Voice
184 theses under this subject heading
Parsiyel ve total tonsillektomi olan hastaların ses bulgularının incelenmesi
Adenotonsillektomi KBB hekimlerinin pratiğinde en sık yapılan ameliyatlardan biridir. Bu ameliyatın çocuklarda en sık endikasyonu reküren tonsilit ve uyku apnesi olarak söylenebilir. Aileler ve ameliyat olan bireyler tarafından merak edilen sorulardan biri ameliyat sonrası geçici veya kalıcı ses değişikliğidir. Tonsillektomi için çeşitli yöntem ve teknik olmasına rağmen biz bu çalışmada soğuk bıçak ve bipolar yardımı ile total tonsillektomi ve koblasyon tekniği ile parsiyel tonsillektomi olan hastaların ses bulgularını inceledik. Bu çalışma retrospektif olarak toplam 44 hastaya hastanemizde bulunan nucleus sisteminden muayene ve ameliyat bilgilerine ulaşılmıştır. Total tonsillektomi yapılan 22 ve parsiyel tonsillektomi yapılan 22 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastane arşivinden ameliyattan önce ve ameliyattan sonra 1.ve 3.aydaki ses analizi testlerine ulaşılmıştır. Hastaların ameliyattan önce ve ameliyattan sonra 1.ve 3.ayda Kulak Burun Boğaz muayenesi ile beraber Dil Konuşma Bölümünde yapılmış olan yukarıdaki zaman dilimlerinde jitter, shimmer, NHR(Noise Harmonic Ratio), CPP(Cepstral Peak Prominence), CPP SS(Cepstral Peak Prominence Standart Sapma), L/H oranı(Low to High Ratio), L/H oranı SS(Low to High Ratio Standart Sapma), ve formant frekanslardan F1, F2, F3 değerleri incelenmiştir. Yaptığımız çalışmada formant frekanslarda en sık soğuk bıçak yöntemi ile yapılan total tonsillektomi tekniğinde hem geçici hem de kalıcı olarak anlamlı istatiksel farklılık görülmüştür. Bu da en sık bu teknikte ameliyat sonrası hastaların ses formantında değişiklik olacağını düşündürmektedir. Bu bilgiye dayanarak tonsillektomi endikasyonu konan çocuklarda tonsillektomi öncesi ses ile ilgi olabilecek değişiklikler hakkında aileye ve ameliyat olan kişilere gerekli bilgiler verilmelidir. Yapılan diğer kıyaslamada her iki tonsillektomi yönteminde Pediatrik Ses Handikap İndeksinde(PSHİ) azalma görülmesi hastaların ameliyat sonrası ses algılarında olan değişikliğin yaşam kalitesini daha iyileştirdiğini göstermektedir. Ayrıca hastalarda her iki yöntemin fundamental frekans_(F0)'da anlamlı istatiksel farklılık gösteren azalma; tonsiller doku ve tonsillektominin sadece rezonansında değil, aynı zamanda primer ses üreticisi olan vokal foldların hareketinde de etkisi olduğunu düşündürmektedir. NHR ve Kepstral parametresindeki verilerde her iki tonsillektomi yönteminde de anlamlı istatiksel farklılığın olmaması hastaların bu ameliyat sonrası ses kalitesinde ve gürültü oranında belirgin değişiklik olmayabileceğini göstermektedir.
Ses bozukluğu olan din görevlilerine yönelik 'Ses Handikap Indeksi' geliştirilmesi, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Profesyonel ses kullanıcılarının, mesleklerini yerine getirirken sesini kullanan ve ses kalitesindeki bozulmalardan; yaşam kalitesi önemli ölçüde etkilenen kişiler olduğu bilinmektedir. Din görevlileri de profesyonel ses kullanıcılarındandır ve ses bozuklukları prevalansı, profesyonel olmayan ses kullanıcılarına göre daha yüksektir. Ses bozukluklarında, bireye özgü tedavi/terapi programına karar verilmesi ancak kapsamlı değerlendirme ile mümkündür. Ses değerlendirmesinin en önemli bileşenlerinden biri de 'öz değerlendirme araçları'dır. Bu araçlar, kişinin problemle ilişkili deneyimini ortaya çıkarmakta oldukça başarılıdır ve ses kliniklerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Öz değerlendirme araçlarından bazıları spesifik bir durumu ya da popülasyonu hedeflemektedir. Günümüze kadar İslami din görevlilerinin ses bozukluklarına ilişkin yapılmış bilimsel araştırmalarda, din görevlerinin görüşleri alınmış, din görevlilerine yönelik anketler kullanılarak ses semptomlarına ve bozukluğun risk faktörlerine yönelik veri toplanmıştır. Ancak bu çalışmaların hiçbirinde, din görevlilerine özgü; ses bozukluğunun fiziksel, işlevsel ve duygusal alanlarda etkisini inceleyen geçerli ve güvenilir bir öz değerlendirme aracı dahil edilmemiştir. İslami din görevlilerinin seslerini kullanma şekli ve yoğunluğu açısından profesyonel ses kullanıcılarına benzemeyen farklı yönleri mevcuttur. Bu doğrultuda bu tez çalışmasının amacı; ses bozukluğunun din görevlilerinde fiziksel, işlevsel ve duygusal alanlarda etkisini inceleyen geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Çalışma, iki aşamadan oluşmaktadır. Keşfedici sıralı karma yöntem tasarımı benimsenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında; 10 ses bozukluğu olan din görevlisiyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İçerik analizi yöntemlerinden frekans analizi incelenmiş ve taslak ölçek oluşmuştur. İkinci aşamasında; ölçeğin kapsam, yapı ve ölçüt geçerliği; test-tekrar test güvenirliği test edilmiş ve iç tutarlılık belirlenmiştir. Kapsam geçerliği sağlandıktan sonra, taslak ölçek formu; 19-61 yaş aralığında, 38 ses bozukluğu olan ve 72 sağlıklı sese sahip imam-hatip, müezzin kayyım ve Kur'an Kursu öğreticisinden oluşan toplam 110 erkek din görevlisine uygulanmıştır. Yapı geçerliğini belirlemek için faktör analizi yapılmış ve 23 maddelik ölçeğin nihai formu oluşmuştur. Bilinen grup geçerliği incelendiğinde, çalışma ve kontrol grubu arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmuştur. Güvenirlik analizinde, Cronbach's Alpha (α) katsayısı değeri 0,971 tespit edilmiştir. Bulgular, geliştirilen ölçeğin (Din Görevlilerine Yönelik Ses Handikap İndeksi) geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermektedir.
