Parkinson disease
119 theses under this subject heading
Nörodefeneratif hastalıklarda koku duyusu ile ilgili beyin alanlarının volümetrik olarak incelenmesi ve periferik kanda nöropeptit düzeyi ile ilgisinin araştırılması
Alzheimer Hastalığı (AH) ve Parkinson Hastalığı (PH) gibi nörodejeneratif hastalıklarda koku ve tat bozukluğu tabloya sıklıkla eşlik etmekte ve klinik tanıdan önce ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, Alzheimer ve Parkinson hastaları ile sağlıklı kontrollerde koku ve tat ile ilgili primer beyin alanlarının (bulbus olfactorius, piriform korteks, amygdala, hippocampus, medial temporal lob, thalamus ve tat merkezi operculum) MR görüntüleme ile volümetrik hacimlerinin belirlenmesi, hacim değişikliklerinin koku/tat eşik düzeyleri ve koku/tat ayırt etme yetenekleri ile endojen salınan nörotransmitterlerin periferik kan serum düzeyleri ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Mustafa Kemal Ünv. Tıp Fakültesi Nöroloji kliniğine başvuran hafif ve orta bilişsel bozukluğu bulunan 15 Alzheimer hastası, 15 Parkinson hastası ve 15 sağlıklı kişiden oluşan toplam 45 gönüllü katıldı. Beyin travması, beyin tümörleri, nöbetler veya diğer psikolojik semptomların eşlik ettiği klinik öyküler, rinit, alerjik rinit, sinonazal hastalık öyküsü veya AH ve PH dışında bilinen hiposmisi olan olgular, glossit, trigeminal sinir nevraljisi olan kişiler ve sigara içenler çalışma dışı bırakıldı. Çalışmamızın sonucunda sol BO, sol amygdala, sol hipokampus, sol anterior singulat korteks ve sol gyrus temporalis medius, sağ insula yapılarının hem AH hem de PH da sağlıklı kişilere göre koku bozukluğu ile korelasyon gösteren alanlar olarak hacimlerinin azaldığı tespit edildi. Tat bozukluğu ile ilgili olarak sol rolandic operculum kortikal alanında hacim azalması ve tat bozukluğu ile ilişkisi tespit edildi.
Parkinson hastalığında ses ve konuşmanın akustik analizi
Bu çalışma İdiyopatik Parkinson hastalığına sahip bireylerin ünlü artikülasyonu,konuşma hızı ve ses özelliklerini akustik analiz yöntemleriyle inceleyerek sağlıklı grupla ve hastalığın evrelerine göre karşılaştırmayı ve konuşma özellikleri arasındaki ilişkileri belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda 15 erken evre, 15 ileri evre Parkinson hastalığına sahip bireyden ve 30 kişiden oluşan yaş ve cinsiyet eşleştirmeli sağlıklı kontrol grubundan veri toplanmıştır. Ünlü artikülasyonunu incelemek için Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranı; konuşma hızı için Konuşma Hızı ve Artikülasyon Hızı, ses için F 0 , Jitter, Shimmer ve Gürültü-harmonik oranı parametreleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar Parkinson hastalığında Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranında anlamlı ölçüde düşüş olduğunu, konuşma hızı ve ses parametrelerinde anlamlı fark olmadığını göstermektedir. Erken evre ve ileri evre hasta grupları arasında hiçbir bağımlı değişkende fark bulunmamıştır. Parkinson hasta grubunda tüm ünlü artikülasyonu parametreleri ve konuşma hızı parametreleri arasında negatif yönde korelasyon bulunmuştur. Hem sağlıklı grupta hem de hasta grubunda kadınların üçgen ve dörtgen ünlü alanları erkeklerden daha geniş, F2i/F2u oranı daha yüksek bulunmuştur.
Parkinson fare modelinde zorunlu egzersizin leptin ve nöropeptid Y üzerine etkisi
Parkinson hastalığı, substantia nigra pars compactadaki dopaminerjik nöronların ilerleyici kaybıyla karakterize yaygın bir nörodejeneratif bozukluktur. Parkinson hastalarında karakteristik olarak görülen semptomlar, hastaların yaşam kalitesini önemli oranda azaltmaktadır. Mevcut tedavi yöntemleri semptomatik rahatlamayı sağlayan dopamin nörotransmisyonunu arttırmayı hedeflemektedir ancak hala kesin bir tedavi bulunmamaktadır. Aerobik egzersizin Parkinson hastalığında motor semptomları azalttığı kanıtlanmıştır. Ayrıca, son zamanlarda Parkinson hastalığında leptin sinyallemesinin ve nöropeptid Y'nin nörotrofik ve nöroprotektif işlevlerine dair kanıtlar artmaktadır. Bu nedenle egzersizin Parkinson hastalığında Nöropeptid Y ve leptin üzerindeki etkisini histolojik, biyokimyasal olarak ve in vivo deneylerle araştırmayı amaçladık. Bu çalışmada, 8-10 haftalık C57BL/6 tip erkek farelere zorunlu egzersiz protokolü uygulanarak motor ve motor olmayan semptomlar; çubuk testi, rotarod testi, açık alan testi ve yükseltilmiş artı labirent testi ile değerlendirildi. Striatum dokusundaki hücreler hematoksilen-eozin boyama sonrası incelendi. Leptin ve nöropeptid Y seviyeleri enzime bağlı immünosorban aktivite tayini kitleri aracılığıyla ölçüldü. Parkinson hastalığındaki semptomatik değişimler araştırıldı. Sonuçlarımız, egzersizin PH'de NPY seviyelerini anlamlı şekilde değiştirmediğini gösterirken striatal leptin ekspresyonunun, sağlıklı kontrollere ve egzersiz yapmayan Parkinson grubuna kıyasla endojen olarak arttırdığını (p<0.05) kanıtladı. Anksiyete ve depresyon düzeyi, egzersiz yapmayan Parkinson grubunda en fazlaydı. Egzersiz yapan Parkinson grubunun hücreleri yapmayanlara kıyasla daha sağlıklıydı ve nörofibril kaybı daha azdı. Egzersizin nörokorumasına leptinin aracılık ettiğini, sağlıklı durumda egzersiz merkezi leptin ekspresyonunu anlamlı olarak değiştirmezken Parkinson hastalığında egzersizin leptin aracılı nörokoruyucu etki gösterdiğini bulduk. Anahtar Kelimeler: Parkinson Hastalığı, NPY, Leptin, Zorunlu egzersiz, MPTP
Deneysel parkinson fare modelinde oridoninin oksidatif stres parametreleri üzerine etkisi
Dopaminerjik nöronların ilerleyici kaybıyla oluşan Parkinson hastalığı dünyada en sık görülen ikinci nörodejeneratif hastalıktır. L-dopa tedavisi ile semptomatik tedavi edilmesi dışında bilinen kesin bir tedavisi yoktur ancak hastaların hayat kalitesini arttırmak amacıyla çeşitli tedavi yöntemlerinin varlığı daima araştırılmaktadır. Rabdosia rubescens'ten elde edilen oridonin anti-inflamatuar, antibakteriyel, antitümoral gibi çeşitli farmakolojik ve biyolojik aktivitelere sahip bir bileşiktir. Alzheimer üzerine etkisinin incelendiği birkaç çalışmada, oridoninin sinaptik kayıpları önlediği, uzamsal öğrenmeyi ve hafıza bozukluklarını iyileştirdiği bildirilmiştir. Bununla birlikte, PC12 hücrelerinde MPTP ile indüklenen hasara karşı etkisi araştırılmış ve oridoninin reaktif oksijen türlerinin sayısını azalttığı, glutatyon seviyesini yükselttiği, antioksidan enzim aktivitelerini arttırdığı bulunmuştur. Biz de bu çalışma ile MPTP ile indüklenmiş Parkinson fare modelinde, oridoninin motor ve motor olmayan semptomlar ile oksidatif stres üzerindeki etkisini incelemeyi amaçladık. Bu çalışmada, 8-10 haftalık, C57BL/6 erkek fareler (n=6) 3 gruba ayrıldı: 1) Sham grubuna yalnızca oridonin çözücüsü verildi, 2) MPTP grubuna MPTP (intraperitonel) verilerek Parkinson hastalık modeli oluşturuldu, 3) MPTP+oridonin grubuna önce MPTP verilerek Parkinson hastalık modeli oluşturuldu, daha sonra 15 gün boyunca 10 mg/kg oridonin verildi. Motor semptomlar ve bradikinezi değerlendirmesi rotarod performans testi ve çubuk testi ile, anksiyete ve depresyon ise yükseltilmiş artı labirent testi ve açık alan testi ile yapıldı. Deney sonunda striatum dokusunda SOD, GSHPx, Nrf-2 ve MDA seviyeleri ELISA yöntemiyle belirlendi. Striatum ve substantia nigra bölgelerinde hematoksilen eozin boyama ile hücre sayıları, hücresel bozulmalar incelendi. Sonuçlarımızda, Parkinson fare modelinde oridonin tedavisinin, lokomotor aktivite ile anksiyete, depresyon benzeri davranışlar üzerinde iyileştirici etkisinin bulunmadığı ancak oridonin tedavisi alan grupta antioksidan seviyelerinin, MPTP grubuna göre arttığı ve oksidatif hasar belirteçlerinin azaldığı belirlenmiştir. Histopatolojik bulgularımız ise MPTP uygulanan farelerin nöronlarında nörofaji ve dejenerasyonun görüldüğünü, substantia nigra ve striatumdaki hücre sayılarında önemli derecede azalma olduğunu, ayrıca MPTP+oridonin grubunda nörofaji görülmemekle birlikte, MPTP grubuna göre daha hafif şiddette nöronal dejenerasyon izlendiğini gösterdi. Sonuç olarak, oridoninin parkinsonun motor ve motor olmayan semptomlarında belirgin bir iyileşme sağlayamadığı ancak oksidatif stresi azaltabileceği ve oksidatif stres sonucu oluşan hasara karşı nöroprotektif bir ajan olabileceği gösterilmiştir.
