Property
98 theses under this subject heading
21. yüzyılda Kıbrıs vakıflar ve mülkiyet meselesi
Kıbrıs stratejik coğrafyasıyla tarihi boyunca ilgi odağı olmuştur. Bu çerçevede, 1950'ler sonrası adada Türkler ve Rumlar arasında yaşanan sorun ise o dönemden bu yana dünya siyasetinin gündeminde çözülememiş bir sorun olarak kalmıştır. Bu çalışmada, Kıbrıs sorunu tarafları, tüm yönleri ve tarihi arka planı ile incelenerek, tarafların adaya yönelik talepleri ve meydana gelen uyuşmazlık noktaları tespit edilmiştir. Hiç şüphesiz ki Kıbrıs sorununun geçmişi bu yeşil adanın geleceğini de şekillendirmiştir. Konuyu Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin salt uyuşmazlığı olarak olayı nitelemek, soruna ait tüm perspektifi ortaya koymamak ve ihtilafı anlamamak manasına gelecektir. Bu sebepler ile adanın ilk egemenlerinden günümüze uzanan egemenlerin adaya katkıları, bunların ada halkı üzerinde tesirleri, adanın mülkiyet hususu ve nihayetinde gözlemlenen sonuçlar detaylı olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak, yarım yüzyıldan fazla zamandan bu yana devam eden bu uyuşmazlığın giderilebilmesi için başlatılan müzakere süreçleri, bu süreçlerde gelinen noktalar ile süreç değerlendirilerek çıkarımlar yapılmaya ve ihtilafın giderilmesine yönelik olarak sürece ışık tutulmaya çalışılmıştır
Hakkı olmayan yere tecavüz suçu
Hakkı olmayan yere tecavüz suçu kişilerin mülkiyet haklarını korumak amacıyla düzenlenmiş suç tiplerinden birisidir. Bu düzenleme mülkiyet hakkı ile alakalı tüm hususları korumasa da taşınmazlarla alakalı olarak genel düzenlemeler içermektedir. TCK'da malvarlığına karşı suçlar bölümünde yer alan bu suçla ilgili olarak suçun incelemesine geçmeden önce mülkiyet, zilyetlik kavramlarına ilişkin genel bilgileri birinci bölümde belirttik. Birinci bölümde bir de zilyetliği koruyan 3091 sayılı Kanun incelemesi ile 765 sayılı Kanun düzenlemelerine değindik. İkinci bölümde ise suç içeriğine geçerek tüm fıkraların suç incelemesini, suçun özel görünüş şekillerini, suçla alakalı özel düzenlemelerini, diğer suçlarla benzerliklerini, suçla ilgili Yüksek Yargı kararları ışığında uygulamadaki ve doktrindeki farklılıkları belirttik.
Fıkıhta fasid alışverişlerde mülkiyet
İslam fıkhının fürûatının usule yansımasından bazı ara kavramlar oluşmuştur. Hanefî fıkıh terminolojisinde ortaya çıkan fesad kavramı da bunların içerisindedir. Fesad hükmünün mülkiyet üzerindeki tesiri güncel birçok meselenin izahı konusunda önem arz etmektedir. Bu nedenle, çalışmamızda fâsid akitlerin mülkiyet üzerindeki etkilerini inceledik. Bu etkileri incelerken Hanefî mezhebini merkeze alarak, farklı açılardan analiz etmek suretiyle bu konuya bağlı mevzuların da zeminini tahkim etmeye çalıştık. Bu doğrultuda tezimiz; bir giriş, iki ana bölüm ve bir sonuçtan oluşmuştur. Giriş bölümünde tezimizin konusu, amacı ve önemi anlatılmıştır. Birinci bölümde Hanefî mezhebi ve diğer mezheplerin fâsid kavramı için tayin etmiş oldukları farklı anlamlara işaret edilmiştir. Zira Hanefîler bu kavrama daha ziyade sahih ile bâtıl arasında bir anlam alanı belirlerken cumhur bu kavramı doğrudan bâtılla özdeşleştirmiştir. Hanefîlerin böyle bir ara anlama müracat etmelerindeki en temel neden, bâtılın hem dünyevî hem de uhrevî olarak hükmü geçersiz kılmasına karşın fâsidin dünyevî hükümlerde geçerli olmasıdır. Bununla birlikte fâsid bir hükmün uhrevî sorumluluğundan kurtulabilmek için feshinin gerekli olduğunu da vurgulamışlardır. Yine bu bölümde bir ibadet veya muamelenin "fâsid" hükmüyle nitelenmesine sebep olan nehiy konusu izah edilmiş, nehyin fesada delaletiyle ilgili tartışmalara yer verilmiştir. Muâmelât alanında bir akdin özüne, ayrılmayan vasfına ve