Root canal therapy
174 theses under this subject heading
Uzmanlık öğrencileri tarafından yapılan primer endodontik tedavili dişlerin 5 yıllık sağ kalımının ve başarısının retrospektif incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, endodonti uzmanlık öğrencileri tarafından yapılan primer kök kanal tedavili dişlerin 5 yıllık sağ kalımının retrospektif olarak incelenmesidir. Çalışmayla, sağ kalımı ve başarıyı etkileyen faktörlerin etkisinin ortaya konulması ve dolaylı olarak endodontik tedavinin başarısının arttırılması hedeflenmiştir. Yöntemler: Bu çalışmaya; Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı'na 2018 Temmuz ve 2019 Temmuz tarihleri arasında uzmanlık öğrencilerinin kök kanal tedavisini tamamladığı hastalar dahil edildi. Çalışma kapsamında hastaların veri tabanında bulunan periapikal ve panoramik radyografileri ile kök kanal tedavili dişlerin sağ kalım başarıları değerlendirildi. Bulgular: Ağızda var olan dişler yani sağ kalım oranı % 69,9 bulundu. Yaş, dolgu yüzü sayısı, proksimal temas sayısı, restorasyon uyumu, homojenite ve başlangıç PAI değerinin endodontik tedavi sonrası dişin uzun süre ağızda kalma durumu ile ilişkili bulundu. Çalışmamız sonuçlarına göre genel başarı oranı %66,1,ağızda var olan dişlerin başarı oranı %94.6 bulundu. Yaş değişkeni açısından 65 yaş üstü bireylerin, 18-39 yaş grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük sağ kalım oranına sahip olduğu görülmüştür (p<0.05). Yetersiz restorasyon uyumuna sahip dişlerin ağızda kalma olasılığı, yeterli olanlara kıyasla sağkalım istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktür (p<0.05).Başlangıç PAİ skoru, sağkalımı etkilemiştir. PAİ 2 başlangıç durumunda sağkalım istatistiksel olarak düşüktür (p<0.05). Sonuç: Bu çalışmasının sınırları dahilinde primer endodontik tedavili dişlerin sağ kalım ve başarısı ile ilişkili faktörler belirlendi. Cinsiyet, diş tipi, restorasyon tipi, post varlığı, çalışma boyu, homojenite, koniklik, dolgu yüzü ve proksimal temas sayısı sağ kalım üzerinde etkisizdir (p>0.05).Başarı ve tüm izlenen değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Primer kök kanal tedavili dişlerin sağkalım ve başarısını değerlendirebilmek için değişkenlerin daha dikkatli ele alındığı, örneklem sayısının daha fazla olduğu ve standardize edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Primer Kök Kanal Tedavisi, Sağ kalım, Başarı
Kanal dolgu tekniklerinin ve kanal dolgu patlarının apikalden taşan debris ve kanal dolgusunun sökülebilirliğindeki rolleri
Kök kanal tedavisi başarısız olursa, bir sonraki tedavi yöntemi, dişin restore edilebilir ve periodontal olarak sağlam olması halinde, kanal tedavisinin ortograd olarak yenilenmesi işlemi olabilir. Dolgu materyallerinin yetersiz sökümü, irrigasyon solüsyonlarının kalıcı mikroorganizmalarla temasını engelleyebildiğinden, tedavi sonuçlarını etkileyebilir. Kök kanal tedavisinin yenilenmesi sırasında dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da apikale taşabilecek ve postoperatif ağrıya neden olabilecek kök kanal debrisidir. Bu çalışmanın amacı farklı dolgu teknikleri (tek kon tekniği, sıcak dolgu tekniği) ve farklı kanal dolgu patlarıyla (biyoseramik esaslı pat, epoksi rezin esaslı pat) doldurulan kök kanallarının kanal tedavisi yenileme işlemi sırasında taşan debris miktarını ölçmek ve kök kanal duvarlarında kalan dolgu malzemesini mikro-CT görüntüleri ile değerlendirmektir. Mevcut çalışmada 60 adet tek köklü insan mandibular premolar dişi kullanılmıştır. Tüm dişler ProTaper Gold F4 eğeye kadar ProTaper Gold sistemi ile şekillendirilmiş ve kemomekanik hazırlıkların tamamlanmasının ardından örnekler 4 gruba ayrılmıştır: SOG-ER: Epoksi rezin kanal dolgu patı [AH Plus (Dentsply)] ve soğuk dolgu tekniği (tek kon tekniği), SOG-BS: Biyoseramik kanal dolgu patı (Sure-Seal Root, Sure Dent) ve tek kon tekniği, SIG-ER: Epoksi rezin kanal dolgu patı [AH Plus (Dentsply)] ve sıcak dolgu tekniği [Calamus (Dentsply) termoplastik enjeksiyon tekniği], SIG-BS: Biyoseramik kanal dolgu patı (Sure-Seal Root, Sure Dent) ve Calamus termoplastik enjeksiyon tekniği. Dişler eppendorf tüplerine sabitlenmiştir ve kanal sökümü esnasında toplam 5 ml distile su kullanılarak irrigasyon tamamlanmıştır. Tüpler içerisindeki sıvının buharlaşması ve sadece kuru debris ağırlığını ölçebilmek için tüpler 37 ⁰C de 14 gün süre ile etüvde bekletilmiştir. Kök kanal dolgusunun sökümünü takiben örnekler eppendorf tüplerden uzaklaştırılarak dişler mikro-CT cihazında taranarak kalan dolgu miktarı analiz edilmiştir. Tüm gruplarda, debris ekstrüzyonu görülmüştür. Hangi yöntemle kullanılırsa kullanılsın biyoseramik esaslı patın, epoksi rezin esaslı pata göre taşan debris miktarını arttırdığı görülmüştür. En fazla debris ekstrüzyonu SIG-BS grubunda, en az debris ekstrüzyonu SOG-ER grubunda görülmüştür (p<0,05). Kalan dolgu miktarı yüzdesi SOG-BS grubunda, en az kalan dolgu SIG-ER grubunda bulunmuştur (p>0,05). Taşan debris ve sökülebilirlik açısından gruplar arasında bir korelasyon gözlenmemiştir. Kullanılan dolgu tekniği ve pat çeşidi fark etmeksizin her grupta kanal dolgusunun sökümü sırasında debris taşması görülmüştür ve hiçbir grupta kanal dolgusu kanaldan tamamen sökülememiştir. Apikalden taşan debris üzerinde dolgu teknikleri, kanalda kalan materyal yüzdesi üzerinde ise patların rol oynadığı görülmüştür. Korelasyon bulunamayan bu iki değişken (taşma-sökülebilirlik) ile ilave çalışmalara ihtiyaç vardır.
