Parkinson disease
155 theses under this subject heading
SH-SY5Y hücrelerinde 1-metil 4-fenilpridinyum (MPP+) ile oluşturulan in vitro parkinson modelinde irisin'in mirna ekspresyonları üzerine etkisi
Giriş ve Amaç: Çalışmamızın amacı, SHSY-5Y hücrelerine MPP+ uygulaması ile oluşturulan Parkinson hastalığı (PH) modelinde, irisinin koruyucu ve tedavi edici etkilerini araştırmaktır. Bu bağlamda, PH patogenezinde önemli rol oynayan FNDC5, PGC-1α ve BDNF genleri ile ilişkili miR-129-1-3p, miR-138-5p, miR-143-3p ve miR-182-5p mikroRNA'larının ekspresyon profillerinin incelenmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntemler: Bir nörotoksin olan MPP+'nin ve egzersiz ilişkili hormon irisinin SHSY-5Y hücrelerinin canlılığına etkisi 3-(4,5-dimetil-2-tiyazolil)-2,5-difenil-2H-tetrazolyum bromür testi ile ölçüldü. MPP+ ve irisin uygulanan SHSY-5Y hücrelerinde miR-129-1-3p, miR-38-5p, miR-143-3p ve miR-182-5p'nin ekspresyonları RT-PCR kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: SHSY-5Y hücrelerine 24 saat süreyle uygulanan 1500 µM MPP+ hücre canlılığını kontrole göre önemli oranda azalttı (p<0,05). 48 saat süreyle 20 nM irisin uygulaması ise hücre canlılığını azaltmadı. miR-129-1-3p ekspresyonu hasta gruba göre tedavi gruplarında anlamlı olarak arttı (p<0,05). miR-138-5p ekspresyonu ise kontrol ve hasta gruplarına göre post-tedavi grubunda anlamlı olarak arttı (p<0,05). miR-143-3p ekspresyonu kontrol grubuna göre hasta grubunda azalırken ve pre-tedavi grubunda ise anlamlı olarak arttı (p<0,05). miR-182-5p ekspresyonu, hasta ve kontrol grubuna göre pre-tedavi grubunda anlamlı olarak arttı (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak, miR-129-1-3p, miR-138-5p, miR-182-5p, miR-143-3p ekspresyonlarının PH modelinde irisin uygulamasıyla artmasının nörodejeneratif süreci baskılayabileceğini ve ilişkili genler üzerinde gen ekspresyonunu arttırıcı yönde etki edebileceğini düşünmekteyiz. Çalışmamızdaki miRNA'lar PH'nin erken tanısına katkı sağlayabilir. Ayrıca, egzersiz aracılığıyla anormal ekspresyon seviyelerinin düzenlenmesi, PH tedavisinde terapötik bir ajan olarak kullanılma potansiyeline sahip olabilir.
SCOPA uyku ölçeği Türkçe versiyonunun geçerliği ve güvenirliği
Uyku bozuklukları, Parkinson hastalarında sık görülen nonmotor semptomlardandır ve uyku sorunlarının azaltılabilmesi için öncelikle hastanın uyku alışkanlıklarının ve uyku problemlerinin doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Araşırma amacımız; Parkinson hastalarının uyku kalitelerini değerlendirmek için Marinus ve diğ. tarafından geliştirilmiş olan "SCOPA Uyku Ölçeği"nin (SCOPA Sleep Scale) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yaparak ölçeğin Türk toplumunda kullanılabilirliğini kanıtlamaktır. Mayıs-Aralık 2017 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniğine başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 105 İdiopatik Parkinson hastası ile yüz yüze görüşülerek, Hasta Tanılama Formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Epworth Uykululuk Skalası ve SCOPA Uyku Ölçeği uygulandı. Test tekrar test güvenilirliği için ilk uygulamadan 15 gün sonra hastalara ikinci kez SCOPA Uyku Ölçeği uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılım, ortalama, faktör analizi, Pearson korelasyon testi, cronbach α güvenirlilik katsayısı analizleri kullanıldı. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 71,08±1,01 yıl olup, %53,3'ünün erkek, %49,5'inin okuryazar, %59'unun evli, %95,2'sinin çalışmadığı saptandı. Faktör analizi sonucunda ölçeğin iki faktörlü olduğu, madde toplam puan korelasyonlarının 0,73 ile 0,87 arasında değiştiği belirlendi. İç tutarlık analizinde cronbach alfa güvenirlik katsayısı gece uykusu alt boyutu için 0,907, gündüz uykululuğu alt boyutu için 0,906 olarak bulundu. Test-tekrar test analizinde, her iki uygulama arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak SCOPA Uyku Ölçeği'nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özelliklerinin iyi düzeyde ve kabul edilebilir olduğu, ölçeğin Türk toplumunda kullanılabileceği sonucu elde edildi. Anahtar Kelimeler: Parkinson hastalığı, Uyku, Ölçekler, Geçerlik, Güvenirlik
Parkinson hastalığı olgularında corpus callosum'un manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi
Parkinson hastalığı başta substantia nigra pars compacta, devamında globus pallidus, putamen ve nucleus caudatus'taki nöronların dejenerasyonuna bağlı dopamin salınımının azalması ya da tamamen ortadan kalkması ile karakterize hem motor hem de duysal bulguları olan nörodejeneratif bir hastalıktır. Parkinson hastalığı ile ilgili araştırmalar genellikle gri cevhere ait yapılar üzerinde yoğunlaşsa da motor bulgulardan çok daha önce ortaya çıkmaya başladığı bilinen duyusal bulguların sebebi olarak görülen beyaz cevher ile ilgili çalışmalar son yıllarda artmaktadır. Bu çalışmanın amacı Parkinson hastalığı'nda iki hemisferi birbirine bağlayan ve en büyük beyaz cevher yapısı olan corpus callosum'un etkilenimini yaş ve cinsiyet farklılıklarını da göz önüne alarak araştırmaktır. Çalışmamız, corpus callosum'u etkileyen herhangi bir tanı almamış 120 kontrol grubu midsagittal MR görüntüsü ile 120 Parkinson hastalığı tanısı almış midsagittal MR görüntüsü üzerinde retrospektif olarak corpus callosum'un uzunluk, genişlik ve açı değerleri ölçümleri karşılaştırılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçüm sonuçlarına bakıldığında Parkinson hastalığı tanılı grupta corpus callosum yüksekliğinin, ön uç verteks arası mesafe ile ön-iç uç verteks arası mesafenin arttığı; genu ile rostrum genişliğinin ise azaldığı ve bu değişimlerin istatistiki olarak anlam ifade ettiği görülmüştür (p<0,05). Corpus callosum uzunluk ölçümlerinin cinsiyetler arasındaki karşılaştırmasına bakıldığında kadınlar ve erkekler arasında corpus callosum uzunluğu (p=0,001), yüksekliği (p=0,000), cerebrum uzunluğu (p=0,000), corpus callosum ön ucu ile verteks arası mesafe (p=0,001) ve corpus callosum ön-iç ucu ile verteks arası mesafe (p=0,002) ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunduğu, bu parametrelerin ortalamalarının erkeklerde kadınlardan daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Corpus callosum uzunluk ve genişlik ölçümleri hem kontrol grubunda hem de Parkinson hastalığı tanılı grupta yaşla birlikte azalma eğilimi gösterirken özellikle corpus callosum genişliği, genu genişliği, splenium genişliği ve truncus en geniş kısmının genişliğinin ortalama değerlerindeki azalma istatistiki olarak da anlam ifade etmektedir (p<0,05). Parkinson hastalığı tanılı grupta bu azalmanın 81 yaş ve üzerinde daha belirgin hale geldiği görülmüştür. Parkinson hastalığı tanılı grupta corpus callosum genişliğinin yüksekliğine oranı da anlamlı düzeyde daha düşüktür (p=0,001). Açısal değerlerin analizine bakıldığında ise Parkinson hastalığı tanılı grupta açı 2, açı 4 ve açı 5 değerleri ortalamalarının anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur (p<0,05).
