Political power

68 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

From ethics oriented politics to power oriented politics in 21st century: A discussion on introducing Dyadic Power Theory approach to political thought

Politics has been moralized since modern societies took place in the relations of power. Thus, it has become impossible to think politics without ethics or moral that limit our perspective towards it. However, the power is the missing point in the most of social science analysis. Its nature is so different that the will to power helps people to overpass material conditions. The willingness to power can be classified a kind of materialism as much as spiritualism. The point is that Foucauldian relations of power or Nietzschean will to power cannot be reduced to regular philosophical school. Indeed, they are the base of an alternative school in philosophy that we named it power first approach in politics. Ethics is a power technic that castrates people will to power by re-producing them as moral subject. Thus, ethics is tasked to fix fluidity of power here. How the process of subjectivation of people is going on also an important part of this research. Dyadic Power Theory is also studied because of its originality to re-think of power outside of social and ethical norms. Furthermore, the intensification of relations of power made us see the psychological character of power that reduce ethics role in politics. Thus, it is necessary to re- think of every social form from the power perspective and to initiate a debate over a post-society concept. This thesis consists of review of western political philosophy, it is a theoretical study at the basis of descriptive analysis. KEY WORDS: Politics, Ethics, Power, Subject, Self, Post-Society, Dyadic Power Theory, Psychopower, Psycho-politics

Dyadic Power TheoryPowerModern idea+5
Muhammet Ali Yunus
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İktidar muhalefet haberlerini merkez-çevre çatışması bağlamında okumak

Bu çalışmanın amacı, iktidar muhalefet haberlerini merkez-çevre çatışması bağlamında okumaktır. Bu bağlamda, CHP ile AKP arasındaki polemikler merkez-çevre çatışması bağlamında incelenmiştir. Cumhuriyet, Hürriyet, Vatan, Star, Yenişafak ve Zaman gazeteleri çalışma kapsamında incelenmiştir. Bahsi geçen gazeteler, eleştirel söylem çözümlemesi yöntemine göre incelenmiştir. Çalışma, birinci bölümde Türkiye siyasetinde belirleyici olan merkez-çevre çatışmasına odaklanmıştır. Bu bağlamda, modernleşme ve batılılaşma olguları incelenmiştir. Çalışmada, Osmanlı-Türkiye modernleşmesinde basının rolüne de değinilmiştir. Bu bağlamda, modernleşme sürecinde basının önemi öne çıkarılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türkiye basınından seçilen gazeteler eleştirel söylem çözümlemesi yöntemine göre incelenmiştir. Elde edilen bulgular, çalışmanın birinci bölümünde yer alan kuramsal kısım bağlamında değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, gazetelerde yer alan iktidar muhalefet polemiklerinin nasıl bir söylemle haberleştirildiği incelenmiştir. Farklı ideolojik referanslı 6 gazetede yer alan polemik haberlerinde, CHP ile AKP arasında merkez-çevre çatışması okumasına olanak veren polemiklerin yaşandığı görülmüştür. Cumhuriyet gazetesi iktidara muhalif bir haber söylemi kurmuştur. Hürriyet ve Vatan gazeteleri her iki tarafın söylemlerini yeniden üretmiştir. Star, Yenişafak ve Zaman gazeteleri ise iktidarın söylemlerini destekler bir eğilim göstermiştir. Sonuç olarak, güncel siyasetten hareketle CHP-AKP arasındaki polemik konularının merkez-çevre çatışması okumasına olanak verdiğini ve incelenen gazetelerdeki söylemlerden hareketle merkez-çevre çatışmasının devam ettiğini söylemek mümkündür. Anahtar kelimeler: İktidar, muhalefet, merkez, çevre, modernleşme, batılılaşma, basın.

BasınEleştirel söylem çözümlemesiGazetecilik+6
Latif Bilgiler
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Eleştirel kuram bağlamında Türkiye'de medya-siyaset ilişkileri

80?li yıllarla beraber Türk toplumu sivilleşme, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü bağlamında önemli bir dönüşüme şahitlik etmiştir. Bu dönüşümün bir sonucu olarak ülkemizde sivil toplum ve kamuoyu oluşumu özel bir önem kazanmaya başlamıştır. Sivil toplumun ve kamuoyunun şekillenmesinde en önemli pay şüphesiz medyanındır. Gene bu yıllarla beraber özel televizyonların kurulması, özel radyo istasyonlarının tesisi ve özellikle son yıllarda farklı etnik dillerde yayın özgürlüğünün sağlanması medyanın siyaseti şekillendirmesinde etkili olmuştur. Öte yandan 28 Şubat süreci gibi anormal dönemlerde medya patronlarının aynı zamanda işadamı haline gelmesi, ihaleler peşinde koşması ve daha da ileri giderek medya kartelleri oluşturması siyasetin artık dördüncü kuvveti olarak betimlenen medyanın ne denli etkin ve etkili bir araç olduğunu ülke gündemimize yansıtmıştır.Tüm bu veriler ve olgular ışığında çalışmamız Türkiye?de medya ve siyaseti son dönem analizine odaklanmış iktidar medya ilişkilerinin oluşturduğu sosyo-politik konjonktür, özgün örnekleri ve bire bir gazete küpürleri bağlamında çözümlenmiştir. Ne var ki, kolayca görüleceği üzere medya-siyaset arasında kurulan bu bağ pek çok eleştiriyi de beraberinde getirmektedir. İşte bu eleştirel analizi güçlü bir referans çerçevesi ekseninde irdeleyebilmek için Avrupa?da son dönem siyaset-medya ilişkilerini en sağlam temellere oturtarak değerlendirme kapasitesine sahip olan eleştirel kuramdan faydalanılmıştır. Sonuç olarak tezimiz son dönem medya-iktidar ilişkilerinin doğurduğu problemlere dikkat çekerek çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Eleştirel Kuram, Siyaset, Medya, Arap Baharı, Muhafazakâr Kimlik

Adalet ve Kalkınma PartisiArap BaharıEleştirel kuram+6
Ahmet Özkan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