Farklı kök kanal preparasyon şekillerinin düz ve eğimli köklere sahip mandibular molar dişlerin stres dağılımı üzerindeki etkisi: Sonlu elemanlar stres analizi
Dikey kök kırıkları, kök kanal tedavisinde başarısızlığa ve takiben dişin çekilmesine sebep olan en önemli etkenlerden biridir. Mandibular molar dişler, dikey kök kırıklarının en sık görüldüğü dişler arasındadır. Kök kanal şekillendirilmesi ve kökün anatomik yapısı diş yapısındaki stres dağılımını etkileyen en önemli faktörlerdendir. Özellikle kökün servikal üçlüsünde fazla genişletme yapılması DKK için risk oluşturmaktadır. Bu kapsamda, çalışmamızda farklı koniklik oranları ve kesici kenar uzunluğuna sahip ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) (F2 ve F3), FlexMaster (VDW, Münih, Almanya) (25.04 ve 30.04) ve Hero Shaper (Micro-Mega, Besançon, Fransa) (25.04 ve 30.04) eğe sistemleri ve mandibular molar diş yapısındaki MM.Tooth (Micro-Mega, Besançon, Fransa) modelleri kullanılmıştır. MM.Tooth modellerinde farklı eğe sistemleri kullanılarak kök kanal şekillendirmesi yapılmış, ardından mikro bilgisayarlı tomografi taraması ile modellerin üç boyutlu görüntüleri elde edilmiştir. Eğimli köklere sahip modellere ek olarak modellerin mezial kök eğimleri değiştirilmiş ve düz mezial köklü modeller de elde edilmiştir. 200 N'luk okluzal yükler hem dikey hem de oblik yönde uygulanarak modellerde oluşan stres dağılımları statik lineer sonlu elemanlar stres analizi (SESA) yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Böylece hem farklı eğe sistemlerinin oluşturduğu preparasyonun hem de kök eğiminin fonksiyonel okluzal yükler altındaki mandibular molar dişlerde oluşturdukları stres dağılımlarına etkisi değerlendirilmiştir. Oluşan maksimum asal stres (Pmax) dağılımları incelenmiştir. Oblik yükleme ile düz köklü modellerde stresin en fazla mezial-lingual dış kök yüzeyinin servikal ve orta üçlü bölgelerinde, eğimli köklere sahip dişlerde ise en fazla mezial-lingual dış kök yüzeyinin servikal bölgesinde yoğunlaştığı görülmüştür. Dikey yükleme koşulunda ise her iki kök morfolojisinde de stresin bifurkasyon bölgelerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Oluşan en yüksek stres değerleri tüm gruplarda ProTaper Universal F3 grubunda, en düşük stres değerlerinin ise sağlam diş modelinde oluştuğu görülmüştür. Sağlam diş modelinden sonra en düşük stres Hero Shaper 25.04 eğesinin kullanıldığı modellerde görülmüştür. Düz köklü dişlerde, eğimli köklere sahip dişlere göre stres değerlerinin daha düşük, fakat daha yaygın olduğu görülmüştür. Düz köklü mandibular molar dişlerin eğimli köklere sahip mandibular molar dişlere göre gelen kuvvetleri daha dengeli dağıttığı sonucuna varılmıştır. Mezial köklerdeki koronal çap artışının ve mezial kök eğimindeki artışın mandibular molar dişlerde dikey kök kırığı riskini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dikey Kök Kırıkları, Eğimli Kök, Mandibular Molar, Maksimum Asal Stres, Üç Boyutlu Sonlu Elemanlar Stres Analizi
Enterococcus feacalis'in kök kanallarından uzaklaştırılmasında üç farklı irrigan aktivasyon yönteminin etkinliği
Bu tez çalışmasının amacı, kanal içi Enterococcus faecalis'in (E faecalis) azaltılmasında, geleneksel iğne irrigasyonu ve üç farklı irrigan aktivasyon yöntemiyle yapılan final irrigasyonların karşılaştırılmasıdır. Çekilmiş küçük azı dişlerinin kök kanalları döner enstrümanlar kullanılarak hazırlandı. Biyomekanik şekillendirme esnasında, her eğe değişiminden sonra sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrigasyon yapıldı. Etilendiamintetraasetik asit (EDTA) ve NaOCl'nin ardışık kullanımıyla smear tabakanın uzaklaştırıldı. Kök kanal preparasyonunun tamamlanmasını takiben, kök kanalları E faecalis ile kontamine edildi ve üç hafta süreyle inkübasyona bırakıldı. Örnekler, uygulanacak son yıkama işlemine göre, herbirinde 15'er diş olacak şekilde rastgele 4 deney grubuna ayrıldı: 1. grup, iğne ile geleneksel irrigasyon; 2. grup, pasif ultrasonik irrigasyon (PUI); 3. grup, XP-endo Finisher aktivasyon; 4. grup, lazerle aktive irrigasyon (LAI).Total irrigasyon süresi ve kullanılan irrigan hacmi tüm gruplarda sabit tutuldu. Final irrigasyon işlemlerinden önce ve sonra alınan bakteri örnekleri kültüre edildi, koloni sayımı yapıldı ve azalma yüzdeleri hesaplandı. İstatistiksel değerlendirmeler için Kruskal-Wallis ve Dunnet testleri kullanıldı. Bulgular, tüm gruplarda bakteri oranlarında istatistiksel olarak oldukça önemli bir azalma olduğunu gösterdi. Tüm aktivasyon yöntemleri geleneksel iğne irrigasyonuna göre istatistiksel olarak daha etkili bulundu. LAI, daha çok negatif örnekle sonuçlanmasına rağmen PUI ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. LAI, XP-endo Finisher'a göre de istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha etkili bulunurken, PUI ve XP-endo Finisher arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunamadı. Bu çalışma koşullarında, E. feacalis kolonileri üzerinde en yüksek azaltma etkisini LAI ve PUI grupları gösterdi. LAI'nin daha çok sayıda negatif örnekle sonuçlanmış olması göz önüne alındığında, bu yöntem kök kanal dezenfeksiyonunun geliştirilmesinde bir alternatif olarak görülebilir.
Farklı döner eğe sistemlerinin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırma etkinliğinin mikro bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasının amacı; dört ayrı NiTi döner eğe sisteminin tekrarlayan kök kanal tedavisi etkinliklerini mikro bilgisayarlı tomografi ile incelemek ve tekrarlayan kök kanal tedavisi sırasında kök kanal dolgusunun uzaklaştırılması için geçen süreleri karşılaştırmaktır. Çalışmada 40 adet insan mandibular premolar dişi kullanılmış ve kök boyları 15 mm olacak şekilde standardize edilmiştir. Örnekler ProTaper Universal döner eğe sistemiyle F2'ye kadar şekillendirilmiş, tek kon yöntemiyle MTA Fillapex kök kanal patı ile doldurulmuştur. Kök kanalları geçici dolgu maddesi ile kapatılmış, 1 ay boyunca 37ºC ve %100 nemli ortamda bekletilmiştir. Kök kanal dolgularının tekrarlayan kök kanal tedavisi öncesi hacmini değerlendirilmek için mikro BT ile taranmıştır. Örnekler kök kanal dolgusunun uzaklaştırması için kullanılacak eğe sistemine göre olarak rastgele 4 gruba ayrılmıştır (n=10): Protaper Universal Retreatment NiTi sistemi, ProTaper NEXT NiTi sistemi, EdgeFile XR NiTi sistemi ve EdgeFile® X3 NiTi sistemi. Kök kanallarında kalan artık dolgu miktarının değerlendirilmesi amacıyla tüm örnekler ikinci kez mikro BT cihazı ile taranmıştır. Elde edilen görüntülerden μCT Evaluation Program kullanılarak kök kanallarından uzaklaştırılan dolgu yüzdeleri hesaplanmıştır. Ayrıca kök kanal dolgusunun uzaklaştırılması sırasında apekse ulaşmak için geçen süre ve tüm dolgunun sökümü için geçen süre kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde normal dağılıma uygunluk Shapiro Wilk testi ve gruplar arası karşılaştırmada Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda; uzaklaştırılan kök kanal dolgu yüzdesi değerlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Ancak EdgeFile® X3 grubunda uzaklaştırılan kök kanal dolgu yüzdesi daha az olarak tespit dilmiştir. Gruplara göre apekse ulaşmak için ve tüm dolgunun sökümü için geçen süre EdgeFile® X3 sisteminde, diğer sistemlerinden daha yüksek elde edilmiştir. Bu çalışma sonucunda kullanılan NiTi eğe sistemlerinin hiçbirinin kök kanal dolgusunu tamamen uzaklaştıramadığı, EdgeFile XR sisteminin kök kanal dolgusu uzaklaştırma etkili olduğu ve EdgeFile® X3 sisteminin kök kanal dolgusu uzaklaştırma etkinliğinin diğer eğe sistemlerinden daha az olduğu tespit edilmiştir.
Farklı final irrigasyon aktivasyon sistemlerinin kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonuna etkisinin konfokal lazer mikroskop ile incelenmesi
Bu tez çalışmasının amacı; dört farklı final irrigasyon aktivasyon yönteminin iki farklı kanal içi medikamentin dentin tübül penetrasyon derinliğine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmada kullanılan 96 adet insan mandibular premolar diş kök boyları 12 mm olacak şekilde standardize edilmiştir. Kökler Protaper Next döner eğe sistemiyle X3'e kadar şekillendirilmiş, kök kanalları her eğe değişiminde 2 mL %5,25 NaOCl solüsyonuyla irrige edilmiştir. Şekillendirilmiş kökler final irrigasyon aktivasyon sistemlerine göre dört gruba ayrılmıştır: Grup 1;EndoActivator, Grup 2;XP-endo Finisher, Grup 3;Pasif ultrasonik irrigasyon, Grup 4;Geleneksel iğne irrigasyonu grubu. Örneklerin final irrigasyonu 5 mL %5,25 NaOCl ve 5 mL %17 EDTA solüsyonunun 1'er dakika boyunca aktive edilmesiyle bitirilmiştir. Her grup yerleştirilecek kanal içi medikamente göre iki alt gruba ayrılmıştır: Alt grup A;Ca(OH)2 ve Alt grup B;mTAP. %0,1 Rhodamine B eklenmiş Ca(OH)2 ve mTAP kök kanallarına yerleştirilmiş ve kanal ağızları geçici dolgu materyaliyle kapatılmıştır. 24 saat %100 nemde bekleyen kökler akrilik bloklara sabitlenmiş ve kesit alınması için izomet kesme cihazına bağlanmıştır. Örneklerden; uzun aksa dik olacak şekilde apikalden koronale doğru 2, 5 ve 8 mm uzaklıklarda 1 mm kalınlığında kesitler alınmıştır. 288 kesitten konfokal lazer mikroskop ile 4x büyütmede görüntüler alınmış ve Zeiss LSM Image Browser v.4.2.0 programına aktarılmıştır. Programın imaj araçları yardımıyla dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği hesaplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi three way ANOVA ile yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda; EndoActivator, XP-endo Finisher ve PUI aktivasyon yöntemlerinin tümünün geleneksel iğne irrigasyonuna göre kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonunu anlamlı düzeyde arttırdığı (p<0,05); XP-endo Finisher ile irrigasyon aktivasyonun ise her iki kanal içi medikament için de en yüksek dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği değerlerini gösterdiği tespit edilmiştir. Koronal bölgede kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliğinin apikal bölgeye göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). mTAP Ca(OH)2'e göre daha yüksek dentin tübül penetrasyon yüzdesi gösterirken (p<0,05); maksimum penetrasyon derinliği bakımından kanal içi medikamentler arasında anlamlı düzeyde bir farklılığa rastlanmamıştır (p=0,948). Bu çalışmada hiçbir final irrigasyon sisteminin kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonunu %100 sağlamadığı fakat gruplar arasında dentin tübül penetrasyonunu en çok arttıran sistemin XP-endo Finisher eğe olduğu bulunmuştur.
