Orthopedics

164 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ortopedi ve travmatoloji servisinde yatan hastalarda beslenme durumunun saptanarak, makromineral alımının beslenmeye bağlı komplikasyonlara ve hastanede yatış süresine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma Ortopedik tanı almış olan hastaların; beslenme ve makromineral alım düzeylerinin hastanede kalış süresi ve oluşan komplikasyonlarla ilişkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma örneklemini Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Servisi'ne yatışı yapılan, ortopedik rahatsızlık tanısı almış 85 hasta oluşturmuştur. Çalışmaya dahil edilen hastalara; demografik bilgilerini, antropometrik ölçümlerini, beslenme durumları ve alışkanlıklarını belirlemek amacıyla yüz yüze görüşme yöntemi ile bir anket uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların Besin Tüketim Sıklık Anketi ile beslenme durumları; NRS 2002 değerlendirilmesi ile nütrisyon riski tespit edilmiştir. Hastalarda %17,7 femur kırığı, %12,9 tibia/fibula kırığı, %12,9 ayak/bilek kırığı, %14,1 kol kırığı, %23,5 artroskopik cerrahi, %10,6 diz protez ve %8,3 kalça protez teşhisi konmuştur. Hastaların %47,1'inde hastaneye yatıştan sonra komplikasyonlar görülmüş olup; potasyum tüketimi arttıkça iştah kaybı ve ishal görülmesinin azaldığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Protez hastalarında artroskopik cerrahi hastalarına göre hemoglobin (HGB) düşüklüğü istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla olduğu saptanmıştır (p=0,001). Hastaların %94,12'si NRS 2002 Skoru 3'ün altında, %5,88'i NRS 2002 skoru 3 ve üzerinde ve risk altında olup; beslenme durumu risk altında olan hastaların istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla hastanede kaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Erkek hastalar kadın hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla enerji, protein, yağ ve karbonhidrat tüketmektedir (p<0,001). Erkek hastaların Ca, P, K, Fe tüketimi kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazladır (p<0,001). Bu çalışmada Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji servisinde bulunan kadın hastaların günlük Ca ve Fe ihtiyacını genel anlamda karşılayamadığı görülmektedir. Elde edilen sonuçlara göre diyetisyen tarafından planlanan beslenme programı, hastanede yatışın kısalmasına ve malnütrisyonun önlenmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Beslenme, Malnütrisyon, Komplikasyon, Ortopedi

Beslenme durumuKomplikasyonlarMalnütrisyon+3
Beydanur Nizam
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eklem kıkırdak defektlerine hücreden arındırılmış insan omentumu ve hidroksiapatit ile hazırlanan bilayer biyoçatı, mezenkimal kök hücre ve PRP kombinasyonlarının uygulanması ile iyileşmenin değerlendirilmesi – sıçan modeli

Osteokondral defektlerin ideal tedavisi tartışmalıdır. Palyatif, onarıcı ve restoratif gibi birçok cerrahi yöntem tanımlanmıştır. Rejeneratif tedavi yöntemleri içindeki doku mühendisliği çalışmaları, farklı biyomalzemeler kullanarak ideal iskeleler üretmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla hücreden arındırılmış insan omentumu ile hazırlanan kompozit çift tabakalı biyoçatının kıkırdak defektlerinin iyileşmesinde etkili olabileceği varsayımı yapılmıştır. Etkinin mezenkimal kök hücre (MKH) ve PRP eklenmesi ile arttırılması öngörülmüştür. In vivo deneylerde Wistar albino sıçan kullanıldı. Deney grupları olarak kontrol (K) grubunda işlem uygulanmadı. O grubu sadece hücreden arındırılmış insan omentum kompozit biyoçatısı, OK grubu biyoçatı ile MKH, OP grubu biyoçatı ile PRP, OKP grubu ise biyoçatı, MKH ve PRP birlikte uygulanarak 12 haftalık takip sonucunda makroskopik ve histomorfometrik değerlendirme yapıldı. Makroskopik değerlendirmede O grubunun ve OKP grubunun skorlarının K grubu skorlarına göre yüksek olduğu görüldü. Defekt alanındaki baskın dokunun yapısı tüm gruplarda fibröz ve hiyalin kıkırdak arasında değişkenlik gösterdi. Kıkırdak matriks, hücre dağılımı ve subkondral kemiğin yeniden yapılanma sürecine ait skorlar 12. haftada kontrol ve deney gruplarında benzer olarak değerlendirildi. OKP grubu tek başına O uygulanan ve OK grubuna göre daha yüksek skor aldı. OKP grubunun OK grubuna göre toplam skorlarının daha yüksek olması, PRP'nin iyileştirici etkisini destekledi. OK uygulaması O uygulanan gruba göre daha iyi kalsifiye kıkırdak yapılanması sağladı. MKH ve PRP omentum iskelesinin etkisine beklenilen düzeyde olumlu katkıda bulunamadı. Sonuç olarak tek doz ve 12 haftalık tek zaman penceresinde uygulanan hücresizleştirilmiş omentum kompozit ksenogrefti, MKH ve PRP ortobiyolojik girişimleri osteokondral defekt rejenerasyonunda sınırlı etki göstermiştir.

Diz eklemiDoku iskeleleriEklem kıkırdağı+2
Melih Oral
Hacettepe University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğumsal brakiyal pleksus yaralanması olan çocuklarda önkol pronasyon osteotomisi ameliyatlarının uzun dönem sonuçlarının incelenmesi

Doğumsal brakiyal pleksus yaralanmasına bağlı gelişebilen sekonder problemler günlük yaşam aktivitelerinde yetersizliklere neden olmaktadır. Total pleksus hasarı olan çocuklardaki flask paralizi beraberinde pronator ve supinator kas grupları arasındaki güç dengesizliği sonucunda oluşan supinasyon kontraktürleri günlük yaşamda hastaların el kullanımlarındaki kısıtlılıkların önemli nedenlerindendir. Doğum sonrasındaki süreçte interosseos membranda retraksiyon, distal radyoulnar eklemin subluksasyonu ve radius başı dislokasyonu gibi sorunlar gözlenebilmektedir. Pronasyon yetersizliğine yönelik; biseps yeniden yönlendirme, interosseoz membran gevşetme veya derotasyon osteotomi cerrahileri yapılmaktadır. Bu cerrahilerin temel hedefi etkilenen ele, yardımcı el fonksiyonu kazandırmaktır. Çalışmamızın ilk amacı; pronasyon kazanımı için yapılan osteotomi cerrahisi ve sonrasında yapılandırılmış hedefe yönelik fizyoterapi programının hem vücut yapı ve fonksiyon alanındaki aktif/pasif eklem hareket açıklıkları, istirahatte önkol rotasyon postürü, Aktif Hareket Skalası(AMS) skorları, Modifiye Mallet Skalası istirahatteki önkol pozisyonu, Raimondi El Skalası sonuçları hem de aktivite alanını değerlendiren Brakiyal Pleksus Sonuç Ölçümü(BPOM) puanlarındaki değişimlerin araştırılmasıdır. Çalışmamızın ikinci amacı ise, önkol derotasyon osteotomilerinde sadece radius ve kombine(radius ve ulna) derotasyon cerrahi grupları tüm parametrelerle karşılaştırmaktır. Bu çalışma, 2018-2023 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda, doğumsal brakiyal pleksus yaralanması tanısı ile takipli, total pleksus hasarına sahip 5-18 yaş aralığındaki 37 çocukta önkol supinasyon kontraktürüne yönelik önkol derotasyon osteotomisi sonuçlarının retrospektif olarak incelenmesidir. Hastalar osteotomi tekniklere göre; sadece radius derotasyon(24 hasta) ve kombine derotasyon(13 hasta) olarak ikiye ayrılmıştır. Çalışmadaki veriler; hem tüm hastalarda hem de 2 cerrahi grubunda ayrı ayrı analiz edilerek toplanmıştır. Eklem hareketleri incelendiğinde; pasif pronasyonda 45º[(40º)-(47,5º)]'lik artış, pasif supinasyonda 20º[(15º)-(25º)]'lik azalma, aktif pronasyonda 10º[(5º)-(15º)]'lik artış, aktif supinasyonda 10º[(5º)-(15º)]'lik azalma gözlenmiştir(p<0,001). İstirahatte önkol rotasyon postüründe 45º[35º-60º]'lik pronasyon yönüne değişim olmuştur(p<0,001). AMS'ye göre pronasyon skoru cerrahi öncesi 1,0[(0,0)-(2,0)] iken sonrasında 2,0[(1,0)-(3,0)]'ye yükselmiştir(p<0,001). Raimondi El Skalasına göre skorlar cerrahi öncesi 2,0[(1,5)-(3,0)] iken sonrasında 3,0[(2,0)-(4,0)]'ye yükselmiştir(p<0,001). Modifiye Mallet Skalasına göre hastaların %48,6'sının pronasyon yönüne çevirilebildiği ve aktivite alanında ise BPOM skorlarında artış olduğu saptanmıştır(p<0,001). Yapılan tüm değerlendirmeler cerrahi gruplar açısından da karşılaştırıldı. Kombine derotasyon grubunda; pasif el bilek ekstansiyonu, aktif dirsek fleksiyonu ve AMS supinasyon skorlarının sadece radius derotasyon grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür(p<0,01). Diğer tüm parametrelerde gruplar arasında fark gözlenmemiştir(p>0,05). Bu araştırma sonunda, her iki osteomi sonrasında pronasyon hareketi artmış ve aktivite düzeyleri yükselmiştir. Total pleksus hasarlı çocuklarda elin "yardımcı el" olarak kullanılması hedeflenmiş, bu seviye Raimondi El Skalasında 3 olarak belirlenmiş, iki cerrahi seçenek ve yapılandırılmış hedefe yönelik fizyoterapi süreci ile "yardımcı el" fonksiyonuna ulaşılabileceği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğumsal Brakiyal Pleksus Yaralanması, supinasyon kontraktürü, derotasyon osteotomisi, pronasyon kazancı, Brakiyal Pleksus Sonuç Ölçümü (BPOM)

