Propolis
68 theses under this subject heading
Propolis biyoaktif bileşenlerinin ultrasonik ekstraksiyonunda sıcaklık, süre ve solvent konsantrasyonunun etkisinin belirlenmesi
Yapılan bu çalışmada propolis biyoaktif bileşenleri ultrases destekli ekstraksiyon yöntemi kullanılarak ekstrakte edilmiştir. Ekstraksiyon etkinliğinin belirlenmesi için etanol konsantrasyonu, sıcaklık, süre ve katı solvent oranı olmak üzere dört farklı parametre seçilmiştir. Seçilen bu parametreler en yüksek toplam fenolik madde, toplam flavonoid konsantrasyonu, antioksidan kapasite ve balsam verimini elde etmek amacıyla dört değişkenli ve ikinci dereceden merkezi karma tasarım desenine göre belirlenen deneylerle optimize edilmiştir. Ayrıca propolis biyoaktif bileşenlerinin ekstraksiyonu geleneksel yöntemle de gerçekleştirilerek yöntemlerin ekstraksiyon etkinliğine etkisi kıyaslanmıştır. Seçilen ekstraksiyon parametreleri içerisinde etanol konsantrasyonu ve katı solvent oranının toplam fenolik madde miktarı ve toplam flavanoid içeriği üzerine önemli derecede etkili olduğu belirlenmiştir (p<0.0001). Etanol konsantrasyonu ayrıca antioksidan aktivite ve balsam verimi açısından da araştırılan parametreler içerisinde önemli derecede etkili bulunmuştur (p<0.0001). Ultrases destekli ekstraksiyon sonucunda %90 etanol konsantrasyonunda, 51°C'de, 32 dakika süreyle 1:300 katı solvent oranında gerçekleştirilen ekstraksiyonun maksimum verim eldesi için optimum koşul olduğu belirlenmiştir. Belirlenen bu optimum ekstraksiyon koşulu altında toplam fenolik madde miktarı 252,74±5,77 mg GAE/g, toplam flavonoid madde miktarı 222,32±1,27 mg CE/g, antioksidan aktivitesi 1,43±0,004 mmol TEAC/g ve balsam verimi ise %71,99±6,31 olarak tespit edilmiştir. %75 etanol konsantrasyonunda, 50 °C'de, 1:200 katı solvent oranında, 1 gün süre ile gerçekleştirilen geleneksel ekstraksiyon yönteminde ise toplam fenolik madde miktarı 231,48±2,48 mg GAE/g, toplam flavonoid madde miktarı 240,13±4,39 mg CE/g, antioksidan aktivitesi 1,50±0,04 mmol TEAC/g ve balsam verimi ise %58,87±0,12 olarak belirlenmiştir. Hem geleneksel hem de ultrasonik ekstraksiyonla elde edilen propolis örneğinde ferulik asit (5,31-6,55 mg/g propolis), kafeik asit (3,34-3,73 mg/g propolis), syringic asit (2,12-2,24 mg/g propolis) ve p-kumarik asit (2,63-2,95 mg/g propolis) hakim fenolik asitler olarak belirlenirken, kuersetin (0,14-0,15 mg/g propolis) ve rutin (0,0027-0,0032 mg/g propolis) başat flavonoidler olarak saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar, propolisteki biyoaktif bileşenlerin ekstraksiyonu için ultrasonik ekstraksiyon yönteminin geleneksel ekstraksiyon yöntemiyle kıyaslandığında ekstraksiyon etkinliği ve süre açısından avantajlı bir yöntem olduğunu göstermiştir.
Propolis biyoaktif bileşenlerinin ultrases destekli ekstraksiyonunda yeşil solventlerin etkinliğinin değerlendirilmesi
Propolis, zengin biyoaktif bileşen içeriği nedeniyle yüzyıllar boyunca geleneksel tıpta kullanılan bir arı ürünüdür. Ancak, propolis suda az çözünen reçinemsi yapısı, güçlü tat ve koku gibi özelliklerinden dolayı ham haliyle tüketilememektedir. Bu nedenle kullanılabilirliği arttırmak amacıyla propolis etanol gibi çeşitli organik çözücüler kullanılarak ekstrakte edilmelidir. Günümüzde ise çevre dostu ve geri dönüşüm olanağı sağlayan yeşil çözücüler adı verilen derin ötektik çözücülerin özellikle biyoaktif bileşiklerin ekstraksiyonunda kullanımı artmaya başlamıştır. Yapılan bu çalışmada propolis biyoaktif bileşenleri ultrases destekli derin ötektik çözücü ekstraksiyonu yöntemi kullanılarak ekstrakte edilmiştir. Ultrases destekli ekstraksiyon 1:300 g/mL katı solvent oranı, 50°C sıcaklık, 45 dakika süre ve %100 genlik koşullarında gerçekleştirilmiştir. Propolis ekstraksiyonu, ekstraksiyon etkinliğini değerlendirmek ve karşılaştırmak amacıyla 12 farklı derin ötektik çözücü ve etanol kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Seçilen farklı çözücülerle gerçekleştirilen propolis ekstraktlarında etkinliğin kıyaslanması amacı ile toplam fenolik madde miktarı, toplam flavonoid miktarı, antioksidan aktivite ve antimikrobiyal aktivite değerleri belirlenmiştir. Derin ötektik çözücüler kullanılarak elde edilen ekstraktlar arasında en yüksek toplam fenolik madde miktarı (169,71±5,28 mg GAE/g) ve toplam flavonoid miktarı (129,53±1,50 mg CE/g) sitrik asit-propandiol (1:4) ile ekstrakte edilen propolis örneğinde belirlenmiştir. En yüksek antioksidan aktivite (424,45±11,11 µmol TEAC/g) değerine ise laktik asit-propandiol (1:4) kullanılan ekstraktta ulaşılmıştır. Etanol ile ekstrakte edilen propolis örneğinde ise toplam fenolik madde miktarı 228,19±0,70 mg GAE/g, toplam flavonoid miktarı 221,57±2,86 mg CE/g ve antioksidan aktivite 580,34±23,18 µmol TEAC/g olarak bulunmuştur. Etanol ve laktik asit-propandiol kullanılan ekstraktlarda kafeik asit başat fenolik asit olarak tespit edilirken, sitrik asit-propandiol kullanılan ekstraktta ferulik asit başat fenolik asit olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte sitrik asit-propandiol ve laktik asit-propandiol ile hazırlanan propolis ekstraktlarının Escherichia coli (sırasıyla, 15 ve 10 mm/10 µL) ve Staphylococcus aureus (sırasıyla, 13 ve 11 mm/10 µL) üzerinde antimikrobiyal aktiviteye sahip oldukları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar ekstraksiyonda kullanılan derin ötektik çözücünün antioksidan aktivite, toplam fenolik ve flavonoid miktarı üzerine önemli derecede etkili olduğu göstermektedir (p<0,05). Bu sonuçlar, sitrik asit-propandiol (1:4) ve laktik asit-propandiol (1:4) çözücülerinin propolis ekstraksiyonunda çevreci bir alternatif olarak kullanılabileceğini göstermiştir.
Arı ürünleri ile zenginleştirilmiş karabuğday granola üretiminin yanıt yüzey yöntemiyle optimizasyonu
Yeterli ve dengeli beslenme sağlığın korunmasında etkili olarak yaşam kalitesini arttırmaktadır. Günümüzde kolay hazırlanan, tokluk hissi veren ve besleyici özelliği olan fonksiyonel gıdalara ilgi artmış, dolayısıyla sağlıklı atıştırmalıkların pazar hacmi artmıştır. Sağlıklı atıştırmalıklar arasında en önemli payı barlar, meyve ve kuruyemişler, tahıl ürünleri ve granolalar almaktadır. Granola; tahıl, kuru meyve, kuru yemiş ve bağlayıcı madde içeren, lif açısından zengin, sıkıştırılmış ve pişmiş bir atıştırmalıktır. Yüksek lif, fenolik antioksidan, vitamin, mineral ve enerji kaynağıdır. Karabuğday (Fagopyrum esculentum Moench.) yüksek antioksidan aktiviteye sahiptir. Filizlendirilmeyle tahılların sindirilebilirliği, sağlık yararlılığı ve besin değerinde artışlar olmaktadır. Arı ürünleri pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır ve besinsel zenginliği ile ön plana çıkmıştır. Bu çalışmada, "Arı Ürünleri ile Zenginleştirilmiş Filizlendirilmiş Karabuğday Granola Bar" üretimi gerçekleştirilmiştir. Pişirme sıcaklığı (160-180-200 oC), karabuğday filizlendirme süresi (0, 1, 2 gün) ve karabuğday: yulaf oranı (%25-50-100) şartlarında yanıt yüzey yöntemiyle (RSM) optimizasyonunun yapılması amaçlanmıştır. Granola barların renk, tekstür, su aktivitesi, nem, antioksidan aktivite, toplam fenolik ve flavonoid miktarı ve (QDA) tekniği ile duyusal karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Filizlendirme süresi arttıkça kırılganlık, su aktivitesi, renk yoğunluğu, vanilya kokusu, propolis ve meyve aroması, antioksidan kapasite, toplam fenolik ve flavanoid madde miktarında artış olmuş; b* ve chroma değeri, ufalanma, sertlik, yüzey pürüzlülüğü azalmıştır. Pişirme sıcaklığının artması L* değerini, nem miktarını, vanilya aromasını, tatlılığı, antioksidan kapasiteyi azaltırken a*, b* ve chroma değerleri, fenolik ve flavanoid madde miktarı artmıştır. Karabuğday oranının artışı karabuğday, propolis ve meyve aromasının, sertliğin ve kırılganlığın, renk yoğunluğunun, artışına neden olmuştur. Diğer taraftan yulaf kokusunda, yulaf ve karamel aromasında ve renk parametrelerinde azalışa neden olmuştur.
