Moral philosophy
119 theses under this subject heading
Cumhuriyet Dönemi Türk düşüncesinde iki ahlâk görüşü: Aşk ahlâkı ve isyan ahlâkı
Çalışmamızın konusu ve amacı, Türk düşünce tarihi içerisinde Cumhuriyet döneminde geliştirilen iki önemli ahlâk anlayışı olan, Aşk Ahlâkı ve İsyan Ahlâkı görüşlerini ortaya koymaktır. Konunun bütünlüğünü sağlamak amacıyla öncelikle felsefe tarihinde öne çıkan çeşitli ahlâk görüşlerine değindikten sonra çalışmamızın asıl konusunu oluşturan Aşk Ahlâkı ve İsyan Ahlâkı görüşlerine yer verilmektedir. Çalışmamızda, ahlâkın zorunluluğunu ve söz konusu iki ahlâk görüşünün kaynakları, diğer disiplinlerle ilişkileri ve amaçlarının ne olduğu belirlenmiştir. Kökleri Türk-İslâm düşünce geleneğine dayanan bu ahlâk görüşleri, felsefî, bilimsel bağlamda ele alınmakta ve esasında dayandıkları temel dolayısıyla aralarında çok da fark bulunmadığı ortaya konulmaktadır. Özellikle "aşk" ve "isyan" kavramları üzerinde durularak, ikisinin de ahlâkî kavramlar olduğu vurgulanmaktadır.
İslam felsefe geleneğinde et-Tıbbu'r-Rûhânî kavramı -İbnü'l-Cevzî merkezli bir inceleme-
et-Tıbbu'r-Rûhânî, insan nefsinde meydana gelen hastalık ve istenmeyen durumların belirlenmesi ve bu hastalıkların tedavisini amaçlayan bir disiplindir. Ahlak ilminin temel amacı olan "kişinin mutluluğu kazanması" (Tahsilu's-Saade), bireyin doğru ve iyi eylemler yaparak nefsini eğitmesine bağlıdır. Bu noktada bireyin ruhunun sağaltımını hedefleyen et-Tıbbu'r-Rûhânî ilmi önem arz etmektedir. Zira bu ilim, ruh ve beden şeklinde ikili bir yapıdan oluşan insanın nefsindeki eksiklikleri giderip hastalıkları tespit ederek onun rûhen ve buna bağlı olarak bedenen sağlığını geri kazandırmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, et-Tıbbu'r-Rûhânî ilmi ile ilişkili olan kavramların ve et-Tıbbu'r-Rûhânî kavramının felsefe, psikoloji ve İslam düşüncesindeki arka planının incelenmesi neticesinde meseleyi İbnü'l-Cevzî merkezli olarak ele almaktadır. Felsefe geleneğinin bir parçası niteliğindeki et-Tıbbu'r-Rûhânî ilminin, felsefî çizgide olmayan, bilakis ehli hadis ekolünün yaklaşımlarını benimseyen Hanbelî bir düşünür olan İbnü'l Cevzî tarafından ele alınması bu çalışmayı orijinal kılan bir husustur. et-Tıbbu'r-Rûhânî ilmini oluşturan unsurlar, İslam ahlâk felsefesinde nefsin manevi bir cevher olarak görülmesi neticesinde ortaya konulan nefs-beden ilişkisi konusundaki teoriler, Aristo, Platon, Galen gibi düşünürleri kapsayan Grek düşüncesi, psikoloji ve psikiyatri gibi bu ilmin anlaşılmasını sağlayan kavramlar, İslam literatüründe ele alınan beden ve ruh sağlığı eserleri ve Ebu Bekir er-Râzî, İbnül-Cevzî tarafından yazılanlar başta olmak üzere, et-Tıbbu'r-Rûhânî ismiyle kaleme alınan eserlerdir. Çalışmanın birinci bölümünde "İbnü'l-Cevzî ve İlmî Kişiliği" ele alınmaktadır. Bu başlık altında onun hayatı, eserleri ve yöntemi ortaya konulmuştur. İkinci bölüm "Kavramsal Çerçeve" başlığı altında konuyla ilgili kavramlardan oluşmaktadır. Bu bağlamda et-Tıbbu'r-Rûhânî kavramının tarihsel gelişimi üzerinde durulmuş ve bu kavram ile ilintili diğer kavramlara yer verilmiştir. Bu kavramlar sırası ile Tıp, Tıp Ahlâkı, Erdem ve Değerler Eğitimi, Nefs ve Ruh kavramlarıdır. Yine bu bölümde konu ile ilgili modern kavramlara da yer verilmiştir. Bu kavramlar ise Psikoloji, Psikiyatri, Psikoterapi ve Psikanaliz kavramlarıdır. Üçüncü bölümde "İbnü'l-Cevzî'nin et-Tıbbu'r-Ruhanî Geleneğindeki Yeri ve Katkısı" ele alınmıştır. Bu bölüm "et-Tıbbu'r-Ruhanî'de Akıl ve Hevâ", "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de Ahlâk Eğitimi ve Nefsin Hastalıkları" ve "Nefsin Eğitimi ve Kâmil Hayatın Sağlanması" şeklinde üç başlıktan oluşmaktadır. "et-Tıbbu'r-Rûhûnî'de Ahlâk Eğitimi ve Nefsin Hastalıkları" ana başlığı altındaki "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de sosyal ilişkiler ve eğitim" başlığı altında sırasıyla "Çocukların Disiplini", "Aile İçerisinde Uyum ve Kişisel Gelişim" başlıklarına yer verilmiştir. "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de Ahlâk Eğitimi ve Nefsin Hastalıkları" ana başlığı altındaki "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de bireysel eğitim: nefsin hastalıkları ve sağaltımı" başlığı altında ise sırasıyla "aşk, açgözlülük, cimrilik, dünyevi otoriteyi sevmek, savurganlık, yalan, haset, kin, öfke, kibir, şımarıklık/kendini beğenme, riya, aşırı(gereksiz) düşünme, aşırı hüzün, aşırı tasa ve gam, ölüm kaygısı ve korkusu, aşırı rahatlık ve tembellik" hastalıklarının ve bunların sağaltımlarının İbnü'l-Cevzî açısından nasıl değerlendirildiği üzerinde durulmaktadır. Üçüncü bölümün sonunda ise İbnü'l-Cevzî açısından "Nefsin Eğitimi ve Kâmil Hayatın Sağlanması" konusu ele alınmaktadır. Sonuç bölümü ise konuyla ilgili bulgular, sonuç ve önerileri kapsamaktadır. Anahtar Kavramlar: Ahlak, et-Tıbbu'r-Rûhânî, İbnü'l-Cevzî, Nefs, Sağaltım