Rezonans ses ediniminde klinisyen geri bildirim özelliklerinin etkisinin incelenmesi
Klinik araştırmalar, motor öğrenme ilkelerini ses terapisine uyarlamayı hedefleyerek, davranış değişikliklerinin ve beceri ediniminin altında yatan bireysel farklılıkları incelemektedir. Ses terapisi alanında motor öğrenme ilkeleri için, klinisyen geri bildiriminin özelliklerine ilişkin 'uygulama' aşamasında birçok çalışma mevcut iken; 'uygulama öncesi' aşamada sınırlı sayıdadır. Yapılan bu tez çalışmasında, uygulama öncesi aşaması bileşenlerinden; motivasyon, sözel bilgilendirme ve model olma sabit tutularak; geri bildirim özellikleri değişen, katılımcıları 18-35 yaş arası sağlıklı sese sahip kadınların oluşturduğu, 6 ayrı gruba (n=90), 2 Dil ve Konuşma Terapisti tarafından rezonans ses eğitimi verilmiştir. Bu 6 grup; geri bildirim almayan, sonuç geri bildirimi alan ve performans geri bildirimi alan (4 alt grup) gruplardan oluşmaktadır. Eğitim öncesinde ve sonrasında işitsel-algısal ve akustik değerlendirmeler yapılmıştır. İşitsel-algısal değerlendirme, alanda deneyimli 3 uzman tarafından rezonans sesin kalitesinin derecelendirilmesi şeklinde yapılmış olup, katılımcı grupları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<.05). Çoklu karşılaştırma analizi sonuçlarına göre, Bonferroni düzeltmesi sonrası geri bildirim almayan grup ile kinestetik + görsel + işitsel geri bildirim grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur (p<.05). Akustik değerlendirme analizi bulgularına göre ise şiddet ve Kepstral Tepe Noktası arasında gruplar arasında anlamlı farklılık elde edilmemekle birlikte geri bildirim verilen gruplarda seans sonundaki tekrarlarda artış tespit edilmiştir. Çalışma bulguları, rezonans sesin ediniminde uygulama öncesi aşamada farklı duyusal modalitelerin kullanılarak geri bildirimin verilmesinin ve sonuç geri bildiriminin kullanılmasının faydalı olduğunu işaret etmektedir.
Rahat şarkı söyleyebilme becerisinin değerlendirilmesi (Evaluation of the Ability to Sing Easily)(EASE-TR) ölçeğinin türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Şarkıcıların ses değerlendirme süreçlerinin; şarkıcıların ses kullanım şekilleri ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak özelleştirilmesi önerilmektedir. Sağlıklı sese sahip profesyonel ses kullanıcılarının klinik ses değerlendirmesinde kullanılmak üzere Türkçe öz değerlendirme aracı mevcut değildir. Çalışmamızda Evaluation of the Ability to Sing Easily (EASE) ölçeğinin Türkçeye adaptasyonunun yapılması, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında, ölçeğin Türkçeye adaptasyonu yapılmış, ikinci aşamasında da performans öncesi ve sonrası olacak şekilde katılımcılardan EASE-TR ve Ses Yolu Rahatsızlığı Ölçeği (SYRÖ) şiddet kısmını doldurması istenmiş, Consensus Auditory- Perceptual Evaluation of Voice (CAPE-V) protokolü doğrultusunda ses kayıtları alınmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş arası 100 korist dahil edilmiş, katılımcıların %35'ine, test-tekrar test güvenirliği için EASE-TR tekrar doldurtulmuştur. Yapı geçerliği kapsamında; deneyim süresi, ses eğitimi alıp/almama, mevcut ses şikayetinin varlığı/yokluğu değişkenleri çerçevesinde "Bilinen Grup Geçerliği" yöntemi kullanılmış ve performans öncesi-sonrası EASE skorlarının karşılaştırılması yapılmıştır. Kriter geçerliği kapsamında EASE skorlarının CAPE-V ve SYRÖ şiddet kısmı ile korelasyonu incelenmiştir. İç tutarlılık güvenirliği için Cronbach alfa hesaplanarak, madde-toplam puan korelasyonu tespit edilmiş ve Test-Tekrar Test güvenirliği hesaplanmıştır. Bu tez çalışmasının sonucunda, EASE-TR ile SYRÖ arasında orta düzeyde pozitif yönde bir ilişki (r=0,664) gözlenmiştir. Performansın öncesinde ve hemen sonrasında toplanan EASE verilerinde, performans sonrası EASE skorlarında istatistiksel olarak anlamlı (p<0.001) düşüş gözlenmiştir. Ses şikayeti olan ve olmayan grubun EASE skorları arasında anlamlı fark (p=0.003) bulunmuş, Cronbach alfa değeri 0.894 olarak hesaplanmıştır. Bulgular, EASE-TR'nin şarkıcılarda, mevcut şarkı sesinin fonksiyonunu değerlendirmek amacıyla kullanılabilecek, geçerli ve güvenilir bir öz değerlendirme aracı olduğu göstermektedir.
أسلوب التعليم الجماعي في تدريس الأصوات وأثره في كفاية معلّم اللّغة العربيّة للناطقين بغيرها
The researcher started his study from the errors noted by foreign learners when uttering some of the Arabic voices, which indicates a flaw in the curriculum used in the teaching of sounds, so that The researcher chose to research in techniques of teaching Arabic sounds and in particular chose the collective technique to be the focus of his research, because the specialists have multiple views for this technique, and to leave the rest of the techniques for other studies. The researcher should begin his study in a statement on the nature of the sounds and their place in the field of teaching the Arabic language, and its leading role in acquiring language, Then he spoke about the reality of teaching sounds and moved from this point to the basic subject of his research and to talk about the collective technique and research about the uses of this technique in the field of teaching sounds. The researcher continued his study to assess the competencies necessary to be available in the teacher of Arabic voices for the other speakers, and then concluded the relationship of influence between the collective technique in the teaching of sounds and these competencies. In order to evaluate the opinions of those working in the field of teaching Arabic to non-native speakers, the researcher prepared a questionnaire that included 92 workers in this field, which Through he can know the views, and draw conclusions from them. In the end, the researcher conducted an experimental lesson on his students to support his findings through practical experience. Finally , The researcher classifies what he has achieved at points as a reference for the teachers of the Arabic language for non-speakers in general and the teachers of the sounds in particular through which they can use the collective technique in teaching the sounds at the correct time and way, for the best results.
Sound morphing using auditory p300 based attentional brain-computer musical interface
Thesis describes the development and testing of a Brain Computer Musical Interfacing (BCMI) system that allows a user to transform one element of a musical texture by paying attention to that particular element. Building on previous works, the system makes use of Auditory Evoked Potentials (AEP) to elicit P300 waves. An oddball paradigm with multiple target stimuli was developed, and sound stimuli were diffused through a multi-channel speaker array for improved focus on the sound stimuli. A sound synthesis model was created for transforming sound texture based on neural oscillations. Artificial Neural Network was used to predict possible P300 waves showing the attentional focus. Using this technique, P300 waves were successfully predicted for the most of the test subjects.
