Ozone
65 theses under this subject heading
Bazı mikroorganizmaların biyofilm oluşturma yeteneği üzerine dezenfektanların etkisinin araştırılması
S.aureus ve P.aeroginosa'nın virulans faktörlerinden olan biyofilm oluşturma yetenekleri son yıllarda büyük ölçüde önem kazanmıştır. Biyofilm bakterileri antibiyotik ve dezenfektanlara karşı daha dirençli hale getirdiğinden dolayı biyofilm oluşumunun önlenmesinde alternatif yöntemler aranmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Biyofilm oluşumunu önleyebilmek için dezenfektanların uygun konsantrasyon ve temas süresinde kullanılması oldukça önemlidir. Bu çalışmada; hastanede en sık kullanılan farklı konsantrasyonlardaki dezenfektanların ve ozonun S.aureus ve P.aeruginosa suşlarının üzerindeki etki ve etki süresini araştırmak aynı zamanda etki sürelerinin sonunda üreme gösteren mikroorganizmaların biyofilm oluşturabilme kapasitesinin, dezenfektan ile temas ettirilmeden önceki biyofilm oluşturabilme yeteneklerini ile karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Çalışma sonucunda elde edilen verilerde ozon kullanılan bütün dezenfektanlardan daha hızlı antimikrobiyal etkinliğe sahip olduğu görüldü. Dezenfektan maddeler arasından en hızlı sürede antimikrobiyal etkinliğe sahip olan perasetik asit ve sırayla ortafitalaldehit, etil alkol, glutalaldehit ve hidrojen peroksittir. Ayrıca temas süreleri sonunda üreyen mikroorganizmaların biyofilm oluşturabilme yeteneği ile dezenfektan temasa bırakılmadan önceki biyofilm oluşturabilme yeteneği karşılıklı olarak değerlendirildiğinde dezenfektanların biyofilm oluşmasını önlemede etkili olmadığı görüldü. Sonuç olarak; Bu çalışmanın dezenfektan ve ozonun temas süreleri açısından etkilerini ve dezenfektanların biyofilm oluşturma yeteneklerini araştıran nadir çalışmalardan birisidir. Anahtar kelimeler: Mikroorganizma, Dezenfektan, Ozon, Etkinlik Süresi, Biyofilm
Ozon ve askorbik asit uygulamalarının taze kesilmiş lincoln pırasa çeşidinde depolama boyunca kalite değişimi üzerine etkileri
Bu tez çalışmasında ozon ve askorbik asit uygulamasının depolama boyunca taze kesilmiş 'Lincoln' pırasa çeşidinin kalitesi üzerine etkileri incelenmiştir. Derimi yapılan pırasalar laboratuvara nakledilerek 5 gruba ayrılmıştır. Ozon ve askorbik asit uygulanmış pırasalar 0±1°C ve %90±5 oransal nemde 30 gün boyunca depolanmıştır. Depolama boyunca 6 gün aralıklarla pırasalarda ağırlık kaybı (%), yalancı gövde sertliği (N), suda çözünebilir kuru madde (%), titre edilebilir asitlik (g/100 ml), solunum hızı (ml.CO2/kg‐1h‐1), yalancı gövde rengi, mikrobiyolojik yük ve duyusal özellikler belirlenmiştir. Çalışmada muhafaza süresinin artmasına bağlı olarak tüm uygulamalarda pırasa dilimlerinde sertlik azalmıştır. %2 AA yalancı gövde sertliğinin korunmasında en etkili uygulama olmuştur. Depolama sonunda SÇKM miktarı kontrol örneklerinde daha yüksek olmuştur. Pırasalarda TEA miktarı deneme sonunda başlangıca göre %1 AA hariç tüm uygulamalarda azalmıştır. Solunum hızını en iyi baskılayan uygulamanın ise 2 ppm O3 olduğu belirlenmiştir. Toplam maya küf ve bakteri düzeyi bakımından en etkili uygulamanın 2 ppm O3 olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, taze kesilmiş Lincoln pırasa çeşidinin 24 gün 0±1°C ve %90±5 oransal nemde kaliteli olarak depolanabileceği belirlenmiştir. Uygun ozon doz ve süreler seçilerek taze kesilmiş pırasaların daha kaliteli ve uzun süre depolanabileceği düşünülmektedir. Ancak bunun için daha detaylı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Alternatif bir ısı pompası sisteminin incelenmesi
Dünyada, özellikle Avrupa ülkelerinde, fosil yakıtların tükenmesi, ısınma problemi ortaya çıkarmıştır ve zamanla, eş çözümler arayışına girilmiştir. Isı pompaları da eş zamanlı çözümler arasında önemli bir yer almıştır. Bu sistemlerde yaygın olarak, CFC ve HCFC soğutucu akışkanları kullanılmaktadır. Bu gazlar, sera etkileri nedeniyle küresel ısınma probleminin artmasına neden olmaktadır. Bu problemin, gün geçtikçe, artmasından dolayı alternatif akışkan arayışları artmıştır. Bu arayışlar sonucunda R744 uygulamaları yaygınlaşmaya başlamıştır. Gaz fazındaki R744'in çevreye ısı transferi esnasında, yoğuşma gerçekleşmeden ısı atımı gerçekleştiren transkritik çevrimler de günümüzde önemli çalışma konularındandır. Bu çalışmada, R744 soğutkan kullanan transkritik bir ısı pompası sisteminin, Elektronik Genleşme Vanası (EGV) ve gaz soğutucu akışkan debi değişimlerinin, ısı pompası performans katsayısına (COPIP) etkisi, deneysel olarak incelenmiştir. Sistem, havadan suya ısı pompası olarak tasarlanmış ve kurulmuş olup, deneyler esnasında ısı pompasını terk eden suyun sıcaklıkları değerlendirilmiştir. Sistem parametreleri değiştirilerek, belirli periyotlarda deneysel ölçümler yapılmıştır. Elektronik genleşme vanası açıklık yüzdesi ve su debisi değerleri değiştirilerek, toplam ısı transfer miktarı ile harcanan güç değerleri kaydedilmiştir. Alınan bu değerler, Excel ortamına aktarılmış ve analizler yapılarak, 7 farklı deneyin COP sonuçları karşılaştırılmıştır.
Farklı ozon uygulamalarının kuru incirde soğukta depolama boyunca meyve kalitesi üzerine etkisi
Çalışmada, kurutulmuş Sarı Lop incir çeşidinde farklı ozon uygulamalarının soğukta depolama boyunca meyve kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Denemenin I. ve II. yılında kuru incirler 5 gruba ayrılmıştır. İlk yıl incirlere 4 ppm ozon (suda çözünmüş, yüksek basınç altında ve suda çözünmüş+yüksek basınç altında) ve kontrol uygulamaları yapılmıştır. İkinci yıl ise 4 ppm ozon (havada, yüksek basınç altında ve hava+yüksek basınç altında) ve kontrol uygulamaları yapılmıştır. Her iki yılda da uygulamalardan sonra incirler, 1 kg'lık köpük tabaklara yerleştirilerek gaz geçirgenliği olmayan poşetler içerisinde 0.8 bar vakum altında ambalajlanmıştır. Ambalajlanmış kuru incirler 0°C ve %55-60 oransal nemde 12 ay boyunca depolanmıştır. Kuru incirlerde kalite değişimini belirlemek için muhafaza boyunca 2'şer ay aralıklarda çeşitli analizler (toplam kuru madde miktarı, ağırlık kaybı, su aktivitesi, sertlik, yapışkanlık, renk, suda çözünür kuru madde miktarı, pH değeri, titre edilebilir asitlik miktarı, UV renk testi, toplam maya-küf yükü, toplam bakteri yükü, aflatoksin, şekerlenme, dış görünüş ve tat) yapılmıştır. Muhafaza boyunca kuru incirlerin kalitesi üzerine uygulamaların etkisi farklı olmuştur. Gaz geçirgenliği olmayan vakumlu ambalaj içerisinde ve 0°C'de depolanan kuru incirlerde muhafaza süresince ağırlık ve nem kaybı olmaması bariz bir şekerlenmenin ortaya çıkmasını engellemiştir. Toplam maya-küf yükünün azaltılmasında havada (H-Ozon) ve suda çözünmüş (S-Ozon) ozon uygulamaları en etkili uygulamalar olarak belirlenmiştir. Duyusal kalite bakımından ilk yıl ozon uygulamalarının bariz bir olumlu etkisi görülmezken, ikinci yıl H-Ozon uygulaması en iyi sonucu vermiştir. Kuru incirlerde derim sonrası meyve kalitesinin korunması ve kalite kayıplarının geciktirilmesi bakımından en etkili uygulama H-Ozon uygulaması olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak kurutulmuş Sarı Lop incir çeşidinin gaz geçirgenliği olmayan vakumlu ambalajlar içerisinde 0°C'de 12 ay boyunca başarılı bir şekilde muhafaza edilebileceği belirlenmiştir.