Ahlâk-ı Muhsinî'nin kaynak, yöntem ve muhteva bakımından incelenmesi
Bu araştırmada Ahlâk-ı Muhsinî, kaynak, yöntem ve muhteva bakımından incelenmiş ve ahlak literatüründeki bazı eserlerle mukayese edilmiştir. Bu yolla, 16. Yüzyıl Herat'ının büyük âlim ve ediplerinden olan Kâşifî'nin (ö. 1504) İslam ahlak düşüncesine yaptığı katkı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ahlâk-ı Muhsinî, hem Osmanlı Devleti hem de Cumhuriyet döneminde birçok defa Türkçeye tercüme edilmiştir. Murat Demirkol'un çevirisi üzerinden yapılan incelemede eserin kaynak, yöntem ve muhteva özellikleri tespit edilmiş ve karşılaştırmalar yapılmıştır. Ahlâk-ı Muhsinî'nin kaynakları, dinî, felsefî, edebî, siyasetname ve tarih türünden kaynaklar şeklinde gruplandırılarak tespit edilmiştir. Eserin edebî kaynaklarının diğerlerine oranla daha baskın olduğu belirlenmiştir. Eser, siyasetname türü kapsamındaki konulara yer vermekte ise de siyasetnameye indirgenemeyecek kapsam genişliğine sahiptir. Hatta ahlak kitabı yönünün siyasetname yönünden daha güçlü olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan mukayesede Ahlâk-ı Muhsinî'nin sistematik ve tür farkına rağmen birçok açıdan daha ziyade Ahlâk-ı Alâî'ye benzediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu eserde kullanılan yöntem, erdem ahlakı, dinî ahlak, tasavvufî ahlak ve siyasetnâme türlerindeki yöntemlere kısmen benzese de farklılıklar taşıdığı anlaşılmaktadır. Eserde didaktik yön öne çıkmakta, sade ve etkili bir dil kullanılmakta, tümevarım ve analojiye daha yaygın başvurulduğu, karşılaştırmalar yapıldığı, çeşitli kültürlerden başarılı örneklerin aktarıldığı görülmektedir. Ahlâk-ı Muhsinî'de güzel hasletler, yani erdemler 40 bölüm halinde ele alınmıştır. Bu erdemlerin yaklaşık yarısı erdem ahlak literatüründeki erdemler ile örtüşmekte iken diğer yarısı, siyasi erdemler kategorisine dâhil edilmeye uygundur. Son bölüm, belli bir erdeme tahsis edilmemiş olup, devlet görevlilerinin terbiye ve adabıyla ilgili açıklamalar içermektedir. Esere siyasetnâme niteliğini kazandıran kısmın bu son bölüm olduğu anlaşılmaktadır.
Ahlak felsefesi bağlamında Nietzsche ve postmodernizm
Bu çalışma; üç farklı problemi, ahlak felsefesini, Nietzsche'yi ve postmodernizmi birbirleriyle ilişkisel bir biçimde irdelemeyi amaçlamakla birlikte, çeşitli filozofların fikirleri üzerinden farklı birçok konuya eğilmekte, Nietzsche'yi postmodernizmi ön-celeyen bir filozof olarak ele almakla yetinmek yerine, geçmişe ve çağımıza damgasını vuran filozoflarla bir bütün olarak değerlendirmektedir. Nietzsche'nin yaşamdan yana koyduğu tavrı ve Batı felsefesi eleştirisini postmodernizmin çıkış noktalarıyla birleştirmekle birlikte ilerlemecilik, üst anlatı ve hakikat gibi kavramlar üzerinden çağın krizini etik gerçeklik bağlamında tartışmaya açmaktadır. Çünkü insanlığın ulaştığı aşamayı Nietzsche'nin öngörüsündeki nihilizmi anımsatmakla birlikte, hakikat ve yanılsama, gerçek ve kurgu arasındaki duvar hiç olmadığı kadar zedelenmektedir. İnsan yaşamın anlamı ve amacı konusunda eski dayanaklarını yitirmekte, kimi kavramlar üzerinde şüpheye düşmektedir. Dolayısıyla dünyayı anlamlandırma proje-lerinin insan gerçeği ve yaşam noktasında yetersiz kalışı, yeni bir gerçeğe adım attı-ğımızı göstermekte, bu da kendisini postmodernizm olarak ortaya koymaktadır. Ay-dınlanmacı felsefeden farklı olarak postmodernizm kavramların egemenliğinden ko-puşu temsil eder. Nietzsche'nin aklın, geleneksel düşünme biçiminin ürünü olan iyi-kötü ile beraberinde hakikatin putlaştırılmasına karşı yaşamdan yanalığı postmoder-nizmi öncelemekte; önemli bir problem olarak ilerlemeci tasarılar doğrultusunda 'şimdi'nin yitirilişi ise etik bir problem olarak kendisini çalışma boyunca farklı bağ-lamlarda göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Nietzsche, Postmodernizm, Ahlak, Nihilizm, Üst Anlatılar
Marx'ın toplum ve siyaset felsefesi temelinde ahlak problemi
Bu çalışmanın amacı, Marx ve Engels'in kendi eserlerinde kısmi olarak atıfta bulundukları ahlaka ilişkin görüşleri temelinde, Marx ve Marksizme ait bir ahlaki görüşün, Marx'ın toplum ve siyaset felsefesi perspektifinde temellendirilip temellendirilemeyeceğini ortaya koymaya çalışmaktır.Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde, genel olarak Marx felsefesi ve Marx'ın temel kavramları üzerinde durulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde ise, ağırlıklı olarak insan doğası ve insan-doğa etkileşimi üzerinde durulmuş ve bu etkileşim temelinde insanın doğaya yöneliminin ahlaki bağıntıları ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Çalışmanın son bölümünde ise, birinci ve ikinci bölümde elde edilen kavramlar ve yapılan tespitler temelinde, Marx felsefesinde ahlak problemine dair bir temellendirme yapılabilir mi? sorusunun cevapları bulunmaya çalışılmıştır.
