Physicians

490 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Marka değerleme yöntemleri ve kişisel marka değeri: Şarkıcı, doktor ve politikacı örnekleri

Bu tez çalışması, şarkıcı, doktor ve politikacı örnekleri üzerinden kişisel marka değerini ölçebilecek genel bir model oluşturulup oluşturulamayacağını araştırmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın amacı, yöntemi ve sonuçları özetlenerek konuya giriş yapılmaktadır. İkinci bölümde, marka, marka değeri kavramları açıklanarak marka değerleme yöntemleri anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde, kişisel markalaşma kavramından, kişisel markalaşma stratejilerinden bahsedilmekte ve sağlık, müzik, siyaset alanlarında kişisel markalaşma hakkında literatür taraması sonuçları sunulmaktadır. Dördüncü bölümde ise, elde edilen veri setinin faktör analizi sonuçlarına yer verilmekte ve her üç meslek grubunun marka değerini oluşturan faktörler yorumlanmaktadır. Sonuç olarak, her üç meslek grubunun marka değerini oluşturan faktörlerin kısmen ortak olması nedeniyle, kişisel marka değerini ölçebilecek genel bir model kurmanın doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Şarkıcı marka değerini oluşturan faktörler, satın alma isteği, farklılaşma, istikrar, aile markası, ilginçlik, liderlik, yüksek mertebe, ilgilenim ve komünal duygulardır. Doktor marka değerini oluşturan faktörler, genel memnuniyet, farklılaşma, aile markası, sözel iletişim, ün ve bölünmüş bağlılıktır. Politikacı marka değerini oluşturan faktörler ise, genel memnuniyet, farklılaşma, yenilikçilik, aile markası, sözel iletişim ve bölünmüş bağlılıktır. Anahtar kelimeler: Marka değeri, Marka Değerleme Yöntemleri, Kişisel Marka

DeğerlemeDeğerleme modelleriDoktorlar+6
Tuba Özsevinç
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi birimlerde çalışan hemşire ve hekimlerin işbirliğine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi

ÖZET FİLİZLİ, G. Cerrahi Birimlerde Çalışan Hemşire ve Hekimlerin İşbirliğine İlişkin Tutumlarının Değerlendirilmesi, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2018 Bu araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşire ve asistan hekimlerin işbirliğine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırmanın evrenini, 3 üniversite hastanesinde cerrahi servis ve cerrahi yoğun bakımlarda çalışan hemşire ve asistan hekimleri içeren 227 çalışan, örneklemini ise, basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 195 çalışan oluşturdu. Araştırmanın verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve Hojat ve diğ. tarafından 1999 yılında geliştirilen, Yıldırım ve diğ. tarafından 2005 yılında Türkçe'ye uyarlanan Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası (JHHİS) ile toplandı. Veriler SPSS 24.0 programı ile değerlendirildi. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı analizlerin Kolmogorov-Smirnov, Mann Whitney U, Pearson Ki-Kare ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Hemşirelerin 'Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası' toplam puan ortalamaları (50,868±5,032), hekimlerin 'Hekim Hemşire İşbirliği Skalası' toplam puan ortalamalarından (48,697±4,654) anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,005<0,05). Hemşire grubunda, kadınların 'Hekim Hemşire İşbirliği' alt boyut puanlarının (16,876±1,702), erkeklerin 'Hekim Hemşire İşbirliği' alt boyut puanlarından (15,438±2,128) yüksek olduğu ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p=0,009<0.05). Hemşire ve Hekimlerin; 'Ortak eğitim', 'Hasta Bakımında Hemşirelik Hizmetleri', 'Hesap verme ve Hemşirenin Sorumluluğu' alt boyut puan ortalamaları ve mesleki deneyim yıllarına göre, Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Cinsiyete göre, hemşirelerin, Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası toplam puan ortalamaları ve 'Ortak eğitim', 'Hasta Bakımında Hemşirelik Hizmetleri', 'Hesap verme ve Hemşirenin Sorumluluğu' alt boyut puan ortalamaları, hekimlerin; Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05), Çalıştıkları birime göre, hemşirelerin, Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). 'Hastaya sağlanan hemşirelik hizmetlerinden hemşireler sorumludur', 'Hastaların taburcu kararlarını verirken hekim ve hemşire karşılıklı görüş alışverişinde bulunmalıdır', 'Kendi görev alanlarını ilgilendiren hastane destek hizmetleri ile ilgili karar alınırken hemşirenin de katılımı sağlanmalıdır', 'Hemşire hekim arasındaki mesleki işbirliği eğitimi lisans eğitim programlarında da yer almalıdır' ifadelerine hemşirelerin hekimlerden daha fazla katılım sağladığı ve 'Hemşirenin birincil görevi hekimin emirlerini yerine getirmektir' ve 'Hekimler tüm sağlık konularında hakim otoritedir' ifadelerine ise hekimlerin hemşirelerden daha fazla katılım sağladığı, hemşire ve hekimlerin katılım oranları arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, hekim hemşire işbirliği düzeylerinin ortalamanın biraz üzerinde olduğu ve geliştirilmesi gerektiği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, cerrahi birimler, hekim hemşire işbirliği.

CerrahiDoktorlarHemşireler+5
Gözde Filizli
Tekirdağ Namık Kemal University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathanede gürültü düzeylerinin ameliyat ekibinin stres düzeyleri ve iş yüküne etkisinin değerlendirilmesi

Araştırma bir devlet hastanesinin ameliyathanelerinde, gürültü seviyesini ve gürültünün ameliyathane çalışanlarının iş yükü ve stres düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri Temmuz-Ekim 2019 tarihlerinde genel cerrahi, ortopedi, üroloji ameliyathanelerinde hafta içi günlerde gerçekleştirilen 403 ameliyatta gürültü ölçümleri ve ameliyathane çalışanlarının stres düzeyleri ve iş yükleri değerlendirilerek elde edildi. Veri toplamada, CA 834 gürültü ölçüm cihazı, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI FORM TX-I), NASA-TLX İş Yükü Ölçeği ve Ameliyata ve Ameliyat Ekibine İlişkin Bilgi Formu kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı tanımlayıcı istatistiksel metotlar, Shapiro-Wilk, Student t, Oneway Anova, Bonferroni, Bonferroni-Dunn testleri, Pearson korelasyon analizi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Örneklem grubuna alınan ameliyatların, %27.5'i üroloji, %41.4'ü genel cerrahi, %31.1'i ortopedi ameliyatı idi. Ameliyatların ortalama süresi 69.84±23.67 dakika sürmektedir. %63'ü açık ameliyat, %75.4'ü genel anestezi altında yapılmakta ve %59.3'ünde hastanın ASA I'dir. Ameliyathane çalışanların yaş ortalaması 34.89±7.41, ameliyathanede çalışma deneyimleri ise 8.00±5.82 yıldır. Çalışanların,%53,3'ü erkek,%37,8'inin (n=17) ameliyathane hemşiresi, %24,4'ü (n=11) cerrah ve %37,8'i (n=17) anestezi ekibindendir. Evre 1 ortalama gürültü düzeyleri ise 63,00±3,50, evre 2 ortalama gürültü düzeyleri ise 62,94±3,75,evre 3 ortalama gürültü düzeyleri ise 63,67±2,81 olarak saptandı. Durumluk kaygı puan ortalaması ise 34,50±6,09 olarak saptandı. Toplam iş yükü düzeyi ise ortalama 56,91±15,67 olarak bulundu. Durumluk kaygı puanları (p<0,01) ve iş yükü puanları (p<0,01) ile gürültü düzeyleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Sonuç olarak, ameliyathanedeki gürültünün Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü'nün iş yerleri için önerdiği sınır olan 85 dB(A)'ya yakın olduğu, ameliyathanedeki gürültünün ameliyathane çalışanlarının algıladıkları iş yükü ve stres düzeylerini arttırdığı belirlendi. Ameliyathane çalışanlarına gürültü kontrolü eğitimi verilerek bilgilerinin ve farkındalıklarının arttırılması, gürültü ölçümlerinin belirli aralıklarla yapılması, ameliyathanelerde gürültü azaltılmasına ilişkin teknolojilerin kullanılması önerildi. Anahtar kelimeler: Ameliyathane, Gürültü Düzeyi, Stres, İş Yükü

AmeliyathanelerDoktorlarGürültü+4
Ayşen Arabacı
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi acil servis sağlık hizmetlerine başvuran hastaların birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanma durumlarının belirlenmesi