Parkinson hastalığının teşhisi için yürüyüş sinyallerinde artefakt giderme algoritmalarının uygulanması
Parkinson Hastalığı (PH) zamanla ilerleyen nörolojik bir hastalıktır. Bu durumdan etkilenen insanlar, beynin sinir hücrelerinde bulunan ve insanların hareketini koordine etmede hayati bir rol oynayan bir kimyasal olan dopamin sıkıntısı yaşarlar. PH ilerledikçe, hastalanan kişi normal olarak hareketlerini kontrol edemez. PHndan etkilenen bireyler, hastalığın farklı aşamalarında yürüyüş bozuklukları ve titreme olayları gibi belirgin semptomlar gösterirler. Yürüyüş bozuklukları, yürüme hızının azalması ve küçük adımlar şeklinde kendini göstermektedir. Yürüyüş bozukluğu, hastalığın tüm aşamalarında ilerleyicidir. Yürüyüş bozukluğu kas sertliği, azalmış kuvvet, anormal ritmiklik, vücudun sol ve sağ kısımlarının asimetrisi ve adım uzunluklarının anormal ölçeklenmesinden kaynaklanmaktadır. PH hareket bozukluğu semptomları olan bir sinir hastalığı olduğundan, merkezi sinir sistemindeki dejenerasyon hastalığın erken evresinde bireyin lokomotor sistemleri kontrol etme yeteneğini azaltır. Dolayısıyla yürüyüş etkilenir ve böylece yürüyüşün analizi PH'nın erken tespiti için nicel ve noninvaziv bir yöntem sunmaktadır. Ayak üzerindeki güç dağılımı PH ve sağlıklı kişiler için değişmektedir. Bu güç dağılımların karakteristik özellikleri sağlıklı ve hasta bireyleri birbirinden ayırt etmek için kullanılabilir. Yürüyüş analizi genellikle yürüme performansının değerlendirilmesi için rutin klinik testin bir parçası olarak kullanılır. Bu çalışmada, Parkinson hastası olan bireyleri yürüyüş işaretlerinden sağlıklı bireylerden ayrıştırılması için yeni bir yaklaşım önerilmiştir. Yürüyüş ve titreme işaretleri PH teşhisinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Yürüyüş işaretleri genellikle çok kanallı olarak ölçülmektedir. Bir kanalda işaretler ölçülürken diğer kanalların gürültü etkisi olabilir. Bundan dolayı işaretlerde olası gürültülerin temizlenmesi için yürüyüş işaretlerine CAR, MCAR ve WCAR yöntemleri uygulanmıştır. Oluşan temiz sinyallerden LBP dönüşümü uygulandıktan sonra istatistiksel öznitelikler çıkarılmıştır. Bu öznitelik grupları KNN, LR ve RF gibi sınıflandırma algoritmaları ile sınıflandırılmıştır. Bu çalışmada önerilen yaklaşımı test etmek için üç farklı çalışmadan elde edilmiş toplam 93 Parkinson hastanın (PD) (ortalama yaş: 66.3 yıl; %63 erkek) ve kontrol amaçlı 73 sağlıklı bireyin (CO) (ortalama yaş: 66.3 yıl; %55 erkek) yürüme ölçümlerini içermektedir. "Ga" olarak etiketlenmiş veri seti 29 Parkinson hastadan ve 18 kontrol grubu denekten elde edilmiş 113 (75 PH+38 Kontrol) kayıt içermektedir. "Ju" olarak etiketlenmiş veri seti ise 29 Parkinson hastadan ve 26 kontrol grubu denekten elde edilmiş 129 (104 PH+25 Kontrol) kayıt içermektedir. Son olarak "Si" olarak etiketlenmiş veri setinde 35 Parkinson hasta ve 29 kontrol denekten elde edilmiş 64 (35PH+29 Kontrol) kayıt içermektedir. Sonuçlara bakıldığında gürültüleri en iyi temizleyen adaptif bir yöntem olan WCAR yöntemi bulunmuştur. Sınıflandırma metodu olarak ise en iyi sınıflandırıcı KNN yöntemi olarak gözlenmiştir. En iyi başarı oranı %92.96 olarak bulunmuştur. Çalışmada ayrıca PH teşhisinde hangi ayaktaki işaretlerin etkili olduğu incelenmiştir. Kullanılan veri setine göre PH teşhisinde Sol ayaktaki işaretlerin daha iyi ayırt edici öznitelikler sağladığı görülmüştür. Veri seti, normal, kendi kendine seçilen hızlarında, düz bir zeminde yaklaşık 2 dakika boyunca yürütülerek, bireylerin düşey yer tepkime kuvveti (vertical ground reaction force, VGRF) kayıtları elde edilmiştir. Bireylerin her ayağı altında, zamanın bir fonksiyonu olarak gücü (Newton cinsinden) ölçen 8 sensör bulunmaktadır. Her sensörden kayıt edilen işaretlere filtre yöntemler uygulandıktan sonra çıkarılan özniteliklerin kullanılması ile gözlenen başarı oranı %84.02 olarak elde edilmiştir. Sensör 5 ayak tabanlarının tam orta kesiminde bulunmaktadır. Dolayısıyla ayak tabanlarının merkezlerinden elde edilen işaretler diğer bölgelerdeki işaretlere daha etkin işaretler sağladığı görülmüştür. Sonuçlara bakıldığında işaretlerde gürültü temizleme yöntemlerinin PH teşhisinde başarıyı artırdığı görülmüştür.
Parkinsonlu bireylerde gövde kontrolü ile el fonksiyonları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, parkinson tanısı alan bireylerde gövde kontrolü ile el fonksiyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. 35-70 yaş arası parkinson tanısı alan 35 katılımcının el kavrama kuvveti Jamar Dinamometresi (Based in South Korea Saehan Corporation Saehan Hand Dynamometers and Pinch Gauges), ince motor beceri Dokuz delikli peg testi , hastalığın klinik durumunun evrelenmesi için Hoehn Yahr ölçeği, , üst ekstremite aktivite ve katılım kısıtlılıkları için Quick Dash anketi, el fonksiyonlarının değerlendirilmesi için Duruöz El İndeksi, gövde fonksiyon bozuklukları Gövde Bozukluk Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi için iki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir. Gövde Bozukluk Ölçeği ile El Kavrama Kuvveti Sol (kg) arasındaki korelasyon anlamlıdır. Korelasyonun yönü pozitif ve kuvvetli (r=0.773, p=0.005) derecede ilişkiye sahiptir. Gövde Bozukluk Ölçeği ile El Kavrama Kuvveti Sağ (kg) arasındaki korelasyon anlamlı ve korelasyonun yönü pozitif ve kuvvetli (r=0.825, p=0.003) derecede ilişkiye sahiptir. Gövde Bozukluk Ölçeği ile Duruöz El İndeksi arasındaki korelasyon anlamlı ve Korelasyonun yönü negatif ve orta (r=-0.438, p=0.017) derecede ilişkiye sahiptir. Gövde Bozukluk Ölçeği, Duruöz El İndeksini orta derecede negatif yönde etkilemektedir. Gövde Bozukluk Ölçeği verileri ile Parkinson Tanısının başlangıç yılı arasındaki korelasyon anlamlıdır. Korelasyonun yönü negatif ve kuvvetli (r=-0.843, p=0.041) derecede ilişkiye sahiptir. Çalışmanın sonucunda gövde kontrolü ile el kavrama kuvvet, ince motor beceri, üst ekstremite fonksiyonelliği arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç; Nöroloji alanında çalışan multidisipliner ekipteki meslektaşlarımızın, etkin bir tedavi programı için gövde kontrolü ile üst ekstremite kaslarını hem kuvvet hemde fonksiyonellik açısından mutlaka değerlendirilmelerini ve tedavi programlarına dahil etmelerini önermekteyiz. Çalışmamızın bu konuda yol gösterici olabileceğini düşünmekteyiz.
Deneysel Parkinson Hastalığı modelinde mitokondri transplantasyonu ve egzersizin etkilerinin karşılaştırılması
Parkinson hastalığı (PH), beyindeki dopamin salgılayan nöronların dejenerasyonuyla ilişkilidir. PH; harekete başlamada zorluk, tremor, yavaş ve küçük hareketler yapma gibi lokomotor ve spontan aktivitelerin bozukluğu ile kendini gösterirken yıllar içinde yavaşça gelişir. Dopaminerjik nöronlardaki mitokondriyal disfonksiyonlar PH'nin birçok farklı nedeni arasındadır. Son zamanlarda, ekzojen mitokondri transplantasyonunun mitokondriyal disfonksiyonu düzelttiği ve PH'nin klinik semptomlarını hafifletmeye yardımcı olduğu bildirilmiştir. Egzersizin faydalı etkisi PH'de iyi belgelenmiştir. Çalışmanın amacı, 1-metil-4-fenil-1,2,3,6-tetrahidropiridinin (MPTP) ile indüklenen PH fare modelinde egzersiz ve mitokondri naklinin terapötik etkilerini incelemektir. MPTP, C57BL farelere intraperitoneal olarak enjekte edilmiştir. Enjeksiyon işlemi aynı gün içerisinde 4 sefer 20 mg/kg dozla, 2 saat aralıklı uygulanmıştır. PH'nin gelişmesinden 7 gün sonra koşu bandı egzersizleri 4 hafta boyunca haftada 5 gün, 30 dakika, 20 m/dk hızda yapılmıştır. Fare karaciğerinden izole edilen sağlıklı mitokondriler tedavi gruplarına bir hafta ara ile dört kez olacak şekilde intranazal yolla verilmiştir. Spontan aktivite ve lokomotor aktivite testleri tüm gruplara üç farklı seansta (PH'den önce, PH'den sonra ve tedavinin sonunda) uygulanmıştır. İntranazal olarak nakledilen mitokondrilerin beyine ulaştığı floresan mikroskopisi ile doğrulanmıştır. Egzersiz gruplarında ve mitkondri tedavisi alan gruplarda, PH semptomları aktivite testleri açısından azalmıştır. Bunun yanı sıra yapılan moleküler incelemelerde beyinde Bax/Bcl-2 oranının egzersiz yapan gruplarda azaldığı tespit edilmiş ancak mitokondri alan gruplarda bu azalmanın tersine döndüğü görülmüştür. Beklenilenin aksine mitokondri transplantasyonu moleküler açıdan olumsuz etkilerde bulunmuştur. Kaspaz 1 ve 3 proteinlerinin artışına sebep olarak beyinde apoptotik süreçleri tetikleyebileceği kanısına varılmıştır. Davranış testlerinde görülen egzersiz ve mitokondrinin sinerjik etkilerinin moleküler düzeyde gerçekleşmediği tespit edilmiştir. Egzersiz, PH'deki semptomları azaltan geleneksel bir yaklaşımdır. Bununla beraber mitokondrilerin intranazal yol ile beyine ulaştırılması, yöntemin invaziv olmaması ve insana kolay uygulanabilir olması açılarından umut vaat eden bir tedavi yöntemi olarak göze çarpmaktadır. Ancak alınan sonuçlar mitokondri gibi çok büyük yapıların bu yolla verilmesinin çok etkin olmadığını göstermektedir. Bunun yanı sıra nörodejeneratif hastalıklarda mitokondri kullanımına soru işaretleri bırakmıştır.