Proprius: Sonification of animal behavior in an autonomous interactive musical ecosystem
Proprius is an interactive augmented reality composition based on the sonification of organisms in an artificial ecosystem. It is an autonomous sonic environment, where the sonification of an ecological simulation is used as a means to create an interactive augmented reality music composition. The consecutive layers of a food chain are used as movements that dictate the temporal progression of the composition. The listener explores a physical space augmented with Proprius to experience the compositional unfolding of the ecosystem. The listener's presence in the system affects nearby organisms; the listener is thereby situated as an interactive agent that influences the progression of the work. The stochastic allocation of resources at the beginning of the work ensures that each instance of Proprius is a unique composition. This dissertation presents the final report of Proprius, a creative research project that was conducted between 2015 and 2018. It describes the development of a biologically interactive sonic ecosystem in Processing, spatialization and interaction methods and techniques used for composition as well as a musical outcome of the interaction. In this research, an artificial ecosystem designed using the Processing platform simulates animal behaviors. The simulation data are then fed into a sonification engine designed with Max/MSP, which creates an immersive audio scene in real-time. The listener's position in the scene is tracked with a Kinect sensor; as the listener explores the exhibition space, a binaural audio scene augments their physical environment. The overall structure of this dissertation is composed of five thematic chapters. The first chapter presents the structure and contents of the dissertation. It also explains motivations, aims and objectives as well as research methods employed by the research. Chapter two begins by laying out the background information in biology within the scope of this research and focuses on the key themes of this study. It then presents an overview of the existing studies on the use of ecological models in music composition and sound art. Chapter three further explains the theoretical details of the development of the case study focusing on the programming of organisms. It describes behavioral ecology and ethological models used in Proprius. It also clarifies how the methods are applied in the study and how certain tools and techniques are utilized in the implementation of the system. Chapter four presents the compositional development and outcome of the research. It delves into approaches to sonifying animal behaviors, evaluates the musical characteristics of these behaviors, and structures the resulting sonifications in the context of an augmented reality composition. The final chapter gives a brief summary and critique. It includes limitations, concluding remarks, suggestions for further research, and propositions. The first appendix section includes the Processing code of Proprius. The second appendix section includes the complete list of audio examples given throughout this dissertation. You can listen to the individual sound examples given in the related section. The PDF version of the dissertation provides hyperlinks to references, figures, tables and chapters, and to audio examples. Additionally, the document also provides hyperlinks to audio examples. The whole appendix section also can be found in the accompanying CD that is provided with the dissertation. I would like to present this study as a modest artistic proposition in the field of sonic arts for future researchers. I believe that this study offers a strong contribution as a case study that blends music composition with ecological simulation, embodied interaction, and augmented reality audio. I expect that with recent advances in immersive media technologies, augmented reality compositions such as Proprius will gain further prominence.
Nefes ve ses denetiminin oyuncu performansına etkisi
T.C. Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tiyatro Anasanat Dalı Tiyatro Yüksek Lisans Programı Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanan bu çalışmanın amacı, bir tiyatro oyuncusunun nefes ve ses denetiminin performansına etkisini araştırmaktır. Çalışmanın Giriş Bölümünde çalışmanın amacı ve hedefleri tanıtılmıştır. İkinci Bölüm insan bedenindeki nefes sistemine ayrılmıştır. İnsanın nefes sistemi bu bölümde adım adım anlatılmıştır. Nefesin ağız ve burundan girdiği andan itibaren, hangi organlardan geçerek akciğere ulaştığına değinilmiştir. Bu bölüm aynı zamanda nefes çeşitlerinin ayrıntılı olarak anlatıldığı bölümdür. Sonraki bölüm, sesin oluşumunun anlatıldığı bölümdür. Sesin oluşumunu sağlayan vücuttaki sistemler tanıtıldıktan sonra, bu sistemlerin nasıl çalıştığı ve oyuncunun bu sistemlerden nasıl yararlanabileceğine değinilmiştir. Doğaldır ki, sesi en önemli iletişim aracı olan oyuncunun ses ile hangi rahatsızlıkların süregeldiğini bilmesi gereklidir. Bu yüzden bu bölümün sonu seste yaşanabilecek hastalıklara ayrılmıştır. Dördüncü Bölümün başlığı ise "Nefes ve Ses Denetiminin Oyuncu Performansına Etkisi"dir. Bu bölümde nefesin neden bir oyuncu için hayati önem taşıdığı, nasıl kullanması gerektiği ve ne gib okuyucuya sunulmuştur. Yine bu bölümde oyuncunun sesini kullanırken nelere dikkat etmesi gerektiği ve doğru kullanımın performansını nasıl etkileyeceği anlatılmıştır. Çalışmanın Beşinci Bölümü, bir oyuncunun nefes ve ses sistemini geliştirecek ve formda tutacak egzersizlere ayrılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tiyatro, oyuncu, nefes, ses
Müzik ve sesin beyin üzerindeki etkileri
Bu çalışmada Müzik ve Sesin Beyin üzerindeki nörolojik etkilerinin ve tıp bilimindeki yerinin değerlendirilmesine yönelik olan bu araştırmalarımızda; ses ve müziğin olumlu ve olumsuz etkileri üzerinde durulmuştur. Beynin yapısal özellikleri, ses frekansları hususunda Mozart etkisinden faydalanılmıştır. Müziğin insan üzerindeki etkilerine yönelik; ses frekans dalga boyu ile yapılan bilinçaltı dejenerasyonları da çalışmamızda yer almıştır. Ayrıca Anahtar Kavramlar Beyin görüntüleme tekniklerinin geliştirilmesi ile müziğin beyin üzerindeki etkilerini de öğrenmeye başladık. Beyinde bir "müzik merkezinin" bulunmadığı, aksine müziğin icrası veya dinlenmesi sırasında beynin değişik kısımlarının birlikte çalıştığı ortaya çıktı. Müziğin beyinde "ödül sistemini" uyardığı keşfedildi. Müziğin tedavi edici gücünün yanı sıra beyin plastisitesi nedeniyle zihinsel faaliyetler üzerinde olumlu etkileri olduğu, bu nedenle müzikle uğraşmanın, özellikle bir müzik aleti çalmayı öğrenmenin beynin performansını artırdığı bulundu. En ilkel kabilelerden en gelişmiş ülkelere kadar her toplumda müzik insan yaşamının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Müzik bazen bizi neşelendirir, zaman zaman dans ettirir, bazen hüzne boğar, bazen de yıllar öncesine götürür. Son yıllarda nörobilimlerde elde edilen gelişmelerle artık müziğin beynimizi nasıl etkilediğini öğrenmeye başladık. Bu çalışmalar sonucu müziği evrensel kılan sırların perdesini aralarken müziğin olağanüstü gücü ile beynimizin fiziksel yapısını değiştirebileceğimizi ve müzik eğitimi ile başarıyı artırabileceğimizi de öğrendik. Anahtar Kelimeler: Müzik, Ses, Beyin, Etki
Amatör Türk müziği korolarında karşılaşılan ses ve nefes çalışmaları ile ilgili sorunların çözüm ve önerileri
Bu araştırmada, Amatör Türk Müziği koro çalışmalarında ses ve nefes eğitimi alan kişilerde ortaya çıkan sorunların, koro eğitimcilerinin katkıları ile tespit edilmesi ve belirlenen sorunların çözümüne ilişkin yaklaşımların sunulması amaçlanmıştır. Türk Müziği Koro çalışmalarında neredeyse hiç uygulanmayan ses ısıtma ve nefes eğitiminin önemini vurgulamak ve uygulamalarda görülen eksikliklerin tespit edilerek bu sorunların giderilmesine yönelik çözümler ve öneriler sunmak tezin ana hedefidir. Bu konuda literatürün yanı sıra eğitim almış profesyonel koro şefleri, ses sanatçıları ve uzmanların görüşlerinden ve uygulamalarından da yararlanılmıştır. Koro çalışmalarında ses ve nefes çalışması uygulanan 4 (dört) ayrı Amatör koro grubundaki koristlere 14 soruluk anket çalışması yapılmıştır. Korolarda ses ve nefes çalışmalarının gerekliliğin belirlenmesi ve performans açısından etkisi, cinsiyet ve yaş olarak analiz edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde alınan bu sonuçlardan yola çıkarak, korolarda ses ısıtma ve nefes tekniklerini geliştirme konusunda uygulanması gereken protokol hakkında bilgilendirme yapılmıştır. Bunun yansıra doğru şarkı söylemenin yanında, yaşam için gerekli olan ses ve nefesi doğru kullanmamıza ve geliştirmemize yardımcı olacak her türlü bilgi ve çözüm önerileri sunulmaktadır.