Farklı eğe sistemlerinin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırırken oluşturdukları apikal ekstrüzyon miktarlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, dört farklı eğe sistemi ile kök kanal tedavisi yenilenmesi sırasında apikale ekstrüze olan debris miktarını karşılaştırmaktır. Kanal tedavisinin birincil amacı, mikroorganizmaları ortadan kaldırmak ve kök kanalını üç boyutlu sızdırmaz bir şekilde doldurmaktır. Bazen kanal tedavisi başarısız olabilir ve başarısızlıktan sonra çeşitli tedavi seçenekleri vardır. Öncelikle kanal tedavisinin ortograd olarak yenilenmesi düşünülmelidir. Dentin artıkları ve irrigantlar, yenileme sırasında apikal foramenden periapikal alana ekstrüde olabilir. Her alet tipinde farklı miktarlarda apikal ekstrüzyonun meydana geldiği bilinmektedir. Çalışmamızda 64 adet tek köklü mandibular premolar diş seçilmiştir. Örneklerin kronları düzleştirilmiş ve çalışma uzunluğu standart hale getirilmiştir. ProTaper Universal eğe sisteminde F4'e kadar kök kanalları prepare edilmiştir. Kemomekanik hazırlıktan sonra örnekler AH Plus patı ile lateral kondensasyon ile doldurulmuştur. Her numune için bir eppendorf tüpü kullanılmış, her tüp hassas terazide 3 kez tartılmış, hepsinin ortalaması kaydedilmiştir. Numuneler tıpalara sabitlenmiş ve eppendorf tüplerine yerleştirilmiştir. Daha sonra dişler rastgele 4 gruba ayrılmıştır: MicroMega Remover (Coltene), Reciproc blue (VDW), Protaper Universal Retreatment sistemi (Dentsply), D Race (FKG). Yenileme işlemi sırasında, çalışma boyuna ulaşılana kadar 10 mL distile su kullanılmıştır. Örnekler, sıvının tamamen buharlaşması ve tüpte sadece debris artıklarının kalması için 5 gün boyunca 70 °C'de tutulmuştur. Debrislerin biriktiği her bir eppendorf tüpü hassas terazide tekrar 3 kez tartılmış ve bulunan değerlerin ortalaması alınarak sonuçlar elde edilmiştir. Tüm sistemler, debris ekstrüzyonuna neden olmuştur. Debrisin apikal ekstrüzyonu, en az miktarda Reciproc Blue eğesi ile gerçekleşmiştir. Debrisin apikal ekstrüzyonu en fazla MicroMega Remover eğesi ile meydana gelmiştir.
Kök kanal tedavisinde kullanılan nanopartikül içerikli irrigasyon protokolünün dentinin fiziksel ve mekanik özelliklerine etkisi
Bu çalışmanın amacı kitosan nanopartikülleri (KNP) kullanımını ve genipin (GE) ile çapraz bağlamayı içeren final irrigasyon protokollerinin, enzimatik çözünmeye karşı, dentininin mikrosertliği, yüzey özellikleri ve kimyasal yapısı üzerindeki etkilerini araştırmaktır. KNP iyonik jelasyon yöntemi ile sentezlendi ve stabilitesi partikül boyutu, polidispersitesi ve zeta potansiyeli ölçülerek değerlendirildi. Doksan adet çekilmiş tek köklü dişin kök kanalları şekillendirildi ve sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrige edildi. Dentin diskleri elde edildi ve mikrosertlik (n=15), ATR-FTIR (n=5) ve SEM/EDS (n=6) analizlerinde kullanılmak üzere gruplara ayrıldı, ve aşağıdaki solüsyonlarda bekletildi: (1) NaOCl+Etilendiamintetraasetik asit (EDTA), (2) NaOCl+KNP, (3) NaOCl+EDTA+KNP, (4)NaOCl+KNP+GE, (5)NaOCl+EDTA+KNP+GE veya (6) distile su. Örneklerin başlangıç ve irrigasyon protokolleri sonrası dentin mikrosertliği ölçüldü. ATR-FTIR ve SEM/EDS analizleri, irrigasyon protokolleri uygulandıktan sonra gerçekleştirildi. Tüm analizler, disklerin 24 saat kolajenaz solüsyonunda bekletilmesinden sonra tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizleri yapıldı (p=0,05). Kolajenaz uygulaması sonrasında, final irrigasyon sonrasına göre, NaOCl+EDTA+KNP+GE grubu hariç, tüm gruplarda dentin mikrosertliği azaldı (p<0,05). NaOCl+EDTA+KNP ve NaOCl+KNP+GE gruplarının kolajenaz uygulaması sonrası mikrosertlik değerleri, başlangıç değerlerine benzerdi (p>0,05). Kolajenaz sonrası, Amid III/PO4-3 oranında NaOCl+EDTA+KNP, NaOCl+KNP+GE ve NaOCl+EDTA+KNP+GE gruplarında önemli bir değişim oluşmazken (p>0,05), diğer gruplarda azalma oldu (p<0,05). Kolajenaz, gruplardaki CO3-2/ PO4-3 oranında bir değişime yol açmadı (p>0,05). Kolajenaz öncesi ve sonrasında, gruplarda elemental düzeyde önemli bir değişim görülmedi (p>0,05). Kök kanal tedavisinin final irrigasyon protokolünde KNP ve GE kullanımı, enzimatik çözünmeye karşı dentinde olumlu etkiler oluşturması nedeniyle önerilebilir.
Farklı kanal dolgu patları kullanılarak tek seans kanal tedavisi uygulanan kronik apikal periodontitisli hastalarda oksidatif stresin değerlendirilmesi: İn vivo çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı epoksiamin rezin bazlı ve biyoseramik bazlı kök kanal patları kullanılarak tek seansta kanal tedavisi yapılmış kronik apikal periodontitis tanılı hastalarda oksidatif stres belirteçlerinin karşılaştırılmasıdır. Aynı zamanda katılımcıların başlangıç PAİ seviyeleri de başlangıçta alınan örneklerden elde edilen oksidatif stres belirteçleriyle karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kronik apikal periodontitis teşhisli 26 hasta, kullanılacak kök kanal patına göre sayıca eşit (n=13) iki gruba ayrıldı (Biyoseramik Grubu ve Epoksiamin Grubu). Hastalarda kullanılacak kanal patı başka bir hekim tarafından kapalı zarflar içerisinden seçildi. Hastaların tedavi öncesi PAİ skorları kaydedildi. Kanal tedavisine başlamadan önce hastalardan tükürük örneği alındı. Kanal tedavisi esnasında da kök kanalı içerisinden diş ve pulpa dokusu örneği alındı. Kök kanal tedavisi seçili patla bitirildikten sonra hastalara tekrar randevu oluşturuldu ve 30. günde ikinci defa tükürük örneği alındı. Tükürükten alınan örnekler ve kök kanalı içerisinden alınan örnekler; Total Antioksidan Seviye (TAS), Total Oksidan Seviye (TOS), Oksidatif stres indeksi (OSİ), 8-Epi, Malondialdehit (MDA) ve Myeloperoksidaz (MPO) belirteçleri için incelendi. 8-Epi için ELİSA test kiti, diğer belirteçler için kolorimetrik analiz yöntemleri kullanıldı. İstatistiksel analizde normallik varsayımının karşılandığı durumlarda bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem T testi, bağımlı olduğu durumda Bağımlı Örneklem T testi; varsayımın karşılanmadığı durumlarda ise Mann Whitney U ve Wilcoxon İşaret Sıra testi uygulandı. Normal dağılıma uygun sürekli ölçümler arası ilişkileri incelenmesinde Pearson Korelasyonu, normal dağılım olmadığı durumda ise Spearman korelasyonları uygulandı. (p<0.05) anlamlı kabul edildi. Bulgular: Biyoseramik Grubunda 8-Epi belirtecinde 30. günde 1. güne oranla istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gözlenmiştir. Biyoseramik Grubunda TAS, TOS, OSİ, MDA, MPO değerleri zamana göre incelendiğinde iststistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Epoksiamin Grubunda ise zamana göre incelemede 1. ve 30. günler arasında hiçbir belirteçte anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Kök kanalı içerisinden alınan örneklerden elde edilen biyokimyasal sonuçlar ile tedavi öncesi alınan tükürükten elde edilen sonuçlar arasında herhangi bir belirteçte anlamlı bir ilişki kurulamamıştır. Zamana göre oksidatif stres belirteçlerinin değişimi gruplar arası karılaştırıldığında Epoksiamin Grubu ile Biyoseramik Grubu arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. PAİ skorları ile tedavi öncesi alınan tükürük örneklerinden elde edilen belirteçler ilişkilendirildiğinde; PAİ ile 8-Epi arasında pozitif ve çok yüksek düzeyli anlamlı bir ilişki bulunmuştur. PAİ skorları ile kök kanalı içerisinden alınan örnekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Sonuçlar: Biyoseramik ve epoksiamin rezin bazlı kök kanal patları kullanılarak yapılan bu çalışmada bulgular gruplar arası benzerlik göstermektedir. Biyoseramik kök kanal patı kullanıldığında 8-Epi'de gözlenen azalma, oksidatif stres seviyesi yüksek sistemik hastalıklara sahip hastalarda, ya da PAİ skoru büyük hastalarda biyoseramik bazlı kök kanal patı kullanılmasının muhtemel faydaları hakkında fikir verici olabilir. Tükürükten incelenen 8-Epi ve PAİ arasında kurulan ilişki de artan kemik kaybının sistemik oksidatif stresi de arttırdığını doğrular niteliktedir. Oksidatif stres belirteçlerinin endodonti alanında incelenmesi oldukça yeni bir başlık olduğu için bu alanda daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Bilimsel atıf indeksinde yer alan üç endodonti dergisinin 2001-2005 ve 2016-2020 yılları arasındaki bibliyometrik analizi: Kök kanallarının kemomekanik şekillendirilmesi ve doldurulması