Brakiyal pleksusCerrahiHasta takibi+5
Yiğit Aras Yiğit
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik omuz cerrahisi yapılan hastalarda biseps tendon patolojilerinin klinik ve radyolojik etkinliği

Amaç: Bu çalışmanın amacı, artroskopik cerrahi yöntem ile ameliyat edilen hastalardaki biseps tendon patolojilerine bağlı yapılan tenotominin ağrı ve fonksiyonel sonuçlar üzerine etkisinin araştırılması ve manyetik rezonans görüntülemenin (MRG) güvenilirliğinin belirlenmesidir. Materyal ve Metod: Bu çalışmada, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde 2022-2023 tarihleri arasında artroskopik omuz cerrahisi yapılan ve kontrollerde takip edilen 41 hastanın ameliyat sonrası omuz fonksiyonları incelendi. Hastalar izole tendiniti olan ve olmayan olarak iki gruba ayrıldı; gruplar tenotomi yapılan ve yapılmayan olarak iki gruba daha ayrıldı. Toplamda 23 hastaya biseps tenotomisi uygulanırken, 18 hastaya tenotomi uygulanmadı. Hastaların MRG bilgileri, sosyo-demografik bilgileri (sosyo-demografik form), omuz eklem hareket açıklıkları, ağrı durumu vizüel analog skala (VAS) skoru ile, fonksiyonel durumu Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları skoru (ASES), Constant skoru, omuz ağrı ve disabilite indeksi (SPADI), kol-omuz-el sorunları anketi (DASH), Oxford omuz skoru ile; sağlık durumu sağlık ölçütü anketi (SF-36) ile hem ameliyat öncesi hem de ameliyat sonrası 2.aydaki kontrolleri yapılarak kayda alındı. Biseps tenotomisi yapılan hastalarda ameliyat sonrası Popeye bulgusunun gelişip gelişmediği değerlendirildi. Ameliyat öncesi MRG ile ameliyat sırasında artroskopi görüntüleri karşılaştırılarak MRG'nin güvenilirliği değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 41 hastadan 15'i erkek, 26'sı kadındı. Ortalama yaş 53,29'du ve 26 hasta sağ koldan 15 hasta sol koldan ameliyat edildi. Tüm gruplarda cinsiyet ve ameliyat tarafı açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0,05). 15 hastada MRG uyumlu değildi ve 15 hastada ameliyat sonrası Popeye deformitesi gelişti. İzole tendinti mevcut olan grupta tenotomi yapılanların, tenotomi yapılmayanlara göre istatiksel olarak VAS ve SPADI indeksinde anlamlı düzelme görüldü (p<0,05). Tüm gruplarda kendi içinde bakıldığında, omuz ağrısı ve fonksiyonları açısından ameliyat sonrasında istatiksel olarak anlamlı bir düzelme saptandı (p<0,05). Sonuç: İzole tendiniti olan ve biseps tenotomisi yapılan hastaların; ağrı ve fonksiyonel açıdan iyileşmeleri tenotomi yapılmayan hastalara göre daha üstün olduğu saptandı. MRG'nin %36,58 hastada biseps tendinitini atladığı ve güvenilirliğinin düşük olduğu görüldü. Anahtar Kelime: Biseps Tendonu, Biseps Tendiniti, Biseps Tenotomi, MRG, omuz artroskopisi

ArtroskopiOmuzOmuz eklemi+3
Ömercan Sepetci
Harran University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Femur kırıkları nedeniyle ameliyat olan hastaların öz bakım gücünün incelenmesi

Femur kırıkları, Dünya'da ve ülkemizde gün geçtikçe bir sağlık sorunu haline dönüşmektedir. Kesitsel ve tanımlayıcı olarak tasarlanan bu çalışmada femur kırıkları nedeniyle ameliyat olan hastaların öz bakım gücünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinde 01.01.2023-01.04.2023 tarihleri arasında 80 ortopedi hastasından yüz yüze anket formu ve öz bakım gücü ölçeğiyle toplandı. Tüm veriler bilgisayarda SPSS (statistical package for social sciences) Windows 22 programına kaydedilerek analiz edildi. Çalışmaya dahil olan gönüllü hastalarda; kadın cinsiyeti ve evli olmayanların çoğunlukta olduğu, eğitim durumunda ise okuryazar ve okuryazar olmayan kesimin sayıca fazla olduğu belirtilmektedir. Meslek kategorisinde ev hanımının fazla olduğu görülmekte ve yaş ortalaması 74,15 olmaktadır. Araştırmaya katılan hastaların büyük kısmında kronik hastalık/hastalıkların olduğu ve bu kronik hastalıklardan en fazla görülen tanının hipertansiyon olduğu belirlenmiştir. Femur kırığı nedeniyle ameliyat olan hastaların hepsi yarı bağımlı veya tam bağımlı olduğunu belirtmektedir. Öz bakım gücü ölçek puan ortalaması 74,95 olmaktadır. Sonuç olarak öz bakım gücünü; cinsiyet, meslek ve eğitim düzeyinin etkilediğini, diğer taraftan medeni durum, sürekli ilaç kullanımı, daha önce ortopedi ameliyatı geçirme durumu, kronik hastalıklar ve femur kırığı olmadan önce günlük yaşam aktivitelerini yapmasında engel olma durumu, yaş ve hastanede kalış sürelerinin öz bakım gücünü etkilemediği saptandı.

CerrahiFemoral kırıklarKırıklar-kemik+3
Süheyla Arıcan
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş üstü femur pertrokanterik kırıklı hastalarda proksimal femoral nail sonuçlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı pertrokanterik femur kırıklarında PFN implantı uygulanan 65 yaş üstündeki hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmektir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp merkezi hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Eylül 2009 ve Ekim 2019 tarihleri arasında 36 hasta incelendi. Çalışmaya alınan hastalar 20 erkek 16 kadından oluştu. Ortalama yaş 75,33(65-95)'idi. 18 hasta sağ 18 hasta sol taraflı idi. Çalışmamızda hastaların yaşı, cinsiyeti, kırık tarafı, yatış süresi, ameliyatın ilk yatıştan sonraki kaçıncı günde olduğu, cerrahi süresi, travma şekli, kırık tipi, ek kırık olup olmadığı, ASA skoru, anestezi tipi, cerrahinin açık veya kapalı uygulanma türü, harris kalça skoru, radyolojik kaynama süresi, komplikasyon, mortalite değerlendirildi. Çalışmada AO kırık tipi ile radyolojik kaynama süresi ve harris kalça skoru arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kırık instabil ise sonuçların daha kötü olabileceği muhtemeldir. Prognozu belirlemede kırık tipinin önemini bir kez daha göstermiştir. Erkeklerde sol taraf, kadınlarda sağ taraf tutulumu daha yüksek oranda görülmüş; bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu konuda daha büyük olgu sayısı olan çalışmalara ihtiyaç vardır.

Femoral kırıklarFemurGeriatri+4
Ali Yavuz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Distal femur tümör rezeksiyon protezlerinde sağkalım ve sağkalımı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Otuz yılı aşkın süredir; kemoterapi tedavisinin gelişmesi, implant imalat ve uygulama tekniklerindeki ilerlemeler, cerrahi tekniklerdeki yenilikler ve doğru hasta seçimi sonucu alt ekstremite kas iskelet sistemi tümörlerinde amputasyon yerini eklem koruyucu cerrahiye bırakmıştır. Endoprostetik rekonstrüksiyon ise eklem koruyucu cerrahi yöntemlerinden en sık tercih edilen yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda 2001-2020 yılları arasında distal femur tümör rezeksiyon protezi uygulanan 29'u kadın, 25'i erkek 54 hasta; protezlerin sağkalımı, görülen komplikasyonların değerlendirilmesi, hasta sağkalımı ve fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi amacı ile çalışmaya dahil edilmiştir. Tümör dışı nedenlerle yapılan tümör rezeksiyon protezi cerrahileri dahil edilmemiştir. Fonksiyonel sonuçları değerlendirmek için MSTS skorlaması kullanılmıştır. Minimum takip süresi 1 yıl olan hastalar çalışmaya dahil edilmiş ve sağkalım analizleri Kaplan-Meier analizi ile yapılmıştır. Çalışmaya katılan 54 hastanın 27'si (%50) osteosarkom, 9'u metastaz (%16.7), 7'si Ewing sarkom (%13) ve 11'i (%20.4) diğer başlığında toplanan dev hücreli tümör (4 hasta), kondrosarkom (3 hasta), multiple myelom (2 hasta), sinoviyal sarkom (1 hasta) ve lenfoma (1 hasta) idi. Yaş gruplarına bakıldığında 28 erişkin (%51.9), 26 pediatrik (%48.1) hasta olduğu görüldü. Son kontrolde 38 hastanın (%70.4) yaşıyor olduğu görüldü. Tarafımızca uygulanan tümör rezeksiyon protezlerinin literatür ile benzer protez sağkalımı, hasta sağkalımı ve komplikasyon oranlarına sahip olduğu görüldü. Fonksiyonel sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde alt ekstremite kas iskelet tümörlerinde rekonstrüksiyon amaçlı tümör rezeksiyon protezi uygulamasının güvenli ve başarılı bir yöntem olduğu görüldü.

