Phenomenology
188 theses under this subject heading
Şüpheli kadın ölümlerinde annelerin kayıp ve başa çıkma deneyimleri
Bu tez çalışmasının temel amacı; şüpheli kadın ölümlerinde annelerin kayıp sonrası sürecindeki deneyimlerini ve başa çıkma süreçlerini derinlemesine anlamaktır. Bu hedefe ulaşmak için nitel bir çalışma yürütülmüştür. Çalışma örneklemini şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiş kadınların annesi olan beş katılımcı oluşturmaktadır. Anneler ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler fenomenolojik yaklaşım temelinde çözümlenmiştir. Analizler sonucunda annelerin deneyimleri iki üst tema altında toplanmıştır. Bunlar sırasıyla (1) kayıp sonrası deneyimler ve (2) kayıp sonrası başa çıkma deneyimleridir. Söz konusu temalar ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şüpheli Kadın Ölümleri, Kayıp Sonrası Deneyimler, Başa Çıkma Süreci, Fenomenolojik Yaklaşım
LGBT+ bireylerin kariyer uyumuna yönelik nitel bir inceleme
Bu araştırmada lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve artı (LGBT+) bireylerin kariyer uyum süreçlerine ilişkin yaşantılarının Kariyer Yapılandırma Kuramının Kariyer Uyumu Modeli çerçevesinde derinlemesine bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda bu araştırmada nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu kartopu örnekleme yoluyla ulaşılan 15 LGBT+ birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, YarıYapılandırılmış Görüşme Formu ve Gelecek Kariyer Otobiyografisi Formu kullanılmıştır. Görüşmelerden elde edilen verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Kariyer Uyumu Modelinin dört boyutu ve alt boyutları korunarak her boyutun ve alt boyutun altında tema ve kategoriler oluşturulmuştur. Bu bağlamda bulgular; Kariyer Uyumu Modelinin (1) uyuma yönelik hazırbulunuşluk, (2) uyumluluk kaynakları (ilgi, kontrol, merak ve güven alt boyutlarını içerecek şekilde), (3) uyum sağlama davranışları ve (4) uyuma yönelik sonuçlar boyutları altında toplanmıştır. Toplam 14 tema, 31 kategori ve 100 kod oluşturulmuştur. Araştırmanın bulgularına göre LGBT+ bireylerin kariyer kararı sürecinde ve kariyer seçeneklerini keşfetmede problemlerle karşılaştıkları görülmektedir. İş arama sürecinde ve çalışma yaşamında cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlerine dayalı güçlüklerle karşılaştıkları ifade edilmiştir. Araştırmanın sonuçları LGBT+ bireylerin istihdam edilebilirliklerinde, iş dünyasındaki değişikliklerde ve kariyer gelişimlerinde karşılaştıkları zorlukları yönetebilmeleri ve başa çıkma stratejilerinin anlaşılması noktasında önemlidir. Bulgular literatür kapsamında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.
Suriyeli göçmen adölesan kız öğrencilerin göç deneyimleri: Yorumlayıcı fenomenolojik analiz araştırması
Bu çalışma, Suriye'den Türkiye'ye zorunlu göçle gelen Suriyeli göçmen adölesan kız öğrencilerin göç deneyimlerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yaklaşımıyla ele alınan bu çalışmanın yönteminde yorumlayıcı fenomenolojik analiz kullanılmıştır. Bu çalışmada Ankara'da lisede öğrenimine devam eden Suriyeli adölesan kız öğrenciler ele alınmıştır. Suriyeli adölesan kızların göçle ilgili deneyimlerini derinlemesine keşfedilmesi ve deneyime verilen anlamın derinlemesine incelenmesi amacıyla annelerle de görüşmeler yapılmıştır. Bu şekilde, Suriyeli adölesan kızların göç deneyimlerine ilişkin sahip oldukları algılamanın incelenen fenomen olarak daha kapsamlı bir biçimde keşfedilmesi sağlanmıştır. Bu amaçla, adölesan göçmen kızlar ve anneleri ile yarı- yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler Eylül 2020- Aralık 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler hem adölesanlar hem de anneleri için aynı başlıkları ele alan sorulardan oluşmuştur. Görüşmelerde göç öncesi, göç sırası ve göç sonrası bağlamında göç sürecindeki deneyimler ele alınmıştır. Görüşme içeriklerinin analizi sonucunda çalışmada altı üst tema tanımlanmıştır. Bu temalar; 1) Tehdit altında yaşam, 2) Tehlikeden güvenliğe geçiş, 3) Geride bırakılan ülkeye yönelik karmaşık duygular, 4) Yeni ülkeye yerleşmenin sancıları 5) Değişim, 6) Geleceğe yönelik beklenti ve planlar olarak betimlenmiştir. Bu çalışma sonucunda göçmen adölesan kızların göçün tüm süreçlerinde pek çok zorlu deneyimler yaşadıkları belirlenmiştir. Bu çalışmada göçmen adölesan kızların göç sürecindeki deneyimleri göz önünde bulundurularak adölesanların topluma yerleşim sürecini kolaylaştırmak ve okul yaşamına entegrasyonu sağlamak amacıyla, gerilim, ayrımcılık, marjinalleşme ve sosyo-ekonomik yoksunlukla mücadele edebilecek programların hazırlanması önerilmektedir.