Bu çalışmanın amacı; kanal tedavisinin mekanik, kimyasal şekillendirme ve doldurma aşamalarını konu alan ve Bilimsel Atıf İndeksinde yer alan 3 endodonti dergisinde (Australian Endodontic Journal, Journal of Endodontics ve International Endodontic Journal) yayınlanmış olan makalelerin bibliyometrik analizini yapmak ve araştırmacılara güncel çalışma konularıyla ilgili yol göstermektir. Çalışmada 2001-2005 ve 2016-2020 olmak üzere iki farklı 5 yıllık dönemde dergilerdeki ilgili konularda yapılan tüm yayınlar, 2 araştırmacı tarafından 3 farklı zamanda değerlendirilmiştir. Değerlendirmede kullanılan parametreler ilk yazarın ülkesi, yazar sayısı, ulusal ve uluslararası iş birliği, çalışma tipi, atıf sayısı, ilk yazar bölümü ve çalışma konularının dağılımıdır. İlk 5 yıllık dönemden ikinci 5 yıllık döneme gelindiğinde; toplam ve dahil edilen yayın sayısında bir artış olduğu, özellikle mekanik ve kimyasal şekillendirmeyi konu alan yayınların sayısında anlamlı bir artış olduğu görülmüştür. Diğer taraftan kök kanallarının doldurulmasına ilişkin yayın sayısında anlamlı bir azalma olduğu görülmüştür (p<0,05). 2001-2005 yılları arasında ilgili konuda lider yayıncı ülke ABD iken, 2016-2020 yılları arasında Brezilya'dır. İkinci 5 yıllık dönemde yayınlarda yazar sayısı, ulusal ve uluslararası iş birliğinde artış olduğu görülmüştür (p<0,05). Her iki dönemde de in vitro çalışmaların sayısı klinik çalışmalardan ve hayvan deneylerinden anlamlı derecede fazla bulunmuştur (p<0,05). Klinik çalışmaların sayısı ikinci 5 yıllık dönemde artarken, hayvan deneylerinde bir azalma olduğu saptanmıştır. 2001-2005 döneminde 11-50 atıf alan yayın sayısı fazlayken, 2016-2020 döneminde 1-10 atıf alan yayın sayısı fazla bulunmuştur. İlk 5 yıllık dönemde 100 ve üzeri atıf sayısına sahip 76 yayın bulunurken, son 5 yıllık dönemde bu atıf sayısına sahip yayın bulunamamıştır. 2016-2020 dönemindeki yayınların 54'ü henüz hiç atıf almamıştır. En yüksek atıf sayısına sahip yayın 2001-2005 dönemine aittir ve 406 atıf almıştır. Bu yayın eğelerin şekillendirme yeteneğini konu almaktadır. İki dönemde de ilk yazarların endodontist olma yüzdesi, olmama yüzdesinden daha yüksektir (p<0,05). Mekanik şekillendirme aşamasıyla ilgili olarak, her iki dönemde de eğelerin kırılma özellikleri ve şekillendirme yeteneklerini konu alan çalışma sayısı daha yüksektir. İkinci 5 yıllık dönemde kök kırığı oluşumu, apikal debris ekstrüzyonu ve eğelerin temizleme yeteneği konularına artan bir ilgi görülmüştür (p<0,05). İkinci 5 yıllık dönemde, kimyasal şekillendirme aşamasında aktivasyon cihazlarının ve yöntemlerinin değerlendirildiği çalışma sayısında anlamlı bir artış olduğu görülmüştür (p<0,05). İrrigasyon solüsyonlarının birçok özelliğinin aynı anda değerlendirildiği çalışmalara yönelim olmuştur. Dolum aşamasıyla ilgili olarak, 2001-2005 döneminde en fazla mikrosızıntıyla ilgili yayın bulunurken 2016-2020 döneminde bu konuda ciddi bir azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Yeni materyallerin üretimiyle, dolum materyallerinin fizikokimyasal özelliklerini ve dişi kuvvetlendirme yeteneklerini konu alan çalışmalar ilgi odağı olmuştur. Kanal tedavisi sonrası klinik ve radyografik takip çalışmalarında da bir artış olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, araştırma konuları teknolojik, mekanik, fiziksel ve biyolojik gelişmelerle değişiklik göstermektedir ve araştırmacıların bu değişimleri takip ederek güncel kalması oldukça önemlidir.
Diş hekimlerinin kök kanal tedavisi uygulamalarında irrigasyon alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, Türkiye'deki diş hekimlerinin irrigasyon uygulama ve alışkanlıklarının bir anket çalışması ile değerlendirilmesidir. Katılımcıların yaş, cinsiyet, klinik tecrübe, çalıştıkları coğrafi bölge, mesleki unvan, uzmanlık alanı ve aylık endodontik tedavi sıklıklarına ilişkin 7 ve irrigasyon protokollerine ilişkin 18 soru olmak üzere toplamda 25 soru içeren bir anket düzenlenmiştir. Anket çalışmamız Türk Dişhekimleri Birliği ve Türk Endodonti Derneği veri tabanındaki üyelere e-posta, sosyal medyadaki diş hekimlerine ise bağlantı linki aracılığıyla gönderilmiştir. Geri dönüş alınan 520 adet katılımcıdan 57'si, hiç kök kanal tedavisi uygulamadığını belirttiği için verilerin analizi 463 kişi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler IBM SPSS V23 (Chicago, IL, ABD) programı ile analiz edilmiştir. Kategorik verilerin analizinde ki-kare testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Bonferroni düzeltmeli ki-kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olan veriler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda katılımcıların %98,3'nün en sık kullandığı irrigasyon ajanı sodyum hipoklorit (NaOCl) ve en sık kullanılan NaOCl konsantrasyonu (%45,1) %2,5'dir. Endodonti uzmanları diğer tüm uzmanlık alanlarına göre %5,25'lik NaOCl solüsyonunu daha fazla kullanmaktadır (p<0,05). Ticari dental NaOCl solüsyonları en çok (%88,5) Doğu/Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kullanılmaktadır. Akdeniz/Ege Bölgesi'ndeki katılımcılar irrigasyon uygulamalarında Doğu/Güneydoğu, İç Anadolu ve Marmara Bölgesi'ndekilere göre klorheksidini (CHX) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05) Endodonti uzmanları final irrigasyonda diğer tüm gruplara göre NaOCl'yi ve etilendiamin tetraasetik asiti (EDTA) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05). Katılımcıların %54,6'sı smear tabakasını uzaklaştırmaktadır ve endodonti uzmanları diğer gruplara göre bu amaçla daha fazla ek irrigasyon yapmaktadır (p<0,05). Smear tabakasını uzaklaştırmada en sık tercih edilen ajan ise (%98) EDTA'dır. Endodonti uzmanları ve 11-20 yıl klinik tecrübesi bulunan katılımcılar sonik/ultrasonik aktivasyon yöntemlerini daha çok kullanmaktadır. Solüsyonun hasta ağzına taşması (%68,5) en sık yaşanan komplikasyondur. Katılımcıların %43,4'ü standart bir irrigasyon protokolü rehberi ihtiyacı taşımaktadır. Pedodonti uzmanları ve nadir kanal tedavisi uygulayanlar diğerlerine göre standart bir rehbere daha fazla ihtiyaç duymaktadır (p<0,05). Katılımcılardan özellikle endodonti ve pedodonti uzmanları başta olmak üzere (p<0,05) %64'ü irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel makale ve yayınları takip etmektedir. Endodonti ve pedodonti uzmanlarıyla karşılaştırıldığında, genel diş hekimleri irrigasyon protokolleri ile ilgili kaynak takip etmediklerini belirtmişlerdir (p<0,05). İrrigasyon uygulamaları hakkında sosyal medyayı en çok takip eden grup genel diş hekimleridir. Sonuç olarak diş hekimlerinin klinik tecrübeleri, çalıştıkları coğrafi bölgeler, uzmanlık alanları ve endodontik tedavi sıklıkları irrigasyon alışkanlıkları üzerinde etkilidir. Endodonti uzmanlarının irrigasyon uygulamaları diğer katılımcılara göre güncel literatürle daha uyumludur. Kanal tedavisi uygulayan tüm diş hekimlerinin irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel yayın ve kongreleri takip etmesi teşvik edilmelidir.
