Phenomenology

146 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuğa sahip anne babaların yaşam deneyimlerine derinlemesine bakış

Araştırmanın genel amacı, çocukları OSB tanısı almış anne babaların, çocuklarının OSB olması nedeniyle tanı öncesi, tanı süreci ve tanı sonrasında yaşadıkları deneyimleri ve yaşamlarının OSB sebebiyle nasıl etkilendiğine ilişkin görüşlerini belirlemektir. Araştırmanın katılımcılarını, çocukları OSB tanısı alan beş anne ve beş baba oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, nitel veri toplama yöntemlerinden yarı-yapılandırılmış görüşmeler aracılığı ile toplanmıştır. Veriler içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Veri analizi sonucunda dokuz tema elde edilmiştir. Temalar haline dönüştürülen veriler, araştırmanın bulgularını oluşturmuştur. Araştırma bulgularına göre, anne babalar çocuklarındaki OSB'ye ilişkin belirtileri en geç iki yaş civarında fark etmektedirler. Katılımcıların çocuklarındaki OSB'ye ilişkin belirtiler nedeniyle başvurdukları bazı doktorların yanlış yönlendirmeler ile çocuklara OSB tanısı konulmasını geciktirdikleri bulunmuştur. Anne babaların çoğunlukla çocuklarının tanı sonrası devam edeceği eğitim merkezine başlama sürecinin, çocuklarına tanı koyan uzmanın yönlendirmesi ile olduğu görülmüştür. Anne babalar çocuklarının aldıkları eğitim sayesinde daha sosyal hale geldiklerini, çeşitli günlük yaşam ve özbakım becerilerini kazandıklarını ifade etmişlerdir. Katılımcıların OSB olan bir çocuğa sahip olmaları nedeniyle iş yaşantılarında emekli olma, yarı zamanlı (part-time) çalışmaya başlama, işi bırakmak zorunda kalma gibi çeşitli olumsuz etkiler yaşadıkları bulunmuştur. OSB tanılı kardeşi olan çocukların, kardeşlerinin tanısı nedeniyle kendilerini ikinci planda kalmış hissettikleri ve yaşlarından olgun bir kişiliğe sahip oldukları anne babalar tarafından ifade edilmiştir. Katılımcılar çocuklarının OSB olması nedeniyle sosyal hayatta ve eşleri ile olan ilişkilerinde, çocuklarının tanı ve eğitim sürecinde çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını belirtmişlerdir. Anne babaların karşılaştıkları bu zorluklarla baş etmek için farklı yöntemler kullandıkları anlaşılmıştır. Bazı katılımcılar ise çocuklarının OSB olması nedeniyle, hayata daha farklı bir gözle bakma ve kendini daha güçlü hissetme gibi çeşitli olumlu duygular yaşadıklarını açıklamışlardır. Anne babaların büyük bir kısmının çocuklarının geleceğine ilişkin çeşitli kaygılar yaşadığı ve çocuklarının gelecekte bağımsız yaşayabileceği bir duruma gelmesini istedikleri belirlenmiştir. Bulgular sonucunda, alanyazına katkı getirebilmek amacıyla ileri araştırmalara gereksinim duyulmaktadır. Araştırma sonuçları ışığında uygulamaya yönelik öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: OSB olan çocuğa sahip anne babalar, yaşam deneyimleri, nitel araştırma, anne baba görüşleri, yarı-yapılandırılmış görüşme, fenomenoloji (görüngübilim).

Ana-baba tutumuFenomenolojiOtistik bozukluklar+7
Uğur Yassıbaş
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Aile eğitimine devam eden işitme kayıplı çocuk babalarının babalık deneyimlerine ilişkin algılarının incelenmesi

Görüngübilim çalışması olarak desenlenen bu araştırmanın amacı aile eğitimine devam eden işitme kayıplı çocuk babalarının babalık deneyimlerine ilişkin algılarının incelenmesidir. Araştırmanın katılımcıları aile eğitimine devam eden, 0-3 yaş aralığında çok ileri dereceli işitme kayıplı çocuğu olan yedi babadır. Araştırma verileri yarı-yapılandırılmış görüşmeler, yansıtmalı araştırmacı günlükleri ve doküman incelemesi teknikleriyle toplanmıştır. Görüşme verileri yazıya dökülmüş ve kodlanmıştır. Görüngübilim yöntemi analizi yoluyla 91 kod, 13 alt-tema ve 5 temaya ulaşılmıştır. Araştırma bulguları; babaların rol, görev ve sorumluluklarını genellikle normal işiten çocuk babalarıyla benzer şekilde algıladığını, fakat çocuklarının kullandığı işitme teknolojilerinin ve bakımlarına ilişkin ekonomik durumların önemini farklılık olarak vurguladıklarını göstermektedir. Bunun yanında babaların çocuklarının gelecekleriyle ilgili kaygılarını ve buna bağlı desteklerini dile getirdikleri görülmektedir. Ayrıca babaların çocuklarının devam ettiği aile eğitimi programına ilişkin olumlu bakış açılarına sahip oldukları ve faydalı olduğuna inandıkları ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan aile eğitimi programlarına yönelik memnuniyetlerinin yanında babalar, aile eğitimlerinin çalışma takvimleri düşünülerek daha uygun zamanlarda gerçekleştirilmesi, çocuklarının eğitimleriyle ilgili daha fazla bilgilendirilmek, diğer ailelerden destek almak istedikleri ve psikolojik rehberliğe ihtiyaç duydukları bulgular arasındadır. Bu araştırmanın işitme kayıplı çocuk babalarının deneyimleri ve algılarıyla ilgili alan yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca ilgili alanda çalışan uzmanlara, öğretmenlere ve ailelere babalar konusunda yol gösterici olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Babalar, İşitme kaybı, Babalık deneyimi, Görüngübilim.

Aile eğitimiBaba katılımıBaba- çocuk ilişkisi+7
Fatih Mehmet Acar
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrenci-öğretmen-veli bağlamında sanat eğitimi

Günümüzde üreten, eleştiren, sorgulayan ve farklı düşüncelere saygı duyan bireylerin yetişmesi, onların hem bilişsel hem de duyuşsal alanların gelişimine odaklanan bir eğitimle mümkün olur. Görsel Sanatlar dersi çocukların, bireysel gelişim hızına uygun olarak yapılan araştırma, inceleme, keşfetme, yorumlama ve yaratıcı bir ürün ortaya koyma etkinlikleri sonunda dengeli bireyler olarak yetişmesini sağlayan önemli alanlardan biridir. Bu araştırmanın amacı öğrenci, öğretmen ve velilerin görüş ve deneyimlerine dayalı olarak ilkokul Görsel Sanatlar dersinin niteliğini etkileyen faktörler, yapılan etkinlikler, karşılaşılan sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinin olgubilimsel bir yaklaşımla incelenmesidir. Araştırmada, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde olgubilim araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Gaziantep ilinde bulunan ilkokullardaki 4.sınıfta öğrenim gören altı öğrenci ve onların öğretmen ve velilerinden oluşturulmuştur. Araştırma verileri, iki oturum olarak yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler, öğrenci günlükleri ve ders planlarından toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, öğrenci, öğretmen ve velilerin Görsel Sanatlar dersinin gerekli ve önemli olduğunu düşündüğü, ancak bu dersin amaçları ve çocuklara sağladığı yararlar hakkındaki düşüncelerinin sınırlı kaldığı görülmüştür. Sınıf öğretmenleri Görsel Sanatlar dersini işlemeye yönelik kendilerini yetersiz görmekte; ders saati, ortam, araç-gereç yetersizliği ve diğer derslerin yoğunluğu gibi sorunlardan dolayı derste yapılan etkinlikler resim çalışmalarıyla sınırlı kalmakta ve bu nedenle Görsel Sanatlar dersinin amaçlarına ulaşılamamaktadır. Öğrenci, öğretmen ve veliler karşılaştıkları sorunların çözümüne yönelik olarak ders saatinin artırılması, dersin içeriğinin değiştirilmesi, dersi branş öğretmenleri vermesi, okullarda atölye düzenlenmesi, sınıf mevcudunun azaltılması, öğretmen kılavuz kitapları geliştirilmesi, lise ve üniversite giriş sınavlarında Görsel Sanatlar dersine yer verilmesi gibi önerilerde bulunmuşlardır. Anahtar Sözcükler: Sanat Eğitimi, İlkokul, Görsel Sanatlar Dersi, Veli, Sınıf Öğretmeni, Olgubilim.