İnkomplet partisyon Tip-2 anomalisi olan pediatrik koklear implant kullanıcılarında binaural işlemleme becerilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, İnkomplet Partisyon Tip-2 (IP-II) anomalisi olan bimodal ve bilateral pediatrik koklear implant kullanıcılarında binaural işitsel becerileri değerlendirmek ve sonuçları normal koklear anatomiye sahip pediatrik koklear implant kullanıcıları ile karşılaştırarak IP-II'nin işitsel performans üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaktır. 41 koklear implant kullanıcısı (ortalama yaş 8.8 ± 1.9); IP-II anomalisi olan bimodal (BIM-IP) ve bilateral (BIL-IP) kullanıcılar ve normal koklear anatomiye sahip bimodal (BIM-N) ve bilateral (BIL-N) kullanıcılar olarak gruplandırılmıştır. Gürültüde konuşmayı anlama ve ses kaynağı lokalizasyonu becerileri, binaural (bilateral koklear implant veya bimodal) ve monaural (yalnızca ilk koklear implant) olarak iki koşulda değerlendirilmiştir. Her iki binaural görevde de BIM-IP ve BIL-IP grupları arasında, performans farkı gözlenmemiştir. Gürültüde konuşmayı anlama becerilerinde BIM-N grubu; BIL-IP (p=.007), BIM-IP (p<.001) ve BIL-N (p=.004) gruplarına göre daha düşük bir performans sergilemiştir. Ses kaynağı lokalizasyonu becerisinde de, BIM-N grubu ile BIL-IP (p=.001), BIM-IP (p<.001) ve BIL-N (p=.004) grupları arasında gürültüde konuşmayı anlama becerisine benzer anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Tüm katılımcılar, her iki görevde de binaural durumda monaural koşula göre istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler göstermiştir (p<.05). Bu çalışma, IP-II anomalisine sahip bilateral ve bimodal pediatrik koklear implant kullanıcılarının implantasyondan normal anatomiye sahip bilateral kullanıcılar kadar fayda gördüğünü ortaya çıkarmıştır. Rezidüel işitme potansiyelindeki farklılıklar, normal koklear anatomiye sahip bimodal kullanıcıların düşük performans gösterme nedenini açıklamaktadır. Bildiğimiz kadarıyla, spesifik bir iç kulak malformasyonuna sahip çocuklarda binaural performans özelliklerini ortaya çıkaran ilk çalışmadır.
Türkçe konuşan yetişkinlerde kepstral spektral disfoni indeksinin (cepstral spectral ındex of dysphonia (CSID)) geçerliğinin araştırılması
Frekans temelli ölçümler, bağlantılı konuşmada ses analizi yapılmasına olanak sağlaması ve şiddetli ses bozukluklarının değerlendirilmesinde daha güvenilir sonuçlar vermesi sebebiyle son dönemlerde popüler olarak kullanılmaktadır. Kepstral tepe noktası (CPP) ve kepstral spektral disfoni indeksi (CSID) parametreleri için diğer dillerde geçerlik çalışmaları olmasına rağmen Türkçe için bir geçerlik çalışması bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, frekans temelli bu ölçümler ve bunlardan türetilen CSID için geçerlik çalışması yapmaktır. Çalışmaya 195 disfoni olan birey ve bu bireyler ile cinsiyet ve yaş açısından eşleştirilmiş 195 normal sese sahip yetişkin birey dahil edilmiştir. Katılımcılara uzatılmış ünlü fonasyonu /a/ ve Consensus Auditory-Perceptual Evaluation of Voice (CAPE-V Turkish) cümleleri okutulmuştur. İşitsel algısal değerlendirme uzatılmış ünlü fonasyonunda genel etkilenim derecesi ve CAPE-V Turkish genel etkilenim derecesine göre yapılmış ve katılımcılar normal sese sahip, hafif, orta ve şiddetli disfonisi olan bireyler şeklinde dört gruba ayrılmıştır. Akustik analizler için Analysis of Dysphonia in Speech and Voice (ADSV) yazılımı kullanılmıştır. Öz değerlendirme aracı olarak ses handikap indeksi (SHİ) kullanılmıştır. Tüm disfoni grupları arasında CPP, L/H ve CSID parametrelerinin anlamlı farklılık sergilediği gözlemlenmiştir. Algısal değerlendirmeler ile akustik değerlendirmeler arasındaki pearson korelasyon analizi CPP ve CSID parametreleri için her değerlendirme basamağında yüksek korelasyon (r>0,800) göstermiştir. Frekans temelli ölçümler ile SHİ arasındaki ilişkileri test etmek için yapılan Pearson korelasyon analizinde en yüksek korelasyon CSID parametresinde ve orta, yüksek olacak şekilde değişen derecelerde korelasyonlar tespit edilmiştir. Uzatılmış ünlü fonasyonu ve bağlantılı konuşma için Receiver operating characteristic (ROC) eğrisi analizinde, CPP ve CSID için AUC değeri 0,800'den büyük bulunmuştur. Uzatılmış ünlü fonasyonu ve bağlantılı konuşma için CPP kesme puanları sırası ile 10,049 (AUC: 0,905), 4,662 (AUC: 0,862) ve CSID için kesme puanları sırası ile 10,8 (AUC: 0,961), 15,677 (AUC: 0,904) olarak bulunmuştur. Çalışmamız CSID ve frekans temelli ölçümlerin Türkçe konuşan yetişkin bireylerde disfoni ile normal sesi ayırt etmede geçerli olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kepstral tepe noktası (CPP), Kepstral spektral disfoni indeksi (CSID), Akustik analiz, Ses bozukluğu, Frekans temelli ölçüm
Bilateral koklear implant kulllanan çocuklarda lokalizasyon becerisinin araştırılması
Binaural işitme, ses lokalizasyon becerisini üst düzeye çıkararak işitsel sistemin optimum performans göstermesine izin verir. Bilateral koklear implantasyonun ses lokalizasyon becerisinin gelişimini olumlu etkilediği bilinmektedir. Bu çalışma ile eş zamanlı ve ardışık bilateral koklear implant kullanıcılarında ses lokalizasyon becerisini incelemek ve normal işiten yaşıtlarıyla karşılaştırmak, implantlar arası süresi birbirinden farklı olan ardışık bilateral koklear implant kullanıcılarında implantlar arası sürenin ses lokalizasyon becerisi üzerindeki etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaçla İşitsel Konuşma Sesleri Değerlendirme (Auditory Speech Sound Evaluation, ASSE) test bataryası aracılığıyla katılımcıların ses lokalizasyon becerileri değerlendirilmiştir. Çalışmaya 4-18 yaş arası bilateral eş zamanlı koklear implant kullanıcısı 19, implantlar arası süre 4 yıldan daha kısa olan bilateral ardışık koklear implant kullanıcısı 21, implantlar arası süre 4 yıl ve daha uzun olan bilateral ardışık koklear implant kullanıcısı 19 ve bilateral normal işitmeye sahip 18 çocuk katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Azimut Lokalizasyon Testi ve Interaural Level Difference (ILD) Lokalizasyon Testi uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, Azimut Lokalizasyon Testi'nde normal işitmeye sahip grubun ses lokalizasyon becerisi ile diğer gruplar arasında, ILD lokalizasyon testinde ise implantlar arası süresi uzun olan çalışma grubu ile diğer grupların ses lokalizasyon becerisi arasında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.005). Bilateral ardışık koklear implant kullanan bireylerde implantlar arası süre ile ses lokalizasyon becerisi arasında korelasyon bulunmuştur (p=0,003; rho= 0,480). Bilateral koklear implant kullanıcısı çocuklarda implantlar arası süre, kronolojik yaş ve lokalizasyon değerlendirmesinde kullanılan kulaklar arası ipucu türünün, ses lokalizasyon becerisini etkileyen önemli faktörler olduğu sonucuna varılmıştır.