Ülkemizdeki acil servislerin yoğun olmasının en önemli nedeni acil servise çeşitli nedenlerle başvuran acil olmayan hastalardır. Acil servislerin uygunsuz kullanımı genel olarak "kazasız veya yaralanmasız gelişen, acil servis ihtiyacı olmayan ve birinci basamakta tedavi edilebilen sağlık sorunları için acil servislerin kullanılması" olarak tanımlanabilir. Bazı hastalar şiddetli semptomlarla bile herhangi bir sağlık hizmetine başvurmazken, bazıları hafif semptomlar için ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini ve acil servislerini tercih etmektedir. Bu da sağlık hizmetlerinin uygunsuz kullanımına yol açmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetinin merkezinde yer alan aile hekimlerine, acil servislere başvuru nedenlerini ve sıklıklarını azaltmada önemli görevler düşmektedir. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Acil Servis yeşil alanda 01.11.2021-01.04.2022 tarihleri arasında başvuran 250 birinci basamak sağlık hizmetlerinin kullanımını sorgulamak amacıyla yapıldı. 189 hastanın (%75,6) acile başvurmadan önce aile hekimine gitmediği, 143'ünün (%57,2) aile hekimine mesai dışında başvurmayı istediği, 217'sinin (%86,8) aile hekiminden memnun olduğu, acile şikayet olarak en sık üst ÜSYE sebebiyle (%24,4) başvuruldu görülmüştür. Aile hekimi tanıyanların ağırlıklı olarak >40 yaş grubunda olduğu, aile hekimine daha sık başvuranların kadınlar olduğunu belirledik. Eğitim düzeyi arttıkça, acil öncesi aile hekimine gitme oranının azaldığı görülmüştür. Literatür taramasında da benzer sonuçlar olduğunu görmekteyiz. Acilden önce aile hekimine giden 34 kişinin (%55,8) aile hekimi önerdiği için acile gittiği, acil için aile hekimine gitmeyen 90 kişinin (%47,6) kendisinin durumun acil olduğunu hissettiği için acil servisi tercih ettiği belirlenmiştir. Sonuç olarak hastalara verilecek birinci basamak hizmetleri ile ilgili eğitim, hastaların mevcut klinikleri hakkında aydınlatılması, mesai saatlerinin dışında da hizmet verebilmesinin düzenlenmesi, birinci basamaktaki hekime olan güveninin artırılması ve birinci basamakta görüntüleme ve tetkiklerin genişletilmesi ile acil servislerdeki yeşil alan başvurusunun azaltılabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Birinci Basamak, Acil Servis, Aile Hekimi

Acil servis-hastaneAcil tıpAile hekimliği+3
Ahmet Demir
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane çalışanlarının ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi: Nitel bir çalışma

Araştırma, ameliyathane çalışanlarının, ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla nitel olarak yapıldı. Araştırma, Tekirdağ'da bulunan T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinde Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma evrenini, çalışma yapılacak olan hastanenin ameliyathanelerinde çalışan 18'i ameliyathane hemşiresi, 6'sı anestezi uzmanı ve 20'si cerrah olmak üzere toplam 44 ameliyathane çalışanı oluşturdu. Araştırmaya, ölçüt örnekleme yöntemine göre seçilen toplamda 20 ameliyathane çalışanı dahil oldu. Veri toplama aracı olarak açık uçlu 11 sorudan oluşan ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' kullanıldı. Verilerin analizinde tematik analiz yöntemi çerçevesinde MAXQDA 2020 programı kullanıldı. Ameliyathanede ekip üyeleri, ekip çalışmasını güven, ortak amaç doğrultusunda birleşmek, iş doyumu, zincirin halkası olmak ve arı kovanındaki arılar gibi birlikte çalışmak olarak tanımladılar. Ekip çalışmasını etkileyen, bireylere ilişkin faktörler; mesleki deneyim, empati yapabilmek, fikirlerini açıkça söyleyebilmek, duygular, konuşma tarzı/aksanlı konuşma, yaş, cinsiyet farklılıkları ve stres yönetimi becerisi, ekibe ilişkin faktörler; durumsal farkındalık, liderlik, eş güdümlü çalışmak, iş birliği, hiyerarşi, ameliyat öncesi kısa toplantıların (brifing) yapılması, iletişim, ekip üyelerine aşinalık ve yıkıcı davranışlar, çevresel faktörler; ameliyathane trafiğinin yoğun olması, ameliyathanenin sıcaklığı, cerrahi aydınlatma, ameliyathanedeki fiziki alan yetersizlikleri, gürültü, vakanın acil veya elektif oluşu, yönetime ilişkin faktörler; uzun çalışma saatleri, gelir adaletsizliği, ödüllendirme/destekleme, ekipman eksikliği ve çalışan sayısında eksikliktir. COVID-19 pandemi sürecinde çalışanların anksiyete yaşamaları, iş yükünün artması, kişisel koruyucu ekipmanların kullanılması, ekip üyelerinin farklı birimlerde görevlendirilmesi nedenleriyle ekip çalışması olumsuz olarak etkilenmiştir.

AmeliyathanelerAnesteziAnestezistler+5
Buse Balcı
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi hastanesi asistan hekimlerinin teletıp (Uzaktan sağlık hizmetleri) hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi asistan hekimlerinin teletıp hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarını araştırdığımız aynı zamanda teletıpla ilgili farkındalık oluşturmayı amaçladığımız çalışmamıza 192 kişi dahil edilmiştir. Asistan hekimlerin rızası alınarak yüz yüze ve online anket yoluyla 1 Haziran 2022- 1 Ekim 2022 tarihleri arasında yürütülen bu çalışma gözlemsel tipte kesitsel bir çalışmadır. Anketteki ilk 6 soru katılımcıların sosyodemografik özelliklerini tanımlamak amacıyla, geriye kalan 30 soru ise katılımcıların teletıp uygulamaları hakkındaki görüşlerini tespit etmek amacıyla oluşturulmuştur. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri incelendiğinde; %47,4'ünün kadın, %52,6'sının erkek olduğu, %67,7'sinin dahili bilimlerde, %25'inin cerrahi bilimlerde, %7,3'ünün temel bilimlerde çalıştığı ve yaş ortalamalarının 29,9 olduğu görülmektedir. Çalışmamızda katılımcıların, %77,6'sının teletıbbın gelecek sağlık sistemi için faydalı olacağını düşündüğü, %74'ünün pandemi sürecinin teletıbba bakışını etkilediği ve %64,1'inin teletıbbı kendi branşında uygulanabilir gördüğü tespit edilmiştir. Teletıbbın radyoloji, patoloji, dermatoloji, psikiyatri, pediatri, dahiliye, aile hekimliği, nöroloji ve kardiyoloji alanlarında kullanılabileceğini düşünenler, teletıbbın gelecek sağlık sistemi için faydalı olacağı yönünde daha fazla olumlu görüş bildirmiş olup bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar ve yapılan geniş literatür araştırmalarına göre; teletıbbın birçok avantajının olduğu hali hazırda çok sayıda ülkede aktif ve yaygın olarak kullanıldığı, teletıbbın birçok alanda kullanılabileceği, sağlık hizmetine erişimi kolaylaştırdığı ve böylece ihtiyaç halinde daha çok hastaya ulaşılabilmesine imkân sağladığı görülmüştür.

Bilgi düzeyiDoktorlarElektronik sağlık+7
Hamit Avcı
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekirdağ ilinde görev yapan hekimlerin hekim sorumluluğu, malpraktis ve defansif tıp konuları hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Malpraktis ve defansif tıp son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde sıkça anılan kavramlardır. Bu çalışmada, Tekirdağ İl Merkezinde görev yapan hekimlerin defansif tıp konusundaki tutumları ve malpraktis konusundaki bilgi düzeylerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümündekatılımcıların çeşitli konularda fikirlerinin alındığı form, ikinci bölümde "Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği", üçüncü bölümde ise "Malpraktis Bilgi Düzeyi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmaya Tekirdağ İl Merkezinde görev yapan çeşitli unvan ve branşlardan 216 hekim katılmıştır. İlk bölümünde katılımcıların malpraktis davalarında artış olduğunu ve malpraktis davasıyla karşılaşma risklerinin yüksek olduğunu düşündüğü, hekimlerin %13,4'üne dava açıldığı, %99,5'inin tıbbi hata yapmaktan korktuğu, büyük çoğunluğununTıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yaptırdığı ancak kendisini güvende hissetmediği, birçoğunun bilirkişi kanaatlerine güvenmediği, malpraktis bilgi kaynakları arasında en önemli yeri meslektaşlar ve sosyal medyanın tuttuğu, hekimlerin hem pozitif hem de negatif defansif tıp tutumu sergiledikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde katılımcıların ortalama tıbbi hata tutum puanının 3,6 olduğu, dolayısıyla araştırmaya katılan hekimlerin, tıbbi hataların ve hata bildiriminin önemi hususunda ortalamanın üzerinde bir tutum sergilediği saptanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde hekimlerin %62,5'inin malpraktis düzeyi bilgi düzeyi açısından yeterli olduğu, 16-20 yıl hekimlik yapanların bilgi konusunda yeterli olma oranlarının en yüksek, 0-5 yıl yapanların ise en düşük olduğu, hakkında bir kez dava açılan hekimlerin hiç dava açılmayan hekimlere göre bilgi konusunda daha yeterli olduğu, saptanmıştır. Yapılan çalışmanın sonuçları ele alındığında malpraktis ve defansif tıp konularına tıp eğitiminde daha fazla yer verilmesi gerektiği, hizmet içi eğitimlere ağırlık verilmesi gerektiği, hekimlerin görev yaparken kendilerini güvende hissedebileceği yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Defansif tıpDoktorlarDoktorlar-aile+6
Hasan Budak
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarının ve fiziksel aktivite düzeylerinin obeziteyi önlemedeki etkisi