Aile içi ilişkilerAna-baba-genç ilişkileriEğitim sistemi+7
Nurgül Çakmak
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Varlık vergisinin fenomenolojisi

Fenomenoloji kesin olan husus ile kesin olma iddiasındaki husus arasında eleştirel bir yaklaşımdır. Bu eleştirel yaklaşım varlığın özüne ulaşmada yardımcı bir araç olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte söz konusu yaklaşım ekonomi ve maliye alanında da uygulanabilir. Örneğin, ekonomik krizlerin sebeplerini açıklamada kullanılan iktisadi nedenler kesin olan nedenlerdir. Ancak, bunun arkasında yatan nitel nedenler ise kesin olma iddiasındaki hususlardır. Bu çalışmada da 1942 ve 1943 yılları arasında Türkiye'de uygulanan varlık vergisinin fenomenolojik sorgulaması yapılmıştır. Varlık vergisi iktisadi, mali ve hukuki olarak yanlış bir şekilde uygulanan bir vergidir. Fakat varlık vergisinin uygulanma sebeplerine bakıldığında gerekli bir vergi olduğu anlaşılmaktadır. İki çelişki arasındaki fenomenolojik yaklaşım ortaya konulması bu çalışmanın hipotezini oluşturmaktadır.

DemokratikleşmeEkonomik krizFenomenoloji+3
Öner Gümüş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

20. yüzyıl tıp tarihinde hasta-hekim ilişkisinin fenomenolojik analizi

20. yüzyıl tıbbı, bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile önemli ilerlemeler kaydetmiş olmasına rağmen, söz konusu yüzyılın tıbbi dünya görüşü, hastalık deneyiminin tam olarak anlaşılmasını engelleyen patolojik ve anotomik hastalık görüşüne bağlı olarak, hastalığın belli paradigmalar içerisinde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Hekimin bir teori içerisinde, hastayı teori nesnesi kılarak hastalığa yaklaşımı, hasta-hekim ilişkisinde birtakım sorunları açığa çıkarmıştır. Bu bağlamda çalışmada, felsefenin tıp tarafından ihmal edildiği modern tıp anlayışında, hasta-hekim ilişkisinin analizi için, fenomenolojik yöntem ve bu yöntemin günümüz tıbbında uygulanabilirliği ve bu uygulanabirliğin hangi boyutlarda olduğu/olabileceği konusu ele alınmıştır. Tıpta fenomenoloji, hasta olan-ın yaşadığı hastalık deneyimin, (birincil şahıs hastalık deneyiminin) betimlenmesine izin veren bir olanak olarak, tıp pratiğinde hastanın hastalığı yaşama şekli ile hekimin hastaya bakış açısının farklılığını ortaya koyma imkânıdır. Böylece tıbbi ilerlemelerdeki tüm olumlu gelişmelere rağmen, hastanın fiziksel bedenine indirgendiği bir tıp yaklaşımını eleştiren ve teori öncesi bir yöntem ve düşünme biçimine işaret eden fenomenoloji, tıbbi fenomenlerin, (hastalık, sağlık vb. gibi) deneyimleyenlerin perspektifinden keşfedilmesini sağlamaktadır. Tıpta felsefe bağlamında konu ile ilgili materyallerin incelendiği (doküman analizi) ve fenomenolojik yöntemin kullanıldığı çalışmada, tıbbi olay ve durumları anlamak için felsefi bir yöntem olan fenomenolojinin tıpta büyük bir olanak olduğu sonucuna varılmıştır.

20. yüzyılDoktor-hasta ilişkileriFelsefe+3
Tuğşat Güzeloğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ve yabancı öğrencilerin üniversiteye uyum süreçlerinin incelenmesi: Nitel bir araştırma

Bu tezin konusu; Türk ve yabancı üniversite öğrencilerinin üniversiteye uyum sürecini nitel araştırma yöntemleri kullanılarak incelemektir. Araştırmada Türk ve yabancı öğrencilerin üniversiteye uyum deneyimlerini keşfetmek amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Bu tezin önemi; Türk ve yabancı üniversite öğrencilerinin üniversiteye uyum süreçlerini birlikte incelemesidir. Bu araştırmada çalışma grubu belirlenirken olasılığa dayalı olmayan örneklem türlerinden, kriter (ölçüt) örnekleme seçilmiştir. Çalışma grubunda verinin doygunluğa ulaşmasına dikkat edilerek 16 Türk, 12 yabancı üniversite 2. Ve 3. Sınıf öğrencisi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Veri analizinde Giorgi'nin fenomenolojik analiz basamakları uygulanmış ve Maxqda Analytics Pro 20 yazılımı kullanılmıştır. Yapılan fenomenolojik analiz sonucunda üniversiteye uyum ile ilgili 5 tema elde edilmiştir. Bu temalar; "öğrenciler için uyumun anlamı ", "üniversiteye uyum sağlamak için yapılanlar "üniversiteye uyum sürecini kolaylaştıran faktörler", "üniversiteye uyum sürecinde karşılaşılan zorluklar"," ve "öğrencilerin üniversiteye uyum sürecindeki beklentileri" olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda Türk ve yabancı öğrencilerin üniversiteye uyum sürecini kolaylaştıran faktörlerin ortak faktörler olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra öğrencilerin üniversiteye uyum sağlamak için yaptıkları davranışlar, üniversiteye uyum sürecinde karşılaştıkları zorluklar ve üniversiteye uyum için beklentileri ile ilgili olarak Türk ve yabancı öğrencilerin farklı ve ortak yönleri olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara yönelik önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Üniversiteye Uyum, Yabancı Öğrencilerin Uyumu, Üniversite Öğrencileri, Yabancı Öğrenci, Fenomenoloji

Akademik uyumFenomenolojiOkula uyum+5
Banu Altun
Gaziantep University · Institute of Educational Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Elektronik sporcuların kariyerlerinde karşılaştıkları sorunların incelenmesi