Tek taraflı işitme kayıplı bireylerde farklı amplifikasyon sistemlerinin lokalizasyon ve gürültüde konuşmayı anlama becerilerine etkisinin değerlendirilmesi
Tek taraflı total işitme kaybı (TTİK)'na sahip bireylerde, işitsel uyaranlar her iki kulakta işlemlenemediği için bilateral normal işitmeye sahip bireylerin ulaştığı binaural ipuçlarına erişemezler. Binaural işitmeyi sağlamasa da başın gölge etkisinin yaratmış olduğu dezavantajı ortadan kaldırmak için monaural dinleyicilerde cerrahi müdahale gerektirmeyen Contralateral Routing of Signals (CROS) işitme cihazı ve baş bantlı kemiğe implante işitme cihazları (Bone Anchored Hearing Aid, BAHA) kullanılmaktadır. Bu çalışmada TTİK'na sahip 20-50 yaş arası daha önce hiçbir amplifikasyon sistemi kullanmamış 15 bireyde cihazsız duruma göre CROS ve BAHA cihazlarının, ses lokalizasyonu ve gürültüde konuşmayı anlama becerisi üzerine etkilerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Lokalizasyon becerilerinin değerlendirilmesi için Audiqueen yazılımı içerisinde bulunan İşitsel Konuşma Sesleri Değerlendirmesi test bataryasındaki Lokalizasyon testleri, gürültülü ortamlarda konuşmayı anlama becerisinin değerlendirilmesi için ise Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi-Yetişkin Versiyonu kullanılmıştır. Azimut Lokalizasyon Testi'nde baş bantlı BAHA durum lehine anlamlı fark gözlenirken (p<0.05), Interaural Loudness Difference (ILD) Lokalizasyon Testi'nde üç durum arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi'nde gürültünün ön taraftan gönderildiği durumda CROS ve BAHA ile anlamlı iyileşme gözlenmiştir (p<0.05). Gürültünün ipsilateral kulaktan gönderildiği durumda cihazsız durum ile karşılaştırıldığında, CROS ve BAHA arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.05). Cihazlı durumlar arasında baş bantlı BAHA lehine anlamlı derecede iyi puanlar elde edilmiştir. Gürültünün kontralateral kulaktan gönderildiği durumda ise üç durum arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Lokalizasyon Testleri ve Gürültüde Konuşmayı Anlama Testleri kapsamında üç durumda katılımcıların memnuniyet puanlarına bakıldığında, her iki test için baş bantlı BAHA'ya verilen puanlar CROS işitme cihazına verilene göre; CROS işitme cihazına verilen puanlar ise cihazsız duruma göre anlamlı olarak daha iyi bulunmuştur (p<0.05). Mevcut çalışmanın sonuçları, TTİK'na sahip bireylerde kontralateral aktarım sağlayan amplifikasyon sistemlerinin gürültüde konuşmayı anlama performansını olumlu yönde etkilediğini ve baş bantlı BAHA sistemi ile lokalizasyon becerisinde iyileşme sağlanabileceğini ortaya koymuştur. TTİK'lı bireylerin kontralateral aktarım sağlayan amplifikasyon sistemlerinden günlük yaşamda önemli yarar görebileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Binaural işitme, Tek taraflı işitme, Ses lokalizasyonu, Gürültüde konuşmayı anlama, Kontralateral aktarım.
SWORD Çipi'nin MFA (Made For All) özelliğinin konuşmayı anlama üzerine etkisi
İşitme kayıplı bireyler işitme cihazı kullanmaya başladıkları ilk andan itibaren işitmelerinin düzeleceğini ve farklı ortamlara girdiklerinde rahatlıkla iletişim kurabileceklerini düşünmektedirler. Aslında yapılan birçok çalışma bize kulakların beyne açılan bir kapı olduğunu gösteriyor. İşitme cihazı kullanana kadar geçen zaman da beyin o seslerin yokluğuna alışır, işitme cihazı kullanılmaya başlandığında ise beyin tüm seslere uyum sağlamak için kendini yeniden yapılandırır. İşitme kayıplı bireyler, sosyal yaşantılarında, telefon görüşmelerinde ya da müzik/televizyon vs. dinlerken işitme cihazlarının yetersiz kaldığını belirtmektedirler. İşitme kaybına sahip bireylerin çektiği en büyük zorluklardan biri de telefon görüşmesi sırasında telefon ahizesinden gelen ses sinyalinin parazitlenmesinden kaynaklı olarak konuşmaları anlamakta güçlük çekmeleridir. İşitme cihazı üreten markalar, tüm bu zorluklara karşı zaman içerisinde farklı teknolojiler geliştirmişlerdir. Günümüzde aktif olarak Bluetooth teknolojisi kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, unilateral ya da bilateral işitme cihazı kullanıcılarında, direkt bağlantı özelliğinin, gürültülü ve gürültüsüz ortamlarda test edilerek, kelimeleri anlamada kullanıcıya sağladığı faydalarının araştırılmasıdır.
İtfaiye erlerinde stresin sese etkisi
İtfaiye erleri, yoğun iş yükü ve hayati tehlike arz edecek olaylarla bire bir karşılaşmaları nedeni ile stres düzeyi yüksek bir meslek grubudur. Stres düzeyi yüksek mesleklerde çalışanların ses kalitesinin etkilendiği bilinmektedir. Bu tez çalışmasında stres düzeyini ölçmek amacıyla ASÖ (Algılanan Stres Ölçeği) anketi kullanılmıştır. Elektroglottografi cihazı ve Laryngograph Speech Studio programı kullanılarak itfaiye erlerine ses ölçümü yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Avcılar ve Kıraç İtfaiye İstasyonunda çalışan 25 itfaiye eri oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan tüm bireyler erkektir. Çalışmada elde edilen akustik analizlerde temel frekans (F0), % Jitter ve % Shimmer, MFZ parametreleri ile ASÖ puanları ve demografik anket verileri SPSS istatistik programı kullanılarak karşılaştırıldı. Çalışmamızda sigara kullanan ve kullanmayan bireyler arasında hijyen öncesi ve sonrasında yapılan pertürbasyon parametrelerine göre F0 ve %jitter parametrelerinde istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05). Stres puanı yüksek bulunan bireylerin sadece geniş bantta F1 /İ/ ölçümünde negatif yönde anlamlı bir ilişki görülürken, diğer değerlerde anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Bunun nedeni, pandemi döneminin getirdiği kısıtlamalardan dolayı çalışmaya katılan gönüllü kişi sayısının azlığı olabilir. Çalışmamıza katılan bireylerin stres düzeyleri karşılaştırıldığında ise dar ve geniş bantta shimmer /I/ harfi ölçümünde anlamlı fark bulunmuştur. Buna göre, stres düzeyi yüksek olanların dar ve geniş bantta shimmer /I/ ölçümleri, stres düzeyi düşük olanlara göre daha düşüktür. Çalışmamızın sonunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde itfaiye erlerinin iş yükünün hafifletilmesiyle birlikte stres düzeylerinin en aza indirilmesi için terapi ve etkinlikler düzenlenmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Ses kalitesinin korunması için doğru nefes alma ve sesi düzgün kullanma konusunda eğitim programları oluşturulabilir.