II. Dünya savaşında Türkiye kamuoyu (1939-1945)

ÖZET 2. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de idarenin başında bulunan İnönü, koyu bir otoriter yönetim kurmuş böylece iktidar üzerinde mutlak söz sahibi olmuştur. Bu dönemde Türkiye kamuoyunda savaş bir numaralı yeri işgal ederken,,Türk dış politikası, hükümetin aldığı ekonomik önlemler ve fikir tartışmaları diğer konular olmuş, savaşın sonunda ise kurulan yeni partilerle ilgili haberler kamuoyunun gündeminde yer tutmuştur. Türkiye bu dönemde dış politikada ne pahasına olursa olsun savaşın dışında kalma politikası izlemiş; savaş içerisindeki müttefik konferanslarında alman kararlar gereği savaşa katılması yolunda bütün baskılara direnerek bu konuda başarılı olmuştur. Bu dönemde basın talimatlarla, yönlendirmelerle kapatma cezalan ile denetim içinde olmuş serbest bir kamuoyu oluşmamıştır. İktidar istediği gibi bir kamuoyu oluşturma politikası izlemiştir. Dönemin iktidarı, bu dönemde yaşanan fikir tartışmalarında dış konjonktüre göre taraf olmuş özellikle 1944 yılında savaşı kazanan tarafta yer alan Sovyetlere karşı şirin görünmek için Turancılara karşı ağır baskılar uygulamıştır. Savaş sonunda Türkiye müttefikler tarafında yer aldığı için devrin iktidarı ister istemez çok partili hayata geçmiş ve 1950'deki ilk serbest seçimlerde iktidarı Demokrat Parti'ye devretmiştir. Böylece İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi yöneten ve tek parti olarak 27 yıla (1923-1950) damgasını vuran CHP devri sona ermiştir.

BasınDünya Savaşı IIGazeteler+7
Murat Biçer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki ekonomik aktörlerin yapı, süreç ve uygulamalarında güç faktörü ve güce bağımlılık

Bu tez çalışması, Türkiye'deki geleneksel ekonomik aktörler ile (TÜSİAD'a üye olan büyük holdingler), özellikle 1980 sonrası kurulan yeni ekonomik aktörlerin (MÜSİAD'a üye olan dinci sermaye) yapı, yönetim ve girişimci davranışı (örneğin holding yapısı, sahiplerin yönetimdeki etkisi, profesyonelleşme düzeyi, siyasilerle ilişkiler, sermayenin kaynağı, farklı sektörlere yayılma gibi) açısından ne ölçüde benzerlik gösterdiği ve/veya farklılaştığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Faaliyetlerini sürdürmek için çevredeki kaynakları kullanan bu örgütlerin TÜSİAD ve MÜSİAD gibi birliklere neden ihtiyaç duydukları, kaynak bağımlılığı sorunlarını yönetmede nasıl bir yol izledikleri incelenmiştir. Bu tez çalışmasında literatür taramasına da geniş yer verilerek, bazı kavramların daha net anlaşılması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu araştırmada nicel yöntemler kullanılmış ve TÜSİAD ile MÜSİAD'a üye olan firma bilgileri, bu firmaların kendi web sayfalarından ve TÜSİAD ile MÜSİAD'ın web sayfalarından elde edilmiştir. Çalışmada TÜSİAD ve MÜSİAD, örgütsel ve politik güç kullanmaları açısından da ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: TÜSİAD, MÜSİAD, Örgütsel Güç, Politik Güç, Kaynak Bağımlılığı

GüçGüç faktörleriKaynak bağımlılığı+4
Oktay Yazıcı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenlik kültürü ve iç politikaya etkileri bağlamında "Mavi Vatan" kavramı ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası

Türkiye bulunduğu coğrafi ve jeopolitik konum itibariyle küresel ve bölgesel birçok konu ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişki içerisindedir. Bu tezin amacı, "Mavi Vatan" kavramı çerçevesinde son dönemde Doğu Akdeniz'de gerçekleşen askeri, ekonomik ve diplomatik gelişmelerin, Türk iç politikasına ne derece etki ettiği sorusuna siyasi aktörler ve düşünce kuruluşları zaviyesinden cevap arayıp literatüre katkı sağlamaktır. 'Politika ile ilgili hiçbir mesele tümüyle dışa ya da içe ait değildir. Bu tespitten hareketle dış politikanın, iç ve dış ilişkilerin ve aktörlerin karmaşık ortamında üretilen/uygulanan bir politika olduğunun altı çizilmelidir. İçte ve dışta farklı aktörlerin ve menfaatlerin bir araya getirilmesi ve bunların somut uygulamalara dönüşmesi zaman içerisinde değişebilen koalisyonlara dayanmaktadır'. 'Dış politika' esasen dışarıya ilişkin gibi görünse de temelde iç siyasi dinamiklerle ilişkili ve karşılıklı etkileşim içerisinde olan bir kavram olma özelliğine sahiptir. İç politikada halk ve ülke içi siyasi aktörlerin hem fikir oluşturma, hem de ortak bir politikayı destekleme düşüncesi, mevcut ülkenin uluslararası camiada daha kararlı ve güçlü adımlar atmasını kolaylaştırır. "Mavi Vatan" ve "Doğu Akdeniz" meselesinde de bu durum aynen geçerli ve izlenmesi gereken yol olarak dikkate değerdir. Sonuç olarak elde edilen bulgular çerçevesinde, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de kendisinin ve KKTC'nin haklarını askeri, hukuki ve bürokratik alanlarda olabildiğince savunduğu ve etkin bir dış politika izlediğini söylemek mümkündür. Belli farklılıklar dışında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de ki haklılığı gerek İktidar ve muhalefet açısından ve gerekse de belirlenen Düşünce Kuruluşları açısından haklı görülmüştür.

Doğu AkdenizGüvenlikGüvenlik kültürü+7
Mert Tüter
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

1954-1957 yılları arasında çıkarılan kanunlar ve bu kanunların çıkarılması sırasında yaşanan iktidar-muhalefet ilişkisi

Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme hareketleri, bürokrasiyi siyasi kararları ile uygulayan değil, siyasi kararlar alan bir kurum haline getirmiştir. Osmanlı'nın kalıntısı üzerine kurulan Cumhuriyet yeni bir devlet ve yeni bir sistem olduğu halde, devletin yönetim yapısı eski sisteme dayanmıştır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iç ve dış dinamiklerin zorlaması ile çok partili hayata geçmiştir. Çok partili yaşama geçtikten sonra ilk önemli muhalefet partisi olan Demokrat Parti 7 Ocak 1946'da kuruldu. CHP iktidarına karşı ciddi ve güçlü bir muhalefet yürüten Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinde iktidara gelmiştir. DP'nin iktidara gelmesi Türkiye'de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. İktidarının ilk yıllarında büyük hamleler gerçekleştiren Demokrat Parti, 2 Mayıs 1954 Genel Seçimlerinde gücünü daha da artırarak iktidarını pekiştirdi. Muhalefet partileri DP'nin takip ettiği siyasete 1955'in sonlarından itibaren şiddetle karşı çıkmaya başlamışlardır. Muhalefetin iktidara yönelik eleştirilerini artırması DP'ye muhalefet üzerinde daha da baskı kurmaya itmiştir. DP'nin giderek baskılarını artırması muhalefet partilerini birbirine yaklaştırmış ve muhalefet partileri arasında işbirliği süreci başlamıştır. 1957 Genel Seçimlerinden önce muhalefet Partileri bir güç birliği oluşturmaya çalışmış ancak aralarındaki çekişmeler ve DP'nin izlediği politikalar sonucunda bu işbirliği girişimi sonuçsuz kalmıştır. 27 Ekim 1957 Genel Seçimlerinde DP'nin oy oranının düşmesi DP'yi daha da hırçınlaştırmıştır. Bu da muhalefet partileri arasındaki işbirliği sürecini hızlandırmıştır. İktidar ve muhalefet arasında kısa süren birkaç bahar havası denemesinden sonra iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkiler 1958 yılının sonlarından itibaren sertleşmeye başlamış ve cepheleşmeler başlamıştır. Milli Muhalefet Cephesi ve DP'nin Vatan Cephesi arasındaki çekişmeler 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Çok Partili Hayat, Demokrat Parti, İktidar- Muhalefet, Kanun Müzakereleri.