Bu çalışmanın amacı elektronik sporcuların kariyerlerinde karşılaştıkları sorunları ortaya çıkarmaktır. Literatürde dijital oyunların; bağımlılık, asosyallik ve şiddet gibi kavramlar çerçevesinde araştırıldığı görülmektedir. Bu araştırmayla, e-sporu bir kariyer seçeneği olarak değerlendirip literatüre farklı bir bakış açısı getirmek ve e-sporda kariyer yapacak bireylere katkı sağlamak istenmektedir. Bu bağlamda çalışmanın ana araştırma sorusu "Elektronik sporcuların kariyerlerinde karşılaştıkları sorunlar nelerdir?" olarak belirlenmiştir. Elektronik sporcuların geçmiş deneyimlerini ortaya çıkarmak için nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen yaklaşımı tercih edilmiştir. Amaçlı örneklem türlerinden ölçüt örneklem yöntemiyle 8 profesyonel elektronik sporcu örneklem olarak seçilmiştir. Elektronik sporcuların profesyonel niteliği taşıması için alanda maddi getiri elde eden ve profesyonel takımlara dahil olan kişiler örneklem olarak alınmıştır. Katılımcılar ile 12 temel boyuttan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak ortalama 62,5 dakika süren görüşmeler yapılmıştır. Verilerin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Kod, örüntü, kategori oluşturma sürecinde son olarak temalara ulaşılmaya çalışılarak araştırma sorusuna yönelik ilişkiler ortaya çıkarılmıştır. Veriler ilk olarak el ile kodlanarak kod defteri oluşturulmuş ardından MAXQDA programı kullanılarak detaylı analiz yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda, araştırma sorusuna yönelik elde edilen bulgular 4 ana tema ve 13 alt tema altında toplanmıştır. 4 ana tema: "Dijital oyunculuk serüveni; sanal rekabetten gerçek paraya uzanış", "Dijital karakter oluşturma; eğlenceli ve stresli ekranın doğası", "Yükselen gerçekliğe tırmanış; geleceğin sporunda dijital seyirci" ve "Sanal dünyada gerçek arkadaşlık; ebeveyn ve okul gölgesinde elektronik spor kariyeri" şeklindedir. Elde edilen bulgular; ebeveynlerin e-sporcuya tepki gösterdiğini, akademik başarının ön planda tutulduğunu ve elektronik sporcuların kariyerlerine yönelik kararsızlık yaşadığını göstermektedir. Ayrıca e-sporcular, asgari ücretin üzerinde maddi gelire sahip olmalarına rağmen Türkiye'de elektronik sporların istedikleri düzeyde olmadığını belirtmektedir. Pandemi sürecinde elektronik sporların pozitif ivmelenme gösterdiği ifade edilmektedir.

BağımlılıkE-spor oyunlarıE-sporcu+7
Muhammed Canpolat
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Seyirden etkileşime: Bir katılımcı sanat yapıtı olarak dijital imgenin fenomenolojisine doğru

Batı uygarlığının kodları her zaman çok büyük ölçüde görsellik üzerine kurulmuştur. Görme duyusunun aman vermez baskınlığı, McLuhan, Ong ve başka bir çok kuramcı tarafından da ısrarla savunulduğu gibi, insanın algısal bütünlüğünü bozar, giderek bir tür görü-merkezci hegemonyanın ortaya çıkmasına neden olur. Görsel kültürün bütün temel söylemleri de bu durumu teyit ederler; modernliğin doğuşundan bu yana, şeylerin imgelerinin bütünüyle ve sadece zihinde algılandığını dayatan yaklaşım, görünün bedensizleşmiş bir eylem olduğu anlayışına yaslanarak, genelgeçerliğini sürdürmektedir. Ancak, görsel temsilin özünün yeniden düşünülüp tanımlanmasını gündeme getiren dijitalleşme süreci, bu yerleşik söyleme meydan okuyan çok daha önemli bir değişimi başlatmıştır: İmgeler artık, sadece mutlak bir görselliğin nesnesi olmaktan, durdukları yerde kendilerine yalnızca bakılan ve öylece görülen varlıklar olmaktan, çıkmaktadırlar. Bu araştırmada, imgelerin artık hızla etkileşimli unsurlara dönüştükleri, dokunmak, gözlerin ve başın hareketleri, bedenin duruş ve mimikleri gibi izleyicinin bedensel eylemlerine yanıt verebilen, dinamik temsiller haline geldikleri ortaya konulmaktadır. İnsanın "akıllı" imgelerle kuracağı yeni tür ilişkinin doğasını kavramak için, görme duyusunun bedenlileşmiş ve bütüncül bir bağlam içerisinde düşünülmesi gerektiğini savunan bu çalışma, esasta teknoloji alanına aitmiş gibi görünen kimi temel sorunları, McLuhan'ın medya kuramı ile Heidegger, Husserl ve Merleau-Ponty'nin fenomenolojik felsefesinin referanslarına dayanan bir bakış açısıyla ele alarak, dijital imgenin algılanması meselesine, katılımcı sanat ekseninde yeni yanıtlar araştırmaktadır.

FenomenolojiGörsel imgeGörsel kültür+7
Enis Ali Yurtsever
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Uluğ Nutku'nun felsefi antropolojisinde tarihsellik ve özbelirleme

Bu çalışmanın ana amacı, Cumhuriyetin ilk kuşak filozoflarının ardından ülkemizde felsefi antropoloji alanında önemli adımlar atmış olan Uluğ Nutku'nun felsefe anlayışının bütünlüğü içinde tarihsellik ve öz belirleme kavramlarını irdelemektir.Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde, insan felsefesi kavramı, kavramın tarihçesi, kavram üzerinde ortaya atılan kuramlar ve ülkemizde insan felsefesi üzerine yapılmış çalışmalara kısaca yer verilmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde, Nutku'nun akademik yaşamı ve felsefesi hakkında bilgi verilmiştir. Özellikle felsefesinin dayandığı kavramlar, kaynağı ve yöntemi üzerinde ayrıntısıyla durulmuştur.Çalışmanın üçüncü bölümünde, Nutku'nun felsefi antropolojisinin derinliğine inilmiş ve temel varoluş sorunları bağlamında tarihsel değişkenlik-tarih bilinci, öz belirleme ve antinomi kavramları açımlanmıştır. Ayrıca, bu kavramların birbirleriyle ve felsefe tarihiyle olan ilişkileri üzerinde durulmuştur.Çalışmanın son bölümünde ise, Uluğ Nutku'nun insan felsefesi bağlamında sanata bakışı ele alınmış ve şiirlerindeki tarihsellik, özbelirlenim ve antinomi gibi temel insani nitelikler, fenomenolojik yöntem aracılığı ile irdelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Felsefi antropoloji, Tarihsellik, Özbelirleme, Antinomi, Fenomenoloji

AntinomiFelsefi antropolojiFenomenoloji+3
Derya Bayrı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı tik bozukluklarının sosyodemografik verileri ve klinik özellikleri

ÖZET Çocukluk Çağı Tik Bozukluklarının Sosyodemografik Verileri ve Klinik Özellikleri Amaç: Çocukluk çağı tik bozukluklarının etyopatogenezi yeterince aydınlatılmamakla birlikte enfeksiyonun tetiklediği immun reaksiyonlar, prenatal ve perinatal nedenler, genetik ve psikososyal stresörler sorumlu tutulmaktadır. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran ve tik bozukluğu tanısı alan çocuk ve ergenlerin sosyodemografik verileri, klinik özellikleri ve özellikle enfeksiyonun tetiklediği tik bozukluklarının ayırt edilmesinde yol gösterici olacağı düşünülmüştür. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğinde 2012 Kasım 2013 Aralık tarihleri arasında değerlendirilen ve Tik Bozukluğu tanısı olan 4-18 yaş aralığında 37 kız ve 150 erkek olmak üzere toplam 187 olgu alındı. Ruhsal belirtilerin taranması amacı ile Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam boyu Şekli Türkçe uyarlaması ÇDŞG-ŞY (K-SADS-PL), Tik belirti şiddeti için, Yale Genel Tik Ağırlığını Derecelendirme Ölçeği (YGTDÖ) kullanıldı. Olguların demografik bilgileri, enfeksiyon ve romatizmal hastalık öyküsü kaydedildi. Çalışma verilerinin istatistiksel analizleri SPSS 16.00 sürümü ile yapılmıştır. Bulgular: Tik Bozukluğu tanısı alan 4-18 yaş aralığında (ortalama 10,9±2,6 yaş), 37 kız (ortalama 10,9±2,5 yaş) ve 150 erkek (ortalama 10,9±2,7 yaş) olmak üzere toplam 187 olgu alındı. Tanı alt gruplarına göre; olguların 104'ü (% 55,6) PANDAS, 26'sı (% 13,9) PANDAS olmayan (N-PANDAS) ve 57'si (% 30,5) PANDAS-varyant (PANDAS-V) olarak gruplandırıldı. Kız ile erkek olgular arasında ortalama yaş ve belirtilerin başladığı sıradaki yaş ortalamaları açısından anlamlı fark saptanmadı (p=0,845, p=0,095). Sonuç: Tik bozukluğu olan olguları, enfeksiyonun tetiklediği immun etyoloji zemininde fenomenolojik düzeyde değerlendiren ilk çalışma olması nedeniyle çalışmamızın literatüre önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Tik bozukluğu, PANDAS, fenomenoloji