Cezalandırıcı okul disiplininin okul sosyal hizmeti ve onarıcı adalet açısından fenomenolojik yaklaşımla değerlendirilmesi
Günümüzde öğrenci olarak çocuklar, kendilerini olumsuz olarak etkileyen sayısız sosyal baskıların mağdurları olmaktadırlar. Çocukların karşılanmayan fiziksel ve duygusal ihtiyaçları onların okulda öğrenmelerine ve uyumlarına olumsuz etki etmektedir. Risk altında olan bu çocukların şiddet olaylarına neden olması ve okul sisteminde riskli davranış göstermeleri de kaçınılmaz hale gelmektedir. Türkiye'de ortaöğretim kurumlarında mevcut disiplin uygulamaları geleneksel yöntemler olan kınama ve uzaklaştırma gibi cezalara dayanmaktadır. Öte yandan okullarda riskli davranış gösteren bu öğrencilere uygulanan disiplin cezalarının etkin ve işlevsel olmadığını ortaya koyan çok sayıda araştırma olmasına rağmen ülkemizdeki okullarda disiplin cezaları okulların varoluşundan beri uygulanmaktadır. Mevcut disiplin uygulamalarına eleştirel bakıldığında öğrencilerin "problem" olarak değerlendirildiği ve prosedürlerin cezaya odaklandığı çıkarımı yapılabilmektedir. Bu mevcut durumdan yola çıkılarak bu araştırmanın evreni okul sisteminin önemli aktörleri olan öğretmen, öğrenci ve veliler seçilmiştir. Nitel araştırma yaklaşımlarından yorumsamacı fenomenolojik yaklaşımı kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada Rize İlinde ortaöğretim düzeyindeki riskli davranış gösteren öğrenciler ile bu özelliğe sahip çocuğu olan veliler ve öğretmenlerin geleneksel disiplin uygulamalarındaki yaşanmış deneyimlerinin keşfedilmesi amaçlanmıştır. Yorumsamacı perspektif kullanılarak öğrenci öğretmen ve velilerin disiplin süreçlerinde yaşadıklarına, yaptırımlara ve yaptırım sonrası deneyimlere odaklanılmıştır. Bu bağlamda 16 öğrenci, 15 öğretmen ve 12 veli ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek veriler toplanmıştır. Görüşmeler sonrası elde edilen veriler, yorumsamacı fenomenolojik analiz yöntemi kullanılarak öğrencilerin deneyimleri, öğretmenlerin deneyimleri ve velilerin deneyimleri olarak üç ana tema altında yorumlanmıştır. Bu bulgular ışığında okullarda uygulanan eksiklik temelli geleneksel disiplin yöntemlerine alternatif olarak pozitif okul iklimi ve kültürü, saygılı sosyal ilişkiler ile sağlıklı ilişkisel işlevler oluşturulmasına imkân veren bir onarıcı okul sosyal hizmet müdahale modeli önerilmiştir.
Kadınların vajinismusla ilişkili deneyimlerinin nitel yöntemle incelenmesi
Bu araştırmada, vajinismus yaşayan kadınların deneyimlerini nasıl ifade ettikleri, bu durumu nasıl anlamlandırdıkları, kendilerini toplumda konumlandırış biçimleri, kendi içsel süreçlerinde,toplumda, yakın ilişkilerinde kadınsılık yatırımlarının nasıl gerçekleştiğini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Kadınların öznel deneyimlerinden yararlanılarak, bu deneyimleri anlamlandırma biçimleri değerlendirilmiştir. Araştırmada, dört vajinismus tanısı almış katılımcı ile klinik ortamda görüşülmüştür. Görüşmeler öncesinde görüşme soruları ve görüşmecinin yetkinlik kazanması adına bir pilot görüşme yapılmıştır. Katılımcılarla yapılan görüşmeler ses kayıt cihazı ile kaydedilmiş ve sonrasında yazıya dökülerek Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz edilen görüşme metinlerinde katılımcıların deneyimlerinden yola çıkılarak sekiz temel üst kategori oluşturulmuştur: "Yakın ilişkiler, Kendine bakış,Toplumsal bakış, Çevreden gelen iletiler, Bedenle temas, O ana kadar her şey tamam, Çözümsüz değil, Travmatik deneyimler". Her bir kategorinin alt kategorileri de oluşturularak deneyimler gruplanmıştır. Oluşturulan alt kategoriler ise; Yakın ilişkiler: "Eş ile ilişki, Anne ile ilişki, Baba ile ilişki, Anne-Baba arasındaki ilişki". Kendine bakış: "Kadınlığın anlamı, Kadının görevi, Değersizlik-yetersizlik,Çelişkiler". Toplumun etkisi: "Anneden gelen iletim, Toplumda kadına bakış,Bekarete ilişkin atıflar". Çevreden gelen iletiler: "Kuşaktan kuşağa ilk gece, Nasıl yapamıyorsun?, Şunları dene, Alaylı cinsel eğitim". Bedenle temas: "Çocuk bedeninden yetişkin bedenine, Bedene ilişkin atıflar, Çıplaklık". O ana kadar her şey tamam: "Acı beklentisi, Bedensel tepkiler, Demek ki olabiliyor!" olarak kategorize edilmiştir. Aktarılan deneyimlerin analizi sonucunda, vajinismus yaşayan kadınların deneyimlerine ve bu deneyimlerini anlamlandırma sürecine etki eden birçok toplumsal öğenin ve mitlerin (kadının eşini memnun etmesi gerektiği, bekaretini evlenene kadar koruması gerektiği, kadının haz almaya hakkının olmaması, ilk geceye dair anlatılan olumsuz deneyimler v.b.) bir arada olduğu ortaya çıkmıştır.Buna ek olarak toplumda kadın olmak, cinsel ilişkide kadın olmak ve çevreden gelen iletiler sonucunda oluşturulan kadınsılık yatırımları, bedenleri ile ilişkileri olumsuz yönde etkilenmektedir. Eşleri/partnerleri ile ilişkileri ise çeşitlilik gösterirken(Olumlu eş ilişkisi/Olumsuz eş ilişkisi), olumlu eş ilişkisinin vajinismusun düzelme sürecine katkı sağladığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimler: Vajinismus, Nitel araştırma, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz, Kadınlık, Kadınsılık, Mitler
Öğretmenlikte mesleki yaratıcılık: Bir yorumlayıcı fenomenolojik analiz çalışması