Nâbî'nin Hayriyye adlı eserindeki ayet ve hadis iktibasları ile Nâbî'nin dinî ve ahlaki bakış açısı
Yusuf Nâbî, XVII. yüzyılda yaşamış önemli bir şair ve fikir adamıdır. Nâbî'nin yaşadığı dönemde siyasi manada yaşanan olumsuzluklar sosyal hayata da aksetmiştir. Nâbî, toplumda yaşanan bu olumsuzluklara kayıtsız kalmamış ve toplumun düştüğü buhrana yönelik eserler kaleme alarak bunlara çözüm önerileri sunmaya çalışmıştır. Nâbî'nin bu minval üzere kaleme aldığı eserlerinden biri de Hayriyye adlı mesnevisidir. Nâbî, Hayriyye adlı mesnevisini genç oğlu Ebu'l Hayr'a ithaf etmiştir. Nâbî, bu eserinde oğluna ibadetlerden ahlaka, meslek seçiminden adâb-ı muaşerete kadar hayatta karşılaşabileceği her merhale hakkında malumat vermiş ve nasihatlerde bulunmuştur. Ancak Nâbî, bu nasihatleri verirken oğlunu sadece bir örnek olarak göstermiştir. Aslında Nâbî, eserinde verdiği bütün öğütleri oğlu şahsında tüm Osmanlı toplumuna hitaben söylemiştir. Nâbî'nin buradaki esas gayesi, verdiği öğütlerle toplumda meydana gelen çözülmenin önüne geçebilmektir. Nâbî'nin Hayriyye'sinde birçok dinî ve ahlaki muhteva yoğun olarak görülmektedir. Nâbî'nin eserindeki dinî ve ahlaki muhtevanın kaynağını ise ayet ve hadisler oluşturur. Bu çalışmada Nâbî'nin eserini oluştururken yararlandığı ayet ve hadislerin tespiti yapılacak ve buradan da hareketle Nâbî'nin din ve ahlak görüşü ortaya konmaya çalışılacaktır.
Geleneksel çevre etiği anlayışlarının eleştirisi ve bütüncül bir etik inşâsı: Biyosferik etik
Biyosferi yok oluşun eşiğine sürükleyen çevresel problemlerin kaynağına içkin birçok bilim insanı, aktivist ve filozof görüş bildirmiştir. Ekolojik krizin kaynağı kimilerine göre mevcut kapitalist sisteme, bir başka anlayışa ilişkin olarak ise sanayi devrimi ve nüfus artışı gibi faktörlere bağlanmaktadır. Ekolojik krizle birlikte tüm canlı yaşamı için uygun ortam yok olmaktadır. Hâlbuki insanlık, yerleşik yaşama geçişinden bugüne en uygun ortamı ve insanı arama çabası içerisindedir. Bu arayış, artık yaşamsal bir boyuta ulaşmıştır. Zira kimi alternatif görüşlere göre, içerisinde bulunduğumuz asır kaos ortamı/ yok oluş çağı olarak nitelendirilmektedir. Bu çalışma bir yandan geleneksel çevre etiği anlayışlarını eleştirirken, diğer taraftan insan-doğa ilişkilerini, onto-epistemik manada tin ile logos arasındaki köprüleri kaldırmadan karşılıklı fayda birlikteliğini yeniden inşa etmek istemektedir. Nous-logos diyalektiğini tinden tene yolculuk ekseninde anlamayan kavrayış ekolojik krizin çözümünü, atmosferdeki karbon miktarının azaltılması, az enerji tüketen beyaz eşyalar kullanılması vs. gibi salt mekanik çözümlerde aramaktadır. Hâlbuki bu tarz mekanik, kavrayışa endeksli çözümler, birkaç asırdır süregelen sorunu çözmek yerine, onu daha fazla büyütmektedir. Günümüzde insan-doğa ilişkilerinin daha fazla kriz üretmemesi için mekân-insan ilişkilerinin yeniden inşa temelinde, hatta radikal bir teori-pratik düzlemde dönüştürülmesi elzemdir. Doğa ancak bu yolla fark edilecek ve etik üzerinden bir iletişim sağlanacaktır. Bu araştırmada yerel bir çevre probleminden devasa bir sorunlar yumağı haline dönüşen ekolojik kriz karşısında bütüncül bir Biyosferik Etik fikri öne sürülmüştür.
Nietzsche felsefesinde toplum kimliği olarak din
Nietzsche din ve ahlâk alanındaki dikkat çekici görüşleri nedeniyle sürekli gündemde olan ve üzerine en çok çalışılan filozoflardan biridir. Bu çalışmanın amacı Nietzsche'nin eserlerini merkeze alarak ahlâk üzerine düşüncelerini betimlemek, soylu ve zayıf ahlâk sınıflandırmasından hareketle dinler hakkındaki görüşlerini incelemektir. Çalışmanın temel iddiası filozofun dinleri toplumların kimlikleri olarak gördüğü, dinlerin toplumları her yönüyle betimlediğidir. Çalışmanın birinci bölümünde Nietzsche'nin dinsel metinlerde başvurduğu kaynak seçim yöntemi açıklanmış, dinsel çalışmalarda kullanılabilecek bir yöntem önerisi yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Nietzsche'de doğalcı tutum ve doğanın anlamsızlığı, insan davranışlarının temeli, içgüdüler ve filozofun soylu ve zayıf insan düşünceleri betimlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Nietzsche'de dinin toplum kimliği olarak görüldüğü savunulmuş, Nietzsche'nin din incelemeleri betimlenerek filozofun incelemeleri yorumlanmış ve tartışılmıştır.