Deneysel parkinson hastalığı modelinde obezitenin motor becerilere etkisi ve beyin tirozin hidroksilaz düzeyi, dopaminerjik reseptörler ve leptin reseptörleri ile ilişkisinin incelenmesi
Bir halk sağlığı sorunu haline gelen vücut ağırlığındaki aşırı artış çok sayıda hastalıkla ilişkilendirilmektedir. Öte yandan yaşam süresinin uzaması nörodejeneratif hastalıkların görülme sıklığını da artırmaktadır. Vücudun hareketle ilgili mekanizmalarını etkileyen ve ilerleyen yaşla beraber artan nörodejeneratif Parkinson hastalığının (PH) obezite ile ilişkisi tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada, yüksek yağlı diyet ile beslenen hayvanlarda gelişen vücut ağırlığı artışı ile PH'nın klinik semptomları arasındaki ilişkiyi motor fonksiyon testleri ile birlikte beyin kesitlerinde tirozin hidroksilaz, D1, D2 reseptörleri ve leptin reseptör düzeyleri açısından incelemeyi amaçladık. Erişkin erkek Sprague Dawley sıçanlar 8 hafta % 30 yağ içeren yüksek yağlı (YYD, n=15) veya standart yem (STD, n=15) ile beslendi. Hedef vücut ağırlığına ulaşıldıktan sonra stereotaksik olarak 6-hidroksidopamin ile PH modeli oluşturuldu. PH modeli oluşturulmadan ve stereotaksiden 21 gün sonra motor testler gerçekleştirildi. Ayrıca 21. günde dopaminerjik bir agonist olan apomorfin ile deney hayvanlarında PH modelinin gelişimi belirlendi. Sakrifiye edilen hayvanlardan alınan beyin dokularında immünfloresan (IF) boyama ile tirozin hidroksilaz, leptin reseptörü, D1 ve D2 dopamin reseptörleri değerlendirildi. YYD grubundaki hayvanlar stereotaksi uygulaması öncesinde STD grubuna göre daha düşük motor skorlara sahipti. YYD ile STD grupları arasında bu fark stereotaksi uygulaması sonrasında ortadan kalktı. IF boyama yöntemi ile belirlenen, tirozin hidroksilaz miktarı YYD grubunda STD grubuna göre sağlam ve denerve hemisferlerde daha düşük yoğunluktaydı. D1 reseptörü de YYD grubunda hem sağlam hem de denerve hemisferlerde daha düşük yoğunluktaydı. D2 reseptörünün STD grubunda denerve hemisferde sağlam hemisfere göre daha yüksek boyama yoğunluğunda olduğu belirlendi. Leptin reseptörü ise YYD grubunda STD grubuna göre her iki hemisferde de daha yüksek yoğunlukta tespit edildi. Sonuç olarak YYD ile beslenen hayvanlarda gelişen vücut ağırlığı artışı ile PH'nin klinik semptomları arasındaki ilişkinin, dopamin reseptörleri ile birlikte leptin reseptör düzeylerinden de etkilendiği gösterilmiştir. İlgili hücre içi sinyal yolaklarının ve diğer adipokinlerin etkileşimlerinin incelenmesi obezite ve PH arasındaki olası bağlantıların aydınlatılmasına olanak sağlayacaktır.
Rasajilin içeren ağızda dağılan tablet formülasyonlarının geliştirilmesi, in vitro ve in vivo değerlendirilmesi
Parkinson hastalığı, çoğunlukla motor hareketlerin, konuşmanın ve diğer fonksiyonların zayıfladığı, sinir sisteminin nörodejeneratif bir hastalığıdır. MAO-B enziminin dopamin metabolizmasında rolü nedeniyle, MAO-B inhibitörleri parkinson hastaları için önemli terapötik gelişmelerdir. Selejiline göre etkili ve daha selektif MAO-B inhibitörü olan rasajilin mesilatın ticari bir ODT formu mevcut değildir. Bu tez kapsamında, parkinson hastalığının tedavisinde kullanılmak üzere rasajilin içeren ağızda dağılan tablet formülasyonları geliştirilmesi amaçlanmıştır. Farklı dağıtıcı/süperdağıtıcı içeren plasebo ODT tabletleri geliştirilerek toz ve tablet kontrollerinden elde edilen sonuçlar doğrultusunda optimum ODT formülasyonu belirlenmiştir. Optimum ODT formülüne rasajilin eklendikten sonra toz ve tablet kontolleri yapılmıştır. Ayrıca rasajilinin intestinal permeabilitesini tayin etmek için Caco-2 hücreleri ve intestinal perfüzyonu yapılmıştır. Rasajilinin hepatik disposizyonu in situ karaciğer perfüzyonu yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Optimum ODT formülasyonun (ODT-9R) dağılma süresi 10,671,04 sn olarak tayin edilmiştir. İçerelik tekdüzeliği %1014,8'dır. Çözünme hızı çalışmaları üç farklı ortamda (distile su, 0,1N HCl, pH 6,8 fosfat tamponu) gerçekleştirilmiş ve ilk 5 dakikada rasajilinin yaklaşık %100'ü çözünmüştür. ODT-9R formülasyonunun Caco2 hücre hattında permeabilitesi (5,624x10-57,88x10-6 cm/sn) eksipiyanların etkisiyle anlamlı derecede artmıştır (p<0,05). ODT-9R formülasyonunun intestinal permeabilite değerleri (3,73x10-4 , 5,89x10-4 , ve 3,27x10-4 cm/sn) jejunum, ileum ve kolonda artış göstermiştir. Eritrosit ve Evans mavisi ile karşılaştırıldığında, rasajilin karaciğerde daha geniş bir alana dağılmış, hepatik ekstraksiyonu 0,404 ± 0,060, hepatik klerensi ise 0,101±0,015 mL/sn olarak tayin edilmiştir. Tez çalışmalarından elde edilen bulgular doğrultusunda hedeflenen amaca uygun bir rasajilin ODT formülasyonu geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağızda dağılan tablet, Bağırsak perfüzyonu, Caco-2, Karaciğer perfüzyonu, Rasajilin
Parkinson hastalığı sıçan modelinde motor aktivite ve inflamatuvar sürecin epigallokateşin gallat ile modülasyonu
Santral sinir sisteminin yaygın görülen dejeneratif bir hastalığı olan Parkinson hastalığı (PH)'nın günümüzde kesin bir tedavisi olmadığı gibi kullanılan ilaçlar hastalığın ilerlemesini veya nöronal dejenerasyonu da engelleyemedikleri için PH gelişimini ve/veya ilerlemesini durdurabilecek stratejilerin araştırılması kritiktir. Çay, dünyada sudan sonra en çok tüketilen içeceklerden birisi olup özellikle içerdiği kateşinlerin PH modelinde proinflamatuar sitokinleri azalttığı ve periferal bağışıklığı düzenlediği gösterilmiştir. Bu çalışmada, 6-hidroksidopamin (6-OHDA) ile oluşturulan PH modelinde kateşin türevlerinden birisi olan epigallokateşin gallatın (EGCG) hastalık modeli oluşmadan ve oluşturulduktan sonra hastalığın gelişimine ve meydana gelen inflamatuvar cevaba etkisini incelemeyi, ayrıca oluşan nöroinflamasyonda kompleman sistemin katkısını ve EGCG'ın bu sistem üzerindeki olası etkisini araştırmayı amaçladık. 6-OHDA kullanılarak PH modeli oluşturulan hayvanlar, cerrahi öncesi 5 gün 25 mg/kg EGCG p.o verilen PreKş (n=10), cerrahi sonrası 4 gün 25 mg/kg ve sonraki 10 gün 10 mg/kg EGCG p.o. verilen PostKş (n=11) ve tedavi almayan P (n=8) gruplarına ayrıldı. PH modeli oluşturulmayan hayvanlar yalancı-ameliyat ve çözücü alan K (n=9) ve PostKş grubu ile aynı dozda kateşin tedavisi uygulanan Kş (n=10) gruplarına yerleştirildi. Cerrahi işlemden önce ve 14 gün sonra motor testler yapıldı. Motor skorlar ve apomorfin testi ile PH gelişimi belirlendi. Protokol sonunda sakrifiye edilen hayvanlardan alınan kan örneklerinde lökosit, nötrofil ve lenfosit sayımı, serum IL1-B ve TNF a ölçümleri yapıldı. Beyin dokularında kompleman sistemin bileşenlerinden C3, CR3 ve MAC proteinlerinin miktarları çalışıldı Beyin dokularından alınan kesitler immunohistokimya yöntemi ile tirozin hidroksilaz için boyandı. P grubundaki hayvanlarda dopaminerjik nöronların sayısı azaldı, EGCG tedavisi alanlarda azalma daha azdı. Motor testlerin değerlendirmelerine göre P grubunda motor aktivite, rotarod çubuğu üzerinde kalma süresi ve yatay çubuk testi parametreleri azalmıştı (p<0,05). EGCG tedavisi alan hayvanlar PH modeli oluşturulmayan gruplardan farklı iken, P grubuna göre iyileşme gösterdi (p<0,05). PMN/lenfosit oranlarında P grubunda görülen artış EGCG tedavisi sonrasında azaldı (p<0,05). PreKş ve PostKş gruplarında IL1-B ve TNF a seviyeleri P grubuna göre düşüktü (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda kateşin pre- veya postflaktik olarak uygulandığında PH'nin motor belirtilerini azalttığı, periferik inflamasyonu hafiflettiği ve nörodejenerasyonu azalttığı gösterilmiştir. Kateşinlerin potansiyel etkileri ve mekanizmalarının incelenmesi özellikle PH'nin ilerlemesini engelleyecek bir yaklaşımın oluşmasını sağlayabilir.