ayrılabilir/mücavir vasfına hüküm koyucu (şâri') tarafından yasak gelmesi durumunda nasıl bir etki gösterdiği, fıkıh mezhepleri tarafından ne şekilde değerlendirildiği açıklanmıştır. V Tezimizin ikinci bölümünde fâsid akdin mülkiyet intikaline sebep olup olmaması irdelenmiş, sahih akdin hükmü olan mülkiyet intikalinin yasak akitler için de geçerli olup olmadığı usul kuralları göz önünde bulundurularak tartışılmıştır. Fâsid satım akitleri sıhhat şartlarını taşımadığından dolayı mün'akid/geçerli sayılmaz. Mün'akid olmayan akitlerin de sahih olması düşünülemez. Bu sebeple önce satım akitlerinin in'ikad/geçerlilik ve sıhhat şartları ele alınmış, sonrasında da izahını yapmış olduğumuz sıhhat şartlarını taşımayan fâsid akitler açıklanmıştır. Fâsid akitler; hakkında örf oluşması sebebiyle sahihe dönüşebilmektedir. Ancak bütün örfler her fâsid akdi sahih hâle getirmez. Bu sebeple örfün etki edebildiği fâsid akitler açıklanmıştır. Bazı fâsid akitlerde toplumsal meşakkat oluşması sebebiyle sahih hâle gelebilmektedir. Bu bölümde fâsid akdin sahih hâle gelmesine etki eden meşakkat izah edilmiştir. Öte yandan devlet otoritesi tarafından onaylanan fâsid akitler de sahihe dönüşebilmektedir. Bu kısımla ilgili olarak günümüzde devlet otoritesi tarafından onaylanan fâsid akitlerin durumu açıklanmıştır. Son olarak, örf veya meşakkat vs. sebebiyle sahih hâle gelmemiş, fâsid olarak kalmış akitlerin mülkiyet değişimine sebep olup olmaması izah edilmiştir. Hanefî mezhebini merkeze almak suretiyle yaptığımız çalışmamızda konuyla ilgili fâsi d satım akitlerinin eşyanın özüne sahip olmaya/rakabe mülkiyetine sebep olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de kentleşme politikalarının mülk sahipliğine etkileri: Van'da Cumhuriyet Caddesi örneği (1957-2010)
İnsanlık tarihinde, kentler önemli bir yer tutmaktadır. Kent salt durağan bir olgu değil dinamik bir yapı olarak toplumu ekonomik, siyasal ve kültürel yönleriyle değişime zorlar. Bu değişim süreci, kentleşme olarak tanımlayabileceğimiz; fiziksel olarak kentsel mekân, toplumsal olarak insan ilişkileri şeklinde dışa yansır. Kent, aynı zamanda birey ve devlet arasındaki tarihsel gerilimde sergilenen bir sahne durumundadır. Özgür birey ya da hukuki dayanaklarıyla özgürleşmiş bireylerden oluşan toplumsal yapı, ancak ve sadece kentleşme sürecinde verdiği mücadelelerle oluşmuştur. Kentleşme, aynı zamda toplumsal ve politik mücadeleler içermektedir. Kentleşme, kentsel planlama, kentsel mekân, kentsel sermaye ve rant ilişkilerini barındırır. Van kenti, 1. Dünya savaşı öncesinden başlayarak demografik düzenlemelerle "Modern Ulus Devlet"in yeni ulus inşası için uygun hale getirilmiştir. Bu dönemde dışarıdan tahkim edilen Türk nüfus yeni Van kentinin oluşumunu ve toplumsal belleğini inşa etmiştir. Bu tez çalışması, devlet politikaları ve uygulamaları çerçevesinde kentsel ve toplumsal planlamanın nasıl gerçekleştirildiğini görmek için 1957-2010 tarihleri arasındaki Van Cumhuriyet Caddesindeki mülkiyetin yeniden sahiplendirilmesi başta olmak üzere kamu ve özel mülkiyetin el değiştirmesinin tarihsel ve sosyolojik sonuçlarını saptamayı amaçlamaktadır. Bir durum (örnek olay) çalışması olan araştırma, doküman (tarihsel rapor, belge ve planlamalar) ve arşiv kayıtlarını (Van Tapu Kadastro İl Müdürlüğü Verileri) inceleyerek iddia edilen durumlar arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışmıştır. Böylelikle, bu araştırmanın amacı; arşiv ve tarihsel kaynakları tarayarak elde edilen veriler ile Van kentinin geçirdiği tarihsel ve kentsel değişime, devletin örgütlü ve bilinçli planlama ve müdahalelerine, kentsel nüfus değişimine ve sermaye bağlamında mülkiyet sahiplendirmeye dikkat çekerek tartışmaktadır.