Saf ses işitme taramasının alçak, yüksek frekanslarda difference limeslar ile kıyaslanması
Saf ses tarama odyometre testi bireylerin ehliyet almada, iş başvurularında, işitme seviyelerinin kontrolünde kullanılan hızlı bir testtir. İşitme taraması yapılacak sürede difference limesler (DL) kullanılarak daha geniş bilgi birikimi elde edebilir. Bu çalışmanın yapılmasıyla saf ses tarama testinden daha fazla bilgi elde etmemizi sağlayacak; ototoksisite, yaşlılığa ve gürültüye bağlı artış gösteren işitme kayıplarının hakkında ekstra bilgi sağlayacak bir difference limes bağlantısı bulmak hedeflenmiştir. Çalışmaya yaş ortalaması 39.91 olan (en küçük 16 en büyük 82 yaş) işitme saf ses taramasını geçen 41 kişi katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere işitsel saf ses taraması testi uygulandı. Testi geçemeyen bireyler çalışmaya dahil edilmedi. Tarama saf ses testini geçen bireylere saf ses tonu ile önce sağ kulakta 125 hertz (Hz)de önce en rahat saf ses seviyesi (RSS) tespit edildi. Tespit edilen ses seviyesinde difference limes tespiti yapıldı. Aynı işlem sol kulakta yapıldı. Ardından 8 KHz'de RSS seviyesi ve difference limes tespiti yapıldı ve çalışma bitirildi. İlaç sayısı ve yaşın MCL ve DL ile olan ilişkileri tespit edilmiştir. Sağ kulakta 125 Hz şiddete bağlı difference limes ortalama değeri 5,80 DL 8 KHz değeri 5,04 DL; Sol kulakta 125 Hz şiddete bağlı difference limes ortalama değeri 6,14 DL, 8 KHz değeri 6,00 DL gözlemlenmiştir. Çalışmada düşük frekanslarda (125 Hz) duyma değerleri (MCL ve DL) ile yüksek frekanslarda (8 KHz) duyma değerleri (MCL ve DL) arasında genel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ancak, Sağ Kulak DL değerlerinde bu ilişki tespit edilememiş, değerler arasında anlamlı ilişki olmadığı görülmüştür. Bu farklılaşmanın sebeplerini anlamak için ek çalışmalar gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Difference limes, Saf Ses İşitme Taraması, Ototoksisite, Presbiakuzi, Gürültüye Bağlı İşitme Kayıpları
İşitsel deprivasyonun sesin lokalizasyonuna etkisi
Yetişkinlik döneminde ortaya çıkan işitme kaybının derecesi, tipi ve konfigürasyona bağlı olarak meydana gelen konuşmayı anlama ve konuşmayı ayırt etmede ki düşüşler iletişim de büyük ölçüde sorunlara sebep olmaktadır. Bulundukları çevre kalabalık veya gürültülü olduğu zaman konuşulanları anlamakta ve sesin yönünü tayin etmekte sorun yaşayan bireyler bazen sessiz ortamlarda da iletişim kurarken sıkıntılar yaşamaktadır. Sesin nereden geldiğini ayırt edemeyen yani ses lokalizasyon beceresi işitme kaybına ve konuşmayı anlama, ayırt etme seviyesine bağlı olarak düşen bireyler çoğu zaman bunu fark etmemektedir. Yaşanılan bu sıkıntılar ile birlikte çevresinden de olumsuz davranım gören yetişkin bireyler konuşmayı takip etmeye çalışmaktan, kalabalık ortamlarda bulunmaktan ve en önemlisi iletişim kurmaktan yoruldukları için çekimser davranmaya başlamaktadır. Bu aşamada çözüm; işitmeyi normal seviyeye getirmeyi amaçlayan işitme cihazlarını düzenli kullanım sayesinde konuşmaları anlaması ve ayırt etmesi gelişen bireylerin lokalizasyon beceresi de gelişecek ve sesin nereden geldiğini ayırt edebilecektir. Amaç: Normal işiten ve işitme kaybına sahip, işitsel algı seviyesi farklı bireylerin ses lokalizasyon becerisini saptamak ve karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 39-61 yaş aralığında hem normal işiten hem de işitme kaybı olup cihaz kullanan46 katılımcı dahil edilmiştir. Bu katılımcılardan 10'u normal işiten kontrol grubu, geri kalan 36'sı ise işitme cihazı kullanan ve işitmeyi ayırt etmesi farklı olan 4 gruptan oluşmaktadır. Saf ses odyometrisi ve konuşma testleri yapılan katılımcılara sonrasında serbest alanda konuşma ve tonal test uygulanarak ses lokalizasyon eşikleri saptanmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan katılımcılarda konuşmayı ayırt etme lokalizasyon fark eşiği; 500 Hz, 1000 hz, 2000 Hz ve 4000 Hz fark eşiklerinde gruplar (kontrol, grup1, grup2, grup3, grup4) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Konuşmayı ayırt etme skoru daha kötü olan katılımcıların bulunduğu gruplardaki lokalizasyon eşiğinin daha yüksek olduğu ortaya konmuştur.
Ortognatik cerrahi sonrası seslerin akustik ve nazalans değişiminin incelenmesi
Çene kemiğindeki çift taraflı kemik ameliyatı (bsso) alt çene kemiğindeki şekil bozukluğunda kullanılan bir alt ve üst çeneyi kapsayan ameliyat türüdür. Eski incelemelere bakıldığında çene cerrahisindeki konuşma olaylarına bakıldığında konuşmaya olan etkileri üzerine çeşitliçalışmalar arasında farklılık bulunmaktadır. Bu araştırmada amacımız çene cerrahisinden önce ve sonra hastalarda ses ve konuşma kalitesinin nasıl etkilenip etkilenmeyeceğini görmektir. Sesteki değişiklik ve burun yapısı üzerindeki farklılıkları incelemektedir. Bu araştırmada çalışmamıza katılan hastalar 26 ve 40 yaşları arasında seçilmiştir. Hastalar 12 kişi kadın 11 kişi erkektir. Bu hastaların hepsine sırasıyla sesli harfler söyletilmiştir. Bu garfler sırasıyla a, e, i harfleridir. Elektroglottografi cihazı ile hasta kayıtları incelendikten sonra tekrar çağırılıp 7-8 hafta içinde tekrar aynı test yapılmıştır Vokal shimmer ve vokal jitter yüzdeliklerinin yanı sıra temel frekans (F0) ve harmonikler, Multi Dimensional Voice Programı (MDVP) kullanılarak gerçekleştirilen ses analiziyle değerlendirilmiştir. MDVP, ses özelliklerini objektif bir şekilde değerlendirmek için kullanılan bir yöntemdir. Bu analiz, sesin titreşim özelliklerini, titreme (shimmer) ve düzensizlik (jitter) yüzdelikleri üzerinden değerlendirirken, aynı zamanda sesin temel frekansını (F0) ve harmonik yapısını da incelemektedir. Ameliyattan hem önce hem sonra yapılan çalışmalarda edinilen çalışmalara bakıldığında çelişkili çalışmalar birbiriyle çelişmektedir. Ve anlamlı derecede bir fark bulunmamaktadır. Çalışmamamızdaki hastalarda yalnızca 5 kişide rezonans açısından farklar gözlemlenmiştir. Başka bir hastaya bakıldığında ise rezonans görülmesiyle birlikte kısa bir süre sonra tekrar ameliyattan önceki haline dönüşüm sağlanmıştır. Çene cerrahisinde konuşma bozukluğu özelllikle sesli harflerdeki değişimin oluşması %100 başarılı olmamaktadır. Yapılan incelemelere bakıldığında ses kalitesinde ufak değişmeler gözlemlense de ameliyattan sonra düzelip tekrar eski haline dönüşebilir.