Cumhuriyet Halk PartisiCumhuriyet tarihiKanunlar+6
Fatih Akkuş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Foucaultcu bir okuma ile siyasete katılıma dair ampirik bir değerlendirme: MCBÜ örneği

Bu çalışmanın amacı Michel Foucault'nun iktidar düşüncesini açıklarken kadın ve iktidar arasındaki ilişkiyi çözümlemektir. Siyasi iktidara olan bakış açımızı cinsiyet temelli geleneksel toplum yapısı ve kadına yöneltilen olumsuz özellikler etkilemektedir. Bu durum ve nedenleri birçok çalışmanın konusu olmuştur. Çalışma sonucunda, temel amaç cinsiyet ve siyasal iktidar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Değişkenler arasında anlamlı, olumlu bir ilişki bulunmuştur.Tezin amprik çalışma bölümünde Foucault'cu okumaların ortaya koyduğu toplumlar üzerindeki kontrol ve displin süreçlerinde ortaya çıkan yönetimsellik kavramının somut izdüşünlerini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. İktidar anlayışı, üniversitedeki öğrencilerin gözünden iktidar, siyasi yapılanma içerisinde kadınlara bakış konularında genel bir tartışma sunulmaktadır.

Cinsel kimlikFoucault, MichelKadınlar+4
Deniz Yiğit
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet disiplinine felsefi bir eleştiri: Foucaultcu bir sorgulama

Bu çalışmada sosyal hizmet disiplini Foucaultcu bir yöntemle felsefi bir analize tabi tutulmuştur. Sosyal hizmet, genellikle, insan hakları sorunu olarak ele alınmakta ve insanların güçlendirilmesini ve özgürleşmesini destekleyerek toplumsal sorunlara çözüm üreten bir disiplin olarak tanımlanmaktadır. Ancak günümüz neo-liberal sisteminde, insan sorunlarının artması ve derinleşmesi sosyal hizmetin sorun çözme kapasitesine yönelik eleştirel görüşleri ön plana çıkarmaktadır. Bu tez çalışmasında, sosyal hizmet disiplini tarihsel, eleştirel ve ilişkisel bakış açısıyla yeniden ele alınmıştır. Sosyal hizmet disiplinin iktidar ile olan ilişkisinin felsefi bir düzlemde çözümlenmesi hedeflenmiştir. Foucault'nun iktidar kavramına ilişkin kuramsal açıklamaları ile bilgi-iktidar ilişkisini nasıl analiz ettiği çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. İktidar kavramı Michel Foucault tarafından klasik epistemoloji ve ontoloji anlayışına alternatif bir yöntemle birçok açıdan sorunsallaştırılmıştır. Kavramı modern öncesi ve modern dönem boyunca çeşitli alanlarla ilişkisi içinde ele alan Foucault'nun bilgi-iktidar birlikteliğine yaptığı vurgu bilimsel disiplinlerin tarihsel gelişimine eleştirel ve aynı zamanda kurucu bir gözle bakmayı mümkün kılmaktadır. Bilgi iktidar ilişkisini psikiyatriden adli bilimlere analiz eden Foucault, Biyopolitikanın Doğuşu isimli eserinde; modern iktidarın, yoksulluk sorunu üzerinden kendini yeniden inşa ettiğini iddia etmektedir. Bu çalışmanın felsefi/tarihsel yöntemini oluşturabilmek için Foucault'nun Deliliğin Tarihi, Hapishanenin Doğuşu ve Biyopolitikanın Doğuşu adlı eserleri incelenmiştir. Foucault'nun bu eserlerinde incelediği, insanları çeşitli yöntemlerle kontrol altında tutan, disipline eden ve öznelliklerini belirleyen iktidar alanlarının sosyal hizmet disiplini için de geçerli olduğu ortaya konulmuştur. Sosyal hizmet yoksulluk sorunu üzerinden hakikat rejimi üretilmesine katkı sağlamaktadır. Sonuç olarak bu çalışma bilimsel disiplinlerin insan sorunlarının çözülmesine dair işlevlerinin yanında bir iktidar alanı olarak da işlev gördüğüne yönelik Foucaultcu kabule dayanmaktadır.

BiyoiktidarBiyopolitikaFoucault, Michel+5
Kübra Arslan Aydilek
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Basın kuramları çerçevesinde medya- siyaset ilişkisinin etik açıdan incelenmesi: Türkiye örneği

Etik tartışmaların sürekli yaşandığı çağımızda, metalaşan değerlerin gölgesinde toplumsal değerleri korumak gittikçe zorlaşmıştır. Toplumun kültürel benliğinin esaslarından olan etik ilkeler, sermaye güçlerinin temayülü altında bulunan medya tarafından yozlaştırılmakta, değerlerin ihlal edilmesi ise normalleştirilmektedir. Kamuoyunun üzerinde önemli tasarruf haklarına sahip olduğu siyaset alanı ve siyasi unsurlarda da etik sıkıntılara her daim rastlanmaktadır. Ancak son dönemlerde medyanın siyaset ile olan yakınlaşması ve bu yakınlaşmada etken olan faktörler, toplumun yanlış yönlendirilmesi ve manipüle edilmesi ile kalmamış, her iki alanda yapısal değişikliklere sebep olmuştur. Siyaset alanında; medya üzerinde devletin hukuki yapısından kaynaklanan yaptırım gücünü elde eden iktidarın, siyasal sistem yapısına göre medyayı hangi amaçlar doğrultusunda kullandığı ve medya üzerinden yaptırım gücünden kaynaklanan avantajları nasıl değerlendirdiği görülebilmektedir. Medya alanında ise, sermaye gruplarının güç olarak sektörde ortaya çıkmasıyla beraber siyasi unsurları çıkar ve fayda amaçlı kullanım şekline ve asıl amacından sapmasına şahit olunmaktadır. Bu çalışmada siyasal sistemlerin medya ile olan ilişkisi ortaya konmaya çalışılmış ve ülkemizdeki yansımasına değinilmiştir. Ayrıca basın kuramlarının ana dayanağı olan siyasi sistemler ile medya arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılmıştır. Bununla beraber medya etiği ilkeleri üzerinden medya ve siyaset ilişkisi değerlendirilmiş ve oluşturulan hipotezlerle pratikteki uygulamaları "Gezi Parkı Eylemi" ve "17 Aralık Operasyonu" ile ilgili haberler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Medya, Etik, Siyaset, Medya Sistemleri

