Ozone
56 theses under this subject heading
Ozonun polifenol oksidaz ve elma suyunun kalitesine etkisi
The aim of the thesis was to investigate the effect of ozone treatment on apple juice quality and changes that occur during the storage at different temperatures. The samples were treated with ozone for 15, 30, 45, and 60 minutes using the corona-discharge method. Effects of ozone treatment on color, polyphenol oxidase activity, protein content, and total phenolic content of apple juice were investigated. The apple juice color parameters (L*, a*, b*, and YI) were observed to be not significantly affected by ozonation, while total color difference values were affected. It was determined that ozone application did not affect the protein content of apple juice. On the other hand, the ozone inhibited the polyphenol oxidase (PPO) in the apple juice where PPO activity decreased as the ozone treatment time increased. Besides, the ozone treatment caused a marked decrease in the levels of the total phenolic content of apple juice. Ozonated samples were stored for 60 days at 4C, 25C, and 37C temperatures. The effects of storage temperature and time on the color and total phenolic content of the samples were evaluated. Change in L* values of apple juice versus storage time followed zero-order kinetics for all storage temperatures. The activation energy required to change the color of apple juice was found as 15.69 kJ/mol and increased by ozonation up to 36.89 kJ/mol. Total phenolic content in untreated apple juice was more affected by storage time than in ozonated samples.
Travmatik fasiyal sinir hasarı modelinde ozon terapi ve düşük seviyeli lazer terapinin etkinliğinin karşılaştırılması
İnsanların yüz ifadesi, onların fiziksel ve kalıtımsal özellikleri ile birlikte duygularını yansıtır. Kimliğin belirlenmesinde ve kişinin çevre ile olan ilişkilerinde önemli görevleri olan yüz mimiklerini kontrol eden fasiyal sinir (FS), aynı zamanda yüz kaslarının tonusu ve hareketini belirleyen sinirlerin inervasyonunu sağlar. FS, hasara uğradığında izlenebilen paralizinin nedenleri arasında Bell Paralizi şeklinde adlandırılan bir özel paralizi tipi ilk sırayı almaktadır. Klinik bulguları yüzün bir tarafındaki kasların bütününde paralizi ve parezi görülmesi, yüz kaslarında güçsüzlük, tek taraflı dudak ve kaş sarkması, göz kapağının kapanmaması sonucu göz kuruluğu gibi semptomlardır. Hasar gören sinir dokuların, farmakolojik ve/veya diğer konvansiyonel yöntemlerle doğru ve etkin tedavisinin tam olarak sağlanmaması nedeniyle alternatif tedavi arayışı gündeme gelmiştir. Alternatif tedavi yöntemlerinden en yüksek oranda tercih edilenlerden birisi düşük doz lazer ışını kullanılarak geliştirilen tedavi yöntemi (DDLT) ve ozonun veya ozon kaynaklı ürünlerin çeşitli yöntemlerle tedavi amaçlı uygulanmasıdır (OT). Bu tez çalışmasında, ratlarda oluşturulan fasiyal sinir hasarı modelinde düşük doz lazer tedavisi ve ozon terapi yöntemlerinin, hasarlı sinir dokunun iyileşmesi üzerine etkilerinin histolojik olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 30 adet wistar cinsi albino türü, 220±20 gr ağırlığında ve 10-12 haftalık dişi sıçanlar üzerinde yürütülmüştür. Tüm gruplara genel anestezi altında nöropatik hasar oluşturmak için ratların sol fasiyal sinirlerine, çapının hepsini içine alacak şekilde klemple 30sn boyunca tutularak hasar verilmiştir. Daha sonra kontrol grubu iyileşmeye bırakılırken lazer grubuna hergün düşük doz lazer tearapisi 4J, 32sn uygulanırken, ozon grubuna da 2 günde bir defa 2ml, 80 µm/ml sistemik ozon terapisi uygulanmıştır. 4. haftada sakrifikasyonlar gerçekleştirilerek fasiyal sinirlerinden alınan örnekler formaldehitte muhafaza edilerek histolojik inceleme amaçlı saklanmıştır. İncelenen kesitlerde epinöriyum, perinöryum ve endonöriyum varlığı ve sürekliliği değerlendirilmesi ile sinir dallanması öncesi sinir alanı ölçümü, dallanma sonrası fasikül sayısı, hasar öncesi ve sonrası kesitlerde akson sayısı incelenmiştir. İncelenen kesitlerde, sinir lifinin dallanma sayısı, çapı, alanı ve akson sayısı açısından yapılan değerlendirmeler sonucunda tüm gruplarda ozon terapi grubunda istatistiksel olarak anlamlı fark yaratacak sonuçlar elde edilmiştir. Lazer grubunda (DDLT) tüm parametrelerde kontrol grubuna göre ufak bir artış gözlenmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilememiştir.
Ozonlu suyla yıkanan kırmızı biberin mikrodalga enerjisi ile kurutulması
Bu arastırmada, ev tipi bir mikrodalga fırında Aflatoksinli kırmızı pul biberin, ozonlu suyla yıkamayı temsilen 5 ve 10 dakika sürelerde yıkandıktan sonra mikrodalga ile ürünün kurutulmasında kullanılan mikrodalga uygulama süresinin (mikrodalga jeneratörlerinin açık kalma süresi/mikrodalga jeneratörlerinin kapalı kalma süresi) enerji tüketimi, kuruma süresi, ulasılan son nem ve ürün renk kalitesi üzerine etkileri arastırılmıstır. Kullanılan mikrodalga uygulama süreleri (açık, sn/kapalı, sn) sırasıyla sürekli, 30/30, 30/45, 30/60, 45/30, 45/45, 45/60 olacak sekilde ayarlanmıstır. Denemeler sonucunda mikrodalga uygulama süresi artıkça kurutma etkinligi artmıs, fakat mikrodalga ünitenin çalısmadıgı sürelerin az ya da çok oldugu 30/30, 45/30, 45/60 olan denemelerde enerji tüketimi ve kuruma sürelerinin artıgı gözlemlenmistir. Denemeler sonucunda 45/45 mikrodalga uygulamasında enerji tüketimi ve kuruma süreleri diger kombinasyonlara göre daha iyi sonuçlar elde edilmistir.
Reaktif kırmızı 195 (RR195) azo boyar maddesinin katalitik ozonlanması
Reaktif boyalar tekstil endüstrisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Toksisiteleri ve parçalanmaya karsı dirençli olmaları nedeniyle bu boyalar çevre açısından riskli ve biyolojik arıtma metodlarıyla yok edilmeye karsı dirençlidirler. Katalitik ozonlama son yıllarda gelisen bir ileri oksidasyon yöntemidir ve moleküler ozona kıyasla daha yüksek elektrokimyasal oksidasyon potansiyeline sahip hidroksil radikallerinin üretimini içermektedir. Bu çalısmada reaktif kırmızı 195 azo boyar maddesinin renk ve toplam organik karbon (TOK) giderimi için ozon, ozon/granüler aktif karbon (GAC) ve ozon/Mn yüklü GAC islemleri kullanıldı. Çözeltinin mineralizasyonu toplam organik karbonun ölçülmesiyle tespit edildi. Ozon/GAC isleminde pH ve t-bütanolun etkisi arastırıldı. pH 11, 100 mg/L boya konsantrasyonu ve 1 g/L GAC miktarı optimum sartlar olarak belirlendi. Sonuç olarak aktif karbon ozonlama reaksiyonunu hızlandırdı, böylece uygulanan islemin verimi artırıldı. Anahtar Kelimeler: Ozon, reaktif kırmızı 195, katalitik ozonlama, granüler aktif karbon (GAC), ileri oksidasyon teknikleri.