Obezite, olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili, multifaktöriyel bir hastalıktır. Hatalı beslenme ve fiziksel aktivite azlığının sebep olması, önlenebilir olduğunu düşündürmektedir. Polikliniğimize başvuranların sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgi ve tutumları ile fiziksel aktivite düzeylerini belirleyerek obeziteyle ilişkisini ortaya çıkarmayı hedefledik. Nisan - Eylül 2022 tarihlerinde 176 kadın, 125 erkek toplam 301 gönüllüye sosyodemografik bilgiler, beslenme ve fiziksel aktivite özelliklerini sorgulayan anket sorularına ilaveten Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form'u kullanılarak toplam 63 soruluk anket yüz yüze uygulanmıştır. Katılımcıların %20,3'ü obezdir. Katılımcılarımızın %33,9'unun inaktif ve %19,3'ünün ise çok aktif olduğu gözlenmiştir. SBİTÖ toplam puan ortalaması 77,8±11,6 olup, yüksek düzeydedir. Fiziksel aktivite seviyesi yüksek olanların daha düşük BKİ ve bel çevresine sahip olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızda, obezlerin normal kilolulara göre daha olumlu beslendikleri bulunmuştur. BKİ arttıkça beslenme bilgisi azalmış ve SBİTÖ puanlarının artmıştır. Özetle, çalışmamızda obez bireylerin daha olumlu beslendiklerini, ve fiziksel aktivite seviyelerinin düşük olduğunu tespit ettik. Aile hekimleri, fiziksel aktivite ve beslenme davranışları açısından konusunda önemli bir konumdadırlar. Aile hekimliğinde, nüfusumuzun sağlığının geliştirilmesinde bu konumumuzu güncel bilgiler ışığında, beceri ve deneyimlerimizi kullanabilmekteyiz. Fiziksel aktivite ve beslenme danışmanlığı sadece obeziteden korunma ve tedavisinde değil, sağlıklı kişilerin iyilik halinin sürdürülmesinde oldukça önemli ve maliyet etkin bir uygulamadır. Anahtar kelimeler: Obezite, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite

Aile hekimliğiBeslenmeDoktorlar+4
Filiz Yıldırım
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi

Akne vulgaris; psikolojik sorunlara neden olabilen, tanı ve tedavisi birinci basamakta yapılabilen kronik bir deri hastalığıdır. Çalışmamız, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ölçülmesi ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Katılımcılara hazırlanan anketin yanı sıra AYKÖ ve GADS uygulandı. Çalışmamıza 01.12.2021 ile 01.04.2022 tarihleri arasında dermatoloji polikliniğine başvuran AV tanılı 221 hasta katılmıştır. Hastaların %29,0'u akne nedeniyle dermatologdan önce aile hekimine başvurmuştur. Hastaların %4,5'i sevk ile dermatoloji polikliniğine gelmiştir. Çalışmamızda GADS skoru ile AYKÖ puanı arasında pozitif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Kadın hastaların AYKÖ puanları, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Akne sebebiyle AH başvurusu yapan hastaların AYKÖ puanları, aile hekimine başvurmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Çalışmamızda hastaların aile hekimine gitmeden dermatoloğa başvurduğu tespit edilmiştir. Hastalar bütüncül yaklaşımla biyopsikososyal açıdan değerlendirilmelidir. Akne tedavisinin aile hekimi tarafından başlanıp gerekli olduğunda dermatoloğa sevk edilmesinin hastaların yaşam kalitesini artıracağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Akne Vulgaris, Yaşam Kalitesi, Aile Hekimi

Aile hekimliğiAkne vulgarisBirinci basamak sağlık hizmetleri+3
Güler Yaman
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hekim ve hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumu ve etkileyen faktörler

Günümüzde sıkça kullanılan tanımıyla sağlık bakımı ile ilişkili enfeksiyonlar (SBİE)/ hastane enfeksiyonları (HE), tüm dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde morbidite ve mortaliteye neden olan, hastanede kalış süresini uzatan, işgücü ve ekonomik kayıplara yol açan önemli bir sağlık problemidir. Hastane enfeksiyonları izolasyon önlemlerine uyum sağlandığı takdirde önlenebilir bir sorundur. İzolasyon önlemlerine uyumda sağlık çalışanları büyük bir öneme sahiptir. Bu araştırmanın amacı; hekim ve hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Araştırmanın verileri Nisan-Mayıs 2021 tarihlerinde Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde toplandı. Araştırmanın evrenini hastanede belirtilen tarihlerde çalışmakta olan 96 hekim ve 392 hemşire oluşturdu. Örneklem seçimine gidilmeyerek araştırmaya katılmayı kabul eden 80 hekim ve 305 hemşire araştırmayı tamamladı. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Formu, İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği (İÖUÖ) kullanıldı. İstatistiksel analizler için SPSS sürüm 24,0 paket programı kullanılarak, sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Student t, Mann Whitney U, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD çoklu karşılaştırma testleri, Kruskal Wallis, All Pairwise çoklu karşılaştırma testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. Çalışmaya katılanların %70,4'ü kadın (n: 271), %29,6' sı (n:114) erkek, yaş ortalaması 31,58±6,81, toplam çalışma yılı ortalaması 7,54±6,23 tür. Hekimlerin izolasyon önlemlerine uyum puanının (67,5±8,28) hemşirelere (66,9±7,02) göre daha yüksek çıktığı fakat farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı tespit edildi. Her iki meslek grubunun da izolasyon önlemlerine uyum puan ortalamasının genel ortalamanın üzerinde olduğu cinsiyet, eğitim durumu, çalışılan birim, mesleği severek yapma, güncel bilgileri takip etme durumunun izolasyon önlemlerine uyumu etkilediği saptandı (p<0,05). Hekim ve hemşireler tarafından izolasyona uyumu, iş yükünün artışının ve personel sayısının azlığının olumsuz, motivasyon desteğinin ise olumlu yönde etkileyeceği sonucuna ulaşıldı. Hemşire ve hekimlerin izolasyon önlemlerine uyumları konusunda kurumsal desteğin devamı ve verilen eğitimlerin güncel bilgiler ışığında düzenli aralıklarla tekrarlanması, uyumu etkileyen olumsuz faktörlerin iyileştirilmesine yönelik girişimler yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hekim; Hemşire; Hastane enfeksiyonu; Enfeksiyon kontrolü; İzolasyon; İzolasyon önlemleri