Üstün arza tabi olması kuralının istisnası olarak taşkın yapı
Roma hukukundan günümüze varlığını sürdüren bir ilke olan arazinin üzerinde bulunan şeylerin mülkiyetinin yine o araziye ait olması kuralına üstün arza tabi olması kuralı denir. Ancak bu kural mutlaklık taşımaz. Bazı istisnaları vardır. Bunlardan biri de taşkın yapıdır. Taşkın yapı, iki komşu taşınmazdan birinin diğerinin sınırlarını ihlal etmesi ve yapılan yapının taşması sonucu oluşur. Bu durumda kanun koyucu taşmanın bir hakka dayanıp dayanamaması, dayanmadığı takdirde ise bazı koşul ve şartlarda ne olacağına dair düzenleme yapmıştır. Bir hakka dayanılarak yapılan yapılar ana yapının bütünleyici parçası olur. Ancak arada bir irtifak hakkı yoksa bu durumda malik on beş günlük sürede itiraz etmemiş ve durum ve koşullar da haklı gösteriyorsa ve yapı maliki de iyi niyetli ise bir irtifak hakkı kurulmasını yahut taşan kısmın mülkiyetinin geçirilmesini talep edebilir. Fakat arada bir irtifak hakkı yoksa en nihayetinde taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının ihlali söz konusu olacaktır. Bu nedenle malikin de bu talepleri bertaraf etmesinin bazı yolları vardır. Malik taşkın yapı nedeni ile yapı malikine karşı el atmanın önlenmesi ve ya taşkın yapının kaldırılması ve ortada haksız işgalden kaynaklı bir zarar varsa ecrimisil davası açabilir. Bu tezin amacı, hukukumuzda var olan taşınmaz mülkiyetinin prensiplerinden biri olan bütünleyici parça (üstün arza tabi olması) kuralının istisnası olan taşkın yapı kavramını doktrin ve Yargıtay kararları ışığında incelemek ve taşkın yapı hakkında ortaya çıkan sorunları günümüz koşullarını göz önünde bulundurarak değerlendirmektir.
İslam hukuku açısından fikrî mülkiyet hakları (Telif hakkı ve sınaî mülkiyet hakları)
İslam hukuku açısından fikrî mülkiyet haklarının ele alındığı bu çalışmada, İslam hukukunun, fikrî mülkiyet haklarını oluşturan telif hakkı ve sınaî mülkiyet haklarına yaklaşımı incelenmiştir. Fikrî mülkiyet hakları, teknik, ekonomik ve sosyal şartların gelişmesiyle birlikte özellikle 19. yüzyıldan sonra önem kazanan bir konu haline gelmiştir. Çalışma, bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmakta olup giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı ve yararlanılan kaynaklara değinilmiştir. Birinci bölümde fikrî hak kavramı ve telif hakkıyla alakalı teorilerin sıralanmasından sonra telif hakları hakkında genel bilgiler zikredilmiştir. Sınaî mülkiyet hakkı ile ilgili de bilgiler verildikten sonra ikinci bölüme geçilmiş; burada fikrî mülkiyet hakları, şer'î ve malî açıdan incelenmiştir. Hak, mal ve mülkiyet kavramlarının modern hukuk ve İslam hukukundaki mahiyetiyle alakalı karşılaştırmalı bilgiler verilerek, çalışmanın malî yönü ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Fikrî mülkiyet haklarının fıkhî değerlendirmesi de yapılmış; bu bağlamda mezheplerin görüşlerine, kurum fetvalarına ve çağdaş İslam hukuku araştırmacılarının görüşlerine yer verilmiştir. Bu çalışmanın neticesinde, fikrî mülkiyet haklarının İslam hukukunda hak ve mülkiyet müesseseleri içerisinde yer aldığı, günümüzde malî bir değere sahip olduğu ve hukukî işlemlere konu olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fikrî mülkiyet hakları, Telif Hakkı, Sınaî Mülkiyet, Hak, Mal, Mülkiyet.
