide at half the recommended rate and mulching increased the rates and gave 41.1 tons/ha, which did not differ significantly from the herbicide treatment at the recommended rate of 44.9 tons/ha. While the use of metribuzin at half the recommended rate in combination with one or two hoeings affected the total yield by giving 41.0 tons/ha for one hoeing and 45.8 tons/ha for the two hoeings, the results indicate that the positive effects have been associated with an increase in plant protein and chlorophyll content.