Öğretmenlikte mesleki yaratıcılık, çocuk gelişiminde oldukça önemli rol oynamaktadır. Çeşitli ve yaratıcı öğrenim-öğretim yöntemleri ile hem mesleki motivasyon artmakta hem de çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine katkı sağlanmaktadır. Bu çalışmada öğretmenlerin kendi mesleki yaratıcılık deneyimlerinin kendi bakış açılarıyla ele alınması hedeflenmiştir. Bu amaçla, altı katılımcı ile yarıyapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler bir nitel analiz yöntemi olan Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz kullanılarak analiz edilmiştir. Bu analiz sonucunda; 'yaratıcılığın deneyimlenmesi', 'zorluklarla baş etmek', 'öğretmenliğin etkileri', 'öğretmen adaylarına tavsiyeler' olmak üzere dört üst tema oluşturulmuştur. Bulgular; üst temalar ve onların alt temaları, görüşmelerden alınan alıntılar ile birlikte sunulmuştur. Çalışma kapsamında; bulgular ve literatür araştırmalarıyla birlikte, 'öğretmenlikte mesleki yaratıcılık' incelenmiştir. 'Mesleki yaratıcılık' ve 'öğretmenlikte yaratıcılık' araştırmalarına katkı sağlamak adına, bu çalışmanın sınırlılıkları tartışılarak öneriler sunulmuştur. Sonuç olarak; bu çalışma öğretmenlerin öğrenim ortamında nasıl konumlandıklarını ve toplum içerisinde yaratıcılığı yenileyebilecek rollerinin önemini sorgulamıştır. Anahtar kelimeler: Öğretmenlik, Yaratıcılık, Mesleki, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz
Levinas'ta fenomenoloji ve başkalık
İnsanın dünyada başka insanlarla bir arada olmasının anlamı nedir? Ben, kendine yabancı olan başkasını nasıl kavrar ve onunla nasıl bir ilişkiye girer? Bu ilişkiler ağı sonucunda oluşan toplumsallığının etik ve metafizik açıdan bir incelemesi mümkün müdür? Emmanuel Levinas, 20. yüz yılın en çalkantılı dönemi olan İkinci Dünya Savaşı sırasında bu meseleleri ele almış Yahudi kökenli Fransız filozoftur. Fenomenolojik gelenekten miras aldığı düşünceyi, bu soruları cevaplamak için bir yol olarak benimsemiş ve etik temelli felsefesine doğru yol almıştır. Bu çalışmada Edmund Husserl'le başlayan fenomenolojik yöntemin, Martin Heidegger tarafından potansiyellerinin keşfedilmesiyle Levinas'ın önüne açılan etik alanın imkanı meselesi ele alınmıştır. Bunu yaparken kavramlar fenomenolojinin etik dönüşümü sorunsalı bağlamında incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: fenomenoloji, yönelimsellik, Levinas, başkalık, başkası, arzu, sonsuzluk, etik, yüz.
Hans-Georg Gadamer'in Hakikat ve Yöntem isimli eserinde fenomenolojik yöntem
Gadamer'e gelinceye kadar fenomenolojik yöntemin geçirdiği dönüşüm ve değişimler, Hakikat ve Yöntem'de yeni bir şekle bürünmüştür. Çalışmamızda fenomenolojik yöntemin yaşadığı dönüşüm ve değişim irdelenmekle birlikte, Gadamer'in Hakikat ve Yöntem'de bu yöntemle irtibatı ve nasıl uyguladığı gösterilmiştir. Hakikat tecrübesine maruz kalan insanın yaşadığı hâl(ler)in fenomenolojik yöntemi kullanarak betimleyen Gadamer'in Hakikat ve Yöntem eserine de fenomenolojik projeksiyondan yaklaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: fenomenoloji, hermeneutik, anlama, hakikat, yöntem, tecrübe.
Max Scheler'de değer ve öznelerarasılık
Max Scheler'in erken dönem fenomenologlar arasında en önemli ahlak felsefecilerinden birisi olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada öncelikle Scheler fenomenolojisinin temel özellikleri, Husserl fenomenolojisiyle karşılaştırmak ve Kant felsefesiyle ilişkisi üzerinden gösterilmek suretiyle ortaya konulmaya çalışıldı. Ardından kendi etiği için nesnel bir zemin oluşturma aracı olarak Scheler'in değer teorisi incelemeye konu edildi. Son olarak onun öznelerarasılık ve sosyal alanın deneyimi üzerine görüşleri incelendi. Böylece Scheler'in etikte öznellik iddiası ve solipsizmle nasıl yüzleştiği meselesi gün yüzüne çıkartılmaya çalışıldı.
Kartezyen öznellik karşısında fenomenolojik öznellik
Descartes ile birlikte özne felsefe içerisinde önemli bir konuma gelmiştir. Çünkü felsefeyi kesinlik olarak inşa etmek için bir temel arayışına girmiştir. Bu arayışın neticesinde ilk gerçeklik olarak ortaya çıkan "cogito" dış dünyayı da kuran bir model haline gelerek kartezyen bir öznellik anlayışını doğurmuştur. Husserl de Descartes gibi radikal bir başlangıç noktasını aramış ve yeni bir öznellik düşüncesine olan ihtiyacı ifade etmiştir. Bununla beraber kendisinden sonraki isim olan Merleau-Ponty fenomenolojinin bu çabasını dikkate alarak bilgi öncesi bir dünya arayışında bulunmuş ve felsefeye kazandırdığı algı ve beden gibi yeni kavramlar üzerinden öznellik projesini ileriye noktaya taşımayı hedeflemiştir. Husserl ve Merleau-Ponty Descartes'ın öznellik düşüncesine verdiği önemi takdir etmekte ancak bunun bazı sorunlar barındırdığını savunmaktadır. Bu sorunları çözmek için fenomenolojinin temel karakteri ile bir öznellik betimlemesi yapılmıştır. Nihayetinde kartezyen öznelliğin bir eleştirisi olarak fenomenolojik öznellik fenomenolojinin hedefleri bağlamında bir çerçeveye oturmuştur.
Lakoffçu natüralizm ve Merleau-Ponty fenomenolojisi arasındaki beden tartışması
Lakoff ve Johnson bilişsel bilimlerdeki gelişmelerden hareketle yeni bir felsefe anlayışı geliştirir. Çalışmamızda Lakoffçu natüralizm olarak bahsedilen bu yaklaşım, felsefenin bilişsel bilimleri yöntem olarak benimsemesi gerektiğini ifade eden normatif bir iddia ile öne çıkar. Buna göre bilinç ve beden arasındaki ilişki, bilişsel süreçlerin bedensel süreçler tarafından açıklanması ile sağlanır. Bununla beraber Lakoffçu natüralizm için Merleau-Ponty fenomenolojisinin beden kavramına getirdiği yenilikler önem taşır. Lakoffçu natüralizmi tanıtan temel eser olan Philosophy in the Flesh'teki "flesh" kavramı Merleau-Ponty fenomenolojisine atıfla kullanılır. Ne var ki Merleau-Ponty fenomenolojisi bilimsel olan ile felsefi olan arasındaki sınıra özen gösterir. Bu bağlamda çalışmamız Lakoffçu natüralizmin felsefi karakterini sorunsallaştırır. Bedeni bilimsel bir nesne olarak ele alan Lakoffçu natüralizm, çalışmamızda ampirik natüralizmin bir türü olarak ele alınır. Bu durumda bedenin felsefi açıdan nasıl ele alınabileceği bir sorun olarak karşımıza çıkar. Bedenin, diğer biru deyişle bedensel varoluşun felsefi bir bakış ile fark edilmesi Merleau-Ponty fenomenolojisi ile mümkün olur. Böylece bedenin fenomenal boyutu açığa çıkar.