Iris Murdoch'ın felsefi eserlerinde iyilik kavramı
Bu çalışmada, yirminci yüzyıldaki önemli düşünürlerden olan Iris Murdoch'un ahlak felsefesi ve bu felsefenin temelindeki iyi kavramı varoluşçulukla ilişkisi içerisinde incelenmiştir. İlk olarak Iris Murdoch'un yaşamı ve yaşamındaki önemli dönüm noktalarının felsefesine yansılamaları irdelenmiştir. Sonraki bölümde ise ana hatlarıyla varoluşçuluğun nasıl bir felsefe olduğu, ahlak felsefesi alanındaki çıkarımları, Iris Murdoch'un ahlak felsefesi ve varoluşçuluğa sunduğu katkılar ve itirazlar tartışılmaya çalışılmıştır. Daha sonraki bölümün konusunu ise felsefe tarihinde iyi kavramının nasıl anlaşıldığı, farklı dönemlere ait düşünürlerin iyi kavramı hakkındaki görüşleri ve son olarak Iris Murdoch'un iyi kavramının incelenmesi oluşturur.
Ahlaki olgunluğun yordanmasında kişilik özelliklerinin ve değişkenlerin incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin kişilik özelliklerinin ahlaki olgunluğu yordama etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Kampüsünde öğrenim gören 335 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Sosyo-Demografik Form, Ahlaki Olgunluk Ölçeği ve Beş Faktör Kişilik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi pearson korelasyon analizi, Bağımsız örneklemler t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve regresyon kullanılarak yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda bazı kişilik özellikleri ile ahlaki olgunluk arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur: Beş faktörlü kişilik özelliklerinden yumuşak başlılık alt boyutu ile sorumluluk alt boyutunun kişilerin Ahlaki Olgunluk Ölçeği puanlarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Benzer şekilde ahlaki olgunluk ile Beş Faktör Kişilik ölçeğinin alt boyutlarından olan dışadönüklük, yumuşak başlılık, sorumluluk ve deneyime açıklık arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken, nevrotiklik özelliği ile ahlaki olgunluk arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Ahlak, ahlaki gelişim, ahlaki olgunluk, kişilik, beş faktör kişilik özellikleri.
Çağdaş felsefede geliştirilen doğalcı zihin kuramlarının etik ve teolojik içerimleri
Bu çalışma, insanın mahiyeti problemini konu edinmektedir. Günümüzde bu konu, zihin felsefesi içerisinde zihin-beden problemi başlığında ele alınmakta ve "Zihin nedir?" sorusu etrafında tartışılmaktadır. Söz konusu bağlamda bu çalışma, zihnin ne olduğu sorusuna çağdaş felsefede verilen yanıtları incelemekte ve bu yanıtlara hâkim olan doğalcılıktan kaynaklanan problemlere dikkat çekmektedir. Ayrıca doğalcılıktan kaynaklanan problemlerin aşılmasında plastisite kavramına başvurarak ve Chomskyci bir doğalcılık önerisi sunarak doğalcılığı revize etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, çalışmanın ilk kısmında, doğalcılığı ortaya çıkaran tarihsel süreçten; bilimcilik idealinden ve indirgemecilikten söz edilmektedir. Doğalcı yaklaşımın niteliklerini göstermek bakımından çağdaş felsefede geliştirilen altı zihin kuramı ele alınmaktadır. İkinci kısımda, çağdaş felsefede geliştirilen zihin kuramlarının doğalcı yapısının içerimlerinden söz edilmektedir. İçerimlerin etik ve teolojik bakımdan serimlenmesi neticesinde ortaya çıkan bazı problemler nedeniyle "Bir teist doğalcı olabilir mi?" sorusu cevap bekleyen bir soruya dönüşmektedir. Bu soru özelinde, bahsi geçen problemler özgür irade konusu etrafında tartışılmaktadır. Doğalcılığın indirgemeci ve belirlenimci nitelik arz eden biçimlerine alternatif bir bakış açısı olarak plastisite ve Chomskyci doğalcılık incelenmekte, doğalcılığa getirdikleri açılımlar serimlenmektedir. Böylece yeni bir doğalcılık önerisi sunulmaktadır. Bu öneriyle teizm ve doğalcılık arasında zorunlu bir çatışma olmadığı, indirgemeci ve belirlenimci olmayan bazı doğalcılık biçimleri olabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu sonucun, zihin çalışmalarına özgür irade konusu etrafında etik ve teolojik açıdan katkı sağlaması beklenmektedir.
Vâhidî'nin Cinânü'l-cenân'ı (inceleme-metin)
Vâhidî'nin Cinânü'l-cenân'ı adlı yüksek lisans tezinde, şair Vâhidî ile ilgili tespitler yapılarak edebî kişiliği ve sanat yönü belirlenmeye çalışılmıştır. Cinânü'l-cenân adlı eserin, tespit edebildiğimiz biri yazma diğeri matbu iki nüshası karşılaştırılarak nüshalar arasındaki farklar belirlenmeye çalışılmıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır.Giriş bölümünde, Vahidi'nin yaşadığı döneme ait kaynaklar taranarak şairin hayatı ve edebî kişiliği tespit edilmeye çalışılmıştır.Birinci bölümde, Cinânü'l-cenân'ın şekil ve muhteva yönünden kısaca incelemesi yapılmıştır.İkinci bölümdeyse, Cinânü'l-cenân'ın iki nüshası karşılaştırılarak mukayeseli bir trankripsiyonlu metni ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu bölümde, trankripsiyonlu metinden önce nüshalar tanıtılmış ve metnin kurulmasında izlenen yol ortaya konmaya çalışılmıştır. Son olarak metnin sonunda kısa bir dizin oluşturulmuştur.Bu tezle, iki nüshası olan ve içerisinde 228 vecizenin açıklaması bulunan eserin metni ortaya konulmuş; eserin ve şairinin Türk edebiyatı tarihi açısından değeri ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu yolla 16.yüzyıla ait eski şiirimizle ilgili yapılacak çalışmalara kaynak sağlanması amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: 16.Yüzyıl Klâsik Türk Şiiri, Vâhidî, Cinânü'l-cenân, tasavvuf, vecize.