Antimicrobial effect of propolis taken from different regions
Propolis is a natural gummy product produced by bees. The study investigated the total phenolic content (TPC), total flavonoid content (TFC), antioxidants effect, and antimicrobial effect of two propolis samples collected from different geographical areas and determined the presence of the synergistic effect of propolis on azithromycin. The TPC be determined using the method of Folin–Ciocalteu. The TFC was be determined using quercetin, the antioxidant effect determined by the DPPH• agent, and the antibacterial activity test was performed using the disc diffusion method. The MIC/MBC and the synergistic effect were determined by the broth two folds dilution method. The TFC of Ordu propolis was 79.30±3.915 mg/ml and for Hatay propolis 72.63±6.57 mg/ml. The TPC of Ordu propolis was 249.07±15.71 mg/ml, and for Hatay propolis was 98.41±2.47 mg/ml, the EC50 of Ordu propolis was 4.22 µg/ml, while Hatay propolis was 12.66 µg/ml. Both propolis samples were effective against Gram-positive (Staphylococcus aureus), Gram-negative strains (Escherichia coli and Klebsiella pneumoniae). Also, propolis showed a synergistic effect when added to the azithromycin against the tested bacteria. Different geographical origins affected the propolis chemical content and biological activity. Propolis and azithromycin combination may slow the bacterial resistance against azithromycin. Key Words: Turkish Propolis, Antioxidant Effect, Antimicrobial Effect, Total Phenolic, Total Flavonoid.
Azerbaycan propolisinde faydalı biyolojik aktiviteye sahip fenolik bileşiklerin nitel ve nicel olarak incelenmesi
Propolis, bal arılarının bitki ve ağaçların sürgün, çatlak gibi kısımlarında bulunan reçine ve salgıları toplayıp oluşturdukları bir arı ürünüdür. Çok eskilerden beri insanlar tarafından bilinen propolisin zengin içeriği ve biyolojik özelliği sebebiyle günümüzde apiterapi, sağlıklı beslenme, gıda ve biyokozmetik alanında kullanımı yaygınlaşmıştır. Fenolik bileşiklerin propolisin ana kimyasal bileşenleri olduğu ve propolise biyolojik özellikler kazandırdığı bilinmektedir. Ayrıca propolisin içeriğindeki fenolik bileşiklerin sayı ve miktarları, toplandıkları bölgelere göre değişim gösterebilmektedir. Bu çalışmanın amacı Azerbaycan propolislerinin içerdiği faydalı biyolojik özelikleri bilinen fenolik bileşiklerin sayı ve miktarlarını belirleyerek Azerbaycan propolisinin kalitesi ile ilgili bilgi sahibi olmaktır. Bu amaçla 2018 Eylül ayında Azerbaycan'ın 5 ilinde bulunan 14 farklı arılıktan propolisler kazınarak toplandı. Propolisteki 17 farklı fenolik bileşiğin (gallik asit, epigallokateşin gallat, kafeik asit, ferulik asit, isoferulik asit, metilşiringat, 3,4-dimetoksisinamik asit, kuersetin, sinnamik asit, naringenin, apigenin, kaemferol, krisin, pinosembrin, galangin, kafeik asit fenetil ester ve kalkon) analizi nicel ve nitel olarak HPLC-DAD sistemi kullanılarak yapıldı. Analiz sonucunda, Azerbaycan propolislerinde toplamda hedeflenen 17 fenolik bileşik ölçülebilir düzeylerde tespit edildi. Tespit edilen toplam 17 farklı fenolik bileşikten epigallokateşin gallat, kafeik asit, ferulik asit ve isoferulik asit 14 numunenin tamamında tespit edildi. Sonuç olarak, bu çalışmadaki Azerbaycan propolislerinin fenolik bileşik içeriğinin Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika propolislerinin yapısıyla benzerlik gösterdiği ve miktarları açısından değerlendirildiğinde analizi yapılmış ve belirli bir kaliteye sahip diğer ülkelerin propolisleriyle benzer kaliteye sahip olduğu tespit edilmiştir.
Development of kefir enriched with propolis, arthrospira platensis, and artemisia absinthium-zinc oxide nanoparticles
This study focused on the development and characterization of functional kefir enriched with propolis, Arthrospira platensis, and Artemisia absinthium extracts mediated zinc oxide (ZnO) nanoparticles. Green synthesis was employed to prepare the nanoparticles, utilizing the bioactive compounds of the natural extracts as reducing and stabilizing agents. The enriched kefir samples were analyzed for physicochemical properties (pH, titratable acidity, viscosity, protein content, and total solids), microbial viability, antioxidant capacity, color parameters, and sensory attributes during 28 days of storage. The results demonstrated that the incorporation of these nanoparticles enhanced the nutritional and functional properties of kefir while also improving microbial stability and extending shelf life. In particular, the fortified kefir exhibited increased antioxidant activity, higher protein retention, and superior probiotic viability compared to control samples. Sensory evaluation revealed that moderate levels of fortification were well accepted, although higher concentrations affected color and flavor perception. Overall, the study highlights the potential of combining propolis, Arthrospira platensis, and Artemisia absinthium with ZnO nanoparticles to produce a novel functional dairy product with enhanced health benefits.