ErgenlerFenomenolojiSosyodemografik özellikler+2
Perihan Çam Ray
Çukurova University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliği olan ergenlerin hastalık deneyimleri fenomolojik bir araştırma

Bu araĢtırmada Kronik Böbrek Yetmezliği tanısına sahip 18 yaĢ altıergenlerin tanı sürecinde neler yaĢadığını, hangi duyguları hissettiğini, hastalığın yaĢamlarını nasıl etkilediğini ortaya çıkarılması amaçlanmıĢtır. AraĢtırma nitel araĢtırma deseni içinde yer alan fenomenolojik yaklaĢıma dayalı olarak yürütülmüĢtür. AraĢtırmanın verileri Sağlık Bilimleri Üniversitesi HaydarpaĢa Numune Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi Çocuk Nefroloji Polikliniğinde 18 ġubat 2022 – 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında toplanmıĢtır. Amaçlı örneklem yönteminden ölçüt örneklem yöntemi kullanılmıĢtır. Çocuk Nefroloji Polikliniğine baĢvuran Kronik Böbrek Yetmezliği tanısı bulunan 10 kiĢi çalıĢmaya katılmıĢtır. Verilerin analizinde MAXQDA 2022 programı kullanılmıĢtır. Yapılan analiz sonucunda Hastalık Öncesi Deneyimler, Hastalık Sürecinde YaĢanan Deneyimler ve Geleceğe Yönelik Beklentiler olmak üzere üç ana tema elde edilmiĢtir. Sonuç olarak, Kronik Böbrek Yetmezliği tanısına sahip 18 yaĢ altında ki ergenlerin hastalıklarını nasıl algıladıkları ve günlük yaĢam deneyimlerinin fenomenolojik etkilerinin daha iyi anlaĢılması sağlanmıĢtır. Ağustos 2023, 114 Sayfa. Anahtar kelimeler: Ergenlik, kronik böbrek yetmezliği, insan deneyimi, niteleyici araĢtırma

Böbrek yetmezliğiBöbrek yetmezliği-kronikDeneyim+2
Nagihan Fatma Harmancı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Meslek dersi öğretmenlerinin mesleki gelişimi üzerine bir olgubilim çalışması

Bu araştırma Milli Eğitim Bakanlığına bağlı meslek liselerinde görev yapan meslek dersi öğretmenlerinin mesleki gelişim olgusuna bakış açılarını açıklamaya çalışan nitel bir araştırmadır. Araştırma olgubilim desenine göre yürütülmüştür. Araştırmada amaçlı örnekleme türlerinden maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi seçilmiştir. Aydın ilinde bulunan meslek liselerinde görev yapan meslek dersi öğretmenlerinden gönülülük esasına dayalı olarak altısı kadın, sekizi erkek, toplam 14 meslek dersi öğretmeni belirlenmiş ve bu öğretmenlerle yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Betimsel analiz ve içerik analizine tabi tutulan verilerden elde edilen bulgulara göre meslek öğretmenleri, mesleki gelişimi, kendini yenilemek, kurslara katılmak, kendini güncellemek, hizmet içi eğitim almak, gündemi takip etmek, yeniliklere uyum sağlamak, alanyazın taramak, yeni şeyler öğrenmek, çağa ayak uydurmak, teknolojiye uyum sağlayabilmek olarak tanımlamaktadırlar. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre meslek öğretmenleri, meslek hayatlarının ilk yıllarında mesleki anlamda gelişime ihtiyaç duyarken, ilerleyen yıllarda bu ihtiyaç özel alan bilgisine doğru kaymıştır. Öğretmen görüşlerine göre düzenlenen mesleki gelişim etkinliklerinin eksik tarafları, farkındalığın olmaması, sürenin yetersizliği, içeriğin çok yoğun ya da yetersiz olması, eğitmenlerin yeterli bilgiye sahip olmaması, eğitimlerin içeriklerinin eski olması, sunumların sıkıcı olması, eğitimlere ulaşımın zor olması, eğitimlere amacı dışında katılım gösterilmesi ve öğretmenlerde öğrenmeye karşı direnç oluşması şeklinde ifade edilmiştir. Öğretmenler, mesleki gelişimlerine yönelik olarak üniversitelerle işbirliğine gidilmesini, yüksek lisans yapma isteklerinin okul yönetimleri tarafından desteklenmesini, sektör ile işbirliğine gidilerek yenilikleri ve alanlarıyla ilgili gelişmeleri takip etmek istediklerini söylemişlerdir. Araştırmada öğretmenlerin mesleki gelişimi önündeki engellerin öğrenci hazırbulunuşluğunun yetersiz olması, uygulama alanlarının yetersizliği, fiziki şartların olumsuzluğu, öğrenci güdülenme düşüklüğü, yönetsel yaklaşım, okula öğrenci seçim şekli, iş yükü fazlalığı veli önyargısı ve ilgisizliği olarak tanımlandığı görülmüştür. Ağırlıklı olarak sınıf mevcutlarının azlığı, okul yönetiminin desteği, öğrenci hazırbulunuşluğunun oluşu ve kişisel güdülenmelerinin meslek dersi öğretmenlerinin mesleki gelişim anlamında öğretmenleri motive ettiği öğrenmen ifadelerinden anlaşılmıştır. Öğretmenlerin mesleki gelişim kavramını genelde hizmetiçi eğitim, kurs, seminer ya da temel hazırlayıcı eğitim olarak düşündükleri sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin mesleki gelişimlerine yönelik ihtiyaçlarını, olumsuz düşüncelerini, planlarını ve önerilerini sunarken farkında olmadan mesleki gelişimin farklı etkinliklerle de yapılabileceği gerçeğine ulaştıkları görülmüştür.