Parkinson hastalarında solunum kas eğitimi: Postüral stabilite ve denge, mobilite, günlük yaşam aktiviteleri, yaşam kalitesi, solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvveti arasındaki ilişkinin araştırılması
Parkinson hastalığı (PH), Alzheimer hastalığını takiben en sık görülen ikinci nörodejeneratif hastalıktır. Etiyolojisi hala net olarak bilinmese de bireyin genetik ve çevresel etmenlere bağlı olarak hastalık riski taşıyabileceği, beynin ilgili bölgelerinde ilerleyici nöron dejenerasyonu neticesinde oluşabileceği düşünülen bir hastalıktır. Substansia nigrada yoğunlaşmış halde bulunan dopamin hücrelerinin üretilemez hale gelmesiyle birlikte görülen motor belirtiler ve bunlara ek olarak non-motor belirtiler de görülmektedir. En yaygın motor belirtiler; tremor, rijidite, akinezi ve postüral instabilitedir. Ayrıca mortalite ve morbiditelerin gelişmesine yol açabilecek solunumsal problemler de görülmektedir. Literatüre bakıldığında PH'lı kişilerde yapılan çalışmalarda, denge çalışmaları ön plandadır. Nörodejeneratif hastalıklarda yapılan solunum kas eğitimi çalışmalarının hem nitelik hem de nicelik olarak yetersiz düzeyde olduğu görülmektedir. PH'da solunum kas eğitimi (SKE)'nin denge üzerine etkisini inceleyen çalışmaya da rastlanmadı. Bu çalışma ile PH'lı hastalarda dengeyle ilişki olan parametreleri incelemek ve denge eğitimine ek olarak verilen SKE'nin postüral stabilite, denge, mobilite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kaliteleri üzerine etkisini araştırmak amaçlandı. Çalışma kapsamında kriterlere uygun, Modifiye Hoehn & Yahr'a (MHY) göre evre 1-3 arasında, 60 ile 85 yaş aralığında 30 PH'lı hasta randomize edilerek deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara, solunum fonksiyon testi (SFT), solunum kas gücü ölçümü, Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri testleri uygulandı. Tüm hastaların günlük yaşam aktiviteleri; mobilite; yaşam kalitesi ve hastalık dereceleri sırasıyla barthel indeksi (Bİ); rivermead mobilite indeksi (RMİ); Nottingham sağlık profili (NSP) ve birleşik parkinson hastalık derecelendirme ölçeği (BPHDÖ) ile değerlendirildi. Kontrol grubuna, 8 hafta süre ile, haftada 1 gün gözetimli 2 gün ev egzersizi olmak üzere toplam 3 seans denge eğitimi verildi. Deney grubuna ise denge eğitimine ek SKE; günde 2 kez 15'şer dakika olmak zere Threshold IMT® cihazı ile inspiratuar kas eğitimi (İKE) şeklinde verildi. Cihaz, ağız içi basınç aletiyle ölçülen maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddetine ayarlandı. Öğrenmenin etkisini kaldırma adına kontrol grubuna da her hafta ağız içi basınç ölçümü yapıldı. Tüm ölçümler 8 haftanın sonunda tekrar yapıldı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için lineer regresyon analizi yapıldı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Değerler arasındaki ilişkiye ise Pearson ya da Spearman korelasyon analiz yöntemiyle bakıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Yapılan regresyon analizi sonucunda, BPHDÖ, Bİ ve RMİ değerlerinin ise sırasıyla % 33 (p:0,001), %22 (p:0,008) ve % 21'lik (p:0,010) varyans değerleriyle postüral stabilitenin bağımsız belirleyicileri olduğu görüldü. NSP, MIP, maksimum ekspiratuar basınç (MEP), PEF, tanı süresi ve beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin herhangi bir postüral stabilite ve denge skorunun bağımsız belirleyici olmadığı görüldü (p>0.05). Sekiz haftalık tedavi sonrasında her iki grupta da MEP ve postüral stabilite değerlerinde anlamlı gelişme görüldü (p<0.05). Stabilite limitleri ve MIP değerlerinde ise yalnızca deney grubunda anlamlı gelişme görüldü (p<0.05). Her iki grupta da MEP, zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye (FEV1) değerlerinde meydana gelen değişimler ele alındığında gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). MIP ve PEF değerlerinde meydana gelen değişimlere bakıldığında ise deney grubunda meydana gelen değer artışı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksekti (p<0.05). Her iki grupta da tedavi öncesine kıyasla RMI, BI ve NSP değerlerinde anlamlı bir artış görülmedi (p>0.05). BPHDÖ skorlarında ise her iki grupta da tedavi öncesine kıyasla anlamlı gelişme vardı (p<0.05). BPHDÖ, RMİ, Bİ ve NSP skorlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık yoktu (p>0.05). Tedavi öncesi tüm olgular üzerinden yapılan korelasyon analizinde postüral stabilite değerinin HY, BPHDÖ, RMİ ve Bİ ölçek skorları ile anlamlı ilişkisi saptanmıştır (p<0.05). MIP değerinin MHY ve BPHDÖ değerleriyle anlamlı ilişkisi vardı (p<0.05). BPHDÖ'nün RMİ ve MHY ile; RMİ'nin de BI ve NSP skorları ile anlamlı ilişkisi vardı (p<0.05). Literatürde SKE ve dengenin ayrı ayrı PH'lı hastalarda etkili olduğu gösterilmiştir. Çalışmamız ile literature paralel bir şekilde bu iki eğitimden de verim alındığı görüldü. Fakat denge eğitimine ek verilen SKE'nin yalnızca denge eğitimine oranla dengeyi ve solunum kas kuvvetini artırmada daha etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Hastalarda, tek başına medikal tedavi yeterli olmadığı için semptomları azaltma ve yaşam kalitesini arttırma adına rutin olarak verilen denge eğitimlerinin yanında mutlaka solunum eğitimlerinin de verilmesi gerekliliği görülmüştür.