Konuşma sesi bozuklukluğu olan çocukların yürütücü işlevler ve karmaşık sözdizimi becerilerini arttırmaya yönelik geliştirilmiş uygulamalı terapi programının etkinliğinin araştırılması
Konuşma sesi bozukluğu (KSB) olan çocuklar dil ve konuşma problemlerine ek olarak çeşitli sorunlar yaşayabilmektedirler. Bu çalışmada, KSB'ye eşlik eden sorunlar ile ilgili daha fazla bilgi edinmek ve edinilen bilgiler ışığında yeni bir terapi programı geliştirmek amaçlanmıştır. Çalışmanın değerlendirme aşamasına 4-6 yaş aralığında konuşma sesi bozukluğu bulunan 34 çocuk ( 12 K, 22 E) ile normal gelişim gösteren 34 çocuk (14 K, 20 E) dahil edilmiştir. Bu aşamada dil ve konuşma değerlendirmeleri "Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi", "Sesletim Sesbilgisi Testi", "Konuşma Sesi Uyarılabilirlik Değerlendirme Formu" ile, sözdizimi becerileri değerlendirmeleri "Karmaşık Sözdizimi Becerileri Değerlendirme Aracı" ile, yürütücü işlev becerileri ise "Boyut Değiştirerek Kart Eşleme Görevi" ile yapılmıştır. Çalışmanın müdahale aşamasında konuşma sesi bozukluğu bulunan çocuklar arasından randomize seçilen 14 çocuk, 2 gruba ayrılmıştır. İlk grup Türkçe Uyarılabilirlik Terapisi (TUT) alırken ikinci grup yürütücü işlev ve sözdizimi becerileri temelinde geliştirilen Uygulamalı Terapi (UYTE) almışlardır. Araştırma sonucunda, konuşma sesi bozukluğu olan çocukların normal gelişim gösteren akranları ile karşılaştırıldığında sözdizimi ve yürütücü işlev becerilerinin anlamlı olarak düşük olduğu bulunmuştur (p < .001). Yapılan terapi oturumlarının ardından UYTE programına dahil olan çocukların yürütücü işlev becerileri ile sözdizimi becerilerinde anlamlı olarak artış gözlenirken TUT programında yer alan çocukların söz konusu becerilerinde bu artış gözlenmemiştir. Sonuç olarak, her iki terapi programının da dil ve konuşma becerilerini arttırdığı fakat UYTE programının yarattığı artışın TUT grubundaki artıştan istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: konuşma sesi bozukluğu, yürütücü işlevler, sözdizimi becerileri, türkçe uyarılabilirlik terapisi, uygulamalı terapi
Azalmış ses toleransı bozukluklarının ayırt edilmesinde kullanılacak ölçek geliştirilmesi
Azalmış ses toleransı (AST), ortalama bir bireyde herhangi bir reaksiyona neden olmayan bir sese negatif reaksiyon verilmesi olarak tanımlanmaktadır. Hiperakuzi, fonofobi ve mizofoni AST'nin alt sınıflarını oluşturur. Bunlar birbirinden farklı durumlar olup, terapileri de farklıdır. Literatürde bu üç durumu ayırt eden bir tanısal yöntem veya ölçek mevcut değildir. Bu tez araştırmasında amacımız; bu üç AST problemini birbirinden ayırt eden bir tarama ölçeği geliştirmektir. Genel popülasyondan araştırmaya katılmaya gönüllü, işitmesi normal olan 18-65 yaş aralığındaki 953 bireye ulaşıldı ve 257 birey ile çalışma tamamlandı. Azalmış Ses Tolerans Ölçeği- Tarama (ASTÖ-T)'nin Cronbach alfa katsayısı, Madde –toplam korelasyonu, madde ayırt ediciliği değerlendirildi. ASTÖ-T'nin yapı geçerliği Kaiser normalizasyonlu Varimaks rotasyonu yapılarak Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ile ve yapısal uyumunu değerlendirmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile gerçekleştirildi. Ölçekten alınan toplam puanlar problem(+) ve problem (-) olanlarda Mann Whitney-U testi ile karşılaştırıldı. ASTÖ-T'nin referansa bağlı geçerliği ROC analizi ile, iç tutarlılık analizi Cronbach's alfa değerinin hesaplanması ile, zamana göre değişmezliği ise test-tekrar test güvenirliği ile değerlendirildi. ASTÖ-T'nin hiperakuzi, fonofobi ve mizofoni bölümü için Cronbach alfa değeri sırasıyla 0,881; 0,775; 0,938 olarak hesaplandı. Bağımsız örneklem t-testi ile maddeler arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu ( p< 0,01) görüldü. ASTÖ-T'nin fonofobi bölümünün faktör yapısı AFA ile, mizofoni bölümünün ise Kaiser normalizasyonlu Varimaks rotasyonu yapılarak AFA ile analiz edildi. Hiperakuzi bölümünün yapısal uyumu DFA ile değerlendirildi. Ölçeğin faktör yapısı kurulan modelin veri setiyle iyi düzeyde uyum verdiğini gösterdi. Buna göre hiperakuzi ve fonofobi bölümü tek faktörlü, mizofoni bölümü ise 2 faktörlü yapı sergiledi. Mann Whitney-U testi ile hiperakuzik, fonofobik, mizofonik olan ve olmayan grupların toplam puanlarının (sırasıyla HTP, FTP, MTP) ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p< 0,05). ROC analizi ile yapılan değerlendirme sonucunda HTP'nin hiperakuzi varlığını, FTP'nin fonofobi varlığını, MTP'nin mizofoni varlığını öngörmede yararlı olduğu görüldü(p<0,001). HTP, FTP, MTP için kesme değerleri sırasıyla ≥ 7; ≥ 1; ≥ 4 olarak hesaplandı. Güvenirlik değerlendirmesi için iç tutarlılık analizinde sınıf içi korelasyon katsayıları hiperakuzi, fonofobi ve mizofoni bölümü için sırasıyla 0,833; 0,752; 0,834 bulundu. Buna göre hiperakuzi ve mizofoni bölümlerinin yüksek güvenilirlik, fonofobi bölümünün ise oldukça güvenilir düzey sergilediği görüldü. Kappa testi ile toplam puanlara ait test-tekrar test arası uyumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü ( p< 0,001). Çalışmanın sonuçları Azalmış Ses Tolerans Ölçeği- Tarama'nın, azalmış ses toleransının alt tiplerini/problemlerini/sınıflarını belirlemede/ayırt etmede geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Azalmış ses toleransı, Hiperakuzi, Fonofobi, Mizofoni, tarama, ölçek.