Zeytin karasuyunda bulunan bazı toksik bileşiklerin ön kireç çöktürme ve katalitik ozonlama ile parçalanmaları
Çoğu Akdeniz ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de zeytinyağı üretimi sonrasında açığa çıkan katı atık ve atıksu yüzyıllardan beri önemli bir kirlilik kaynağı olmuştur. Bu çalışmada, zeytin karasuyunun askıda katı madde miktarını (AKM) ve kirletici etkisini azaltmak için ön kireç çöktürme işlemi uygulanmıştır. Zeytinyağı üretimi sırasında çevreye atık olarak verilen zeytin çekirdeği aktif kömür haline getirilerek özgün bir katalizör elde edilmiştir. Zeytin karasuyunda bulunan bazı fenolik bileşiklerin katalitik ozonlama ile parçalanmasında aktif karbon haline getirilen zeytin çekirdeğinin katalizör olarak kullanılması araştırılmıştır. Bu çalışma sonucunda KOİ değerinde yaklaşık 10 kez, TOK değerinde 80 kez ve toplam fenol içeriğinde 67 kez iyileştirme sağlanmıştır.
Sulu ortamda bulunan azo boyar maddelerin, ozonlama, Uv-H2O2, fenton ileri oksidasyon yöntemleri ile uzaklaştırılması ve kinetik parametrelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada sırası ile üç, dört ve beş aromatik halkaya sahip AO-II, AB-I ve RR198 boyarmaddelerinin UV-H2O2, Ozon ve Fenton ileri oksidasyon yöntemleri ile sulu ortamlardan uzaklaştırılması incelenmiştir. UV-H2O2 ve Ozon yöntemlerinde boyaların en etkin parçalandığı pH?lar araştırılmıştır. Buna göre, UV-H2O2 sisteminde AO-II için pH 3,0, AB-I için pH 7,0 ve RR198 için pH 10,0 optimum pH olarak belirlenmiştir. UV-H2O2 ve Fenton yöntemlerinde optimum dozdaki H2O2 sisteme, başlangıçta birden ve akış hızı 0,5-1,0-2,0 mL dk-1 olarak dört farklı hızda eklenmiştir. Optimum [Fe+2]/[H2O2] (mM/mM) oranı Fenton sistemi için 0,25 ve UV-H2O2 sistemi için [H2O2]/[Boya] =25 olarak hesaplanmıştır. Uygulanan üç sistemde de bozunma hızı, AO-II>AB-I>RR198 şeklinde en küçük molekülden en büyük moleküle doğru azalmıştır. AO-II, AB-I ve RR198 boyalarının bu üç yöntemle oksidasyonu, pseudo 1. derece kinetik modeline uygulanarak hız sabitleri hesaplanmıştır.
Kemik toplayıcı ve kemik kazıyıcı ile toplanan otojen kemik greftine ozon gazının etkilerinin değerlendirilmesi
Dişsiz alveoler kretlerin protetik rehabilitasyonu diş hekimliğinde sıklıkla uygulanan bir işlemdir. Yetersiz alveolar kret varlığında implant destekli bir protez ile rahabilitasyon sağlayabilmek için öncelikle kemik augmentasyon prosedürleri planlanmalıdır. Otojen greftler, allogreftler, ksenogreftler ve membranlar bu amaçla kullanılan materyallerdir. Her materyalin çeşitli klinik ve deneysel çalışmalarla gösterilmiş avantajlar ve dezavantajları mevcuttur. Bu durumda otojen greftlerin altın standart olduğu söylenebilmektedir. Verici sahalardan otojen greft elde etmek için birçok metod kullanılmaktadır. Kemik kazıyıcıları ve kemik toplayıcıları da bu metodlardan bazılarıdır. Oral bölgeden kemik toplayıcıları ile toplanan otojen kemiğin bakteriyel kontaminasyonu ile ilgili pek çok çalışma mevcutken kemik kazıyıcıları ile ilgili yeterli sayıda çalışma mevcut değildir. Bu araştırmada ise mandibulada tam kemik retansiyonlu gömülü yirmi yaş dişlerinin cerrahi çekimi sırasında bu iki metodun ayrı ayrı kullanılması ile elde edilen kontamine otojen greft üzerinde ozon gazının antimikrobiyal etkinliği incelenmiştir. Böylece oral ve maksillofasiyal cerrahi alanında sıklıkla uygulanan kemik augmentasyonu işlemlerine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Bakteriyel Kontaminasyon, Kemik Kazıyıcı, Kemik Toplayıcı, Ozon Gazı, Otojen Kemik.
Bitkisel yağların ozonlanması ve antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada kullanılan pirinç kepeği yağı % 37 oleik asit (C18:1) ve % 42 linoleik asit (C18:2), fındık yağı ise % 79 oleik asit (C18:1) ve %13 linoleik asit (C18:2) içermesi yönünden doymamış yağ asitlerince oldukça zengin bitkisel yağlardır.Bu çalışmada, bitkisel yağların ozonlanarak yapılarının modifiye edilmesi ile antimikrobiyal aktiviteleri incelendi. Fındık yağının ozonlanması sonucu kayda değer bir değişme gözlenmedi. Pirinç kepeği yağının ozonlanması sonucu elde edilen, ozonlanmış pirinç kepeği yağı (ORBO)'nın peroksit sayısı 10,21 mmol-equiv.Kg-1'den 972,71 mmol-equiv.Kg-1'e çıkmıştır. ORBO'nun minimum inhibisyon konsantrasyonu (MIC) değerleri 0,73 ? 1,88 mg/mL arasında kullanılan test mikroorganizmasına göre değişmiştir. Böylece, en iyi MIC değerinin Enterobacter aerogenes üzerinde (0,73 mg/mL) olduğu tespit edilmiştir.