Annelerin evlat kaybı sonrası yas süreci deneyimi: Yorumlayıcı fenomenolojik analiz ile incelenmesi
Evlat kaybı en zorlu yaşam deneyimlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı annelerin evlat kaybı deneyimlerini derinlemesine incelemektir. Annelerin evlat kaybı sürecini nasıl deneyimlediklerini, bu süreçte hangi baş etme yöntemlerini kullandıklarını ve sosyo-kültürel etmenlerin yas süreci üzerindeki etkisini ortaya koymak üzere niteliksel yöntemle yürütülmüştür. Evladını doğal sebepler kaynaklı kaybeden 7 anneyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve veriler Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (YFA) Yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucu annelerin evlat kaybı deneyimini yansıtan 5 temel tema oluşmuştur. Bu temalar (1) kayıp sonrası yas, (2) kaybın getirdiği değişimler, (3) baş etme yöntemleri, (4) sosyo-kültürel faktörler ve (5) yas sürecini etkileyen diğer etmenler olarak sıralanabilir. Kayıp sonrası yas teması kayba verilen duygusal tepkiler ve yas sürecinin gelgitli doğası alt temalarını kapsamaktadır. Kaybın getirdiği değişimler teması benlikte ve ilişkilerde değişim alt temalarından oluşmaktadır. Baş etme yöntemleri dini başa çıkma, sosyal başa çıkma, duygu odaklı başa çıkma ve biliş odaklı başa çıkma alt temalarından oluşmaktadır. Sosyo-kültürel faktörler teması dini-kültürel yas ritüelleri ve insanların yas deneyimine etkisi olarak iki alt temayı kapsamaktadır. Son olarak yas sürecini etkileyen diğer etmenler teması; yas tutan kişiyle ilgili etmenler, kaybedilen kişiyle ilgili etmenler ve dışsal etmenler olmak üzere 3 alt temadan oluşmaktadır. Yürütülen analizler sonucu ulaşılan bulgular ilgili literatür ve teoriler ışığında tartışılmıştır. Çalışma sonucu ulaşılan veriler doğrultusunda uygulayıcılara ve gelecek çalışmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Husserlian phenomenology as a critique of empiricist methodology in history
Historians associate the discipline of history with empiricist methodology and thus positivist attitude dominates historical research. On the other hand, philosophers in the phenomenological tradition and later researches in that genre have often discussed and debated the theoretical aspect of the discipline of history from a metaphysical perspective and hence the potentials of phenomenology with regards to the epistemological dimension of history has remained unexplored. This study aims at demonstrating the scope, relevance, and potentials of phenomenological tradition with regards to the epistemological aspect of the discipline of history from the perspective of Husserlian phenomenology by critiquing the dominant empiricist methodology. To investigate that, unlike previous works, this study incorporates both Comte's positivism and Mill's psychologism in its analysis and critique of empiricism. It draws on Husserl's concept of pure logic, consciousness and intentionality, and life-world from his two major works Logical Investigations and Crisis and relates with the theory and methodology of the discipline of history. The research demonstrates that empiricism limits our understanding of the historical experience and argues that phenomenology can elucidate the underlying foundations of the discipline of history and widen the scope of historical research.
Suriyeli mültecilerde hayatta anlam fenomeninin incelenmesi: Fenomenolojik bir çalışma
Bu tez araştırmasının en temel amacı İstanbul'da yaşayan Suriyeli mültecilerin deneyimledikleri acı ve travmalarının ardından hayatlarındaki anlam fenomenin incelenmesidir. Bu minvalde, mültecilerin iç savaş ve mültecilik deneyimleri, bu deneyimlerle nasıl başa çıktıkları ve bu deneyimler ile beraber yaşamlarındaki anlam ve amacın katılımcıların bakış açılarıyla derinlemesine araştırılması amaçlanmıştır. Suriyeli mültecilerin hayatta anlam ve acıda anlam fenomenlerinin anlaşılması için nitel yöntemlerden biri olan yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada hayatın anlamı fenomenini araştırmak için şu araştırma soruları tasarlanmıştır: Suriyeli mülteciler yaşadıkları acı ve travmatik deneyimlerin ardından nasıl bir anlam inşa etmektedir? Suriyeli mültecilerde hayatta anlam fenomenine etki eden başlıca faktörler nelerdir? Bu amaçla katılımcılar İstanbul'da şehir hayatı yaşayan, üç kadın ve üç erkek, 22-34 yaş arasında ve Suriye İç Savaşı'nı en az iki yıl deneyimleyen mültecilerden oluşmaktadır. Her bir katılımcı ile ortalama bir saat süren bir defalık görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler yorumlayıcı fenomenolojik analiz ile incelenmiştir. Analiz sonucunda, 'savaş ve mültecilik deneyimleri', 'baş etme mekanizmaları', 'hayatın anlamı ve amacı' ve ''gelecek tasarımları' olmak üzere dört üst tema ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu temalar mevcut literatürle ilişkili bir şekilde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hayatın anlamı, fenomenoloji, Suriyeli mülteciler, travma
Özgül öğrenme bozukluğu tanılı çocuğa sahip annelerin deneyimlerinin ve gereksinimlerinin incelenmesi