EklemlerFemoral neoplazmlarFemur+7
Cem Çaylı
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gergi bandı plak yöntemiyle deformite korreksiyonu yapılan çocuk hastalarda, plak çıkarma sonrası deformite tekrarlama riski

Hemiepifizyodez, çocukluk çağı uzun kemik deformitelerinin düzeltilmesinde yaygın kullanılan bir yöntemdir. Ekstremite büyümesinin yönlendirilmesine olanak veren geçici hemiepifizyodez, deformite düzeltme yöntemleri içinde uygulaması oldukça basit, büyüme plağı yaralanması ve implant yetmezliği riski düşük olan bir seçenektir. Geçici hemiepifizyodez için kullanılan implant amaca ulaşıldıktan sonra çıkarılır. İmplant çıkarıldıktan sonra büyüme plağı normal büyümesine devam edebilmektedir. Bu nedenle hastalar, deformitenin tekrarı açısından yakın takip altında tutulmalıdır. Literatürde gergi bandı plağı çıkarıldıktan sonra eski deformitenin tekrarlayabileceği (rebound fenomeni (RF)) gösterilmiş fakat risk faktörleri detaylı bir şekilde araştırılmamıştır. Amaç Bu çalışmanın amacı uzun kemik deformitelerinin düzeltilmesi amacıyla gergi bandı plak kullanılarak hemiepifizyodez uygulanan hastalarda, plak çıkarıldıktan sonraki dönemde deformite tekrarlama (rebound fenomeni) risklerini araştırmaktır. Materyal ve Metod 2010-2018 seneleri arasında Hacettepe Universitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalın'nda alt ekstremite koronal plan deformitesi nedeni ile geçici hemiepifizyodez uygulanmış hastalar retrospektif olarak tarandı. Toplam 103 hastanın 217 segmenti değerlendirildi. Çalışmaya implant uygulanmadan hemen önce, implant çıkarılmadan hemen önce ve takip sonunda ayakta alt ekstremite uzunluk grafileri olan ve plak çıkarıldıktan sonra en az bir senelik takibi olan hastalar dahil edildi. Çalışma 43 hastanın 94 segmenti üzerinden yürütüldü. Hastaların deformiteleri etiyolojik açıdan idiopatik ve idiopatik olmayan grup olararak sınflandırıldı. Hastaların implant uygulanmadan önce, implant çıkarılmadan hemen önce ve takip sonundaki standart ayakta anterior-posterior (AP) uzunluk grafileri iki cerrah tarafından değerlendirildi. Ölçümler PACS Centricity Universal Viewer Version 6,0 üzerinden yapıldı. Her bir radyografide mekanik lateral distal femoral açı (mLDFA), mekanik medial proksimal tibial açı (mMPTA), mekanik aks zonu, deformitenin yönü (varus/valgus), segmentin uzunluğu (mm) ölçüldü. İmplantın uygulanma yaşı (ay), implantın hastada kalma süresi (ay), implantların çıkarılma yaşları (ay) not edildi. Eklem oryantasyon açılarının düzelme hızı (derece /ay), implant çıkarıldıktan sonra ilgili kemik segmentinin uzama hızı (mm/ay) hesaplandı. Takipte eklem oryantasyon açılarında (mLDFA, mMPTA) başlangıç deformitesi yönünde 5 ve üzerinde açılaşma artışı olması deformite tekrarı (rebound) olarak kabul edildi. Değerlendirilen hasta parametreleri ve deformite tekrarı arasındaki ilişki incelenerek deformite tekrarı açısından risk faktörleri belirlendi. Bulgular Toplamda 43 hastanın (15 K, 28 E) 94 segmenti (55 femur, 39 tibia) çalışmaya dahil edildi. Tedavi öncesi segmentlerin %77,7'sinde (n=73) valgus, %23,3'ünde (n=21) varus deformitesi mevcut idi. Ortalama implant uygulama yaşı 88,9 ± 40,5 ay, ortalama implant çıkarma yaşlı ise 106 ± 43,0 ay idi. İmplant çıkarma sonrası eklem oryantasyon açılarının seyri açısından 3 grup belirlendi: Deformite tekrarının 5°'nin altında olduğu ReF(-) grup, (n=39), deformite tekrarının 5° ve üzerinde olduğu ReF(+) grup (n=46) ve plak çıkarılmasına rağmen hemiepifizyodez etkisinin devam ettiği grup (n=9). Rebound üzerinde etkili olduğu düşünülen parametreler femur/tibia ve valgus/varus deformiteleri için ayrı ayrı değerlendirildi. Tüm valgus deformitelerinin (n=73) %56,2'inde (n=41) rebound fenomeni (RF) görülürken, varus deformitelerinin (n=21) %23,8'inde (n=5) RF görüldü. Tüm femuraların %52,7'sinde RF geliştiği tespit edildi. Başlangıçta valgus deformitesi olan femurların (n=45) %60'ınde (n=27) RF görüldüğü, bu oranın başlangıçta varus deformitesi olan femurlarda (n=10) ise %20 (n=2) olduğu tespit edildi. İki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p=0,03). Tüm tibiaların ise %43,6'sında (n=17) RF geliştiği gözlendi. Başlangıçta valgus deformitesi bulunan 28 segmentin %50'sinde (n=14) RF görülürken, varustaki 11 tibianın %27,3'ünde (n=3) RF olduğu görüldü. Başlangıçta valgus deformitesi olan tibialarda daha çok RF görülse de iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p=0,19). Cinsiyet, etiyoloji ve taraf karşılaştırıldığında hem femur hem de tibiada ReF(+) ve ReF(-) segmentler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. İmplant uygulanma yaşı ReF(-) ve ReF(+) femurlarda sırasıyla 101,2 ± 45,3 ve 86,0 ± 40,2 ay (p=0,25) ; tibialarda ise 87,5 ± 30,1 ve 84,5 ± 42,7 (p=0,40) bulundu. İmplant çıkarma yaşı ReF(-) ve ReF(+) femurlarda sırasıyla 123,6 ± 49,1 ve 102,5 ± 39,5 ay (p=0,09); tibialarda 108,8 ± 37,0 ve 101,7 ± 42,1 ay olduğu bulundu (p=0,60). ReF(-) ve ReF(+) femurlarda deformite düzelme hızının sırasıyla 0,7 ± 0,4°/ay ve, 1,1±0,3°/ay (p=0,01) olduğu gözlendi. mMPTA düzelme hızı, ReF(-) ve ReF(+) tibialarda sırasıyla 0,6 ± 0,3°/ay ve 0,7 ± 0,3°/ay (p=0,7) bulundu. Valgus deformitesi nedeniyle hemiepifizyodez uygulanan femurların pre-operatif mLDFA şiddeti ile deformite tekrarı arasında anlamlı ilişki gösterilemedi [ReF(-) grup=80,2± 4,1⁰, ReF(+) grup=78,9±4,4⁰ p=0.26]. Aynı segmentlerde implant uygulanma yaşı ReF(-) hasta grubunda 120±40,9 ay, ReF(+) hastalarda ise 85,7±39,6 ay olarak bulundu (p=0,008). Cerrahi öncesi valgusta olan femurlarda plak çıkarma yaşları ReF(-) hastalarda 139,5±45,9 ay, ReF(+) hastalarda ise 102,4±38,6 ay olduğu görüldü (p=0,005). Valgus deformitesi nedeniyle hemiepifizyodez uygulanan tibiaların pre-operatif mMPTA şiddeti ile deformite tekrarı arasında ise anlamlı ilişki mevcuttu (ReF(-) grup 102,1±5,4⁰, ReF(+) grup 96,2±4,5⁰ p=0.004). Mekanik aksı aşırı düzeltilmeyen 34 segmentin %52,9'unda (n=18) RF görülürken, aşırı düzeltme yapılan 39 segmentin %59'unda (n=23) RF görüldü (p=0.60). Eklem oryantasyon açıları üzerinden değerlendirme yapıldığında ise valgus deformitesi nedeniyle tedavi edilen femurlardan (n=45) 35 tanesinde (%77,8) aşırı düzeltme yapıldığı ve bu femurların 25 tanesinde (%71,4) RF ortaya çıktığı tespit edildi. mLDFA normal sınırlarda tamamlanan 10 femurun ise iki tanesinde (%20) RF ortaya çıktığı gözlendi (p=0,008). Tibiaların değerlendirmesinde aşırıı düzeltme ve RF arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Çıkarımlar Gegi bandı plak tekniği kullanılarak uygulanan büyüme yönlendirici tedavi, pediatrik hastaların uzun kemik deformitelerinde etkin ve güvenilir bir tedavi sağlamaktadır. Plak çıkarma sonrası RF görülme riski yüksektir. Hemiepifizyodez yaşı ve implant çıkarma yaşı daha küçük olan hastalarda RF'nin görülme sıklığının arttığı tespit edilmiştir. Bunun yanında RF'nin özellikle femoral valgus deformitelerinin tedavisi sonrası sık görüldüğü; bu deformitelerde implant uygulama, implant çıkarma yaşının küçük olmasının ve deformite düzelme hızının yüksek olmasının RF riskini arttırdığı saptandı. Eklem oryantasyon açılarında bilinçli olarak yapılan aşırı düzeltme sonrası RF görülme riskinin arttığı saptanmıştır.

HemiepifizyodezKemik defektleriKemik deformasyonu+5
Rafık Ramazanov
Hacettepe University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Chevron osteotomisi geçiren halluks valguslu kadınlarda fonksiyonel durum, denge ve kinezyofobinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, Halluks Valguslu (HV) hastaların Chevron osteotomisi sonrası fonksiyonel durumunu, dengesini ve kinezyofobisini HV tanılı cerrahi geçirmemiş hastalarla karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmaya 20-70 yaşları arasında (50,8 ± 12,6 yıl) cerrahi sonrası ortalama 28 ay süre geçmiş 19 HV'li kadın birey ve cerrahi geçirmemiş HV tanılı 19 kadın birey dahil edildi. Bireylerin ağrı şiddeti Vizüel Analog Skalasıyla, başparmak eklem hareket açıklığı universal gonyometre ile, statik dengesi Tek Bacak Üzerinde Durma Testi ile, dinamik dengesi Zamanlı Kalk Yürü Testi ile, fonksiyonel durumu ve kozmetik kaygısı Nil HV Ölçeği ile, kinezyofobisi Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile değerlendirildi. Her iki grubun fonksiyonel durumunu karşılaştırabilmek için AOFAS Metatarsofalangealİnterfalangeal Eklemler Skalası da kullanıldı. Cerrahi geçiren HV'li kadın bireylerin ağrı şiddeti, kozmetik kaygısı, başparmak toplam eklem hareket açıklığı ve HV açısı cerrahi geçirmeyen HV'li kadın bireylere oranla daha düşüktü (p<0,001); fonksiyonel skorları ise cerrahi geçirmeyen HV'li kadın bireylere göre daha iyi durumdaydı (p< 0,05). Denge ve kinezyofobi skorları ise her iki grupta benzerdi (p> 0,05). Sonuç olarak, HV'li bireylerde Chevron osteotomi cerrahisinin öncesi ve sonrasında eklem hareket açıklığına yönelik değerlendirme ve tedavi planlarının fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına dahil edilmesine ihtiyaç vardır. Cerrahi geçiren ve geçirmeyen HV'li bireylerde kinezyofobi varlığının, fizyoterapi ve rehabilitasyon sürecine olumsuz etkisinin olabileceği göz önünde bulundurulmalı ve bu bireylerde fizyoterapi değerlendirmelerinin içerisine kinezyofobi de eklenmelidir. Chevron osteotomi geçiren HV'li bireylerde, doğru bir fizyoterapi ve rehabilitasyon programının oluşturulabilmesi ve cerrahinin başarısının da incelenebilmesi için, bu bireylerde cerrahi öncesi ve sonrası kapsamlı bir değerlendirmeyi içeren fizyoterapi programlarına ihtiyaç vardır.