BasınBasın sektörüEtik+5
Nida Sümeyya Öztürk
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Modernleşme sürecinde iktidar-taşra ilişkileri: Türk edebiyatında 'taşra'

Bu tezde, taşranın modernite bağlamında geçirdiği değişim sürecinin edebi metinler üzerinden tartışılması amaçlanmıştır. Edebiyatın analiz konusu yapılması, öncelikle ideoloji ve estetik kategorisinin birlikte tartışılmasını gerektirmiştir. Modernite ile dağılan dünyaya dair bütünlük duygusunun edebiyat ile telafisine yönelik eğilim ile taşranın içerilmesine işaret eden modern ulus devletin bütünleştirmeci stratejileri arasındaki ilişkiler analiz edilmeye çalışılmıştır. Modernite, ulus devlet oluşum sürecinde taşranın rolünü ve konumunu değiştirmiştir. Modernitenin bozarak yeniden inşa etmeye giriştiği `bütünlüklü dünya' tahayyülü, taşranın geçirdiği dönüşümün itici gücünü oluşturmaktadır. Taşranın dönüştürülme ihtiyacı, bütün tarafından içerilme zorunluluğundan doğmuştur. Taşranın geçirdiği söz konusu değişimi edebi metinler üzerinden takip etmek mümkündür. Bu çerçevede tezin ilk bölümünde modern bir tür olan roman ekseninde, edebiyat ile ideolojinin işleyiş mekanizmaları tartışılmıştır. İkinci bölüm taşra ile siyasi iktidar arasındaki ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne doğru ilerleyen tarihsel süreçteki seyrine ayrılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise ilk iki bölümde ortaya konan teorik çerçeve uyarınca taşranın edebiyattaki temsilleri, bütünün parçası haline getirilmeye çalışılan taşranın değişiminin söylemsel formları tartışılmıştır. Tezin teorik çerçevesi uyarınca öne çıkan isimler ise Lacan, Lukacs ve Bahtin olmuştur.Anahtar Sözcükler1-Modernite2-Taşra edebiyatı3-Estetik4-Hegemonya5-Merkez-çevre teorizasyonu

ModerniteModernleşmeSiyasi iktidar+4
Hatice Sevgi Zengin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği sürecinde iktidarın kamuoyunu bilgilendirme faaliyetlerinin halkla ilişkiler açısından değerlendirilmesi(Cumhuriyet,Hürriyet ve Yeni Şafak örneğinde)

Kamuoyunu bilgilendirme, demokratik sürecin sağlıklı işleyebilmesi açısından siyasal iktidarların, yürütülen eylem ve işlemlere ilişkin halkı bilgilendirmesi noktasında önem kazanır. Bu önem, Avrupa Birliği gibi ulusüstü oluşumlar tarafından işlenen yönetişim ve iyi yönetişim yaklaşımlarında da vurgulanmaktadır. Yönetişim ve iyi yönetişimin temel iddiası, yönetsel alanda idareci-halk arasındaki hiyerarşinin esnekleştirilerek `birlikte yönetme ideali'nin yaşama geçirilmesidir. Bu anlamda vatandaşın yönetim sürecine dâhil olması, yönetimde açıklık ve hesap verebilirlik ile yakından ilişkili görülmektedir. Yönetimde açıklık ve hesap verebilirlik de iktidarın kamuoyunu bilgilendirme faaliyetlerinin önemini ön plana çıkarır.Türkiye'nin 1959 yılında AET'ye yaptığı başvurunun ardından, 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması ile bugünkü Türkiye-AB ilişkileri resmi olarak başlamıştır. Siyasi ve ekonomik açıdan sağlayacağı faydalar zamanla AB üyeliğinin, hükümet programları ve siyasal seçim propagandaları marifetiyle sıkça kamuoyunun gündemine taşınması sonucunu doğurmuştur. Aday ülkenin mevcut hükümeti eliyle yürütülen Birlik ile ilişkiler, bir hükümet politikası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda AB ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi büyük önem kazanır.Türkiye'nin AB üyeliği kimi kaynaklarda temelleri Tanzimat'a dayandırılan, -Cumhuriyet dönemi siyasal ve ekonomik hayatına da büyük ölçüde etki eden- Batı yönelimli dış politika yaklaşımının bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'de 2002 yılında yapılan seçimle işbaşına gelen Ak Parti Hükümeti de Türkiye ve Birlik arasındaki diplomatik ilişkilerin yürütücüsü konumunda olmuştur. Bu dönemde 17 Aralık 2004 tarihinde Türkiye ile AB arasında müzakerelere başlanılması için tarih verilmiş; 3 Ekim 2005'te müzakerelere resmen başlama kararı alınmıştır. Bu gelişmeler sonucunda bir aday ülke olarak Türkiye, AB üyeliği konusunda çok ciddi resmi aşamalar kaydetmiştir.Ak Parti Hükümeti'nin Türkiye'nin AB üyelik süreci ile ilgili kamuoyunu bilgilendirmesi, siyasal iletişim sürecinin bir parçasıdır. İktidarın kamuoyunu bilgilendirmesi siyasal reklam, propaganda ve siyasal pazarlama gibi halkla ilişkileri de içeren yaklaşımları ön plana çıkarır. Bu yaklaşımlar siyasal iletişim sürecinin bir parçası olarak birbirine benzer unsurları içerirler. Halkla ilişkiler, benzer yaklaşımların aksine kamuoyunu bilgilendirme sürecinde, salt doğrunun aktarılmasını ve reklamveren ya da propagandayı yapandan çok; hedef kitlenin çıkarlarını ön planda tutar. Bu anlamda hükümetin Türkiye'nin AB üyelik sürecine ilişkin ulusal basına yansıyan söylemleri, kamuoyunu bilgilendirmede birer araç olarak işlev görürler.Anahtar Sözcükler1.Siyasal İktidar2.Kamuoyunu Bilgilendirme3.Ak Parti Hükümeti4.Halkla İlişkiler5.Basın

Adalet ve Kalkınma PartisiBasınHalkla ilişkiler+2
Kazım Özkan Ertürk
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de Cumhuriyet dönemi ulus devletin inşasında milliyetçilik ve dine yaklaşımın ders kitapları üzerinden analizi (1924-1945)

Ulus devlet Batı'da icat edilmiş bir kavramdır. Batı, bunu geliştirdikten sonra dünyanın geri kalanına dayatmıştır. Osmanlı İmparatorluğu işgal altına alınınca Türkler kendi mücadelesini vererek bir ulus inşa etmiştir. Bu yeni devletin inşasında milliyetçilik ve dine karşı da yeni bir pozisyon alınmıştır. Bu çalışmada erken cumhuriyet döneminde bu pozisyonun ne olduğu ders kitapları üzerinden analiz edilecektir.