İdı̇yopatı̇k parkı̇nson hastalarında düzenlı̇ egzersı̇zı̇n klı̇nı̇k progresyon üzerı̇ne farklı parametrelerle etkı̇sı̇nı̇n araştırılması
Amaç: Bu çalışmada, multimodel bir egzersiz programının Idiyopatik Parkinson hastalarında, fonksiyonel mobilite, motor ve non-motor semptom, hastalık yaşam aktivitesine etkisi ile serum eksozomal alfa-sinuklein düzeyi ile korelasyon gösterip göstermediği araştırılması amaçlandı. Yöntem: Bezmialem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Hareket Bozuklukları Polikliniğinde takip edilen İPH tanılı ve kriterleri karşılayan 26 hastaya, spinal esneklik, denge, koordinasyon ve postural kontrol alanlarını içeren 12 haftalık multimodel bir egzersiz programı uygulandı. Çalışmada egzersiz öncesi ve sonrası dizabilite düzeyi için UPDRS ve hastalık evresi için modifiye HYR, yürütücü işlevleri için Frontal davranış bataryası, Sözel Akıcılık Testi, Soyutlama Becerisi testi, Saat Çizme Testi, dikkati için Sayı Menzili Testi, bellek fonksiyonları için Sözel Bellek Süreçleri Testi, duygudurumu için ise HADS, yaşam kalitesi değerlendirilmesi için PDQ-39, Non-Motor semptomların değerlendirmesi için NMSQ-TR, Epworth Uykululuk Skoru, Kısa Ağrı Endeksi Formu, RLS Şiddet Değerlendirme Ölçeği, hastalık fonksiyonel kapasite için Tinetti yürüme ve denge ve düşme etkinliği ölçeği, ZKYT ile değerlendirildi. Hastaların 21'inde plazma ve eksozomal alfa-sinuklein düzeyleri Egzersiz öncesi ve sonrası değerleri karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların yapılan ayrıntılı nöropsikolojik incelemesinin egzersiz öncesi ve sonrası karşılaştırılmasında MMSE ile Saat Çizme testinde anlamlı bir değişim izlenmedi. Ama HADS skorlarında, Frontal Davranış Baterisinde, Sözel akıcılık testinde hem fonemik, hem de semantik bölümünde ve soyutlama becerisinde anlamlı fark izlendi. Düz ve ters sayı menzili testlerinde anlamlı fark izlenmedi, bu durumun hastaların eğitim düzeyleri ile ilgili olabileceği düşünüldü. SBST alt tipleri olan Kısa Süreli Bellek, Uzun Süreli Bellek, Tanıma' da anlamlı fark izlendi, ancak Toplam ve En Yüksek Öğrenim alt tiplerinde fark izlenmedi. Egzersizin bilişsel beceriler üzerinde pozitif yönde etki sağladığı görüldü. Motor ve non-motor semptom, hastalık yaşam aktivitesi, fonksiyonel kapasitesi ölçeklerinin Egzersiz öncesi ve sonrası karşılaştırılmasında UPDRS bölüm 3'de anlamlı fark izlendi. Non-Motor semptomlar değerlendirme açısından bakılan NMSQ-TR, UPDRS bölüm 1 toplam skorlarında anlamlı fark izlendi. RLS Şiddet Değerlendirme Ölçeği ve EDS için bakılan EPWORTH skorlarında anlamlı fark izlenmedi. Kısa Ağrı İndeksinin sadece alt bölümü olan normal işlere etkisinde anlamlı fark izlendi. PDQ-39 ölçeği toplam skoru ile alt bölümlerinden sadece Sosyal Destek ve Bilişsel Durum'da anlamlı fark izlendi. Tinetti Düşme Etkinliği ile Tinetti Toplam skoru ve alt parametresi Denge ölçeğinde anlamlı fark izlendi, ancak ZKYT ölçeğinde fark izlenmedi. Plazma ve Eksozomal alfa-sinuklein düzeyinde anlamlı fark izlenmedi. Spearman Rank korelasyon katsayı analizinde UPDRS Bölüm 3 ile sırasıyla plazma total alfa-sinuklein (p=0,944, r=0,230) ve Eksozomal alfa-sinuklein (p=0,658, r=-0,103) arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada Multimodal Egzersiz Programının bilişsel beceriler üzerinde pozitif yönde etki sağladığı görüldü. Ayrıca beklediğimiz gibi motor semptom ve non-motor semptomlar üzerinde yararlı etkisini saptandı. Ancak, hastalarin plazma örneğinden izole edilen alfa-sinuklein düzeylerinde egzersiz öncesi ve sonrası değerleri arasında anlamlı fark izlenmedi ve ayrıca hastalık şiddeti ile korele olmadığı görüldü. Anahtar kelimeler Parkinson, Fiziksel aktivite, Egzersiz, Eksozom, Biyobelirteç, Ölçek, Bilişsel, Nonfarmokolojik Yöntemler
Erken evre Parkinson hastalığında kognitif görev ve postural stabilite ilişkisi
Erken Evre Parkinson Hastalığında Kognitif Görev ve Postural Stabilite İlişkisi Giriş ve Amaç: Parkinson hastalığı erişkinlerde, genellikle ileri yaşlarda görülen, etyopatogenezi henüz kesin olarak anlaşılamış progresif, nörodejeneratif bir hastalıktır. Postural instabilite bu hastalığın ileri dönemlerinde görülen, özürleyici özelliklerinden ve ana semptomlarından biridir. Bu çalışmada kliniğimizde takip edilen erken evre Parkinson hastalarında ikincil kognitif görevin postural stabilite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Hareket Hastalıkları polikliniğinde erken evre Parkinson hastalığı tanısıyla izlenen, hastalık süresi en fazla 5 yıl olan 30 Parkinson hastası ve 20 sağlıklı birey prospektif olarak değerlendirmeye alındı. Tüm olgulara nörolojik muayene, minimental test uygulandı. Parkinson hastalığı olanların sakatlık derecesini belirlemek için Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği ve Hoehn&Yahr skorları kaydedildi. Açık dönemdeki hasta grubunda ve sağlıklı kontrollerde denge işlevleri statik postürografi cihazı kullanılarak ölçüldü. Postürografik ölçümlerde elde edilen toplam vücut salınımı, lateral salınım, anterior-posterior salınım, salınım alanı ve hızları ile Romberg katsayısı parametrelerinin göz açık, göz kapalı, matematiksel ve verbal kognitif görevle birlikte elde edilen değerleri incelendi. Postürografik ölçümlerde elde edilen veriler karşılaştırıldı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 22. sürüm kullanılarak yapıldı. Bulgular: Postürografik ölçümlerde gözler açık, gözler kapalı olarak yapılan kayıtlamalarda ve ek kognitif görevler sırasında hiç bir parametrede hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Her iki grupta da göz kapalı tüm ölçümlerde salınım değerleri, göz açık ölçümlere göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti. Benzer şekilde ek kognitif görev ile hem hasta hem de kontrol grubunda, lateral salınım dışındaki salınım değerleri göz açık ölçümlere göre belirgin artmıştı. Ancak kontrol grubundan farklı olan tek değer, Parkinson hastalığı olan olgularda matematiksel ek kognitif görev sırasında salınım alanındaki anlamlı artıştı (p<0,05). Korelasyon analizlerinde ise Parkinson hastalığı olan olgularda yaşın özellikle lateral salınım (r:0,370, p:0,044) ve verbal kognitif görev sırasındaki salınımlar ile (r:0,385, p:0,036) pozitif korelasyon gösterdiği belirlendi. Motor skorların ise göz açık ve göz kapalı bazı parametrelerle ve matematiksel kognitif görev varlığında salınım alanı (r:0,447, p:0,013) ve hızı (r:0,469, p:0,009) ile korele olduğu saptandı. Sonuç: Bu çalışmada erken evre Parkinson hastalığı olan olgularda ikincil kognitif görevlerin postural stabiliteyi belirgin ölçüde etkilemediği saptanmıştır. Postural stabilite görsel, vestibüler ve propioseptif sistemlerin entegrasyonu ile ortaya çıkar ve bu sistemlerden sadece ikisinin sağlam olması dengeyi sağlamak için yeterlidir. Bununla birlikte hem sağlıklı bireyler hem de Parkinson hastalığı olan olgularda elde edilen sonuçlar görsel sistemin bu yaş grubunda postural stabilite üzerine beklenilenden daha fazla etkili olduğunu telkin etmiştir. Yaşın pek çok salınım parametresi ile korelasyon göstermiş olması, ilerleyen yaşla birlikte subklinik proprioseptif veya vestibüler etkilenmelerin de olabileceğini düşündürmüştür, bu da görsel sistemin her ikigruptaki etkilerinin artmış olmasının nedeni olabilir. Parkinson hastalarında yaş dışında, motor bulguların artışı ile postural salınımlarda artış olduğu, kognitif görevlerin yaş veya motor skorlara bağımlı olarak salınımı etkilediği saptanmıştır. Değerlendirmeleri yaparken sorgulanması gereken bir başka konu da, postürografik sonuçlar üzerine dopaminerjik tedavinin etkileridir. Erken dönem Parkinson hastalığında motor semptomlar üzerine dopaminerjik tedavinin olumlu etkileri çok iyi bilinen bir gerçektir. Çalışmaların açık dönemde yapılmış olması erken evre Parkinson hastalığında dopaminerjik tedavinin subklinik postural instabilite üzerine olumlu etkilerinin olabileceğini akla getirmelidir. Sonuç olarak erken evre PH'nda ek kognitif görevlerin hastanın yaşına, motor skorlarına ve görevin süresine bağlı olarak postural stabiliteyi etkileyebileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çift görev çatışması, kognitif görev, parkinson hastalığı, postural instabilite, statik postürografi, romberg katsayısı.