Total kafa ışınlaması yapılan sıçanların dil dokusunda oksidan/antioksidan sistem üzerine propolis ve kafeik asit fenetil esterinin etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, iyonize radyasyon sonucu oluşan serbest radikallerin zararlı etkilerini önlemede propolis ve kafeik asit fenetil esterinin (KAFE) koruyucu etkilerinin olup olmadığını araştırmaya amaçladık. Çalışmada 54 adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Çalışma grupları 3 tane kontrol, radyoterapi (R), propolis + R ve KAFE+R olmak üzere 6 alt gruptan oluştu. Kontrol grupları dışındaki grupların hepsine ilk gün 5 Gy'lik tek doz radyoterapi uygulandı. Propolis ve KAFE'nin koruyucu etkilerinin olup olmadığını tespit etmek için dil dokusunda biyokimyasal parametreler spektrofotometre yöntemiyle ölçüldü. Propolis + R grubundaki total SH değerleri diğer tüm gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu tespit edildi. R grubunda PON değerleri anlamlı şekilde diğer tüm gruplardan daha düşük olduğu bulundu. Propolis + R grubundaki TAS değerleri normal kontrol grubu hariç diğer tüm gruplarla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek idi. Oksidan paremetreler açısından yapılan analizler neticesinde R grubunda LOOH, TOS, XO ve OSİ değerleri diğer gruplardan ististiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu tespit edildi. Ayrıca KAFE+R'nın kontrol grubundaki OSİ değerleri, propolis+R'nın kontrol grubu hariç diğer tüm gruplarla karşılaştırıldığında aynı zamanda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu. Bu sonuçlar propolis ve KAFE iyonize radyasyonun oluşturduğu hasarına karşı antioksidan etki gösterdikleri ve iyonize radyasyonun zararlı etkilerine karşı bu maddelerin kullanılmasının yararlı sonuçlar sağlayacağı söylenebilir. Anahtar sözcükler: Radyasyon, Kafeik asit fenetil esteri, Propolis, Total antioksidan status, Total oksidan status
Total kafa ışınlaması yapılan sıçanların beyin dokusunda nitrozatif stres üzerine propolisin etkisinin araştırılması
Nour ALAFANDI Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Seyithan TAYSI Ağutos 2017, 77 sayfa Bu araştırmada, iyonize radyasyon sonucu oluşan nitrozatif stres üzerine propolisin koruyucu etkilerinin olup olmadığını araştırmaya amaçladık. Çalışmada 36 adet sıçan kullanıldı. İki kontrol grubu, radyoterapi (R) ve propolis + R grubu olarak 4 alt gruba bölündü. Kontrol grupları hariç diğer gruplara bir sefere mahsus 5 Gy'lik tek doz radyoterapi uygulandı. Propolisin etkinliğini tespit etmek için sıçan beyin dokusunda biyokimyasal parametreler spektrofotometre yöntemiyle ölçüldü. Yapılan çalışma neticesinde radyoterapi grubunda yer alan sıçanlardan alınan beyin dokusunda nitrik oksit (NO•), nitrik oksit sentaz (NOS) ve peroksinitrit (ONOO-) değerlerinin propolis+R grubundan anlamlı şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar propolisin radyasyonun oluşturduğu nitrozatif stresin olumsuz etkilerine karşı koruyucu etkiye sahip olduğu iyonize radyasyonun zararlı etkilerine karşı propolis gibi antioksidan maddelerin kullanılmasının yararlı sonuçlar sağlayacağı söylenebilir. Anahtar sözcükler: Radyasyon, Propolis, Nitrik oksit, Nitrik oksit sentaz, Peroksinitrit
Propolis ve hypericum perforatum özütünün kavite dezenfektanı olarak uygulanmasının ardından rezin esaslı fissür örtücünün fiziksel özellikleri üzerine etkisinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Koruyucu tedaviler kapsamında yaygın olarak kullanılan pit ve fissür örtücülerle çocuk ve gençlerde çürük gelişiminin önlenmesi ve başlangıç lezyonlarının durdurulması hedeflenmektedir. Fissür örtücü uygulanırken öncelikle diş yüzeyinden bakteri plağı uzaklaştırılmalıdır. Bunun için bazı farklı yüzey temizleme teknikleri uygulanmaktadır. Ancak yine de rezidüel bakteriler pit ve fissürlerde var olabilmektedir. Pit ve fissürlerde mekanik temizleme sonrası kalan bakterileri elimine etmek için kavite dezenfektanı kullanmak uygundur. Bu tez çalışması, fissür örtücü materyalinin uygulanmasından önce propolis ve hypericum perforatum özütünün kavite dezenfektanı olarak kullanımının fissür örtücü materyalin fiziksel özellikleri üzerine etkilerini karşılaştırmalı olarak araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmamızda fissür örtücü materyal yerleştirilmeden önce dezenfeksiyon amaçlı propolis, hypericum perforatum özütü ve klorheksidin uygulamalarının mineye olan bağlanma dayanımı ve mikrosızıntı miktarlarına etkileri in vitro şartlarda insan yirmi yaş dişleri kullanılarak araştırılmıştır. Bağlanma dayanımını değerlendirmek için makaslama test yöntemi ve mikrosızıntı miktarını değerlendirmek için boya penetrasyonu yöntemi seçilmiştir. Negatif kontrol grubu örneklerine dezenfeksiyon yapılmamıştır. Pozitif kontrol grubuna klorheksidin ile dezenfeksiyon, deney grubu örneklerine fissür örtücüden önce propolis ile dezenfeksiyon, hypericum perforatum ile dezenfeksiyon uygulanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için fissür örtücü materyal 3 mm çapında, 2 mm yüksekliğinde hazırlanan plastik tüpler yardımıyla uygulanmıştır. Örneklere 1 mm/dk sabit hızda kopma meydana gelinceye kadar kuvvet uygulanmış, kırılan örnek yüzeyleri stereomikroskop altında incelenerek adeziv, koheziv, miks tip olarak gruplandırılmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için kullanılan gruplar, mikrosızıntı testi için de oluşturulmuştur. 3. molar dişlerin oklüzal yüzeylerine fissür örtücü uygulanmıştır. Dişler 500 kez termal siklusun ardından, %0.5 metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildikten sonra, kesit alma cihazı ile örneklerden bukkolingual yönde üçer adet kesit alınmıştır. Alınan kesitler stereomikroskopta X40 büyütmede incelenmiştir. Fissür örtücü yerleştirilmeden önce propolis ve hypericum perforatum uygulanması makaslama bağlanma dayanımını adeziv ve koheziv kırılma tipi gösteren örneklerde etkilememiştir. Miks kırılma tipi gösteren örneklerin gruplara göre ortalama MPa değeri anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Propolis uygulanması miks kırılma tipi gösteren örneklerde, negatif kontrol grubuna göre makaslama bağlanma dayanımını artırmıştır. Hypericum perforatum uygulanması miks kırılma tipi gösteren örneklerde hem negatif kontrol grubu hem de pozitif kontrol grubuna göre makaslama bağlanma dayanımını artırmıştır. Mikrosızıntı sonuçlarına göre fissür örtücü yerleştirilmeden önce propolis ve hypericum perforatum uygulanan deney grupları ile kontrol grupları arasında anlamlı bir fark ortaya çıkmamıştır (p>0.05). Dezenfeksiyon amaçlı Propolis ve Hypericum Perforatum özütü kullanılması rezin esaslı fissür örtücünün fiziksel özelliklerini etkilememiştir. Antimikrobiyal özellikli bu doğal maddelerin kavite dezenfektanı olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak diş hekimliğinde kullanılması ve standardize edilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyacımız vardır. Anahtar Sözcükler: Bağlanma dayanımı, propolis, hypericum perforatum, mikrosızıntı, pit ve fissür örtücü
Ratlarda oluşturulan deneysel kolit modeli üzerine propolis etkinliğinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada asetik asitle indüklenmiş deneysel kolit modelinde propolis etkinliğinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Ortalama ağırlıkları 200-260 gr olan toplam 30 adet Wistar Albino türü dişi rat çalışmada kullanıldı. Ratlar 5 gruba (n:6) ayrıldı. Ağırlıkları ölçülerek kaydedildi. Birinci grup kontrol grubu olarak belirlendi. İkinci, üçüncü ve beşinci gruba kolit oluşturmak için rektal yolla 1 ml %4 asetik asit verildi. Üçüncü gruba rektal yolla 1 ml propolis çözeltisi (50mg/ml) verildi. Dördüncü gruba yalnızca propolis çözeltisi verildi. Beşinci gruba ise kolit oluşturulduktan sonra rektal yoldan 1 ml zeytinyağı verildi. Tüm grupların ağırlıkları 120. saatte tekrar ölçüldü. Gaita kıvamı değerlendirildi. Ratlardan intrakardiyak kan örneği alındıktan sonra laparatomi yapılarak kolon doku örneği alındı. Gaita kıvamı, ağırlık kaybı, mikroskopik ve makroskopik skorlar değerlendirildi. Dokuda MDA, MPO, kaspaz-3 düzeyleri, kan örneklerinde ise TNF-α ve IL-10 düzeyleri incelendi. Bulgular: Asetik asit grubu ile asetik asit+propolis grubu kıyaslandığında propolisin gaita skoru, MDA, MPO, TNF-α, düzeylerini istatistiksel açıdan anlamlı olarak azalttığı saptandı. (p<0.05) Propolis ve zeytinyağının asetik asit grubuna göre kilo kaybı üzerinde istatistiksel olarak olumlu etkisi saptanmadı. Histolojik değerlendirme skorları her ne kadar asetik asit ve asetik asit+propolis grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık içermese de ortalama değerlerin tedavi verilen grupta daha düşük bulunmuş olması dikkat çekicidir. Sonuç: Çalışmamızda asetik asitle indüklediğimiz kolit modelinde rektal yolla verilen propolisin kolit yapılan gruba göre MDA, TNF-α ve MPO düzeylerini istatistiksel açıdan anlamlı olarak azalttığı saptandı. Rektal yolla verilen propolisin deneysel kolit modelinde tedavi edici etkisi olabileceği; ancak daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Asetik asit, Kolit, Propolis, Zeytinyağı.