Tavşanlarda deneysel oluşturulan kornea alkali yanıklarının sağaltımında medikal ozonun etkilerinin araştırılması
Çalışmada tavşanlarda sodyum hidroksitle (NaOH) deneysel olarak oluşturulan kornea alkali yanıkların sağaltımında medikal ozonun farklı uygulama şekillerinin korneal iyileşme üzerine olan etkinliğinin klinik ve histopatolojik olarak incelenmesi amaçlandı. Bu amaçla araştırmada toplam 32 adet Yeni Zelanda ırkı erkek tavşan kullanıldı. Deneklerin sadece sağ gözlerinin sentral korneasına 1 N NaOH emdirilmiş 6 mm çaplı filtre kağıdı 1 dk süre ile uygulandı. Deneklerin hiç birinde diğer oküler yapılar alkali ajandan etkilenmedi. Tavşanlar rastgele dört gruba ayrıldı. Alkali ajan oluşturulduğu gün 1. gün kabul edildi. Sağaltıma alkali yanık oluşturulduktan hemen sonra başlanıldı. Birinci grup (K) kontrol grubu olarak bırakıldı. Bu gruba medikal ozon uygulaması yapılmadı. İkinci gruba (M), üçer (3) gün aralıklarla subkonjuktival ozonlanmış kan uygulandı. Üçüncü gruba (S), üçer (3) gün aralıklarla subkonjuktival medikal ozon uygulaması yapıldı. Dördüncü gruba (O), üçer (3) gün aralıklarla major otohemoterapi uygulandı. Klinik değerlendirme amacıyla, korneada alkali yanık oluşturulduktan sonraki 1, 3, 7, 14 ve 21. günlerde (günün sabah saatlerinde), schirmer gözyaşı testi, korneal opasite (bulanıklık) değerlendirilmesi ve korneal erozyon alanının ölçümü yapıldı. 21. günün sonunda sakrifiye edilen tavşanların bulbus oculi ekstirpasyonu yapılarak, doku örnekleri alınıp % 10' luk formol solüsyonunda tespit edildi. Klinik değerlendirmeler neticesinde, epitelyal iyileşme açısından M grubu istatistiksel açıdan en iyi grup olurken, bunu S grubu ve ardından O grubu takip etti. Herhangi bir sağaltımın uygulanmadığı K grubu iyileşme açısından en zayıf grup olarak belirlendi. Gruplar arasından reepitelizasyon açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı. Çalışmada sağaltım grupları ile kontrol grubu arasında opasite açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. 21. günün sonunda M grubu opasifikasyonu diğer gruplara göre bir miktar daha küçüktü. Sonuç olarak histopatolojik bulguların klinik bulgularla uyum gösterdiği ortaya çıktı. Elde edilen klinik, istatistiksel ve histopatolojik bulgular ışığında; korneal alkali yanığında medikal ozon sağaltımının farklı uygulama tekniklerinin, kontrol grubuna kıyasla oluşan komplikasyonları büyük oranda giderdiği ve korneal reepitelizasyonu hızlandırdığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Kornea Alkali Yanığı, Medikal Ozon, Tavşan
Water supply systems for post-earthquake situation
Natural disasters have the capacity to severely damage all kinds of man-made structures. An earthquake is also one of the most destructive and cruel of them. One of the biggest damages that earthquakes will cause in modern cities is to damage infrastructure systems and make it difficult for disaster victims to access water resources in post-earthquake scenarios. For this reason, it is of great importance to create usable water resources for disaster victims after the disaster. Since seawater is easily accessible for Istanbul province, disinfection and desalination of seawater can be used to provide a quick solution to disaster victims. In this study, it is aimed to evaluate the cost and applicability by comparing the cases of disinfection of seawater using UV rays, ozone and chlorine disinfection methods. Not only disinfection of water, but also desalination of seawater, such as reverse osmosis method, should be provided to ensure that the disinfected water is potable. This study was conducted to approximate the costs of using and desalinating water through possible scenarios, proceeding from certain admissions. Professionals in the light of regional-specific experiments and scientific data that the government and its bodies will conduct will obtain the most accurate result.