Parkinson fare modelinde gönüllü ve zorunlu egzersizin BDNF, GDNF ve NGF üzerine etkisi
Dünyadaki en yaygın ikinci nörodejeneratif hastalık olan Parkinson Hastalığı'nın kesin tedavisi henüz bulunamamıştır. Bununla birlikte egzersizin semptomlar üzerine tedavi edici etkisinin bulunduğunu gösteren birçok çalışma mevcuttur. Nöronların canlılığını sürdürmesinde önemli rolleri bulunan nörotrofik faktörlerin bazılarının parkinsonlu kişilerde azalmış olduğu ve ayrıca egzersizle protein seviyelerinin değiştiği bilinmektedir. Bu çalışma nörotoksik hayvan modelinde, iki farklı tipte egzersizin, parkinson hastalığının motor semptomları ile nörotrofik faktör protein üretimi üzerine etkisini araştırmak ayrıca nörotrofik faktörlerin hastalığın motor semptomları üzerindeki etkisini belirleyebilmek amacıyla yapılmıştır. Parkinson modeli oluşturulmuş, gönüllü ve orta şiddette zorunlu egzersiz yaptırılan farelerde enzime bağlı immünosorban aktivite tayini kitleri kullanılarak, beyin kaynaklı nörotrofik faktör, glial türevli nörotrofik faktör ve sinir büyüme faktörü miktarları ölçülmüştür. Tirozin hidroksilaz proteininin miktarı immünohistokimyasal çalışma ile belirlenmiş ve hematoksilen eozin boyama ile histopatolojik inceleme yapılmıştır. Ayrıca motor performansı değerlendirmek için rotarod ve çubuk testleri uygulanmıştır. Çalışma sonucunda motor fonksiyonları iyileştirici etkisi en fazla olan egzersiz tipinin uzun süreli orta şiddette zorunlu egzersiz olduğu gösterilmiştir. İmmünohistokimyasal sonuçlar egzersizin motor fonksiyonları iyileştirici etkisi olduğu sonucunu desteklemiştir. Beyin kaynaklı nörotrofik faktör miktarında egzersizle anlamlı bir değişim saptanmamışken, glial türevli nörotrofik faktör özellikle gönüllü egzersizle artmıştır. Sinir büyüme faktörü ise gönüllü egzersiz yapan grupta anlamlı bir düşüş göstermiştir. Yapılan bu çalışmayla egzersizin tipinin, süresinin, sıklığının ve yoğunluğunun hastalık üzerinde yaptığı etkiyi değiştirebileceğini göstermiş olduk.
Parkinson hastalarında kognitif fonksiyonların ve yaşam kalitesinin lateralizasyon öngörüsüyle değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda, Parkinson hastalığı (PH) tanısı almış bireylerin serebral lateralizasyon öngörüsüyle kognitif fonksiyonları, duygusal durum ve yaşam kalitesinin hastalık seyrine göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 18-70 yaş arasındaki PH tanısı almış 37 hasta ve 35 sağlıklı birey üzerinde gerçekleştirildi. Tüm katılımcılara kognitif beceri testlerinden muhakeme yeteneği testi (SPMIQ), sürekli dikkat testi (COG), stres altında tepki verme hızı ve kalitesi testi (DT-DTsüre) ve görsel hafıza testi (TAVTMB) uygulanmıştır. El tercihi Edinburg Lateralizasyon Anketi ile belirlenmiştir, duygusal durum Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirilmiştir. Parkinson hastalarının yaşam kalitesi PDQ-39 anketi, hastalık evreleri Hoehn Yahr Evrelemesi, motor ve nonmotor etkilenimleri Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (BPHDÖ) ile belirlenmiştir, hastaların kullandıkları ilaçların levodopa eşdeğer dozu (LEDD) hesaplanmıştır. Tüm veriler IBM SPSS 22.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Hasta grubunda SPMIQ ve DT doğru sayısı kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşüktü. Dikkat, hastalık evresi 1 olan grupta anlamlı olarak daha yüksekti. Donma fenomeni olan grupta PDQ, BDÖ, BPHDÖ-I, BPHDÖ-II ve BPHDÖ-Toplam skorları anlamlı olarak daha yüksekti ve COG değeri anlamlı olarak daha düşüktü. 'on' dönemindeki hastalarda anlamlı olarak COG değeri daha yüksek, DTsüre (ms) daha kısa, BPHDÖ-II, BPHDÖ-III ve BPHDÖ-Toplam değerleri daha düşüktü. Sol tutulum grubunda PDQ ve BDÖ değerleri anlamlı olarak daha yüksekti. BDÖ değerleri LEDD değeri düşük grupta anlamlı olarak daha yüksekti. Sonuç: Parkinson hastalarının kognitif fonksiyonlarının, duygusal durum ve yaşam kalitelerinin olumsuz yönde etkilendiği, beyindeki dopamin düzeyinin kognitif fonksiyonlar üzerinde etkisi olabileceği görüşüne varılmıştır.
Parkinson hastalarında aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisinin üst ekstremite fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi
Parkinson Hastalığı bazal ganglionlardaki dopaminerjik nöronların kaybıyla giden nörodejeneratif bir hastalıktır. Klinik bulguları arasında bradikinezi, rijidite, istirahat tremoru ve postür bozukluğu görülür. Üst ekstremite bozuklukları daima asimetrik başlangıç göstermekte ve bu bozukluklar yaşam kalitesinde azalmaya sebep olabilmektedir. Hastalığın ana tedavisi medikaldir ancak beraberinde rehabilitasyon programları da uygulanmaktadır. Konvansiyonel rehabilitasyon programlarında eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme, denge, postür, yürüme ve solunum egzersizleri bulunur. Son yıllarda yeni egzersiz yöntemleri de kullanılmaya başlanmıştır. Bu tedaviler içerisinde hareketin nöral yapılarını organize etmek ve hareketi kolaylaştırmayı hedefleyen aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi de bulunmaktadır. Bu çalışma, aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisinin üst ekstremite fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek için tek kör, randomize kontrollü olarak tasarlandı. Hoehn Yahr evresi ≤ 3 olan toplam 45 Parkinson hastası kapalı zarf yöntemiyle 3 gruba ayrıldı. İlk gruba sadece konvansiyonel tedavi, ikinci gruba konvansiyonel tedaviye ek aksiyon gözlem terapisi ve üçüncü gruba konvansiyonel tedaviye ek olarak ayna terapisi verildi. Hastaların tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3.ayda el kavrama gücü, el becerisi (Dokuz Delikli Tahta Çivi Testi, Kutu Blok Testi, Minnesota El Beceri Testi), yaşam kalitesi ve fonksiyonelliği (Parkinson Hastalığı Anketi, Duruöz El İndeksi) ve motor gelişimi (Birleşik Parkinson Değerlendirme Ölçeği motor muayene bölümü) değerlendirildi. El becerisi değerlendirilmesi için yapılan testlerin hepsinde, tüm gruplarda tedavi sonrasında iyileşme görüldü. Dokuz Delikli Tahta Çivi Testi'nde tedavi sonrası 3.ay değerlerinde konvansiyonel tedavi grubundaki el becerisi aksiyon gözlem terapisi grubuna göre anlamlı olarak geriledi (p<0,05). Kutu Blok Testi'nde tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3.ay ölçümlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulundu (p<0,05), aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi gruplarında el becerisindeki iyileşme konvansiyonel tedavi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,0167). Minnesota El Beceri Testi'nde de tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3.ay ölçümlerinde gruplar arasındaki farklılık anlamlı bulundu (p<0,05), yapılan ikili analizlerde her iki ölçümde de konvansiyonel tedavi grubuna göre aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi gruplarındaki iyileşme anlamlı bulundu(p<0,0167). El kavrama gücü değerlerine bakıldığında kaba kavrama, lateral kavrama, üçlü kavrama ve uç uca kavrama ölçümlerinde tedavi grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05), ancak grup içi değerlendirmelerde tüm gruplarda iyileşme görüldü. Tedavi sonrası 3.ay ölçümlerinde, konvansiyonel tedavi grubunda kaba kavrama ve lateral kavrama gücünde azalma bulunurken aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi grubunda kavrama gücünün korunduğu bulundu. Yaşam kalitesini değerlendirmek için uygulanan Parkinson Hastalığı Anketinde tüm gruplarda tedavi sonrası değerlendirmede yaşam kalitesinde iyileşme vardı, gruplar arası değerlendirmede tedavi sonrası ölçümler arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Duruöz El İndeksi'nde tüm gruplarda tedavi sonrası değerlendirmede el fonksiyonlarında iyileşme bulundu, aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi grubundaki iyileşmeler ise konvansiyonel tedavi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği motor muayene bölümünde tüm gruplarda tedavi sonrası ölçümlerde motor iyileşme bulundu, gruplar arasında ise motor iyileşme yönünden anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, üst ekstremite fonksiyonlarında etkilenme olan Parkinson hastalarında konvansiyonel tedaviye eklenen aksiyon gözlem terapisi veya ayna terapisi el becerilerinde artış sağlamakta, bu da fonksiyonelliğe ve yaşam kalitesine olumlu olarak yansımaktadır.