Parkinson hastalığı olan bireylerde skapular disfonksiyonun algısal postüral düzenlemeler ve yürüme üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma Parkinson hastalığı olan bireylerde skapular disfonksiyonun varlığının algısal postüral düzenlemeler ve yürüme üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 60,80±6,55 olan 10 sağlıklı birey, yaş ortalaması 62,36±8,49 olan 11 skapular disfonksiyonu ve Parkinson hastalığı olan birey ve yaş ortalaması 61,11±7,32 olan 9 skapular disfonksiyonu olmayıp Parkinson hastalığı olan birey katılmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri ve hastalık durumları kaydedildikten sonra skapular disfonksiyon değerlendirmeleri, denge değerlendirmeleri (Zamanlı Kalk ve Yürü Testi, Tandem Duruş Testi, Fonksiyonel Uzanma Testi, Dinamik Yürüme İndeksi ile) ve yürüme hızları (10 Metre Yürüme Testi ile) değerlendirilmiştir. Ardından sağ ve sol adım alma sırasında algısal postüral düzenleme (APD) süresi (inersiyal ölçme ünitesi ile), adım alma ve yürüme sırasında skapula çevresindeki kasların aktivasyonları (yüzeyel elektromiyografi ile) değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda çalışmaya katılan Parkinson hastalarının %55'inde skapular disfonksiyon görüldü. Skapular disfonksiyonun, sağ ve sol APD süreleri ile negatif yönlü, yürüme hızı ile pozitif yönlü orta düzeyde ilişkiye sahip olduğu bulundu (sırasıyla r= -0,470, r= -0,588, r= 0,497, p<0,05). Üç grup karşılaştırmasında yürüme dengesi, sağ ve sol APD süreleri bakımından anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,05). Sağlıklı grup ile skapular disfonksiyonu ve Parkinson hastalığı olan bireyler grubu karşılaştırıldığında yürüme dengesi, sağ ve sol APD sürelerinin anlamlı olarak farklı olduğu bulundu (p<0,017). Sonuç olarak çalışmamızda skapular disfonksiyonun Parkinson hastalığı olan bireylerde erken evrelerden başlayarak görülebileceği ve kas aktivasyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği düşünülmüştür. Parkinson hastalarında yürüme dengesi, yürüme hızı ve APD süreleri üzerinde de erken dönemlerden itibaren skapular disfonksiyonun bozucu etkileri olabileceği ortaya konulmuştur.
Multipl skleroz ve Parkinson hastalarında neopterin düzeyi ve kinürenin yolağını inflamasyon ve nörodejenerasyon üzerine etkisi
Santral sinir sisteminin iki kronik nörolojik hastalığı olan multıpl skleroz ve Parkinson hastalığının patogenezinde inflamasyon ve nörodejenerasyon yer almaktadır. Pteridin ve kinürenin yolağının inflamasyon ve nörodejenerasyondaki rolünü değerlendirmek amacıyla yaptığımız bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi nöroloji kliniğine başvuran hastalar arasından, çalışmaya dahil olma kriterlerini karşılayanlardan onam alınarak üç grup oluşturulmuştur. 37 multıple skleroz, 29 Parkinson hastası ve 21 kontrolden oluşan üç grup çalışılmıştır. Multıple skleroz grubu kendi içinde primer progresif, sekonder progresif, relapsing remitting ve naif multıple skleroz hastaları olarak alt gruplara ayrılmıştır. Parkinson grubu ise idiopatik olanlar, GBA mutasyonu ve PARKN mutasyonu olanlar şeklinde alt gruplara ayrılmıştır. İdrarda neopterin, yüksek basınçlı sıvı kromatografi tekniğiyle, serum örneklerinde neopterin, triptofan, kinürenin, kinolinik asit ve kinürenik asit düzeyleri ise enzim aracılıklı immünosorban assay yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bakılan metabolitlerde grublar arasında anlamı bir fark bulunmamıştır. Multıple skleroz hastalığında hastalık özürlülük oranı ile serum kinürenin/triptofan oranı arasında anlamlı korelasyon olduğu bu oranın idrar neopterin düzeyi ile doğru orantılı olduğu görülmüştür. Multıpl skleroz grubunda hastalık özürlülük oranı ile kinolinik asit düzeyi arasında da negatif yönde ilişki bulunmuştur. Parkinson hastalığı riskini etkileyen parametreler arasında kinürenin/triptofan ve neopterin düzeyi anlamlı bulunmuştur. Parkinson grubunda hoehn yahr evresi ile triptofan arasında negatif ilişki olduğu gösterilirken idrar neopterin düzeyi ile yaş arasında negatif, serum kinürenik asit ve kinolinik asit düzeyi arasında pozitif yönde korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Her iki hastalıkta ortak olarak kinürenin/triptofan oranı anlamlı olarak ilişkili çıkmıştır.