FenomenolojiHizmet içi eğitimLise öğretmenleri+5
Muammer Bayrak
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya kullanımı ve varoluşsal meseleler: Nitel çalışma

İnternetin ve sosyal medyanın insan hayatına hızla girmesiyle birlikte kullanımı da aynı hızla artmıştır. İnsanda yarattığı etkileri ve insanların ne gibi motivasyonlarla sosyal medyayı kullandığını anlamak son yıllarda birçok araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Varoluşçu görüş ise bireyin insan olma hallerini, hayattaki anlamını, insanın özünü ve varoluşunu anlamaya çalışmaktadır. Literatürde yapılan çalışmalara bakıldığında bu iki konunun doğrudan bir ilişkilendirilmesine rastlanılmamıştır. Çalışmanın amacı bireyler sosyal medyayı hangi varoluşsal meseleler nedeniyle kullanmakta ve bireylerin sosyal medyayı kullanırken ortaya hangi varoluşsal meseleleri çıkmakta bunu anlamaya çalışmaktır. Örneklem, Hasan Kalyoncu Üniversitesinde öğrenim gören ve aktif olarak sosyal medya kullanan 10 kadın öğrenci olarak belirlenmiştir. Her katılımcı ile birebir ve yüz yüze olmak üzere 1'er görüşme yapılmış ve görüşmeler ses kayıt cihazına alınarak kaydedilmiştir. Yapılan görüşmeler daha sonra nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Analiz sonuçlarında göre bireylerde ''ötekiler, hayat ile bir bağ kurma ve ikame bir varoluş yolu olarak sosyal medya, çelişkiler ve ikilemler ve otantik olmayan bir varoluş şekli olarak sosyal medya'' olmak üzere 4 üst tema çıkmıştır. Her üst temanın çeşitli sayılarda alt temaları bulunmaktadır. Tüm temalar, literatürdeki bilgilerle, kuramlarla ve çalışmalarla birleştirilerek tartışılmıştır.

FenomenolojiNitel araştırmaSosyal medya+4
Setenay İzci
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bağlanma stillerine göre varoluşçu temaların keşfi: Genç yetişkinlerin ilişkisel dünyasının fenomenolojik olarak incelenmesi

İnsanın diğerleriyle ilişkiler kurması yadsınamaz bir gerçektir. İnsan ilişkilerinde bireyin diğerleriyle kurmuş olduğu güçlü bağların nedenlerini açıklamaya çalışan bağlanma kuramı son yıllarda birçok araştırmaya konu olmuştur. İlişkisel bir varlık olarak dünyada yaşamını sürdüren insan, insanın dünyada olma halleri, insanın dünyaya ve ilişkilerine dair anlam arayışı, varoluşçu yaklaşımın anlamaya çalıştığı konulardır. Literatüre bakıldığında, insan ilişkilerini anlamaya yönelik olarak, bağlanma stilleri ve varoluşçu yaklaşımın bir arada incelendiği çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmanın amacı, bireylerin bağlanma stillerine göre ilişkisel dünya deneyimlerini anlamaya çalışmak, bu deneyimlerde açığa çıkan varoluşçu temaları keşfetmektir. Örneklem, Kayseri ilinde ikamet eden 4 kadın ve 4 erkek olmak üzere 8 katılımcı şeklinde belirlenmiştir. Her katılımcı kendisine verilen ilgili ölçeği değerlendirmiş, sonrasında her katılımcı ile birebir ve yüz yüze olan görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerde katılımcıların onayı ile ses kaydı alınmıştır. Katılımcılarla gerçekleştirilen görüşmeler, nitel araştırma yöntemi olan yorumlayıcı fenomenolojik analiz tekniği ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre "ilişkilerin fiziksel boyutu, ilişkilerin sosyal boyutu, ilişkilerin kişisel boyutu ve ilişkilerin tinsel boyutu" olmak üzere 4 üst tema belirlenmiştir. Her üst tema, aynı zamanda farklı sayılarda alt temaya ayrılmıştır. Tüm temalar, ilgili literatürde yer alan araştırmalar aracılığıyla tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Varoluşçu Yaklaşım, Bağlanma Stilleri, İnsan İlişkileri, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz.

Bağlanma stilleriFenomenolojiNitel araştırma+2
Oğuzhan Erikci
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi öğretmenlerinin şiddetsiz iletişim kullanmaya ilişkin görüşleri: Fenomenolojik bir çalışma

Bu araştırma, okul öncesi öğretmenlerinin, eğitim süreçlerinde şiddetsiz iletişim kullanma durumları hakkındaki görüşlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çocuğun iletişim dilinin şekillendiği erken çocukluk döneminde, okul öncesi öğretmenlerinin şiddetten arındırılmış bir dil kullanması gereklidir. Bu açıdan bakıldığında okul öncesi öğretmenlerinin şiddetsiz iletişim hakkındaki düşünceleri, mesleki deneyimleri oldukça önemlidir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomonoloji deseni kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla odak grup görüşmesi yapılan bu araştırmada, görüşme yapılan öğretmenler amaçlı örneklem türlerinden ölçüt örneklem yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2020-2021 eğitim - öğretim yılında, Gaziantep il, ilçe merkezleri ve köylerinde bulunan resmi okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapan 18 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Görüşmelerden elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle incelenerek, elde edilen bulgular yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, öğretmenlerin yetişkinlerle ve çocuklarla iletişim kurarken genel olarak kendilerini yeterli buldukları görülmüştür. Fakat şiddetsiz iletişim algılarının yeterli düzeyde olmadığı ve bu becerileri kısmi olarak kullandıkları görülmüştür. Öğretmenlerin iletişim konusundaki tutum ve davranışlarının çalıştıkları bölgenin sosyoekonomik durumuna göre farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır.

FenomenolojiOkul öncesi dönemOkul öncesi eğitim+5
Devlet Koyuncu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessDE

Synthesis Ex Circulus Vitiosus die komparative-existenzielle reflexion der literarischen werke ‚,1984" Von George Orwell, ,,Vor Dem Gesetz" Von Franz Kafka und dem film ,,Memento" Von Christopher Nolan im Phänomenologischen Zirkel der zeug-ding-analyse Heideggers aus ,,sein und zeit"

Die Gegenüberstellung der Werke ,,1984" (1949) von George Orwell, ,,Vor dem Gesetz" (1915) von Franz Kafka und ,,Memento" (2000) von Christopher Nolan zeigte uns die verblüffende Ähnlichkeit des Plots, was vor allem die affektive Verfassung der Protagonisten und ihren Werdegang betraf. Angst, Verzweiflung, Schmerz, Verlust, Verrat und Tod sind Zustände, die dem Mann vom Lande in der Parabel ,,Vor dem Gesetz", Winston Smith in dem Roman ,,1984" und Leonard Shelby in dem Film ,,Memento" wiederfahren. Dies alles sind Stimmungen, die den Menschen und sein Leben betreffen. Wir brachten daher die Gedanken des Existentialismus in Anwendung. Der Fokus auf die Existenz des Menschen und seiner Daseinsmöglichkeiten in der Welt war für diese Arbeit ausschlaggebend. Dabei tritt der phänomenologische Ansatz des deutschen Philosophen Martin Heidegger aus ,,Sein und Zeit" (1927) hinzu. Die Phänomenologie ist eine philosophische Strömung, die die Lehre ,,vom Sichzeigenden" besagt. In seinem Hauptwerk führt Heidegger eine Zeug-Ding-Analyse durch, die wir gebrauchten, um eine tiefere Deutungsmöglichkeit der Werke zu schaffen. Des Weiteren wurde die Methode des Vergleichs aus der komparatistischen Disziplin angewandt, um eine Reflexion der Erlebnisse und Erfahrungen aus den drei unterschiedlichen Handlungssträngen zu ziehen, sodass ein tieferes Verständnis der Werke gewährleistet wurde. Auf die Intermedialität der Komparatistik wurde ebenfalls eingegangen, da wir in dieser Arbeit auch eine Brücke zwischen dem Film ,,Memento" und den literarischen Werken ,,1984" und ,,Vor dem Gesetz" geschlagen haben. Nebenbei deuteten wir auf den gegenseitigen Effekt der Literatur mit der Philosophie. Da wir die Literatur aus dem Lichte der Philosophie interpretierten, bedienten wir uns der literaturphilosophischen Methode. Sie lieferte uns ebenfalls eingehende Interpretationsmöglichkeiten, die zum Beleuchten der ausgewählten Werke führten.