Özel gereksinim alanı altında yer alan Özgül Öğrenme Bozukluğu, bireyin akademik başarısının duyu ya da zeka kusurları ile açıklanamayacak ölçüde düşük olması şeklinde ifade edilmektedir (APA, 1994). Bu araştırmanın amacı, Özgül Öğrenme Bozukluğu (ÖÖB) tanısı almış çocukların annelerinin tanılanma sürecindeki ve sonrasındaki deneyimleri ile annelerin gereksinimlerini, ÖÖB'nin kendi sosyal yaşamları ve yakın çevreleriyle olan ilişkilerine etkilerini fenomenolojik (olgu bilim) deseninde derinlemesine incelemektir. Araştırma kapsamında amaçlı örnekleme yöntemiyle Samsun Rehberlik ve Araştırma Merkezi'ne başvuru yapan ÖÖB tanılı çocuğa sahip 11 anneye ulaşılmıştır. Katılımcılarla araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılarak bire bir görüşmeler yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler fenomenolojik araştırmaya uygun olarak içerik analizi ve tematik analiz kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular değerlendirildiğinde ana olarak iki üst tema belirlenmiştir. Ortaya çıkan ilk üst tema olan "annelerin deneyimleri" temasının altında tanılanma süreci ile annelerin ÖÖB'ye dair yaşantılarının duygusal, bilişsel ve davranışsal/çevresel boyutları ele alınmıştır. İkinci üst tema olan "annelerin gereksinimleri" temasının altında ise ekonomik, eş desteği, ÖÖB eğitimi, psikolojik ve sosyal destek türleri ele alınmıştır. Elde edilen bu sonuçlar, literatür ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ebeveynlik, Fenomenoloji, Nitel Araştırma, Özel gereksinim, Özgül Öğrenme Bozukluğu
Bir sıkıntı mekânı olarak "eve" ilişkin fenomenoljoik bir yaklaşım
Yapılan bu tezde, ev kavramına farklı bir boyuttan bakarak deneyimsel olarak evin ne anlama geldiği üzerinde durulmuştur. Bunu yaparken de evi sıkıntı ile ilişkilendirip nasıl sıkıntı mekânına dönüştüğü anlaşılmaya çalışılmıştır. Yöntem olarak seçilen fenomenoloji ile birlikte evin bu deneyimsel boyutu incelenmiştir. Modernitenin getirdiği evsizlik, eve sıkışmışlık hissi ile postmodernizmin yapısı içinde oluşan göç, nostalji, ev özlemi gibi yersizyurtsuzlaşmaya dair kavramlar tartışmaya açılarak bireyler üzerinde nasıl bir etki yaptığı irdelenmiştir. Alman filozof Martin Heidegger düşüncesindeki ikamet etme, yerleşme durumlarına bağlı olarak oluşan evsizlik hissi sıkıntı ile bağdaştırılarak sunulmuştur. Toplumsal cinisyet rolleri ile oluşan kamusal alan ile özel alan ayrımı incelenmiş kadının ev içine kapatılması ve ev içi emeğin görülmezliği üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte tüm bu kavramların sanat alanında nasıl kendine yer bulduğuna bakılmış, konu örnekler ile somutlaştırılarak anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sıkıntı, Ev, Evsizlik, Fenomenoloji, Göç, Sanat
Ergenlerde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun açıklayıcı fenomenolojik analiz ile incelenmesi
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gelişimsel olarak uygunsuz bir biçimde bozucu dikkatsizlik, motor hiperaktivite ve dürtüsellik ile ayırt edilen, çocuklukta başlayan ve genellikle yetişkinliğe kadar devam eden heterojen ve çok faktörlü nörogelişimsel bir bozukluktur. Son yıllarda yapılan çalışmalar incelendiğinde DEHB ile ilgili yürütülen araştırmaların genellikle nicel metodolojiyle kurgulanmış, kişilerin belirli bir olgudan nasıl etkilendiğiyle ilgilenen ve derleme araştırmalar olduğu görülmektedir. Bu durum DEHB tanılı bireylerin ilgili fenomeni nasıl açıkladıklarına ve neler deneyimlediklerine, bu yaşantıları nasıl tarif ettiklerine yönelik bilgi eksikliğine işaret etmektedir. Uluslararası literatürde benzer sayılabilecek nitelikte bir çalışma olsa da ülkemizde böyle bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu araştırmanın amacı ergenlerde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun nasıl deneyimlendiğini, ergenlerin bu fenomenle ilgili yaşantılarının neler olduğunu ortaya çıkarmaktır. Araştırmaya 11-18 yaşlarında eş bir tanısı olmayan, DEHB tanısı almış 10 ergen katılmıştır. Katılımcılarla yarı yapılandırılmış mülakat formu aracılığıyla görüşülmüştür. Mülakatlar, görüşmelerin yürütüldüğü online platform üzerinden kayıt altına alınmış ve her bir katılımcıya ait ses kaydının yazı dökümü oluşturulmuştur. Yazı dökümlerinden elde edilen metinler Açıklayıcı Fenomenolojik Analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda akademik zorluk, tanıyı normalleştirme ve olumlama, arzu edilmeyen duygular ve davranışlarla yaşama ve olumsuz sosyal yaşantılar temaları bulgulanmıştır. Bulgular DEHB tanılı ergenlerin DEHB ile ilişkili deneyimlerinin ve DEHB tanısına yönelik açıklamalarının sadece bir nitelikte olmayıp karmaşıklaştığını hem olumlu hem olumsuz nitelikte olduğunu göstermektedir. Sonuçlar DEHB tanılı ergenlerle teması olan meslek profesyonellerinin ve ailelerin farkındalıklarının artırılması gerektiğini, tedavi sürecinde ergenlerin DEHB ile ilişkili olumsuz yaşantılarına yönelik müdahale programlarının oluşturulabileceğini ayrıca bu müdahale programlarına ek olarak deneyimlenen duruma özgü, bireylerin ihtiyaçlarına uygun biçimde güdüleyici müdahaleler düzenlenebileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Ergen, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Açıklayıcı Fenomenolojik Analiz
Sokak pazarının poetikası: Geçici yapının zamansallığı üzerine fenomenolojik bir inceleme