Parkinson hastalarında subtalamik nükleusa derin beyin stimülasyonu cerrahisinin yaşam kalitesi, depresyon ve bilişsel performansa etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada, Parkinson hastalarında Subtalamik Nükleusa (STN) Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) cerrahisinin yaşam kalitesi, depresyon ve bilişsel performansa etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada STN DBS cerrahisi olan 20 hastada öncesi ve sonrası tarama yapılmıştır. Hoehn&Yahr Parkinson Hastalığı Düzeyi Ölçeği (H&Y) ile hastalığın klinik olarak seviyesi tespit edilmiştir. Parkinson Hastalığı Anketi Testi (PDQ-39) ile yaşam kalitesi, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile depresyon düzeyi ve Stroop Testi, İz Sürme Testi ve Sayı Menzili Testi ile de bilişsel preformans değerlendilmiştir. Veriler cerrahi öncesi dönemde ve cerrahi sonrası 1. hafta, 1. ay ve 3. ayda toplanmıştır. Tekrarlı ölçümlerin varyans analizinde parametrik olmayan Friedman testi kullanılmış, anlamlı çıkan sonuçların çoklu karşılaştırması Wilcoxon işaretli sıra testi ile yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Parkinson hastalığının evresini belirleyen H&Y ölçeği testinden alınan puanlarda cerrahiden 1 hafta sonra anlamlı bir fark yok iken cerrahi sonrası (1. ve 3. aylarda) alınan puanların anlamlı olarak azaldığı görülmüştür. PDQ-39 testinden alınan puanlarda ise cerrahi sonrası puanların cerrahi öncesine göre anlamlı olarak arttığı tespit edilmiştir. BDÖ alınan puanlarda cerrahi sonrası 3. ayda anlamlı şekilde düşüş görülmektedir, Stroop Testi (A, B, C formu) ve İz Sürme Testi (A ve B formu) reaksiyon süreleri cerrahi öncesi ile cerrahi sonrası (1. ay ve 3. aylarda) karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşüş göstermektedir. Sayı Menzili Testinden alınan performans (İleri ve Geri Sayı Menzili) cerrahi öncesi ile karşılaştırıldığında cerrahi sonrası 3. ayda anlamlı olarak artış göstermektedir. Elde edilen bulgulara göre ölçümler cerrahiden sonraki 1.haftada anlamlı bir farklılık göstermezken, yaşam kalitesi, Parkinson belirtileri ve kognitif performansta 1.ayda gözlenen gelişmenin 3.ayda da devam ettiği; bu gelişmelere paralel olarak depresyon düzeyinde 3. ayda pozitif yönde değişim gözlendiği bulunmuştur. Sonuç olarak; STN DBS cerrahisi bu araştırmada incelenen hastaların Parkinson belirtilerini azaltıp, yaşam kalitesini, bilişsel performansını artırarak depresyon düzeyinde iyileşme sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Pakinson Hastalığı, Depresyon, Yaşam Kalitesi, Bilişsel Performans
Parkinson hastalığı yaşam kalitesi anketi (pdq-39) güvenirlik ve geçerlik çalışması
Parkinson Hastalığı, kronik, progresif bir hastalıktır. Ülkemizde, bu hastalığa özgü yaşam kalitesi anketlerinin yaygın olmadığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Parkinson Hastalığı Anketi'nin (Parkinson's Disease Questionnaire, PDQ-39) Türkçe versiyonunun, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması ve bu ölçeğin Parkinson Hastalarının yaşam kalitelerinin değerlendirilmesinde kullanılabilmesini sağlayabilmektir. Çalışmamıza, Koç Üniversitesi Hastanesinde Parkinson Hastalığı tanısı almış kadın ve erkek 100 hasta alınmıştır. Hastalar; PDQ-39, Parkinson Hastalığı Yaşam Kalitesi Anketi (Parkinson's Disease Quality of Life Questionnaire, PDQLQ), Kısa Form-36 (Short Form-36, SF-36), Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (Unified Parkinson's Disease Rating Scale, UPDRS) ve Hoehn-YahrSkorlaması (H&Y) ile değerlendirilmişlerdir. Çalışmamız sonuçlarında; 30. madde dışarıda tutulduğunda PDQ-39'un Türkçe güvenirliği çok yüksek bulunmuş ve ölçeğin zamana bağlı tutarlılık gösterdiği saptanmıştır. PDQ-39 Ölçek Puanları ile H&Y değeri arasında pozitif, PDQ-39 Ölçek Puanları İle UPDRS, PDQLQ, SF-36 ölçek puanları arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda; PDQ-39 toplam ve faktör puan ortalamalarının Alt-Üst %27 değişkenine göre yapılan t-testi sonucunda grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. PDQ-39 anketinin alt gruplarından hareketlilik, duygusal esenlik, bedensel rahatsızlık alt gruplarının, t-testindeki puan ortalamaları cinsiyete göre anlamlı bulunmuş; günlük yaşam aktiviteleri, stigma, sosyal destek, biliş ve iletişim alt gruplarının, t-testindeki puan ortalamaları cinsiyete göre anlamlı bulunmamıştır. Barlett testi sonucunda, faktör analizine alınan değişkenler arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızdaki örnek büyüklüğünün, faktör analizi uygulanabilmesi için yeterli büyüklükte olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Türkçeye çevrilen PDQ-39 ölçeğinin, 30. maddesi hariç tutulduğu takdirde, Parkinson Hastalarının yaşam kalitelerini değerlendirmede güvenle kullanılabilecek bir ölçek olduğuna kanaat edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlilik, Güvenirlik, Parkinson Hastalığı, PDQ-39, Yaşam Kalitesi
Parkinson hastalarında depresyon, anksiyete, yorgunluk, uyku bozukluğu ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu araştırma kapsamında, parkinson hastalarında depresyon, yorgunluk, uyku bozukluğu, anksiyete ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu doğrultuda araştırma verileri İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'nde 01.12.2019-01.04.2020 tarihleri arasında toplandı. Araştırma gözlemsel, analitik ve kesitsel modelde gerçekleştirildi. Araştırmaya Parkinson tanılı 30 olgu ve sağlıklı 30 birey katıldı. Çalışmada verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek oluşturulan sosyo demografik veri formu, Parkinson hastalığının derecesinin belirlenmesi "Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği", bireylerin depresyon "Beck Depresyon Ölçeği", yorgunluk "Yorgunluk Şiddet Ölçeği", uyku bozukluğu "Pitts Burgh Uyku Kalitesi indeksi, anksiyete "Hamilton Anksiyete Ölçeği" ve yaşam kalitesi ise "Sf-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form" ile değerlendirildi. Gruplar arası farklılıklar Student t testi ve ANOVA testi kullanılarak analiz edildi ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırma sonucunda Parkinson hastalığına sahip olan bireyler ile sağlıklı bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk, anksiyete ve yaşam kalitesi düzeyleri anlamlı olarak farklılaştığı görüldü (p<0.05). Parkinson hastalığına sahip olan bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk ve anksiyete düzeyleri sağlıklı bireylere oranla anlamlı olarak daha yüksekken; yaşam kalitesi düzeyleri anlamlı olarak daha düşüktür (p<0.05). Aynı zamanda Parkinson hastalığına sahip olan bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk, anksiyete ve yaşam kalitesi düzeyleri cinsiyet, yaş ve hastalık evresine göre farklılık göstermemekteydi (p<0.05). Sonuç olarak; Parkinsonlu bireylerin depresyon, yorgunluk, uyku bozukluğu ve anksiyete düzeyleri Parkinson olmayan bireylere göre yüksek, yaşam kaliteleri düşük bulunmuştur.
Monogenik parkinson hastalarında multimodal görüntüleme ve klinik korelasyon
Parkinson hastalığı (PH) heterojen nörodejeneratif bir hastalık olup; son zamanlarda idiyopatik Parkinson hastalığının (iPH), altta yatan Lewy patolojisinin yayılım paternine göre, "body-first" ve "brain-first" olarak iki alt tipi olabileceği öne sürülmüştür. Monogenik formlar ile ilişkili PH ise sıklıkla Lewy patolojisi göstermemekle ve farklı klinik seyriyle iPH'den ayrılmaktadır. Bu nedenle, Lewy patolojisinin gelişim ve progresyon paterni merkezinde formüle edilen farklılıklar monogenik formlar (mPH) için geçerli olmayabilir. Amacımız, iPH ile ülkemizde en sık görülen resesif geçişli Parkin ve DJ-1 mutasyonlu Parkinson hastaları arasında farklı klinik seyri açıklayabilecek görüntüleme temelli biyobelirteç(ler) bulabilmek ve fizyopatolojik sürece ışık tutmaktır. Bu çalışmada fonksiyonel bağlantısallık dinlenim durumu fonksiyonel MRG ile; beyaz cevherdeki değişiklikler difüzyon tensör görüntüleme ile çalışılmıştır. Amacımız doğrultusunda striatum ve miyokardiumdaki dopaminerjik denervasyon 18F-DOPA PET/BT ile; kortikal metabolik değişiklikler 18F-FDG PET/BT ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızda mPH'de putamen ile yardımcı motor alan arasındaki fonksiyonel bağlantısallığın kontrol grubuna göre azaldığı ve beyaz cevher hasarının iPH'ye kıyasla daha yaygın olduğu bulunmuştur. Çalışmamızın öne çıkan bulgusu olarak, mPH'de kaudat çekirdek gövde kesiminde 18F-DOPA tutulumunun iPH'ye kıyasla belirgin azaldığı saptanmıştır. Ayrıca, iPH'de miyokard 18F-DOPA tutulumunun azaldığı; mPH grubunun miyokard 18F-DOPA tutulumu ile kontrol grubu arasında fark olmadığı bulunmuştur. Hem mPH hem iPH için kortikal hipometabolizma paterni gösterilmiştir ve bu iki grup arasında kortikal glukoz metabolizması açısından belirgin fark olmadığı saptanmıştır. mPH grubunda kaudat çekirdek gövde kesimininde belirgin azalmış 18F-DOPA tutulumu bir biyobelirteç olarak kullanılabilir. Literatürde bu grup hastada miyokard 18F-DOPA tutulumu ilk defa çalışılmıştır. Miyokard 18F-DOPA tutulumunun, hastalığın etiyolojik olarak gelişim paterni konusunda bilgi verdiğini ve mPH grubunun daha çok brain-first alt tiplemeye uyduğunu düşünmekteyiz. 18F-FDG PET/BT gerek iPH gerekse de mPH hastalarında hastalık sürecinde beyindeki kortikal metabolizmadaki değişiklikleri erken gösteren ve fizyopatolojik süreci yansıtan önemli bir biyobelirteçtir.