Bekir Özgün
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yöneticilerin stresle başa çıkma sürecinde dini başa çıkmanın rolü

Bu araştırmanın temel amacı yöneticilerin yaşadığı stresi ve bu stresin sonuçlarıyla başa çıkma sürecinde dini inancın rolünü anlayabilmektir. Araştırmada kapsamında nitel yöntem tercih edilmiş ve fenomenoloji deseninden yararlanılmıştır. Kartopu veya zincirleme örnekleme olarak da adlandırılan örnekleme yöntemi kullanılarak Düzce Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren 10 işletmeden toplamda 25 yöneticiye ulaşılmıştır. Veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak, yüz yüze ve online görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizine tabi tutularak karma yöntem kodlaması ile kodlanmıştır. Yapılan analiz sonucunda 485 kod elde edilmiştir. Bu kodlar 33 kategori altında toplanmış ve temelde 6 tema (stres algısı, stres kaynakları, stresin sonuçları, başa çıkma, dini başa çıkma, dinin hayattaki yeri) ortaya çıkmıştır. Temalar arasındaki ilişkiler incelendiğinde, dini inancın hayattaki yerinin stres algısı, stresin sonuçları ve stresle başa çıkma yöntemleri üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Yani bireyin dini inancının hayatındaki yeri stres algısını etkilemekte bu da dolaylı yoldan nelerin strese neden olabileceğine yönelik algısını etkilemektedir. Bununla birlikte dini inancın hayattaki yeri stresin sonuçlarını yorumlama aşamasında önemli bir etkiye sahip olmakla birlikte, stresle başa çıkma sürecine de etki etmekte ve dini başa çıkma yöntemlerini ortaya çıkarmaktadır. Stresin kaynakları da direkt olarak stresin meydana getirdiği sonuçlara yönelik algıyı etkilemektedir. Stresin sonuçlarına yönelik algı ile başa çıkma arasında karşılıklı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Şöyle ki stres sonucuna yönelik algı ile tercih edilen başa çıkma yöntemi arasında ilişki olduğu gibi hangi başa çıkma yönteminin tercih edildiği de sonucun nasıl algılanacağına etki edebilmektedir. Stres kaynakları ve sonuçları ile ilgili elde edilen bulgular literatürle genel hatlarıyla uyum sağlamaktadır. Bu araştırmada özellikle yöneticiler örneklemi üzerinden dini başa çıkma üzerinde durulmuştur. Literatürden farklı olarak kişinin dini ritüellerini tam ve zamanında yapamaması strese sebep olan bir etken olarak belirtilmiştir. Literatürde dini ritüellerin yapılmasının kişiler üzerindeki etkileriyle ilgili araştırmalar bulunsa da düzenli gerçekleştirilen ritüellerin eksikliği durumunda ortaya çıkan durumlarla ilgili herhangi bir ifadeye rastlanmamıştır.

Başa çıkmaDini başa çıkmaFenomenoloji+4
Selin İşikan
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 sürecinde yükseköğretimde uzaktan eğitim: Eğitimcilerin deneyimleri üzerine fenomenolojik bir araştırma

Bu araştırmanın amacı; öğretim elemanlarının 2020 bahar, 2020-2021 güz ve bahar olmak üzere toplam üç dönemde Covid-19 pandemisinde etkin katılım sağlayarak tecrübe ettiği uzaktan eğitim deneyimlerine dair görüşlerini elde etmektir. Araştırmada nitel yöntem kullanılmış olup çalışma grubunu, Batı Karadeniz'de bulunan bir üniversitenin eğitim fakültesinde görev yapan 18 öğretim elemanı oluşturmaktadır. Çalışma fenomenolojik desen kapsamında yürütülmüştür. Öğretim elemanlarına araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme soruları yönlendirilip, öğretim elemanlarının sorulara verdikleri cevaplar ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Elde edilen verilerin transkripti yapılıp, veriler analiz edilmiştir. Analiz tümevarıma dayanıp tema ve kodlar oluşturularak yapılmıştır. Araştırmacı tarafından elde edilen tema ve kodlar nitel çalışma alanında uzman olan bir öğretim elemanı tarafından tekrar kodlanmıştır. Kodlayıcılar arası tutarlılık %90 bulunmuştur. Öğretim elemanlarının, mekânsal olarak yürütülen yüz yüze eğitim ile Covid-19 pandemi sürecindeki uzaktan eğitime dair görüşlerinin alındığı bu araştırmada; öğretim elemanlarının uzaktan eğitimi acil durumlarda eğitim-öğretimin devamı için gerekli olduğunu, mecbur kalmadıkça uzaktan eğitim modelini tercih etmeyeceklerini ifade etmişlerdir. Bunun gerekçelerini ise; etkileşim ve iletişimin sınırlı olmasına, ölçme ve değerlendirme boyutunda sıkıntıların yaşanmasına, teknolojik bakımından araç-gereçlerin yetersiz olmasına, teknolojik alt yapı/teknik problemlerin yaşanmasına, bu eğitim modelinin öğrenciler için herhangi bir fayda sağlayamadığıyla açıklarken, öğretim elemanlarının uzaktan eğitim sürecinde kendi öz değerlendirmelerini kısmen başarılı buldukları sonucuna ulaşılmıştır.

COVID 19DeneyimFenomenoloji+5
Sedat Akçuru
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Beden fenomenolojisinden heterofenomenolojiye: Bilincin bilimine doğru

Bu çalışmada bilincin zor problemini açıklamaya yönelik iki farklı geleneğin önemli temsilcilerinin, Maurice Merleau-Ponty'nin ve Daniel Dennett'ın zihin ve beden sorununa ilişkin yaklaşımları karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada bu iki düşünürün aralarındaki farklılıklardan çok paralellikler öne çıkartılmıştır. Öncelikle Merleau-Ponty ve Dennett insan zihnini anlamakta birbirlerinden epey farklı yöntemler kullansalar da her ikisi de düalizme karşı bedenin merkezde olduğu monist bir zihin beden kuramı ortaya koymaktadırlar. Merleau-Ponty insan bilincini canlı, tene sahip, uzamlı, hareket eden, algılayan ve çeşitli yönelimsel davranışlarda bulunan bir bedenle açıklamaktadır. Dennett'a göre beyin ve bedenin tamamına yayılmış olan sinir sistemi zihin ve bilinç işlevi görmektedir. Dennett için her ne kadar zihin, beyin olsa da zihnin ve bilincin doğasını incelemek önemlidir çünkü zihne ve beyne ilişkin "zor" felsefi problemleri sadece nörolojik bulgulara bakarak cevaplayamayız. Dennett Merleau-Ponty gibi bilinci insan bedeninden yola çıkarak ve bedenin yönelimselliğine bakarak açıklamak gerektiğini savunur. Benzer şekilde, Merleau-Ponty için de yaşayan ve algılayan bilincin dünya ile ilişkisini anlamak ve bilinci açıklamak için öncelikle davranışların incelenmesi gerekir. Dolayısıyla, Merleau-Ponty de Dennett gibi bilinci anlamakta içe bakış yöntemini kullanmamaktadır. Zihin beden ikiliği her iki düşünüre göre de geleneksel felsefenin sebep olduğu yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Bu ikiliğe hem Dennett hem de Merleau-Ponty insan bedeninin hareketlerini işaret ederek karşı çıkmaya çalışırlar. Bunun yanı sıra insanın toplumsal bir varlık olduğundan hareketle, özneler arasılığın insan bilinci ve zihinsel süreçleri üzerindeki etkisine işaret ederler. Bilinci açıklamakta fenomenolojik ve nörobilimsel geleneği birbirine rakip olarak görmek yerine bu iki yaklaşımı birbirini tamamlayan açıklamalar olarak ele almak bizi bilinci açıklamaya daha fazla yaklaştıracaktır. Dennett'ın bilinci açıklamakta ampirik çalışmalardan daha fazla yararlanması, Dennett'ın heterofenomenolojisini Merleau-Ponty'nin beden fenomenolojisinden daha açıklayıcı kılsa da Merleau-Ponty'nin bedene dair ayrıntılı açıklamaları Dennett'ın kuramına daha sağlam bir zemin sağlamaktadır.