Ders kitaplarıDinDin-devlet ilişkileri+3
İlker Küçükali
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasal iktidar ve meşruiyet: Meşruiyetin tipolojisi, fonksiyonları ve araçları

Bu çalışma meşruiyet ve siyasal iktidar arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bu tez, modern devlet ve öncesindeki siyasal iktidarın kendisine toplumsal rıza arayışını irdelemektedir. Tez, özgürlükçü ve kurucu meşruiyet geleneğinin dayandığı temel ilkeleri ve aralarındaki farklılıkları tartışmaktadır. Kurucu meşruiyetin ilkeleri, fonksiyonları ve araçları konusuna yoğunlaşan bir tartışma sunmaktadır. Tez, özgürlükçü meşruiyetin özgürlük, toplumsal rıza ve sınırlı devlet ilkeleri ile kurucu meşruiyetin statükonun haklılaştırılması, kendi dışındakiler'! olumsuzlaması ve toplumun siyasal, sosyal ve ekonomik olarak yeniden kurulması ilkelerini tartışmaktadır. Bu çalışma kurucu meşruiyet geleneğinin siyasal iktidarı meşrulaştırmak için kullandığı araçları da ayrıntılı olarak yorumlamaktadır. Din, mitoloji ve ideoloji bu geleneğin kurucu araçları, gelenek, kahraman/karizma/lider ve ulus koruyucu araçları ve hukuk, bürokrasi/teknokrasi, ekonomi ve eğitim düzenleyici araçları olarak incelenmektedir.

MeşruiyetSiyasi iktidar
Halis Çetin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlıda Mecelle'den sonra şer'î cevâz algısı: Mansurizade Said örneği

Mansurizade, Osmanlı İmparatorluğunun son devrinde yaşamış hukuk ve siyaset adamıdır. Şer'î cevâz ve siyasi otorite ile ilgili görüşleriyle dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu görüşler, aynı zamanda Osmanlı imparatorluğundaki şer'î cevâz algısına da ışık tutmaktadır.Dönemin şer'î cevaz algısını anlamak için, Mansurizade'nin cevaz algısı bize yardımcı olmaktadır. Bu sebeple biz, çalışmamızda Mansurizade'nin cevaz algısını ortaya koymaya çalıştık. Öncelikle İslam hukukundaki cevaz algısını ortaya koyduk. Sonra Mansurizadenin eserlerini tarayarak konuyla alakalı makalelerini tespit ettik. Sonra bu makaleleri tahlil ederek mansurizadenin şer'î cevâz algısını belirledik.Çalışmamız bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Girişte tarihi arka planı verdik. Birinci bölümde kavram tahlili yaparak, İslam hukukundaki cevâz algısından kesitler sunduk. İkinci bölümde Osmanlı imparatorluğunda mecelleden sonraki şer'î cevâz algısıyla ilgili örnekler verdik. Son olarak Mansurizade'nin şer'î cevâz algısını ortaya koyduk. Sonuç kısmında çalışmanın genel bir değerlendirmesini yaparak çalışmamızı tamamladık.

Hukuka uygunlukMansurizade Mehmed SaidMecelle+7
Remzi Akyel
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Dört halife döneminde yönetim anlayışı

Bu tez, Dört Halife?nin yönetim anlayışını öğrenmek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.Girişte yönetimle ilgili kavramlar, Cahiliye Dönemi ve Hz. Peygamber Dönemi yönetim anlayışı söz konusu edilmiştir. Böylece Raşid Halifeler Dönemi için bir alt yapı oluşturulmak hedeflenmiştir. Birinci bölümde Dört Halife Dönemi?nde siyasi iktidarın nasıl oluşturulduğu ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu çerçevede, siyasi yapının oluşturulması, devlet otoritesinin te?sîsi ve yaygınlaştırılması konuları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise, Dört Halife Dönemi?nde siyasi iktidarın toplum ile ilişkileri üzerinde durulmuştur. Bu dönemde içtimâî, iktisâdî ve adlî hayatın tanzimi, bu bölümde işlenen konu başlıklarıdır. Çalışmamızda sosyal bilimlerde yaygın olarak kullanılan betimleme, analiz, sentez, örneklem, genelleme gibi yöntemler kullanılmıştır.Dört halifenin yönetim anlayışını ortaya koyma gayretinde olduğumuz bu çalışmamız, bulduğumuz çözümleri ihtiva eden bir ?sonuç? bölümü ile sona ermiştir. Anahtar Kelimeler: Cahiliye, Hz. Peygamber, Halife, Yönetim

DevletDevlet anlayışıDört Halife Dönemi+6
Eyup Kurt
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisinin anayasal iktisat açısından analizi