Fizik tedaviHalluks valgusOrtopedi+1
Meltem Meran
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Femoroasetabular impingement sendromlu hastalarda artroskopik cerrahi sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının etkinliği

Bu çalışma, Femoroasetabular İmpingement Sendromu(FAİ)olan hastaları ağrı,kas kuvveti, eklem hareket açıklığı ve kalça fonksiyonları yönünden değerlendirmek ve bu hastalar için kalça artroskopisi sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının etkinliğini objektif olarak belirlemek amacıyla toplam 24 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. FAİ tanısı ile artroskopik cerrahi işlem uygulanmış hastalar, basit rasgele yöntemle Tedavi Grubu ve Ev Programı Grubu olmak üzere 12'şer kişilik iki gruba ayrılmıştır. Tedavi Grubu'ndaki hastaların 4'ü kadın, 8'i erkek olup yaş ortalamaları 39,25±8,05 yıldır(32-54yıl).Ev Programı Grubu'ndaki hastaların 6'sı kadın, 6'sı erkek olup yaş ortalamaları 36,33±7,46 yıldır(24-51 yıl).Her iki gruba aynı ev egzersiz programı verilmiş, Tedavi Grubu'na ek olarak haftada 2 gün 6 hafta süreyle fizyoterapist tarafından aktif rehabilitasyon uygulanmıştır. Tüm hastalar, cerrahi öncesinde ve cerrahi sonrası 6. hafta ve 6. ay takiplerinde, ağrı, normal eklem hareketleri, kas kuvveti, kas kısalıkları ve kalça fonksiyonları açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar hem grup içi, hem de gruplar arası karşılaştırılmıştır.Cerrahi sonrası 6. ayda yapılan değerlendirmede cerrahi öncesi döneme göre, her iki grubun tüm parametreler açısından gelişme gösterdiği (p<0,01), ancak cerrahi sonrası 6. haftada yapılan değerlendirmede sadece Tedavi Grubunda ağrı, NEH (kalça abdüksiyonu ve addüksiyonu)ve Harris Kalça Skoru'na göre kalça fonksiyonlarının gelişme gösterdiği bulunmuştur (p<0,05;p<0,01). Cerrahi sonrası 6. haftada, Tedavi Grubunun Ev Programı Grubu'na göre gece ağrısı(p<0,01), kalça fleksiyon ve abdüksiyon eklem hareket açıklıkları(p<0,05), kalça fleksör, iç ve dış rotatör kas kuvvetleri (p<0,05;p<0,01) ve Harris Kalça Skoru'na göre kalça fonksiyon(p<0,01)değerleri daha iyi bulunmuştur. Cerrahi sonrası 6. ayda Tedavi Grubu'ndaki hastaların ağrı düzeylerinde (p<0,05;p<0,01), kalça iç ve dış rotasyon hareket açıklıklarında(p<0,05)ve kalça fleksör, ekstansör, abdüktör, addüktör ve dış rotatörlerin kas kuvvetinde (p<0,05;p<0,01)Ev Programı Grubu'na göre daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca grup içi karşılaştırmalarda 4 parametre için en anlamlı gelişmelerin cerrahi sonrası 6. hafta ile 6. ay arasında ortaya çıktığı görülmüştür. Elde edilen bu sonuçlara göre, fizyoterapist tarafından uygulanan rehabilitasyon programının ev egzersiz programına eklenmesinin, bu hastaların ağrı, NEH, kas kuvveti ve fonksiyonel sonuçları üzerinde hem kısa, hem de uzun dönemde daha etkili olduğu kanıtlamıştır.Gelişmelerin 6. haftadan sonra başlaması ve en çok 6. ayda açığa çıkması da, bu hastaların sadece erken dönemde değil, ara veya geç dönemde de fizyoterapist eşliğinde aktif rehabilitasyon programına alınmalarının önemini ortaya koymuştur. Ancak, hastaların daha detaylı olarak değerlendirildiği, daha fazla sayıda ara değerlendirmelerin yapılarak daha uzun takipli, geniş örnekleme sahip randomize kontrollü ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Femoro asetabular İmpingement Sendromu, Kalça Fonksiyonları, Femoroasetabular Sıkışma Sendromu, Kalça Egzersizleri, Postoperatif Rehabilitasyon

ArtroskopiFizik tedaviKalça+3
İpek İkiz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Latarjet prosedüründe kullanılan fiksasyon tekniklerinin dayanıklığının biyomekanik test sonuçlarının karşılaştırılması - Kadavra çalışması

Latarjet Prosedüründe Kullanılan Fiksasyon Tekniklerinin Dayanıklığının Biyomekanik Test Sonuçlarının Karşılaştırılması – Kadavra Çalışması, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Ve Travmatoloji Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2019. Omuz çıkıkları ortopedi ve travmatoloji pratiğinde sıkça karşılaşılan sorunlardan biridir. Tekrarlayan omuz çıkıklarının tedavisinde kapsülolabral onarımlar başarısız olduğunda ve glenoidde kemik defekti oluştuğunda Latarjet prosedürü uygulanmaktadır. Artroskopik Latarjet prosedüründe korakoid fiksasyonu için vida kullanılması literatürde sıkça ele alınmıştır. Korakoid fiksasyonu için endobutton (düğme dikiş) kullanımı tarif edilse de, literatürde bu fiksasyonun biyomekanik dayanıklığı ile ilgili az sayıda çalışma vardır. Çalışmamızda Latarjet prosedüründe korakoid fiksasyonu için kullanılan 3.5 mm parsiyel yivli kanüle kortikal vida ile titanyum düğme implantı fiksasyonunun biyomekanik test sonuçları karşılaştırıldı. Çalışmaya 10 kadavranın omuz spesimeni dahil edildi. Örnekler randomize olarak 2 eşit gruba ayrıldı. Korakoid çıkıntıya yapışan konjoint tendon (biseps kasının kısa başı ve korakobrakiyalis kası) korunacak şekilde skapula ve etrafındakı yumuşak dokular, tendon ve kaslar diseksiyon ile uzaklaştırıldı. Her spesimenin glenoid anteroposterior çapı ölçülerek glenoid anteiroinferiorunda glenoidin anterioposterior çapının %25'i büyüklüğünde kemik defekti oluşturuldu. Korakoid çıkıntı testere yardımıyla osteotomize edildi ve glenoid anteriorunda oluşturulan defekte transfer edildi. Birinci gruptaki örnekler 2 adet 3.5 mm parsiyel yivli kanüle kortikal vidalar kullanılarak, ikinci gruptaki örnekler ise titanyum düğme implantı kullanılarak fikse edildi. Tüm örnekler konjoint tendon ve glenoidden asılarak skapula gövdesine göre 45 derecelik anterior ve inferior yönde çekme testine tabi tutuldu. Tendon ve kemik birleşmesindeki kopmalar, vida kırılması, titanyum düğme impantı kopması, fikse edilen korakoid çıkıntı parçasının 5 mm'den fazla ayrışması, korokoid parçasının kırılması gibi sonuçlar fiksasyon başarısızlık ölçütleri olarak kabul edildi. Hiçbir örnekte tendon ve kemik birleşkesinde kopma, vida kırılması ve titanyum düğme impantı yetmezliği saptanmazken korakoidin 5mm'den fazla glenoidden ayrışması ve korakoid çıkıntıda kırılma başarısızlık ölçütleri olarak tespit edildi. Kuvvet uzama grafileri oluşturularak sonuçlar karşılaştırıldı. Vida kullanılan örnekler arasında başarısızlığın görüldüğü maksimum kuvvet değeri 533,93 N, minimum değer ise 102,85 N olarak saptandı. Ortalama değer ise 295,21 N olarak hesaplandı. Vida örnekleri arasında başarısızlık görüldüğü ortanca kuvvet değeri ise 257,59 N olduğu saptandı. Düğme dikiş kullanılan örnekler arasında başarısızlığın görüldüğü maksimum kuvvet değeri 270,17 N, minimum değer ise 74,10 N olarak saptandı. Ortalama değer ise 133,23 N olarak hesaplandı. Düğme dikiş örnekleri arasında başarısızlık görüldüğü ortanca kuvvet değeri ise 87,06 N olduğu saptandı. Sonuç olarak vida ile fiksasyonunun titanyum düğme implantına göre biyomekanik olarak daha dayanıklı olduğu gösterildi.