The importance of the concept of land in the period of social realistic films in Turkish cinema
This thesis examines the idea and importance of land during the social realism period in Turkish Cinema mostly years between 1960 to 1980. While examining the land it also takes a brief look at that period from social and political effects in Turkey. The importance of the idea of land during that period is analyzed through Metin Erksan's Dry Summer (1963), Revenge of The Snakes (1962) and The Wheel (1968) The developing conflicts of the Social realistic period in Turkey tried to be explained by analyzing the recent political and economic development of Turkey during that period of time.
Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle malvarlığına karşı işlenen suçlar
İnternet araçlarının ve teknolojinin gelişimiye birlikte insanlar arasındaki etkileşim de hızla artmıştır, bunun sonucunda uyuşmazlıkların artması da kaçınılmaz olmuştur. Teknolojinin gelişimiyle birlikte malvarlığına karşı işlenen suçlarda da bazı değişimler ortaya çıkmıştır. Geçmiş yıllarda, failin mağdur ile yüz yüze gelmesi ve failin ikna kabiliyetiyle işlenmesi mümkün olan dolandırıcılık suçları; özellikle internet ve sosyal medya kullanımının yaygınlaşması, bankacılık işlemlerinde bilişim sistemlerinin kullanılmasının artması sonucunda daha kolay bir şekilde işlenmeye başlamıştır. Basit ve kaba hırsızlık suçları ise teknolojik gelişimle birlikte internet üzerinden gerçekleşmektedir. Dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarının işlenişinde bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması; failin mağdura ulaşmasında bilişim sistemlerinin sağladığı kolaylık ve hız ile daha kolay olması, faillerin bilişim sistemlerini kullanarak kendisini saklamasının daha kolay oluşu, bir seferde çok fazla sayıda mağdura ulaşabilmesi gibi sebeplerle nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Çalışmamızın amacı; dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarının bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle oluşan nitelikli halini ayrıntılı bir şekilde incelemektir. Böylece, bir fiilin dolandırıcılık ve hırsızlık suçunu veya bu suçların incelemeye konu nitelikli halini oluşturup oluşturmayacağı hususunu tespit edebilmek amaçlanmaktadır. Bu nedenle çalışmamızda; dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarının temel şekli ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulmuştur. İncelemeye konu nitelikli hal ile ilgili kavramlar ve bu nitelikli halin oluşma koşulları, teorik açıklamalar ve uygulamadan örnek Yargıtay kararları ele alınarak ayrıntılı olarak incelenmiştir. Ayrıca incelemeye konu suçlarda soruşturma usulleri ile soruşturmada karşılaşılan güçlükler, bu hususta dikkat edilmesi gereken hususlar Türk Hukuk Doktrini ile Yargıtay kararları ışığında değerlendirilmiştir.
İbrahimi dinlerde insan onuru ve dinler arası öğretim açısından değerlendirme
Din eğitiminin en önemli amaçlarından bir tanesi de öğrencilere insani değerleri benimsetmek istemesidir. Bu amaca ulaşmak için günümüzde özellikle dini ve kültürel çoğulluğun olduğu toplumlarda farklı din eğitimi yaklaşımları, yöntem ve metodlar denenmektedir. Bu noktada dinler arası öğretim, bireyi önceleyen bakış açısıyla karşımıza çıkmaktadır. Dini ve kültürel çoğulluğun olduğu bir toplumda verilecek din eğitiminde öncelikle etik değerler, insan hakları da diyebileceğimiz saygı, adalet, hoşgörü, eşitlik vb. fikirler önemlidir. Tüm bu değerlerin kaynağını insan onuru kavramında bulabilmekteyiz. Çalışmamızda öncelikle insan onuru kavramının içeriği incelenmiştir. Kavram üç temel hak ile sınırlandırılmıştır. Belirlenen üç temel hak ile ilgili olarak İbrahimi dinlerin kutsal kitaplarında araştırma yapılmıştır. Dinler arası öğretimde insan onuru kavramından nasıl yararlanılabileceği düşünülmüştür. Ders içi çalışmalarda kullanılmak üzere üç temel hak