Kimyasal sistit oluşturulan deneysel hayvan modelinde; intravezikal ozon uygulamasının mesaneye topikal etkisi
Denekler üç gruba ayrıldı. Grup I ve II'deki deneklerde transüretral intravezikal hidroklorik asit(HCI), (0.2 ml, 0.4 N) instillasyonu ile kimyasal sistit oluşturuldu. Grup I'deki deneklerde transüretral intravezikal olarak haftada iki kez ozonlu serum fizyolojik (20-25 mcg/mL ozon içeren 2 ml % 0.9 NaCl solüsyonu), grup II'deki deneklere ise transüretral intravezikal % 0.9 NaCI instillasyonu uygulandı. Grup III'deki deneklere ise aynıstresi oluşturmak amacıyla kimyasal sistit oluşturulmaksızın, transüretral intravezikal olarak % 0.9 NaCI instillasyonu uygulandı. Çalışmanın erken dönem sonuçlarınıgöstermek amacıyla gruplardaki deneklerin yarısına (grup Ia, IIa, IIIa) 2 doz tedavi sonrası, geç dönem sonuçlarını göstermek amacıyla da kalan deneklere (grup Ib, IIb, IIIb) 6 doz tedavi sonrasısistektomi ve takibinde sakrifikasyon uygulandı. Mesanedeki değişiklikleri göstermek amacıyla histopatolojik inceleme yapıldı. Çalışmamızda ozon tedavisi alan grup Ia ve Ib'de bazal membran ve mukozal bütünlüğün korunduğu, enflamatuar hücrelerin baskılandığıgörüldü, ancak % 0.9 NaCI uygulanan grup IIa ve IIb'de mukozal bütünlüğün bozulduğu, bazal membranda çok sayıda enflamatuar hücre birikiminin olduğu gözlendi. Bulgularımız ışığında, intravezikal ozon tedavisi, düşük maliyet ve kabul edilebilir yan etkisiyle, kimyasal sistit tedavisinde yeni tedavi yaklaşımıolabilir. Deneysel hayvan modelimiz dikkate alındığında, ozon IC tedavisinde alternatif seçenek olabileceğine, ancak bunun ileri çalışmalarla desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Anahtar kelimeler: Deneysel, Kimyasal sistit, Ozon
Proteinin fonksiyonel özellikleri üzerine ozonun etkisi
Ozone has recently gained the attention of food industries, although it has been used effectively as a primary disinfectant for treatment of water for many years. Egg white, whey proteins have been extensively used in food products to improve textural, functional and sensory attributes. Proteins influence the functional properties in foods such as solubility, emulsion and foam formation and rheological properties. However, there is limited knowledge about the effects of ozone on the food components. In this project, the effects of ozone treatment on the functional properties of whey protein isolate and egg white proteins were investigated. Ozone treatment of proteins was performed either in aqueous solutions or as gas ozonation of pure protein powders. Ozonation influenced foam formation and stability extensively. Ozone treatment affected emulsion activity negatively and reduced the emulsion stability. Thermal denaturation properties of ozonated protein samples were investigated by Differential Scanning Calorimeter (DSC). For whey protein isolate, denaturation temperature increased while denaturation enthalpy decreased. However, denaturation temperature of egg white proteins were influenced less. The effects of gas ozonation on solubility were observed to be more extensive than the effect of ozone treatment in aqueous solutions. The leavorotation of the ozonated protein solutions increased. HPLC chromatograms of ozonated protein samples showed a reduction (42 and 45 %) in the peak areas of whey proteins and egg white proteins, respectively. As a result of ozone treatment, dilute emulsions exhibited more liquid like behavior at low frequencies than concentrated emulsions.Key Words: Ozone, protein, functionality, emulsion, foam, solubility,optical activity
Sıçanlarda endotoksin ile oluşturulan şok modelinde ozon tedavisinin etkilerinin incelenmesi
Güncel sepsis tedavisi; hipoperfüzyon ve hipotansiyon gibi komplikasyonların giderilmesini ve enfeksiyon kaynağının kontrolünü hedeflemektedir. Bu müdahalelere rağmen sepsis halen yüksek mortalite oranına sahip bir hastalık olma özelliğini korumaktadır. Sepsisin kesin tedavisine yönelik yoğun çalışmalar henüz umut vaadeden sonuçlar vermemiştir. Bu çalışmada öncelikle tüm sıçanların sistolik kan basınçları (SKB) ve kalp hızları (KH) tail-cuff yöntemi ile ölçülmüştür. Ardından kontrol grubuna serum fizyolojik, tedavi gruplarına lipopolisakkarit (LPS) (10mg/kg, i.p) uygulanmıştır. Birinci saatte tedavi gruplarına (0.1, 0.3, 1.0 mg/kg, i.p) ve ozon grubuna (1.0 mg/kg, i.p) ozon uygulanmıştır. Deney sonunda hayvanlar sakrifiye edilmiş ve ardından toplanan plazma örneklerinde nitrik oksit (NO), asimetrik dimetilarjinin (ADMA) ve total antioksidan kapasite (TAK) düzeyleri ölçülmüştür. Kontrol ve ozon gruplarında tedavi öncesi ve sonrası SKB ve KH değerlerinde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Sıçanlara LPS uygulanmasıyla oluşan SKB?lerdeki düşüş ve KH?lerdeki yükselme istatistiksel olarak anlamlıdır. Ozon uygulaması, LPS ile ortaya çıkan SKB?lerindeki düşüş ve KH?lerindeki yükselmeyi geri döndürememiştir. Ancak LPS enjeksiyonu ile total antioksidan kapasitede oluşan azalma, 1.0mg/kg ozon dozunda geri çevrilmiştir. LPS grubunda yükselen plazma NO düzeyleri ozon tedavisi (0.1 mg/kg, i.p.) ile tersine çevrilmiştir. Gruplar arasında plazma ADMA düzeyleri farklılık göstermemiştir. Endotoksik şok modelinde ozonun NO ve TAK düzeylerini geri çevirmesi nedeniyle, sonuçlar bu modelin klinik karşılığı olan sepsiste biyokimyasal parametreleri düzenlenmesi açısından yararlı olabileceğini düşündürmüştür.
Deneysel formaldehit uygulanan sıçanların karaciğer dokusunda apoptozis ve CD68 immünreaktivitesi üzerine ozon ve timokinonun etkilerinin incelenmesi
Formaldehit (FA), dokularda hasara neden olmakta, oksidatif stresi aktifleştirmekte ve antioksidan düzeylerini düşürmektedir. Timokinon (TQ) ve Ozon (O3) ise oksidan maruziyetinin neden olduğu hasarı iyileştirmektedir. Bu çalışmada amacımız; FA maruziyetinin kan ve karaciğerde oluşturduğu hasarı biyokimyasal belirteçlerle ve histopatolojik olarak TUNEL metodu ve CD68 hücre yoğunluğu ölçümü ile ortaya koymak, ayrı ayrı antioksidan etkili moleküller olan TQ ve O3'nun hem tek başına kullanıldıklarında hem de birlikte kullanıldıklarında FA maruziyeti ile oluşan hasarı ne derece değiştirdiklerini ortaya koymaktır. Çalışmada ağırlıkları 270-300 gr arasında değişen 8-10 haftalık 56 adet Sprague-Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Serumda AST, ALT, total antioksidan (TAS) ve total oksidan (TOS) seviyeleri tayin edildi. Ayrıca total antioksidan (TAS) ve total oksidan (TOS) seviyeleri için karaciğer dokuları da incelendi. Karaciğer dokularında immünohistokimyasal yöntemlerle CD68 hücre yoğunluğu değişimleri ortaya koyulurken ayrıca apoptotik hücrelerin belirlenmesi için TUNEL yöntemi uygulandı. FA maruziyeti, deney hayvanlarının serum AST ve ALT seviyelerinde artışa, serum ve karaciğerlerinde TAS seviyelerinde azalmaya, TOS seviyelerinde yükselmeye, TUNEL pozitifliğinde ve CD68 hücre yoğunluğunda artışa neden oldu. Antioksidan olarak verilen TQ ve O3, serum ve karaciğerde meydana gelen biyokimyasal ve histopatolojik değişiklikleri ciddi anlamda düzeltti. Sonuç olarak; TQ ve O3, FA maruziyetinin neden olduğu oksidatif hasarı baskılamakta ve oluşan histopatolojik bozulmaları geri çevirmektedir.