Kök kanal dezenfeksiyonunda lazer ve ozon kullanımının antimikrobiyal etkinliğinin değerlendirilmesi
Çalışmada, 132 adet çekilmiş insan dişi (tek kanallı alt çene daimi küçük azı) kullanılmıştır. Çekilen dişler çalışma süresine kadar +4°C steril serum fizyolojik solüsyonunda (Eczacıbaşı, İstanbul, Türkiye) bekletilmiştir. Çekilmiş dişler mine-sement birleşiminden, kök boyları 16±1 mm olacak şekilde belirlenip su soğutması altında elmas fissür frezlerle prepare edilmiştir. Apikal foramenden 1 mm geride olacak şekilde çalışma boyu ayarlanmış ve kök kanallarını şekillendirmek amacı ile Reciproc döner aletleri (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) kullanılmıştır. Kök kanallarının şekillendirilmesi sırasında oluşan smear tabakasını uzaklaştırmak için, kök kanalları 10 ml %2,5'lik NaOCl (Werax, İzmir, Türkiye), 10 ml %17'lik EDTA (Werax, İzmir, Türkiye) ve 10 ml distile suyla yıkanmış, takiben steril kâğıt konlarla kurulanmıştır. Çalışmada kullanılan kökler 121°C'de 20 dk süreyle otoklavda sterilize edilmiş ve rastgele 11 gruba (n=10) ayrılmıştır. Tüm gruplar E. faecalis (ATCC 29212) suşu kullanılarak 24 saat boyunca 37°C sıcaklıkta etüvde inkübasyon için bekletilmiştir. Deney gruplarında uygulanan tedavi protokolleri ise şu şekildedir; Grup 1: %2,5'lik sodyum hipoklorit (NaOCl) (5 ml) (Pozitif kontrol); Grup 2: %2'lik Klorheksidin (CHX) (5 ml); Grup 3: %2,5'lik NaOCl (5ml)+lazer (Foton kaynaklı fotoakustik akış) (PIPS) (3x20s.); Grup 4: %2'lik CHX (5 ml)+lazer (PIPS) (3x20s); Grup 5: Ozon; Grup 6: %2,5'lik NaOCl (5 ml)+ozon (24s); Grup 7: %2'lik CHX (5 ml)+ozon (24s); Grup 8: %2,5'lik NaOCl (5 ml)+EndoActivator (60s); Grup 9: % 2'lik CHX (5 ml)+EndoActivator (60s); Grup 10: Kontrol grubu (Negatif kontrol); Grup 11: Sterilite kontrol grubu. Dezenfeksiyon protokollerinden sonra kök kanallarından mikrobiyolojik örnek toplamak için kanalların hepsine 5 ml %0,9'luk steril salin solüsyonu uygulanarak steril kağıt konlar kök kanallarında 60 saniye bekletilmiş ve ilgili nötralizan solüsyonlar bulunan eppendorf tüplerine aktarılmıştır. Alınan örnekler mikroorganizma sayılarındaki değişimin değerlendirilmesi için mikrobiyoloji laboratuvarına gönderilmiştir. Mikrobiyolojik değerlendirme sonrası her kanal örneği için koloni oluşturan birimler (CFU) sayılmış, elde edilen veriler SPSS 20.0 bilgisayar programına aktarılarak tek yönlü Anova (p<0.05) testi ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Her gruba ait örnekler taramalı elektron mikroskobu (SEM) (JEOL_JSM 5200 Tokyo, Japonya) ile de incelenerek bakteri birikimi ve yüzey özelliklerinin değerlendirmesi amacıyla fotoğrafları alınmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda, %2,5'lik NaOCl+lazer (Grup 3)'in E. faecalis'e karşı en etkili antibakteriyel özelliği gösterdiği bulunmuş ve tam eliminasyon elde edilmiştir. %2'lik CHX+lazer (Grup 4), %2,5'lik NaOCl+ozon (Grup 6) ve %2,5'lik NaOCl+EndoActivator (Grup 8) uygulanan gruplardaki CFU/ml değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0.56 ve p=0.855). Çalışmanın SEM analizinde, lazer uygulaması sonrasında, lazer ışığına bağlı olarak çok düzensiz bir yapının oluştuğu ve kök kanallarındaki smear tabakasının uzaklaştığı gözlenmiştir. Lazer uygulamasının kök kanal duvarlarından smear tabasını kaldırması, tekniğin önemli bir avantajı olarak düşünülmektedir. %2,5'lik NaOCI'in lazer ile etkinleştirilmesi, solüsyonun tek başına kullanılmasına göre antibakteriyel etkiyi arttırdığı sonucuna varılmıştır. Ozon ve EndoActivator uygulamasının irrigan ajanlar ile birlikte kullanımının lazer kullanımına iyi bir alternatif olabileceği; ancak konu ile ilgili daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Enterecoccus faecalis; Lazer Destekli Aktivasyon; Ozon; EndoActivator.
Narda ozon uygulamalarının hasat sonrası kurşuni küf çürüklüğüne etkileri
Nar meyvelerinde hasat sonrası çürüklüğe neden olan patojenler içerisinde, çiçeklenme döneminde latent infeksiyonlar gerçekleştirmesi nedeniyle B. cinerea en önemlisidir. Türkiye'de hasat sonrası nara ruhsatlı pestisitin bulunmaması ile pestisitlerin insan ve çevre sağlığına olan zararları nedeniyle alternatif yöntemlerin araştırılması gerekliliğini doğurmaktadır. Bu çalışma, hasat sonrası ozon uygulamalarının çürüklük gelişimine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Meyveler, 2015 yılı çalışmalarında B. cinerea ile inokulasyondan 24 saat önce ve 24 saat sonra 1, 5 g O3/Nm3 konsantrasyonundaki ozonlu suya 3 dk. süreyle daldırılmış; havaya ozon uygulamalarında ise 50, 100 mg O3/Nm3 dozundaki ozon gazında 10 dk. süreyle bekletilmişlerdir. 2016 yılındaki çalışmalarda ise, meyveler inokulasyon gerçekleştirilmeden 50, 100 mg O3/Nm3 dozundaki ozon gazında 10, 20 dk. bekletilmişlerdir. Meyveler uygulamalardan sonra soğuk hava deposunda 6±0.5 °C ve %90-95 oransal nemde 5 ay süreyle depolanmıştır. Çalışmalar sonucunda, inokulasyon sonrası 5 g O3/Nm3 konsantrasyonunda suya ozon uygulamasında %75.55 ve 50 mg O3/Nm3 dozunda havaya ozon uygulamasında %89.48'lik bir çürüklük gelişiminde koruma sağlanmıştır. Meyvelerde ozon uygulamaları nedeniyle fitotoksik etkiye rastlanmamıştır.
Elma sularında ozon uygulamasının ürün kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmada, ham elma suyu örneklerinde pastörizasyon (92 °C, 30 saniye) ve farklı sürelerde (15-90 dakika) ozonlama uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu uygulamaların mikroorganizmalar (E. coli, koliform, toplam aerobik mezofilik bakteri [TAMB] ve maya-küf) üzerine etkisi incelenmiştir. Elma suyu örneklerinde pastörizasyon ve ozon uygulamaları ile farklı seviyelerde mikrobiyal inaktivasyon sağlanmıştır. Koliform grubu bakterilerin sayılarının 15 dakika ozon uygulaması sonunda tespit edilebilir seviyenin altına düştüğü görülmüştür. TAMB ve maya-küf grubu mikroorganizmaların koliform grubu mikroorganizmalara göre ozona daha dirençli olduğu ve 90 dakika ozon uygulaması sonucunda test edilen tüm mikroorganizma gruplarının sayılarının tespit edilebilir seviyenin altına düştüğü belirlenmiştir. Ozon uygulamasının elma suyundaki pestisitler (Acetamiprid, Difenoconazole, Dimethoate, Fluopyram, Imidacloprid, Methoxyfenozide, Pyrimethanil, Thiachloprid, Trifloxystrobin) üzerine etkisi de incelenmiştir. Ozonlama süresinin artmasıyla pestisit degradasyonunda genel olarak artışlar gözlenmiştir. 90 dakikalık ozon uygulaması sonunda bazı pestisitlerde sınırlı bir düzeyde degradasyon (%7.1-23.7) gözlenirken bazılarının degradasyon oranı ise yüksek seviyelerde (%74.9-100) gerçekleşmiştir. Elma suyu örneklerindeki fenolik madde miktarında pastörizasyon uygulaması ile %20, 15 dakika ozon uygulaması sonucunda %31 ve 90 dakika ozon uygulaması sonucunda ise %55.4 oranlarında kayıp tespit edilmiştir. Elma sularının antioksidan aktivite değerinin pastörizasyon uygulaması ile %16 oranında arttığı, kısa süreli (15-30 dakika) ozon uygulamalarında %31.3-48.7 oranında ve 90 dakika ozonlama işlemi sonucunda ise %92 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Ozonlama işlemi, uzun uygulama sürelerinin neden olduğu besin değerindeki kayıpları önlemek koşuluyla, mikroorganizmaların ve pestisit kalıntılarının meyve suyundan uzaklaştırılması için pastörizasyona alternatif olarak umut vericidir.