ile ilgili çalışma metinleri hazırlanmıştır. Üç temel hak ile ilgili olup, İbrahimi dinlerin kutsal kitaplarında yer alan ayetlere de çalışma metinlerinde yer verilmiştir. Öğrencilerin konu ile ilgili ulaşmaları beklenen dinler arası yeterlilikler tespit edilerek, belirlenen yeterliliklere ulaşabilmeleri, dinlere dair anlamı yapılandırabilmeleri için işlenilen konu üzerinde etkili soru sorma süreci kullanılmaya çalışılmıştır. Yaklaşım bazı problemlerinin çözülmesin de insan onuru fikrinden yararlanılmasının gerekli olduğu düşüncesiyle değerlendirilmiştir. Dinlerin asıl kaynaklarından insan onuru kavramını temellendirdiğimizde insanların birbirlerine bakış açısından doğan problemlerin daha etkili bir şekilde çözülebileceği düşünülmüş, eğitimsel etkinlik ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: İnsan Onuru, Çoğulluk, Din, Öğretim, Yaşam, Mülkiyet, Özgürlük
Cittaslow Hareketi ve Seferihisar örneği; Tarım, emek, mülkiyet ilişkileri ve mekan bağlamında bir çözümleme
Küreselleşme ile birlikte değişen tarım, gıda, yemek, kent dünyanın birçok ülkesinde ve yerel birimlerde değişim ve dönüşümü beraberinde getirmiştir. Küresel kapitalizmin, sermayenin ve neoliberal politikaların önemli ölçüde etkili olduğu bu süreçte bireylerin ve toplumların yaşamları serbest piyasa koşullarına terk edilmiştir. Bu sürece karşı çıkan hareketler ise benzer dönemde farklı coğrafyalarda farklı tepkiler göstermişlerdir. Bu çalışmada küresel gıda ve tarım sermayesine karşı İtalya'da başlayan Slow Food hareketi ve kentsel düzlemde varlığını gösteren bağıl hareket olan Cittaslow hareketinin sosyo-ekonomik etkileri ele alınmıştır. Türkiye'de 2009 yılında başlayan hareketin Seferihisar ilçesi örneğinde sahip olduğu kriterler ve uygulamaları ile tarım, kadın emeği, mülkiyet ilişkileri ve mekân özelindeki etkileri ve dönüşümleri çözümlemek çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Hareketin Seferihisar'a gelişi ve bağıl projelerin uygulamaya konulması ile birlikte ilçede yaşanan tarımsal değişim, yerelde yaşayanların ekonomik hayatta yer alma süreçleri ve potansiyellerini ortaya çıkarmaları bağlamında önemlidir. Hareket, küçük kentler için küreselleşme ve sermayeye karşı yeni bir model ortaya koymaktadır. Bu süreçte mülkiye ilişkileri ve mekânda yaşanan dönüşümler ise özel önem gösterilmesi gereken kavramlardır.
AK Parti'nin kimlik inşası, günümüze yansımaları ve İbn Haldun'un Mukaddime'sindeki kimlik inşasıyla mukayesesi
İçinde yaşadığımız dünyada bizleri belirli noktalarda yönlendirme çabasında olan bir takım kimliklerimiz mevcuttur. Kendine has karakteristik vasıflarla toplumda kabul görmüş kimlik kavramları vardır. AK Parti'nin önderliğinde "Muhafazakâr Demokrasi" söylemi ve bu yeni kavrama atfedilen kimlik tasviri Türkiye arenasında kabul görmüş bir nitelik olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk siyasal yaşamında demokratik yapıya uygun yeni oluşumlar şarttır. Partilerin politik kimliklerini tanımlamaları ve geliştirmeleri gerekmektedir. Bugüne kadar farklı muhafazakârlık türleri gün yüzüne çıksa da AK Parti'nin muhafazakâr demokrasi tasviri birtakım noktalarda bunlardan ayrılmaktadır. Zamansal boyutu olmayan her çağa uygun kabul edilmiş İbn-i Haldun'un Mukaddime eserinde devletin yapısı, bu devlette oluşması gereken toplumun kimlik yapılanması ve bunların tamamına atfedilen anlam büyük ölçüde önemlidir. Çalışmamızda günümüz Türkiye'sine uyarlanmış bu eserin temel parametreleri kimlik eşliğinde incelenmiştir. Son 20 yılına damgasını vuran AK Parti, "Muhafazakâr Demokrasi" kavramındaki kimlik tasviri ile her çağa ve topluma uygun olan İbn Haldun'un Mukaddime eserinde oluşturulmaya çalışılan kimlik tasvirleri mukayeseli olarak incelenmiştir. Sonuç olarak tezimiz AK Parti'nin mukaddimeden esinlenerek politik faaliyetlerine yön verdiği kanısında olmakla birlikte bu noktada bir takım öneriler sunmayı amaç edinmiştir.