Bulaşıcı hastalık kontrolüBulaşıcı hastalıklarDoktorlar+5
Ertuğrul Sarı
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Samsun ilindeki aile hekimliği asistanlarının periyodik sağlık muayeneleri hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Sağlığın korunması ve iyileştirilmesi olarak özetlenebilecek koruyucu sağlık hizmetlerinin, periyodik sağlık muayeneleri ile geliştirilmesi amaçlanmıştır. Periyodik sağlık muayenesi (PSM); kişileri, yaşadıkları toplumdaki mortalite ve morbiditeyi en çok etkileyen rahatsızlıkların risk faktörlerine yönelik, kişinin cinsiyet ve yaş gruplarına göre kanıta dayalı olarak muayene ve tarama testlerinin gerçekleştirilmesi, danışmanlık ve hasta eğitimi faaliyetleri ile bağışıklamayı da kapsayan hizmet sunumudur. Çalışmamızın amacı Samsun ilinde görev yapan ve ileride birinci basamak sağlık hizmetlerini yürütecek olan aile hekimliği asistanlarının, Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" rehberine yönelik bilgi düzeylerini belirlemek ve bu konunun toplum sağlığı açısından önemini ve gerekliliğini vurgulamaktır. Gereç Yöntem: Analitik, kesitsel nitelikte planlanmıştır. Çalışmamızın evrenini Samsun ilinde çalışan 114 tam zamanlı aile hekimliği uzmanlığı (AHU), 23 sözleşmeli aile hekimliği uzmanlığı (SAHU) olmak üzere toplam 137 aile hekimliği asistanı oluşturmaktadır. Veriler, 2015 yılında yayınlanan Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" adlı kılavuzdaki öneriler doğrultusunda, bu çalışmanın araştırıcıları tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanmış olan veri toplama formundan elde edilmiştir. Veri toplama formumuzda ilk 14 soru, katılımcıların sosyodemografik özellikleri ilgili olup devamındaki 65 soru PSM hakkındadır. Çalışmada veri analizi için SPSS (Statistical Packet for The Social Science) 25.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Kolmogorov-Smirnov testi, Spearman korelasyon analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Games-Howell Post-Hoc testi, chi square test kullanılmıştır. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 137 kişilik evrende; 97 AHU, 21 SAHU asistanı olmak üzere toplamda 118 kişiye ulaştık. Katılımcıların %82,2'si (n= 97) AHU asistanı olup %17,8'i (n= 21) SAHU asistanıdır. Hekimlerimizin yaş ortalaması 30,58'dir. Hekimlerin %55,9'u (n= 66) kadın %44,1'i (n= 52) erkektir. Hekimlerin %41,5'i (n= 49) aile sağlığı merkezinde (ASM) çalışmış olup %58,5'i (n= 69) hiç ASM'de çalışmamıştır. PSM toplam bilgi puanında hekimlerin ortalaması 65 puan üzerinden 51,72±6,11'dir. PSM toplam bilgi puanı ile AHU asistanlarının aile hekimliği asistanlığında geçirdikleri yıl arasında düşük düzey pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (rho= 0,243 p= 0,016). Yaşı 40 yaş üstü olan hekimlerin (n= 9) diğer gruplara kıyasla PSM toplam bilgi puanı daha yüksek bulunmuştur (p= 0,047). Çalışmamızda hekimlerin, hekimlik yaptıkları yıl ile PSM toplam bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p= 0,032). PSM toplam bilgi puanı ile ilgili rehberi okuma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (KW= 9,341 p= 0,025). ASM'de çalışma deneyimi daha fazla olan (6 yıl ve üzeri) hekimlerin PSM toplam bilgi puanı diğer gruplara göre yüksek bulunmuştur (p= 0,015). Asistanlık tipi SAHU olanların (n= 21) AHU olanlara (n= 97) kıyasla PSM toplam bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur (Z= -2,481 p= 0,013). Sonuç: Aile hekimlerinin PSM hakkındaki bilgi düzeylerinin yeterliliği, koruyucu sağlık hizmetleri adına önem arz eder. İlgili rehberi okuma durumunun, meslekteki tecrübe ve pratiğin, ASM'de çalışma deneyiminin, AHU asistanlığında geçirilen sürenin PSM bilgi düzeyi üzerinde olumlu etkisi olduğunu saptadık. PSM'nin sahada standardize edilmesi adına bulgularımızın, aile hekimliği asistan eğitiminin gelecekteki güncellemelerinde ve eğitim içeriğindeki önceliklendirmede pay sahibi olmasını diliyoruz. Anahtar kelimeler: Periyodik sağlık muayenesi, Aile hekimliği, Koruyucu sağlık hizmetleri, Bilgi düzeyi

Aile hekimliğiBilgi düzeyiDoktorlar+4
Gizem Jülide Kalaycı
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Samsun ili Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan aile hekimlerinin Human Papilloma Virüs (HPV) aşısı ile ilgili bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Human Papilloma Virüs (HPV); epitel bölgeye tropizma gösterip benign cilt lezyonlarından anogenital bölge ve baş-boyun bölgesi kanserlerine kadar değişen spektrumda hastalıklara neden olabilmektedir. Bu hastalıklar içinde önemli olarak en sık karşımıza çıkan serviks kanseridir. Ülkemizde serviks kanseri kadınlarda görülen en sık dokuzuncu kanser olup jinekolojik kanserler içinde ise üçüncü en sık görülen kanserdir. HPV enfeksiyonunu önlemek için üretilen içindeki HPV genotiplerine göre değişen üç tip aşı bulunmaktadır. Bu çalışmada Aile Sağlığı Merkezleri'nde (ASM) görev yapan aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve çıkan verilerin literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Çalışma, 01.12.22-31.12.22 tarihleri arasında Samsun'da Aile Sağlığı Merkezleri'nde görev yapan aile hekimleri ile yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, HPV ile ilgili bilgi soruları, serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi soruları, HPV aşıları ile ilgili bilgi soruları ve HPV aşısı tutum ve davranışları ile ilgili sorular içeren 56 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veri analizi SPSS 26.0 paket programı ile yapılmış olup, istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma toplam 230 aile hekimi ile tamamlanmıştır. Hekimlerin %68,7'si erkek, %83'ü evli ve %35,2'sinin 15 yılın üzerinde aile hekimi olduğu saptanmıştır. HPV ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %69,5 olarak bulunmuş olup hekimlerin sosyodemografik özellikleri ile ilişki olmadığı görülmüştür. Serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %67,2 olarak bulunmuş olup cinsiyet ve yaş ile istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. 56 yaşın üzerindeki hekimlerin doğru cevap sayılarının azaldığı görülmüştür (p=0,027). Kadın hekimlerin doğru cevap ortalaması erkek hekimlere göre yüksek bulunmuştur (p=0,03). HPV aşıları ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %71,7 olarak bulunmuş olup 35 yaşın altındaki hekimlerin, 10 yılın altında hekimlik yapanların, 5 yıl ve altında aile hekimliği yapanların, hastalarına aşıyı önerenlerin doğru cevap sayılarının arttığı görülmüştür (sırayla p=0,001, p<0,001, p=0,03). Aşıyı öneren aile hekimlerinin önermeyen aile hekimlerine göre HPV aşısı ile ilgili bölüme verdiği doğru cevap sayı ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür (p=0,044). HPV aşısı olan %1,7 aile hekimi olup hepsi kadındır. Aile hekimlerinin %17,4'ü aşı ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu söylemiş,%83,9'u aşının rutin programa alınmasını istemiş, %68,3'ü aşıyı önermiştir. Aile hekimlerinin en sık HPV aşısını önermeme nedeni %79,5 ile aşının Sağlık Bakanlığı ulusal bağışıklama programında olmaması ve %63 ile aşının maliyeti olarak saptanmıştır. Bunları takip eden en önemli neden %53,4 ile aile hekimlerinin kendilerini aşı ile ilgili yeterli bilgi ve tecrübeye sahip görmemesidir. Sonuç: Aşılama oranlarının artmasında en önemli faktörlerden biri olarak hekim önerileri bulunmaktadır. Ülkemizde birincil koruma kapsamında olan aşılama hizmetleri birinci basamak sağlık hizmetleri kapsamında aile hekimleri tarafından verilmektedir. Aşı önermeyi etkileyen en önemli faktörler aşının rutin programda olmaması, aşının maliyeti ve aile hekimlerinin bilgi ve tecrübe eksikliğidir. Aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi eksikliklerinin giderilmesi için hizmet içi eğitimler verilmeli aşının rutin aşılama programına girmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi; Human Papilloma Virüs; HPV Aşıları; Tutum