Aşırı madde kaybı olan kanal tedavili dişlerde endokron ve tam porselen kron restorasyonların etkinliğinin prospektif olarak değerlendirilmesi
Aşırı madde kaybı olan endodontik tedavili dişlerde geleneksel tedavi yaklaşımı post-kor destekli kron restorasyonlarınındır. Yapılmış olan çalışmalar değerlendirildiğinde post'un retansiyon kaybı veya kırılmasının yanı sıra karşılaşabilecek bir diğer komplikasyon ise kök kırıklarıdır. Endokronlar çoğu zaman hiç kök desteği olmadan ve ya çok kısa kök uzantılı olup, adeziv bir şekilde diş dokusuna bağlanan, pulpa odasını içeren bir santral retansiyon kavitesine sahip tam porselen restorasyonlardır. Bu çalışmanın amacı aşırı madde kaybına sahip kanal tedavili dişlerde geleneksel tedaviye alternatif olarak endokron restorasyonlarının başarısının klinik olarak değerlendirilmesidir. Bu amaçla Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Klinik Çalışmalar Etik Kurul onayından sonra, 34 hastada 1. ve 2. Molar dişleri dahil edilmek üzere toplam 40 diş eşit sayıda tam porselen kron ve endokron restorasyonu yapılacak şekilde rastgele olarak 2 gruba ayrıldı: post-kor destekli tam porselen kron, endokron. Restorasyonlar indirekt yöntem kullanarak aynı CAD/CAM cihazında üretildikten sonra, rezin simanla simante edildi. Yapılan değerlendirmede kron restorasyonlarında iki kütlesel kırık ve bir desimantasyon, endokron restorasyonlarında bir kütlesel kırık ve bir desimantasyon olduğu tespit edilmiştir. Bir yıl sonrasında değerlendirilmelerde restorasyon tipleri arasında sağkalım oranı açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Periodontal değerlendirmede cep derinliği, plak indeksi, gingival indeks değerleri restorasyon yapılmadan önceki değerler ile kontrol değerleri istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Gingival indeks ve cep derinliği açısından her iki grupta başlangıç ve son veriler karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük değerler bulunmuştur (p<0.05). Son kontrolde hasta memnuniyeti estetik ve fonksiyon açısından Likert skalası kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastalar 5 puan üzerinden ortalama estetiğe 4.3 puan , fonksiyona 4.7 puan değer vermişlerdir. Bir yıl sonrasında her iki restorasyon tipi klinik olarak kabul edilebilir performans sergilemiştir.
Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleme ile alt premolar dişlerin kanal varyasyonlarının ve morfometrik yapılarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı alt birinci ve ikinci premolar dişlerin kök kanal varyasyonları ve köklerin morfometrik yapılarının incelenmesidir. Çalışmada 75 kadın ve 75 erkek hastaya ait tomografi görüntülerinden elde edilen veriler ışığında analizler yapılmıştır. Toplamda 150 hastanın simetrik premolarların varlığı gözetilerek 600 dişi araştırmada incelenmiştir. Hastalardan elde edilen görüntülerin incelenmesi için 3D Endo™ (Dentsply Sirona) programı kullanılmıştır. Kurvatür analizleri ise MATLAB (MathWorks) programında ele alınmıştır. Çalışmada sagittal ve koronal açılardan elde edilen veriler üzerinde görüntü işleme metotları kullanılarak kanal seyrinin üç boyutlu görüntüsü elde edilmiştir. Alt premolar dişlerin incelendiği bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; birinci premolarda çok köklülük daha fazla olmak üzere, %98.16 tek köklü ve %1.84 iki köklü olduğu gözlenmiştir. Erkeklerde iki köklü alt premolar sayısı kadınlara göre fazladır. Birden çok kök kanalı sayısı birinci premolarda daha fazla elde edilmiştir. İki kanal varlığı birinci premolarda %34.4 iken, ikinci premolarda %6.17 olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde birinci premolarda Vertucci Tip 1 %60.7, Tip II %4, Tip III %21.4, Tip V% 8.7 olarak tespit edilmiştir. Alt ikinci premolarda Tip I %82, Tip II %8, Tip III %3.4, Tip V %2 oranında; kadınlarda birinci premolarda Tip I%70.16, Tip II %2, Tip III %17.4, Tip V %6; alt ikinci premolarda Tip I %93.4, Tip II %4, Tip V ise %2 olarak tespit edilmiştir. C-şekilli kanal varlığı insidansı %2.7 iken, toplamda dişlerin %0.6'sında rastlanmıştır. Alt birinci premolarda kron uzunluğu ortalama 6.18 mm iken ikinci premolarda 6.04 mm olarak; kök uzunlukları ise sırasıyla 15.68 mm ve 15.82 mm olarak tespit edilmiştir. Birinci kurvatür açısı alt birinci premolarda erkeklerde 11.38° ve kadınlarda 9.45°'dir. İkinci kurvatür açısı erkeklerde kadınlara göre, sol premolarda sağa göre daha fazladır. Sonuç olarak alt premolar dişlerin simetriklerinde; kadınlar ve erkeklerde benzer kök kanal morfolojileri ve yapıları gözlenmektedir.
Türkiye'de endodontistler tarafından endodontik tedavide tercih edilen materyal, yöntem ve tedavi protokolünün belirlenmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı ülkemizde endodontistler tarafından endodontik tedavide tercih edilen materyal, yöntem ve tedavi protokollerinin anket çalışması ile belirlenmesi ve elde edilen verilerin Türkiye ve dünyada yapılan benzer çalışmalardaki veriler ile kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Türk Endodonti Derneği ve illerin diş hekimliği odaları tarafından düzenlenen kongre, sempozyum ve konferanslara katılan 352 endodontiste anket dağıtıldı. Katılımcılarla yüz yüze görüşülerek 30 çoktan seçmeli soruyu yanıtlamaları istendi. Anket soruları 2 ana bölüme ayrılmıştır; ilk bölümde endodontistlerin yaşı, cinsiyeti, deneyim yılı, çalıştıkları kurum, bilimsel programlara katılımı, ikinci bölümde endodontik tedavilerde kullanılan yöntem ve materyaller ile ilgili 24 soru sorulmuştur. Veriler toplanıp, SPSS (SPSS, Inc., Chicago, IL, ABD) progaramı ile analiz edildi. Anlamlı ilişkilerin hesaplanması için ki-kare ve Fisher's exact testi kullanıldı. (p< .05) Bulgular: Endodontistlerin çoğu (% 88.9) vital pulpa tedavisi yapmaktadır ve vital pulpa tedavileri için kalsiyum hidroksit kullanmaktadır. Her zaman rubber dam ile izolasyon yöntemini ankete katılanların sadece % 4.3'ü tercih etmiştir, % 67.1'i hastalarını herhangi bir büyütme sistemi kullanmadan tedavi etmektedir. Çalışma boyu tespiti için çoğunluk sadece elektronik apeks bulucu (% 47.2) ya da apeks locater ile radyografiyi birlikte kullanmaktadır (% 44.9). Endodontistlerin çoğu (% 96.3) vital asemptomatik vakalarda tek seans kök kanal tedavisini tercih etmiştir. Yaklaşık %85'i kök kanal şekillendirmesi için el aletlerini ve döner aletleri birlikte kullanmaktadır. En fazla rotasyonel hareketle çalışan çoklu eğe sistemleri kullanılmaktadır (% 75). Katılımcıların % 90'dan fazlası öncelikli olarak sodyum hipoklorit kullanırken, % 41.2'si %1.6-2.5 konsantrasyonda tercih etmiştir. Katılımcıların % 52.3'ü irigasyon için 27 gauge kanülleri kullanmaktadır. En fazla kullanılan medikament kalsiyum hidroksittir (% 93.2). Ankete katılanların yüzde yetmiş üçü endodontik tedavi sırasında smear tabakasını uzaklaştırmayı hedeflemektedir. Polimer esaslı kanal patları en çok seçilmiştir (% 67.6). Soğuk lateral kondensasyon tekniği ve basit tek kon tekniği popüler dolum teknikleridir. Kök kanal tedavili dişlerin koroner restorasyonlarında en sık kullanılan materyal rezin kompozitlerdir (%66.8). Sonuç: Sonuçlar, yeni teknik ve malzemelerin Türkiye'de çalışan endodontistlerin klinik uygulamalarına dahil edildiğini göstermiştir. Ancak uygulanan tedavilerin kalitelerinin artması için rutin tedavi sırasında izlenecek standart kılavuz ilkeler ve prosedürlerin bilincinde olmak gerekmektedir. Bu nedenle, devam eden diş hekimliği eğitim programları, konferanslar ve kongreler yoluyla endodontide güncel kavram ve teknikler hakkında bilgi sahibi olmak çok önemlidir. Anahtar kelimeler: Endodontist; kök kanal tedavisi; kullanım; teknik; materyal; anket
Kombine sıcak vertikal kompaksiyon, tek kon, lateral kompaksiyon, soft-core yöntemlerinin kök kanal doldurma performanslarının in vitro olarak değerlendirilmesi
Araştırmada 3 kanallı alt molar dişler kullanılmıştır. Araştırmanın amacı kıvrık kanallı dişlerin oval ve yuvarlak kesitli kanallarında guta perka ve boşluk alanının oranını ölçmektir. Obturasyon zamanı da karşılaştırılmıştır. Hafif eğimli (20-30°) 80 adet molar diş Twisted file adaptive döner Niti kanal eğeleri ile genişletilmiştir ve şu şekilde doldurulmuştur: Grup A: 35/.02 guta perka ana kon ile lateral kompaksiyon, Grup B: Taşıyıcılı Soft Core obturatörler ile, Grup C: Modifiye devamlı ısı ile obturasyon (Elements Obturation Unit), Grup D:35/.04 tek kon tekniği ile obturasyon. Bütün gruplarda MM Seal kanal patı olarak kullanılmıştır. Dişlerin mezyal ve distal kanalları separe ile ayrılarak akril içine ölçekli bir kalıba gömülmüştür. Dişlerden apeksten 2, 4, 6, 8 mm uzaklıklarda yatay kesitler alınarak guta perka, kanal patı, ve boşluk oranları ölçülmüştür. Veriler Kruskal- Wallis ve post hoc dunn testleri ile analiz edilmiştir. Obturasyon zamanları ANOVA ve post hoc Student Newman Keuls testi ile analiz edilmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre tek kon tekniği (grup D) anlamlı derecede diğerlerinden daha hızlı bulunmuştur (p<0.05). Boşluklar açısından incelendiğinde hiçbir grupta diğerlerine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Tüm kök seviyelerinde boşluk yüzdelerinde anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bütün seviyelerde grup B, C ve A grup D'ye oranla anlamlı derecede daha fazla guta perka kaplı alana ve daha az derecede kanal patı kaplı alana sahiptir (p<0.05). Grup B, C ve A arasında guta perka ve kanal patı kaplı alan bakımından anlamlı bir faklılık bulunmamıştır. Bu in vitro çalışmanın sonuçlarına göre, lateral kompaksiyon tekniği eğimli kanallarda etkin bir yöntemdir ancak modifiye devamlı ısı ile obturasyon diğer tekniklere oranla en etkin ve hızlı yöntemdir.