Mpp+ (1-metil-4-fenilpridinyum) ile muamele sonucu fare nöroblastoma (n2A) hücresinde oluşacak eksitotoksisite durumunun ve GLT-1 seviyelerinin araştırılması
Parkinson hastalığı, lewy nöritleri ve lewy cisimleri olarak ifade edilen α-sinükleinin intranöronal agregatlarının birikimleri ile substansiya nigra'daki dopamin üreten hücrelerin kaybından ve böylece dopaminerjik nöronların dejenerasyonundan kaynaklanan bir fonksiyon bozukluğu olarak tanımlanır. Eksitotoksisite nörodejenerasyonun ortak moleküler mekanizmalarından biridir. Glutamat eksitotoksisitesi, presinaptik sinir terminallerinden ve astrositlerden intraselüler alana aşırı glutamat salınımının tetiklenmesiyle ve glutamat reseptörlerinin aşırı uyarılmasıyla oluşur. Glutamat taşıyıcıları biriken fazla glutamatı toplayarak glutamat reseptörlerinin aşırı aktivasyonunu önler. Özellikle GLT-1 (Glutamate Transporter-1) ya da EAAT2 (Excitatory Amino Acid Transporter2) beyindeki toplam glutamate emiliminin %95'inden sorumludur. MPTP (1-methyl-4-phenyl-1,2,3,6-tetrahydropyridine), Parkinson hastalığı için önemli bir kimyasal model ve sık kullanılan etkili bir toksindir. Elektron transport zincirindeki Komplex 1'i inhibe ederek mitokondriyal fonksiyona zarar verir. Bu çalışmada MPTP'nin aktif metaboliti MPP+(1-methyl-4-phenylpyridinium) kullanılarak, nöron ve glia hücrelerinde eksitotoksisite modeli oluşturuldu ve MPP+'nin GLT-1 ekspresyonu üzerine etkisi araştırıldı. N2A (fare nöroblastoma hücreleri) ve glia (IHA-immortalized human astrocytes-immortalize olmuş insan astrositleri) MPP+ ile muamele edildikten sonra, hücrelerin canlılık oranları, glutamat salınım oranları ve GLT-1'in mRNA ve protein düzeylerindeki değişiklikleri araştırıldı. MPP+ muamelesinden sonra IHA hücrelerinden total protein izole edildi, GLT-1 ekspresyonu western blot yöntemi ile incelendi ve MPP+ verilen hücrede kontrole oranla anlamlı artış görüldü. MPP+ muamelesi yapılan ve yapılmayan (kontrol) N2A hücre hattından total RNA izole edilerek cDNA üretildi ve Real Time PCR (Gerçek zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu) ile GLT-1 mRNA düzeyi ölçüldü. IHA hücrelerinde alınan sonuç ile uyumlu olarak, MPP+ muamelesi yapılan N2A hücrelerinde GLT-1 mRNA seviyesinin kontrol hücrelerine göre anlamlı artışı görüldü. Glutamat salınımı glutamat assay ile ölçüldü. Sonuç olarak, MPP+ ile oluşturulan eksitotoksik durum karşısında, GLT-1 ekspresyonunun bir kurtarıcı mekanizma olarak arttığı gözlendi. Bu nedenle, ilk 12 saatlik dönemde glutamat salınımının azaldığı ancak nörotoksisitenin etkisi devam ettikçe glutamat salınımının artmaya devam ettiği görüldü. Glutamat salınımının azalmasının nedeni aynı zamanda hücre ölümü gerçekleştiği için olabileceği düşünüldü. GLT-1 ekspresyonunun düzenli arttırılması hedef alınarak ilgili moleküler yolakların araştırılması, eksitotoksisiteyi azaltarak Parkinson hastalığına karşı tedavi geliştirilmesi yolunda önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Eksitotoksisite, GLT-1, glutamat, lewy cisimciği, MPP+, Parkinson
Deneysel parkinson oluşturulmuş ratlarda Saccharomyces boulardii ve bakteriyel kökenli probiyotiklerin etkisinin araştırılması
Parkinson hastalığı motor hareketlerdeki bozukluklar ile tanı koyulan, ancak motor belirtiler görülene dek birçok sistemi etkileyen uzun bir preklinik döneme sahip multisistem progresif bir hastalıktır. Günümüzde hastalığın klinik döneminde uygulanan tedaviler yalnızca motor semptomların hafiflemesine sağlamakta ve uzun dönemde ilaç tedavisinin yan etkisi diskinezi kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle erken teşhis ve risk grubunda olanları belirleyebilecek yeni diagnostik metodların geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Bu metodların geliştirilmesinde hastalığın patogenezinin aydınlatılması, motor olmayan belirtilerin mekanizmasının anlaşılması önem kazanmaktadır. Bu amaçla son yıllarda yapılan çalışmalar Parkinson hastalığının bağırsakta başlayarak, beyin-bağırsak aksisi ile merkezi sinir sistemini etkilediği hipotezini öne sürmüş, intestinal mikrobiyomun bu konudaki önemine dikkat çekmiştir. Çalışmamızda 48 adet Wistar cinsi erkek rat 6 gruba ayrıldı ve (n=8) grupların 4'üne 60 gün süresince 2,5 mg/kg dozda intraperitoneal Rotenone® enjeksiyonu uygulanarak deneysel Parkinson hastalığı oluşturuldu. Bu dört gruptan maya kökenli Saccharomyces boulardii (Reflor®) probiyotik PM grubuna, bakteri kökenli probiyotik; Lactobacillus acidophilus, Lactobacillus rhamnosus, Bifidobacterium bifidum, Bifidobacterium longum, Streptococcus thermophilus, Bifidobacterium breve ve Lactobacillus reuteri (Newita®) PB grubuna, hem maya hem de bakteri kökenli probiyotikler PBM grubuna oral gavaj yolu ile verilirken, hasta kontrol grubuna (P) yalnızca rotenon uygulaması yapıldı. Diğer iki gruptan biri çalışma süresince hiçbir işlem yapılmayan kontrol grubunu (K) diğeri ise rotenone çözücüsü olarak kullanılan maddenin intraperitoneal uygulandığı ve gavaj yolu ile içme suyu verilen çözücü kontrol grubunu (CK) oluşturdu. Probiyotik etkenlerin hastalığın seyrine olan etkisi deney aşamasında yapılan motor testler, corpus striatum'da dopamin miktarı ölçümü, tirozin hidroksilaz enzim immunohistokimyası, cerebellum ve hippocampus'da stereolojik nöron sayımı, histopatolojik değişiklikler, intestinal CD163 makrofajlarının flow sitometrik analizi ile incelendi. Çalışmamızda probiyotik uygulaması yapılan gruplarda motor performansın CK ve K grubuna kıyasla düşük, P grubuna kıyasla ise yüksek olduğunu tespit ettik. Bunun yanında santral sinir siteminde nörodejeneratif bulguların P grubunda PM, PB, PBM, CK ve K gruplarına kıyasla oldukça şiddetli olduğu bulundu. Benzer şekilde proksimal kolon örneklerinin akım sitometri analizinde CD163 ekspresyonu gösteren makrofajlar P, PM, PB ve PBM gruplarında CK ve K gruplarına kıyasla oldukça artış gösterdiği, yalnızca PM grubunun P grubundan anlamlı olarak düşük CD163 ekspresyonu gösterdiği bulundu. Araştırmamızın sonuçları Parkinson hastalığının indüklendiği ratlarda probiyotik uygulamasının nöroprotektif etkiler gösterdiğini ve CD163 ekspresyonunu etkilediğini göstermektedir.