Kritik boyutlu sıçan kalvaryum defektlerinde lokal simvastatin ve ozon uygulamasının yeni kemik yapımı, inflamasyon, fibrozis ve hücre hasarı üzerindeki etkilerinin histopatolojik değerlendirilmesi
Diş hekimliğinde cerrahi bölgede oluşturulan defektlerin iyileşmesini hızlandırmak amacıyla çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar arasındaki yüksek kan kolesterol seviyesini düşürme amaçlı kullanılan statin grubu ilaçlardan simvastatinin, yeni kemik oluşumu üzerinde olumlu etkileri olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Genel tıp alanında ve diş hekimliğinde yaygın kullanımı olan ozon ise yine kemik yapımı üzerinde olumlu etkileri olan alternatif bir tedavi olarak son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı sıçan kalvaryumlarında oluşturulan kritik boyutlu defektlerde simvastatin ve ozon uygulamaları yaparak, yeni kemik oluşumu, inflamasyon, fibrozis ve hücre hasarının değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 14 haftalık 48 adet Spraque Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Sıçan kalvaryumlarında oluşturan bilateral defektlerde sağ taraf deney grubu olurken sol taraf kontrol grubu olarak bırakıldı. 21. ve 28. günlerde yapılan sakrifikasyonlar sonrası histopatolojik incelemeler yapıldı. Yapılan histopatolojik inceleme sonrası lokal uygulanan 0.5 mg simvastatinin yeni kemik yapımı üzerine anlamlı derecede bir etkisi olmadığı,aynı zamanda inflamasyonu ve fibrozisi arttırdığı görüldü. Ozon ise hem simvastatin uygulanan defektlerde hem de sadece jelatamp uygulanan defektlerde yeni kemik yapımını indüklerken, inflamasyon, hücre hasarı ve fibrozi azaltmıştır. Çalışmamızın sonucunda ozon uygulamasının yeni kemik yapımı üzerine olumlu katkısı olduğunu, simvastatinin ise yeni kemik yapımı üzerine etkisini göstereceği optimum doz ve taşıyıcının belirlenmesinde daha fazla çalışma yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Kronik periodontitis hastalarında başlangıç periodontal tedaviye yardımcı olarak kullanılan sistemik antibiyotik ve topikal gaz ozon uygulamasının klinik ve mikrobiyolojik etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada kronik periodontitisli (KP) hastalarda başlangıç periodontal tedavi (BPT)'ye yardımcı olarak kullanılan topikal gaz ozon ve sistemik metronidazol uygulamasının etkinliklerinin klinik ve mikrobiyolojik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya sondalama derinliği (SD) ? 5 mm, dişeti oluğu kanama indeksi (DOKİ) ? 2 olan en az 3 tek köklü dişe sahip, yaşları 31 ile 56 arasında değişen 30 KP hastası dahil edildi. Rastgele 3 gruba ayrılan hastalardan 1. gruba diş yüzeyi temizliği ve kök yüzeyi düzleştirmesi (SRP) ve topikal gaz ozon uygulaması (SRP + Ozon), 2. gruba SRP ile beraber sistemik metronidazol uygulaması (SRP + Antibiyotik) ve 3. gruba sadece SRP uygulması yapıldı. Subgingival plak örnekleri SD ? 5 mm ve DOKİ ? 2 olan bölgelerden tedavi öncesi (0. gün) ve tedavi sonrası (90. gün) alındı. Bunu takiben plak indeksi (Pİ), DOKİ, SD ve rölatif ataşman seviyesi (RAS) içeren klinik ölçümler yapıldı. Mikrobiyolojik değerlendirme için total canlı bakteri sayımı yapıldı ve zorunlu anaerop bakteri oranları belirlendi.Araştırma süresinin sonunda, tüm ağıza ait klinik parametrelerin hepsinde grup içi değişimlerde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar tespit edildi (p<0.05). Klinik parametrelere ait fark ortalamalarının gruplar arası karşılaştırılmasında sadece Pİ değerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmezken (p>0.05), DOKİ, SD ve RAS değerlerinde SRP+Antibiyotik grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı azalmalar tespit edildi (p<0.05). Klinik iyileşmelere paralel olarak, tüm tedavi gruplarında total bakteri sayısında ve zorunlu anaerop bakteri oranındaIIistatistiksel olarak anlamlı azalma tespit edildi (p<0.05). Zorunlu anaerop bakteri oranlarının gruplar arası karşılaştırılmasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Ancak zorunlu anaerop oranlarında meydana gelen değişimin gruplar arası karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilememesine rağmen (p>0.05), tek başına SRP uygulanan gruba göre SRP+Antibiyotik ve SRP+Ozon gruplarında daha fazla olması topikal gaz ozonun periodontal tedavideki yerinin net olarak belirlenebilmesi için farklı doz ve sürelerde, çeşitli hasta gruplarında klinik, mikrobiyolojik ve biyokimyasal parametrelerle birlikte incelendiği uzun dönem takipli araştırmalara gereksinim olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın sonuçları, konu ile ilgili gelecek araştırmalar için umut verici niteliktedir.
Mandibular gömülü üçüncü molar cerrahisi sonrası topikal ozon uygulamasının etkilerinin araştırılması
Ozon, güçlü oksidasyon özelliğinden dolayı güvenilir bir bakterisit ajan olarak diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Gömülü üçüncü molar cerrahisi sonrası profilaktik amaçlı sistemik antibiyotik kullanımına alternatif olarak topikal antibakteriyel uygulamalar gün geçtikçe önem kazanmakta ve araştırmacıların ilgisini çekmektedir. Ozonun güçlü bakterisit, virüsit ve fungusit etkiye sahip olması profilaktik ajan olarak diş hekimliğinde geniş kullanım alanı bulmasını sağlamıştır. Çalışmamızın amacı; mandibular gömülü üçüncü molar cerrahisi sonrası topikal ozon uygulamasının postoperatif komplikasyonlar üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışma, en az bir çekim endikasyonu bulunan tam mukoza veya kemik retansiyonlu alt gömülü üçüncü molara sahip, yaşları 16 ile 41 arasında değişen, 25 kadın 14 erkek toplam 39 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Herhangi bir sistemik hastalığı olan, ilaç ya da operasyonda kullanılacak anestezik maddeye karşı alerji hikayesi bulunan, işlemden önceki 30 gün içerisinde antibiyotik kullanan, işlemden önceki 30 gün içerisinde ve/veya işlem günü operasyon bölgesinde klinik ve radyolojik herhangi bir patoloji veya enfeksiyon bulgusu olan, günde 20 adetten fazla sigara içen hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmaya katılan hastalar ozon, klorheksidin (CHX) ve kontrol grubu olarak 3 gruba ayrıldı. Operasyonu takiben 1. grupta çekim soketine gaz ozon, 2. grupta %0,2' lik CHX solüsyon uygulandı, 3. grupta herhangi bir uygulama yapılmadı. Tüm hastalara postoperatif sadece parasetamol içerikli analjezik tablet verildi. Analjezik dışında herhangi bir sistemik uygulama yapılmadı. Hastalar preoperatif, postoperatif 2. ve 7. günlerde ağrı, sistemik ateş, lenfadenopati (LAP), yara enfeksiyonu ve alveolit parametreleri ile değerlendirildi. Ağrı derecesi ?Dört Nokta Tanımlayıcı Ağrı Skalası? ile postoperatif 6, 12, 24, 48. saatlerde ve 7. günde değerlendirildi. Sonuç olarak, mandibular gömülü üçüncü molar cerrahisi sonrası topikal ozon uygulamasının topikal klorheksidin uygulamasına ve kontrol grubuna göre anlamlı bir etkisi olmadığı saptandı. Ozonun etki mekanizmasına ve oral ve maksillofasiyal cerrahide farklı kullanım alanlarına yönelik araştırmalara gerek olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Ozon, mandibular gömülü üçüncü molar cerrahisi, klorheksidin, topikal uygulama