Aile sağlığı merkeziBilgi düzeyiDavranış+5
Merve Doğan Uygun
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde farklı branş hekimlerinin kardiyopulmoner resüsitasyona yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Amaç: COVID-19 tanısı veya şüphesi olan hastadaki kardiyopulmoner resüsitasyonda, aerosol üreten işlemler için bulaşı azaltmak üzere öneriler içeren kılavuzlar hazırlanmıştır. Çalışmamız bir anket çalışması olup, COVID-19 pandemi sürecinde aktif görev yapıp, KPR uygulamış olan hekimlerin bu önerilere uyum oranlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza COVID-19 pandemisinde aktif görev yapmış mavi kod hekimleri ile ameliyathane, servis ve yoğun bakım ünitelerinde görev alıp KPR uygulamış olan hekimler dahil edilmiştir. COVID-19 tanısı veya şüphesi olan hastalarda KPR uygulaması ile ilgili olarak güncellenen kılavuzlardaki öneriler dikkate alınarak bir anket formu hazırlanmıştır. Bu form, 1 Şubat 2021 ve 31 Aralık 2021 tarihleri arasında katılımcılara çevirim içi olarak, branş dernekleri aracılığıyla ulaştırılmıştır. Katılımcılar, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Acil Tıp ve İç Hastalıkları branşlarının ayrıca karşılaştırılması için 3 ayrı branş ve diğer branşlar olmak üzere gruplandırılmıştır. Kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanımı açısından yapılan değerlendirmelerde, tüm önlemler ayrı ayrı ele alındığı gibi, kılavuzlarda aerosol üreten işlemlerde giyilmesi gereken minimum KKE'ler (eldiven, uzun kollu önlük, N95/N99 maske, yüz/göz koruyucu) 'majör koruyucu önlemler' olarak gruplanmış ve ayrıca değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 489 kişi katılmıştır. KKE kullanmaksızın KPR uygulama oranı %34.8 bulunmuş olup, oranın Acil Tıp branşında en yüksek olduğu (%61.4) izlenmiştir (p<0.001). Bununla birlikte, >10 kez KPR uygulamış olanlarda KKE giymeme oranının daha yüksek olduğu (p=0.016) görülmekle birlikte, FFP3 N99 maske ve bone kullanımının yine bu grupta daha yüksek olduğu (p=0.026 ve p=0.012) görülmüştür. Majör koruyucu önlemlere uyma oranının ise %44.9 olduğu, tüm branşlarda benzer olmak üzere %50'nin altında kaldığı izlenmiştir. KKE kullanımının göğüs kompresyonlarını zorlaştırdığı tüm branşlarda yüksek oranda bildirilirken, bu zorluğu tanımlayan kişi sayısının Acil Tıp branşında, Anesteziyoloji ve Reanimasyon branşına göre anlamlı şekilde daha az olduğu izlenmiştir (0.016). COVID-19 sürecindeki KPR uygulamalarına yönelik eğitim almış olma oranı %47.4 olduğu ve bu eğitimin en fazla 'meslek derneklerinin dokümanları' ile alındığı (%56.5) gözlenmiştir. Sonuç: COVID-19 tanısı veya şüphesi olan hastalarda KPR uygulamasında bulaşı azaltmak üzere yapılan önerilere uyum oranının %50'nin altında kaldığı gözlenmiştir. Katılımcıların aldıkları eğitimi, çoğunlukla 'meslek derneklerinin dokümanlarını' kullanarak gönüllülük esasına bağlı aldıkları gözlenmiştir. Güncellenen önerilerin hayata geçirilebilmesinde etkinliği en yüksek olan yüz-yüze eğitimin pandemi sürecinde kısıtlanması ve eğitimlerin sıklıkla gönüllülük esasına bırakılmış olmasının uyumu olumsuz yönde etkilemiş olabileceği sonucuna varılmıştır.

AnketlerC reaktif proteinCOVID 19+5
Ümitcan Ünver
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakımda çalışan anestezyoloji ve reanimasyon anabilim dalı araştırma görevlilerinin , aile görüşmelerinde kötü haber verme konusundaki yetkinliklerinin değerlendirilmesi

Kötü haber verme sürecinde en önemli konu; hekim ve hasta veya hasta yakını arasında olan iletişimdir. Yoğun bakım üniteleri; yaşam sonu süreçleri ve ölümle ilgili tartışmaların sıklıkla yapıldığı ve kötü haberlerin verildiği hastane ortamlarıdır. Bu çalışmanın amacı; yoğun bakımda çalışan Anesteziyoloji ve Reanimasyon anabilim dalı araştırma görevlilerinin, aile görüşmelerinde kötü haber verme konusundaki yetkinliklerinin değerlendirilmesi amacı ile geliştirilmiş komplikasyon ve ölüm bildirilmesine yönelik bir değerlendirme ölçeğinin Türkce geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasının yapılmasıdır. Çalışma için etik kurul onayı Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 05.04.2023 tarihinde alınmıştır. (Kayıt no:GO23/111). Çalışma 06.04.2023-06.05.2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalındaki çalışmakta olan araştırma görevlilerinin katılımı ile gerçekleştirlmiştir. Onam alındıktan sonra katılımcılar yazı-tura atılarak iki senaryo grubundan birine (sanal aile görüşmesi) rastgele atandılar. Odalarda bilgi veren hekim ve oyuncu karşılıklı şekilde oturdu. Oda duvarına sabitlenen kamera sistemi tarafından görüşmeler kayıt altına alındı. Görüşmeler; hem görüşmeye katılan oyuncu tarafından hem de kamera kayıtları üzerinden 4 farklı profesyonel değerlendirici (bir yoğun bakım uzmanı, bir anesteziyolog, bir sosyal psikolog ve bir psikiyatrist) tarafından puanlandırıldı. Çalışmamıza 52 araştırma görevlisi dahil edildi. Katılımcılardan 21 kişi erkek, 31 kişi ise kadın idi. Katılımcılardan 27 (%51.9) kişi komplikasyon bilgilendirmesi, 25 (%48.1) kişi ise ölüm bilgilendirmesi yaptı. Katılımcılardan 18 (%34.6) kişi daha önce kötü haber verme üzerine eğitim almışken, 34 (%65.4) katılımcı bu konuda daha önce eğitim almamıştı. 44 (%84.6) katılımcı daha önce ölüm bilgilendirmesi yapmış olup, 8 (%15.4) katılımcı daha önce ölüm bilgilendirmesi yapmamıştı. 33 (%63.5) katılımcı daha önce komplikasyon bilgilendirmesi yapmış, geri kalan 19 (%36.5) katılımcı daha önce komplikasyon bilgilendirmesi yapmamıştı. Çalışmamızda araştırma görevlisinin kendini değerlendirdiği öz değerlendirme anketinin her iki formun (komplikasyon ve ölüm bilgilendirmes) Cronbach's α değeri, 0.93 olarak tespit edildi. Çalışmamızda profesyonel değerlendiriciler tarafından değerlendirilen komplikasyon bilgilendirme formunun Cronbach's α değeri 0.81, ölüm bilgilendirme formunun Cronbach's α 0.88 bulunmuş olup yüksek iç tutarlılığa sahip olduğu gösterilmiştir. Ayrıca değerlendirme formları arasında yapılan istatistik sonucuna göre, hem komplikasyon bilgilendirmesi formu, hem de ölüm bilgilendirmesi formu ile Tıp Eğitimi ve Bilişim Ana bilim Dalı iletişim becerisi değerlendirme rehberi arasında korelasyon olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak; çalışmamızda Türkce geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasını yaptığımız "HASTA YAKININA KÖTÜ HABER VERME- KOMPLİKASYON BİLGİLENDİRMESİ" ve "HASTA YAKININA KÖTÜ HABER VERME- ÖLÜM BİLGİLENDİRMESİ" ölçekleri güvenilir olup yapılandırılmış klinik sınavlarda kullanılabilir. Kötü haber verme bilgilendirmesi eğitimi ve iletişimin kalitesinin ölçümü Anesteziyoloji ve Reanimasyon araştırma görevlilerinin eğitim programlarına dahil edilmelidir.

Yoğun bakım üniteleriYoğun bakımAnestezi ve analjezi+6
Nıyaz Kamılov
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık kurumlarında alturistik liderliğin hekim hemşire işbirliği ve lider-üye etkileşimi üzerindeki etkileri

Alturizm, kişinin ödül beklentisi olmadan bir başkasına yardım etme davranışıdır. Alturistik liderlik, astlarının ihtiyaçlarına odaklanan ve astlarına yardımcı olmak için kişisel çıkarlarından fedakârlıkta bulunmayı göze alan liderlik biçimini ifade etmektedir. Doğaları gereği alturistik davranışların sürekli sergilendiği sağlık kurumlarında insan odaklı liderlik türlerinin çeşitli değişkenler üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu ifade edilmektedir. Bu değişkenlerden birisi ortak saygı ve güvene dayalı hekim hemşire iş birliği kavramı; diğeri ise lider ile üye arasındaki karşılıklı etkileşimi konu alan olan lider üye etkileşimidir. Alturistik liderliğin, özünde benzer kavramları barındırması nedeniyle, hekim hemşire iş birliği ve lider üye etkileşimi üzerinde pozitif etkiye sahip olacağı düşünülmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen tez çalışmasının amaçları, hekim ve hemşirelerin alturistik liderlik algıları, hekim hemşire iş birliğine eğilimleri ve lider üye etkileşimi düzeylerinin belirlenmesi; söz konusu değişkenlere ilişkin algıların katılımcıların bireysel özellikleri açısından farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi; hekim ve hemşirelerin alturistik liderlik algılarının hekim hemşire iş birliğine olan eğilimleri ve lider üye etkileşimi düzeyleri üzerinde etkisinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Bu kapsamda Ankara'da faaliyet gösteren bir vakıf üniversitesine bağlı eğitim araştırma hastanesinde görev yapmakta olan toplam 192 hekim ve hemşireden elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda katılımcıların alturistik liderlik algıları ve lider üye etkileşimi düzeyleri orta seviyenin üzerinde; hekim hemşire iş birliğine yatkınlıkları ise yüksek düzeyde bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların alturistik liderlik ve alt boyutları, hekim hemşire iş birliği ve alt boyutları, lider üye etkileşimi ve alt boyutlarına dair ortalamalarının bireysel özelliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Regresyon analizlerinden elde edilen bulgulara göre ise alturistik liderlik alt boyutlarının hekim hemşire iş birliği ve alt boyutları ile lider üye etkileşimi ve alt boyutları üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulgularından elde edilen sonuçlar doğrultusunda hekim hemşire iş birliği ve lider üye etkileşimi düzeylerini artırma amacında olan sağlık yöneticilerine alturistik liderlik davranışları sergilemeleri önerilmektedir.