Kök kanal dezenfeksiyonunda lazer ve ozon kullanımının antimikrobiyal etkinliğinin değerlendirilmesi
Çalışmada, 132 adet çekilmiş insan dişi (tek kanallı alt çene daimi küçük azı) kullanılmıştır. Çekilen dişler çalışma süresine kadar +4°C steril serum fizyolojik solüsyonunda (Eczacıbaşı, İstanbul, Türkiye) bekletilmiştir. Çekilmiş dişler mine-sement birleşiminden, kök boyları 16±1 mm olacak şekilde belirlenip su soğutması altında elmas fissür frezlerle prepare edilmiştir. Apikal foramenden 1 mm geride olacak şekilde çalışma boyu ayarlanmış ve kök kanallarını şekillendirmek amacı ile Reciproc döner aletleri (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) kullanılmıştır. Kök kanallarının şekillendirilmesi sırasında oluşan smear tabakasını uzaklaştırmak için, kök kanalları 10 ml %2,5'lik NaOCl (Werax, İzmir, Türkiye), 10 ml %17'lik EDTA (Werax, İzmir, Türkiye) ve 10 ml distile suyla yıkanmış, takiben steril kâğıt konlarla kurulanmıştır. Çalışmada kullanılan kökler 121°C'de 20 dk süreyle otoklavda sterilize edilmiş ve rastgele 11 gruba (n=10) ayrılmıştır. Tüm gruplar E. faecalis (ATCC 29212) suşu kullanılarak 24 saat boyunca 37°C sıcaklıkta etüvde inkübasyon için bekletilmiştir. Deney gruplarında uygulanan tedavi protokolleri ise şu şekildedir; Grup 1: %2,5'lik sodyum hipoklorit (NaOCl) (5 ml) (Pozitif kontrol); Grup 2: %2'lik Klorheksidin (CHX) (5 ml); Grup 3: %2,5'lik NaOCl (5ml)+lazer (Foton kaynaklı fotoakustik akış) (PIPS) (3x20s.); Grup 4: %2'lik CHX (5 ml)+lazer (PIPS) (3x20s); Grup 5: Ozon; Grup 6: %2,5'lik NaOCl (5 ml)+ozon (24s); Grup 7: %2'lik CHX (5 ml)+ozon (24s); Grup 8: %2,5'lik NaOCl (5 ml)+EndoActivator (60s); Grup 9: % 2'lik CHX (5 ml)+EndoActivator (60s); Grup 10: Kontrol grubu (Negatif kontrol); Grup 11: Sterilite kontrol grubu. Dezenfeksiyon protokollerinden sonra kök kanallarından mikrobiyolojik örnek toplamak için kanalların hepsine 5 ml %0,9'luk steril salin solüsyonu uygulanarak steril kağıt konlar kök kanallarında 60 saniye bekletilmiş ve ilgili nötralizan solüsyonlar bulunan eppendorf tüplerine aktarılmıştır. Alınan örnekler mikroorganizma sayılarındaki değişimin değerlendirilmesi için mikrobiyoloji laboratuvarına gönderilmiştir. Mikrobiyolojik değerlendirme sonrası her kanal örneği için koloni oluşturan birimler (CFU) sayılmış, elde edilen veriler SPSS 20.0 bilgisayar programına aktarılarak tek yönlü Anova (p<0.05) testi ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Her gruba ait örnekler taramalı elektron mikroskobu (SEM) (JEOL_JSM 5200 Tokyo, Japonya) ile de incelenerek bakteri birikimi ve yüzey özelliklerinin değerlendirmesi amacıyla fotoğrafları alınmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda, %2,5'lik NaOCl+lazer (Grup 3)'in E. faecalis'e karşı en etkili antibakteriyel özelliği gösterdiği bulunmuş ve tam eliminasyon elde edilmiştir. %2'lik CHX+lazer (Grup 4), %2,5'lik NaOCl+ozon (Grup 6) ve %2,5'lik NaOCl+EndoActivator (Grup 8) uygulanan gruplardaki CFU/ml değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0.56 ve p=0.855). Çalışmanın SEM analizinde, lazer uygulaması sonrasında, lazer ışığına bağlı olarak çok düzensiz bir yapının oluştuğu ve kök kanallarındaki smear tabakasının uzaklaştığı gözlenmiştir. Lazer uygulamasının kök kanal duvarlarından smear tabasını kaldırması, tekniğin önemli bir avantajı olarak düşünülmektedir. %2,5'lik NaOCI'in lazer ile etkinleştirilmesi, solüsyonun tek başına kullanılmasına göre antibakteriyel etkiyi arttırdığı sonucuna varılmıştır. Ozon ve EndoActivator uygulamasının irrigan ajanlar ile birlikte kullanımının lazer kullanımına iyi bir alternatif olabileceği; ancak konu ile ilgili daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Enterecoccus faecalis; Lazer Destekli Aktivasyon; Ozon; EndoActivator.
Farklı şekillendirme sistemleri kullanılarak yapılan kanal tedavilerinde post operatif ağrı değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, preoperatif olarak ağrısız, asemptomatik, devital, çok köklü dişlerde tedavi ile ilgili faktörlerden olan kök kanallarının şekillendirilmesinde kullanılan farklı sistemlerin, kanal tedavisi sonrası meydana gelen postoperatif ağrı ve flare-up üzerine etkisinin incelenmesidir. Kök kanal tedavisinin başarısını etkileyen faktörlerden biri kemo-mekanik şekillendirmenin uygun şekilde yapılmasıdır. Her dönem klinisyenlerin kök kanal şekillendirilmelerini daha efektif ve hızlı yapabilmeleri için farklı teknolojilerle geliştirilen döner eğe sistemleri piyasaya sunulmuştur. Bu in vitro çalışmanın amacı; Reciproc, Reciproc Blue ve Protaper Next döner eğe sistemlerini kullanarak yapılan kök kanal tedavisi sonrası hastaların postoperatif ağrılarının değerlendirilmesidir. Prospektif randomize klinik çalışmamıza, 18-65 yaş aralığında bulunan asemptomatik ağrısız, devital alt çene çok köklü toplam 36 diş dahil edilmiştir. Çalışmamız tek bir hekim tarafından standart bir protokol dahilinde tamamlanmıştır. Çalışma grupları kök kanalı şekillendirme yöntemlerine göre; Ni-Ti döner alet sistemlerinden ProTaper Next (Tulsa Dentsply, Tulsa, OK, A.B.D.) ve resiprokal hareket yapan Reciproc(VDW, Münih, Almanya) ve Reciproc Blue (VDW, Münih, Almanya) olmak üzere 3 gruba ayrılarak kanal tedavisi uygulanmıştır. Kök kanal tedavileri tamamlandıktan sonra hastaların 6, 12, 24 ve 72 saat ve 7. gündeki postoperatif ağrıları Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda; tedavi değişkenlerinden olan şekillendirme yöntemi postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Hiç bir çalışma grubunda flare-up gözlenmemiştir. Diş tipi ve hastaların cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Çalışmamızın sonuçlarına göre, ağrısız, asemptomatik, devital çok köklü dişlerde farklı şekillendirme yöntemlerinin kullanılmasının, postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkili bir faktör olmadığı bulunmuştur.