Mustafa Rahmi Balaban'da din ve ahlâk anlayışı
Bu tez; psikoloji, pedagoji, felsefe, ahlâk, Türk dili, çocuk edebiyatı, medeniyet ve kültür tarihi gibi alanlarda telif ve tercüme faaliyetlerinde bulunan, Mustafa Rahmi Balaban'ın din ve ahlâkla ilgili görüşlerini ortaya koymaya çalışmaktır. Balaban'ın kırk üç yıl süren eğitim ve idarecilik çalışmaları yanında yazım faaliyetleriyle de ülkesinin gelişmesinde ve Batı kültür ve değerinin tanıtılmasında önemli etkisi olmuştur. Mustafa Rahmi Balaban, cumhuriyetin ilk döneminden itibaren önemli ansiklopedistlerden biri olmuş, ahlâk ve din alanında öncülük etmiştir. Düşünürümüz, Eski Çağda kabul edilen sadece dine dayalı ahlâkı yanlış gördüğü gibi, Modern Çağda kabul edilen yalnızca bilime dayalı ahlâkı da yanlış görmektedir. Ona göre ahlâkın ikisini bir arada oluşturmak en faydalı olanıdır. Bilime dayalı ahlâk nasıl kusurluysa, dine dayalı ahlâk da kusurludur. Bazı dini hükümlerin çağlara göre değiştirilmesini ve bunun bilimle desteklenmesini savunmakta olduğu görülmektedir.
Öğrencilerin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumları: Düzce ili örneği
Tarih boyunca çeşitli yollarla sosyal koruma amacıyla sosyal güvenlik uygulamaları bireyler ve devletler tarafından yürütülmeye çalışılmıştır. Gerek geleneksel gerekse çağdaş sosyal güvenlik sistemlerinin etkili şekilde işleyebilmesi için ihtiyaç duyulan en büyük olgu finansmandır. Sosyal güvenlik sisteminde finansman sorununun ortaya çıkmasına neden olan faktörler, aktif pasif dengesinin sağlanamaması, kayıt dışı istihdamın artması, erken emeklilik uygulamaları, yetersiz denetimler, toplanan primlerin gerekli şekilde değerlendirilmemesi şeklindedir. Bu problemlerin alt metninde yer alan asıl neden ise bireylerin, toplumun yeterli seviye de sosyal güvenlik ahlakına sahip olmamasıdır. Sosyal güvenlik ahlakı, sosyal güvenlik sistemine kayıtlı olanlar tarafından kanunen şartları belirlenmiş prim miktarlarını istekli şekilde ödemeleri şeklinde tanımlanmaktadır. Bu çalışmada ahlak kavramı, ahlak felsefesi, Türk sosyal güvenlik sisteminin tarihçesi ve finansman sorunlarından bahsedilmiştir. Çalışmada Düzce Üniversitesi'nde öğrenim gören fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulu (MYO) öğrencilerinin; cinsiyetleri, öğrenim dereceleri, iş tecrübesinin varlığı ve çalışma şekillerinin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumlarının etkilenmesinin söz konusu olup olmadığı problemi ile araştırma yapılmıştır. Araştırmanın problem sorusuna cevap bulabilmek adına yapılan çalışmada basit tesadüfi örneklem yöntemi kullanılmıştır. Buna göre seçilen örneklem içerisinde yer alan 500 öğrenciye sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutum ölçeği anketi uygulanmıştır. Anket 5 dereceli Likert tipi ölçek kullanılarak hazırlanmış, veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi için de AMOS programı kullanılmıştır. Yapılan ankette kanuna aykırılık boyutu, sigortayı gereksiz görme boyutu ve sigortalılık bilinci olarak üç ayrı boyuta ulaşılmıştır. Bu anket çalışmasının sonuçlarına göre, Düzce Üniversitesi'nde öğrenim gören fakülte, yüksekokul ve MYO öğrencilerinin; cinsiyetleri, öğrenim dereceleri, iş tecrübesinin varlığı ve çalışma şekillerinin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumlarının etkilendiği ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin cinsiyetleri ile sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumları arasında anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma şekli ile sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutum arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Lisans ve ön lisans öğrencileri arasında sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumlarında anlamlı bir farklılık olduğu, iş tecrübesi olan ve iş tecrübesi olmayan öğrencilerin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumları arasında anlamlı bir farklılık görüldüğü, çalışılan sektör ile sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutum arasında anlamlı bir farklılığın var olduğu anlaşılmıştır.