Parkinson hastalarında alt ve üst ekstremite becerilerinin çift görev ile değişiminin incelenmesi
Bu çalışma farklı evrelerdeki Parkinson hastalarının çift görev sırasındaki alt ve üst ekstremite becerilerini tek görev sırasındaki alt ve üst ekstremite becerileriyle karşılaştırmak ve farklı evrelerdeki Parkinson hastalarında alt ve üst ekstremite becerilerine çift görev etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA)'dan 21 ve üzeri puan alan, 62-68 yaş aralığında Modifiye Hoehn& Yahr Evreleme Ölçeğine (MH&Y) göre evre 1-2 (hafif evre) de yer alan 15, 64-72 yaş aralığında MH&Y göre evre 2,5-3 (orta evre) de yer alan 15 Parkinson hastası ve aynı yaş aralığında 15 sağlıklı birey dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri kaydedildi ve değerlendirmeler hastalar "on" döneminde iken yapıldı. Çalışmada yürüme hızı 10 Metre Yürüme Testi (10MYT), fonksiyonel mobilite yeteneği Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT) ile, el becerisi Purdue Pegboard Test (PPT) ile değerlendirildi. Bu değerlendirmeler tek görev ve çift görev sırasında yapıldı. Yaşam kalitesi Parkinson hastaları için Parkinson Hastalığı Anketi-8 (PHA-8), sağlıklı kontrol grupta ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmada Parkinson hastalarında çift görevin alt ve üst ekstremite becerilerine olumsuz etkisi olduğu, bu etkinin üst ekstremitede alt ekstremiteye göre daha erken başladığı ve daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Ayrıca Parkinson hastalarının yaşam kalitelerinin erken evreden itibaren etkilendiği ve çift görev ile ilişkili olduğu bulundu (10MYT; rho=0.492, p=0.006), SKYT; rho=0.672, p<0.001, PPT; rho=-0.682, p<0.01). Parkinson'da erken evrede başlayan üst ekstremite becerilerindeki çift görev etkilenimi, tedavi programlarında üst ekstremiteye yönelik çalışmaların erken başlatılması gerekliliğini ortaya koymuş ve tedavinin başarısını ve hastaların yaşam kalitesini arttıracağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Parkinson, çift görev, denge, yürüme, el becerisi, yaşam kalitesi
Parkinson hastalığı hücresel modelinde inflamasyonun ve inflamasyon sonrası uygulanan N-asetilsisteinin H4 hücrelerindeki LAG3 ve TLR2 reseptörleri üzerine etkisi
Parkinson hastalığı, bir çok sistemin etkilendiği nörodejeneratif bir hastalıktır. Hastalığın prevalansı genel popülasyonda binde 2-3, 55 yaş üzerinde ise %1 oranındadır. Parkinson hastalığındaki patolojik değişiklikler substantia nigra pars compacta'daki dopaminerjik nöronların kaybı ve hücrelerin içinde Lewy cisimciği olarak adlandırılan, ağırlıklı olarak alfa-sinüklein (α-syn) ve ubikutinlenmiş proteinler içeren küresel inklüzyon cisimciklerinin saptanması şeklindedir. α-syn proteinin nöronlarda hatalı katlanmalar sonucu hücre içinde çeşitli yerlerde birikebildiği gibi hücre dışı alana da geçebildiği bilinmektedir. Hücre dışı alana geçen α-syn proteini özellikle nöronlar ve glia hücreleri tarafından hücre içine endositoz yolu ile alınır. Endositozda TLR2 ve LAG3 reseptörlerinin rolünün açıklanabilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. α-syn proteininin endositozu, TNF-α, IL-1β, IL-2 ve IL-6 başta olmak üzere çeşitli inflamatuar sitokinlerin üretimine ve salınmasına sebep olmanın yanı sıra; hücre içinde mitokondriyal yolak üzerinden apoptoz ve mitofajiyi tetikleyerek hücre ölümünü yol açmaktadır. N-Asetilsistein (NAC), anti-oksidan, anti-inflamatuar ve anti-kanserojen etkilere sahip bir ilaçtır. Bu tez çalışmasında, inflamasyonun tetiklenmesi sonrası, LAG3 ve TLR2 reseptörlerinin ekspresyonunda artış görülebileceği ve inflamasyon NAC ile kontrol altına alındığında, inflamasyonun sebep olduğu hasarın azalması ve hücre canlılığında artış görülebileceği hipotezlerinde bulunuldu. Bu varsayımları test etmek amacı ile; in vitro koşullarda deney ve kontrol grupları içeren bir çalışma planlandı. α-syn proteinini aşırı eksprese eden insan nöroglioma (H4) hücre hattı kullanılarak inflamatuar bir Parkinson hastalığı modeli oluşturuldu. İnflamasyon, TNF-α ile tetiklendi ve NAC uygulanarak inflamasyon kontrol altına alındı. Çalışmada α-syn protein ekspresyonu ve transkripsiyonu, Western Blot ve q-PCR metotları ile ölçüldü. Hücre canlılığı Toxilight testi ile, apoptoz Western Blot tekniği ile apoptoz belirteçlerinin ölçülmesi ve TUNEL immunofloresan işaretleme metodu ile değerlendirildi. TLR2 ve LAG3 reseptörlerinin transkripsiyonları q-PCR metodu ile ölçüldü. Reseptörlerin protein düzeyleri immunofloresan işaretleme ve Western Blot tekniği ile saptandı. Elde edilen veriler ışığında, NAC tedavisinin, TLR2 ve LAG3 reseptörlerinin transkripsiyonunu ve ekspresyonunu değiştirerek inflamasyon aracılı toksisiteyi ve hücre ölümünü azalttığı belirlendi. Bu çalışma ile, NAC'nin Parkinson Hastalığında ortaya çıkan nöroinflamasyon süreci için umut vaat eden bir aday olduğu düşünüldü. Anahtar kelimeler: Parkinson Hastalığı, İnflamasyon, Alfa-sinüklein (α-syn), N-Asetilsistein (NAC), Apoptoz
İdiyopatik parkinson hastalarında servikal mobilizasyonun denge ve yürüyüş üzerine akut etkisinin incelenmesi
Çalışma, idiyopatik Parkinson hastalarında servikal mobilizasyonun denge ve yürüyüş üzerine akut etkisini incelemek amacıyla yapıldı. 33 idiyopatik Parkinson hastası (Modifiye Hoehn-Yahr Evreleme Ölçeğine göre evre 2-3 arasındaki) rastgele çalışma ve kontrol gruplarına ayrıldı. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmazken çalışma grubuna tek seanslık (10 dakikalık) servikal mobilizasyon uygulandı. Birleşik Parkinson Hastalığı Değerleme Ölçeği (BPHDÖ) ile hastalık şiddeti belirlendi. Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Tandem Pozisyonunda Durma Testi (TPDT), Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirmesi Testi (CTSIB), Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ), Dinamik Yürüme İndeksi-Baş puanı (DYİ-Baş puanı) ve statik postürografi ile denge ve yürüyüş değerlendirildi. Hastalara bir hafta ara ile iki kez değerlendirme yapıldı. Çalışma grubundaki hastaların ikinci değerlendirmesi servikal mobilizasyonun hemen sonrasında gerçekleştirildi. Çalışma sonunda, her iki grup da FUT ve DYİ'de ilerleme gösterdi (p<0.05). DYİ-Baş puanı, CTSIB salınımı ve CTSIB süresi ise sadece çalışma grubunda iyileşti (p<0.05). Bununla birlikte ikinci değerlendirme sonuçlarının gruplar arası analizinde, CTSIB salınımında ve DYİ-Baş puanında çalışma grubu lehine fark olduğu saptandı (p<0.05). Statik postürografi sonuçları karşılaştırıldığında, çalışma grubunda Stabilite Sınırları Testi'nin reaksiyon zamanı, maksimum ekskürsiyon ve son nokta ekskürsiyonu parametrelerinde anlamlı gelişme gözlendi (p<0.05). Ayrıca Düz Yürüme Testi hızında, Tandem Yürüme Testi son nokta salınımında ve Adım Alma/Hızlı Dönüş Testi dönüş salınımında çalışma grubu lehine anlamlı fark bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, servikal mobilizasyonun propriyoseptörleri ve vestibüler yapıları uyarması ve tonusu regüle etmesiyle denge ve yürüyüşü olumlu yönde etkilediği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: İdiyopatik Parkinson hastalığı, servikal mobilizasyon, denge, yürüyüş.