Doksorubisinin karaciğerde meydana getirdiği hasarın ve bu hasara karşı propolisin olası koruyucu etkisinin moleküler düzeyde incelenmesi
Birçok kanserin tedavisinde yaygın olarak kullanılan kemoterapötik bir ajan olan doksorubisin (DOX), hedef dışı organlarda ciddi toksik etkilere sebep olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, DOX'un sıçan karaciğer ve kan dokularında meydana getirdiği zararlı etkileri ve bu hasar üzerinde güçlü antioksidan maddeler içeren bir arı ürünü olan propolis (PRPLS)'in olası koruyucu etkisini Azaltılmış Toplam Yansıma-Fourier Dönüşüm Kızılötesi (ATR-FTIR) spektroskopisi ve biyokimyasal testler ile moleküler düzeyde ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda, erkek Sprague dawley sıçanlar 4 farklı gruba ayrılmıştır; kontrol (n=7), DOX (2,5 mg/kg'lık 6 enjeksiyon, kümülatif doz: 15 mg/kg; n=7), PRPLS (200 mg/kg, günlük; n=6) ve DOX + PRPLS (15 mg/kg, kümülatif; 200 mg/kg, günlük, sırasıyla; n=7). Sıçanlara 20 gün boyunca her gün 200 mg/kg PRPLS oral gavaj yöntemi ile 2,5 mg/kg DOX 10., 12., 14., 16., 18. ve 20. günlerde intraperitonel olarak verilmiştir. Deneyin 21. günü hayvanlardan karaciğer ve kan örnekleri alınmış, karaciğer dokuları ATR-FTIR spektroskopisi ile incelenmiş, kan plazma örneklerinde total antioksidan seviyesi (TAS) ve total oksidan seviyesi (TOS) ölçülmüş ve oksidatif stres indeksi (OSI) hesaplanmıştır. Sonuçlar DOX'un karaciğerde glikojen ve nükleik asit miktarında azalmaya, lipid ve protein miktarında artışa ve bu moleküllerin metabolizmasında, yapısında ve konformasyonunda bazı önemli değişikliklere sebep olduğunu göstermiştir. DOX ayrıca lipid peroksidasyonuna, membran akışkanlığında bir artışa, membran düzeninde bir azalmaya ve protein denatürasyonuna neden olmuştur. TAS ve TOS deney sonuçları, DOX'un kan dokusunda oksidatif stres yarattığını göstermiştir. PRPLS tek başına verildiğinde karaciğerde herhangi bir toksik etkiye sebep olmamış ancak kanın TAS miktarını artırarak organizmaya fayda sağlamıştır. DOX'tan önce verilen PRPLS DOX'un kanda yarattığı oksidatif stresi önlemiş ancak karaciğer dokusundaki biyomoleküllerde yarattığı zararlı etkilere karşı yeterli koruyucu etki gösterememiştir. Bu çalışma, DOX'un karaciğer ve kan dokularında önemli derecede hasar oluşturduğunu ve PRPLS'nin burada uygulanan doz ve zamanda kandaki oksidatif stresi önlediğini fakat karaciğer dokusunda bu hasarı önlemede yetersiz olduğunu göstermiştir.
Sıçanlarda radyasyonla oluşturulan kataraktta lens dokusunda oksidan / antioksidan sistem üzerine çörek otu yağı, timokinon, propolis ve kafeik asit fenetil esterinin etkisinin araştırılması
Bu çalışmada amacımız çörek otu yağı, timokinon (TQ), propolis ve kafeik asit fenetil esterinin (CAPE), radyasyona bağlı gelişen katarakt üzerindeki etkisini incelemekti. Bu maddelerin radyasyon hasarını engelleyici etkileri olabileceğini düşünerek, sıçanlara uygulanan ? radyasyonun, lens dokusunda meydana getirdiği hasarda koruyucu etkilerinin olup olmadığını değerlendirmekti. Çalışma gruplarımız 3 tane kontrol, radyoterapi, TQ+radyoterapi, CAPE+radyoterapi, çörek otu yağı+radyoterapi, propolis+radyoterapi olmak üzere 8 alt gruptan oluştu. Deneyimizin ilk gününden itibaren slit-lamp biyomikroskop ile sıçanlarda katarakt değerlendirmesi yapıldı. Kontrol grupları dışındaki grupların hepsine ilk gün 5 Gy'lik tek doz radyoterapi uygulandı. Çalışma sonunda sıçanlar sakrifiye edilerek doku örnekleri alındı. Alınan doku örneklerinde oksidan/antioksidan parametrelere bakıldı. Radyoterapi grubunda %80 oranında katarakt gelişti. Radyasyon sonrası TQ, CAPE, propolis ve çörek otu yağı verilen gruplarda sırasıyla katarakt oluşma oranı %50, %40, %30, %20'ye düştü ve grade 1 ve grade 2 ile sınırlı kaldı. Çalışmamızda radyoterapi grubunda oksidan parametrelerden olan malondialdehit (MDA) düzeyi ve ksantin oksidaz (XO) enzim aktivitesi diğer bütün gruplardan belirgin derecede yüksek çıktı. Antioksidan parametrelerden süperoksit dismutaz (SOD) enzim aktivitesi radyoterapi grubunda diğer gruplardan düşük çıkarken glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktivitesi diğer bütün gruplardan yüksek çıktı. Çalışmayı genel olarak değerlendirdiğimizde radyoterapi grubunda yüksek oranda katarakt gözlenmesi, radyasyon sonrası çörek otu yağı, propolis, TQ ve CAPE verilen gruplarda ise katarakt oranın düşmesi bu maddelerin radyasyona karşı koruyucu etksinin olduğunu göstermektedir. Biyokimyasal açıdan baktığımızda oksidan parametrelerin radyoterapi grubunda diğer gruplardan daha yüksek çıkması radyasyonun radikalik hasarını göstermektedir. Yine bu parametrelerin radyasyon sonrası çörek otu yağı, propolis, TQ ve CAPE verilen gruplarda düşmesi bu maddelerin radikal hasarına karşı önleyici etkisini desteklemektedir. Günümüzde kataraktın tek tedavi yöntemi cerrahidir. Fakat iyonize radyasyona bağlı olarak gelişen kataraktı önleyici ya da geciktirici ajan olarak çörek otu yağı, propolis, TQ ve CAPE gibi antioksidan maddelerin kliniklerde kullanımı için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: Radyoterapi, katarakt, antioksidan, çörek otu yağı, timokinon, propolis, kafeik asit fenetil esteri
Iyonize radyasyon uygulanan sıçanlarda beyin dokusundaki oksidan/antioksidan sistem üzerine propolis ve kafeik asit fenetil esterinin etkileri
Propolis ve onun biyolojik olarak aktif komponenti olan kafeik asit fenetil esteri (CAPE), antibakteriyal, antiinflamatuvar, antifungal amaçlarla çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Propolisin oksijen radikallerini temizleyerek etki ettiği, CAPE'nin lipid peroksidasyonunu önleyerek antioksidan aktivite gösterdiği ve ornitin dekarboksilaz, protein tirozin kinaz ve lipooksijenaz aktivitelerini inhibe ettiği rapor edilmiştir. Bu çalışmada amaç, tüm kranyum ışınlaması yapılan sıçanlarda beyinde oluşan oksidatif stres üzerine propolis ve CAPE'nin antioksidan etkisini araştırmaktı. Çalışma grupları; standart kontrol grubu (SC), CAPE için kontrol grubu (CC), propolis için kontrol grubu (PC), ışınlanan grup (R), CAPE+ışınlanan grup (C+R) ve propolis+ışınlanan grup (P+R) olmak üzere toplam 6 gruptan oluşturuldu. Kontrol grupları dışındaki grupların hepsine tüm kranyuma ilk gün 5 Gy tek doz iyonize radyasyon uygulandı. Propolis, ilk dozu ışınlamadan 1 saat önce olmak üzere 10 gün boyunca sıçanlara gavaj yoluyla verildi. CAPE'nin ise ilk dozu ışınlamadan 30 dk. önce olmak üzere 10 gün boyunca intraperitonal olarak verildi. Çalışma sonunda hayvanlar sakrifiye edilerek beyin dokusu örnekleri alındı. Alınan doku örneklerinden malondialdehit (MDA) düzeyi, süperoksit dismutaz (SOD) ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri gibi oksidan/antioksidan parametreler çalışıldı. R grubundaki beyin dokusu MDA düzeylerinin, SC grubu, P+R ve C+R gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu tespit edildi. Bunun yanı sıra, R grubundaki SOD enzim aktivitesinin, PC ve C+R gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu tespit edildi. GSH-Px enzim aktivitesi açısından ise gruplar arasında fark gözlenmedi. Sonuç olarak; biyokimyasal açıdan baktığımızda oksidan parametrelerin ışınlanan grupta diğer gruplardan daha yüksek ve antioksidan parametrelerin daha düşük çıkması radyasyonun radikal aracılığıyla yaptığı hasarı göstermektedir. Buna karşılık ise propolis ve CAPE'nin antioksidan etkisinin olduğu biyokimyasal parametrelerle anlaşılmıştır. Radyasyona bağlı beyinde oluşabilecek hasara karşı propolis ve CAPE'nin radyoprotektif ajan olarak kullanılabilmesi için farmakolojik ve toksikolojik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Düzce yöresine ait propolislerden hazırlanan ekstraktların bazı kimyasal ve biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi
Propolis, eski çağlardan bu yana birçok alanda kullanılmakta olan Apidae ailesinden Apis mellifera türü bal arıları tarafından toplanan doğal bir üründür. Propolis, yapışkan, reçinemsi bir madde olmasının yanı sıra içeriğinde bulunan farklı bileşenler propolisin kullanım alanını belirlemektedir. Propolisin fenolik ve flavanoid içeriği sebebiyle antibakteriyel, antiviral, antifungal, antiülser, antiinflamatuvar, antioksidan ve antikanser gibi çeşitli biyolojik aktivite göstermektedir. Türkiye'de propolis üzerine birçok çalışma yapılmış olmakla birlikte bu çalışmalarda kullanılan propolise ait lokasyon bilgisinin verilerek kimyasal kompozisyonlarının belirlendiği çalışmalar oldukça azdır. Literatüre bilgi kazandırmak amacıyla yapılan bu çalışmada Düzce ilinden toplanan propolis örneklerinden farklı çözücüler kullanılarak ekstraktları hazırlanmıştır ve bu çözücüler için % verim sonuçları hesaplanmıştır. Hazırlanan ekstraktların fenolik ve flavanoid içerikleri belirlenerek propolis ekstraktlarının in vitro şartlarda C6 glial tümör hücre hattı üzerinde etkinliğini göstermek amacıyla WST-1 testi ile % canlılık çalışılmıştır. Sonuç olarak; farklı çözücüler ile hazırlanan ekstraktlar için % verim, fenolik ve flavanoid bileşen miktarında farklılıklar olduğu görülmüştür En yüksek verim sonucu etanolik ekstraksiyon yöntemi ile elde edilmiştir. En yüksek fenolik içerik 40.04 (mg GA/g) ve en yüksek flavanoid içerik 2,30 (mg QE/g) etanol-su karışımının kullanıldığı ekstraksiyon yöntemi ile elde edilmiştir. Ayrıca C6 glial tümör hücreleri ile yapılan çalışmada propolis ekstraktının konsantrasyonu arttığında % canlılığın azaldığı gösterilmiştir. Propolisin hücre hattı üzerine farmakolojik etki göstermesi sebebiyle ilaç veya koruyucu/yardımcı madde olarak kullanımına olanak tanıyabilir. Anahtar sözcükler: C6 glial tümör hücresi, Ekstraksiyon, Fenolik / Flavanoid bileşen, Propolis, % Canlılık.
Postoperatif peritoneal adezyonların önlenmesinde intraperitoneal sinovyal sıvı, bal, propolis, vitamin E ve zeytinyağının etkinliği
Postoperatif Peritoneal Adezyonların Önlenmesinde İntraperitoneal Sinovyal Sıvı, Bal, Propolis, Vitamin E ve Zeytinyağının Etkinliği Cerrahi tekniklerin geliştiği modern hayatta dahi birçok komplikasyona ve maliyete sebep olması açısından, postoperatif adezyonlar önemini koruyan bir sorundur. Bu çalışma; ratlar üzerinde postoperatif peritoneal adezyonları engellemek için sinovyal sıvı, bal, propolis, vitamin E ve zeytinyağının intraperitoneal olarak uygulanmış olduğu deneysel bir çalışmadır. Çalışmamızda her grupta yedi ratın olduğu yedi grup oluşturulmuştur. Grup 1: kontrol grubu; grup 2: sinovyal sıvı, grup 3: bal, grup 4: propolis, grup 5: vitamin E, grup 6: zeytinyağı ve grup 7: vitamin E+zeytinyağı uygulanan gruplardır. Ratlara bu tedaviler uygulandıktan 14 gün sonra relaparotomi yapılmış ve makroskopik skorlama, histopatolojik inceleme ve biyokimyasal olarak IL-6, GSH, HSP-70 seviye kontrolleri yapılmıştır. Makroskopik değerlendirmede; vitamin E+zeytinyağın kontrol ve propolis grubuna göre, zeytinyağın yine kontrol ve propolis grubuna göre, vitamin E'nin propolis grubuna göre adezyonları daha belirgin azalttığı görülmüştür (p<0,001). Mikroskopik değerlendirmede; vitamin E'nin propolis grubuna göre (p=0,04) daha fazla fibrozisi azalttığı görülürken, inflamasyon (p=0,067) ve vasküler proliferasyon (p=0,159) açısından gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Biyokimyasal değerlendirmede; IL-6 seviyesini bal ve eklem sıvısının propolis grubuna göre (p=0,001), HSP-70 seviyesini balın kontrol grubuna göre (p=0,011) daha belirgin azalttığı; GSH seviyesini eklem sıvısının propolis grubuna göre (p=0,031) daha belirgin arttırdığı görülmüştür. Sonuç olarak çalışmamızda bu bazlı propolisin makroskopik, mikroskopik ve biyokimyasal olarak etkin olmadığı; zeytinyağı ve vitamin E'nin makroskopik adezyonda, vitamin E'nin mikroskopik adezyonda engelleyici bir ajan olarak denenebileceği; bal ve eklem sıvısının ise antiinflamatuvar etkinliğinden faydalanarak uygulanabileceği ön görülmüştür. Ancak daha yüksek dozlarla, daha geç relaparotomi yapılarak geniş çaplı deneyler yapılmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Peritoneal adezyon, eklem sıvısı, HSP-70, IL-6, GSH.
Ratlarda asetaminofenle indüklenen hepatotoksite modelinde propolisin oksidatif stres üzerine etkisinin araştırılması
Asetaminofen, ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisinden dolayı aneljezik ve antipiretik bir ilaç olarak kullanılmaktır. Yüksek doz asetaminofen alımı hepatotoksisiteye neden olabilmektedir. Bu çalışma, bal arısı ürünlerinden biri olan propolisin asetaminofen kaynaklı karaciğer fonksiyon bozukluğu ve oksidatif strese karşı iyileştirici etkisini değerlendirmek için yapılmıştır. Çalışmada 41 adet erkek Wistar-Albino 2.5 aylık ratlar 5 gruba ayrılmıştır. 1. grup; kontrol grubu, 2. grup; propolis, 3. grup; asetaminofen, 4. grup; propolis+asetaminofen, 5. grup; asetaminofen+propolis uygulanan gruplar şeklinde oluşturulmuştur. Propolis grubuna 7 gün boyunda 200 mg/kg/gün propolis etanolde çözdürülerek gavaj yoluyla uygulanmıştır. Asetaminofen grubuna 2 gr/kg gavaj yoluyla asetaminofen tek doz olarak uygulanmıştır. Propolis+asetaminofen uygulamasına asetaminofen uygulamasından 7 gün önce başlanmış ve 7 gün uygulamaya devam edilmiştir. Asetaminofen+propolis uygulamasına asetaminofen uygulamasından hemen sonra başlanmış ve 7 gün boyunca devam edilmiştir. Uygulamalar sonunda kan ve karaciğer doku örneklerinde malondialdehit (MDA), redükte glutatyon (GSH) düzeyleri, katalaz (KAT), glutatyon-S-trasferaz (GST), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) aktiviteleri ölçülmüştür. Asetaminofen uygulanan grup kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kan ve karaciğer MDA düzeylerinde önemli artış, GSH düzeylerinde, KAT, GST (p<0.001) ve GSH-Px (p<0.05, p<0.001) aktivitelerinde ise önemli bir azalış gözlenmiştir. Asetaminofen+propolis ve propolis+asetaminofen uygulanan gruplar asetaminofen uygulanan grup ile karşılaştırıldığında MDA düzeyinde önemli azalış, GSH düzeyinde KAT, GST ve GSH-Px aktivitelerinde ise istatistiksel olarak artış saptanmış ve kontrol grubuna yaklaşmıştır. (p<0.001). Propolis+asetaminofen uygulanan gruptaki iyileşmenin daha belirgin olduğu saptanmıştır. Kanda GST aktivitesi okunamayacak düzeyde olduğu için ölçülememiştir. Sonuç olarak; asetaminofen kaynaklı karaciğer ve oksidatif hasara karşı propolisin koruyucu ve tedavi edici etkileri olduğu elde edilen biyokimyasal verilere dayandırılarak söylenebilir.