Rasim Özdenören'in eserlerinde Müslüman ahlakı
Ahlâk; davranış, kural, kalıp ve biçimleriyle kişisel ve toplumsal düzeyde geçerliliği kabul edilmiş olan değer yüklü bir sistemdir. Bu değer yüklü sistemin içeriği belirli etmenlerin bağlamında şekillenmektedir. İlgili etmenler içerisinde ayrıcalıklı bir konum teşkil eden din ise ilke ve esaslarını, toplumsal düzeyde ahlâk sistemi ile kaim kılmaktadır. Dolayısıyla tabiatları itibariyle mündemiç olan bu iki sistem üzerinden konuşulacak olursa ahlâktan bağımsız bir dindarlığın teorik düzlemde karşılığı bulunmamaktadır. Bununla birlikte, pratik düzlemde çağlar boyunca dinin, ahlâk sistemi üzerindeki rolleri de tartışılagelmiştir. Özellikle modernleşme sürecindeki değişim ve gelişimlerin etkisiyle ahlâk sisteminin menşei ve ilkelerine dair birçok düşünür, filozof ve sosyolog farklı fikirler öne sürmüş ve söz konusu fikirler de başta Batı toplumlarında olmak üzere toplumsal düzlemde pratik yansımalarını bulmuştur. İlgili tartışmalar bağlamında Rasim Özdenören, toplumsal düzlemde etkisini sürdüren ve sürdürmekte olan bu din ve ahlâk sisteminin içkin doğasını aşkın boyutlarıyla "Müslüman Ahlâkı" çerçevesinde eserlerine yansıtmış ve işlemiştir. Bu çalışmada ise toplumsal düzlemde din ve ahlâk sistemlerinin bütünleşik boyutları ve modernizmin getirdiği toplumsal değişim sonuçları bağlamında "Müslüman Ahlâkına" dair özgün yaklaşım ve yorumlarda bulunan Özdenören'in eserlerindeki anlatımlar ele alınmıştır. Bu eserler ve anlatımlar dokümantasyon yöntemiyle incelenerek, din sosyolojisi perspektifinde anlayıcı yaklaşımla analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahlâk, İslâm Ahlâkı, Takva, Tasavvuf, Maneviyat, Özdenören, Müslüman Ahlâkı, Modernleşme
Kant'ın ahlak yasasının normatif içeriği: Maksimleri yeniden düşünmek
Bu çalışmada, ahlak kuramları arasında başat yeri olan Kant'ın ahlak felsefesi, ödev ahlakı incelenmiştir ve Kant ahlakının formel değil, normatif olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Kant'ın ahlak felsefesini anlatmakta başvurduğu ödev örnekleri, günümüz ahlak perspektiflerinden bakıldığında sorunludur. Bu ödev örneklerinden olan birincisi "Yaşamını Devam Ettirme Ödevi" ve üçüncüsü "Yeteneklerini Geliştirme Ödevi" özellikle tartışmalıdır. Kant ahlak yasasını oluşturan ödevleri göstermek isterken öznel ilkelerden yani maksimlerden yola çıkar. Bu maksimlerin kendi kendileriyle çeliştiğini göstererek, maksimlerin tersinin ödev olduğu sonucuna varır. Kant ödev ahlakının biçimsel bir ahlak olduğunu iddia etmektedir; ona göre, ahlak felsefesi içeriksel hiçbir öğeyi içerisinde barındırmamalı ve ahlak yalnızca akıldan ve aklın idelerinden türetilmelidir. Kant'ın ahlaki maksim örneklerine vermiş olduğu örneklerde bu iddiasının dışında bazı içeriksel bulgular olduğu çalışmada iddia edilmiştir. Maksimleri ve ödevleri ayrıntılarıyla tartışması, ayrıca hem Pratik Aklın Eleştirisi hem de Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi kitaplarında aynı örnekleri kullanması, Kant'ın bu ödevleri ahlak yasası olarak buyurduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, Kant ahlakı, Kant'ın kendisinin iddia ettiği gibi biçimsel değil, kural koyucu, normatif bir ahlak felsefesidir. Anahtar Kelimeler: Kant, Ahlak, Ödev, Maksim, Formel Ahlak, Normatif Ahlak
Filmlerle ahlak felsefesi: İyinin ve kötünün gösterimi üzerine bir soruşturma
İyi ve kötü değerleri, yalnızca günlük hayatın işlerlerinde değil aynı zamanda gerçekliğin aktarımı olarak sinemanın kendi operasyonlarıyla da sıkça önümüze sunulur. Eğer insan davranışına ait belli kuram veya formüller üzerine yoğunlaşmak Etik Felsefesinin başlıca bir göreviyse; eyleme, dönüşüme, gerçekleşmeye ve var olmaya ilişkin sunulara en yatkın sanat olan sinema sanatı da ahlakın iyi'si ve kötü'sü üzerine çokça düşünebilmektedir. Tez, bu anlayış ile birlikte sadece ahlak felsefesinin değil, sinemanın da eylemlere atfettiği değerleri Utanç (Bergman, 1968) filmiyle rasyonel iyi ve kötü, Onur Savaşı (Vinterberg, 2012) filmiyle duygusal iyi ve kötü ve son olarak da Notre Dame'ın Kamburu (Delannoy, 1956) filmiyle estetik iyi ve kötü olarak üçe böler. Anlaşılması ve gelecek sinema felsefesi çalışmalarına ilham olması ümidiyle tez, ahlakın üç kategorisi üzerine düşünürken bunları, filmlerin kendi doğal dünyalarıyla çatışmaya sokar. Dördüncü bölüm ve sonuç bölümünde ise bu kategorileştirmeyi camın dışından izlemeyi önerir. Çalışma, Ahlak Felsefesi adına pek çok kavramdan bahsetmekle kalmaz, bunların yıkım veya tekrardan inşası için okuyucuya birçok ipuçları verir. Sonuç bölümündeyse ahlak felsefesine ait mefhumlar üzerine sinematik çıkarımlarda bulunur.
Dede Korkut nüshalarının karşılaştırılması ve felsefi çerçevede değerlendirilmesi
Türk toplumunun kültür ve düşüncesinin destansı bir şekilde anlatıldığı Dede Korkut hikayeleri, Türk halk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Türk tarihinde zengin bir dil ile hafızalara kazınan destansı hikayelerin bize verdiği bilgiler hala geçerliliğini korumaktadır. Türk milletinin hafızasının aktarıldığı bu özel metin, Oğuzların sosyal, siyasi ve kültür faaliyetlerine ışık tutmakta, Türk felsefesinin yapı taşlarını bizlere sunmaktadır. Dede Korkut hikayeleri, sözlü gelenek döneminde toplum bilinci ve eğitimi için hikaye anlatımı yoluyla oluşmuş ve daha sonra yazıya aktarılmıştır. İki adet nüshası bulunan hikayelere 2019 yılında bir nüsha daha eklenmiştir. Okumalar sırasında yazmalardaki benzerlik ve ayrılıklar, yazım tutarsızlıkları ve kelime farklılıkları tespit edilmiştir. Felsefi bir bakış açısıyla öteki konusunu Oğuzların nasıl değerlendirdikleri, din ve şamanizm unsurları ve etik ilkeler bağlamında toplum düzeni üzerinde durulmuştur.