Bölünemeyen tarımsal arazilerde mülkiyet hakkının devri
Tarımsal arazilerde; toprağın korunması, geliştirilmesi ve bölünerek parçalanmasının önlenmesi amacıyla hazırlanan en son yasal düzenleme 5403 sayılı Kanun sonrası 2014 tarih ve 6537 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu'dur. Bu yasal düzenlemeyle, bölünemeyen tarımsal arazilerdeki mülkiyet hakkı devrinin, hangi koşullarda ve nasıl uygulanacağı belirlenmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'deki tarımsal toprakların miras ve satış yoluyla mülkiyet hakkı devrinin mevzuattaki yeri derinlemesine incelenmiştir. Kanunlar, yönetmelikler ve uygulama talimatları doğrultusunda, Bakanlık tarafından belirlenen uygulama şartları ve süreçleri ayrıntılı bir şekilde anlatılarak, günümüz koşullarındaki yaşanan eksiklikler ve sorunlar tespit edilerek önerilerde bulunulmuştur.
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 282. maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçu, oldukça karmaşık yapıya sahip bir suç tipidir. Suçun sübuta ermesi için öncesinde öncül suç niteliğinde bir suçun işlenmesi, bu suçtan gelir elde edilmesi ve ardından elde edilen bu gelirlerin yurt dışına çıkarılmak veya çeşitli işlemlere tabi tutulmak suretiyle aklanması gerekmektedir. Bu çalışmada, tüm bu süreçlerin anlatımına geçmeden önce, ilk olarak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olması amacıyla suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması ile ilgili kavramlar, suç gelirlerinin aklama aşamaları ve teknikleri ile suç gelirlerinin aklanmasının tarihçesi açıklanmıştır. Ardından, uluslararası hukukta suçun ne şekilde düzenlendiği incelendikten sonra suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçunun Türk hukukunda düzenleniş şekli ele alınmıştır.
Kapitalist mülkiyet anlayışının oluşum süreci ve Türkiye'de kapitalist sistemin gelişimi
Bilindiği gibi, tarihsel olarak incelendiğinde, mülkiyet kavramının ortaya çıkışı, ilkel, sınıfsız toplumdan sınıflı topluma geçişi bir zorunluluk haline getirmiştir. Sınıflı topluma geçiş, sermayenin azınlık elinde toplanmasına ve dolayısıyla sömürü kavramının da hayata geçişine neden olmuştur. Toplumsal ve ekonomik dönüşümler mülkiyet ilişkilerine de yansımış, bu değişimler tarihsel olarak önemli olayların da oluşumuna sebebiyet vermiştir.Çalışmanın ilk bölümünde, mülkiyet kavramının tanımı yapılmış, mülkiyet biçimleri ve mülkiyet kavramına ilişkin temel yaklaşımlar ortaya konmuştur. Mülkiyet kavramının tarihsel olarak ortaya çıkmasında yatan nedenler, insanların komün halinde yaşamalarından kapitalist mülkiyet anlayışına kadar olan değişimler, Avrupa'da meydana gelen önemli iktisadi, dini ve siyasi olaylar bağlamında irdelenmiştir. İktisadi yaşama düşünceleriyle katkıda bulunmuş önemli bilim adamları, düşünürlerin mülkiyet kavramına ilişkin bakış açıları ve belli başlı kuramsal mülkiyet anlayışları incelenmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ekonomik yapı, Osmanlı İmparatorluğu'nda iç ve dış ticaret ilişkileri, üretim ilişkilerinin ve sosyal yapısının özellikleri ve Kapitalist Sistem'le olan ilişkisi üzerinde durulmuş, Osmanlı'da mülkiyet ilişkilerine yönelik tartışmalar incelenmiş ve İmparatorluğun çöküşünün Kapitalist üretim ilişkileriyle olan bağlantısı irdelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşadığı olumsuz ekonomik tablodan başlayarak, ekonomi politikalarda meydana gelen değişiklikler, bu politikaların Türkiye ekonomisinde yarattığı olumlu veya olumsuz sonuçlar ortaya konmuş, Cumhuriyet'in kuruluş yılı olan 1923 yılından başlayarak ekonomik sistemimizin Kapitalist ekonomiye geçiş süreci ve bu süreçte yaşadığı başarı ya da başarısızlıklar incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Kapitalist Mülkiyet Anlayışı, Feodalizm, Tımar Sistemi, İzmir İktisat Kongresi, Düyun-u Umumiye
A comparative evaluation on the concept of property in Islamic economic thought and modern economic thought
The concept of property has been influential on many areas ranging from the organization of production, distribution and consumption to social structure and the role and organization of the state in different periods of human history. Property is not only a legal right, but also a social and economic institution. It can be argued that the concept of property is decisive on a number of economic and social dynamics from the organization of production to the forms of social stratification through the hierarchy that determines the dominance of control over the means of production. This study describes the modern capitalist understanding of property based on the changes that have occurred in the concept of property in different periods of human history. The Islamic understanding of property has been delineated based on the primary resources of the Islamic economic thought, and a comparative analysis has been conducted based on the differences with the modern capital understanding of property as well as social, legal and economic effects created by these differences.