Kestane propolisinden bioaktif bileşik ekstraksiyon proseslerinin yüzey yanıt yöntemi ile optimizasyonu ve ekstraktların karakterizasyonu
Propolis; arıların alt çeneleriyle çiçeklerin ve bitkilerin (çam, kestane, ökaliptus, kavak) tomurcuk, yaprak ve koruyucu reçinelerini zamk, polen gibi maddelerle karıştırıp alt çeneleriyle kazıyarak toplaması, ağızlarında nemlendirip salgıladıkları çeşitli enzimler ve balmumu ile yumuşatarak pelet şekline getirmesi ve arka ayaklarındaki polen sepetine iletilmesiyle oluşturulur. Propolis ham halinde içinde zamksı maddeler ve reçine bulunması sebebiyle direkt olarak kullanılamaz. Bu nedenle önce ekstraksiyonun etkin bir şekilde yapılması gerekir. Bu tez çalışmasında kestane propolisinin ekstraksiyonunda yöntem parametrelerinin optimizasyonu ve elde edilen ekstraktların karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Kastamonu kestane balı kovanlarından temin edilen kestane propolislerinde maserasyon, refluks ve ultrasound destekli ekstraksiyon yöntemleri uygulanmıştır. Her üç yöntem için işlem parametreleri Yüzey Yanıt Yöntemi, Merkezi Deneme Deseni kullanılarak optimize edilmiştir. Optimizasyonda antioksidan aktivite ve toplam fenolik madde miktarı yanıt (response) olarak kullanılmış ve proses parametrelerininoptimizasyonu yanıtların ise maximizasyonuistenmiştir. Optimizasyon sonucu maserasyon ekstraksiyon için etanol konsantrasyonu %78,46 ve ekstraksiyon süresi 71,05 saat olması durumunda toplam fenolik madde miktarı 977,50 mg GAE/100 ml ve antioksidan aktivite miktarı %88,61 olarak belirlenmiştir. Reflüks ekstraksiyon için optimizasyon sonucu etanol konsantrasyonu %80,64, ekstraksiyon süresi 117,44 dak ve sıcaklık 38,38°C olması durumunda 917,50 mg GAE/100 ml toplam fenolik madde ve %79,50 antioksidan aktivite olarak belirlenmiştir. Ultrasound destekli ekstraksiyon için optimizasyon sonucu etanol konsantrasyonu %82,49, ekstraksiyon süresi 59,12 dak ve sıcaklık 40,53°C olması durumunda ise 812,50 mg GAE/100 ml toplam fenolik madde miktarı ve %75,22 antioksidan aktivite olarak belirlenmiştir. Optimum kestane propolisi ekstraktlarında toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan aktivite değeri maserasyon ekstraksiyonda diğer ekstraksiyon yöntemlerine göre yüksek bulunmuştur. Her üç yöntem için elde edilen optimize sıvı kestane propolislerinin antioksidan aktivite, toplam fenolik madde içeriği, fenolik madde kompozisyonu, mineral madde ve uçucu bileşenler açısından karakterizasyonu yapılarak yapı aydınlatma çalışması gerçekleştirilmiştir. Kestane propolisinin genel olarak fenolik madde içeriği değerlendirildiğinde, bir flavon olan Krisin'in düzeyi en yüksek olarak bulunmuştır. Bunun yanı sıra kestane propolis ekstraktlarının Pinosembrin, Ferulik asit, Elajik asit ve CAPE gibi diğer fenolikler açısından da zengin olduğu belirlenmiştir. Uçucu madde içeriklerinde yağ asitlerinin tespiti, ekstraksiyon yönteminden etkilenmiş ve en fazla refluks yönteminde belirlenebilmişlerdir. Özellikle oleik, stearik, palmitik asit gibi yağ asitleri yalnızca refluksekstraksiyon ile alınabilmiştir. Çalışmada kullanılan propolislerin kestane orijinli olması nedeniyle osimenin Cis- izomerinin baskın olarak bulunduğu düşünülmektedir. Optimize kestane propolis ekstraktları çiçek ve kestane ballarına 4 farklı oranda (%0; 1; 2; 4) ilave edilerek, bal karışımlarının antioksidan aktivite, toplam fenolik, renk ve duyusal analizleri yapılmıştır. Antioksidan aktivite değeri açısından; kestane balının antioksidan aktivite değeri çiçek balından yaklaşık 2 kat fazla olduğu; kestane ve çiçek ballarına propolis ilave oranı arttıkça arttığı ve ekstraksiyon çeşitliliğinin istatistiki olarak bir fark oluşturmadığı gözlemlenmiştir. Kestane balının fenolik madde içeriğinin çiçek balından yaklaşık 3 kat fazla olduğu; kestane ve çiçek ballarına proplis ilavesine bağlı olarak toplam fenolik madde miktarının arttığı tespit edilmiştir. Kestane balının renginin çiçek balının renginden önemli düzeyde koyu olduğu; kestane ballarına farklı oranlarda ve farklı yöntemlerle ekstrakte edilmiş kestane propolisi eklenmesi durumunda renk yoğunluğunun önemli düzeyde etkilenmediği, çiçek ballarında ise propolis ilavesi ile renk yoğunluğunu önemli derecede arttığı görülmüştür. Çiçek ballarının renk yoğunluğu propolis ekleme yüzdesine bağlı olarak arttığı tespit edilmiştir. Optimize kestane propolis ekstraktlarının etkilerini çoklu bileşene sahip bir gıda modelinde belirlemek, aynı zamanda ısıl işlemin biyoaktivite üzerindeki etkisini tespit etmek amacıyla, optimize ekstraktlar yine 4 farklı oranda (%0; 1; 2; 4) temel kek formülasyonuna ilave edilerek, elde edilen ürünlerin antioksidan aktivite, toplam fenolik, renk ve duyusal analizleri gerçekleştirilmiştir. Keklere propolis eklendiğinde propolis ilave oranının artması kekin antioksidan aktivite değerlerinin ve toplam fenolik madde miktarlarının istatistiki olarak anlamlı ölçüde artmasına neden olmuştur. Keklerin renk analiz sonuçlarında; kestane propolisi ilave oranının artması L* parlaklık değerlerinin düşmesine, a* kırmızılık ve b* sarılık değerlerinin artmasına neden olmuştur.