Sıçanlarda karbontetraklorür ile oluşturulacak karaciğer hasarına karşı uygulanan ozon tedavisinin etkileri
Tıbbi ozon (O3) tedavisi, antioksidan, antienflamatuar ve antimikrobiyal etkileri nedeniyle tedavi amaçlı geniş bir spektrumda kullanılmaktadır. Çalışmalar O3 tedavisinin apoptozis ve oksidatif stresi azaltarak dokularda hasara karşı koruyucu bir etki sergilediğini göstermiştir. Organik bir çözücü olan karbon tetraklorürün (CCl4) yapılan çalışmalarda akut veya gecikmiş tipte karaciğer toksikasyonlarına yol açtığı bildirilmiştir. Bu çalışmada CCl4'ün oluşturduğu karaciğer hasarına O3 tedavisinin etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmada 8-10 haftalık 40 adet Sprague Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Sıçanların karaciğer dokularında histolojik olarak H&E, PAS, Masson, Trikom ve TUNEL boyama yöntemleri kullanıldı. CCl4 maruziyeti TUNEL apoptotik indekste artışa ve histopatolojik görüntüleme yöntemlerinde hepatosit hasarı oluşturdu. Antioksidan amaçlı verilen O3 tedavisi kontrol grubuna göre anlamlı değişiklikler oluşturmadı fakat CCl4 maruziyeti olan gruptaki sıçanların karaciğerinde beklenenin aksine oksidan etkiye yöneldi. Sonuç olarak; O3'nun CCl4 toksikasyonuna karşı antioksidan kullanımıyla ilgili hem doz konsantrasyon farklılığı hem de sayı başta olmak üzere daha fazla çalışmaya gerek duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: CCl4, Ozon, Karaciğer, TUNEL
Effects of ozonated oils (sesame oil, nigella sativa oil and hypericum perforatum oil) on wound healing process in rats
In this study, the effects of three different ozonated oils (sesame oil, Nigella sativa oil and Hypericum perforatum oil) on wound closure rate, healing process and possible complications were examined macroscopically and microscopically. Twenty-one adult Wistar albino female rats were used in the study. Subjects were divided into three groups, i.e. (Early wound healing (7 days), medium wound healing (14 days) and late wound healing (21 days). Four full-thickness skin wounds of equal size (10 mm in diameter) to the back regions of all rats were formed. The wound was left open during healing. While the first wound (control group) received no treatment the second wound, ozonated sesame oil, in the third wound ozonated Nigella sativa oil and lastly ozonated hypericum perforatum oil were used. The first, second and third main groups were euthanized on days 7, 14 and 21, respectively. There was no significant difference in wound healing between groups in the first 7-day. In the 14 day groups, it was found that the healing was better in the group of Nigella sativa oil and sesame oil group (P<0.05). In 21 day groups all wound healing was improved, but Nigella sativa oil group had earlier improvement compared to the others (P<0.01).As a result, the best wound healing was achieved with Nigella sativa oil and sesame oil. Keywords: Wound healing, ozonated Sesame oil, ozonated Nigella sativa oil, ozonated Hypericum perforatum oil
Sıçanlarda oluşturulan pençe ödeminde ozon ve indometazinin antiinflamatuvar ve analjezik etkilerinin karşılaştırılması
Akut inflamasyon; sistemik veya lokal olarak ortaya çıkabilen, doku hasarı, ödem, hiperemi, ağrı ve fonksiyon kaybının olduğu bir durumdur. Mevcut tedavi yaklaşımları bugün için yeterli olmamaktadır. İnflamasyonun önlenmesi için günümüzde pek çok ajan kullanılmaktadır. Ancak sepsis gibi yaygın ve mortalitesi yüksek inflamasyonlarda ve diğer inflamatuvar hastalıklarda halen etkili ve kesin tedavi edici ajan arayışları sürmektedir.Geçmiş yıllarda dezenfeksiyon ve sterilizasyon amacıyla kullanılan bir ajan olan ozon, günümüzde medikal tedavinin yetersiz kaldığı birçok hastalıkta kullanılmakta ve etkin sonuçlar gözlenmektedir. Medikal ozon tedavisi ile dekonjesyonun hızlandığı ve ödem reabsorpsiyonun oluştuğu saptanmıştır. Medikal ozon uygulanmasının bu etkileri ozon tedavisinin analjezik ve anttinflamatuvar etkilerini ortaya koymaktadır.Bu tez çalışmasında ozonun sıçan pençesinde karajenan ile oluşturulan pençe ödemi inflamasyon modelinde anttinflamatuvar ve antinosiseptif etkinliği araştırılmıştır. Elde edilen bulgular incelendiğinde; literatüre uygun şekilde akut inflamasyonun zaman içerisinde oluştuğu ve ödem şekillenmesinin 270. dakikadan sonra platoya ulaştığı gözlenmiştir. Referans antiinflamatuvar madde olarak kullanılan indometazinin ödem oluşumunu engellediği gösterilmiştir. Daha sonra ozonun çeşitli dozlarda lokal inflamasyonda oluşan ödem üzerine etkisi (Şekil 2) ve ağrı algılamasında yaptığı değişiklikler (Şekil 3, 4) incelenmiştir.Çalışmada ozonun CG ile oluşturulan pençe ödemi üzerine etkileri doza bağımlı şekilde değişiklik gösterdiği bulunmuştur. 1 µg/pençe dozunda ozon uygulaması referans madde indometazine benzer şekilde antiödematöz etki oluşturduğu gözlenirken 0,5 ve 1,5 µg/pençe dozlarında antiödematöz etki göstermemiştir. Ayrıca tek başına 1 µg/pençe ozon uygulamasının pençelerde SF uygulamasına benzer etkiler ortaya çıkardığı gözlenmiştir.