Süt dişlerinin kök kanal tedavisinde Diod Lazer ışınlaması, PAD uygulaması, ozon uygulaması ve sodyum hipoklorit irrigasyonunun antibakteriyel etkinliklerinin in vitro koşullarda karşılaştırılmalı olarak incelenmesi ve klinik başarı düzeylerinin değerlendirilmesi
Günümüzde diş çürüklerinin önlenmesi ve nötral oklüzyonun korunmasının önemi iyi anlaşıldığı halde, erken süt dişi kayıpları görülmeye devam etmektedir. Ancak bazı enfekte süt dişleri endodontik tedavi yapılarak düşme zamanına kadar fonksiyonda tutulabilmektedir. Pulpa tedavisinin temel amacı dişlerin ve dişleri destekleyen dokuların bütünlüğünü ve sağlığını korumaktır. Endodontik tedavinin en önemli hedefi kök kanal sisteminden mikroorganizma eliminasyonunu sağlamaktır. Endodontik tedavide başarılı bir sonuç elde edebilmek için mekanik şekillendirme ile birlikte antibakteriyel etkiye sahip kimyasal ajanların kullanımı gerekmektedir. Bu çalışma, süt dişi kök kanallarındaki antibakteriyel etkinin in-vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve klinik başarı düzeylerinin değerlendirilmesi olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın amacı deneysel olarak E. faecalis ile enfekte edilmiş süt azı dişlerinin kök kanallarında, diod lazer ışınlaması, PAD uygulaması, ozon (O3) uygulaması ve sodyum hipoklorit (NaOCl) irrigasyonunun antibakteriyel etkilerinin in-vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve bu uygulamalar ile kök kanal tedavisi gerçekleştirilen süt azı dişlerinde tedavinin başarısının klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesidir.Çalışmamızın in vitro bölümünde çürüğe bağlı enfeksiyon nedeniyle çekilmek zorunda kalan, radyografik muayenede fizyolojik ya da patolojik kök rezorpsiyonu görülmeyen süt kesici ve süt azı dişlerinden hazırlanan 110 adet kök kanalı kullanılmıştır. Kökler mine sement hizasından kuronlarından ayrıldıktan sonra, kanallar paslanmaz çelik K-tipi eğeler kullanılarak # 35'e kadar genişletilmiştir. Kök kanallarının apikal açıklıkları akışkan kompozit rezinlerle kapatılmış ve dişler akrilik rezin bloklara gömülmüştür. Otoklavda 1210C`de 15 dakika boyunca sterilize edilen örnekler Enterococcus faecalis (ATCC 29212) ile enfekte edilmiş ve 7 gün süresince inoküle edilmişlerdir.Kök kanalları pozitif kontrol, NaOCl, diod lazer, PAD ve ozon uygulanacak gruplarda 20'şer adet, negatif kontrol grubunda ise 10 adet kök kanalı bulunacak şekilde altı ayrı gruba ayrılmıştır. İlk grupta yer alan kök kanallarının dezenfeksiyonunda %5.25'lik NaOCl solüsyonu ile irrigasyon yapılmış, ikinci grupta yer alan kök kanalları 810 nm dalga boyundaki Diod lazer cihazı (HOYA ConBio Diodent II) kullanılarak ışınlanmıştır. Üçüncü gruptaki örneklerde PAD (FotoSan Cms dental, Copenhagen) yöntemi kullanılmış, dördüncü grupta yer alan örneklerin dezenfeksiyonunda ise Ozonytron-X (Ozonytron, Mymed, Germany) cihazı kullanılmıştır. Beşinci grup olan pozitif kontrol grubunda yer alan kök kanalları kanalda inoküle olan bakteri miktarının belirlenebilmesi için herhangi bir dezenfeksiyon uygulaması yapılmadan bekletilmiştir. Son grupta ise steril TSB besiyeri ekilen kök kanalları ise çalışma şartlarının sterilizasyonunu denetlemek amacı ile kullanılmıştır. Dezenfeksiyon işlemlerinden sonra her kök kanalından 15 sn temas süresi beklenerek steril kağıt konlarla örnekler alınmıştır. Mikrobiyolojik değerlendirme sonrası her ml'deki koloni oluşturan birimler (CFU/ml) sayılmıştır.Dezenfeksiyon işlemi uygulanmayan pozitif kontrol grubunda bakteri sayısı en yüksek olarak saptanırken, NaOCl ile irrigasyon yapılan kök kanallarındaki mikroorganizma sayısı ise tüm deney gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p=0,0001). Ayrıca tüm deney gruplarında saptanan mikroorganizma miktarları pozitif kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olarak saptanmıştır (p=0,0001). PAD ve ozon gruplarındaki mikroorganizma sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmazken (p=0,367), diğer bütün grupların ikili karşılaştırmalarında anlamlı farklılık saptanmıştır. Diod lazer grubundaki örneklerde belirlenen mikroorganizma miktarları NaOCl grubuna yakın bulunurken, PAD ve ozon gruplarının antibakteriyel etkisinin daha düşük olduğu görülmüştür.Çalışmamızın klinik değerlendirme bölümünde ise Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne diş çürükleri nedeniyle başvuran, yaşları 4?8 yaş arasında değişen, sistemik olarak sağlıklı, iletişim kurulabilen, uyumlu hastalar arasından seçilen çocukların süt azı dişlerine dezenfeksiyon aşamasında NaOCl, Diod, PAD ve Ozon kullanılarak kök kanal tedavileri yapılmıştır. Kök kanal tedavileri tamamlanan dişlerin retorasyonunda paslanmaz çelik kuronlar kullanılmıştır.Kök kanal tedavileri tamamlanan dişler, klinik ve radyografik olarak 1 yıl süresince 3 aylık aralıklarla kontrol edilmişlerdir. Klinik ve radyografik kontrollerde, ağrı, mobilite, perküsyon hassasiyeti, şişlik, fistül oluşumu, patolojik iç ve dış rezorpsiyon, periapikal ve kökler arası radyolüsensi oluşumu kaydedilmiştir. 12 aylık klinik ve radyografik değerlendirme sonucunda bütün gruplardaki dişler %100 başarılı olarak değerlendirilmiştir.Çalışmamız diod lazer, PAD ve ozon uygulamalarının süt dişi kök kanallarında antibakteriyel etkinliklerinin NaOCl ile karşılaştırmalı olarak incelendiği ve bu uygulamaların süt azı dişlerinin kanal tedavilerindeki klinik başarısının bir yıllık takip ile değerlendirildiği ilk çalışma olma niteliğini taşımaktadır. İn vitro çalışmaların sonuçlarının klinik koşulları tam olarak yansıtmaması nedeni ile, bu çalışmanın klinik bölümünün bulguları ile in vitro bölüm bulgularının desteklenmesi amaçlanmıştır. Diod lazer ışınlaması, PAD ve ozon uygulamalarının in vitro koşullardaki antibakteriyel etkisi her ne kadar NaOCl irrigasyonuna göre daha düşük bulunsa da; tüm bu yöntemler kullanılarak yapılan süt dişi kanal tedavileri bir yıllık takip sonucunda klinik ve radyografik olarak değerlendirildiğinde başarılı olarak sonuç vermiştir.