AlturizmDoktor-hemşire iş birliğiDoktorlar+6
Ecenur Aydemir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İntörn hekimlerin tükenmişlik durumları, akademik başarıları, eğitim ortamı algıları ve öğrenme yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin (BEUNTF) intörn öğrencilerinde tükenmişlik durumu ile sosyodemografik özellikler arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Çalışma tek merkezli, kesitsel, tanımlayıcı tipte olup 01 Ocak 2022 ile 31 Mart 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Öğrencilerde akademik tükenmişliği değerlendirmek için Maslach Tükenmişlik Envanteri-Öğrenci Formu (MTE-ÖF), öğrenme yaklaşımları ve çalışma becerilerini değerlendirmek için Öğrenme Yaklaşımları ve Çalışma Becerileri Değerlendirme Ölçeği (ASSIST), eğitim ortamı ile ilgili algılarını değerlendirmek için Dundee Mevcut Eğitim Ortamı Değerlendirme Ölçeği Türkçe Formu (DREEM-TR) kullanılmıştır. Ölçekler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek doldurtulmuştur. Gruplar arası karşılaştırmalarda uygun istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. p değeri 0,05'in altında bulunduğunda gruplar arası farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu kabul edilmiştir. Eğitim gören 160 tane intörn öğrenciden 99 tanesi (%61.8) anketleri doldurmuştur. Çalışmamızda, erkek katılımcıların kadınlara göre daha duyarsızlaşmış oldukları görülmüştür. Buna karşın tükenmişlik ve başarısızlık hisleri bakımından kadın ve erkekler birbirlerinden ayrışmamışlardır. Akademik not ortalaması 3.3'ün altında olan katılımcılar MTE-ÖF'nun her üç alt başlığından daha olumsuz puanlar almışlardır. Okulda aldığı eğitimden memnun olmayan katılımcıların daha tükenmiş, daha duyarsız ve daha başarısız hissettikleri görülmüştür. DREEM-TR'ne göre öğretimle, eğitici ile ve öğrenme iklimi ile ilgili algı olumlu yönde bulunmuştur. Çalışmamızda, stratejik öğrenme yaklaşımını tercih eden öğrenciler daha az tükenmişlerdir. DREEM-TR toplam puan ortalaması düştükçe MTE-ÖF alt başlık puanları da düşmektedir. Araştırmanın bulguları alanyazınla uyumlu olarak katılımcıların akademik tükenmişlik düzeyleri ile eğitim ortamı algıları ve öğrenme yaklaşımlarının birbiri ile bağlantılı olduğunu göstermiştir.

Akademik başarıDoktorlarEğitim ortamı+7
Nalan Aktunç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tıpta uzmanlık eğitimini sürdüren hekimlerin impostor fenomeni açısından özeliklerinin ve tıp alanında akademik öz-yeterlik düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi

Mevcut çalışma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapmakta olan araştırma görevlilerinin İmpostor Fenomeni seviyelerini ve akademik öz-yeterlik algısı seviyelerini araştırmayı ve bu iki kavram arasındaki olası ilişkiyi ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışmaya katılan 261 gönüllünün %51'i erkekti. Çalışma grubunun ortanca akademik öz-yeterlik skoru (MASS) 67, ortanca Clance İmpostor Fenomeni Skalası (CIPS) skoru 54 idi. Çalışma grubunun yaş, cinsiyet, hekimlik mesleğinde tamamladıkları süre gibi değişkenler ile İmpostor seviyeleri ve akademik öz-yeterlik seviyeleri arasında herhangi anlamlı ilişki tespit edilmedi. Çalışmaya katılan uzmanlık öğrencilerinin görev aldıkları ana bilim dallarında tamamladıkları süreye göre 5 gruba ayrıldı. Görev alınan ana bilim dalında tamamlanan süre ile CIPS skoru arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi (p< 0,001). Post hoc analizde istatistiksel açıdan farklılığı 0-12 ay grubunun oluşturduğu tespit edildi. Ana bilim dalında tamamlanan süre ile CIPS skorları arasında yapılan korelasyon analizinde negatif yönlü orta düzeyde ilişki tespit edildi (R= - 432, p<0,001). Görev alınan ana bilim dalında tamamlanan süre ile MASS skoru arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi (p< 0,001). Yapılan post hoc analiz sonucunda 0-12 ay grubunda MASS skorlarının diğer gruplara göre anlamlı düzeyde düşük çıktığı tespit edildi. Ana bilim dallarında görev yaptıkları süre ile MASS skorları arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki tespit edildi (R=0,503 p<0,001). Katılımcıların MASS skorları bağımlı değişken; CIPS skorları, görev aldıkları ana bilim dalında tamamladıkları süre ve hekimlik mesleğinde tamamladıkları süre bağımsız değişken olarak kabul edilerek kurulan çoklu doğrusal regresyon analizinde orta düzeyde anlamlı ilişki tespit edildi (düzeltilmiş R2=0,585 p=<0,001). Oluşturulan denklemde CIPS skoru için standardize edilmiş B= -0,668, p<0.001; ana bilim dalında tamamlanan süre için standardize edilmiş B= 0,213, p<0.001 olarak bulundu. Akademik öz-yeterliğin İmpostor duygusu ile ilişkili olduğu sonucuna varıldı. Bu bulgu, İmpostor yoğunluğu yüksek olan araştırma görevlilerinin tıp alanında akademik olarak yeterlikleri gerçekleştirebileceklerine dair inançlarının düşük olduğunun göstergesidir. Akademik öz-yeterlik performansın önemli bir yordayıcısıdır. Bu ilişki bireyin uzun vadeli başarısıyla ilgili bir problemi ortaya koymaktadır. Erken dönemde İmpostor duyguları ile tanışıp bu duyguları sık olarak hisseden bireyin refahı ve gelecek başarısı ciddi anlamda zarara uğrayabilir. Öz-yeterliği düşük olan bireyin öğretim etkinliği, araştırma üretkenliği ve hasta yönetim başarısı etkilenebilir. Bu bağlamda kişisel ve dolaylı deneyimlerin özellikle mezuniyet sonrası eğitimin başlarında olumlu yönde pekiştirilmesi, bireyin kademeli olarak öğrenmesini ve öğrenmeden keyif almasını ve bireyin öz-yeterlik algısının artmasını sağlayacaktır. Öz-yeterlik algısının artışı ise İmpostor duygusunun azalmasına ve başarıyı içselleştirebilen, CanMeds'in hedeflediği hekim profiline uygun bireylerin yetişmesine katkı sağlayacaktır.