Kanal tedavisi yenilenmesinde kanal yenileme kitleri ve lazer ile aktive irrigasyonun etkisi
Bu çalışmada iki farklı döner alet sistemi kullanılarak yapılan kanal tedavisi yenilenmesi işleminde, Er:Yag lazer ile aktive irigasyonun etkinliğinin çekilmiş dişlerde in vitro olarak incelenmesi amaçlandı. Çekilmiş alt çene premolar dişlerin kronları uzaklaştırılıp ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) F3 numaralı eğeye kadar genişletildi ve ardından ProTaper Universal F3 gütaperka ve AH Plus (Dentsply De Trey GmbH, Konstanz, Almanya) kanal patı ile dolduruldu. Örneklerin yarısına ProTaper Retreatment (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre), diğer yarısına da Mtwo Retreatment(VDW, Münih, Almanya) kanal yenileme kitleri ile kanal dolgusu uzaklaştırma işlemi uygulandı. Her iki gruptaki örneklerin yarısına konvansiyonel irrigasyon, kalan yarısına da PIPS ile aktive irrigasyon uygulanarak toplamda dört çalışma grubu elde edildi ve kanal dolgusu uzaklaştırma etkinlikleri değerlendirildi. Örnekler iki parçaya ayrılarak stereomikroskop ile X8 büyütmede fotoğraflandı. Elde edilen kök görüntülerinin koronal, orta ve apikal bölümlerinde kalan artık miktarları yüzde olarak hesaplandı. İstatiksel değerlendirmelerde kanal yenileme tekniği grupları ve kök kanal bölgeleri için iki yönlü varyans analizi, her bir kök kanal bölgesi içerisinde kullanılan kanal yenileme teknikleri karşılaşatırılırken de tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. PIPS ucu kullanılarak Er:Yag lazer ile aktivasyon, konvansiyonel irrigasyona göre kanal dolgusu uzaklaştırmada daha etkili bulundu. ProTaper Retreatment ve Mtwo Retreatment döner aletleri arasında kanal dolgusu uzaklaştırma etkinliği açısından anlamlı fark bulunmadı. Kanal dolgusu artık miktarı büyükten küçüğe kökün sırasıyla apikal, orta ve koronal bölümünde görülmüştür ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Çalışmamızın sonuçları dahilinde kanal tedavisi yenilenmesinde kökün koronal ve orta bölümlerinde PIPS ucu kullanılan Er:Yag lazer ile aktive irrigasyonun düz kanallarda kanal dolgusu uzaklaştırmada etkin bir yöntem olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kanal dolgusu uzaklaştırılması, Lazer ile aktive irigasyon, Pips.
Diş hekimleri tarafından kök kanal tedavisinde tercih edilen materyal, yöntem ve uygulama şeklinin anket çalışması ile belirlenmesi
Diş Hekimleri Tarafından Kök Kanal Tedavisinde Tercih Edilen Materyal, Yöntem ve Uygulama Şekillerinin Anket Çalışması İle Belirlenmesi Amaç: Çalışmamızın amacı endodontik tedavi yapan diş hekimleri tarafından kök kanal tedavisinde tercih edilen materyal, teknik ve uygulama yöntemlerinin anket çalışması ile belirlenmesi ve elde edilen verilerin Türkiye ve dünyada yapılan benzer çalışmalardaki veriler ile kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamızda veri toplamak için toplam 21 sorudan oluşan bir anket tasarlandı ve veriler Mart- Kasım 2017 tarihleri arasında toplandı. Çalışmamızda, 393 pratisyen diş hekiminin 24. İzmir Dişhekimleri Odası Uluslararası Bilimsel Kongre ve Sergisi katılımcısı olduğu, toplamda 691 pratisyen diş hekimine ulaşıldı. Araştırmaya katılan diş hekimlerine araştırmanın amacı açıklandı ve bireyler araştırmaya katılıp katılmamakta özgür bırakıldı. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 23 istatistik yazılım programı kullanılarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-Kare analizi uygulandı. Bulgular: Çalışmamızın sonuçlarına göre; anketimize katılan hekimların %22.7'sinin kök kanal tedavisi yapmadığı bulundu. Hekimlerin vitalite kontrolü için en çok tercih ettikleri yöntem %47 oranla elektrikli pulpa testi, kök kanal tedavisi sırasında çalışma boyu tespitinde en çok kullandıkları yöntem %71.2 oranla elektronik apeks bulucudur. Kök kanal tedavisi yapan hekimlerin de en çok tercih ettikleri yıkama solüsyonu %91.6 oranla NaOCl, en çok tercih ettikleri kanal içi medikamet %91.4 oranla Ca(OH)2'dir. Bununla birlikte katılımcıların %85.6'sı kök kanal şekillendirmesinde Ni-Ti döner alet kullanırken, %72.1'i de kök kanal dolumunda tek kon yöntemini tercih etmektedir. Ayrıca hekimlerin sadece %1.5'inin kök kanal tedavisi yaparken rubber-dam kullandığı bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına genel olarak baktığımızda daha yaşlı hekimlerin kök kanal tedavisi sırasında genç hekimlere kıyasla konvansiyonel yöntemleri daha çok kullandığı belirlendi. Hekimlerin yaş cinsiyet, çalıştıkları kurum farklılıklarına bakılmasızın kök kanal tedavisi sırasında tercih ettikleri materyal ve yöntemler arasında bir standardizasyon olmadığı görülmektedir Kök II kanal tedavisi sırasında rubber-dam kullanımı da dünya standartlarının oldukça altındadır. Anahtar kelimeler: Anket çalışması, Endodontik tedavi, Kök kanal tedavisi.
Tek eğeli ve çok eğeli döner alet sistemlerinin kök kanal şekillendirme etkinliklerinin değişik parametrelerle değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı döner eğe sistemlerinin oluşturduğu apikalden taşan irigasyon ve debris miktarının değerlendirilmesi ile yer çekimi etkisinin ve eğimli kök kanallarında genişletme sonucu oluşan çalışma boyu kaybının taşan irigasyon ve debris üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Aşırı kök kanal eğimine sahip 120 adet alt ve üst çene büyük azı dişte; Twisted File Adaptive, WaveOne, ProTaper Next, Mtwo, One Shape eğeleri ile kök kanal şekillendirmesi yapıldı. Her eğe sistemi yer çekimine göre üst ve alt çeneyi taklit eden bir düzenek kullanılarak iki alt grupta karşılaştırıldı. Taşan irigasyon ve debris miktarı 10-5 hassasiyetinde hassas tartı ile ölçüldü. Çalışma boyu kaybı genişletmeden önce ve sonra stereomikroskop ve mikrometre ile ölçüldü. Ayrıca genişletme ve irigasyon için geçen süre hesaplandı. Bulgular: Diş pozisyonlarının, eğe sistemleri üzerine apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı açısından anlamlı bir etkisi görülmedi (P > 0.05). Ancak eğelerden bağımsız olarak değerlendirildiğinde alt çene pozisyonunda daha fazla debris taştığı gözlemlendi (P < 0.001). Apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı arasında pozitif bir korelasyon saptanırken (P = 0.001), çalışma boyu kaybı ile taşan debris miktarı arasında herhangi bir korelasyon görülmedi (P > 0.05). TFA sisteminde anlamlı olarak diğer eğe sistemlerinden daha az irigasyon taşkınlığı görüldü (P = 0.003). MT ile yapılan genişletme süresinin istatiksel olarak anlamlı ölçüde diğer tüm sistemlerden daha fazla olduğu bulundu (P < 0.05). Sonuçlar: Tüm eğe sistemlerinde apikalden belli miktarda irigant ve debris taştığı görüldü. Çalışma boyu kaybı ve yer çekiminin taşan debris miktarı üzerine anlamlı bir etkisi görülmedi.