Çalışmamızda inflamasyonla birlikte ortaya çıkan nosiseptif süreçte ağrı yanıtlarındaki değişiklikler de incelenmiştir. Sıcak plak testinde 1 µg/pençe dozunda ozonun antinosiseptif etkisi indometzine benzer bulunmuştur. Yine antiödematöz etkide olduğu gibi ağrı algılamasında da ozonun diğer dozlarında anlamlı bir antinosisepsiyon gözlenmemiştir. Kuyruk çekme testinde ise ozonun hiçbir dozunda analjezik etki gözlenmemiştir. Bu durum sıcak plak testinin direk olarak pençede oluşturulan inflamasyondaki lokal hiperaljezisi ile açıklanabilir. Zira kuyruk çekme testinde ozonun olası analjezik etkisi ancak sistemik bir ozon uygulaması ile elde edilebilir. Ayrıca inflamasyonun olmadığı sıçanlarda ozonun tek başına analjezik bir etki göstermemesi ortaya çıkan analjezik etkinin periferik hiperaljeziden kaynaklandığını düşündürebilir. Bu konuda sistemik ozon verilerek ağrı algılamalarındaki etkilerinin incelenmesi konunun aydınlatılmasına katkıda bulunacaktır.Klinikte pekçok alanda kullanılmakta olan medikal ozonun lokal inflamasyonun tedavisinde ve ağrının giderilmesinde etkinliğinin gösterilmesinin yeni ve alternatif tedavi protokollerinin oluşturulmasında literatüre katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
Cilt flepleri oluşturulan ratlarda ozon emdirilmiş zeytinyağının flep beslenmesi üzerine etkileri
Cerrahi pratikte rastlantısal paternli deri flepleri sıklıkla kullanılmaktadır. Flep distalinde oluşabilecek doku nekrozu, oluşabilecek kozmetik ve fonksiyonel sorunlar nedeniyle korkulan bir komplikasyondur. Ozon kullanımının kronik ve akut yara iyileşmesinde etkinliği gözterilmiştir. Bu deneysel çalışmada ozonize zeytinyağı ve sadece saf zeytinyağı emdirilmiş pansuman materyalinin sıçan dorsal rastlantısal paternli deri fleplerinde damarlanma üzerine etkisi araştırıldı. Ağırlıkları 200 – 250 gr arasında değişen 21 adet Wistar Albino tipi erkek rat üç eşit gruba ayrıldı. Her gruba standart kaudal tabanlı dorsal flep uygulandı. Kontrol grubuna ek bir uygulama yapılmadı. Diğer iki gruba sırasıyla zeytinyağı ve ozonize zeytinyağı günde iki kez topikal olarak uygulandı. Postoperatif 7. günde tüm fleplerin tabanı ve uç noktası arasından tam kat 1 x 1 cm boyutlarında doku örnekleri alındı. Doku örnekleri CD34 ve VEGF boyaları ile boyanarak ışık mikroskobu altında incelendi. Kontrol grubunda CD34 ve VEGF ile pozitif boyanma gösteren yapıların ortalama ± standart sapma değerleri sırası ile 10.29 ± 1.80 ve 8.86 ± 1.35 iken zeytin yağı ve ozonize zeytin yağı gruplarında bu değerler sırasıyla 15.57 ± 1.72 ve 15.00 ± 1.41 ile 25.00 ± 2.16 ve 25.14 ± 2.41 idi. Her iki çalışma grubunda CD34 ve VEGF ile boyanan yapıların ortalama sayıları kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksekti (her ikisi için de p<0.001). Ozonize zeytinyağı grubunun hem CD34 hem de VEGF ile ortalama boyanma sayıları da zeytinyağı grubundakinden belirgin olarak daha fazlaydı (her ikisi için p<0.001). Sonuç olarak ozonize zeytinyağının rastlantısal paternli cilt fleplerinin damarlanmasını artırdığı gösterildi. Anahtar Kelimeler: Flep, Zeytinyağı, Ozonize Zeytinyağı, CD-34, VEGF
Ozon, sodyum hipoklorit, levulinik asit ve laktik asit ile broiler karkaslarında salmonella typhimurium'un dekontaminasyonu
Gıda zehirlenmelerinde önemli bir yer tutan kanatlı etinde en çok izole edilen bakterilerin başında S. Typhimurium gelmektedir. Çalışmamızda ozon, laktik asit, sodyum hipoklorit ve farklı konsantrasyondaki levulinik asit kullanarak broiler karkaslarında S. Typhimurium dekontaminasyonu incelenmektedir. Çalışmada negatif kontrol grubu da dahil 8 grup oluşturulmuştur. Oluşturulan gruplar kontaminasyon işlemi yapılmadan önce Salmonella spp. yönünden kontrol edilmiştir. Negatif kontrol grubu hariç her grup 108 kob/ml düzeyinde S. Typhimurium suşu inoküle edilmiştir. Daha sonra kontamine edilen gruplardan pozitif kontrol grubu haricindeki gruplara 1,5 ppm ozon, %2 laktik asit, 30 ppm sodyum hipoklorit, %2 levulinik asit, %2,5 levulinik asit ve %3 levulinik asit ile dekontaminasyon sağlanabilmesi amacıyla 5, 10, 15 dk uygulamaları yapılmıştır. Hazırlanan örneklerin 0., 3. ve 7. depolama günlerindeki mikrobiyolojik takibi sağlanmıştır. Araştırmada S.Typhimirium ile kontamine edilen grup kategorileri içinde sürelere göre bakteri sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Her dekontaminasyon grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında S.Typhimirium'un inaktivasyonunda etkili oldukları bulunmuştur. 1,5 ppm ozonun, 5 dk ve 15 dk uygulamalarının kendi grubu içinde ve diğer kimyasal dekontaminant uygulamaları arasında istatistiksel olarak önemli bir farklılık (p<0,05) görülmüştür. Ancak diğer kimyasal dekontaminant uygulamalarının kendi içinde ve diğer gruplar arasındaki olasılıkları istatistiksel açıdan önemli bir farklılık tespit edilmedi (p>0,05). Ayrıca kullandığımız dekontaminasyon solüsyonları arasında en etkili kimyasal solüsyonun %3'lük levulinik asit olduğu tespit edildi. Ozon solüsyon uygulamasının diğer gruplara göre S.Typhimirium üzerine etkisi daha düşük seviyede logaritmik azalma meydana getirdi. Anahtar Kelimeler: Broiler karkas, Dekontaminasyon, Levulinik asit, Ozon, Salmonella Typhimurium.