Akademik başarıAraştırma görevlileriDoktorlar+7
Ali Batur
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara'daki Tıpta uzmanlık öğrencilerinin nomofobi düzeyinin yaşam kalitesine etkisi

Ankara'daki Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinin Nomofobi Düzeyinin Yaşam Kalitesine Etkisi. Bu çalışmanın amacı farklı hastanelerde çalışan tıpta uzmanlık öğrencilerinde nomofobi düzeyinin belirlenmesi ve nomofobi düzeyinin tıpta uzmanlık öğrencilerinin yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışma, 2022 yılında Ankara'da aktif olarak tıpta uzmanlık eğitimine devam eden 424 öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler, 21 sorudan oluşan sosyodemografik ve mesleki özellikler, 20 sorudan oluşan Nomofobi Ölçeği (NMFÖ) ve 27 sorudan oluşan Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form Ölçeğini (WHOQOL-BREF) içeren form kullanılarak, 20.04.2022 ile 01.11.2022 tarihleri arasında çevrimiçi olarak toplanmıştır. Uzmanlık öğrencilerinin ankete ulaşabilmesi için sosyal medya platformları üzerinden anket linki paylaşılmış ve çalıştıkları kurumlar ziyaret edilip, basılı olarak hazırlanan anket linki için türetilen karekod dağıtılmıştır. Çalışmaya katılan 424 araştırma görevlisinin 261'i (%61,6) kadın iken yaş ortalaması 27,9±2,6 yıldır. Asistanların %68,6'sı üniversite hastanesinde görev yapmakta, çoğunluğu (%82,8) dahili tıp bilimlerindedir. Araştırma görevlilerinin üçte ikisinden fazlasında 10 yıldan daha uzun süredir akıllı telefon kullanımı ve günlük 3 saatten fazla akıllı telefon kullanımı mevcut iken, %90'a yakını günlük 1 saate kadar telefon ile konuşmaktadır. Asistanların 117'sinde (%27,6) hafif düzeyde, 221'inde (%52,1) orta düzeyde, 86'sında (%20,3) aşırı düzeyde nomofobi olduğu saptanmıştır. Uzmanlık öğrencilerinin asistanlıkta geçirdikleri süre azaldıkça, günlük telefon kullanım süresi arttıkça orta ve aşırı düzeyde nomofobi riskleri artmaktadır. Ayrıca, orta ve aşırı düzeyde nomofobisi olanların yaşam kalitesi düzeyleri, hafif düzeyde nomofobisi olanlara göre daha düşük seviyededir. WHOQOL-BREF-TR ölçeğinin alt boyutlarına bakıldığında, erkeklerin ruhsal alan, sosyal alan ve çevresel alan yaşam kalitesi düzeyleri kadınlara göre; evlilerin sosyal alan yaşam kalitesi bekarlara göre daha yüksektir. Ayrıca, evde eş ve/veya çocukları ile yaşayanların sosyal alan yaşam kalitesi düzeyleri tek başına yaşayanlara, anne ve/veya baba ile yaşayanlara ve diğer kişilerle yaşayanlara göre daha yüksektir. Son olarak, aylık hane halkı geliri 30000 TL üzerinde olanların çevresel alan yaşam kalitesi düzeyi hane halkı geliri daha aşağıda olan tüm gelir gruplarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, asistan hekimlerde aşırı cep telefonu kullanımı nomofobi şiddetini arttırdığı ve nomofobi düzeyi ile yaşam kalitesi arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, gerek toplum sağlığı bakımından gerek sağlıklı yaşam açısından topluma rol model olma ve gerekse de kendi yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi açısından hekimlerin nomofobiden korunması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: tıp asistanlığı, cep telefonu, akıllı telefon, nomofobi, yaşam kalitesi.

AnkaraDoktorlarNomofobi+3
İbrahim Öztek
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hekimlik sözleşmesi ve hekimin sözleşmeden doğan sorumluluğu

Hekimlik sözleşmesi, serbest/bağımsız çalışan hekim ile hasta arasında kurulan, hekimin bir ücret karşılığında hastanın hastalığının tedavisi için bütün tıbbi yöntemler arasında rahatsızlığın niteliğine en uygununu seçip uygulamayı taahhüt ettiği bir özel hukuk sözleşmesidir. Hekimin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerinin başında hastalığın teşhisi, tedavisi ve bakımı gelmektedir. Hekim, üstlendiği bu yükümlülükleri azami özeni göstererek yerine getirmelidir. Hekimin söz konusu bu yükümlülüklerinin dışında özenle yerine getirmesi gereken daha birçok yükümlülüğü bulunmaktadır. Hekim, sözleşmeden kaynaklanan bu yükümlülüklere aykırı hareket ederek bir zarara neden olduğunda, sorumluluğu söz konusu olmaktadır. Hekimlik sözleşmesinin karşı tarafını oluşturan hasta ise, hekimin neden olduğu maddi ve manevi zararlarının giderilmesini talep etme hakkına sahiptir. Hasta; uğradığı zararları, hukuka aykırılığı ve illiyet bağının varlığını ispat etmekte yükümlüdür. Bunun karşılığında kusurunun bulunmadığının ispatı hekim tarafından yapılmalıdır. Hastanın uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini ise, hekimler için mâli sorumluluk sigortasının zorunlu hale getirilmesiyle birlikte, sigortacı tarafından yapılmaktadır.

DoktorlarHekimlerHukuki sorumluluk+6
Fatma Begüm Yeşiller
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hekimlerin tıbbi hata algı ve tutumları ile malpraktis korkuları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Tıbbi hata yaygın ve önemli bir sağlık sorunudur. Hekimler tıbbi hata iddiası ile şikâyet veya dava edilebilmektedir. Bu durum hekimlerde tutum ve davranış değişikliğine yol açan malpraktis korkusu ile sonuçlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hekimlerin tıbbi hata algı ve tutumları ile malpraktis korkuları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Ayrıca çalışmanın diğer bir amacı ise tıbbi hata algıları, tıbbi hata tutumları ve malpraktis korkularının hekimlerin malpraktis tecrübeleri ve sosyodemografik özelliklerinden etkilenip etkilenmediğini değerlendirmektir. Araştırma bir kamu hastanesinde görev yapan 248 hekim üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler anket formu ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 23 ve AMOS istatistiksel yazılımları ile yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde ölçüm araçlarının yapı geçerliliği için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri uygulanmıştır. Hipotez analizleri için parametrik ve non-parametrik testlerin yanı sıra yapısal regresyon analizi kullanılmıştır. Analiz bulgularında hekimlerin malpraktis korkuları yüksek seviyede tespit edilmiştir. Hekimlerin malpraktise yönelik olumsuz tecrübelerinin ve tıbbi hata algılarının hekimlerin malpraktis korkularını pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Hekimlerin tıbbi hata tutumlarının olumlu seviyede tespit edilmesine rağmen, davranışa dönüşmediği görülmüştür. Ayrıca hekimlerin tıbbi hata ve malpraktise yönelik bilgi seviyelerinin düşük seviyede olduğu ve hekimlerin çoğunluğunun tıbbi hata raporlamayı bilmediği tespit edilmiştir. Gereksiz malpraktis dava ve şikâyetlerini önlemek için, yapılacak tıbbi işlemlerin doğasındaki riskler hakkında hastalar yeterince bilgilendirilmelidir. Hekimler tarafından tıbbi hata oluşumuna etkili olduğu değerlendirilen çalışma şartlarına yönelik iyileştirmeler yapılmalıdır.

HataHekimlerKorku+3
Uğur Uğrak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankara İlinde üniversite hastanelerinde, acil tıp alanında çalışan hekimlerin, kadına yönelik şiddet olgularının yönetimine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının tıp etiği açısından değerlendirilmesi

Bu doktora tez çalışması, acil tıp alanında çalışan hekimlerin kadına yönelik şiddet olgu yönetimlerine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarını tıp etiği açısından değerlendirmek ve araştırma sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda acil servislerde şiddet olgu yönetimine katkı sunacak pratik bilgiler ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada niteliksel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara ilinde acil tıp uzmanlık eğitimi veren yedi üniversite hastanesinin Acil Tıp Anabilim Dallarında çalışan hekimler oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 35 hekim katılmıştır. Her bir hekimle birebir derinlemesine görüşme yapılmış ve yapılan görüşmelerin sesli kaydı alınmıştır. Ayrıca görüşme yapılan hekimlerin çalıştığı acil servislerde günün belirlenen saatlerinde belirlenen başlıklara uygun olarak gözlem yapılmış ve gözlem notları tutulmuştur. Elde edilen veriler çözümlenmiş ve analiz edilmiştir. Verilerin analizleri sonucunda hekimlerin bilgi, tutum ve uygulamalarına yönelik bağlam, tema ve alt temalardan oluşan bulgular elde edilmiştir. Verilerin yorumlanması sonucunda acil tıp alanında kadına yönelik şiddet olgu yönetimi sürecinde tıp etiğini temel alan özel yaklaşımların gerekliliği ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, araştırma bulguları ve ulusal/uluslararası literatür ışığında acil tıp alanında "tıp etiği açısından" ve "tıbbi açıdan" kadına yönelik şiddet olgu yönetim modeli önerilmiştir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnkara+7
Arif Hüdai Köken
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İşyeri hekimleri derneği üyelerinin çalışma koşulları ve iş stresi düzeyi