ÖZET Siyasi iktidarların ekonomi politikalarını istedikleri şekilde oluşturabilme yetkinlikleri, ekonominin politize olmasma neden olmaktadır. Kamu kaynaklarının popülizme ram olması da kamu ekonomisinde israfın, keyfiliğin ve verimsizliğin artmasına sebebiyet vermiştir. Siyasi iktidarların ekonomi üzerindeki sınırsız yetkinlikleri ve kamu ekonomisindeki keyfilikleri, piyasa ekonomisinin de politik konjöktürlere göre dalgalanmasına ve kamu ekonomisinden piyasa ekonomisine yansıyan sorunların nitelik ve nicelik olarak artmasına neden olmaktadır. Yapılan çalışmada Türkiye'deki temel ekonomik sorunun popülizmin iktisat politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında son derece etkin olması ve parasal-mali disiplinsizliğin varlığı olduğu sonucuna varılmıştır. Çok partili parlamenter sistemde olması gereken politik rekabetin kamu kaynaklarından yararlanma açısından da uygulanması gerçeği, demokrasinin gereği gibi uygulanmamakta olduğunu göstermektedir. Kısacası; Türkiye ekonomisindeki bütün sorunların, temel sorun olan "Demokratik Yozlaşma ve Siyasal Yolsuzluklar''' dan kaynaklanmakta olduğu anlaşılmıştır. Teorik açıklamalar ve istatistiksel hesaplamalarla ispat edilen bu gerçek, Türkiye ekonomisinde özellikle çok partili parlamenter sisteme geçildikten sonra seçim dönemleri öncesi ve sonrasında uygulanmış olan iktisat politikalarının politik hesaplara uygun bir biçimde gerçekleşerek ekonomideki parasal ve mali disiplinsizliklerin arttırmasıyla piyasa ekonomisinde genişleme ve daralmaları ve kronik ekonomik sorunları doğurmuş olmasından açıkça anlaşılmaktadır. Bu çalışmada, öncelikle sorunların ne olduğu üzerinde durularak bu sorunların ne kadarının popülizmden ve parasal-mali disiplinsizlikten kaynaklandığı konusu irdelendikten sonra seçim ekonomisi ve politik konjöktür hareketleri açısından konu ele alınmıştır. Sorunun teşhisi tamamlandıktan sonra çeşitli çözüm önerileri üzerinde durulmuştur. Özünde demokrasinin gereği gibi işlemesinin, siyasi iktidarların ekonomi politikalarının belirlenmesindeki mutlak yetkinliğinin anayasal yollarla sınırlandmlmasının ve parasal-mali disiplinin sağlanması yanında anayasal yollarla alınması zaruri olan bir takım anayasal önlemler üzerinde durulmuştur. tC YÜKSEKÖĞRETİM KORULU nOKÛMANTASYON MERKEZ&,

Anayasal ekonomiEkonomi politikalarıKonjonktür dalgalanmaları+4
Ahmet Efe
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Medya ve demokrasi: Türkiye'de siyasal iktidar- toplum ilişkisinde medyanın rolü

Medyanın dördüncü güç olma sürecinin baslangıcından itibarengünümüze kadar analizinin ele alındıgı bu çalısmadaki amaç; medyanınsiyasal iktidar ve toplumun, iletisiminde belirleyici rolü ve siyasetin dogasıüzerindeki etkinligini arastırmaktır. Türkiye özelinde amaçlanan, siyasaliktidar?toplum iliskisi ve medyanın ekonomi-politigi çerçevesinde, siyasalhayat üzerindeki ölçülebilir etkisini belirlemektir. Bu tezin hipotezi; siyasaliktidar-toplum iliskisinde medya, siyasetin bizzat dogasını ve demokrasiyidegistirecek güce sahiptir, seklindedir.Birinci bölüm, siyasal iktidar, demokrasi ve medya arasındaki iliskininbir analizini sunmaktadır. Bu bölüm aynı zamanda medyanın, sisteminsürdürülebilir bir demokrasinin saglıklı isleyisinde önemli rolünügöstermektedir. kinci bölüm medyanın, siyasal hayatın unsurlarına etkilerinianlamak üzere genel bir teorik çerçeve sunar. Üçüncü bölüm Türkiye'dekimedyanın yapısını hem ekonomik hem de hukuki açıdan resmeder. Dördüncübölümün iki kısmı bulunmaktadır: Medya analizi ve alan çalısması. Tezinuygulamalı geçerliligi 5 Türkçe gazetenin ilk haberleri 2007 yılı parlamentodakisiyasal partiler ve liderleri, Genel Seçimler, Cumhurbaskanlıgı Seçimleri vetoplumsal hareket baglamında içerik analiziyle test edilmistir. Sonuçla sunlarıortaya çıkarmıstır: (a) medya içerigi, sahipligine göre farklılasmaktadır, (b)medya sahipligi neyin haber olacagını belirlemektedir, (c) medya siyaseti,siyasal liderler üzerinde yüzeysellestirmekte ve ne hakkında ve nasılkonusulacagını belirlemektedir. Alan çalısması uygulamaları olarak sunlarıortaya çıkarmıstır:(a) medya temel bir siyasal kaynak olmasına ragmen en azgüvenilir olanıdır, (b) sol ya da sag söylemli medya, var olan siyasal tutumlarıgüçlendirirken ana-akım medya oylar üzerinde etkili olmakta ve bunlarımanipüle etmektedir, bu, ana akım medyanın siyasal pazarlık gücünükuvvetlendirmektedir, (c) okuyucuların siyasal egilimleri ve tutumları, takipettikleri medyanın haberlerinin söylemi ile uyum içindedirBu tez, kitle toplumlarında siyasal iktidar-toplum arasındaki medyaaracılıgıyla gerçeklesen siyasal iletisimin, kapitalizm etkisiyle beraber, medyakartelleri ile karsılıklı bir bagımlılık iliskisine ve güç dengesine yol açtıgını;medyanın dördüncü bir güç olarak siyasal sistemi demokrasidenmedyakrasiye dogru dönüstürmekte oldugunu ortaya koymustur.Anahtar Kelimeler: Medya ve Demokrasi, Medyakrasi, Siyasal İletisim, Siyasalİktidar, Kamuoyu, Siyasal Manipülasyon.

BasınBasın hukukuDemokrasi+7
Nigâr Değirmenci
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de postmodernizmle değişen siyasetin siyasal iktidara yansıması