Benzoik asit, P-krezol ve 8-hidroksi kinolin gibi bazı toksik bileşiklerin, sulu ortamda ozon ve beyaz küf mantarı "phanerochaete chrysosporium" ile parçalanması
128 e>. ÖZET içilebilir suları etkin olarak dezenfekte etme ve içerdiği organiklerden arıtma yöntemlerinden biri, ozonlardır. Ozonun yüksek oksidasyon potansiyeline sahip olması, içme suyunun hasırlanmasında çok amaçlı kullanımını sağlar. Bu kullanımlar arasında, suda çözünmüş organiklerin oksitlenerek parçalanması, ağır metallerin çöktürülerek ortamdan uzaklaştırılması; tad, renk, koku giderme; dezenfeksiyon; süzülebilirlik ve safsızlıklar m biyolojik parçalanabilirliklerinin artırılması gibi uygulamalar vardır. Su arıtımında ozonun etkinliği, pH, ozon dozu ve sulu ortamdaki organiklerin yapısına bağlıdır. Bu çalışmada benzoik asit, p-krezol ve 8-hidroksi kinolin gibi bazı toksik organik maddeler model bileşik olarak seçildi. Bu bileşiklerin 1 mM'lık çözeltileri hazırlanarak ozonlandı.. Laboratuvardaki deneysel çalışma, ozonla etkin arıtma koşullarını tayin etme ve ozonla parçalanma ürünlerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Ozonlama iki şekilde gerçekleştirildi. îlk olarak çözeltilerin kendi başlangıç pH'l arında farklı ozon dozları < 5,10,15 ve 20 mg Oo/dk) kullanıldı, İkinci olarak, kullanılan ozon dozu sabit tutulup (10 mg Cta/dk), ortamın pH'ıdegiştirildi. Ozon dozu ve çözeltinin başlangıç pH'nm artışına bağlı olarak organiklerin parçalanma miktarları ve ozon tüketimleri artarken, organik madde konsantrasyonu azalmaktadır. Buna bağlı olarak örneklerin kimyasal oksijen ihtiyaçları (COD) ve toplam organik karbon miktarları (TOC) azaldı. Biyolojik olarak parçalanamayan veya parçalanabilirligi düşük olan organiklerin ozonlanması sonucunda biyolojik parçalanabilirlikle- rinin de artığı görüldü. Model maddelerin ozonlama ile toksisitelerinin azalıp azalmadığını belirlemek amacıyla, model maddelerin farklı başlangıç pH'larında ozonlamadan önceki ve ozonlama sırasında alınan örneklerde toksisi.te testi yapıldı. Bu test bakteri CPseudomoaas putlda> testi kullanarak yapıldı, örneklerin toksisitelerinin model bileşiklerin farklı başlangıç pH'larında ozonlama ile azaldığı gözlendi. t /129 Organiklerin parçalanmasında ortamın pH'da önemlidir. pH' nm artısı, ozonun daha aktif olan hidroksil radikallerine bozulmasına neden olur. Bu nedenle her üç model bileşikte de, bazik ortamda parçalanma daha fazladır. Model maddelerin ozonla parçalanma ürünlerinin nitel ve nicel analizleri UV-VIS spektrof otometresi, gaz kromatograf isi ve kütle spektrometresi kombine gaz kromatograf isi (GC/KS) ile yerine getirildi. Benzoik asit, p-krezol ve 8-HK' in belirlenen parçalanma ürünleri aşağıda verilmektedir; Benzoik asit : Okzalik asit, formik asit P-krezDİ : p-hidroksi benzoik asit, maleik asit, propiyonik asit, glioksilik asit.glikollk asit, asetik asit, okzalik asit, formik asit 8-HK :Kinolik <2, 3-dikarboksilik) asit, nikotinik (3-piridin karboksillk) asit, glioksilik asit, okzalik asit Belirlenen parçalanma ürünlerine göre, model maddelerin ozonla reaksiyon mekanizmaları açıklanmaya çalışıldı. Model bileşiklerin ozonla reaksiyon hız sabitleri belirlendi. Çalışılan tüm reaksiyonlar hem ozon hem de madde konsantrasyonuna bağlı olarak 1. dereceden, toplam reaksiyon derecesi ise her üç model bileşik için 2. dereceden bulundu. Kodel maddelerin ozonla parçalanma mekanizması, model maddelerin oluşan parçalanma ürünlerine dönüşme oranı göz önüne alınarak da açıklandı. Biyolojik arıtma, atık sudaki biyolojik parçalanabilir organik maddeleri uzaklaştırmada kullanılır. Bununla birlikte, mikrobiyolojik parçalanmaya dirençli organik kirleticiler de vardır. Beyaz küf mantarı Phanerochaete chrysosporium, doğal olarak parçalanmaya dirençli çok sayıdaki organik kirletici de dahil olmak üzere pek çok organik bileşiği parçalayabilmektedir. Bu çalışmada model bileşiklerin beyaz küf mantarı P. chrysosporium tarafından ne oranda parçalandıkları ve bu bileşiklerin mantarın büyümesi üzerine hangi derişimde toksik etki yaptığım belirlemek için, model bileşikleri değişik derleşimlerde içeren kültür ortamları hazırlandı.Hazırlanan bu ortamlarda, benzoik asit ve p-krezolün beyaz küf mantarıyla parçalanma miktarları gaz >130 kromatografisi, 8-HK ise spektrofotometre ile belirlendi. Model bileşikler içinde en fasla benzoik asit, en az 8-HK parçalanmaktadır. Model maddelerin beyaz küf mantarıyla parçalanması sırasında, ortamda kalan madde konsantrasyonunun logaritmasının 2amana karsı çizilen grafiklerinin her üç madde için doğrusal çıkması, bu maddelerin beyaz küf mantarıyla parçalanma tepkimesinin 1. dereceden olduğunu göstermektedir. Beyaz küf mantarının büyümesi üzerine en fazla 8-HK, en az benzoik asitin toksik etki yaptığı belirlendi. Büyüme eğrisindeki logaritmik fazın zamana karşı logaritmik kağıda geçirilmesi sonucu, farklı derişimlerdeki model bileşikler için büyüme hız sabitleri belirlendi. Benzoik asit, p-krezol ve 8-HK'n.in beyaz küf mantarıyla biyolojik parçalanması sırasında oluşan ve gaz kromatografisiyle belirlenen parçalanma ürünleri aşağıdadır: Benzoik asit: Okzalik asit, formik asit ve hidrojen peroksit P-krezol : Maleik asit, glikolik asit, okzalik asit, formik asit ve hidrojen peroksit 8-HK : Propiyonik asit, glikolik asit, okzalik asit, formik asit ve hidrojen peroksit. Phanerochaete chrysosparium hem doğal oluşundu mikroorganizma olusu hem de biyolojik parçalanmaya dirençli sentetik maddeleri bile parçalayabilmesi gibi nedenlerle atık su arıtımında önemi gün geçtikçe artmaktadır. Sontheimer' e göre, içerisindeki çözünmüş organik karbon miktarı (DOO^.0.2 mg/L olan bir su herhangi bir problem olmadan ozonlanabilir CEPA, 1978). Bu çalışmada da model bileşikleri en fazla 0.2 mg/L derisiminde içerecek şekilde sulu çözeltiler hazırlandı. Bu organiklerin giderilmesi için ozonun, 1 m3 su başına doların bugünkü kuruna göre maliyeti hesaplandı. Sonuçların klorlama ile kıyaslanabilir düzeyde olduğu bulundu. Ozonun çok amaçlı kullanımı ve düşük dozlarda bile etkili olabilmesi maliyetini daha da düşürmektedir. Sudaki organikleri tamamen zararsız olan ürünlere oksitlemesi gibi üstünlükleri de düşünülürse, Ozon içme suyu hazırlanmasında uygun görülmektedir.