BedenBilinçFenomenoloji+1
Gizem Yıldızoğlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Katılımlı sanatlarda estetik deneyim ve anlam üretme süreci

Sanatın geçirmekte olduğu değişim ve dönüşümlerle birlikte estetik deneyim ve anlam üretme süreci de sorgulanan, yeni anlamlar yüklenen kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanattaki farklı, yeni anlatım biçimleri bu kavramların yeniden irdelenmesini, değişik açılardan ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Günümüzde oldukça rağbet gören katılımlı sanat için de aynı durum söz konusudur. Katılımlı sanat izleyicinin rolünün değiştiği, pasif halden aktif hale geçtiği, sanatçı ile birlikte eserin üretimine dâhil olduğu, müdahale edebildiği ya da maruz kaldığı, yaşadığı bu deneyim sonucunda anlamlar ürettiği bir sürece işaret etmektedir. Bu süreçte yaşanan estetik deneyim, geleneksel olarak ele alınan estetik deneyimden farklı bir deneyime karşılık gelmektedir. Biçimci ve saf güzelliğe dayalı geleneksel bir deneyim yerini katılıma ve yaratmaya dayalı bir deneyime bırakmıştır. İzleyici artık katılımcı olmakta ve eser üzerinde daha çok etkisi bulunmaktadır. Bu katılım hali de deneyimin farklı boyutlarını ortaya çıkarabilmektedir. Bu araştırmada katılımlı sanatlarda yaşanan estetik deneyimin ve anlam üretme sürecinin nasıl gerçekleştiği araştırılarak hangi bileşenlerden oluştuğu yani katılımla birlikte yaşanan estetik deneyim ve anlam üretme sürecinin özü yakalanmaya çalışılmıştır. Bunun için amaçlı örneklem yöntemi kullanılmış ve iki farklı grupla, sanat eğitimi almakta olan üniversite öğrencileri ve halktan katılımcılardan oluşan toplamda 44 katılımcı ile katılımlı bir sanat etkinliği gerçekleştirilmiştir. Etkinlik sonrasında yarı yapılandırılmış görüşme formu eşliğinde katılımcılarla görüşmeler yapılarak yaşamış oldukları bu deneyimle ilgili görüşleri alınmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenolojik yöntem kullanılmış, görüşmeler analiz edilirken katılımcıların görüşlerini ön plana almak amacı ile betimleyici fenomenoloji tercih edilmiştir. Araştırma sonucunda katılımlı sanatlarda yaşanan estetik deneyimin; düşünce oluşturması, sorgulamaya sevk etmesi, bireye katkı sağlaması gibi açılardan bilişsel, iyi hissettirme, keyif alma, merak uyandırma, farklı, ilginç olma gibi açılardan duygusal, deneyimin bir parçası olunması, harekete geçirmesi, etkili olması gibi açısından eylemsel, toplumsal etkileşim sağlaması, farkındalık yaratması gibi açılardan da sosyal bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Anlam üretme sürecine bakıldığında ise katılımcıların deneyim esnasında seçtikleri konular, bunlarla ilgili ifadeler farklı olsa da, bu anlamda çoğul anlamlar ortaya konsa da anlam üretirken hem bilişsel hem de duygusal bir süreç söz konusu olmuş ve sosyal içerikli anlamlar üretmişlerdir. Katılımcılar bu anlamları üretilirken özellikle iki çıkış noktası üzerinde durmuşlar, toplumsal sorunlarla ilgili mesaj vermeye yönelik anlamlar ve kendi yaşantısından kaynaklı anlamlar ortaya koymuşlardır. Araştırmada yer alan iki farklı grup arasında yani sanat eğitimi almakta olan üniversite öğrencileri ile halktan katılımcılar arasında deneyimi ifade etmede ve anlam üretmede, seçtikleri konularda farklılıklar olsa da özünde aynı çıkış noktalarına yöneldikleri, görüşlerinin aynı bileşenlere işaret ettiği görülmüştür. Bu araştırma sonuçlarının farklı katılımcı grupları ile farklı yerlerde nasıl sonuçlar vereceği ise araştırmaya açık bir yan olarak önerilmektedir.

FenomenolojiKatılımcı sanatÇağdaş sanat
Sezen Aksu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Metropol yaşamında orta yaş bireylerin kardeşlik ilişkileri

Bu çalışma, orta yaş yetişkin bireylerin kardeşleriyle ilişkilerini yaşam boyu nasıl deneyimlediklerini ve bu deneyimlere yükledikleri anlamları, nitel araştırma yönteminin fenomenoloji deseniyle derinlemesine anlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın katılımcıları 40-60 yaş aralığında, İstanbul ve Ankara'da yaşayan, en az bir kardeşi olan, farklı sosyo-demografik ve yaşam deneyimlerine sahip 14 kişiden oluşmaktadır. Çalışmanın verileri, 28 Şubat- 29 Ağustos 2024 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanmış ve tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Bu çalışmada dört tema elde edilmiştir. Bunlar (i) kardeşlik kimliğinin inşası: birey-aile- toplum etkileşimi, (ii) duygusal, ilişkisel ve gündelik etkileşimler, (iii) yaşam olaylarıyla dönüşen kardeşlik ve (iv) ilişkinin geleceği: süreklilik mi, kopuş mu? temalarıdır. Bu çalışmanın sonuçları; orta yaşta kardeşlik ilişkilerinin bireylerin yaşam dünyalarında çok boyutlu, karmaşık ve sürekli yeniden yorumlanan anlamlar taşıdığını, duygusal/ilişkisel ve gündelik etkileşimlerin, yaşam olaylarının ve üçüncü kişilerin bu ilişkileri dönüştürebildiğini ve belirli dönüm noktalarında yeniden müzakereye açık seyredebileceğini göstermektedir. Ayrıca katılımcı grubu bağlamında; bazı kardeşlerle ilişkilerin sürdürüldüğü, bazılarının seçici mesafe/yakınlık benimsendiği, bazılarının ise fiziksel/duygusal kopuşa varabileceği görülmüştür. Elde edilen bulgular, aile sosyolojisi kapsamında yetişkin kardeşlik ilişkilerinin anlaşılmasına fenomenolojik bir perspektiften katkı sunmakta ve kardeşlik deneyimlerinin çeşitliliğine ve kardeşlik olgusunun özüne dikkat çekmektedir.