II. Dünya Savaşı sonrasında kurumsallaşan Refah Devlet'nin 1973 yılında karşılaştığı ekonomik krizle birlikte çözülmeye başlaması, devlet ve siyasal sistemin sermaye lehine yeniden düzenlenmesini gerekli kılmış, yeniden yapılanma sürecinde devlet, otoriter bir niteliğe bürünerek, neoliberal doğrultuda şekilenmeye başlamıştır. Yeni sağ projenin ekonomik alanda yeniden yapılanma süreci, postmodernizmin kültürel alanda bireyci, kimlik eksenli ve cemaatçi söylemleriyle tamamlanmaya çalışılmış, 1980 sonrasında Doğu Bloğu'nun çözülmesiyle birlikte küresel ölçekte devam eden bu dönüşüm, demokrasi söylemini de değişikliğe uğratarak, demokrasiyi serbest piyasa ekonomisine ve demokratik seçimlere indirgemiştir.Türk siyasal hayatı da bu süreçten etkilenmiş ve 12 Eylül 1980 askeri darbesi, günümüz siyaset anlayışının açıklanması bağlamında Türk siyasal ve toplumsal yaşamında bir dönüm noktası olmuştur. Bir hegemonik proje olarak bu dönemde, ekonomik, sosyal ve siyasal yapı postmodernizmin etkisi altında ve neoliberal tercihler doğrultusunda yeniden şekillendirilmiştir. 1980 sonrasında Özal iktidarı bu süreci, 1982 Anayasası'nın kurumsal dayanaklarını arkasına alarak siyasal ve sosyal hak ve özgürlüklere dayalı çoğulcu, katılımcı, demokratik bir siyaset anlayışına karşı güçlü ve etkin bir yürütme anlayışı ile sürdürmüştür. 1990'lı yıllardan sonra bu hegemonik proje, içinde barındırdığı çelişkiler ve dengesizlikler sonucunda Türkiye'de siyasal anlamda meşruiyet krizlerine, ekonomik çıkmazlara ve kaotik bir düzene yol açmıştır.Bu çalışmada Türkiye'de ve dünyada rağbet gören postmodernizm yaklaşımının, yeni sağ ile ortaklaşa etkilerine, kuramsal düzeyde geliştirdikleri siyasal düşünce ve siyaset yapma anlayışlarına, siyaseti yeniden tanımlama girişimlerine, ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yarattığı krizlere değinilecektir. Bu bağlamda, son dönemlerde siyaset bilimi yazınında sıkça dile getirilen, neoliberal söylemler ve kimlik eksenli siyasete yer verilerek, geçmişten günümüze karşılaştırmalı olarak modernizmin ve postmodernizmin etkileri Türkiye özelinde değerlendirilmeye çalışılacaktır.Anahtar Kelimeler: Postmodernizm, Yeni Sağ, Neoliberalizm, Türk Siyasal Hayatı

Neo-liberalizmPostmodernizmSiyasal değişme+4
Ahmet Bora Tarhan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de köşe yazarlarının deneyimleri çerçevesinde basın - iktidar ilişkileri, 2002 - 2014

Türkiye'de özellikle son yıllarda basın ve hükümet arasındaki ilişkiler ulusal ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken çeşitli olaylarla gündeme gelmiştir. Bu çalışma basın ve hükümet arasında gerginliği ile nitelenen ilişkileri tarihsel bir perspektiften ele alarak incelenmesini amaçlamaktadır. Bu amaçla, pratikte örtüşme, tümevarımsal ve tümdengelimsel düşünce ile harmanlama özelliği taşıyan temellendirilmiş kuram yöntemi yeğlenmiştir. Herhangi bir varsayım öngörmeyen temellendirilmiş kuram yöntemi kullanılarak, yaygın basında gazeteci ve köşe yazarı olan 19 kişi ile görüşme yapılmıştır. Elde edilen yanıtlar, NVivo 10 nitel analiz programıyla kodlanmış; gazete haberleri ve diğer yorum ve görüşler de dikkate alınmıştır. Böylece, kuramsal temellerden doğan süreçlerin işleyişi ortaya konarak, 2000'lerin basın-iktidar ilişkisinin her yönüyle anlaşılmasına çalışılmıştır. Araştırma bulguları, Türk medyasının merkezinde odak kayması yaşandığını göstermekle birlikte, merkez medya sahiplerinin ekonomik çıkarlar nedeniyle sansürü otosansürleştirdikleri, kitle gazetelerinde çalışan gazeteci ve köşe yazarlarının hükümet müdahalesine daha açık olduklarını, hükümet müdahalelerinin temel hedefinde anaakım medya olduğunu, bu durumun da gazeteci ve köşe yazarlarının alternatif medya kuruluşlarına yönelmesini hızlandırdığına işaret etmektedir. Bugüne kadar birçok akademik araştırma, farklı ülkelerde farklı siyasal yönetim biçimlerine bağlı olarak değişim gösteren iktidar karşısında basının aldığı konuma göre ortaya çıkan ilişki modelleri ortaya koymuşlardır. Türkiye'de basının bugünkü durumunu ele alırken, iletişim literatüründe geliştirilmiş bu modellerden yararlanılmıştır. Akademik literatürün kılavuzluğundaki bu çalışma, basın-iktidar ilişkisinin işleyişinde belirleyici olan etkenleri ortaya koymayı amaçlamaktadır.

BasınGazetecilerHükümetler+4
Barış Yetkin
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal iktidar konusuna Hıristiyan ve Müslüman düşünürlerin yaklaşımı (9.-16. yüzyılları arası)

Bir devletin en önemli unsurlarından olan siyasal iktidar, sosyal yapılar hiyerarşisinde devlete üstün bir statü sağlamakta ve toplum içerisindeki diğer sosyal yapıların siyasallaşmasında oldukça etkili olmaktadır. Kabul edilebilir bir meşruluğa sahip olması gereken siyasal iktidarın, en önemli meşruluk kaynaklarından birisi de din olgusudur. Aynı zamanda dinlerde insanlara ulaşabilmek için siyasal otoriteleri kullanmaktadır. Bu bağlamda Hristiyanlık ve İslamiyet de siyasal iktidarın otoritesinden yararlanmış ve onu etkilemiştir. Bu doğrultuda, bu çalışmanın amacı Hristiyanlık ve İslamiyet dinlerine mensup düşünürlerin siyasal iktidar konusuna yaklaşımlarını inceleyerek, bu yaklaşımlar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları tespit etmektir. Tezde geniş bir literatür taramasına dayalı betimleyici, nitel yöntem kullanılmıştır. Yapılan çalışma kapsamında, her iki dinin siyasal iktidar ile etkileşimlerinin en yoğun olduğu IX. ve XVI. yüzyılları arasındaki dönem incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda Hristiyan ve Müslüman düşünürlerinin siyasal iktidar konusuna yaklaşımlarının farklı olmasında temel etken mensup oldukları din olarak gözükse de, dine bağlı olan farklı etkenlerde mevcuttur. Yaşadıkları coğrafya, içlerinde yetiştikleri siyasal yapılanmalar, yaşadıkları dönemdeki siyasal iktidarların dini kurumlar ile olan etkileşimleri, yetiştikleri bölgenin sahip olduğu bilgi birikimleri ve ekonomik durumu ve Hristiyanlık ve İslam'ın birbirleri ile olan etkileşimleri de bu farklılıkların oluşmasında önemli rol oynamıştır. Sonuç olarak, düşünürlerin siyasal iktidar konusuna yaklaşımları Hristiyan düşünürler için siyasal iktidarı savunma ya da dini iktidarı savunma şeklinde olurken, Müslüman düşünürler ise siyasal iktidarın kendisi ile ilgilenmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Hristiyanlık, İslamiyet, siyasal iktidar, Kilise, halifelik.