Erich Fromm'un ahlak anlayışı
Hümanist ahlak geleneğinin önde gelen temsilcilerinden olan Fromm, insan açısından iyi olanı bulmak için insanın doğasını öğrenmemiz gerektiğini çünkü insan doğasında ahlaki eylem kurallarının kaynaklarının bulunduğunu söyler. Ayrıca Fromm, insanı ve onun duygusal ve akli rahatsızlıklarını anlamanın, onun değerlerini ve ahlaki çelişkilerinin doğasını anlamadan mümkün olmayacağını vurgulayarak felsefenin bir dalı olan ahlak problemlerini psikolojinin yardımıyla yorumlamıştır.Fromm'a göre otoriter ahlak anlayışıyla belirlenen ahlaki normlar dışsal olmasından dolayı insanlar, niçin ahlak normlarına itaat etmeleri gerektiğini bilmezler. Çünkü bu anlayış insanın iyi veya kötüyü ayırt etme kapasitesini reddeder; kural belirleyici her zaman için bireyi aşan bir otoritedir. Otoriteye maruz kalan kişinin düşünceleri dikkate alınmaz. Böyle bir sistem ne akıl nede bilgi üzerine kurulmuştur.Bir diğer ahlak görüşü olan hedonizm ise hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüştür. Hedonizm bu yönüyle hiçbir nesnel geçerliliği olmayan bireyin keyfi tercihlerini veya hoşnutsuzluklarını kriter alması nedeniyle ne akıl ne de bilgiye dayanır.Fromm, hümanist ahlak anlayışı ile nesnellikten vazgeçmeden, otorite tarafından belirlenmemiş davranış normları ve değer yargıları ortaya çıkarılabileceğin ve insan için iyi olan iyilerin ve kötü olan kötülerin ortaya konulabileceğini savunur. Humanist ahlaki düşünce geleneği, bireyin özerkliği ve mantığına dayanan değer sistemleri için bir temeldir. Humanist ahlak anlayışı ahlakta, otoriteye ve göreceliğe karşı çıkar. İnsan için neyin iyi ve neyin kötü olduğunu bilmek insan doğasını anlamaktan geçer. Böylece oluşturulacak ahlaki normlar dışsal olarak değil kendi doğamızın gereklilikleri olarak kabul edilecektir.
Ali Kemal'in İlm-i Ahlak adlı eserinin Latin harflerine aktarılması ve değerlendirilmesi
Ali Kemal, Osmanlı Devleti'nin son dönemleri ile Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşamıştır. Birçok eser kaleme alan Ali Kemal, devlet adamı olarak da birçok önemli görevde bulunmuştur. Çalışmamızın konusu olan "İlm-i Ahlak" adlı eserinde Ali Kemal, daha çok pratiğe ağırlık vermiştir. Ahlaki faziletler yeri geldiğinde ayet ve hadislerle temellendirmiş; ancak ayetlerin numaraları, sure isimleri ve hadis kaynakları sayfalarda belirtmemiştir. Bu eseri, Halep'te Mekteb-i İ'dâdî muallimi bulunduğu sırada Maa¬rif Nezâreti tarafından açılan yarışmaya katılmak için i'dadilerin yedinci yılı ders programına uygun olarak hazırlamıştır. Ahlak-ı amelî ve ahlak-ı nazarî olmak üzere iki ana bölümden meyda¬na gelen ve yazarının daha çok "ferdî ve içtimai ahlak" üzerinde durduğunu belirttiği bu eser dinî kaynaklara, bil¬hassa konu ile ilgili ayet ve hadislere da¬yanılarak hazırlamıştır. "Hatime" kıs¬mında belirttiğine göre yazar eserini sa¬de bir dille kaleme almakla beraber ge¬rektiğinde edebî bir üslûp kullanmış, bu arada konu ile ilgili Arapça ve Farsça be¬yitlerle kelâm-ı kibarlara da yer vermiş¬tir. Hadisler konusunda Sahîh-i Buhârî ile Süyûtinin el - Camiu's- Sağır'inden istifade ettiğini ve mevzu hadisler için de Süyûti'nin el-Le'âli'l-masnû'a fi'l-ehâdîsi'l - mevzuasına başvurduğunu belirtmiştir. Eser Ali Kemal'in dinî bil¬gi ve görüşlerini aksettirdiği kadar dinî kaynaklara hâkimiyetini de göstermekte ve şimdiye kadar sözü edilmeyen önemli bir yönünü ortaya koymaktadır. Ayrıca Türkçe, Arapça olmak üzere ahlaki ve hikemî manzumeler, peygamber kıssaları ve İslam tarihinden almış olduğu örnek ahlaki davranışlarla eserin muhtevasını zenginleştirmiştir. Eflâtun, Aristo, İbn Sina, gibi ünlü ahlak filozoflarından yaptığı nakiller, müellifin geniş bilgi ve kültürünü göstermekle beraber etki açısından esere büyük bir güç kazandırmaktadır. İlm-i Ahlak'ın Cumhuriyet'in ilk yıllarında Suriye'nin Halep şehrinde yazılması, o dönemde Osmanlı toplumunun bırakılmış ahlaki yapısını, dönemin aydınlarının ideal ahlak görüşlerini yansıtması ve kültürel etkileşim bakımından değerli bir eserdir.