Praksi testleri ile kortikal ve subkortikal demansiyel sendromların ayırıcı tanısı
Giriş ve Amaç: Demans, bellek bozukluğuna lisan, yönelim, praksi, soyut düşünme, problem çözme gibi bilişsel işlevlerden en az birinin eşlik etmesiyle oluşan, mesleki ve sosyal alanda kayıplarla giden ilerleyici bir klinik tablodur. Tüm demans olgularının %50'den çoğunu Alzheimer Demansı (AD) oluşturmaktadır. Parkinson hastalığı Demansı (PD), Parkinson Hastalığı'nın seyrinde %30-40 oranında görülmektedir. AD kortikal, PD ise subkortikal demansiyel sendrom sınıflamasına girmektedir. Kortikal demanslarda sıklıkla apraksi gibi yüksek serebral fonksiyon bozukluklarının görüldüğü bilinmektedir. Bu çalışmada kortikal ve subkortikal demansiyel sendromların ayırıcı tanısında yatak başı yapılabilen pratik praksi testlerinin yararlı olup olmayacağının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim dalı polikliniğinde takipli 34 Alzheimer Demansı, 31 Parkinson hastalığı demansı, 29 hafif kognitif bozukluk ve 28 sağlıklı olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların tam kan sayımı, karaciğer/ böbrek/tiroid fonksiyon testleri, vitamin b12, folik asit değerleri, serebral görüntülemeleri incelenmiştir. Ayrıca olgulara minimental durum testi (MMSE), saat çizme testi (SÇT) ve apraksi tarama testleri olan DEKODa ve AST testleri uygulanmıştır. Tüm sonuçlar gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS programı 21.0 sürümü kullanılmış, p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Tüm gruplar arasında MMSE, SÇT, DEKODa ve AST skorları açısından anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.001). DEKODa ve AST test skorları Alzheimer hastalığında diğer gruplara göre anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Cut-off değeri DEKODa için 12, AST için 10.5 olarak belirlenmiştir. DEKODa için sensitivite %76.5, spesifite %100; AST için sensitivite %79.4, spesifite %100 saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma; Alzheimer demansının subkortikal demanslardan ayrımını yapmak için DEKODa ve AST testlerinin pratikte kullanılabileceğini göstermiştir. Testlerin kolay uygulanması hem araştırma amaçlı hem de klinik uygulama için uygun olduğunu göstermiştir. Anahtar Sözcükler: Alzheimer, Apraksi, Demans, Parkinson
Tremor-baskın ve bradikinezi-baskın idiyopatik parkinson hastalığında motor ve nonmotor semptomlarının bilişsel durum ve yaşam kalitesi ile ilişkilendirilmesi
Giriş ve amaç: İdyopatik Parkinson Hastalığı her toplumda ve meslekte görülebilen, prevalansı yüksek ikinci en sık nöro-dejeneratif hastalıktır. Kardinal klinik bulgular arasında tremor, bradikinezi, rijidite bulunmaktadır. İPH, beraberinde motor ve non-motor olmak üzere geniş semptom yelpazesine sahiptir. Bu çalışmada tremor-baskın ve bradikinezi-baskın Parkinson hastalarının yeni UPRDS ile evrelendirmeleri yapmak ve kognisyon ve yaşam kalitesi ile olan ilişkisinin ortaya koymak istedik. Gereç ve yöntem: Çoğu erkek olmak üzere 60 hasta çalışmaya dahil ettik ve bunlarda Parkinson hastalığında kullanılan çeşitli ölçeklerde semptomları, kognisyonu ve yaşam kalitesini değerlendirdik. Hastaların değerlendirirken klinik baskın subtipleme (tremor baskın ve bradikinezi baskın olmak üzere) ile motor ve non-motor bulguların şiddetini baz alarak subtiplemeler yaptık, motor ve non-motor semptomların derecesinin kognisyon ve yaşam kalitesi olan ilişkisinin değerlendirdik. Bulgular: Çalışmamıza göre, İPH klinik baskın subtipleri arasında motor, non-motor bulgular ile kognisyon ve yaşam kalitesi durumu farklılık görülmemektedir. Hastaların motor bulguların ağırlık şiddeti arttıkça ise kognisyonun ve yaşam kalitesinin bozulduğunu saptadık. Sonuç: Kognisyon ve yaşam kalitesi İPHnda engellilik durumunu önemli ölçüde etkilemesi nedeni ile kognisyondaki olası bozulmayı erken öngörebilmek, yaşam kalitesini bozacak olan risk gruplarını tanımlamak önemlidir.
İdiopatik parkinson hastalarında obsesif kompulsif semptomlar, obsesif kompulsif bozukluk ve ilişkili bozukluklar
Amaç: İdiopatik Parkinson Hastalığı tanısı olan hastaların obsesif kompulsif semptomlar, Obsesif Kompulsif Bozukluk ve İlişkili Bozukluklar açısından incelenmesi, yapılandırılmış klinik görüşme kullanılarak sistematik olarak değerlendirilmesi, eşleştirilmiş kontrol grubu ile karşılaştırılması ve iki fenomen arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Materyal ve Metod: 80 İdiopatik Parkinson hastasına Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği, Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB), Parkinson Hastalığı Anketi (PHA-39) ve Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği; 80 kişiden oluşan kontrol grubuna Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği uygulanmış ve Parkinson Hastalığı ile OKB ve ilişkili bozukluklar ile obsesif kompulsif semptomların ilişkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların %21.3'ünde bulaş obsesyonu, %13.8'inde temizlik kompulsiyonu; kontrol grubunun %16.3'ünde bulaş obsesyonu, %8.8'inde temizlik kompulsiyonu bulunmuştur. Obsesyonlar (p=0.215) ve kompulsiyonlar (p=0.361) açısından Parkinson ve kontrol grubu karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır. Parkinson hastalarının soygeçmişinde PH olması obsesyon (p=0,027) ve kompulsiyona (p=0,007) sahip olmaları açısından istatistiksel açıdan anlamlı saptanmıştır. Parkinson grubunda FDB puanları ile PHA-6 arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. (r= -0.359, p=0.001) FDB puanları açısından Parkinson ve kontrol grubu arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır (p=0.001). Sonuçlar:Parkinson hastalığı, frontobazal ganglion devrelerinde işlev bozukluğu ile karakterizedir. Benzer bir devre, OKB'nin patofizyolojisinde de önemlidir. Parkinson hastalarında nöropsikiyatrik tablolar arasında obsesyonlar ve kompulsiyonlar, Biriktiricilik Bozukluğu, Deri Yolma ve Saç Yolma Bozuklukları eşlik edebilir. Aile öyküsü Parkinson hastalarında herhangi bir obsesyon ve kompulsiyon olma durumunu artırmaktadır. Anahtar kelimeler: Obsesif Kompulsif Bozukluk, Obsesif Kompulsif Spektrum, Parkinson Hastalığı, Biriktiricilik Bozukluğu, Deri Yolma Bozukluğu, Saç Yolma Bozukluğu
Prodromal parkinson ile parkinson hastalarında nucleus caudatus, putamen ve globus pallidus'un volümetrik değerlendirilmesi
Parkinson Hastalığı (PH), ikinci sıklıkta görülen nörodejeneratif hastalıktır. Parkinson Hastalığında nörodejenerasyona bağlı erken semptom ve bulguların görüldüğü ancak tanının henüz kesinleşmediği evre Prodromal Parkinson Hastalığı (PPH) olarak değerlendirilir. Bu latent faz 5 yıldan 20 yıla kadar değişmektedir ve mevcut tanı kriterlerine göre, PH tanısı konulduğunda hastalık zaten ilerlemiş durumdadır. PH subkortikal yapılar olan bazal gangliyonların bozulmalarıyla ortaya çıkmaktadır. Nörogörüntüleme ve nörofizyolojik yöntemler Parkinson hastalarında, hastalık patofizyolojisinin anlaşılması için çok değerli bilgiler sağlar. Bu çalışmanın amacı Prodromal Parkinson ile Parkinson hastalarında Nucleus Caudatus, Putamen ve Globus Pallidus'un manyetik rezonans görüntüleri kullanılarak ölçülen volümlerinin değerlendirilmesi, bu yapıların PPH ve PH hastalarında nasıl etkilendiğinin karşılaştırmalı olarak ortaya konulmasıdır. Bu amaçla Parkinson's Progression Markers Initiative (PPMI) veri tabanından PH tanısı almış 73 hastanın başlangıç, 1., 2. ve 4. yıldaki MR görüntüleri ile PPH tanısı almış 93 hastanın MR görüntüleri değerlendirmeye alınmıştır. Günümüzde otomatik, güvenilir ve niceliksel olarak hacim değerlendiren MRG yazılımları birçok nörolojik hastalığın görüntülemesinde ve tanı koyulmasında önemli rollere sahiptir. Bu çalışmada, web tabanlı yazılımlardan biri olan VolBrain kullanılmış ve Nucleus Caudatus, Putamen ve Globus Pallidus'un hacimleri cm3 cinsinden ölçülmüştür. Bulguların analizi için SPSS V21 paket programı kullanılmıştır. Literatürde benzer bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle çalışmadan elde edilecek verilerle beyin yapılarındaki olası hacim değişikliklerini saptamanın; hastalığın tanısı, ilerleyişi ve seviyesi hakkında bilgi vereceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Globus Pallidus, Nucleus Caudatus, Parkinson Hastalığı, Prodromal Parkinson Hastalığı, Putamen
İdiyopatik parkinson hastalarında subjektif uyku kalitesi ve serum ghrelin seviyeleriyle olan ilişkisi
İdiopatik Parkinson hastalığı (İPH), substantia nigra pars compacta'daki dopaminerjik nöronların dejenerasyonu ile karakterize kronik, ilerleyici, nörodejeneratif bir hastalıktır. Uylu problemleri parkinson hastalarını etkileyen önemli non-motor semptomlardandır. Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKI) uyku kalitesini değerlendirmek için kullanılan ölçeklerden biridir . Ghrelin, büyüme hormunu sekretuar resöptörünün endojen bir ligandı olan popüler ismiyle "açlık hormonu" olarak bilinen bir peptittir. Uygun yöntemle ve uygun zamanda ölçüldüğünde ghrelinin erken evre Parkinson hastalarında bir biyobelirteç olabilceği literatürde bildirilmiştir. Bu amaçla , çalışmamızda İdiopatik Parkinson Hastalarında subjektif uyku kalitesinin ve bunun serum ghrelin ile olan ilişkisinin gösterilmesi amaçlanmıştır . Parkinson ve Hareket Hastalıkları polikliniğimizce takipli 63 Parkinson hastası ve sosyodemografik olarak benzer dağılıma sahip 59 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hastalarımızın %61,9 erkek , %38,1 i kadın olup yaş ortalaması 64,7 ydi. Hastalarımız Modifiye Hoehn ve Yahr Skalası (H&Y) ve Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (BPHDÖ) ile değerlendirildi . Hasta ve sağlıklı gönüllülerin PUKI ölçeği tesbit edildi , ELISA yöntemi kullanılarak serum açlık ghrelin seviyelerine bakıldı. Çalışmamızda hasta ve kontrol grubunun PUKİ değerleri arasında anlamlı bir farklılık görüldü ( p = <0,001 ) ve Parkinson hastalarında PUKI değerleri daha yüksek saptandı , bunun yanında hastaların PUKI değerleri ile BPHDÖ Nonmotor puanları arasında anlamlı ve orta derecede korele ( r 0,517) bir ilişki tesbit edildi . Serum açlık ghrelin seviyeleri ile BPHDÖ motor ,BPHDÖ non motor , H&Y ve PUKI değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı. Daha fazla Parkinson hastasında açlık ghrelinin yanında postprandiyel değişik saatlerde ölçülen Ghrelinin seviyelerine bakılan ek çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler : İdiopatik Parkinson Hastalığı , H&Y, BPHDÖ, Açlık Serum Ghrelin Düzeyi , Pitsburg Uyku Kalite İndeksi