Kronik periodontitis hastalarında başlangıç periodontal tedaviye yardımcı olarak kullanılan Er:YAG lazer ve topikal ozon uygulamasının klinik ve mikrobiyolojik olarak karşılaştırılmalı değerlendirilmesi
Bu çalışmada, kronik periodontitisli (KP) hastalarda başlangıç periodontal tedavi (BPT)'ye yardımcı olarak kullanılan Er:YAG lazer ve topikal ozon uygulamasının etkinliklerinin klinik ve mikrobiyolojik olarak karşılaştırılmalı değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya her kadranda sondalama derinliği (SD) ? 5 mm, dişeti oluğu kanama indeksi (DOKİ) ? 2 olan en az 3 tek köklü dişe sahip, yaşları 31 ile 56 arasında değişen, 18 kadın ve 12 erkek toplam 30 KP'li hasta dahil edildi ve rastgele 3 gruba ayrıldı. 1. gruba diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzleştirilmesi (SRP) ve Er:YAG lazer uygulaması (SRP+Er:YAG), 2. gruba SRP ve topikal ozon uygulaması (SRP+Ozon) ve 3. gruba sadece SRP uygulaması yapıldı. Mikrobiyolojik örnekler SD ? 5 mm ve DOKİ ? 2 olan tek diş bölgesinden tedavi öncesi (0.gün) ve sonrası (90.gün) alındı. Bunu takiben plak indeks (Pİ), DOKİ, SD, rölatif ataşman seviyesi (RAS) içeren klinik ölçümler yapıldı. Mikrobiyolojik değerlendirme için total canlı bakteri sayımı yapıldı ve total canlı bakteri sayısı içinde zorunlu anaerop ve fakültatif anaerop bakteri oranları berlirlendi.Gözlem süresinin sonunda, tüm ağıza ait klinik parametrelerin hepsinde grup içi değişimlerde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar tespit edildi. Klinik parametrelere ait fark ortalamalarının gruplar arası karşılaştırmalarında sadece Pİ değerinde istatistiksel olarak farklılık görülmezken, DOKİ, SD ve RAS değerlerinde anlamlılık tespit edildi (p<0.05). Elde edilen bu farklılığın 2'li karşılaştırmada SRP+Er:YAG lazer grubu lehine olduğu belirlendi. Klinik iyileşmelere paralel olarak, tüm tedavi gruplarında total bakteri sayısında azalma tespit edildi. Zorunlu anaerop mikroorganizma oranlarının grup içi değişimlerinde SRP+Er:YAG lazer, SRP+Ozon ve SRP gruplarında istatistiksel olarak anlamlı azalma tespit edildi (p<0.05). Fakültatif anaerop mikroorganizma oranlarının grup içi değişimlerinde SRP+Er:YAG, lazer SRP+Ozon ve SRP gruplarında istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edildi. Mikrobiyolojik parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi.SRP+Lazer grubu, bu çalışmanın sınırları içerisinde klinik parametreler açısından diğer gruplara nazaran daha iyi sonuçlar göstermiştir. Ancak klinik iyileşmede elde edilen bu farklılık mikrobiyolojik sonuçlara yansımamış ve bulgular mikrobiyolojik üstünlüğü destekleyen anlamlılığa ulaşamamıştır.Anahtar Kelimeler: Er:YAG Lazer, SRP, Ozon, Kronik Periodontitis
Ergin bal arılarında nosema ceranae enfeksiyonlarına karşı ozon ve bitkisel orijinli esansiyel yağlar (THYMOL) ile artemisia absinthium ekstratının etkinliklerinin araştırılması
Nosema apis ve Nosema cerenae ergin bal arılarında (Apis mellifera) Nosemosis'e neden olur ve bu etkenler ergin arıların sindirim sistemine yerleşir. Nosemosis en yaygın arı hastalıklarından birisidir ve dünya çapında önemli arı kayıplarına neden olur. Bu hastalık sindirim sistemi bozukluklarına, arıların ortalama ömrünün, koloni sayısının, bal üretiminin, polen toplamanın azalmasına ve kolonide önemli kış kayıplarına neden olur. Nosemosis bakteriyel, protozoon ve viral hastalıklarla birlikte seyredebilir, bu durum arı koloni sağlığını, arı ürünlerini ve üretimini olumsuz yönde etkiler. Nosemosis tedavisinde günümüze kadar çeşitli etken maddeler kullanılmış bunlardan en yaygın kullanılanı Fumagillin (Ticari isim: Fumidil-B)'dir. Fakat bu etken madde balda kalıntı sorunu teşkil ettiği için günümüzde yasaklanmıştır. Bu sebepten dolayı son yıllarda organik asit, doğal bitki ekstrat ve benzeri maddelerle tedavi denemeleri yapılmaktadır. Bu çalışmada da Origanum minutiflorum (Thymol) ve Artemisia absinthium (Pelin otu) ekstratı gibi esansiyel yağlar ile nanopartikül Ozon'un Nosemosis'e karşı etkinlikleri araştırılmıştır. Bu çalışmada oluşturulan kombinasyonlar uygulanmadan önce 0. gün sayımları yapılmış, saha denemelerinde kontrol gruplarına arıların beslenmesinde kullanılan şeker şerbeti verilmiştir. Denemelerde kombinasyonlar şeker şurubuna (arıların beslenmesinde kullanılır) karıştırılarak kovan içindeki şerbetliğe ya da sprey yoluyla çerçevelere uygulanmıştır. Denemelere başlanmadan önce arılıklardan her kovandan 50'şer adet arı örneği alınmış ve protokol numarası verilmiştir. Örnekler bir gün derin dondurucuda bekletildikten sonra Nosema sporları yönünden pozitiflik-negatiflik kontrolü için digestion yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntemde her kovandan 10 adet arı örneği alınmış ve arıların abdomenleri vücutlarından bistüri yardımıyla ayrılmıştır. Abdomen başına 1 ml, toplamda 10 ml distile su ilave edilmiştir. Abdomenler uygun bir beherde ezilmiş, elde edilen abdomen sıvılarından bir damla Neubauer Toma lamına aktarılarak 40x10'luk büyütmede Nosema sporları araştırılmıştır. Pozitif bulunan kovanlarda yukarıda belirtilen digestion yöntemiyle Nosema mantarı spor yükünü tespit etmek için 20'şer adet arı örneği alınıp mikroskopta Nosema etkenleri sayılmıştır. Herbir kombinasyon için belirli sayıda kovanla deneme grupları oluşturulurken deneme grupları arası Nosema spor sayı ortalamalarının eşite yakın olmasına dikkat edilmiştir. Kombinasyonlar kovanlara sprey ya da kovan içindeki şerbetliğe konularak oral yolla uygulanmıştır. Belirli gün aralıklarında her kovandan 20 adet arı numunesi toplanıp digestion yöntemiyle Nosema spor sayımları yapılmıştır. Ozon, Thymol ve Artemisia absinthium ekstratları ve bunların kombinasyonlarından farklı derişim ve dozajlarda 5 adet saha denemesi yapılmıştır. Bu beş saha demesinde en etkin bulunan üç kombinasyon etkinlik oranlarına göre; Ozon+Thymol (Sprey): 2000 ppm 200 ml Ozon+100 ml %3 Thymol+700ml şeker şurubu %89,47, Thymol+Artemisia (Oral): 250 ml %2 Thymol+200 ml %2 Artemisia absinthium+550 ml şeker şurubu %85,95, Ozon (Oral):100 ml 1000 ppm Ozon+400 ml şeker şurubu %75,08 sırasıyla verilmiştir. Bu sonuç daha önceden Thymolle yapılan çalışmaları desteklemiş olup kombinasyon nano partikül ozonla zenginleştirilince sonuçlar Nosema'ya karşı daha etkin bulunmuştur. Uygulamadan kaynaklanan herhangi bir ölüm veya yan etkiye rastlanmamıştır.