Donma fenomeni olan ve olmayan Parkinson hastalarında vücut imajının denge ve yürüyüş üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma donma fenomeni olan ve olmayan Parkinson hastalarında vücut imajı algısının denge ve yürüyüş üzerine etkisini incelemek üzere yapıldı. Bu amaçla çalışmaya Modifiye Hoehn&Yahr evreleme ölçeğine göre evre 2,5-3 arasında olan 17 donması olan (Grup I), 15 donması olmayan Parkinson hastası (Grup II) ve Parkinson hasta gruplarına yaş ve cinsiyet bakımından benzer 15 sağlıklı birey (Grup III) dahil edildi. Vücut imajı algısı, Subjektif Vizüel Vertikal (SVV), Subjektif Postüral Vertikal (SPV), Subjektif Haptik Vertikal (SHV) testleri, Vücut Farkındalığı Anketi (VFA) ve proprioseptif duyunun (boyun, gövde, diz, ayak bileği propriosepsiyonu) incelenmesi ile değerlendirildi. Dengenin değerlendirilmesi için, tandem duruş testi (TDT), Zamanlı Kalk Yürü Test (ZKYT), Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve Bilgisayarlı Dinamik Postürografi (BDP) kullanıldı. Yürüyüş ise 10 MYürüme Testi (10MYT) ve GaitRite ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, grup I ve grup II'nin tüm vücut imajı değişkenlerinin grup III'ten farklı olduğu görüldü. Grup I ve grup II'nin VFA, SPV, SPV Sol 300 ve SHV değerlerinin birbirlerinden farklı olduğu belirlendi (p<0,017). Hasta gruplarının tüm denge değişkenleri bakımından grup III'ten farklı olduğu, grup I ve grup II'nin ise yalnızca FUT değeri açısından değişiklik gösterdiği bulundu (p<0,017). Yürüyüş değişkenleri incelendiğinde mesafe karakteristikleri ve sağ adım süresi dışındaki zaman karakteristikleri bakımından grup I ve II'nin grup III'ten farklı olduğu belirlendi (p<0,05). Grup I ve grup II karşılaştırıldığında ise mesafe karakteristikleri bakımından gruplar arasında fark olmadığı, zaman karakteristikleri bakımından ise sadece sağ yürüyüş döngü süresi bakımından fark olduğu görüldü. Benzer olarak yürüyüşü değerlendirmek için kullanılan 10MYT sonuçları incelendiğinde sağlıklı kontrollerle hasta grupları arasında fark olduğu, hasta gruplarının kendi aralarında yapılan karşılaştırılmalarında ise fark olmadığı görüldü (p<0,017). Denge ve vücut imajı parametreleri arasındaki ilişki incelendiğinde grup I'de). ZKYT ile VFA ve diz propriosepsiyonu arasında; TDT ile gövde propriosepsiyonu ve SVV arasında; birleşik denge puanı ile SPV sağ 30 ve gövde propriosepsiyonu arasında; FUT ile SHV sol 45ve gövde propriosepsiyonu arasında ilişki olduğu belirlendi. Grup II'de ise TDT ile gövde propriosepsiyonu; birleşik denge puanı ile SPV sağ 30; FUT ile SHV 45 arasında; ZYKT ile SPV arasında ilişki olduğu bulunmuştur. Yürüyüşün zaman karakteristikleri ve vücut imajı algısı arasındaki ilişki incelendiğinde grup II'de herhangi bir ilişki bulunmazken, grup I'de ayak-bileği propriosepsiyonunun adım süresi hariç yürüyüşün tüm zamansal parametreleri ile ilişkisi saptanmıştır. Ayrıca SPV 00'in yürüyüş döngüsü ve kadans ile, VFA'nın sağ ve sol sallanma, duruş fazları ve yürüyüş hızı ile ilişkisi bulunmuştur (p<0,05). Yürüyüşün mesafe karakteristikleri incelendiğinde ise grup I'de VFA'nın tüm mesafe parametreleri ile, diz propriosepsiyonunun sağ ve sol adım uzunluğu ve çift adım uzunluğu ile ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0.005). Grup II'de ise yalnızca diz propriosepsiyonu ile sağ-sol çift adım uzunluğu arasında ilişki saptanmıştır (p<0,05). Parkinson hastalarının gruplara ayrılmadan yapılan korelasyon analizine göre VFA ile FUT; SVV ile ZKYT, somatosensorial ve tercih puanları hariç diğer denge değişkenlerinin; SPV'nin TDT, ZKYT, birleşik denge puanı ve vestibüler duyu puanı ile; SHV'nin tercih puanı ile; boyun ve gövde propriosepsiyonunun ise TDT, FUT, ve birleşik denge puanı ile ilişkili olduğu bulunmuştur (p<0,05). Yürüyüşün mesafe karakteristikleri bakımından fark olmadığı bulunmuşken zamansal karakteristiklerinden adım süresi ve yürüyüş döngü süresinin SVV ve SPV ile körele olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak grup I ve grup II'de SVV sapma değerlerinin benzer bulunup, SHV ve SPV sapma değerlerinin farklı bulunması, donma fenomeninin vestibüler ve vizüel duyunun entegrasyonundaki bozukluktan ziyade vestibüler ve proprioseptif duyunun entegrasyonunundaki bozukluktan kaynaklandığını düşündürmektedir. Buna rağmen grup I ve grup II arasında proprioseptif duyu değerlendirmelerinin benzer olması, donmanın izole olarak proprioseptif duyu bozukluğundan değil vestibüler duyu ile entegrasyonundaki bozukluktan kaynaklandığını desteklemektedir. Aynı zamanda gövde propriosepsiyonu ve SVV'nin donma fenomeni olan grupta denge üzerine ayırıcı bir etki oluşturduğu görülürken, ayak-bileği propriosepsiyonu, SPV ve VFA'nın yürüyüşün hızı ile ilgili parametrelerde, diz propriosepsiyonunun ve VFA'nın ise mesafe ile ilgili parametrelerde etkili olduğu dikkat çekmektedir. Çalışmamız, donma fenomeni olan hastalarda proprioseptif ve vestibüler ağırlıklı çoklu duyusal entegrasyon ve vücut imajı algısı ile ilgili eğitimlerin denge ve yürüyüş üzerinde yararlı sonuçlar açığa çıkaracağını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Parkinson Hastalığı, Donma Fenomeni, Vücut imajı, Vertikalite, Denge, Yürüyüş
İdiyopatik parkinson hastalarında lumbosakral mobilizasyonun denge, yürüyüş ve fonksiyonel aktiviteler üzerine akut etkisinin incelenmesi
Bu çalışma lumbosakral mobilizasyonun idiyopatik Parkinson hastalarında denge, yürüyüş ve fonksiyonel aktiviteler üzerine akut etkilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya Modifiye Hoehn&Yahr Evreleme Ölçeğine göre evre 2-3 arasında olan 28 Parkinson hastası dahil edildi. Bireyler kontrol ve çalışma grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Hastalık şiddeti, tedavi komplikasyonları ve günlük yaşam aktiviteleri Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (BPHDÖ), fonksiyonel aktivite düzeyleri Modifiye Parkinson Aktivite Ölçeği (MPAÖ), denge ve yürüyüşleri Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ) ve statik postürografi testleri kullanılarak değerlendirildi. 1 hafta sonra çalışma grubuna 10-15 dakikalık lumbosakral mobilizasyon uygulanırken kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmaksızın değerlendirmeler tekrarlandı. Çalışma sonunda çalışma grubunun BPHDÖ, MPAÖ ve DYİ değerlerinin ve statik postürografi ölçümlerinden bazı Kararlılık Sınırları Testi (LOS) parametrelerinin, Modifiye Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirmesi Testinde (mCTSIB) yumuşak zemin gözler açık alt koşulu ve kompozit puanının geliştiği görüldü (p<0,05). Kontrol grubunda ise klinik ölçümlerde bir değişim olmamakla birlikte bazı statik postürografi değerlerinde gelişme olduğu belirlendi. Gruplar karşılaştırıldığında DYİ ve MPAÖ sonuçları bakımından çalışma grubunun daha fazla gelişim gösterdiği görüldü (p<0,05). Statik postürografi sonuçları karşılaştırıldığında ise gruplar arasında fark olmadığı saptandı (p>0,05). Parkinson hastalarında lumbosakral mobilizasyonun denge, yürüyüş ve fonksiyonel aktiviteler üzerine akut etkisinin incelendiği ilk araştırma olan bu çalışmada lumbosakral mobilizasyonun kas tonusu regülasyonu ve aksiyal semptomların azaltılması ile denge, yürüyüş ve fonksiyonel aktiviteleri geliştirdiği düşünüldü. Lumbosakral mobilizasyonun Parkinson hastalarında dengeyi, yürüyüşü ve fonksiyonel aktiviteleri geliştirmek için uygulanabilir bir yöntem olabileceği gösterildi. Anahtar Kelimeler: İdiyopatik Parkinson hastalığı, lumbosakral mobilizasyon, aksiyal motor bozukluklar, denge, yürüyüş, fonksiyonel aktiviteler
Parkinson hastalarının yaşam kalitesinin ve ilaç inançlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Parkinson hastalarının yaşam kalitesinin ve ilaç inançlarının belirlenmesi, yaşam kalitesi ve ilaç inançları üzerinde fark oluşturan bireysel özelliklerin tespit edilmesi ve ilaç inancı ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmaktadır. Araştırmaya, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesinde Parkinson hastalığı tanısı konmuş ve tedavi alan 160 hasta dâhil edilmiştir. Veriler, Modifiye Hoehn Yahr Skorlaması ölçeği ve sosyodemografik özellikleri içeren sorular, Parkinson hastalığı yaşam kalitesi ölçeği olan PDQ-39 ile ilaçlara yönelik inançları ölçmek için kullanılan Parkinson hastalığı ilaç inançları ölçeği (PD-Rx) kullanılarak oluşturulan anket formunun katılımcılara uygulanması ile toplanmıştır. Çalışmada Parkinson hastalığı yaşam kalitesi ve ilaç inançlarının bireysel özelliklere göre fark gösterip göstermediği ve ilaç inançları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için Spearman korelasyon analizi, ilaç inançlarının yaşam kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek için ise doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda yaşam kalitesinin yaşa, eğitime, medeni duruma, hastalık evresi ve yaşama ortamına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği, cinsiyete göre sadece emosyonel durum alt boyutunun; sigara kullanımına göre ise sosyal destek ve bedensel rahatsızlık alt boyutlarının farklılık gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca, ilaç inancının sadece hastalık evresine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. İlaç inançları ile yaşam kalitesi arasında ilişki incelendiğinde ise anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir.