Hakkı olmayan yere tecavüz suçu (TCK M. 154)
Malvarlığı değerleri, toplumun temel değerlerinden birini teşkil etmektedir. Çalışmanın konusunu oluşturan hakkı olmayan yere tecavüz (TCK m. 154) düzenlemesi de bu malvarlığı değerlerinin bir kısmını korumak maksadına matuftur. Düzenleme üç fıkradan müteşekkildir ve her bir fıkrada ayrı bir suç tipine yer verilmiştir. Bu suçlarda malvarlığı değerleri, taşınmazlar üzerinden gerçekleştirilen ihlallere karşı korunmaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmayla ilgili bulunan mülkiyet ve zilyetlik kavramları ve bunların diğer hukuk dallarındaki koruma yollarına, taşınmazların korunmasına yönelik bir ceza normu getiren 3091 sayılı kanuna ve 765 sayılı kanunda yer alan hakkı olmayan yerlere tecavüz düzenlemesine değinilmiştir. İkinci bölümde ise 5237 sayılı kanunun 154. maddesinde yer alan suçların incelemesine geçilmiştir. Birinci fıkrada özel mülkiyetteki taşınmazların, malikmiş gibi işgal edilmesi, sınırlarının değiştirilmesi veya bozulması ve hak sahibi kimselerin taşınmazdan faydalanmasına engel olunması suç haline getirilmiştir. İkinci fıkrada köy tüzel kişiliğine ait veya köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş taşınmazların, zapt edilmesi, bunlarda tasarrufta bulunulması ve sürüp ekilmesi suç olarak tanımlanmıştır. Sonuncu ve üçüncü fıkrada düzenlenen suç ise aidiyeti ehemmiyet taşımadan, suların mecrasının değiştirilmesi halinde vücut bulmaktadır.
Parselasyon işlemlerinde mülkiyet hakkına müdahaleler
Mülkiyet hakkı, insanoğlunun sahip olduğu en önemli haklardan birisidir. İnsanın varlığının başlangıcından bu yana önemini korumuştur. Buna karşın, kısıtlanması mümkün olmayan bir hak değildir. Pek tabi ki mevzuatta öngörülen şartlar dahilinde de kısıtlanması ve bu hakka yönelik bazı müdahalelerde bulunulması mümkündür. İnsanların toplu yaşama içgüdüsü şehirleşmeye ve şehirlerin büyümesine neden olmuştur. Bunun sonucunda ise düzensiz ve çarpık yerleşmeler ortaya çıkmış ve kamu güvenliği, kamu sağlığı ve kamu yararı gibi ihtiyaçlar risk altına girmiştir. Bu nedenle şehirleşmenin bir düzene bağlanması ve bazı kamusal alanların oluşturulması gibi ihtiyaçlar ortaya çıkmış, böylelikle imar kavramı meydana gelmiştir. Bu amaçların yerine getirilebilmesi adına ise imar faaliyetleriyle mülkiyet hakkına yönelik bazı müdahalelerde bulunulmaktadır. İmar kavramının ve İmar Hukukunun en önemli adımlarından birisi olan parselasyon işlemi mülkiyet hakkına büyük oranda müdahale eden bir idari işlem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yetkili idareler tarafından tesis edilen parselasyonla doğrudan malikin arazisine veya arazideki hissesine etki edilmektedir. Hak kayıplarının önüne geçilmesi ve yetkili idarelerce keyfiyetinin önlenebilmesi adına mülkiyet hakkı üzerinde yadsınamayacak etkileri olan parselasyonun müdahale şekillerinin ve sınırlarının da ortaya konulması gerekmektedir. Parselasyon işlemini tesis eden idarelere ve hak sahiplerine yararlı olması bakımından bu çalışma dört bölüm olarak hazırlanmıştır. İlk bölümde mülkiyet hakkına ilişkin, ikinci bölümde parselasyon işleminin anlaşılabilmesi adına planlara ilişkin genel bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde parselasyon ele alındıktan sonra dördüncü ve son bölümde ise parselasyon işlemlerinde mülkiyet hakkına yönelen müdahaleler ele alınmıştır.