Healozone sisteminin fissür çürükleri üzerindeki etkinliğinin ın-vıvo olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada, ozon uygulaması ve ozon uygulamasının ardından remineralize edici bir solüsyon kullanımının, daimi molar dişlerde kavitasyon oluşmamış pit ve fissür çürüklerinin remineralizasyonu üzerindeki etkisi ve uygulamalarla birlikte verilen ağız hijyen eğitiminin başarısının değerlendirilmesi amaçlandıÇalışma, yaşları 9-12 arasında 40 kız/erkek hasta üzerinde gerçekleştirildi. Alt sağ ve sol daimi birinci molar dişlerinde DIAGNOdent değerlerine (değer 11-30) ve CSI skorlarına (skor 1-2a) göre kavitasyon oluşmamış pit ve fissür çürüğü gözlenen hastalar çalışma kapsamına alındı. Hastalar rastgele 20'şer denekten oluşan 2 çalışma grubuna ayrıldı. Aynı hasta ağzındaki alt sağ ve sol daimi 1. molar dişler deney ve kontrol grubu olarak rastgele ayrıldı. Deney grubu dişlere, 1. çalışma grubunda 40 saniye ozon uygulaması yapılırken; 2. çalışma grubunda ozon uygulamasının ardından remineralize edici solüsyon kullanıldı. Kontrol grubu dişlere hiçbir tedavi uygulaması yapılmadı. Hastalara, tedavi başlangıcında ve takip süreçlerinde tekrarlanan, diş fırçalama alışkanlığı ve ağız sağlığının öneminin anlatıldığı ağız hijyen eğitimi verilerek, hijyen tablosu skorları takip süreçlerinde kayıt edildi. Deney ve kontrol grubu dişlerin DIAGNOdent değerleri tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 1., 2., 3., 6.aylarda; CSI ve ağız hijyen skorlarında meydana gelen değişimler; tedavi öncesi ve 1., 2., 3., 6. aylarda kayıt edilerek istatistiksel olarak değerlendirildi. Grup içi değerlendirmelerde Mann-Whitney testi; gruplar arası değerlendirmelerde Wilcoxon testi kullanıldıTedavi süreci sonunda her iki çalışma grubunda deney ve kontrol grubu dişlerde demineralizasyon ve remineralizasyon açısından istatistiksel olarak anlamlı değişimlerin meydana geldiği bulgulandı (p<0,001). Bununla birlikte her iki çalışma gubunun deney grubu dişlerinde, meydana gelen remineralizasyon dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,001). Çalışma sürecinde 1. çalışma grubunun kontrol dişleri haricinde, diğer gruplarda CSI skorlarının değişmediği gözlendi. Hastaların 6. ayda ölçülen ağız hijyen tablolarında, tedavi öncesi ile istatistiksel olarak anlamlı farklılık yaratmayan bir iyileşme bulgulandı (p>0.002Ağız hijyen eğitimi ve motivasyonu ile birlikte ozon tedavisinin, tek başına ya da remineralize edici solüsyonla birlikte kullanımının, başlangıç düzeyindeki pit ve fissür çürüklerinin remineralzasyonunda etkili olduğu ve hastaların ağız hijyen motivasyonlarını arttırdığı sonucuna varıldı.
Ozon uygulamasının rezin ve biyoseramik esaslı kök kanal dolgu patlarının bağlanma dayanımı üzerine etkinliğinin push-out testi kullanılarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; ozon gazı uygulamasının, iki farklı içeriğe sahip kök kanal patının bağlanma dayanımı üzerine etkisini push-out testi kullanarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 60 adet çekilmiş tek köklü ve tek kanallı insan alt premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kronları mine-sement sınırından elmas fissür frez ile su soğutması altında kesilerek uzaklaştırılmış olup, kök boylarını standardize etmek amacıyla tüm diş kökleri 17 mm uzunluğa eşitlendi. Dişlere giriş kavitesi açılmasının ardından 15 numaralı K tipi eğe ile glide path oluşturuldu. Kök kanallarının şekillendirilmesi Reciproc #40 numaralı döner eğe ile tamamlandı. İrrigasyon aşamasında %5'lik NaOCl ve %17'lik EDTA tüm numunelere standart şekilde uygulandı. Final irrigasyonu 5 ml distile su (DS) ile yapıldı. Dişler her grupta 15 diş olacak şekilde rastgele dört gruba (Grup 1: AH Plus, Grup 2: AH Plus ve ozon gazı, Grup 3: AH Plus Bioceramic, Grup 4: AH Plus Bioceramic ve ozon gazı) ayrıldı (n=15). Ozon gazı uygulanmayacak olan diş gruplarının (Grup 1 ve Grup 3) kök kanal dolumu yapıldı. Ozon gazı uygulanacak gruplar ise (Grup 2 ve Grup 4) ozon uygulanmasının ardından kök kanal dolumu tamamlandı. Tüm gruplarda kök kanal dolumu basit tek kon dolum yöntemi kullanılarak yapıldı. Çalışmada AH Plus ve AH Plus Bioceramic kök kanal patları kullanıldı. Dişlerden hassas kesme cihazı ile apikal 2, 5, 8 mm mesafeden üç kesit alındı. Elde edilen kesitler itme bağlanma dayanımını ölçmek amacıyla push-out test cihazında teste tabi tutuldu. Veriler R programı ile analiz edildi. Kanal patı, final irrigasyonu ve kesite göre normal dağılmayan bağlanma dayanımı değerlerinin karşılaştırılmasında R programında WRS2 paketi kullanılarak üç yönlü Robust testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi ile incelendi. Bulgular: Final irrigasyonuna göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p<0,001). Distile su grubunda bağlanma dayanımının budanmış ortalaması 0,17 MPa iken, ozon gazı grubunda 0,25 MPa olarak elde edilmiştir. Kök kanal patına göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p=0,015). AH Plus kök kanal patında bağlanma dayanımının budanmış ortalaması 0,23 MPa iken, AH Plus Bioceramic kök kanal patında 0,19 MPa olarak elde edilmiştir. Kesite göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p=0,001). Apikal kesitte, koronal ve orta kesitlerden farklılık göstermiştir. Apikal kesitte diğerlerine göre azalma görülmüştür. Kök kanal patı, final irrigasyonu ve kesite göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p=0,340). Sonuç: Kök kanalına ozon gazı uygulaması, kök kanal patının bağlanma dayanımını distile su ile final irrigasyonuna göre arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: AH Plus, AH Plus Bioceramic, bağlanma dayanımı, ozon, push-out testi.
Investigation of spatial and seasonal variations of antropogenic and biogenic volatile organic carbons (VOCs) determined by thermal desorption GC-MS technique and contribution of biogenic VOCs to ozone concentrations at high altitude semi-rural site
The ambient air contains a group of pollutants called volatile organic compounds. Some of them have been the subject of most of the research due to their negative effects on the environment and health. In this study, it was aimed to collect and evaluate a total of 70 volatile organic compounds (biogenic and anthropogenic origin) in Bolu atmosphere. Passive and active sampling techniques were performed. The passive sampling was carried out at 47 sampling points during the winter (28 January 2017 - 12 February 2017) and 63 sampling points in the summer (7 July 2017 - 23 July 2017). At our station in the university campus, 68 compounds for every month between April - November 2017; January 2018 and 70 compounds for every month between April - August 2018 were collected with active sampling in daily and 6-hour periods. Analyses were performed using a thermal desorption gas chromatography-mass spectroscopy system. The results have been compared with similar studies around the world. It is valuable to be able to identify the mechanisms, atmospheric roles and sources of these compounds as well as determine their atmospheric concentrations. For this purpose, the time-dependent changes of the compounds, their relations with meteorological factors and the correlations between each other were examined. Especially, the ozone formation potential of volatile organic compounds and the effective factors in the formation have been investigated. Pollutant distribution maps were plotted and thus, source regions were determined for each compound. Source apportionment was carried out with Positive Matrix Factorization. The studies had shown that biogenic sources were the predominant source for volatile organic compounds in the region.