Meydandaki katedralden, plajdaki şemsiyelere, içinde yaşadığımız fiziksel çevrede yerleştiğimiz, 'yer-edindiğimiz' mekânlar, çok farklı zamansallıkların da doğal parçalarıdır. Kimi zaman sadece bakıp görerek benimsediğimiz belleğimizde yer eden silüetten ibaret imgeler, kimi zaman da metropolün giderek daha da katmanlaşan karmaşasının gündelik unsurlarıdır. Sokak pazarı bu unsurlardan biri olarak, kentsel fiziksel çevre içinde son derece güçlü bir yer kuran ve kentin belleğine çakılı olan bir yapı olarak temelde geçici bir yapı, bir programlanmış bir organizmadır. Bu noktada, denilebilir ki, çalışmanın ana ekseni, özellikle jenerik algının ardında, büyük ve tekil mekân imgesinin ötesine geçen, içinde yaşadığımız fiziksel çevrenin mekân kırıntıları üzerinedir. Gündelik yaşam pratikleri ile biriken deneyimin ve yapı ölçeğinden, nesne ölçeğine doğru incelen zaman/mekân algımızın imkân ve doğasını araştıracak, bir sokak pazarının sunduğu yer imgesinin ardında, gündelik ve geçici yapının zamansallığına odaklanacaktır. Çalışmanın uzamı, pazar olgusunu bir strüktürel yapı olarak görmek yerine onu tüm veçheleri ile görmek, fenomenolojik bir incelemenin nesnesi yapmaktır. Çalışma sokak pazarının fenomenolojik özleri (essence) üzerinde ilerleyen bir anlatı olarak yer alacaktır. Sokak pazarını, sokak pazarı yapan bazı özler paranteze alınarak pazarın kentsel fiziksel çevre içinde bir 'yer' ve bir zaman/mekân adası olarak kent belleğie nasıl yerleştiği incelenecektir. Sokak pazarı olgusu, pazarın örtü, tezgâh, geçiş ve seyyar olmak üzere dört temel fenomenolojik özlere dair belirgin niteliği üzerinde incelenir. İnceleme ele alınan sokak pazarının herhangi bir anına ait fotografik imgeler ve bahsedilen özler çerçevesinde ele alınan diyagramatik çizimler üretir. Bu şekilde sokak pazarına dair algı, poetik ve çağrışımsal ifadeler ile örülü bir anlatıdan oluşan matris/anlatı izleği üzerinde hareket eder. Bu incelemenin hedefi, bir olgu olarak 'sokak pazarı'nın fenomenolojik bir çözümlemesini yapmak, geçici yapının zamansallığı üzerinde kamusal mekânda, yerleşme olgusunun fenomenolojik özler parantezinde bir serimini yapmaya çalışmaktır. Çalışma aynı zamanda, fenomenolojik özler parantezindeki çözümleme ile kentte geçici yapının doğası, imkânları ve zamansallığı üzerine bir tartışma denemesidir. Giriş bölümünde, gündelik yaşam pratiklerinin mekânın kırıntıları ile içiçe geçmiş doğasını ve sokak pazarı örneği üzerinden geçici yapının doğası, imkânları ve zamansallığına dair bir açılış olarak ele alınır. İkinci bölümde, zamansallığın fenomenolojisine dair özellikle Husserl ve Merleau-Ponty düşüncesi üzeinden kavramsal bir izlek oluşturulur. Geçici yapının zamansallığına dair fenomenolojik çözümlemenin temel kavramları, 'şimdi- bulunuş alanı' ve 'ufuk' (die struktur horizon) ile kullanılan yöntem ve araçlar için bir temel aranmaktadır. Bu bölüm aynı zamanda, bu izleğin Bachelard'ın poetik imge fenomenolojisi de diyebileceğimiz bakışı ile zamansallığa dair temel felsefi nosyonları buluşuran bir bölüm olarak ele alınmış ve ardından gelecek bölümlerde bu yöntemle çalışılacak geçici yapının mimarisine ve dördüncü bölümde ele alınacak olan sokak pazarının poetikası için kavramsal bir hazırlık olarak düşünülmüştür. Üçüncü bölümde ise, geçici yapının mimarisini tarihsel bir süreçte görmek denenmiş, yirminci yüzyıl modernliğini başlangıç olarak alarak özellikle metropolde geçici yapının mimarisi ve onun bilgi alanına değinilmiştir. Dördüncü bölümde, sokak pazarının poetikası, bir diyagram, çizim ve fotoğraf seti kullanılarak ele alınır. Örtü, tezgah, geçiş ve seyyar özleri bir anlatı bağlamında serimlenir. Pazar bir gündelik yaşam pratiği ve kent hafızasının çok önemli bir parçası olarak çözümlenmesi hedeflenmektedir. Diyagram ve çizimlerde özler gözünden sokak pazarının içiçe geçmiş yapısı serimlenir. Bu çerçevede, Sokak Pazarının Poetikası, geçici yapının zamansallığını, sokak pazarının kendine özgü yapısı özelinde diyagramlar, çizimler ve fotoğrafik bir set üzerinde inceler ve fiziksel çevre içinde yer üretiminin doğasına, geçici yapının strüktürel varlığının ötesine geçen ve gücünü gündelik pratikler ve stratejilerden alan imkanlarına odaklanarak bu yapıyı bize sunduğu olgusal bütünlük içinde görmeye çalışır. Aristoteles, Poetika'da anlatının yapısı üzerine bölüm sekizde şöyle der: 'Anlatının birliği, kimilerinin sandığı gibi tek bir kahramanın çevresinde dönerek sağlanmaz çünkü tek bir insanın yaşamında birçok, giderek sonsuz sayıda olay meydana gelir ve bunlar bir birlik oluşturmaz; tıpkı bir insanın girişeceği çok sayıda eylemin tek bir eylem oluşturmayacağı gibi' Sokak pazarının kurduğu — Certeau'nun deyişi ile — 'kentsel anlatı'da, Aristoteles'in kurgulanmış bir öykü için ifade ettiği biçimiyle ifade ettiği bütüncül bir birlik anlatısı oluşmaz. Sokak pazarı, bu anlamda gündelik gereklerin çoğu zaman vasat çözümlerle sürdürülegeldiği gündelik hayat pratiklerin ve taktiklerinin katmanlı yapı ve jestlerle iç içe geçtiği bir anlatı ormanıdır. Pazar bir olgu olarak bize göründüğü biçimiyle her gün farklı bir içerik ve bağlamla bile kurulsa içinde saklı bir genetik varoluşun görünümüdür. Bu görünümün sistemli bir bakışla fenomenolojik olarak kavranışı bize kente dair bir iç bilgiyi sunar. Sokak pazarı dünden bugüne kentte doğal bir refleksin gündelik hayata sızışları ile varolur. Bu anlamda, çağlar boyunca bir kentsel organizma ve düzen olarak ayakta kalmış ve gündelik hayatın ilksel gereklerinin kentte zemin kotunda müşterek mekânın içinde kendine rutin bir yer bulabilmiş bir görünümüdür. Sokak pazarının gücü kurduğu geçici yapının zamansallığı ile birlikte düşünülür, pazar hafif ama ağır yapısı sayesinde yer kuran ve kentin belleğine işleyen bir olgudur.