Soren Kierkegaard'ın ahlak anlayışı
Soren Kierkegaard, 19. yüzyılın başlarında yaşamış Danimarkalı bir düşünürdür. Döneminin sosyal ve dini kurumlarına yaptığı eleştirileriyle ün salmıştır. Eserlerinin değeri ancak 20. yüzyılın sonlarında anlaşılmaya başlanmıştır. Kierkegaard, melankoliyi yaşam tarzı haline getirmiştir. Sokrates'ten sonra en önemli ironist Soren Kierkegaard'dır. Kierkegaard, varoluşçuluk düşüncesinin temellerini atmıştır. Kierkegaard'a göre insan olmak doğuştan kazanılan bir özellik değildir. İnsan, kendini fark ederek insan olma sıfatını hak eder. Kierkegaard'ın oluşturduğu ahlak tanımlaması, din olgusu ile iç içedir. Kierkegaard, insan ahlakını üç başlık altında toplar. Bunlar; etik evre, estetik evre ve dini evredir. Estetik evre kişisel zevklerin peşinden koşan insanı, etik evre evrensel kurallara uyan insanı, dini evre ise kendini Tanrı'ya teslim etmiş insanı ifade eder. Ona göre varoluşun en üst basamağına çıkmış insan, İbrahim peygamberdir. Kierkegaard'ın ahlak anlayışı Fideizm anlayışıyla oluşturulmuştur. Fideizm, katı imancı ve teslimiyetçi anlayıştır. Kierkegaard'a göre insan, ancak Tanrı ile arasında kurulan yüce bağ sonucu mutluluğa ulaşır. İmana ulaşmak için kişinin öncelikle kendini keşfetmesi gerekir. Çünkü ancak ben olabilen insan hayatı her yanıyla kabullenir. İnsan gerçek mutluluğa ancak kendini Tanrı içine atarak ulaşabilir.
Jean Paul Sartre'ın ahlak anlayışı
İnsanın olduğu yerde ve sadece insani davranışlar ile anlam kazanan ahlak, insanların farklı yapılarından dolayı çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Genel anlamda ahlak, insanların değer ifade eden davranışları sonucu oluşan iyi ve kötü, doğru ve yanlış gibi değerlendirmelerin yapılabildiği konuları kapsamaktadır. Yüzyıllar boyunca ahlakın ölçütünün ne olduğu tartışılmıştır. Özellikle haz, fayda, erdem ve ödev gibi farklı ölçütlerin dikkate alınmasıyla çeşitli ahlak anlayışları ortaya çıkmıştır. Bunun yanında kimileri ahlak ile dini özdeş saymış, kimileri de ahlakın dinden bağımsız bir biçimde oluştuğuna inanmıştır. Dindarlara göre ahlak, çoğunlukla dini kaynaklara dayanarak dinden çıkmaktadır. Bunun aksini savunan dine karşı cephe alanlar tarafından ise ahlakın insan ürünü olduğu kabul edilmektedir. 20. yüzyılın en önemli filozoflarından biri olan Sartre da ahlakın temeli olarak insanı görmüştür. Onun görüşlerinin arka planında ateist varoluşçuluğunun izlerini görmek mümkündür. Sartre'a göre Tanrı'yı, dolayısıyla dinleri reddeden insan sayesinde ahlaki ilkeler, evrensel niteliğinden sıyrılarak öznel bir kimliğe bürünecektir. İnsan, sahip olduğu özgürlüğü sayesinde kendi ahlaki ilkelerini oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: Varoluşçuluk, Ateizm, Özgürlük, Ahlak, Jean Paul Sartre.
Ahlak felsefesi açısından Musahiplik
ÖZETYüksek Lisans TeziAhlak Felsefesi Açısından MusahiplikÇiğdem ARSLANFırat ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüFelsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalıİslam Felsefesi Bilim Dalı2012, Elazığ; Sayfa: VI + 50Yapılan bu çalışmanın ana temasını Alevi inancında önemli bir kurum olarak görülen musahiplik oluşturmaktadır.Araştırmamızda musahipliğin İslamiyet öncesi Araplardaki hılf kavramı ile arasındaki benzerliklere vurgu yapılarak daha sonra hangi etkenlerden dolayı bu kuruma ihtiyaç duyulduğuna ve nasıl ortaya çıktığına değinilmiştir. Bu kavram ahlaki açıdan değerlendirilip, etiğin bir takım kavramları ile ilişkilendirilerek, sosyal mekanizmayı sağlamadaki işlevi üzerinde durulmuştur.Anahtar Kelimeler: Musahiplik, Hılf, Alevi, Cem, Ahlak.
Basın meslek ilkelerinin İslam düşüncesi açısından değerlendirilmesi
İletişim İnsanlık tarihi kadar eski bir olgudur. İnsan bir yaratana sahib olması itibariyle yaratıcısıyla, sadece maddeden ibaret olmaması itibariyle içindeki cevher, ruhuyla ve sosyal bir varlık olması itibariyle de çevresi ile her an iletişim halindedir. İletişim kavramı her zaman önem arz etmiştir. İnsanlığın, medeniyetin, teknolojinin gelişimiyle de her geçen gün daha çok önem kazanmıştır. Yazının icadı ile birlikte yazılı basın tarihi başlar. Medeniyetin ve kültürün her geçen gün zenginleşip, olgunlaşmasına; insanların edinmiş oldukları tecrübelerini bir sonraki nesle aktarılmasının katkısı büyüktür. Bu katkının en önemli araçlarından biri yazılı basındır. Yine farklı fikirlerin yayılması, insanın bilgi sahibi olması, toplumlarda demokratik kültürün yerleşmesinde basın önemli bir araçtır. Basının birçok faydası olmakla birlikte her alet ve teknoloji gibi bu da sadece kendi çıkarlarını düşünen, ahlâki değerlerden yoksun olanların ellerinde insan ve toplum için bir felakete, tehlikeye dönüşür. İşte burada bu alanda çalışan ve basını elinde tutan kişilerin ahlâki değerlere haiz olması ve mesleki ahlâk kurallarına riayet eden kişiler olması önem arz eder. Çünkü Napolyon'un da işaret ettiği gibi insanlığın ve toplumun felaketi parasızlık, fakirlik değil, ahlâksızlıktır, ahlâkî değerlerden habersiz olmaktır. İslam, ahlâk değerlerine önem vermiş ve dinin güzel ahlâktan ibaret olduğuna işaret etmiştir.Anahtar Kelimeler: İletişim, Felsefe, Ahlâk, İslam Ahlâkı, Basın, Basın Meslek İlkeleri