ArtroskopiBiyomekanikFiksasyon+4
Yasin Hakhverdıyev
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci karpometakarpal eklem osteoartozunda trapeziektomi ve tendon interpozisyon/süspansiyon artroplastisi sonuçları

ÖZET Birinci parmağın karpometakarpal (KMK) eklemi insan elinin kavrama konusundaki üstünlüğünü sağlamada çok önemli ve karakteristik bir fonksiyona sahip, eyer tipinde ve geniş hareket açıklığına sahip bir eklemdir. Başparmağın en tabanında yer alan bu eklem hayat boyu çok farklı fiziksel streslere maruz kalmaktadır. Osteoartroz, romatoid artrit, kapsüler ligamentöz yapıların postmenapozal laksitesi gibi durumlar bu önemli eklem yüzeyinin subluksasyonu ve ilerleyen dislokasyonuna neden olabilmekte, rotasyon aksının yer değiştirmesi ve kas kuvvetlerinin anormal etkilerinin ortaya çıkması ile artroz süreci geri dönülmez bir hal almaktadır. Birinci parmak KMK eklem osteoartrozuna günlük ortopedi kliniğinde çok sık rastlanır ve genellikle postmenapozal kadınlarda görülmesi ile öne çıkan bir patolojidir. Erkeklerde %7 insidansla bildirilmiş olan radyografik osteoartroz prevelansı postmenapozal kadın popülasyonunda %33'e yükselmektedir. Birinci karpometakarpal eklem osteoartrozu nedeniyle ortalama cerrahi uygulanma yaşı 60 olmakla birlikte erkeklere uygulanan cerrahi insidansı radyografik insidansa oranla daha da fazladır. Çalışmamızda bu hastalığın cerrahi tedavisinde uygulanan trapeziektomi ve tendon interpozisyon/süspansiyon artroplastisi operasyonunun sonuçları retrospektif bir olgu-kontrol çalışması ile değerlendirilmiş, değerlendirme genel veriler, hareket açıklığı ve kuvvet değerlendirmesi, ağrı ve memnuniyet skorlamaları üzerinden yapılmıştır. Sonuç olarak çalışmamızda bu operasyonun ağrılı KMK eklem osteoartrozunda doğru endikasyonlarla uygulandığında ağrının %82 oranında azaltılması, % 15,2 fleksiyon kaybı, %19,7 ekstansiyon kaybı, %6,9 abdüksiyon kaybı ile tatmin edici düzeyde hareket açıklığı korunması, farklı gruplarda analiz edildiğinde %71 -%105 oranında kuvvet korunması özellikleri ile son derece etkin ve geçerli bir tedavi yöntemi olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Birinci karpometakarpal eklem, Rizartroz, Trapeziektomi, Ligaman rekonstrüksiyonu ve tendon interpozisyonu, Süspansiyonplasti.

Başparmak-elBilekBilek eklemi+7
Hakan Aycan
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tibia plato kırıklarında kırık hattı oryantasyonunun değerlendirilmesi ve tedavi sonuçları ile ilişkisi

Bu çalışmanın temel amacı frontal (koronal) plan aksına göre koronal plana en yakın kırık hattının değerlendirilmesi, açı temelinde gruplandırılan olguların Schatzker, AO, 3-kolon sınıflaması ile ilişkisinin incelenmesi, koronal plan aksına en yakın kırık hattının tespit düzeyinin tedavi sonuçlarıyla ilişkisinin analiz edilmesi olarak belirlenmiştir. Ocak 2007'den beri tibia plato kırığı tanısıyla kliniğimizde cerrahi tedavi görmüş olan 18-80 yaş aralığında, yeterli ve uygun nitelikli direkt grafi ve bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülemesi olan 48 hasta değerlendirildi. Altı aydan daha kısa süreli takibi yapılan, tibia plato kırığı tanısı alıp konservatif tedavi ile takibi yapılan, ilk başvuruda açık tibia plato kırığı tanısı alıp definitif (kalıcı) tedavide tespit amacıyla eksternal fiksatör veya İlizarov yöntemi kullanılan hastalar çalışmaya alınmadı. Hastaların demografik verileri, Schatzker, AO ve 3-kolon sınıflamaları, tomografide koronal plan aksına en yakın kırık hattının koronal plan aksıyla yaptığı açı, kırık hattını geçen vida, yiv sayısı ve vida uzunluğu, eklemde çökme miktarı, slope açısı, kaynama durumu, angulasyon açısı, kırık oryantasyonuna göre tespit uygunluğu, klinik ve radyolojik skorlar incelendi. Çalışmamızda yaşları 18-72 arasında değişen (ortalama=43.8±13.7) 11'i (%22.9) kadın, 37'si (%77.1) erkek idi. Hastaların 31'inin (%39.5) trafik kazası, 13'ünün (%27.1) yüksekten düşme, 3'ünün (%6.2) düşme, bir (%2.1) kişinin darp olduğu görüldü. Vakalarda belirlenen kırıkların 31'i (%64.6) sağ, 17'si (%35.4) sol tibiadaydı. Kırıkların 46'sı (%95.8) kapalı iken 2'si (%4.2) açıktı. Ameliyat sonrasında vakaların 22'sinde (%45.8) herhangi bir komplikasyon gelişmemişken 26'sında (%54.2) en az bir komplikasyon meydana gelmiştir. En sık görülen komplikasyon plak-vida irritasyonuydu. Hastaların KSKS skorlarına bakıldığında 25'i (%52.0) mükemmel, 12'si (%25.0) iyi olarak belirlendi. KSFS skorlarının 29'u (%60.4) mükemmel, 11'i (%22.9) iyiydi. Rasmussen skorlarının ise 19'u (%39.6) iyi, 13'ü (%27.1) mükemmeldi. 6 3 gözlemci tarafından kırıklar Schatzker, AO, 3-kolon ve açı temelli gruplama sistemi ile kategorize edildi. Çalışmada gözlemciler arası korelasyon incelendi ve istatistiksel olarak anlamlı bir uyum olduğu belirlendi. Koronal plana en yakın kırık hattı BT transvers kesitlerinde 3 gözlemci tarafından belirlendi ve ölçüldü. Buna göre olgular 3 gruba ayrıldı. Grup 1(0-30 derece) grup 2 (30-60 derece) grup 3 ise (60-90 derece) olarak kategorize edildi. Grup 1 ve grup 2 olarak sınıflandırılan olguların ağır tip kırıklarla grup 3 kırıkların ise hafif tip kırıklarla birlikte seyrettiği görülmüştür. Ayrıca grup 1 ve grup 2 kırıkların klinik ve radyolojik sonuçlarının kötü olduğu saptanmıştır. Tomografi ile koronal kırık hattını geçen vida, yiv sayısı ve vida uzunluğu ölçüldü. Vakaların kırık hattını geçen vida sayısı 3.4±1.5 (0-6), yiv sayısı 43.3±23.3 (0-82), vida uzunluğu 12.4±6.3 (0-27) olarak belirlendi. Koronal kırık hattını geçen vida, yiv sayısı ve vida uzunluğu arttıkça klinik ve radyolojik sonuçların daha iyi olduğu görüldü. Sonuç olarak koronal plan kırıklarının kompleks kırıklarda daha sık görüldüğü, çoğunlukla posteromedial yerleşimlidir. Bu kırıkların tespiti daha zordur. Bu kırıkların varlığı ve koronal plana yaklaşmaları klinik ve radyolojik sonuçları negatif yönde etkiler. Koronal plandaki kırık hatlarını geçen yiv, vida sayısı ve vida uzunluğu arttıkça klinik ve radyolojik sonuçlar pozitif yönde etkilenir. Koronal plana en yakın kırık hattının frontal (koronal) plan aksıyla yaptığı açı temelli gruplandırma sistemi cerrahların kırık oryantasyonuna katkı sağlayacağını düşünüyoruz

Kemik vidalarıKırık fiksasyonuKırıklar-kemik+5
Ahmet Seçkin Doğan
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Posterior tibial eğim ve patellar tendon oryantasyon ilişkisinin ön çapraz bağ rüptürü üzerine etkisi

GİRİŞ: Ön çapraz bağ yaralanması sıklıkla karşımıza çıkan diz ve diz çevresi bağ yaralanmalarından biridir. Bu tür yaralanmalarda yaşa ve hastanın fiziksel durumuna göre cerrahi tedavi gerekebilmektedir. Birçok çalışmada ön çapraz bağ (ÖÇB) yaralanmasının etyolojisi ve mekanizması araştırılmaktadır. Artmış posterior tibial eğim (PTE) ve ön çapraz bağ yaralanması arasında ilişki olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak hem PTE hem de patellar tendon oryantasyonu (PTO) ile ÖÇB rüptürü arasındaki ilişkiyi araştıran çalışma bildiğimiz kadarıyla literatürde incelenmemiştir. Bu çalışmanın amacı PTE ve PTO'nun ön çapraz bağ rüptürü ile ilişkisinin araştırılmasıdır. YÖNTEMLER: 2015-2021 yılları arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı kliniğinde ÖÇB rüptürü nedeniyle opere edilen hastalar retrospektif olarak analiz edildi. Çalışmanın dışlama kriterleri medial ve lateral menisküs yırtığı, geçirilmiş alt ekstremite cerrahisi, nöromuskuler ve hematolojik hastalıklar, alt ekstremite dizilim bozuklukları, (bacak boy uzunluk eşitsizliği, koronal ve sagittal plan deformiteleri patellar insitabilite), dejeneratif artrit (Kellgren Lawrance evre 2-3-4), radyolojik ölçümü için uygun diz yan grafisi olmayan hastalar, 18 yaş altı ve 50 yaş üstü hastalar idi. Radyolojik ölçümler için uygun, tibia şaftını içeren standart diz yan grafileri olan, diz MRG'leri bulunan ve izole ÖÇB rüptürü olan 80 hasta ve yaş, cinsiyet açısından benzer dağılımda MRG de normal diz görüntüsü olan 80 hasta kontrol grubu olmak üzere 2 grup halinde toplam 160 kişi çalışmaya dahil edildi. Çalışmamızda PTE ölçümleri tibia şaftını içeren, femur kondilleri birbiri üzerinde ekspoze olmuş tam yan radyografilerde; medial plato üzerinden geçen çizginin tanjantı ile tibia anatomik aksı arasındaki açı ölçülerek hesaplanmıştır. Aynı zamanda tam yan grafide vi patellar tendon uzunluğu (tuberositas tibia ile patella alt polu arası mesafe) ve patellanın diagonal uzunluğu ölçüldü. Patellar tendon uzunluğu, patella uzunluğuna oranlanarak InsallSalvati oranı hesaplandı. Ayrıca patellar tendon trasesinden (tuberositas tibia-patella inferior polü) geçen doğru ile tibia platolarına teğet geçen doğru arasındaki tibial eğim-patellar tendon açısı (TEPTA) hesaplandı. BULGULAR: ÖÇB rüptürü olan hastaların 47'si(%58,7) erkek 33'ü(%41,3) kadın, kontrol grubu hastaların 44'ü(%55) erkek 36'sı(%45) kadındı. ÖÇB rüptürü olan hastaların PTE ortalama değeri: 10.65º±1.91º, kontrol grubu hastaların PTE ortalama değeri: 9.52º±1.50º bulundu. ÖÇB rüptürü olan hastaların PTE değerleri kontrol grubuna göre anlamlı düeyde yüksek bulundu.(p=0.005) ÖÇB rüptürü olan hasta grubunun insall-salvati oranı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük bulundu.(p꞊0.043) Hastaların rekonstrüksiyon öncesi ve sonrası yapılan tibial eğim patellar tendon açısı(TEPTA) ölçümleri kıyaslandığında rekonstruksiyon sonrası TEPTA değeri rekonstruksiyon öncesi yapılan TEPTA ölçümlerine göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu.(p<0.001) Rekonstrüksiyon yapılan hastaların TEPTA değerleri ile kontrol grubu TEPTA değerleri karşılaştırıldığında rekonstrüksiyon yapılan hastaların TEPTA değerleri anlamlı düzeyde yüksek bulundu.(p<0.001) TARTIŞMA VE SONUÇ: Bu çalışmanın en önemli bulgusu patellar tendon oryantasyonunun ÖÇB rüptürü ve Insall-Salvati oranı ile ilişkili olabileceğini göstermesidir. TEPTA ile ÖÇB rüptürü arasındaki ilişkiyi incelediğimizde ÖÇB rekonstrüksiyonu yapılan hastaların TEPTA'sı ÖÇB rüptürü olan grup ve kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti. Bu yönüyle çalışmamız patellar tendon oryantasyonunun ÖÇB rüptürü ile ilişkili olabileceğini göstermiştir.