Propolis uygulamasının füme alabalık (oncorhynchus mykiss) filetolarının raf ömrü ile organoleptik, kimyasal ve mikrobiyolojik nitelikleri üzerine etkisi
Bu çalışmada; farklı oranlarda propolis ekstraktı (PE) uygulanarak tütsülenen gökkuşağı alabalığı filetolarının üretimi ve muhafazası sırasında mikrobiyolojik, kimyasal ve duyusal özelliklerinde meydana gelen değişimler incelendi. Bu amaçla, filetolara farklı oranlarda (%0,25 ,%0,50, %1 ve %3) PE uygulandı ve sıcak tütsüleme işleminden sonra vakumlanarak ambalajlandı. Kontrol grubu ile birlikte 5 farklı grup olarak üretilen örnekler 4±1 °C'de muhafazaya alıdı. Örnekler üretim aşamalarında (fileto, salamura sonu) ve muhafazanın 0., 7., 14., 21., 28., 42., 56., 70. ve 84. günlerinde mikrobiyolojik (toplam mezofilik aerob bakteri sayısı, toplam psikrofilik aerob bakteri sayısı, Pseudomonas spp., sülfit indirgeyen anaerob bakteri sayısı, Lactobacillus spp., Laktik Streptococcus spp., lipolitik mikroorganizma, maya-küf sayısı), kimyasal (pH, su aktivitesi, yağ, serbest yağ asidi, tiyobarbitürik asit, toplam uçucu bazik azot, rutubet, kül, tuz değerleri) ve duyusal (renk, koku, lezzet, görünüm, tekstür, genel beğeni) nitelikleri bakımından analiz edildi. Araştırma dört tekrarlı olarak gerçekleştirildi. Tüm gruplarda, toplam mezofilik ve psikrofilik aerob bakteriler ile, Lactobacillus spp., Laktik Streptococcus spp., lipolitik ve maya-küf sayıları tütsüleme sonuna (0.gün) kadar genellikle azaldı, Muhafaza günlerinde ise gruplara bağlı olarak birbirinden farklı değişimler göstererek ileri günlerde giderek arttı. Pseudomonas spp. sayıları sadece muhafaza günlerinde, sülfit indirgeyen anaerob bakteri sayıları ise tüm aşamalarda (salamura sonu hariç) tespit edilebilir limitin altında kaldı. Üretim ve muhafaza süresince, %3 oranında PE uygulanan örneklerin diğer gruplara göre, toplam mezofilik ve psikrofilik aerob bakterilerini daha az sayıda içerdiği (p<0,05), Lactobacillus spp. üzerine 14. ve 56. günlerde, lipolitik bakterilere ise salamura sonu ve yine 56. günde etkili olduğu (p<0,05) belirlendi. Ancak, laktik Streptococcus spp., ile maya ve küf sayıları üzerine etki göstermediği (p>0,05) gözlemlendi. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde; %0,25 PE uygulaması ürünün mikrobiyolojik ve kimyasal nitelikleri üzerine etki etmemiş (p>0,05), %0,50, %1 ve %3 PE uygulanan gruplarda ise ürünün mikrobiyolojik, kimyasal ve duyusal parametlerine etki ettiği, ayrıca hem gruplar arasında hem de muhafaza süresince önemli farklılıkların olduğu belirlendi (p<0,05). Kontrol grubu ile %25 PE ilaveli grup, muhafazanın 56. gününde duyusal kabul limitini aşmıştı. Yine, %0,50 ve %1 PE ilaveli gruplar kontrol grubundan 14 gün sonra, %3 PE ilaveli grup ise 28 gün sonra duyusal kabul limitini aştığı belirlendi. Yapılan analizlerde, örneklerdeki pH ve su aktivitesi (aw) değerleri üretim aşamasında azaldı, muhafaza günlerinde ise arttı. Yağ, tuz ve kül değerleri başlangıçta hızlı olmak üzere sürekli arttı. TBA ve TVB-N miktarları tüm aşamalarda yavaş bir şekilde zamana bağlı olarak artarak, muhafazanın sonunda en yüksek değere ulaştı (p<0,05). TBA değerleri için gruplar arasında fark bulunmazken (p>0,05), TVB-N bakımından kontrol grubu ile %3 PE uygulanan grup arasında yalnızca 56. günde istatistiki açıdan fark saptandı (p<0,05). Yapılan duyusal analizde, farklı konsantrasyonlarda uygulanan PE nin, ürünün genel beğeni düzeyi ile koku ve lezzet niteliklerini olumsuz yönde etkilediği (p<0,05), ancak renk değerlerine olumlu etki yaptığı (p<0,05) tespit edildi. Sonuç olarak, vakum ambalajlı olarak hazırlanan tütsülü alabalık filetolarına propolis uygulamasının, ürünün mikrobiyolojik ve kimyasal nitelikleri üzerine nispeten olumlu etki yaptığı, raf ömrünü PE' nin artan konsantrasyonlarına bağlı olarak 14 ile 28 gün arasında uzattığı, ancak yüksek konsantrasyon uygulaması ürünün duyusal niteliklerini olumsuz yönde etkilediği, bu nedenle bu tip ürünlerde PE' nin en fazla % 1 oranında kullanılması gerektiği ortaya koyuldu.
Zeytinyağı ile özütlenen propolisin alabalıklarda (Oncorhynchus mykiss) immunostimulant etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, gökkuşağı alabalığında (Oncorhynchus mykiss) zeytinyağı ile ekstrakte edilen propolisin immün sistemi uyarıcı etkisini belirlemek için 21 günlük bir besleme denemesi yapılmıştır. Başlangıç vücut ağırlığı 5,21±0,13 g olan yavru gökkuşağı alabalıklarında, zeytinyağı ile ekstrakte edilmiş farklı miktarlarda propolis içeren diyet denenmiştir. Çalışmada kullanılan dozlar %0 (kontrol) %0,1 (P01), %0,3 (P03), %0,5 (P05) olarak belirlenmiştir. Deneme balıkları, çalışmanın 7., 14. ve 21. günlerde rastgele örneklenmiştir. Besleme denemesinin sonunda, enjeksiyon yoluyla Yersinia ruckeri ile enfekte edilen balıkların deney gruplarına göre yaşama oranları belirlenmiştir. Çalışma sonucunda hematolojik değerler karşılaştırıldığında kırmızı kan hücreleri (RBC), hemoglobin (HGB), hematokrit (HCT), ortalama korpüsküler hemoglobin (MCH) ve ortalama korpüsküler hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) değerlerinin gruplar arasında sadece 21. gün anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Örneklemelerde alınan, bağırsak, böbrek, dalak ve karaciğer dokuları histopatolojik olarak gruplar arasında farklılık göstermemiştir. Ayrıca tüm deney gruplarında oksidatif radikal üretiminde de herhangibir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Balıkların bağırsak, böbrek ve dalak dokularından yapılan gen ekspresyon analizleri neticesinde; IFN, IL-1β, TNF-α ve TGF-β sitokinlerinin dokulara göre değişen ekspresyon seviyelerinde, kontrol grubuna göre farklı dozlarda artışların olduğu tespit edilmiştir. Yersinia ruckeri bakterisi ile yapılan kontrol testi sonuncunda yaşama oranlarının kontrol grubuna kıyasla P01 grubunda en çok arttığı tespit edilmiştir (p<0.05). Tüm bu veriler ışığında, zeytinyağı ile ekstrakte edilen propolisin bağışıklık sistemini iyileştirdiği ve Y. ruckeri'ye karşı bağışıklık direncini arttırdığı sonucuna varılmıştır.
Siklofosfamid uygulanan ratlarda nefrotoksisite üzerine propolisin etkileri
Çalışma siklofosfamid (CYP) uygulanan ratlarda propolisin nefrotoksisite üzerine etkilerinin araştırması amacıyla yapılmıştır. 34 adet Wistar-Albino ırkı erkek ratlar kullanılmıştır. Hayvanlar 4 gruba ayrılmıştır: 1. grup: Kontrol grubu (ratlara tedavi verilmemiştir), 2. grup: Propolis uygulanan grup (200 mg/kg/gün oral, 7 gün), 3. grup: CYP uygulanan grup (150 mg/kg/i.p. tek doz), 4. grup: CYP+propolis uygulanan gruptur. Propolis uygulamasına CYP uygulamasından 2 gün önce başlanmış ve 7 gün süre ile devam edilmiştir. Uygulamaların sonunda kan ve böbrek dokularında malondialdehid (MDA), glutatyon (GSH), katalaz (CAT), glutatyon-S-transferaz (GST) ve plazmada sodyum (Na), potasyum (K), kalsiyum (Ca), klor (Cl), magnezyum (Mg), fosfor (P), üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ölçülmüştür. CYP uygulanan grup kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kan ve böbrek dokusunda MDA düzeyinde önemli bir artış, GSH düzeyi ve CAT aktivitesinde ise önemli bir azalış gözlenmiştir (p<0.05). Propolis ve CYP+propolis uygulanan gruplar kontrol grubu ile karşılaştırıldığında MDA, GSH düzeyleri ve CAT aktivitesinde istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmamıştır. CYP+propolis uygulanan grup CYP uygulanan deney grubu ile karşılaştırıldığında MDA düzeyinde önemli azalış, GSH düzeyi ve CAT aktivitesinde ise önemli bir artış gözlenmiştir (p<0.05). Plazmada GST aktivitesi okunamayacak düzeyde olduğundan ölçülememiştir. CYP uygulanan grup kontrol grubu ile karşılaştırıldığında plazma ürik asit düzeyinde istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmazken, Na, K, Ca, Cl, Mg, P düzeylerinde önemli azalış; üre, kreatinin, düzeylerinde ise önemli artış saptanmıştır (p<0.05). Propolis uygulanan grup kontrol grubu ile karşılaştırıldığında plazma Na, K, Ca, Cl, Mg, P, üre, kreatinin düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır. CYP+propolis uygulanan grup kontrol grubu ile karşılaştırıldığında plazma K, Ca, Cl, üre, kreatin düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamazken, Na ve P düzeylerinde önemli azalış saptanmıştır (p<0.05). Çalışmamızda gözlenen MDA düzey artışı, GSH düzey, CAT aktivite azalışı CYP kaynaklı nefrotoksisitenin büyük oranda oksidatif strese bağlı olduğunu ve CYP nedenli doku oksidatif hasarından antioksidan özelliği olan propolis ile korunulabileceğini göstermektedir.