Annemarie Schimmel and her contributions to the science of history of religions
Between the years 1955-1959, Annemarie Schimmel (1922-2003) was appointed as the head of the History of Religions Department of Ankara University Faculty of Theology. Schimmel has made significant contributions to the development of History of Religions Science in Turkey and has trained the first doctoral student of Turkey in the History of Religions. She has taught History of Religions for five years in Turkey and written a book on this science to be taught in the History of Religions Course. On the other hand, Schimmel presided the International Association of the History of Religions (IAHR) that has a significant impact on the institutionalization of the history of Religions for a decade and she has given many conferences about History of Religions and contributed to this branch with her studies. The aim of this study is to examine Schimmel's contribution to the History of Religions and view her thoughts, studies and methodology in this field. The first part includes Schimmel's life, personality and studies. In the second part, her thoughts on issues related to the History of Religions are emphasized. In the final part, Schimmel's contributions to the History of Religions and how she used the methods of this science are studied. While conveying information about Schimmel's life and works, her autobiographical work and articles written after her death were used. The part including the main lines and methodology of her perspective among with her contributions to the History of Religions were formed by making inferences from her own works. During the preparation of the study, historical and phenomenological methods were used. Schimmel's Religious Scientist aspect was tried to be given without neglecting her motto : "Human being fathoms as much as he talks!".
Yabancı uyruklu ortaokul öğrencilerinin resimler yoluyla kendilerini ifade etme biçimlerinin incelenmesi
Bu araştırma, yabancı uyruklu ortaokul öğrencilerinin çizimler yoluyla kendilerini ifade etme biçimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle yürütülen çalışmada fenomenolojik desen benimsenmiştir. Araştırma, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Van'ın İpekyolu, Tuşba ve Edremit ilçelerinde bulunan 11 devlet ortaokulunda öğrenim gören Afganistan, İran, Suriye ve Irak uyruklu toplam 52 yabancı öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama sürecinde öğrencilere, "Göç etmeden önce ya da göç ettikten sonra seni etkileyen bir olayı ya da bir anını resimle anlatır mısın?" sorusu yöneltilmiş ve kendi yaşantılarını ifade eden bir çizim yapmaları istenmiştir. Resim tamamlandıktan sonra ise öğrencilere, "Bu resmi neden çizdin, ne anlatmak istedin?" şeklinde bir soru daha yöneltilmiş; böylece çizimlerinin arka yüzüne açıklama yazmaları sağlanmıştır. "Çiz ve yaz" yöntemiyle elde edilen veriler, içerik analizi yoluyla değerlendirilmiş; analiz sonucunda 19 tema ve 74 farklı kod belirlenmiştir. Kodlama süreci iki uzman tarafından bağımsız olarak yürütülmüş ve güvenirlik oranı %89,16 olarak hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda, yabancı uyruklu öğrencilerin dil bilmeme sorunlarını, okul ortamında karşılaştıkları dışlanma ve zorbalık durumlarını, kültürel uyum problemlerini, aileleriyle birlikte göç sürecinde yaşadıkları zorlukları ve çeşitli duygusal durumlarını çizim yoluyla ifade edebildikleri ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular, çizim yapmanın özellikle yabancı uyruklu öğrenciler için anlamlı ve etkili bir iletişim aracı olduğunu göstermektedir. Anahtar sözcükler: yabancı uyruklu öğrenciler, ortaokul öğrencileri, resim yoluyla ifade, kendini ifade etme, görsel sanatlar.
Ebeveynlerin gözünden ortaokul matematik eğitimi
Son 15 yıllık süreçte Türkiye'de, dünyada yaşanan gelişmelere paralel olarak, ortaokul matematik öğretim programında önemli yenilikler yapılmıştır. Yapılan bu yeniliklerin başarıya ulaşmasında şüphesiz ki en önemli etkenlerden birisi ebeveynlerdir. Ebeveynlerin çocuklarının matematik öğrenme süreçlerine katılım durumlarını ve bu durumları etkileyen faktörleri inceleyen çalışmalar önem arz etmektedir. Bu fenomenoloji araştırmasında, ortaokulda öğrenim gören çocuk (12-15 yaş) sahibi 12 Türk ebeveynin, ortaokul matematik eğitiminin temel unsurlarına (matematik, matematik öğretmeni, öğrenci ve ebeveyn) ilişkin algılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Katılımcıların belirlenmesi sürecinde amaçlı örnekleme yöntemlerinden uygun, ölçüt ve maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, 2019-2020 eğitim ve öğretim yılı güz döneminde, görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Görüşme sürecinde, alan yazın, uzman görüşü ve pilot uygulama verilerinden hareketle hazırlanmış olan iki adet yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler, bir nitel veri analiz programından yararlanılarak, içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda katılımcı Türk ebeveynlerin, matematik eğitiminin temel unsurlarına (matematik, matematik öğretmeni, öğrenci ve ebeveyn) ilişkin daha çok geleneksel eğitim anlayışını yansıtan algılara sahip oldukları tespit edilmiştir. Türk ebeveynlerin günümüz matematik eğitimi anlayışının matematik öğretmenlerine, öğrencilere ve kendilerine yüklediği görev ve rollere ilişkin farkındalıklarının düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırma, matematik eğitimi reformu sürecinde öğretmenlere yönelik yapılan uyum çalışmalarının ebeveynleri de kapsayacak şekilde genişletilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Posner'ın program türlerine göre ortaokul İngilizce dersi öğretim programına ilişkin öğretmen görüş ve deneyimleri