Alt ve üst dişlerde tek ve iki seansta yapılacak kanal tedavilerinde postoperatif ağrının değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, preoperatif olarak ağrılı, semptomatik, vital, çok köklü dişlerde tedavi ile ilgili faktörlerden olan seans sayısı/kullanılan medikamentin çeşidi ve kök kanallarının şekillendirilmesinde kullanılan farklı sistemlerin, kanal tedavisi sırasında ve kanal tedavisi sonrası meydana gelen postoperatif ağrı ve flare-up üzerine etkisinin incelenmesidir. Prospektif randomize klinik çalışmamıza, 14-60 yaş aralığında bulunan semptomatik akut ağrılı, vital alt ve üst çene çok köklü toplam 90 diş dahil edilmiştir. Çalışmamız tek bir hekim tarafından standart bir protokol dahilinde tamamlanmıştır. Çalışma grupları kök kanalı şekillendirme yöntemlerine göre; Ni-Ti döner alet sistemlerinden ProTaper(Tulsa Dentsply, Tulsa, OK, A.B.D.) ve resiprokal hareket yapan Reciproc(VDW, Münih, Almanya) olmak üzere önce iki gruba daha sonra da seans sayısı/ kullanılan medikamente göre de her grup kendi içerisinde tek seans, kalsiyum hidroksit medikamentli iki seans ve klorheksidin medikamentli iki seans olamak üzere alt gruba ayrılarak kanal tedavisi uygulanmıştır. ProTaper ve Reciproc gruplarına 45'er adet dişe; tek seans, klorheksidin ve kalsiyum hidroksit medikamentli iki seans gruplarında da 30'ar adet dişe kanal tedavisi yapıldı. Kanallar şekillendirildikten sonra hastaların 12, 24 ve 48 saat sonraki postoperatif ağrıları ve kanallar doldurulduktan sonraki başlangıç, 12, 24 ve 48 saat sonraki postobturasyon ağrıları Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmamızda; tedavi değişkenlerinden olan şekillendirme yöntemi ve seans sayısı/ kullanılan medikamentin postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Hiç bir çalışma grubunda flare-up gözlenmemiştir. Diş tipi ve hastaların cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Maksiller dişlerde 48. saatteki postoperatif ağrı seviyeleri daha yüksek bulunmuştur(p=0,031). 30-50 yaş grubundaki hastalarda 24. Saatte daha yüksek ağrı vardır ve istatiksel olarak anlamlıdır (p=0,039). Obturasyon sonrası 12. saatteki ağrı ortalaması CHX grubunda, şekillendirmenin Resiproc ile yapıldığı hastalarda ProTaper ile yapılan hastalara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur ve istatiksel olarak anlamlıdır (p=0,039). Çalışmamızın sonuçlarına göre, akut ağrılı, semptomatik, vital çok köklü dişlerde farklı şekillendirme yöntemlerinin kullanılmasının, seans sayısının ve kullanılan medikament türünün postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkili bir faktör olmadığı bulunmuştur. Semptomatik, akut ağrılı ve vital dişlerde; uygun anestezi sağlandığında, güvenilir bir yöntem ile kanal boyu tespiti yapılıp kemomekanik şekillendirme tam olarak yapıldığında, asepsi kurallarına uyulduğunda etkin bir şekilde ağrı azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: ağrı; postoperatif ağrı; kök kanal şekillendirme yöntemleri; tek seansta kanal tedavisi; çok seansta kanal tedavisi
Periapikal lezyonlu alt ve üst azı dişlerin kanal tedavisinde döner alet kullanımının başarıya etkisi
Çalışmamızın amacı, nekroze pulpalı ve periapikal lezyonlu dişlerde tek seansta ProTaper Universal döner alet kullanılarak tamamlanan kanal tedavisinin başarısının klinik ve radyografik olarak incelenmesidir. Bu çalışma 18-65 yaş aralığında 53 hastada 56 adet alt ve üst çene birinci büyük azının dahil edildiği prospektif klinik bir çalışmadır. Tüm kanal tedavileri tek bir uygulayıcı tarafından standart bir protokol ile gerçekleştirildi. Giriş kavitesi açılarak çalışma boyları tespit edildi ve crown-down yöntemi ile ProTaper Universal döner aletler kullanılarak 2 ml % 2,5'lik sodyum hipoklorit ile irigasyon yapılarak tamamlandı. Şekillendirme tamamlandıktan sonra kanallar 5 ml % 17' lik EDTA, 2 ml % 2,5' luk NaOCl, serum fizyolojik ve ardından 5ml % 2'lik CHX ile son irigasyon yapılmasının ardından, ProTaper Universal güta perka ve AD Seal kanal patı kullanılarak tek kon yöntemi ile dolduruldu. Aynı seansta üst restorasyonlar kompozit ile yapıldı.Kanal tedavisi sonrası ağrı visüel analog skala (VAS) kullanılarak değerlendirildi. İyileşmenin değerlendirilmesinde radyografiler, Strindberg ve Rud ve arkadaşlarının belirlemiş oldukları değerlendirme kriterlerinin modifikasyonuna göre iki kör gözlemci tarafından yapıldı. Çalışmamızın sonuçlarına göre, asemptomatik periapikal lezyonlu molar dişlerde tek seansta tamamlanan kanal tedavisi sonrası 24. saatte görülen ağrı değerleri 48. saatte belirgin düşüş göstermiştir (p<0.0001). Hastaların yaşı ve cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Oniki aylık süreçte periapikal iyileşme yönünden aylara göre anlamlı fark gözlenmiştir. Tamamlanmış iyileşme görülen dişlerin oranı % 76,8 iken iyileşmemiş olgu bulunmamaktadır. Çalışmamızın bulguları asemptomatik periapikal lezyonlu dişlerde yeterli biyomekanik genişletme ile tek seansta kanal tedavisinin tercih edilebilir olduğunu göstermektedir.
Süt dişlerinde kullanılan farklı eğe sistemlerinin postoperatif ağrı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Kök kanal tedavisi, çürük veya travma nedeniyle pulpanın geri dönüşümsüz olarak enfekte olduğu ya da pulpanın canlılığını yitirmesi sonucunda uygulanan tedavi yöntemidir. Başarılı bir kök kanal tedavisi için süt dişlerinin biyomekanik hazırlığı önemli bir aşamadır. Kök kanal tedavisinin başarısı, yalnızca yapılan tedavinin biyolojik sonuçlarına değil aynı zamanda hastaların postoperatif ağrılarının en aza indirgenmesine de bağlıdır. Bu nedenle, postoperatif ağrı ile ilişkili faktörlerin elimine edilmesi, hastaların tedaviden sonraki prognozu için önemli bir role sahiptir. Yapılan tüm kök kanal preparasyon yöntemlerinde apikalden bir miktar debris taşmaktadır. Apikal alana taşan debris postoperatif ağrının oluşmasına neden olmaktadır. Literatürde yapılan birçok çalışmada NiTi döner eğelerin el eğelerine kıyasla daha az debris ekstrüzyonuna sebep olduğu, dolayısıyla da daha az postoperatif ağrıyı meydana getirdiğini göstermiştir. Bu çalışma kapsamında 5-8 yaş aralığındaki çocuk hastaların alt çene süt molar dişlerine uygulanan kök kanal tedavisi preparasyonlarında NiTi K el eğesi ile WaveOne Gold, ProTaper Next, EndoArt NiTi Pedo Gold eğe, AF Baby döner eğe sistemlerinin postoperatif ağrıya olan etkisinin farklı ağrı ölçme skalaları kullanılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmamızda; ProTaper Next (PTN), WaveOne Gold (WOG), AF Baby döner eğe, EndoArt NiTi Pedo Gold eğe, NiTi K tipi el eğeleri kullanılmıştır. Mandibular süt ikinci molar dişlerinde kök kanal tedavisi endikasyonu bulunan 5-8 yaş arasında 100 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar her bir grupta 20 hasta olacak şekilde 5 gruba ayrılmıştır. Bütün sistemler üretici talimatlarına göre kullanılmış ve bütün tedaviler tek operatör tarafından tek seansta gerçekleştirilmiştir. Postoperatif ağrı, tedaviyi takiben 6., 12., 18., 24., 48., 72. saat ve 1. hafta Visual Analog Scale (VAS), Wong Baker Ağrı Değerlendirme ölçeği kullanılarak kaydedilmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre; cinsiyet ve yaşın postoperatif ağrı ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p>0,05). Gruplar karşılaştırılmaksızın zamana göre ağrı skorları değerlendirildiğinde, başlangıç ağrı skorları diğer zamanlara kıyasla daha yüksek olup, zamanla ağrı azalmıştır. Kullanılan kök kanal aletlerinin, zamana bakılmaksızın postoperatif ağrıya etkileri değerlendirildiğinde aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiş (p<0,05) olup; WaveOne Gold grubunda postoperatif ağrı skorları diğer tüm gruplara göre daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak, kullanılan eğenin postoperatif ağrı üzerinde etkisi bulunmaktadır. Süt dişleri için üretilmiş döner eğeler ile daimi dişler için üretilmiş döner eğeler zamandan bağımsız postoperatif ağrı değerleri kıyaslandığında; aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Her iki döner eğe sistemi de süt dişlerinin kök kanal preparasyonunda tercih edilebilinir. Resiprokal eğeler süt dişlerinin kanal tedavisi prosedürlerinde rotasyonel hareket gösteren eğelere benzer şekilde başarılı sonuçlar göstermektedir. PTN ve WOG döner eğe sistemleri hem çalışma süreleri hem de postoperatif ağrıya etkileri açısından el eğelerine göre daha başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Kök kanal tedavisi, Nikel-Titanyum enstrümanlar, Postoperatif ağrı, Süt dişi
Farklı boyut ve taper açılarına sahip Ni-Ti rotary kanal eğeleri ile prepare edilmiş, rezin ve biyoseramik içerikli kanal patları kullanılarak doldurulmuş köklerin kırılma direncinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı farklı boyut ve taper açılarına sahip Ni-Ti rotary kanal eğeleri ile prepare edilmiş kök kanallarının rezin ve biyoseramik içerikli kök kanal patları (AH Plus, TotalFill BC Sealer) ile doldurulmasının kırılma direncine olan etkisini değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 90 adet alt çene premolar insan dişi kullanılmıştır. Dişler kalan kök uzunlukları 13 mm olacak şekilde kronlarından ayrıldıktan sonra rastgele seçilen 10 diş kontrol grubu olarak ayrılmış ve hiçbir işlem uygulanmamıştır. Kalan dişler ise 4 eşit gruba bölünerek, FKG RACE EVO eğe sistemi ile 25/0.04, 25/0.06, 30/0.04 ve 30/0.06 boyut ve taper açılarında prepare edilmiştir. Şekillendirme işleminin tamamlanmasından sonra gruplar kendi içlerinde iki alt gruba ayrılmıştır. Birinci alt grupların kök kanal dolgu işlemi TotalFill BC Sealer kök kanal patı ile yapılırken, ikinci alt grupların kök kanal dolgusu AH Plus kök kanal patı ile tamamlanmıştır. Kök kanal dolguları tamamlandıktan sonra tüm kontrol ve deney gruplarına ait dişler akrilik rezin içerisine gömülmüştür. Akrilik rezine gömülmüş olan dişlere Universal Test Cihazı kullanılarak kuvvet uygulanmış ve dişlerin kırıldığı noktadaki kuvvet Newton (N) olarak kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda 25/0.04, 25/0.06, 30/0.04 ve 30/0.06 boyutlarında şekillendirilip, TotalFill BC Sealer ve AH Plus kök kanal patları kullanılarak doldurulmuş dişlerin kırılma dirençleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Anahtar Sözcükler: AH Plus, Biyoseramik, Kırılma direnci, TotalFill BC Sealer,