Gemlik çeşidi siyah sofralık zeytinlerin işlenmesinde ultrases ve ozon uygulamalarının etkileri
Türkiye siyah zeytin üretiminde dünyada üçüncü sırada olup, bu üretimin büyük bir ço-ğunluğunu Gemlik tipi siyah zeytin oluşturmaktadır. Zeytin işleme sürecinde geleneksel ve kimyasal kullanımına dayalı acılık giderme yöntemleri yaygın olarak uygulansa da, sırasıyla sürecin uzun olması ve kimyasal kullanımı sebepleriyle bu yöntemlere alternatif arayışına girilmiştir. Bu sebeplerden dolayı bu çalışmada zeytin acılığının giderilmesi için ultrases ve ozon teknolojilerinden yararlanılmış; yapılan bu uygulamaların Gemlik siyah zeytininin mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal özelliklerine olan etkisi incelenmiştir. Ha-sat edilen siyah zeytinler iki farklı bileşime sahip salamura içerisine alınarak; bir hafta süre ile ultrases ve ultrases+ozon ile muamele edilmiştir. Bu uygulamalar ile tatlandırılan zeytinler laktik starter ile aşılanarak iki aylık bir fermantasyon sürecine bırakılmıştır. Mu-amele ve fermantasyon sonrası zeytin örneklerinde mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal analizler periyodik olarak yapılmış, gelişme testi ise muamele sonrası dönemsel olarak yapılarak süreç takip edilmiştir. Ozon uygulamasının toplam mezofilik aerob bakteri, küf, maya ve enterobakter oluşumunu engellediği, tüm örneklerde pH'ı 4,5'un altına indirdiği görülmüştür. Muamele ve fermantasyon sonrası örneklerde kuru madde ve pH miktarları azalmış, kül miktarı ve toplam asitlik artmıştır. Muamele sonrası tuz değerlerinde önemli bir değişim yaşanmazken, fermantasyon sonucu artmıştır. Ozon uygulaması sonucunda renk (a* ve b*) değerlerinde azalma görülmüş, L değerinde önemli bir değişikliğe neden olmamıştır. Ultrases ve ozon uygulamalarının tekstür üzerine olumsuz bir etkisi görül-memiştir. Ultrases uygulamasının meyveye Na geçişini hızlandırdığı, ozon ile birlikte kullanımının da Ca geçişine önemli bir katkı yarattığı görülmüştür. Ayrıca toplam fenolik madde miktarı uygulanan muamele ve salamura konsantrasyonuna bağlı olarak değiştiği sonucuna varılmıştır.
Ozonun polifenol oksidaz ve elma suyunun kalitesine etkisi
The aim of the thesis was to investigate the effect of ozone treatment on apple juice quality and changes that occur during the storage at different temperatures. The samples were treated with ozone for 15, 30, 45, and 60 minutes using the corona-discharge method. Effects of ozone treatment on color, polyphenol oxidase activity, protein content, and total phenolic content of apple juice were investigated. The apple juice color parameters (L*, a*, b*, and YI) were observed to be not significantly affected by ozonation, while total color difference values were affected. It was determined that ozone application did not affect the protein content of apple juice. On the other hand, the ozone inhibited the polyphenol oxidase (PPO) in the apple juice where PPO activity decreased as the ozone treatment time increased. Besides, the ozone treatment caused a marked decrease in the levels of the total phenolic content of apple juice. Ozonated samples were stored for 60 days at 4C, 25C, and 37C temperatures. The effects of storage temperature and time on the color and total phenolic content of the samples were evaluated. Change in L* values of apple juice versus storage time followed zero-order kinetics for all storage temperatures. The activation energy required to change the color of apple juice was found as 15.69 kJ/mol and increased by ozonation up to 36.89 kJ/mol. Total phenolic content in untreated apple juice was more affected by storage time than in ozonated samples.
Travmatik fasiyal sinir hasarı modelinde ozon terapi ve düşük seviyeli lazer terapinin etkinliğinin karşılaştırılması
İnsanların yüz ifadesi, onların fiziksel ve kalıtımsal özellikleri ile birlikte duygularını yansıtır. Kimliğin belirlenmesinde ve kişinin çevre ile olan ilişkilerinde önemli görevleri olan yüz mimiklerini kontrol eden fasiyal sinir (FS), aynı zamanda yüz kaslarının tonusu ve hareketini belirleyen sinirlerin inervasyonunu sağlar. FS, hasara uğradığında izlenebilen paralizinin nedenleri arasında Bell Paralizi şeklinde adlandırılan bir özel paralizi tipi ilk sırayı almaktadır. Klinik bulguları yüzün bir tarafındaki kasların bütününde paralizi ve parezi görülmesi, yüz kaslarında güçsüzlük, tek taraflı dudak ve kaş sarkması, göz kapağının kapanmaması sonucu göz kuruluğu gibi semptomlardır. Hasar gören sinir dokuların, farmakolojik ve/veya diğer konvansiyonel yöntemlerle doğru ve etkin tedavisinin tam olarak sağlanmaması nedeniyle alternatif tedavi arayışı gündeme gelmiştir. Alternatif tedavi yöntemlerinden en yüksek oranda tercih edilenlerden birisi düşük doz lazer ışını kullanılarak geliştirilen tedavi yöntemi (DDLT) ve ozonun veya ozon kaynaklı ürünlerin çeşitli yöntemlerle tedavi amaçlı uygulanmasıdır (OT). Bu tez çalışmasında, ratlarda oluşturulan fasiyal sinir hasarı modelinde düşük doz lazer tedavisi ve ozon terapi yöntemlerinin, hasarlı sinir dokunun iyileşmesi üzerine etkilerinin histolojik olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 30 adet wistar cinsi albino türü, 220±20 gr ağırlığında ve 10-12 haftalık dişi sıçanlar üzerinde yürütülmüştür. Tüm gruplara genel anestezi altında nöropatik hasar oluşturmak için ratların sol fasiyal sinirlerine, çapının hepsini içine alacak şekilde klemple 30sn boyunca tutularak hasar verilmiştir. Daha sonra kontrol grubu iyileşmeye bırakılırken lazer grubuna hergün düşük doz lazer tearapisi 4J, 32sn uygulanırken, ozon grubuna da 2 günde bir defa 2ml, 80 µm/ml sistemik ozon terapisi uygulanmıştır. 4. haftada sakrifikasyonlar gerçekleştirilerek fasiyal sinirlerinden alınan örnekler formaldehitte muhafaza edilerek histolojik inceleme amaçlı saklanmıştır. İncelenen kesitlerde epinöriyum, perinöryum ve endonöriyum varlığı ve sürekliliği değerlendirilmesi ile sinir dallanması öncesi sinir alanı ölçümü, dallanma sonrası fasikül sayısı, hasar öncesi ve sonrası kesitlerde akson sayısı incelenmiştir. İncelenen kesitlerde, sinir lifinin dallanma sayısı, çapı, alanı ve akson sayısı açısından yapılan değerlendirmeler sonucunda tüm gruplarda ozon terapi grubunda istatistiksel olarak anlamlı fark yaratacak sonuçlar elde edilmiştir. Lazer grubunda (DDLT) tüm parametrelerde kontrol grubuna göre ufak bir artış gözlenmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilememiştir.
Ozonlu suyla yıkanan kırmızı biberin mikrodalga enerjisi ile kurutulması
Bu arastırmada, ev tipi bir mikrodalga fırında Aflatoksinli kırmızı pul biberin, ozonlu suyla yıkamayı temsilen 5 ve 10 dakika sürelerde yıkandıktan sonra mikrodalga ile ürünün kurutulmasında kullanılan mikrodalga uygulama süresinin (mikrodalga jeneratörlerinin açık kalma süresi/mikrodalga jeneratörlerinin kapalı kalma süresi) enerji tüketimi, kuruma süresi, ulasılan son nem ve ürün renk kalitesi üzerine etkileri arastırılmıstır. Kullanılan mikrodalga uygulama süreleri (açık, sn/kapalı, sn) sırasıyla sürekli, 30/30, 30/45, 30/60, 45/30, 45/45, 45/60 olacak sekilde ayarlanmıstır. Denemeler sonucunda mikrodalga uygulama süresi artıkça kurutma etkinligi artmıs, fakat mikrodalga ünitenin çalısmadıgı sürelerin az ya da çok oldugu 30/30, 45/30, 45/60 olan denemelerde enerji tüketimi ve kuruma sürelerinin artıgı gözlemlenmistir. Denemeler sonucunda 45/45 mikrodalga uygulamasında enerji tüketimi ve kuruma süreleri diger kombinasyonlara göre daha iyi sonuçlar elde edilmistir.