OrtopediPatellaTendonlar+2
Mehmet Demiryürek
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ortopedi biriminde ilaç hazırlama sırasında yaşanan bölünmelerin değerlendirilmesi: Gözlemsel prospektif bir araştırma

Araştırma, bir üniversite hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji Biriminde ilaç hazırlama sırasında yaşanan bölünmelerin değerlendirilmesi amacıyla gözlemsel ve prospektif olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini; bir üniversite hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji Biriminde hafta içi ve gündüz saatlerinde gerçekleştirilen ilaç hazırlıkları oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise, aynı hastanede gerçekleştirilen randominizasyon yöntemiyle seçilen ilaç hazırlıkları oluşturdu. İlaç hazırlıkları sırasında hemşirelerin maruz kaldıkları bölünmelerin azaltılabilmesi amacıyla, hemşirelere ilaç hazırlığı sırasında renkli güvenlik yeleği giydirildi. Araştırma verileri, Haziran- Ağustos 2022 tarihleri arasında arasında girişim öncesi ve sonrası 76'şar gözlem olmak üzere toplam 152 ilaç hazırlığı gözlenerek toplandı. Gözlemler sırasında elde edilen veriler, literatür doğrultusunda araştırmacılar tarafından oluşturulan ve kapsam geçerliliği onaylanan İlaç Hazırlama Gözlem Formuna kayıt edildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2020 Statistical Software (NCSS LLC, Kaysville, Utah, USA) programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde, standart sapma, medyan, min, max değerleri, frekans, yüzde gibi tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra Shapiro Wilks,Student t, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis, Dunn, Interclass Correlation Coefficient, Fisher's Exact testleri kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırma sonucunda, ilaç hazırlıkları sırasında en sık olarak hasta yakınları, hekimler ve kişisel telefonun çalması nedeniyle bölünmeler yaşandığı, hasta yakınları ameliyat öncesi ve sonrası hasta karşılama, hasta gereksinimlerinin karşılanması ve hekimlerin en uzun süre bölünmeye neden olduğu bulundu. Girişim sonrasında hemşireler ilaç hazırlıkları sırasında, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha az sayıda (p=0,001; p<0,01) ve daha kısa süre bölünme yaşadılar (p=0,001; p<0,01). Sonuç olarak; İlaç hazırlıkları sırasında renkli güvenlik yeleğinin kullanılmasının hemşirelerin yaşadığı bölünmeleri azalttığı belirlendi.

DoktorlarHemşirelerHemşirelik+6
Ebru Karabulut
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meningomiyeloselli hastalarda pes ekinovarus (PEV) deformitesinin cerrahi tedavisinin erken dönem sonuçları

Pes ekinovarus deformitesi, spina bifidalı hastalarda en sık görülen ayak deformitesidir. Bu deformitenin tedavisi, idiyopatik pes ekinovarus tedavisinden daha rijid olması ve konservatif tedaviden sonra daha fazla nüks görülmesi yönüyle farklıdır. Bu retrospektif çalışmanın amacı, pes ekinovarus deformitesi olan spina bifidalı hastaların ayaklarının posteromedial gevşetme tekniği ile cerrahi tedavisinin sonucunda erken dönem fonksiyonel ve klinik sonuçlarını değerlendirmektir. MATERYAL ve METOD Bu çalışmaya, hikayesinde daha önceden başka merkezlerde konservatif tedavisi başarısız olan ve Ağustos 2014 - Kasım 2016 yılları arasında spina bifidalı 29 hastanın 39 pes ekinovarus deformiteli ayağı posteromediyal gevşetme tekniği ile kliniğimizde cerrahi tedavi edilenler dahil edildi. Hastaların ayakları lezyon seviyelerine göre gruplandırıldı. Ameliyat öncesi ayak deformiteleri Dimeglio sınıflaması ile skorlandı. Ameliyat öncesi ve sonrasında hastaların fonksiyonel kapasiteleri GMFCS (Gross Motor Function Classification System) ve FMS (Functional Mobility Scale) ile değerlendirildi ve sonuçlar karşılaştırıldı. BULGULAR Ameliyat sonrası takip süresi ortalama 15,62 ay (2-27) idi. 29 hastanın 18'i erkek(%62,07), 11'i kadın(%37,93) olup, yaş ortalaması 5,45(2-13 aralığında) idi. 39 ayağın 21'i sağ ayak(%53,85), 18'i sol ayak(%46,15) idi. 29 hastanın 19'unda(%65,12) unilateral, 10'unda(%34,48) bilateral tutulum vardı. Sharrard sınıflamasına göre, ameliyat öncesi dönemde, 29 hastanın 39 ayağına(n=39) göre 4 torasik seviye(%10,26), 14 yüksek lomber seviye(%35,90), 16 alçak lomber seviye(%41,03), 5 sakral seviye(%12,82) olarak ayrıldı. Torasik grupta preop ve postop GMFCS ve FMS skorlarında anlamlı bir fark gözlenmedi.(p=1) Yüksek lomber, alçak lomber ve sakral lezyonu olanlarda preop ve postop GMFCS ve toplam FMS skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç gözlendi. (p<0,05) SONUÇ Bu çalışmada, konservatif tedavi ile başarı sağlanamayan spina bifidalı hastalarda, pes ekinovarus deformitesinin cerrahi tedavisi ile erken dönemde hastaların fonksiyonel ve klinik sonuçlarında ilerleme gözlenmiştir.

AyakAyak deformasyonlarıCerrahi+6
Burak Abay
Demiroğlu Bilim University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tendon split yaklaşımla haglund cerrahisi yapılan hastalarda insersiyonel kalsifikasyonlar nedeniyle ankor kullanımının hastaların klinik ve fonksiyonel sonuçları üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın temel hedefi tendon split yaklaşımla Haglund cerrahisi uygulanan hastalarda Aşil insersiyosundaki kalsifik debrislerin hastaların klinik ve fonksiyonel sonuçları üzerine etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 2015-2023 tarihleri arasında kliniğimizde tendon split yaklaşımla Haglund cerrahisi uygulanan 27 hasta (7 erkek, 20 kadın) retrospektif olarak değerlendirildi. İnsersiyonel kalsifik tendinopati (ICT) mevcut olan 13 hastanın her birine parsiyel tendon sıyırma sonrası ankor sütür ile onarım uygulanmıştır. ICT bulunmayan 14 hastaya ise tendon sıyırma işlemi uygulanmamıştır. Bu çalışmada Aşil tendonunda ICT varlığına göre hastalar iki gruba ayrıldı. Preop ve postop alınan AOFAS, FADI ve VAS skorlamaları ile bu iki grubun klinik ve fonksiyonel sonuçları karşılaştırıldı. Hastaların plantar fleksiyon ve dorsifleksiyon güçleri izokinetik dinamometre cihazıyla ölçerek kıyaslama yapıldı. Hastaların preop x-ray grafilerinden yapılan ölçümler kıyaslanarak ICT ile ilişkisi araştırıldı. Bulgular: İstatistiksel analiz sonucunda iki grup arasında yaş, cinsiyet ve VKİ değerleri benzer bulundu. Preop ve postop alınan AOFAS, FADI ve VAS skorlarında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi. Fakat grupları ayrı olarak ele alınca her iki grupta da preop skorlar ile postop skorlar arasında anlamlı bir fark gözlendi. Tendon içi kalsifikasyon miktarının preop ve postop alınan skorlamaların hiç birinde anlamlı fark göstermediği bulundu. Preop olarak ölçülen FPA, CPA, HDH, HDHR, HDPA, CLA, BH, BCR değerlerinin bu iki grupta farklılık göstermediği görüldü. İzokinetik dinamometre ile ölçülen değerlerde iki grup arasında anlamlı bir fark olmadığı bulundu. Sonuç: Tendon split yaklaşımla Haglund cerrahisi uygulanan tüm hastalarda mükemmel sonuç ve yüksek hasta memnuniyeti elde edildiği görüldü. Kalsifik tendinopati varlığının klinik durumu kötüleştirmediği, tedavi başarısını etkilemediği sonucuna varıldı. Aşil tendonu, insersiyosundan parsiyel olarak sıyrılıp ankor sütür ile onarım yapılan hastalarda plantar fleksiyon gücünde azalma yaşanmayacağı görüldü.