Uçucu organik bileşiklerin (UOB), atmosferik örneklemelerde partikül organik karbon seviyesine yaptığı girişim (interferans) düzeylerinin belirlenmesi
Tez çalışması kapsamında atmosferik partikül organik karbon (OK) ve partikül polisiklik aromatik hidrokarbonların (PAH) tespitinde uçucu organik bileşikler (UOB) ve gaz fazı PAH bileşiklerinden kaynaklanan hataları gidermeye yönelik olarak iki adet eşdeğer PM2,5 örnekleyici tasarlanmış ve geliştirilmiştir. Paralel C ve UC örnekleyicilerinden elde edilen örneklerde ölçülen elementel karbon (EK)' ların oranları (EKc/EKuc) 1,02 ± 0,085 (ortanca: 1,000) olarak bulunmuştur. Geliştirilen cihazların örnekleme hava yolunda ihtiva ettkleri denuderler nedeni ile %10'dan daha düşük seviyelerde kütle kaybının olduğu anlaşılmıştır. Emprenyeli denuder kullanılmadığı durumlarda, atmosferik partikül OK konsantrasyonlarının ortalama olarak % 53,2 ± 7,23 (ortanca: % 52,00) düzeyinde hatalar içerecek şekilde yüksek değerlerde rapor edileceği sonucuna ulaşılmıştır. Backup filtre kullanılarak nicelleştirilen negatif hataların hesaplamaya dahil edilmesi ile toplam hatanın (net hata) yine pozitif olduğu ancak ortalama olarak % 35,1 ± 16,8 (ortanca: % 31,0) değerine düştüğü görülmüştür. Örneklemelerde denuder kullanılmadığı durumlarda, toplam PAH'lar için, ortalama olarak % 41,0 ± 14,6 (ortanca: % 33,8) düzeylerinde pozitif hata içeren sonuçların elde edileceği görülmüştür. Ozon kaynaklı negatif girişim, ortancalara göre, en fazla ACY (% 28), daha sonra FLA (% 20), PHE (%18) ve % 15 ile NP ve BghiP bileşiklerinde görülmüştür. PYR ve CHR bileşiklerinde bir etki görülmezken diğer tüm bireysel PAH bileşiklerinde %10 ve altında negatif hatalara rastlanmıştır. Toplam PAH bileşikleri açısından bakıldığında, atmosferik ozonun çalışma süresince ortalama olarak % 8 (ortanca: % 6,0) düzeylerinde negatif hatalara neden olduğu görülmüştür. Örnekleme ortamındaki sıcaklık C ve UC örnekleyicilerinden hesaplanan pozitif hata sonucunu etkilemediği görülmüştür. Ancak C ve UC örnekleyicilerinin backup filtrelerinde ölçülen OK değerlerinin sıcaklıkla doğru orantılı olarak arttığı görülmüştür. Ortam atmosferindeki bağıl nemin OK sonuçlarına önemli bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Örnekleme ortamında sıcaklıklarda görülen artışların primer ve backup filtrelerde PAH kayıplarına neden olduğu, nem artışlarının ise çok düşük düzeylerde de olsa primer ve backup filtrelerde PAH tutulma kapasitesine pozitif yönde katkıda bulunduğu tespit edilmiştir.
Kritik boyutlu kemik defektlerinde denosumab ve ozon uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Maksillofasiyal cerrahide herhangi bir sebeple oluşan defektlerin iyileşmesini hızlandırmak amacıyla çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar arasında osteoporoz hastalığında kullanılan bifosfonat grubu ilaçlardan denosumabın , yeni kemik oluşumu üzerinde olumlu etkileri olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Genel tıp alanında ve dişhekimliğinde yaygın kullanımı olan ozon ise yine kemik yapımı üzerinde olumlu etkileri olan alternatif bir tedavi olarak son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı rat kalvaryumlarında oluşturulan kritik boyutlu defektlerde denosumab ve ozon uygulamaları yaparak, yeni kemik oluşumunun değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 40 adet Spraque Dawley cinsi erkek rat kullanıldı. Ratlar 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna sadece greft konuldu. Ozon grubu (O) ve ozon ve denosumab (O-D) gruplarına greft uygulandıktan sonra 15 saniye süreyle topikal ozon uygulandı. Denosumab grubu (D) ve ozon ve denosumab(O-D) grubuna 8 hafta süresinde 4 haftada bir olmak üzere subkütan (s.c) 10 mg/kg Prolia(denosumab) enjekte edildi. Her gruptan 5 hayvan 4. hafta sonunda, grupdaki diğer 5 hayvan ise 8. hafta sonunda sakrifiye edildikten sonra histopatolojik incelemeler yapıldı. Gruplar arasındaki farklılıklar istatistiksel analizlerle değerlendirilmiştir. Bulgular: Yapılan histopatolojik inceleme sonrası greft+ozon ve greft+denosumab uygulanan gruplarda sadece greft yerleştirilen kontrol grubuna kıyasla daha iyi kemik oluşumu gözlendi. Kontrol grubu dışındaki diğer gruplar birbirleriyle kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmasada denosumab uygulanan gruplarda ozon grubuna göre daha fazla yeni kemik oluşumu belirlendi. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda ozon ve denosumab uygulamasının yeni kemik yapımı üzerine olumlu katkısı olduğunu ancak bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: rat, ozon, denosumab, yeni kemik yapımı
Deneysel haşlanma yanık modelinde hiperbarik oksijen tedavisi ve medikal ozon tedavisinin yara iyileşmesinde etkilerinin karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Yanık; derinin veya organların ısı, elektirik akımı, kimyasal veya yakıcı bir ajan etkisi ile tahrip olması veya yanması şeklinde gerçekleşen bir yaralanma şeklidir. Yanık türleri arasında sıcak sıvılarla haşlanma en sık karşılaşılan nedendir. Günlük yanık bakımının hedefleri epitelizasyonu uyarmak, nekrotik dokuları kaldırmak, bakteriyel kontaminasyonu önlemek, devam eden travmayı önlemek, sistemik komplikasyonlardan korumaktır. Modern yanık tedavi yaklaşımlarına rağmen yanık yaralanması sonrası morbidite ve mortalite hala büyük bir sorundur. Bu nedenle yanıkta, adjuvan tedavi olarak kullanılan hiperbarik oksijen ve medikal ozon tedavilerini deneysel yanık modelinde kullanarak yanık alanlarında histopatolojik etkilerini incelemektir.Materyal ve Metod: Çalışmada, ağırlıkları 200-220 gr. ağırlığında 28 adet Wistar albino sıçan dahil edildi. Tüm denekleri, 9.1kg0?66 formülü kullanılarak %10 yanık alanı oluşturuldu. Ratlar dört gruba ayrıldı. Birinci grup (n=7) hiperbarik oksijen tedavisi aldı, ikinci grup (n=7) medikal ozon tedavisi aldı, üçüncü grup (n=7) debridman tedavisi aldı, dördüncü grup (n=7) yanık alanı oluşturulduktan sonra tedavi uygulanmayan grup. Yanık oluşturulduktan sonra 1.gün ve 30.gün tüm gruplardan histopatolojik inceleme için biyopsi alındı.Bulgular: Makroskobik değerlendirmede grup 1 ve grup 2 de diğer gruplara göre anlamlı gözlemlensede, histopatolojik değerlendirmede tüm gruplarda güven aralığı (confidence interval ) 1 değerini içerdiğinden anlamlı olarak kabul edilmedi.Sonuçlar: Sonuç olarak hiperbarik oksijen ve medikal ozon tedavilerinin yanık tedavisinde olumlu etkilerini gözlemledik. Standart tedavi modeline adjuvan tedavi olarak uygulanabileceğini düşünüyoruz.Anahtar sözcükler: hiperbarik oksijen, medikal ozon, yanık