Erken koklear implantasyon yaşının konuşma sesi bozukluğu şiddetine ve konuşma anlaşılırlığı düzeyine olan etkisinin incelenmesi
Konuşma seslerinin algılanması ve üretilmesi işitme sistemine bağlı olduğundan işitme kaybı olan bireylerde artikülasyon ve fonolojik becerilerin yetersiz kaldığı bilinmektedir. Buna bağlı olarak konuşma anlaşılırlığı da bozulmaktadır. Artikülasyon ve fonolojik bozukluğun özellikleri; işitme kaybı başlangıç yaşı, işitsel bozukluk türü ve derecesinden etkilenmektedir. İleri ve çok ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar, koklear implant gibi modern işitme teknolojisinden maksimum işitsel yarar sağlamaktadırlar. Bu araştırmada, prelingual işitme kayıplı çocuklarda koklear implantasyon zamanının konuşma sesi bozukluğu şiddetine ve konuşma anlaşılabilirliğine etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. İkincil olarak, normal işitme becerilerine sahip akranları ile koklear implantlı çocukların artikülasyon, fonolojik ve anlaşılabilirlik becerileri açısından karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmaya koklear implantasyon yaşı 12-18 ay, 18-24 ay ve 24-30 ay aralığında bulunan 5-7 yaş arasında toplam 45 çocuk (32 E, 13 K) ve normal işitme becerilerine sahip 5-7 yaş arasında toplam 15 çocuk (7 E, 8 K) dahil edilmiştir. Konuşma sesi becerileri değerlendirilmesi "Türkçe Sesletim ve Sesbilgisi Testi (SST)" nin üç alt testi kullanılarak konuşma anlaşılabilirliği değerlendirilmesi ise "Bağlamiçi Anlaşılabilirlik Ölçeği" kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, erken koklear implantasyon yaşına sahip çocukların artikülasyon-fonolojik becerileri ve konuşma anlaşılırlığı daha geç yaşta koklear implantasyon yapılan çocuklardan anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca en erken dönemde koklear implantasyon olan çocukların bile normal işitme becerilerine sahip akranları ile karşılaştırıldığında konuşma sesi becerilerinde ve konuşma anlaşılabilirliğinde anlamlı derecede düşük performans gösterdiği bulunmuştur..
Gürültünün ses başlangıç ve akustik değişimler ile oluşturulmuş kortikal cevaplar üzerindeki etkisinin karşılaştırılması
Sessiz ortamla karşılaştırıldığında gürültüde elde edilen kortikal potansiyellerin farklı amplitüd ve latans değerlerine sahip olduğu daha önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Bu etki hem ses başlangıç hem de ses değişim cevapları için gözlenmiş, gürültünün etkisi kullanılan uyarana göre farklı olmuştur. Bu çalışma farklı uyaranlar ile uyarılmış ses başlangıç ve ses değişim cevaplarının farklı gürültü tiplerinden nasıl etkilendiğini incelemek için yapılmıştır. Normal işiten 24-33 yaş aralığında 20 yetişkinden (10 kadın, 10 erkek) sessiz ortam, +10 dB sinyal gürültü oranında beyaz gürültü ve konuşma sesi ile şekillendirilmiş gürültüde /ui/ ve /iu/ uyaranları ile oluşturulmuş ses başlangıç ve ses değişim N1 cevapları kaydedilmiştir. Analizlerde /ui/ için ses başlangıç amplitüdleri sessiz ortama göre beyaz gürültüde daha düşük, latansları ise her iki gürültü koşulunda daha geç elde edilmiştir. Ses değişim amplitüdleri ise sadece konuşma sesi ile şekillendirilmiş gürültüde daha düşük elde edilmiş, latansları gürültüden etkilenmemiştir. /iu/ için ise sadece ses başlangıç latansları her iki gürültüde daha geç elde edilmiştir. Aynı koşulda iki uyaran için oluşan cevaplar karşılaştırıldığında; ses başlangıç latansları sadece sessiz ortamda /ui/ için /iu/'ya göre daha geç elde edilmiş, diğer koşullarda /ui/ ve /iu/ için latans ve amplitüdleri farklı olarak elde edilmemiştir. /ui/ ve /iu/ için ses değişim cevapları ise sadece gürültü koşullarında latansları bakımından benzer olmuştur. Aynı koşulda ses başlangıç ve ses değişim cevapları karşılaştırıldığında ise bütün koşullarda her iki uyaran için ses değişim amplitüdleri daha küçük, latansları ise daha geç elde edilmiştir. Sonuç olarak gürültünün etkisi ses başlangıç ve ses değişim cevaplarını oluşturan uyaranlara ve kullanılan gürültü tiplerine göre değişiklik göstermektedir. İleriki çalışmalarda farklı formant geçişleri içeren uyaranlarla ve farklı gürültü tipleriyle kaydedilen ses başlangıç ve ses değişim cevaplarının gürültüden etkilenimlerinin gürültüde konuşmayı ayırt etme problemleri olan bireylerde incelenmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: İşitsel kortikal N1, gürültü, ses başlangıç cevabı, akustik değişim cevab
Örgütsel adalet ile ses davranışı arasındaki ilişki: Kültürler arası bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, örgütsel adaletin ses davranışı üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaçla örgütsel adalet, genel adalet kapsamında ses davranışı, korumacı ses davranışı, savunmacı ses davranışı ve kabullenici ses davranışı boyutları ile ele alınmıştır. Genel adalete yönelik algıların korumacı ses, savunmacı ses ve kabullenici davranışlarının üzerinde etkisinin olduğu tahmin edilmiştir. Çalışanların örgütlerine yönelik genel adalet yargılarının ses davranışları ile ilişkisi araştırılmış ve iki kültürdeki farklılıklar ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde ses davranışı kavramı; ses davranışı biçimleri, boyutları, örgütsel tutum ve davranışlarla etkileşimleri ile örgütsel neden ve sonuçları bağlamında incelenmiştir. İkinci bölümde adalet ve örgütsel adalet kavramı işlenmiş ardından örgütsel adaletin boyutları, önemi ve etkileşimleri ile ele alınarak genel adalet kavramına ve genel adalet kavramının işlendiği araştırmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde genel adalet, ses davranışı ve genel adalet ile ses davranışı arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu bağlamda iki kültürün farklılıkları ele alınmıştır. Çalışmanın sonuçları genel adalet algılarının iyileşmesinin Türk katılımcılarda korumacı seslilik düzeyini artırdığını, Şilili katılımcılarda savunmacı seslilik düzeyini azalttığını ortaya koymuştur. Sonuçlar, ses davranış düzeylerinin ve örgütlere ilişkin genel adalet değerlendirmelerinin kültürlere, yaşa ve kıdeme bağlı olarak değiştiğini göstermiştir. Değişimin yönü ve boyutu Türk ve Şilili katılımcılar arasında farklılaşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ses Davranışı, Örgütsel Adalet, Genel Adalet, Kültür