Batılı düşünürlerHalifelikHristiyanlar+7
Döndü Sayğı
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye`de siyasi iktidarların yerel yönetimler üzerindeki mali ve idari politikaları

Ülkemizde siyasi iktidarların yerel yönetimler üzerinde uyguladıkları mali ve idari politikalar yerel yönetimlerde mali ve idari sorunlara yol açmaktadır. Bunu önleyebilmek için öncelikle yönetimlerarası ilişkilerin geliştirilmesi gereklidir. Diğer yandan ülkemiz yerel yönetimlerinin yaşadığı mali ve idari sorunların çözülebilmesi için yerel yönetim sisteminin yeniden yapılandırılması gereklidir, öncelikle idari alanda yeniden yapılandırılmaya gidilmelidir. Yapılacak idari düzenlemelerden sonra mevcut sistemde yer alan yerel yönetimlerin yanında, Yerel Yönetimler Bakanlığı, Bölge Yerel Yönetimi ve ilçe Yerel Yönetimi kurulmalıdır. Ayrıca yerel yönetimlerin personel ve örgütü yeniden düzenlenmelidir. Yerel yönetimlerin denetiminde idari vesayet uygulaması yerine hukuka uygunluk denetimine geçilmelidir. Ayrıca diğer denetim türlerinede (Ombudsman denetimi gibi) geçilmelidir. Yerel yönetimlerin mali yapışım güçlendirebilmek içinde mali yapısının yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç vardır, öncelikle yerel yönetimlerin gelir yapısı güçlendirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir. Burada yapılması gerekenleri, Emlak Vergisi ve düzenleyici işlem harçlarının yeniden düzenlenmesi, devlet vergilerinden bazılarına (KDV gibi) ekleme yapılması, kentsel rantların vergilendirilmesi ve kent yaşam vergisi adıyla yeni bir vergi konulması şeklinde, sıralıyabiliriz. Ayrıca yerel yönetimlerin mali yapısını etkileyen İller Bankasıda yeniden yapılandırılmalıdır. Diğer yandan yerel yönetimlerin harcama ve borçlanma yapısı yeniden düzenlenmelidir. Yerel yönetimlerin mali denetiminin istenilen düzeyde gerçekleştirilebilmesi için Yerel Yönetimler Sayıştay'ı kurulmalıdır. Yerel yönetimlerin gelir ve harcama yapısının yeniden düzenlenmesi yanında birer alternatif hizmet sunma yöntemleri olan özelleştirme ve yerel yönetimlerde gönüllü katılıma ağırlık verilmelidir.

Ekonomi politikalarıMerkezi yönetimSiyaset+4
Uğur Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
DoctorateOpen AccessTR

Demokrat Parti Dönemi'nde bürokrasi-siyasi iktidar ilişkileri

ÖZET Osmanlı İmparatorluğundaki modernleşme hareketleri, bürokrasiyi siyasi kararlan uygulayan değil, siyasi kararlan alan bir kurum haline getirmiştir. İmparatorluğun çökmesinden sonra onun kalıntısı üzerine kurulan Cumhuriyet yeni bir devlet ve yeni bir sistem olduğu halde, devletin yönetim yapısı büyük ölçüde İmparatorluktan kalan düzene dayandınlmıştır. Bundan dolayı kamu yönetimine ilişkin bazı temel gelenekler Cumhuriyet dönemine de yansıyarak egemenliğini sürdürmüştür. Siyasal sistemin iki partili bir niteliğe kavuşması ile beraber, bürokrasinin siyasi etkinliği giderek azalmıştır. İlerleyen yıllarda ise kendisinden farklı düşünen ve siyasi iktidan elinde tutan yeni güçlere bağımlı hale gelmiştir. Bürokrasi bu yeni dönemde önemli engellerle karşılaşmaya başlamış. Bunun nedeni ise, Tanzimat'tan bu yana, ilk defa geleneksel yönetici grupların dışmda bir grubun siyasal iktidan ele geçirmesidir. DP hükümetlerinde, parti programına uygun olarak, bürokrasinin siyasal etkinliğini kırmaya yönelik çabalar ön plana çıkmıştır. DP bu çabasında bir ölçüde başanlı olmuştur. Bunun sonucu, bürokrasinin davranışlarında da değişiklik olmuştur. İktidar ile muhalefet arasındaki çatışmalar devletin kurumlarını da etkilemiştir. Bu çatışmada bürokratlar, aydınlar ve akademisyenler genelde muhalefetten yana tavır takınmışlardır. İktidar, bürokratik yönetim geleneğine karşı aldığı tavır nedeni ile bütün devlet kurumlan ile çatışır duruma gelmiştir. DP'li hükümetlerin uyguladığı ekonomik politikalar kalkınmayı sağlarken diğer taraftan da enflasyonun yükselmesine neden olmuştur. Bu durumdan en çok etkilenen kesim ise asker ve sivil bürokrasi olmuştur. DP dönemi ile beraber toplumsal statüsünü, gelirini ve güvencesini kaybeden bürokrasi düştüğü bu durumu bir türlü kabullenmemiştir. Bu nedenle eski toplumsal statüsüne, gelirine ve güvencesine kavuşmak amacıyla 27 Mayıs'ta DP iktidannın devrilmesinde büyük rol oynamıştır.

BürokrasiCumhuriyet Halk PartisiDemokrat Parti+2
Mehmet Göküş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye`de 12 Eylül 1980 sonrası siyasi iktidar-bürokrasi ilişkisi

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de 1980 sonrası siyasi iktidar ve bürokrasi ilişkilerinde meydana gelen değişimi incelemektir. Çalışmanın I. Bölümünde bürokratik güç ve egemenlik, bürokrasiye güç sağlayan faktörler açıklanmıştır. Bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerinin, çeşitli siyasi sistem ve hükümet biçimlerinin gösterdikleri değişim incelenmiş ve bürokrasiyle demokrasi ilişkisi sorgulanmıştır. İkincibölümde bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerinin Osmanlı son dönemlerinden, 12 Eylül 1980'e kadar izlediği süreç incelenmiştir. Türk siyasi hayatında önemli değişimlerin yer aldığı 1980 sonrası dönem üçüncü bölümde ele alınmış; bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerindeki değişim ve siyasi iktidarın bürokrasinin gücünü azaltmaya yönelik eylemleri tesbit edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde, Türkiye'de üst düzeyde bulunan kamu bürokratlarının siyasi iktidar ve güce yaklaşımları, kendilerine atfettikleri rolün araçsal mı yoksa amaçsal mı olduğu anket çalışmasıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bürokrasinin gücünde azalma gözlenen 1983-1989 ANAP iktidarı döneminde bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerindeki değişim tespit edilmeye çalışılmıştır. Anket çalışması Bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkisinin tarafları olan siyasetçiler ve bürokratlarla gerçekleştirilmiştir.

1980 sonrasıBürokrasiSiyasi iktidar+2
Muhittin Tataroğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00

Related subjects