AileFenomenolojiKardeş ilişkileri+3
Sümeyye Demircioğlu Soysal
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ben bilinci ve diğer zihinler: Dennett ve Nagel'ın kuramlarının karşılaştırılması

Zihin felsefesinde bilinç, bilincin ortaya çıkışı, kişinin kendi bilinçli olma durumunun ve diğer zihinlerin bilinip bilinemeyeceği soruları uzun süre tartışılmıştır ve hala tartışma konusudur. Bu çalışmada bilincin niteliğine dair düalist, materyalist ve naturalist yaklaşımların karşılaştırılarak, ben bilinci ve diğer zihinlerin bilinmesi problemlerine çözüm önerileri araştırılmıştır. Bilince dair düalist yaklaşımlar zihni bedenden ayrı bir statüde ele alırlar ama bu yaklaşım, zihin ve beden arasındaki etkileşim problemini beraberinde getirir. Hem materyalizm hem de naturalizm zihin beden probleminde monist bir yaklaşımı benimser, böylelikle bilincin bedenden ayrı ontolojik bir statüsü olmaz. Bu çalışmada materyalist bir bilinç açıklaması sunan Dennett'ın ilk önce ben bilincini ispatı ve ardından diğer zihinlerin bilinebilmesi için öne sürdüğü hetero-fenomenolojik yaklaşımı ele alınmıştır. Bilincin gizemli statüsü ve bilincin nesnel bir biçimde açıklanamayacağına dair kanı, Dennett'ın materyalist kuramıyla çözülmeye başlamıştır. Ardından Nagel'ın natüralizminin ve nesnel fenomenolojisinin ben bilinci ve diğer zihinler sorunlarına çözüm olup olamadığı tartışılmıştır. Nagel'ın panpsişizm savunusu ve öznel deneyimi koruma çabası, bilinci bilimsel açıklama temelinden uzaklaştırırken, diğer zihinlerin özellikle de insan dışı diğer canlı türlerin zihinsel süreçlerinin bilinmesini zorlaştırır. Oysa Dennett, evrim kuramından ve sinir bilimlerinden aldığı ampirik destekle, hem bilinçli olmanın, iç dünya deneyimlerinin hem de diğer zihinlerin bilinebilmesini mümkün kılmıştır. Dennett'ın hetero-fenomenolojik yöntemi, Nagel'ın nesnel fenomenolojisinden temelde üç başlıkta daha açıklayıcı ve desteklidir: bilincin ortaya çıkışı, bilincin ve zihinsel durumların nesnel olarak bilinebilmesi; başka insanların ve insan-dışı diğer canlı türlerin zihinlerinin bilinebilmesi.

BilinçDennett, DanielDescartes+7
Şeyma Gülgül
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fen bilgisi öğretmen adaylarının asitler ve bazlar konusunu öğrenmeleri üzerine fenomenografik bir çalışma

Bu çalışmanın amacı, Fen Bilgisi Öğretmenliği II. sınıf öğrencilerinin asitler ve bazlar konusundaki öğrenme yaklaşımlarını detaylı bir şekilde incelemektir. Ayrıca çalışmada asitler ve bazlar konusunda öğrencilerde bulunan kavram yanılgılarının açığa çıkarılması da amaçlanmaktadır. Bu amaçla çalışmada fenomenografik araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın araştırma grubunu, Fen Bilgisi Öğretmenliği programında öğrenim gören 20 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubunun belirlenmesinde, amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bundan dolayı çalışma kapsamında kimya derslerine çalışırken öğrenmede veya anlamada zorluk çeken ve kimya sınavlarında düşük not alan öğrenciler ile mülakatların yapılması hedeflenmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak bireysel yarı yapılandırılmış mülakatlar yürütülmüştür. İki aşamadan oluşan mülakatlar, Genel Kimya-III (Analitik Kimya) dersi vize notları 50 puanın altında olan 20 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Mülakatların ilk aşamasında, öğretmen adaylarına kimya ve bazı kimyasal kavramlarla ilgili bir dizi soru yöneltilmiştir. İkinci aşamasında ise, öğretmen adaylarına üzerinde ayrıntılı bir şekilde düşünmeleri ve çözmeleri için asitler ve bazlar konusu ile ilgili denklem sorusu ile boşluk doldurma soruları sorulmuştur. Yapılan değerlendirmeler neticesinde öğrencilerin vermiş oldukları cevaplar dikkate alındığında öğrencilerin kimya dersini zor bir ders olarak görmeleri ve günlük yaşamlarıyla bağdaştıramamalarından dolayı sevmedikleri ve derse karşı önyargılı olmalarından dolayı çalışmak istemedikleri ortaya çıkmıştır. Fen bilgisi öğretmen adayları kimya dersini kariyer beklentilerinden dolayı öğrenmeleri gerektiğini düşünmektedirler. Dersin kapsamında bulunan ve öğrencilerin mutlaka öğrenmesi gereken asitler ve bazlar konusunda da öğrencilerin çoğunluğu öğrenmelerini derinleştirememiş ve yüzeysel öğrenme durumunu gerçekleştirmişlerdir. Fen bilgisi öğretmen adaylarının sevmediği dersler arasında fizik ve kimya derslerinin ön plana çıktığı tespit edilmiştir. Ayrıca araştırma sonucunda, öğrencilerin asitler ve bazlar konusunda farklı kavram yanılgılarının olduğu da tespit edilmiştir.

Aday öğretmenlerFen bilgisiFen bilgisi eğitimi+4
Aslı Kaçar
Fırat University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Telekom'un özelleştirme öncesi ve sonrası örgüt kültürü farklılaşması üzerine bir araştırma

Kültür, insan davranışlarını, yaşam tarzını konu alan eylemlerdir. Kültür, doğuştan var olmayan sonradan öğrenilerek kazanılan bir etkileşim ve birikim sentezidir. Toplumsal kültür de doğuştan kazanılmayan, yaşadığımız çevre ile şekil alan tutumların, normların yansıyan görüntüsüdür. Örgüt kültürü ise insanların belli bir amaç ve değerler ışığında ortaya koydukları birlikteliği ifade eder. Bu çalışmada 2005 yılında özelleştirilen Türk Telekom firmasının özelleştirme neticesinde örgüt kültürü modeli değişimi var olup olmadığı, oldu ise örgüt kültürünün ne yönde ve nasıl değiştiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmada Edgar Schein 'in "kültürel katmanlar" olarak adlandırdığı kurum kültürü sınıflandırması açılımları olan "Oluşumlar, Değerler ve Varsayımlar" ile Quinnve Cameron örgüt kültürü modeli kullanılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenoloji yöntemi kullanılarak Türk Telekom özelleştirme öncesi ve sonrası çalışanlarından oluşan 13 kişi ile mülakat şeklinde yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Özelleştirme sonrasında Quinn ve Cameron modelinde rekabetçilik ve çeşitlilik arz eden, pazar modeli örgüt kültürü benimsendiği belirtilmiştir. Çalışma sonucunda kültürel katmanlar kapsamında örgüt farklılaşmasına dair bulgular elde edilmiş ve Türk Telekom'da oluşumlar olmak üzere; fiziksel, davranışsal ve sözel şeklinde sınıflandırılmış ve bu oluşumlar kapsamında değişim özelleştirme sonrasında ölçebilir parametreler ile denetim altına alındığı bildirilmiştir. Temel değerler kapsamında hoşgörü ve müşteri memnuniyeti yani misafirperverliği daha sade fakat özenli hale getirildiği savunulmuştur. Temel varsayımlar kapsamında ise insan doğası gereği tembel olabileceği öngörüsü performans karneleri ile dinamik tutulmuştur. Varsayımların diğer bir yönü müşterilerin ihtiyaçlarının şekillenmesi sonrası müşteri değişiminin önlenmesi ile ilgili tutundurma akıllı cihaz satışları ve taahhüt yöntemleri ile uygulandığı aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kültür, Toplumsal Kültür, Örgüt Kültürü, Nitel Araştırma, Fenomenoloji, Özelleştirme, Türk Telekom.

FenomenolojiKültürSchein örgüt kültürü+5
Sultan Melike Kaya
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Related subjects