Parkinson hastalığı ve atipik parkinsonizm sendromlarında periferik nöropatik ağrının multimodal incelenmesi
Parkinson hastalığı (PH) çoğunlukla idiopatik, %5 oranında monogenik mutasyonlara bağlı gelişen santral sinir sisteminin nörodejeneratif bir hastalığıdır. Multisistem atrofi (MSA) ise atipik parkinsonizm sendromlarından olup, motor semptomların yanında otonomik disfonksiyon, serebellar ve piramidal bulgularla ortaya çıkmaktadır. Bu hasta gruplarında non-motor semptom olarak periferik nöropatik ağrı değişken sıklıklarda görülmektedir. Bu çalışma; her üç hasta grubunda nöropatik ağrı sıklığını belirlemeyi, ince lif fonksiyonlarını ve morfolojisini değerlendirmeyi planlamıştır. Bu amaçla 20 idiopatik PH, 6 MSA ve beş farklı mutasyona sahip 14 herediter PH tanılı hasta çalışmaya alındı. Hastaların hastalık şiddeti Hoehn-Yahr evreleme sistemi, Birleşik Parkinson hastalığı değerlendirme ölçeği (BPHDÖ Ⅲ bölüm) ölçekleri ile; non-motor semptomları Non-motor semptom skalası (NMSS) ile ve ağrı yakınması King's PH ağrı skalası, DN4 ve painDETECT anketleri ile değerlendirildi. İnce lif fonksiyonları için sıcak ve soğuk duyusu eşik değerleri kantitatif duyu testi (QST) ile ölçüldü. Sonrasında lateral malleolün 10 cm proksimalinden ve torakal T8-10 dermatomuna uyan deri bölgesinden olacak şekilde iki adet cilt "punch" biyopsisi yapıldı. Örnekler panaksonal belirteç olan "protein gene product 9.5"e (PGP9.5) karşı geliştirilmiş antikorla boyandıktan sonra her iki grupta intraepidermal sinir lifi yoğunluğu (IENFD) değerlendirildi. Ağrı skalaları ile idiopatik PH hastalarında %15, herediter PH hastalarında ise %14,2 oranında periferik nöropatik ağrı saptanırken, MSA hastalarında nöropatik ağrı yakınması tespit edilmedi. Multisistem atrofili hastalarda idiopatik PH (p=0,04) ve herediter PH tanısı olan hastalara göre distal IENFD'nin yüksek olduğu saptandı. Ayrıca tüm hasta gruplarında distal IENFD'nin proksimale göre düşük olduğu gözlendi (p<0,001). Fakat ince lif sayısındaki azalma hastalık şiddeti ve süresi ile ilişkili bulunmadı. İdiopatik PH grubunda %13,3 ve herediter PH grubunda %30,8 hastada QST ile ısı duyusunda anormallik tespit edilirken, MSA hastalarında QST değerleri normal sınırlardaydı. Fakat üç hasta grubunda da hastaların QST'ye koopere olmakta güçlük çektiği gözlendi. Sonuç olarak, bu çalışmada, herediter ve idiopatik PH tanılı hastalarda nöropatik ağrı sıklığının, ince lif kaybının ve disfonksiyonun MSA tanılı hastalara göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. İnce lif kaybının patolojik α-sinüklein birikimine bağlı ortaya çıktığına dair son dönemde artan bilgiler ışığında, daha fazla sayıda herediter PH tanılı hastanın dahil edildiği, ince liflerde fosforile α-sinükleinin immunhistokimyasal yöntemlerle gösterildiği yeni çalışmalar, hem PH patogenezinin aydınlatılması, hem de yeni tanısal yöntemlerin geliştirilmesi için gereklidir.
Parkinson hastalarında kinezyolojik bant uygulamasının yutma fonksiyonu üzerine olan etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışma; Parkinson'lularda kinezyolojik bandın (KT) yutma frekansı, yutma elektrofizyolojisi ve yutmaya bağlı yaşam kalitesi üzerine etkilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, KT uygulanmak üzere 65 yaş ve üstündeki, yutma güçlüğü şikayeti olmayan, Hoehn-Yahr'a göre I-III arasındaki Parkinson Hastalığı tanılı bireyler (n=18, 73,06±7,53 yaş) ile KT uygulanan (n=15, 69,47±5,74 yaş) ve uygulanmayan (n=15, 70,53±5,64) sağlıklı yaşlı bireyler dahil edildi. Tüm katılımcılara Tek Lokma Analizi (TLA), Disfaji Limiti (DL) ve Ardışık Su Yutma (ASY) testlerinden oluşan yüzeyel elektromiyografik (EMG) yutma değerlendirmesi yapıldı. Bu değerlendirmelerin yanısıra yutma frekans ölçümü, Türkçe-Yeme Değerlendirme Aracı (T-EAT-10), Mini Nütrisyonel Test (MNT) ve TürkçeYutmaya Bağlı Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QOL)'nden oluşan diğer ölçümler uygulandı. İlk değerlendirmelerden sonra 6 hafta boyunca, haftada 3 kez olmak üzere laringeal bölgeye fasilitasyon amaçlı KT uygulanan PH grubu ve sağlıklı yaşlı grup; sürecin sonunda tekrar değerlendirildi. DL testine göre Parkinson'lu bireylerin %38,9'unda yutma patolojikti. PH tanılı grup sağlıklı yaşlılarla karşılaştırıldığında laringeal yer değiştirme (LRY) ve submental EMG toplam (SM-EMG) sürelerinin uzadığı görüldü (p1=0,008) (p2=0,007). Ayrıca ASY testine ait 100 ml su yutma ve 100 ml suyu içerken yutma apne süreleri de anlamlı olarak uzundu (p1=0,002) (p2=0,008), T-EAT-10 skorları daha kötüydü (p=0,030). KT sonrasında Parkinson'lu bireylerin LRY ve SM-EMG toplam sürelerinin kısaldığı/iyileştiği görüldü (p1=0,013) (p2=0,011). KT uygulandıktan sonraki 1. saatte ölçülen yutma frekansı artarken (p=0,00), 6. haftanın sonunda KT çıkarıldıktan sonra tekrar azaldı (p=0,00). KT Parkinson'lularda MNT ve T-SWAL-QOL skorlarında değişiklik sağlamazken (p1=0,163) (p2=0,244) T-EAT-10 sonuçları (p=0,010) iyileşme gösterdi. Sonuç olarak; KT'nin yutmayla ilişkili bazı elektrofizyolojik ölçümleri ve yutma frekansını iyileştirdiği görülmekle birlikte etkinliğin kalıcı olması için kanıta dayalı yöntemlerle birlikte kullanımı ve doğru vaka seçiminin gerekli olduğu düşünüldü. Anahtar Kelimeler: elektromiyografi, kinezyo bant, parkinson hastalığı, yutma.
6-hidroksi dopamin (6-OHDA) ile oluşturulan ın vitro parkinson hastalığı modelinde humanin'in nöroprotektif etkisinin araştırılması
24 amino asitli bir peptid olan Humanin (HN), keşfedildikten sonra Alzheimer hastalığı da dahil olmak üzere birçok nörodejeneratif hastalıkta incelenmiştir. HN çok biyoaktif bir peptittir. Böylece, birçok hücre içi ve hücre dışı sinyalleşme mekanizmasını etkiler. HN, PI3k / Akt, JAK / STAT, MAPK / ERK yolları ve IGFBP, Bax proteinleri üzerinden hücre büyümesini, çoğalmasını ve hayatta kalmasını düzenler. Bu çalışmanın amacı, HN'nin 6 hidroksidopamin (6-OHDA) ile indüklenen in vitro Parkinson hastalığı modelinde nöroprotektif bir etkisinin olup olmadığını araştırmaktır. Bu çalışmada Parkinson hastalığının deneysel olarak taklit edilmesi için 6-OHDA ile indüklenen insan nöroblastom hücre hattı (SH-SY5Y) kullanıldı. HN'nin 6-OHDA nörotoksisitesine karşı nöroprotektif etkisi ise mitokondriyal disfonksiyon, apoptoz ve sitotoksisite parametreleri ile değerlendi. Mitokondriyal disfonksiyonun belirlenmesinde MTT, apoptoz'un belirlenmesi için kaspaz-3 ve sitotoksisitenin belirlenmesi için LDH testleri kullanıldı. İstatistiksel analiz için GraphPad Prism 8.0 programı kullanıldı ve gruplar arasındaki farklar tek yönlü ANOVA istatistikleri ile değerlendirildi. Yapılan analiz sonucunda IC50 dozu 233.7 µM olarak belirlendi. MTT testinde elde edilen bulgulara göre, HN tek başına uygulandığında proliferatif bir etkiye sahip değildi (p>0,05). Bununla birlikte, 10 µM ve 20 µM HN içeren 24 saatlik ön işleme hücrelerinin 6-OHDA nörotoksisitesine karşı koruduğu görüldü (p<0,01). LDH testinde, herhangi bir HN doz grubunda laktat dehidrojenaz salınımı saptanmadı. Kaspaz-3 testinde, 20 μM HN ile ön muamelenin, 6-OHDA nörotoksisitesine karşı kaspaz-3 seviyesini düşürdüğü, ancak istatistiksel bir fark yaratmadığı görüldü (p> 0, 05). Anahtar Sözcükler: apoptoz, humanin, mitokondriyal disfonksiyon, nöroprotektif etki, Parkinson hastalığı, sitotoksisite,