Propolis esaslı yeni bir kök kanal dolgu patının fiziksel özelliklerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Son yıllarda sağlık alanında sentetik kimyasal ürünler yerine doğal ürünlerin tercih edilmesi yönünde yaklaşım giderek artmaktadır. Diş hekimliği ürünlerinde de bu yönde bir arayış söz konusudur. Biz de doğal ürünlere yönelimi göz önünde bulundurarak oldukça pahalı olan kök kanal dolgu patlarına seçenek olabilecek deneysel bir kök kanal dolgu patını üretebileceğimizi düşünerek bu çalışmayı planlandık.Bu amaçla %5, %10, %25 ve %50 propolis içeren yeni geliştirdiğimiz deney patlarının fiziksel özelliklerini in vitro ortamda Grossman patı ve AH Plus patı ile karşılaştırılarak inceledik. Deney patlarımızın mikrosızıntısı bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi kullanılarak, film kalınlığı, akıcılığı, çözünürlüğü, radyoopasitesi, pH'sı ve sertleşme süresi ISO (6876:2001) standardında belirtilen yöntemlerle uygun olarak, Grossman patı ve AH Plus ile karşılaştırıldı.Yaptığımız testler sonucu deney patlarımızın mikrosızıntılarının Grossman patının mikrosızıntısına benzer olduğunu ve AH Plus patınının mikrosızıntısından daha fazla olduğunu bulguladık. Deney patlarımız, Grossman patı ve AH Plus patının akıcılık, film kalınlığı, radyoopasite ve sertleşme sürelerinin ISO (6876:2001) standardında belirtilen şartlara uygun olduğunu bulguladık. Deney patlarımız ve Grossman patının çözünürlüklerinin AH Plus'ın çözünürlüğünden daha fazla olduğunu ve deney patlarımız, Grossman patı ve AH Plus'ın sudaki ekstrelerinin pH'sının zayıf asidik özellik gösterdiğini bulduk.Propolis içeren deney patları ile yaptığımız bu çalışmanın sonuçlarının ve yapılacak olan diğer fiziksel ve biyolojik özellikleriyle ilgili araştırmaların sonrasında elde edilen verilerin patların klinik kullanıma geçilebilmesine olanak sağlayacağı düşünülmektedir.
Sıçanlarda sisplatin kaynaklı testis hasarına karşı propolisin koruyucu etkisinin araştırılması
Dünyada, çiftlerin çocuk sahibi olamama (infertilite) oranı yaklaşık % 20'ye yakındır ve günümüzün en büyük problemlerinden bir tanesi de budur. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de iki milyon çift çocuk sahibi olamıyor. Çiftlerin büyük bir kısmında çocuk sahibi olamama nedenini açıklayacak sebepler bulunabilirken, yaklaşık % 15'inde infertilite açıklanamayan gruba girmektedir. Sisplatin, çeşitli genitoüriner tümörlerin tedavisi için kullanılan, en etkili ve yaygın olarak reçete edilen antikanser ilaçlardan biridir. Fakat organlar üzerindeki toksik etkileri hala net olarak bilinmemektedir. Propolis bal arıları tarafından ağaçların kozalak ve kabuklarında, bitkilerin tomurcuk ve filizlerinden toplanan çeşitli yağlar, polenler, özel reçine ve mumsu maddelerin karışımından oluşan bir arı ürünüdür. Çeşitli organ sistemleri üzerinde yapılan çalışmalarla antioksidan özellikleri gösterilmiştir. Bizde yaptığımız bu çalışmada sisplatin kaynaklı testis hasarına karşı propolisin antioksidan ve antiapoptotik özelliklerini araştırmayı amaçladık. Deneyimizin toplam süresi ondört gün olarak belirlenmiştir. Deney için toplam 36 adet Spraque Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Her grupta altı adet sıçan bulunacak şekilde altı gruba ayrıldı. Kontrol grubuna tek doz izotonik solüsyon intraperitoneal (ip) olarak uygulandı. Sisplatin grubuna sadece çalışmanın ilk günü 7 mg/kg sisplatin ip olarak uygulandı. Propolis gruplarına (propolis 50 mg/kg ve propolis 100 mg/kg) ise 14 gün boyunca propolis 50 mg/kg ve propolis 100 mg/kg gavaj yoluyla verildi. Tedavi gruplarına (sisplatin + propolis 50 mg/kg ve sisplatin + propolis 100 mg/kg) tek doz 7 mg / kg sisplatin ip olarak uygulama sonrası deney süresi boyunca gavaj yolu ile verildi. Deney süresinin sonunda anestezi altında sıçanların testisleri epididimis ile birlikte çıkarıldı ve kansızlaştırma yöntemi ile sakrifiye edildi. Çıkarılan bir testis ikiye bölündü ve bir parçası histolojik incelemeler için kullanıldı. Diğer parçası ve plazma örneği ise biyokimyasal analizler için kullanıldı
Türk propolisinin sulu ekstraktının insan laringeal epidermoid karsinoma (HEP-2) hücre serilerinde mitokondriyal membran potansiyeline etkisi
Propolis, çeşitli bitkisel kaynaklardan bal arıları tarafından toplanan reçinemsi bir maddedir ve propolis arılar tarafından peteklerde bulunan çatlakları pürüzsüz hale getirip davetsiz misafirlere karşı kovanın girişini korumak için kullanılır. Yapılan çalışmalarda propolis ekstraktlarının değişik kanser hücrelerinde, mitokondriyal membran potansiyelinde bir azalma meydana getirerek apoptotik hücre ölümünü indüklediği ortaya konmuştur. Bu çalışmada, Türk propolisinin antikanser özelliği dikkate alınarak, insan laringeal epidermoid karsinoma (HEp-2) hücrelerinde mitokondriyal membran potansiyelinde ne tür değişime sebep olduğunun araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmada Türk propolisinin sulu (WEP 1-3 mg/mL) ve etanollü (EEP 0.075-3 mg/mL) ekstraktlarının, HEp-2 hücrelerinin mitokondriyal membran potansiyeli üzerine etkisi florumetrik yöntemle incelendi. WEP ve EEP' nin konsantrasyon ve zamana bağlı olarak mitokondriyal membran potansiyellerinin HEp-2 hücre serilerinde kontrole (0 konsantrasyon) göre anlamlı azalttığı bulundu.
Propolisin ratlarda medial menisektomi sonrasında dejeneratif osteoartrit gelişimine olan etkisi
Amaç: Oral yolla verilen propolisin ratlarda medial menisektomi sonrası oluşturulan osteoartrit modelinde kıkırdağı koruyucu etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmada 28 adet Spraque Dawley cinsi dişi rat kullanılmıştır. Ratlar kontrol, MEN, P100, P200 olmak üzere 7 şerli 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki ratlara sadece artrotomi uygulanırken, diğer gruplara deneysel osteoartrit modeli oluşturmak için medial kollateral bağ kesilmesinin ardından medial menisektomi uygulandı. Tüm ratların sağ dizi kullanıldı. Ratlar ayrı ayrı kafeslere koyuldu ve harekete izin verildi. Cerrahi sonrası 1. günden itibaren P100 grubuna 100 mg/kg/gün olacak şekilde ve P200 grubundaki ratlara 200 mg/kg/gün olacak şekilde 5 hafta süreyle her gün oral yoldan propolis verildi. 5. hafta sonunda tüm ratlar servikal dislokasyonla öldürüldü ve sağ dizleri alındı. Fiksasyon, dekalsifikasyon işlemi sonrası tibia medialinden uygun kesitler alındı. Safranin O - Fast Green le boyama sonrası Mankin Skorlama Sistemine göre histolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Grupların histolojik skorları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. P100 grubunun Mankin skorları menisektomi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0.001). P200 grubunun da Mankin skorları menisektomi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0.001). P100 ve P200 grupları arasında Mankin skorlarına göre rakamsal olarak fark olduğu fakat bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü (p=0.506). Sonuç: Rat dizlerinde yaptığımız deneysel çalışmada medial kollateral bağ kesilmesi ve menisektomi sonrasında literatürle uyumlu deneysel osteoartrit modeli oluşturulabildiği görüldü. Oral propolisin deneysel osteoartrit modelinde kıkırdak koruyucu etki gösterdiği görülmüştür. Ayrıca propolisin 100mg/kg ve 200 mg/kg dozlarında kıkırdak üzerindeki etkinliğinin değişmediği görülmüştür.