Reaktif kırmızı 195 (RR195) azo boyar maddesinin katalitik ozonlanması
Reaktif boyalar tekstil endüstrisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Toksisiteleri ve parçalanmaya karsı dirençli olmaları nedeniyle bu boyalar çevre açısından riskli ve biyolojik arıtma metodlarıyla yok edilmeye karsı dirençlidirler. Katalitik ozonlama son yıllarda gelisen bir ileri oksidasyon yöntemidir ve moleküler ozona kıyasla daha yüksek elektrokimyasal oksidasyon potansiyeline sahip hidroksil radikallerinin üretimini içermektedir. Bu çalısmada reaktif kırmızı 195 azo boyar maddesinin renk ve toplam organik karbon (TOK) giderimi için ozon, ozon/granüler aktif karbon (GAC) ve ozon/Mn yüklü GAC islemleri kullanıldı. Çözeltinin mineralizasyonu toplam organik karbonun ölçülmesiyle tespit edildi. Ozon/GAC isleminde pH ve t-bütanolun etkisi arastırıldı. pH 11, 100 mg/L boya konsantrasyonu ve 1 g/L GAC miktarı optimum sartlar olarak belirlendi. Sonuç olarak aktif karbon ozonlama reaksiyonunu hızlandırdı, böylece uygulanan islemin verimi artırıldı. Anahtar Kelimeler: Ozon, reaktif kırmızı 195, katalitik ozonlama, granüler aktif karbon (GAC), ileri oksidasyon teknikleri.
Zeytin karasuyunda bulunan bazı toksik bileşiklerin ön kireç çöktürme ve katalitik ozonlama ile parçalanmaları
Çoğu Akdeniz ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de zeytinyağı üretimi sonrasında açığa çıkan katı atık ve atıksu yüzyıllardan beri önemli bir kirlilik kaynağı olmuştur. Bu çalışmada, zeytin karasuyunun askıda katı madde miktarını (AKM) ve kirletici etkisini azaltmak için ön kireç çöktürme işlemi uygulanmıştır. Zeytinyağı üretimi sırasında çevreye atık olarak verilen zeytin çekirdeği aktif kömür haline getirilerek özgün bir katalizör elde edilmiştir. Zeytin karasuyunda bulunan bazı fenolik bileşiklerin katalitik ozonlama ile parçalanmasında aktif karbon haline getirilen zeytin çekirdeğinin katalizör olarak kullanılması araştırılmıştır. Bu çalışma sonucunda KOİ değerinde yaklaşık 10 kez, TOK değerinde 80 kez ve toplam fenol içeriğinde 67 kez iyileştirme sağlanmıştır.
Sulu ortamda bulunan azo boyar maddelerin, ozonlama, Uv-H2O2, fenton ileri oksidasyon yöntemleri ile uzaklaştırılması ve kinetik parametrelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada sırası ile üç, dört ve beş aromatik halkaya sahip AO-II, AB-I ve RR198 boyarmaddelerinin UV-H2O2, Ozon ve Fenton ileri oksidasyon yöntemleri ile sulu ortamlardan uzaklaştırılması incelenmiştir. UV-H2O2 ve Ozon yöntemlerinde boyaların en etkin parçalandığı pH?lar araştırılmıştır. Buna göre, UV-H2O2 sisteminde AO-II için pH 3,0, AB-I için pH 7,0 ve RR198 için pH 10,0 optimum pH olarak belirlenmiştir. UV-H2O2 ve Fenton yöntemlerinde optimum dozdaki H2O2 sisteme, başlangıçta birden ve akış hızı 0,5-1,0-2,0 mL dk-1 olarak dört farklı hızda eklenmiştir. Optimum [Fe+2]/[H2O2] (mM/mM) oranı Fenton sistemi için 0,25 ve UV-H2O2 sistemi için [H2O2]/[Boya] =25 olarak hesaplanmıştır. Uygulanan üç sistemde de bozunma hızı, AO-II>AB-I>RR198 şeklinde en küçük molekülden en büyük moleküle doğru azalmıştır. AO-II, AB-I ve RR198 boyalarının bu üç yöntemle oksidasyonu, pseudo 1. derece kinetik modeline uygulanarak hız sabitleri hesaplanmıştır.
Kemik toplayıcı ve kemik kazıyıcı ile toplanan otojen kemik greftine ozon gazının etkilerinin değerlendirilmesi
Dişsiz alveoler kretlerin protetik rehabilitasyonu diş hekimliğinde sıklıkla uygulanan bir işlemdir. Yetersiz alveolar kret varlığında implant destekli bir protez ile rahabilitasyon sağlayabilmek için öncelikle kemik augmentasyon prosedürleri planlanmalıdır. Otojen greftler, allogreftler, ksenogreftler ve membranlar bu amaçla kullanılan materyallerdir. Her materyalin çeşitli klinik ve deneysel çalışmalarla gösterilmiş avantajlar ve dezavantajları mevcuttur. Bu durumda otojen greftlerin altın standart olduğu söylenebilmektedir. Verici sahalardan otojen greft elde etmek için birçok metod kullanılmaktadır. Kemik kazıyıcıları ve kemik toplayıcıları da bu metodlardan bazılarıdır. Oral bölgeden kemik toplayıcıları ile toplanan otojen kemiğin bakteriyel kontaminasyonu ile ilgili pek çok çalışma mevcutken kemik kazıyıcıları ile ilgili yeterli sayıda çalışma mevcut değildir. Bu araştırmada ise mandibulada tam kemik retansiyonlu gömülü yirmi yaş dişlerinin cerrahi çekimi sırasında bu iki metodun ayrı ayrı kullanılması ile elde edilen kontamine otojen greft üzerinde ozon gazının antimikrobiyal etkinliği incelenmiştir. Böylece oral ve maksillofasiyal cerrahi alanında sıklıkla uygulanan kemik augmentasyonu işlemlerine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Bakteriyel Kontaminasyon, Kemik Kazıyıcı, Kemik Toplayıcı, Ozon Gazı, Otojen Kemik.
Bitkisel yağların ozonlanması ve antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada kullanılan pirinç kepeği yağı % 37 oleik asit (C18:1) ve % 42 linoleik asit (C18:2), fındık yağı ise % 79 oleik asit (C18:1) ve %13 linoleik asit (C18:2) içermesi yönünden doymamış yağ asitlerince oldukça zengin bitkisel yağlardır.Bu çalışmada, bitkisel yağların ozonlanarak yapılarının modifiye edilmesi ile antimikrobiyal aktiviteleri incelendi. Fındık yağının ozonlanması sonucu kayda değer bir değişme gözlenmedi. Pirinç kepeği yağının ozonlanması sonucu elde edilen, ozonlanmış pirinç kepeği yağı (ORBO)'nın peroksit sayısı 10,21 mmol-equiv.Kg-1'den 972,71 mmol-equiv.Kg-1'e çıkmıştır. ORBO'nun minimum inhibisyon konsantrasyonu (MIC) değerleri 0,73 ? 1,88 mg/mL arasında kullanılan test mikroorganizmasına göre değişmiştir. Böylece, en iyi MIC değerinin Enterobacter aerogenes üzerinde (0,73 mg/mL) olduğu tespit edilmiştir.