İdiopatik parkinson hastalığı'na eşlik eden depresyonun belirleyicileri ve nöroanatomik ilişkisinin incelenmesi
Majör Depresyon, İdiopatik Parkinson Hastalığı?na (İPH) sıklıkla eşlik etmektedir ve bu birlikteliğin psikososyal ve nörobiyolojik yönleri iyi bilinmemektedir. Bu çalışmada, 55 İPH hastası, depresyon sıklığı ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amacı ile SCID-I, sosyodemografik veri formu ve diğer klinik ölçekler ile değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonrasında yaş, cinsiyet, eğitim durumu, UPDRS III puanları ve İPH süresi açısından depresyonu olan ve depresyonu olmayan 7 İPH hastası eşleştirilmiş ve depresyonun nöroanatomik ilişkisini incelemek amacı ile, iki grup, voksel temelli morfometri analizi ile gri ve beyaz cevher hacimleri, duygusal stroop fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme ile görev ilişkili aktivasyonları açısından karşılaştırılmıştır. İPH?da hayat boyu depresyon (% 45.5), son bir ayda depresyon (% 25.5) ve İPH öncesinde depresyon öyküsünün (% 20) sık olduğu, depresyon için en belirleyici faktörlerin erken İPH başlangıç yaşı ve genç hasta yaşı olduğu bulunmuştur. Majör depresyonu olan ve depresyonu olmayan İPH hastalarının frontal girus ve temporal girustaki bazı gri ve beyaz cevher bölgeleri açısından anlamlı farklılık gösterdiği, striatal yapılar ve anterior singulat açısından gruplar arasında fark olmadığı tespit edilmiştir. Majör depresyonu olan hastalarda, sağ medial frontal kortekste hem gri cevher haciminde azalma hem de duygusal stroop görevi sırasında daha zayıf aktivasyon sinyalleri mevcuttur. Bu çalışma, İPH?ya majör depresyonun sıklıkla eşlik ettiğini ve depresyonun genel populasyonda saptanan depresyondan farklı nörobiyolojik ilişkileri olabileceğini göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçlarının tekrarlanabilmesi için, daha geniş örneklemli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Parkinson hastalarının manyetik rezonans incelemesinde `susseptibilite ağırlıklı görüntüleme' sekansının tanıya katkısı
Amaç: Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığından sonra görülen en sık nörodejeneratif hastalık olup 60 yaş üstü toplumun %2?sinde görülmektedir. Parkinson hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklarda ve yaşla beraber beyinde bazal gangliyonlarda demir miktarı artmaktadır. Bu çalışmada, Parkinson hastalarında bazal gangliyonlardaki demir birikiminin susseptibilite ağırlıklı görüntüleme (SWI) ile değerlendirilerek, bu sekansın tanıya katkısının araştırılması amaçlandı. Yöntem ve gereç: Hastanemiz nöroloji polikliniğinde klinik olarak Parkinson hastalığı tanısı almış 35 hasta ile yine nöroloji polikliniğine baş ağrısı nedeniyle başvurmuş benzer yaş grubundan, bilinen bir hastalığı olmayan 19 kontrol hastası çalışmaya alındı. Hastaların var olan manyetik rezonans görüntüleri retrospektif olarak incelendi ve kontrol grubunun görüntüleriyle karşılaştırıldı. Hastaların demografik verileri, hastalık süreleri, tanı alma yaşı ve Parkinson hastalığı klinik skorları kaydedildi. SWI sekansında bazal gangliyonlardan intensite ölçümleri yapıldı. Elde edilen ölçümlerden kantitatif sinyal analizi yapmak amacıyla sinyal-gürültü oranı (SNR) hesaplandı. Bulgular: SWI sekansında bazal gangliyonlardan yapılan SNR ölçümleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,05). Hasta grubu içerisinde UPDRS klinik skoru, hastalık süresi ve tanı alma yaşı ile bazal gangliyonlardan yapılan SNR ölçümleri arasında korelasyon saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Manyetik rezonans görüntülemede SWI sekansı Parkinson hastalığının tanısını destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir ancak hastalığın klinik şiddeti, tarafı ve progresyonunu göstermede SWI sekansı çok yararlı bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: Demir, manyetik rezonans görüntüleme, Parkinson hastalığı, SWI
Parkinson hastalığı'nda uyku bozukluğu ve depresyon arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: İdyopatik Parkinson Hastalığı (İPH), klinik olarak istirahat tremoru, dişli çark rijiditesi, bradikinezi ve postural reflekslerde bozulma ile karakterize progresif bir bozukluktur. İPH'nda hastalığın şiddeti artıkça uyku bozuklukları, gündüz aşırı uyku hali gibi ek sorunlar karşımıza çıkmaktadır. İPH da günlük yaşamı zorlayan etkilerin yanında psikolojik sorunları da beraberinde getirmektedir. Parkinson hastalarında depresyon varlığı hastaların yaşam kalitesini kötü etkilemektedir. Çalışmamızda İPH semptomların sıklıkları, prezentasyonları, ilişkili risk faktörlerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini İPH' nın değişik evrelerinde uyku bozuklukları ile gündüz uykululuk hali ve bunun depresyonla ilişkisini göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: İPH tanısı alan 42 hasta ve 48 sağlıklı birey alındı. İPH grubunda Hoehn&Yahr (H&Y) değerlendirme skalaları ile hastalık derecelendirildi. Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği (HAM-D) ile depresyon değerlendirmesi yapıldı. İPH ve kontrol grubuna, gece uykusu ve gündüz uyuklamalarının değerlendirildiği Parkinson Hastalığı Uyku Ölçeği (PHUÖ), gündüz uykululuğunun değerlendirildiği Epworth uykululuk ölçeği (EUÖ) uygulandı. Veriler yaş, cinsiyet, medeni durum değerlendirildi ve kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan İPH'ın EUÖ skoru arttıkça, PHUÖ skorununda anlamlı düzeyde azalma gerçekleşmektedir ve bu artışın derecesi güçlü bir düzeydedir(r=-0,615;p=0,000). EUÖ arttıkça HAM-D skorununda anlamlı düzeyde artış gerçekleşmektedir ve bu artışın derecesi orta düzeydedir (r=0,388;p=0,000). PHUÖ değeri arttıkça, Hamilton ve Hoehn-Yahr değerininde anlamı bir düzeyde azalma gösterdiği belirlenmiştir ve bu ilişkinin dereceleri güçlüdür.(Hamilton için r=-0,569 p=0,000; Hoehn-Yahr için r=-0,63 p=0,000). H&Y değeri arttıkça HAM-D skorunda anlamlı artış gözlendi (r=0,422;p=0,005). Tartışma: İPH'da hastalık süresi ve özürlülük derecesindeki artış ile paralel olarak belirgin kötüleşme gösteren uyku bozuklukları ve gün içinde gündüzleri belirgin uyuklamalar gözükmektedir. Bu bozuklukların tanısı hastaların ve hasta yakınının ayrıntılı sorgulanması ile mümkün olabilmektedir. Hastalığın genel değerlendirmesi ve tedaviye yaklaşımda uyku bozukluğu önemli bir parametre olabilir. Depresyon varlığı tanısal karışıklıklar yaratmakta, hastalık şiddetini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenlerden ötürü Parkinson hastalarında depresyon, aktif olarak sorgulanmalı ve saptandığında mutlaka tedavi edilmelidir. Parkinson belirtileri nedeniyle bozulmuş olan yaşam kalitesinin daha fazla olumsuz etkilenmesinin önüne geçilebilinir. Anahtar Kelimeler: Parkinson hastalığı; depresyon; uyku bozuklukları;
Parkinson hastalarında sensoryel temporal diskriminasyon eşik değerleri, klinik bulgularla ilişkisi ve parkinson hastalığı patofizyolojisindeki önemi
Somatosensoryal temporal diskriminasyon eşiği (STD); bir bölgeye farklı interval ile uygulanan iki uyarının, iki ayrı uyarı olarak hissedildiği en kısa zaman aralığıdır ve kinestetik duyunun bir bileşenidir. İstemli bir hareketin düzgün olarak yapılabilmesi için sağlam kinestetik duyu gereklidir. Parkinson hastalarında (PH), STD eşiğinin artması motor bulguların patofizyolojisinde rol oynayabilir.Biz bu çalışmada STD'nin Parkinson hastalarındaki klinik önemini araştırdık. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Hareket Bozuklukları ve Parkinson Hastalığı Polikliniği'nde takipli 21 idiopatik Parkinson hastası ayrıntılı incelendi. Kontrol grubu olarak 20 sağlıklı gönüllü incelendi. STD değerleri alın ve çene bölgesinde değerlendirildi ve her bölge için asandan ve desandan STD (aSTD, dSTD) değerleri ölçüldü. Hastaların demografik özellikleri, hastalık süreleri, kullandıkları ilaç çeşitleri ve dozları, hastalıkla ilişkili non-motor semptomları sorgulandı. Hastalık şiddeti Birleşik Parkinson Hastalıkları Değerlendirme Ölçeği (BPHDÖ) ile değerlendirildi. Parkinson hastalarının ilaç-off döneminde STD eşik değerleri kontrol grubuna göre daha uzundu. STD eşik değerleri BPHDÖ motor skorları ile korele değildi.Çalışmanın sonucunda dopaminerjik tedaviyle STD eşik değerlerinin düzeldiği gözlendi. Bu sonuç dopaminin STD modulasyonundaki önemini ve dopaminin STD eşik değerlerini iyileştirdiğini göstermekteydi. Nigrostriyatal dopaminerjik nöronlar kinestetik ve kutanöz sensoryel bilginin santral58işlenmesinde anormalliğe neden olup kinestetik ve postural kontrolde bozukluğa yol açarak motor bulguları kötüleştirebilir. Bu nedenle fizik tedavi rehabilitasyonu esnasında bu bulguların hedef alınması ile motor semptomların, özellikle de postur ve denge bozukluklarının düzelmesine katkıda bulunulabilir.