Aşil tendonuOrtopediOrtopedik cerrahi+2
Safa Soy
Balıkesir University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromunda enjeksiyon yöntemlerinin ve cerrahi tedavinin karşılaştırılması

Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS) en sık görülen periferik nöropatidir. Ellerde uyuşma karıncalanma ve ilerleyen dönemde güç kaybı ile kendini gösterir. Tanısı anamnez, klinik muayene, elektrofizyolojik ve radyolojik değerlendirme ile konulur. Tedavide konservatif ve cerrahi yöntemler kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı hafif ve orta düzey KTS'de cerrahi, steroid ve plateletten zengin plazma (PRP) enjeksiyonu tedavisini karşılaştırmak; klinik, elektrofizyolojik ve ultrasonografik olarak birbirlerine olan üstünlüklerinin değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya hafif ve orta düzey KTS olan 68 hasta, 92 el bileği dahil edildi. Hastalar randomize edildikten sonra 1. gruba cerrahi tedavi, 2. gruba ultrasonografi (USG) rehberliğinde steroid enjeksiyonu, 3. gruba ise USG rehberliğinde PRP enjeksiyonu yapıldı. Hastalar tedavi öncesinde ve tedavi sonrası 1., 3. ve 6. aylarda değerlendirildi. Hastaların fizik muayenelerinde phalen ve tinel testlerine bakıldı. Hastaların ağrı ve uyuşukluk şiddeti vizüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel durumları ve semptomların şiddeti Boston karpal tünel anketi ile değerlendirildi. Ayrıca hastalara sinir iletim çalışmaları yapıldı; USG ile median sinirin kesit alanı (MSKA) ve yassılaşma oranı (YO) hesaplandı. Bulgular: Cerrahi tedavide 3. ay kontrolünde tüm hastaların phalen testleri negatifleşti. Her üç grupta da 1. ay kontrolünde VAS ve Boston semptom şiddetindeki azalma anlamlıydı ve cerrahi tedavi tüm kontrollerde diğer tedavi yöntemlerinden üstündü. Boston fonksiyonel durum skorlarında anlamlı iyileşme sadece cerrahi tedavi grubunda ortaya çıktı. Elektrofizyolojik incelemede cerrahi tedavide duyu iletim hızı, distal motor latans ve duyu amplitüdünde, steroid tedavisinde motor distal latans ve duyu amplitüdde, PRP tedavisinde ise duyu iletim hızında anlamlı iyileşme mevcuttu. Duyu iletim hızında 3. ayda cerrahi tedavinin PRP tedavisinden (p=0.049), 6. ayda cerrahi tedavinin steroid (p=0.040) ve PRP tedavisinden (p=0.024), motor distal latans değerlendirilmesinde 6. ayda cerrahi tedavinin PRP tedavisinden (p=0.012) üstün olduğu gösterildi. MSKA ölçümlerinde 1. ay kontrolünde tüm gruplarda anlamlı iyileşme oldu. Sonuç: Her üç tedavi yönteminde erken dönemde hastalarda ağrıda, semptomlarda ve MSKA'da azalma olduğu izlendi. Erken ve geç dönemde ağrı ve semptom şiddetinde azalma bakımından cerrahi tedavinin üstün olduğu görüldü. Fonksiyonel iyileşmedeki anlamlı artma sadece cerrahi tedavide erken dönemde ortaya çıktı. Elektrofizyolojik değerlendirmelerde iyileşme olan parametre sayısı cerrahi tedavide anlamlı olarak fazlaydı. Hafif ve orta dönem KTS olan hastalarda cerrahi tedavi ilk seçenek olarak düşünülebilir. İlerleyen dönemde daha geniş hasta grupları ile daha uzun takip süreli çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

CerrahiCerrahi tedaviElektrofizyoloji+6
Yusuf Kıratlıoğlu
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik ülsere yaralara intralezyoner konsantre büyüme faktörü (CGF) uygulama ile konvansiyonel pansuman yöntemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda diyabetik ülser tedavisinde konsantre büyüme faktörü (CGF) uygulamasının konvansiyonel pansuman tedavisine etkisini ve tedavi seyrini incelemeyi amaçladık. Yöntem: Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Kronik Yara Bakım Ünitesinde takip edilen kronik ülsere yarası olan hastalar CGF (n=24) ve ıslak pansuman (n=23) gruplarına ayrılarak yara yeri tedavisi planlanmıştır. CGF uygulamasında hastalardan alınan İV kan örnekleri antikoagülansız tüplerde santrifüj (Elektromag M815A) edilerek elde edilen konsantre jel hastalara uygulanmıştır. Islak pansuman grubunda yara yeri debride edilerek ıslak gazlı bezle kapatılmış herhangi bir ekstra işlem uygulanmamıştır. Çalışmadaki hastalara 12 işlem uygulanarak sonuçları kaydedilmiş ve analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların 16'sı (%34) kadın ve 31'i (%66) erkekti. Çalışmaya dahil edilen hastalar 27 – 85 yaş aralığında ve 63,23 yaş ortalamasındaydı. Grup 1'de 32,78 gün ortalamada tedavi görürken Grup 2'de 35,13 gün tedavi devam etti (p=0,218). Hastalara Grup 1'de ortalama 10,22 işlem yapılırken Grup 2'de ortalama 11,04 işlem uygulandı ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0,566). Yara yeri çevresi değeri son işlem sonucunda Grup 1'de 364,28 ortalamayken Grup 2'de 755,66 ortalamaydı (p=0,033). Yara yeri alanı, yara yeri çevresi ve yara yeri uzunluğu skorlarında işlem ortalamaları ile ilk işlemde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu (p>0,050). Ancak yara yeri alanı ve yara yeri çevresi skorlarında son işlemde gruplar arasında anlamlı farklılık vardı(p=0,031/p=0,033). Yara yeri alanı skoru, yara yeri çevresi skoru ve yara yeri uzunluğu skorunda Grup 1 için işlem başlangıç skoru ile son işlem skorları arasında grup içi anlamlı bir farklılık vardı (p=0,0001). Yara yeri alanı skoru, yara yeri çevresi skoru ve yara yeri uzunluğu skorlarında benzer şekilde 4-10. işlemler arasında duraklama dönemi olduğu görüldü. Grup 1'de Enterobacter Cloacae 8 hasta ile en sık görülen mikroorganizmayken Grup 2'de Enterococcus Faecalis ve Metisilin Duyarlı Staphylococcus Aureus 6'şar hasta ile en sık görülen mikroorganizmalardı. Sonuç: Hastaların yara yeri alanı, çevresi ve uzunluğunda konsantre büyüme faktörü (CGF) ile tedavide 4. işleme kadar belirgin iyileşme görülürken 4-10. işlemler arasında iyileşmenin duraksadığını gördük. 10. işlemden itibaren iyileşmenin tekrardan hızlandığını izledik. CGF'nin diyabetik ayak ülserinde kullanımının yara yeri iyileşmesini hızlandırdığını ve tedavi yöntemi olarak güvenle kullanılabilecek maliyeti düşük bir tedavi seçeneği olduğunu düşünüyoruz.

AmpütasyonBüyüme maddeleriDiabetes mellitus+4
Mert Bektaş
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça protezi ameliyatlarında traneksamik asit uygulamasının kanama ve kan transfüzyonu üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada; total kalça protezi ameliyatı planlanan hastalarda insizyondan önce uygulanacak olan traneksamik asitin (TA) kanama, kan transfüzyonu, fibrin yıkım ürünleri ve böbrek fonksiyonları üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, total kalça protezi ameliyatı geçirecek olan ASA I-III, 18-75 yaş arası 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma randomize ve çift kör olacak şekilde yürütüldü. Operasyon öncesi hastalardan hemoglobin (Hgb), hematokrit (Hct), trombosit sayısı (Plt), INR, aktive edilmiş parsiyel tromboplastin zaman (aPTT), fibrinojen, D-dimer, kan üre azotu (BUN), kreatinin çalışıldı. Fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) ve spinal anestezi uygulandı. Cerrahi başlamadan önce Grup 1'e 30 mg/kg (max 2,5 g) TA verilirken Grup 2'ye 15 mg/kg (max 1,2 g) dozunda verildi. İntraoperatif ve postoperatif kanama miktarı kaydedildi. İntraoperatif ve postoperatif verilen kan ürünleri kaydedildi. Postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerde hastalardan tekrar kan örnekleri alındı. Bulgular: Demografik veriler, intraoperatif ve postoperatif kan transfüzyonu, Hgb, Hct, Plt, fibrinojen, D-dimer, kreatinin, BUN bakımından gruplar arasında fark yoktu. Grup 2'deki INR sonucu diğer gruba göre daha yüksek iken Grup 1 hastalarında aPTT 6. saatte daha yüksek bulundu. Grupiçi istatistiklere göre, her iki grupta da postoperatif 6. saatteki Hgb, Hct ve Plt değerleri preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak daha düşük tespit edildi. Grup 1'in postoperatif 6. saateki; INR ve aPTT değerleri preoperatif değerlere göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Grup 2'nin postoperatif 6. saateki; INR değeri preoperatife göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Sonuç: Kalça protezi cerrahisinde kanama kontrolü sağlamada etkin olan TA'nın preoperatif 15 mg/kg ve 30 mg/kg dozlarında kullanımı postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerdeki takiplerde kanama ve kan transfüzyonu miktarını her iki grupta benzer şekilde azaltmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalça protezi, traneksamik asit, kanama, kan transfüzyonu