Bu araştırma, Posner'ın beş program türüne göre İngilizce öğretmenlerinin görüş ve deneyimleri odağında ortaokul İngilizce dersi öğretim programının incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji deseni ile yürütülen araştırma, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Kırşehir ili Merkez ilçesindeki devlet okullarında görev yapan ve ölçüt örnekleme yöntemiyle belirlenen toplam 9 ortaokul İngilizce öğretmeninin gönüllü katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu yoluyla toplanan veriler, betimsel analiz ile çözümlenmiştir. Veri analizi sonucunda "Resmi Program", "Uygulanan Program", "İhmal Edilen Program", "Örtük Program", "Ekstra Program" ve "Uzaktan Eğitim Süreci" olmak üzere toplam 6 tema belirlenmiştir. Bulgularda, resmi program boyutunda öğretmenlerin bir kısmının öğretim programını incelemediği, diğerlerinin ise bir defa incelediği, programa ilişkin hem olumlu hem olumsuz görüşlerin olduğu; uygulanan program boyutunda dil becerileri, öğretme-öğrenme ve ölçme-değerlendirme süreci bakımından resmi program ile uygulanan program arasında uyuşmazlık olduğu, iletişimde ana dilin daha yoğun kullanıldığı, ders saati, materyal yetersizliği ve öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeyinin düşük olması bakımından zorluklar deneyimlendiği; ihmal edilen program boyutunda öğretmenlerin resmi programa dahil edilmeyen beklentilerinin olduğu, konuşma ve yazma becerilerinin uygulanmadığı, öğretme-öğrenme sürecinde otantik materyal kullanılmadığı, ölçme-değerlendirme sürecinde konuşma ve dinleme becerilerinin ölçülmediği ve alternatif ölçme araçlarının kullanılmadığı; örtük program boyutunda olumlu ve olumsuz mesajlar verildiği ancak örtük program mesajlarının verilmesine yönelik engellerle karşılaşıldığı; ekstra program boyutunda programı desteklemeye yönelik sınırlı düzeyde etkinliklere yer verildiği; uzaktan eğitim sürecinde ise resmi programın uygulanabilirliğine ilişkin hem olumlu hem olumsuz görüşlerin olduğu ve sürecin farklılıklar meydana getirdiği tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında elde edilen sonuçların, öğretim programlarının iyileştirilmesi ve daha uygulanabilir hale getirilmesi bakımından katkı sağlaması beklenmektedir.
Age differences in remembering mixed emotional experiences
In many cases, we experience different kinds of mixed emotions, but the concepts related to those experiences are still being studied. The present study examined the phenomenological differences between discrete emotional and mixed emotional experiences among different age groups. Forty-one adolescents between ages 18 and 22, thirty-seven adults in midlife between ages 40 and 44, and thirty-one people older than age 65 were participated in the study. Participants were briefly explained their mixed emotional (e.g. happiness& sadness, anger&compassion) and discrete emotional (e.g. happiness, anger, compassion and sadness) experiences and responded to Autobiographical Memory Characteristics Questionnaire for each. Results suggest that discrete emotional experiences are remembered better than mixed emotional experinces. Relatedly, inhibiting mixed emotion is easier than inhibiting single emotion. According to age, older adults inhibit their emotions easier than younger age groups. Middle adults inhibit bittersweat emotions better than adolescents and older people. The findings were discussed in relation to emotion and aging literature.
Hayat bilgisi dersinde storyline (öyküleştirme) yöntemiyle öğrencilerin doğaya yönelik algılarının keşfedilmesi: Fenomenolojik bir çalışma
Günümüz dünyasında yaşanan hızlı dönüşümler, eğitim sistemlerinin sürekli güncellenmesini ve öğretim süreçlerinin çağın gerekliliklerine uygun biçimde yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, Hayat Bilgisi derslerinde öğrenci merkezli, etkileşimli ve yenilikçi öğretim yöntemlerinin kullanılması önem taşımaktadır. Yapılandırmacı öğrenme yaklaşımının birey odaklı yapısı, Storyline gibi yenilikçi yöntemlerin eğitim ortamlarında etkili biçimde uygulanmasına olanak sağlamaktadır. Öğrencilerin aktif katılımını teşvik eden ve çeşitli disiplinleri bütüncül bir hikâye kurgusu içinde sunan Storyline yöntemi, etkili bir öğretim yaklaşımı olarak öne çıkmaktadır. Hayat Bilgisi Öğretim Programı'nda doğa ve çevreye duyarlılık temel beceriler arasında yer almakta, bu da çevresel farkındalık ve doğa algısının erken yaşta şekillendirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu araştırma, ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin doğaya yönelik algılarını Storyline (öyküleştirme) yöntemi aracılığıyla keşfetmeyi amaçlamaktadır. Betimsel fenomenoloji deseniyle tasarlanan bu nitel araştırma, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında bir devlet ilkokulunda öğrenim gören 22 öğrenci ile yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde gözlemler, bireysel ve odak grup görüşmeleri, öğrenci ürünleri, doğa algısı formu, zihin haritaları ve kelime ilişkilendirme testleri kullanılmış; elde edilen veriler tematik analiz yoluyla değerlendirilmiştir. Uygulama, Hayat Bilgisi dersi "Doğada Hayat" ünitesi kapsamında Storyline yöntemi temelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, öğrencilerin doğayı canlı ve cansız unsurların etkileşimiyle işleyen dinamik ve bütüncül bir sistem olarak kavradıklarını ortaya koymuştur. Ayrıca öğrencilerin bitki ve hayvanların işlevleri, yön bulma yolları, doğal unsurlar, doğanın korunması ve geri dönüşüm gibi temalara ilişkin algılar geliştirdikleri belirlenmiştir. Öğrencilerin doğaya karşı sorumluluk bilinci geliştirdikleri ve doğaya yönelik algılarının bilişsel, duyuşsal ve davranışsal boyutlarda bütüncül bir yapı sergilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğa, Storyline yöntemi, Hayat Bilgisi dersi, Fenomenoloji araştırması