Subtalamik çekirdek derin beyin stimülasyonu uygulanmış parkinson hastalarında serebral dokulardaki difüzyon değişimlerinin analizi
Parkinson hastalığı (PH), dopaminerjik nöronların sayı ve aktivitesinin azalmasıyla; tremor, rijidite ve bradikinezi gibi kardinal semptomların ortaya çıktığı nörodejeneratif bir hastalıktır. Bu çalışmamızda, bilateral subtalamik çekirdek (STN) derin beyin stimülasyonu (DBS) cerrahisi uyguladığımız Parkinson hastalarında operasyon öncesi ve operasyon sonrası stimülasyonun 3. ayında beynin farklı alanlarındaki olası appearant diffusion coefficient (ADC) değişikliklerini analiz etmeyi amaçladık. 2017-2019 yılları arasında PH tanısıyla STN-DBS cerrahisi uyguladığımız hastalar çalışmaya dâhil edildi. Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası stimülasyonun 3. ayında difüzyon manyetik rezonans görüntülemeleri (MRG), Unified Parkinson Disease Rating Scale (UPDRS) III skorları, Beck ve Hamilton depresyon testlerinin sonuçları kaydedildi. Elde edilen parametrik verilerin karşılaştırılması Wilcoxon signed rank testi ile yapıldı. Sonuçlar %95'lik güven aralığında ve p<0,05 değerleri anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamız, 8'i erkek ve 5'i kadın olmak üzere toplam 13 hasta ile yapıldı. Beynin motor ve nöropsikiyatrik alanları başta olmak üzere toplam 32 farklı bölgeden yapılan ölçümlerin neticesinde tüm alanlarda ADC değerlerinde artış saptandı. Bunlardan sol korpus kallosum, sağ korona radiata, sol korona radiata, hipokampus, sağ insula, sol superior serebellar pedinkül, sol kaudat çekirdek ve sol putamen gibi sekiz lokalizasyonun ADC değişimleri istatistiksel olarak anlamlı görüldü. UPDRS III skorlarında %57 (p<0,05), Beck ve Hamilton depresyon skorlarında ise sırasıyla %25 ve %33 oranında iyileşme saptandı (p>0,05). Derin beyin stimülasyonu uygulanan Parkinson hastalarında serebral perfüzyonun değerlendirilmesinde difüzyon MRG ucuz, hızlı, radyasyon içermeyen, etkin ve güvenilir bir görüntüleme yöntemidir. Parkinson hastalarında STN-DBS tedavisi serebral dokularda kan akımını arttırarak motor ve nöropsikiyatrik semptomların düzelmesine katkı sağlar. Anahtar Kelimeler: Appearant difüzyon co-efficient, derin beyin stimülasyonu, nöromodülasyon, Parkinson hastalığı, subtalamik çekirdek.
Parkinson hastalığında substantia nigranın difüzyon ağırlıklı MRG bulguları
Bu çalışmanın amacı, Parkinson hastalarında substantia nigranın difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (DA-MRG) bulgularını ortaya koymak ve sonuçları kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Çalışmaya 20 parkinson hasta ve 20 sağlıklı gönüllü olgu alındı. Bu olgularda difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme ile b100, b600 ve b1000 gradient değerlerinde difüzyon ağırlıklı eko-planar görüntüler (EPI) alınıp, her grubun b100, b600 ve b1000 değerlerinde görünür difüzyon katsayısı (Apparent Diffusion Coefficient=ADC) haritaları üzerinden bilateral substantia nigradan ölçüm yapıldı. Kontrol grubunda b100 için ortalama ADC değerleri substantia nigrada 125±30 x10-4 mm²/sn, parkinson hastalarında b100 için ortalama ADC değerleri substantia nigrada 100±44 x 10-4 mm²/sn, kontrol grubunda b600 için ortalama ADC değerleri substantia nigrada 78±16 x 10-4 mm²/sn, parkinson hastalarında b600 için ortalama ADC değerleri substantia nigrada 70±14 x 10-4 mm²/sn bulunmuştur. b1000 için kontrol grubunda 60±14 x 10-4 mm²/sn; parkinson hastalarında 58±08 x 10-4 mm²/sn bulunmuştur. Parkinson hastalarında DA-MRG incelemesi kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ortalama substantia nigradaki ADC değerlerinde istatistiksel olarak b100?de anlamlı değişiklik saptanmış olup b600 ve b1000?de anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: Parkinson hastalığı, substantia nigra, difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (DA-MRG)
Egzersizin Parkinson Hastalığı üzerine etkileri
Amaç; Parkinson hastalığında egzersizlerin etkisini değerlendirmekMateryal ve metod; Bu çalışmaya Şubat 2007 ile Ocak 2009 tarihleri arasında 36 Parkinsonizm sendromlu hasta katılmayı kabul etti. Hastalar GÜTF Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon bölümüne Nöroloji bölümünden gönderilmişti. Dışlama kriterleri arasında Hoehn-Yahr 4 ve 5 evrelerinde olmak, majör depresyon tanısı almış olmak, rehabilitasyon programı sırasında ilaç tedavisinde değişiklik yapılması sekonder parkinsonizm sendromu tanısına sahip olmak yer almaktaydı. Sayılan bu dışlama kriterleri uyarınca 18 hasta çalışma dışı bırakıldı. İki hasta rehabilitasyon programını tamamlayamadı. Rehabilitasyon programı sonunda 16 hasta analiz edildi. Üç hasta rehabilitasyon programının bitmesinden altı hafta sonraki kontrola gelmedi. Son değerlendirmede 13 hasta bulunuyordu. Rehabilitasyon programı eklem hareket açıklığı, güçlendirme, germe, denge ve koordinasyon, ambulasyon, postür ve aerobik egzersizleri içeriyordu. BPHDÖ, Tinetti Denge ve Yürüme skalası, Zamanlı Kalkma Yürüme Testi değerlendirme araçları olarak kullanıldı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak bağımlı gruplar için t-testi, bağımsız gruplar için t-testi ve ki-kare testi ile analiz edildi.Bulgular; Hastaların ortalama yaşı 65,44±9,55 yıldı. Ortalama hastalık süresi 6,84±3,99 yıldı. Hastaların ortalama Hoehn-Yahr evreleri 2,63±0,72 idi. Hastalar cinse ve düşme durumlarına göre ayrıldığında tanımlayıcı özellikler ve değerlendirme parametreleri açısından farklılık yoktu. BPHDÖ skorları Tinetti Denge ve Yürüme Skorları, Zamanlı Kalkma ve Yürüme Testi süreleri analizi yapıldığında egzersiz programı bitiminde BPHDÖ bölüm 2 de(GYA bölümü) anlamlı gelişme saptandı. Hattta altı haftalık izlem süresi sonunda bu düzelmenin devam ettiği görüldü.Sonuç; Egzersizler Parkinson hastalarının işlevsel durumlarında düzelme sağlayabilir.