HemorajilerKalçaKalça eklemi+4
Filiz Şaşmaz
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tibia enfekte ve defektli psödoartroz vakalarında LRS (uzatma tipi tek eksenli eksternal fiksatör) tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Tibia enfekteve defektli psödoartroz vakalarında LRS tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Mustafa KemalÜniversitesiTıpFakültesiHastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde, Ocak 2012-Temmuz 2020 tarihleri arasında konjenital nedenlerdışında, çoğunlukla ateşli silah yaralanmalarına bağlı olmak üzere değişiketiyolojiknedenlerebağlıgelişmiştibia kemiğindekemikkaybıolan, tibia kemiğinde kaynamama olan ve enfekte kaynamama tanısı almış hastaların LRS(Limb Reconstructıon System) tipi monolateral eksternal fiksatör uygulanan 172 hastamız yer almaktadır. Hastaların kemik kayıpları paley psödoartroz sınıflaması ve Solomin'inuzun kemik defekti sınıflamalarına göre sınıflandırıldı. Cerrahi sonrası ortoröntgenogram ile taşıma miktarı, uzama miktarı ve oluşan kallus dokuları değerlendirildi. Ameliyat sonrası sonuçlar ASAMİ(Association for the Study and Application of the Method of Ilizarov) kriterleri iledeğerlendirildi. Bulgular: Uygun takibi olan 172 hastanın 162'si erkek, 10'u kadındı. Hastaların yaş ortalaması 33,2±11,9 (16-76) idi. 85 hastada ortalama kemik uzatma miktarı 6,5±2.2 cm idi.60 hastada ortalama kemik kaydırma miktarı 7.9±3.1 cm di. Paley psödoartroz sınıflamasına göre 172 hastanın 33 ü(%19.2) TİP A1,10 u(%5.8) TİP A2-1,7 Sİ (%4.1) TİP A2-2,37'si (% 21,5) Tip B1, 60'ı (% 34.9) Tip B2 ve 25'i (% 14.5) Tip B3 idi. Solomin uzun kemik defekti sınıflamasına göre 172 hastanın 40'ı(%23.3) A1,8'i(%4.7)A2,44'ü(%25.6)B1,12'si(%7)B3,34'ü(%19.8)C1,22'si(%12.8)C2, 12'Si (% 7) D idi. Hastaların ortalamafiksatörsüresi357,9±179,8günidi. Eksternalfiksatörindeksi (EFİ)ortalama 122 hasta da 52,9±12.9cm/gün, radyografik konsolidasyon indeksi(RCİ) ortalamasıise 122 hastada47,2±11.7cm/gün idi. Komplikasyonlar Paley'in derecelendirilmesine göre yapıldı. ASAMİ kemik ve fonksiyonel sonuçlar:172 hasta ile yaptığımız çalışmada kemiksel sonuçlar; 87 mükemmel (50.58), 54 iyi(31.39),19 orta(% 11.04) ve 12 kötü (%6.97) sonuç olarak değerlendirildi. Hedef bölgenin kaynamadığı 5 hastamızda kötü sonuç olarak değerlendirildi. 172 hasta ile yapılan çalışmadaki fonksiyonel sonuçları sıralayacak olursak 55 mükemmel(% 31.9) 81 iyi(% 47) 26 orta(%15.1) ve 10(%5.8) tanesi de kötü sonuç olarak değerlendirildi. Sonuç: Çalışmamız oluşan komplikasyonlara ve uzayabilen eksternal fiksatör zamanına rağmen özellikle savaş cerrahisinde tibianın kemik kayıplarının, psödoartrozlarının tedavisinde LRS ile kemik taşımanın güvenli ve başarılı yöntem olarak desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Kemik defekti, kemik kaydırma, psödoartroz, LRS

CerrahiFiksasyonKemik defektleri+4
Ertan Göçer
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz protezinde medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun sonuçlarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Total diz protezi ortopedik cerrahide en sık uygulanan ameliyatlardan biridir. Ameliyat sonrası komplikasyonları en aza indirmek ve hasta memnuniyetini arttırmak temel hedeflerden biri olmalıdır. Amacımız diz protezinde sıklıkla kullanılan iki insizyon olan medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun patellofemoral komplikasyonlarla ilişkisini araştırmak ve hasta memnuyetini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada hastanemize 2010 - 2020 yılları arasında başvuran, osteoartrit tanısı konulmuş ve total diz protezi yapılmış olan ve takiplerine devam edilmiş olan 488 hastayı değerlendirdik. Bunlardan 242 tanesine medial parapatellar(%49.6), 246 tanesine ise subvastus insizyon (%50.4) kullanılarak total diz protezi yapılmıştı. Bu iki hasta gurubunu anterior diz ağrısı, patellar tilt, lateral retinakular gevşetme ihtiyacı, insall salvati indeksi ve womac skoru açısından karşılaştırdık. Bulgular: MPP veya SV insizyon ile total diz protezi uygulanan hastalar demografik özellikleri açısından karşılaştırıldığında iki gurup arasında yaş(p:0,186), cinsiyet(p:0,769), sigara kullanımı(p:0,607), BMI(p:0,051), eşlik eden hastalıklar (p:0,509) bakımından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Subvastus insizyonda lateral retinakular gevşetme ihtiyacının (p:0,001), insall salvati indeksinin (p:0,001) ve patellar tiltin (p:0,001) MPP insizyona göre belirgin olarak daha az olduğu saptandı. İki gurup arasında anterior diz ağrısı (p:0,087) ve WOMAC skorları(0,052) açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonlar bakımından medial parapatellar insizyona göre avantajlıdır. Fakat bu avantajlara rağmen hastaların womac skorlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Dolayısıyla subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonları azaltsada total diz protezinin başka komplikasyonlarını arttırmış olabilir. Bunun için iki insizyonu farklı komplikasyonlar açısından karşılaştıran çalışmalar da yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Total diz protezi, medial parapatellar insizyon, subvastus insziyon

DizDiz eklemiDiz protezi+3
Mehmet Menken
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ateşli silah yaralanmalarına bağlı açık kırıklarda intramedüller çivilemenin sonuçları

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı ateşli silah yaralanması sonrası gelişen femur, tibia ve humerus gibi uzun kemik kırıklarında erken dönemde intramedüller çivi ile yapılan tespitin kaynama üzerindeki etkisini ve gelişen komplikasyonları belirleyip bunları alternatif yöntemlerle karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 2008-2020 yılları arasında ateşli silah yaralanması sonrası açık kırık meydana gelmiş ve tarafımıza başvurup tek seansta intramedüller çivi ile tespit uygulanan ve takiplerine devam etmiş 89 hasta değerlendirildi. 89 büyük kemik kırığının 48'u femur, 34'ü tiba ve 7'si humerus diafiz kırığından oluşmaktaydı. Bu hastaları kaynama zamanı, kaynamama ve enfeksiyon gelişimi açısından incelendi. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 48 femur kırığı vakasından 5'inde enfeksiyon meydana geldi, bu hastaların 2 tanesinde osteomyelit gelişti. Ortalama kaynama süresi 19 haftaydı. Üç hastada kaynamama, 6 hastada ise kaynama gecikmesi görüldü.34 tibia açık kırığı vakası içinde 6 vakada değişik derecelerde enfeksiyon görüldü, bunların 1 tanesinde osteomyelit gelişti. ortalama kaynama süresi 22 haftaydı. Üç vakada kaynamama, 5 vakada ise gecikmiş kaynama gözlendi. Yedi humerus açık kırığı vakası mevcuttu. ortalama kaynama süresi 10.1 haftaydı. Bir hastamızda yüzeyel enfeksiyon gelişti. Hiçbir vakada kaynamama ya da kaynama gecikmesi gözlenmedi. Sonuç: Ateşli silah yaralanmalarına bağlı büyük kemik açık diafiz kırıklarında, ilk seansta debridman ve eksternal fiksasyonla geçici tespitin ardından yumuşak doku iyileşmesi sonrası kalıcı intramedüller çivi uygulaması genel kabul görmüş bir metoddur. Biz seçili vakalarda antibiyotik profilaksisi ve özenli bir debridmanla birlikte ilk seansta intramedüller çivi ile internal tespitin uygulanabileceği kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Ateşli silah yaralanması, açık kırık, intramedüller çivi, internal fiksasyon

Kırık fiksasyonu-intramedüllerKırıklar-kemikOrtopedi+2
Namık Kemal Kılınçcıoğlu
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Talus kırıklarında cerrahi tedavi sonuçlarımız

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, hala ayak bileği ve ayağın tedavisi en zorlu travmaları arasında olan talus kırıklarında kliniğimizde uygulanan cerrahi tedavinin klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarını anketlerle ve görüntüleme yöntemleri ile ölçmektir. Gereç ve Yöntem: Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Sökmen Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğimizde ocak 2011 – haziran 2021 tarihleri arasında talus kırığı nedeniyle opere edilen 18 yaş üstü 32 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastaların dosyaları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların fonksiyonel, klinik ve radyolojik sonuçları değerlendirilerek çalışmamız gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 32 talus kırığının 17'sinde (%53,12) komplikasyon gelişti. En sık rastlanan iki komplikasyon artroz n=10 (% 31,25) ve avasküler nekrozdur n=6 (% 18,75 ). Komplikasyonlar en sık talus gövde kırıklarında gözlenmiştir. Hastaların ayak fonksiyonelliğini değerlendirmek için uyguladığımız AOFAS testinin ortalaması 80,31 ± 16,37 idi. AFI indeksine göre ise hastalarımızın toplam indeksi 26,13 ± 19,67 idi. Sonuç: Talus kırığı sonrası kliniğimizde opere edilen hastalarımızın sonuçları hem klinik, hem fonksiyonel, hem radyografik olarak memnun edicidir. Anahtar kelimeler: talus kırığı, komplikasyon, cerrahi tedavi

KomplikasyonlarKırıklar-kemikOrtopedi+4
Emre Aşkar
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00

Related subjects