İş Yeri Hekimleri Derneği üyelerinin bazı sosyo-demografik özelliklerinin, çalışma koşullarının, iş stresi ve iş güvencesizliği düzeylerinin saptanması amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte olan çalışmanın verileri elektronik anket yöntemi ile Eylül-Kasım 2017 tarihleri arasında toplanmıştır. Dernek üyesi 445 hekimden 92 si (%20,6) araştırma grubunu oluşturmuştur. İsveç İş Yükü-Kontrol-Destek Ölçeği ile İş Güvencesizliği Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 22.0 paket istatistik programı ile yapılmıştır. Araştırma grubunun %72,8'i erkektir, yaş ortalaması 49,03±8,66 yıl, 24,4±0,853 yıl önce tıp fakültesinden mezun olmuşlardır, 12,05±0,84 yıldır iş yeri hekimliği yapmaktadırlar, günde ortalama 7,15±2,43 saat çalışmaktadırlar, %36,9'u OSGB bünyesinde çalışmaktadır, %62,6 'sı aldıkları ücreti yeterli bulmamaktadır. Çoğunluğu (%71,4), iş yeri hekimliği sertifika eğitiminin, sahada çalışırken ihtiyaç duyulan bilgi ve becerileri edindirme yönünden yeterli olmadığını belirtmiştir. İş yeri hekimliği nedeni ile maruz kaldukları etkenler arasında ilk üç sırada psikososyal etkenler (%18,4), gürültü (%16,2), toz (%13,4) bulunmaktadır, %10,'3 ü iş kazası geçirdiğini belirtmiştir. Sadece %14,9'u görevlerini yerine getirmede, %16,1'i yetkilerini kullanmada ve sorumluluklarını yerine getirmede güçlük/sorun yaşamadığını belirtmiştir. İsveç İş Yükü Kontrol Destek Ölçeği puan ortalamaları ve ortanca değerleri, iş yükü (2,62±0,53, 2,69), iş kontrolü (3,06±0,42, 3,08), beceri kullanımı (2,88±0,52, 2,94); sosyal destek (3,03±0,72, 3,09), iş stresi (2,92±0,56, 3,04) olarak saptanmıştır. Toplam iş stresi puanı ortalamaları, 1990 ve daha öncesi mezun olanlarda (p=0,011), 2000 önce işyeri hekimliği yapmaya başlayanlarda (p=0,018), yıllık iznini tamamını kullananlarda (p=0,033), son bir yıl içinde sağlık nedenli işe devamsızlık yapmayan katılımcılarda (p=0,016), iş güvenliği uzmanı ile uyumlu çalışan katılımcılarda (p=0,000) diğerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir. İş güvencesizliği algısı ölçeği puanlarının ortanca değeri; niceliksel 2,28, niteliksel 2,38, toplam 2,33 dür. Toplam iş güvencesizliği değerlerinde, araştırmada kullanılan tanımlayan değişkenlerin hiç biri ile istatistiksel düzeyde anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Araştırma grubunu sadece İşyeri Hekimliği Üyelerinin oluşturması, katılım düzeyinin düşük olması araştırmanın en önemli sınırlılıklarıdır, sonuçlar genellenemez. İş yeri hekimlerinin ücret konuları da dahil olmak üzere özlük haklarını düzenleyecek ve koruyacak standart sözleşmelerin oluşturulması, ekip çalışması ile iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin etkinliğinin artırılması, psikososyal etkenler gibi çalışma koşullarının düzenlenmesi amacı ile çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmalar Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve ilgili meslek kuruluşları ile birlikte sürdürülmelidir.

Dernek üyeliğiDerneklerDoktorlar+4
Necla Barkın
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık iletişimi: Kanser hastaları ile hekim ilişkisi

Sağlık iletişimi, hasta, hekim, sağlık çalışanı, sağlık kuruluşu ve bu süreci kapsayan, sınırlandırılması mümkün olmayan bir kavramdır. Günümüzde hasta ve hekim ilişkisinin önemi gittikçe artmaktadır. Hasta, hekimi ile kurduğu iletişimden memnun olduğunda, kendini tedaviye daha rahat açabilmektedir. Sağlıklı iletişim, hastanın sağlığında önemli rol oynamaktadır. Hekimin hastayı muayene ederken, tıbbi terminolojisi ile iletişim kurması dahi hastanın iletişimde zorluklar yaşamasına sebep olabilmektedir. Hekim açısından değerlendirildiğinde, hastasına yeteri kadar zaman ayıramaması dahilinde iletişimin kısıtlanması açısından sebebiyet vermektedir. Hastanın, tedavisi hakkında hekimi tarafından yeteri kadar bilgiye sahip olması gerekmektedir. Hasta, tedavisi hakkında yeteri kadar bilgiye sahip olmadığında, sosyal mecralardan veya başka yollardan hastalığı ile ilgili yanlış bilgiler edinebilmektedir. Bu durum hastanın sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Hasta ve hastalık kavramlarında, hasta hakları kavramı ortaya çıkmaktadır. Hasta hakları kavramı, hem hastanın haklarını, hem de hekimi koruma altına almaktadır. Hasta hakları kavramı, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Hekim tarafından, hastaya yapılan tedavi ile birlikte aralarında bir iş birliği doğmaktadır. Hasta ve Hekim arasında oluşan bu iş birliği, hastanın tedavisinde iyileşme sağlamayı amaçlamaktadır. Hekim, hastaya uyguladığı müdahaleler esnasında, tedavi hakkında gerekli bilgilendirmeleri yaparak, hasta hakları ve hasta rızası kapsamında, hastanın rızasını almaktadır. Hasta, kendi tedavisi ile ilgili karar verme ve tedaviden çekilme haklarına yasal açıdan sahiptir. Hekim ve hasta ilişkisinde, etkin ve sağlıklı iletişimin oluşabilmesi, hekimin hastayı dinleyebilmesi, hastanın hekime güvenmesi ve hekimin empati yeteneğini geliştirebilmesi ile birlikte sağlanabilmektedir. Empati, hekimlerin hastaya karşı kullanması gereken ve iletişimde pozitif bildirimler sağlayan bir kavramdır. Hasta ve hekim arasındaki ilişkide, hekim tarafından, hastaya onun dünyasından baktığı anlamını veren ve aralarındaki iletişimde önem arz eden bir kavramdır. Hastasına karşı, empati uygulayabilen bir hekim, hastayı tamamen algılayabildiğinden, hasta ile iletişimde başarılı olmaktadır. Hekimin hastayı dinlemesi ise, hastayla karşılaştığı andan itibaren, hastanın söylediklerini bütünüyle algılayabilmesi ile mümkün olabilmektedir. Bu çalışma sonuç olarak, hasta ve hekim ilişkisindeki olması gereken iletişimi ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: sağlık iletişimi, hasta hekim ilişkisi, sağlıklı iletişim, hekim ve hasta iletişimi

Doktor-hasta ilişkileriDoktorlarHastalar+6
İlknur Deren Korkmaz
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık sektöründe kişisel markalaşma: Tercih edilen doktorun markalaşmasının hastane tercihine etkisi

İlk insanın oluşumundan günümüze kadar geçen süre içerisinde sağlık ve marka kavramları, birbirleriyle fazla ilişkili olmasa da kendi içlerinde oldukça büyük öneme sahip ve etkinliğini kaybetmeyen kavramlar halini almıştır. Bununla birlikte son yüzyıl içerisinde teknolojinin gelişmesi, devletlerin sosyal devlet çerçevesinde sağlık harcamalarını arttırmaları, sağlık eğitimine verilen önemin fark edilmesi ve bunu geliştiren uygulamaların hayata konması, reklamcılık, marka ve kişisel markalaşma faaliyetlerinin artışıyla birlikte hastane sahipleri ve doktorların bu faaliyetleri kullanarak daha optimal tüketicilere yönelmesi sağlıkta kişisel markalaşma kavramını ortaya çıkarmıştır. Ülkemizde 2003 tarihinde hayata geçirilen "Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP)" çerçevesinde özel hastanelerin sayılarında yaşanan artış, ayrıca kamu hastanelerinde kalite gelişimi için yapılan çalışmalar, markalaşma ve kişisel markalama kavramlarıyla kombine edildiği zaman 13 yıl içerisinde önemli gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Buna rağmen ülkemizde nüfus artış hızına paralel doktor sayısında yeteri kadar artış sağlanamamıştır. Hastalıklarda yaşanan artış, kamu hastanelerinde oluşan kalabalık neticesinde vatandaşların daha hızlı ve efektif hizmet alma istekleri, doktorların son dönemde gerek televizyonlardan gerekse internet yoluyla mesleki deneyimlerini göstermeleri, ülkemiz doktorlarının teknolojik gelişmeleri daha hızlı takip etmeleri ve neticesinde başarılı işlemler uygulamaları ile alanlarında dünyaca ünlü olmaları sebebiyle sağlıkta kişisel markalaşma kavramı önemini her geçen gün artırmakta ve yapılan yeni çalışmalarda bu kavramın ışığında ilerlemektedir.

Doktor tercihiDoktorlarHastaneler+6
Mehmet Ayaz
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00

Related subjects