Bütününe etki eden hukukî işlemler bakımından ticari işletmeye özgülenen malvarlığı
TTK m. 11'e göre ticari işletmeler bir bütündür. Bunun sonucu olarak, ticari işletmeler devir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. "Devir ve diğer hukuki işlemler konu olma" kavramının neyi ifade ettiği ilgili düzenlemede açıklanmamıştır. Ancak madde gerekçesinde belirtildiği üzere, ticari işletme devir, rehin ve kira sözleşmelerine bütün halinde konu olabilir. Kural olarak, ticari işletmeye özgülenen malvarlığı, içerisinde maddi-gayri maddi, taşınır- taşınmaz pek çok mal ve hakkı içermesi dolayısıyla, tek bir hukuki işlemle üzerinde tasarrufa elverişli olmayan bir sahadır. TTK m. 11/ 3 bu konuda istisnai bir düzenlemedir. Ticari işletmeler hukuk süjesi olmadıklarından, tacirin işletme faaliyetine özgülediği malvarlığının kimin uhdesinde bulunacağı; hak, alacak ve borçlar bakımından irtibata geçilmesi gereken kişilerin kim olacağının belirlenmesi gerekir. Özellikle ticari işletmeyi işletenin gerçek kişi tacir olması durumunda, işletme faaliyeti kapsamında sorumluluğun kime veya neye atfedileceği önemlidir. Günümüz hukuk sistemlerinde sorumluluğun malvarlığı üzerine kurulması dolayısıyla, sorumluluğa ilişkin tespitler malvarlığı konusunun hukuki bir zemine oturtulması, sınırları ve etkilerinin tespitini gerektirmektedir. Bu çalışmada, ticari işletme faaliyeti gerçekleştiren gerçek kişi tacirin, işletme faaliyetleri dolayısıyla sorumluluğunun kapsamını belirlenmesi amaçlanmıştır.
Kentsel mekânın yeniden organizasyonunun ekonomi politiği ve mülkiyete müdahale - 2000 sonrası dönemde İstanbul TOKİ örneği
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de 2000 sonrası dönemde yaşanan neoliberal dönüşümlerin mekânsal yansımalarını, kentsel ekonomi politik perspektifinde açıklamaya çalışmaktır. Buna göre, David Harvey'in Mekânsal-Zamansal Sabiteler kuramı ile El Koyarak / Mülksüzleştirerek Birikim yaklaşımı, bu açıklama sürecinde temel alınmıştır.2001 krizi sonrasında sermaye grupları, `büyük projeler' için yeni kârlı yatırım bölgelerine ihtiyaç duymaktadır. Ancak bu tür yatırımlara uygun olan büyük-parçalanmamış mülkiyetlerin görece daha fazla bulunduğu kent çeperlerinde, kullanım değeri açısından kârlı yatırımlara açık olmayan ham toprağın, yüksek yapılaşma haklarıyla donatılarak geliştirilmesi ve sermayenin kullanımına açılması gerekmektedir. Dolayısıyla bu işlevleri gerçekleştirebilecek özelliklere ve müdahale gücüne sahip, düzenleyici bir `aygıt'a ihtiyaç duyulmaktadır.2000 sonrası dönemde bu özelliklere sahip olacak şekilde yeniden işlevlendirilen Toplu Konut İdaresi'nin (TOKİ) İstanbul'da gerçekleştirdiği projeler, bu kapsamda değerlendirilmiştir. 2002 ? 2011 kesitlerine ait mülkiyet verileri, TOKİ yatırımlarının yığıldığı bir örnek alanda incelenmiştir.Elde edilen sonuçlar, yatırımların karma bir mülkiyet yapısı üzerinde gerçekleştirildiğini göstermiştir. Öte yandan mülkiyet yapısı ve ilişkilerinin incelenmesi sayesinde, TOKİ'nin gerçekleştirdiği projelerde aslen mülkiyet yapısına müdahale ederek, kamunun ve güçsüz olan aktörlerin `mülksüzleştiği', güçlü olan aktörlerinse `mülklüleştiği', eşitsiz bir zenginlik dağıtımına sebep olduğu görülmüştür.
Dolandırıcılık suçu
İnsan topluluklarının mevcudiyetinden beri var olan dolandırma eylemleri toplumların en eski sorunlarından birisidir. Bu eylemler insan nüfusunun artmasına ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak günümüzde de bir hayli artış göstermiştir. Dolayısıyla tez çalışmamız olan dolandırıcılık suçunun öneminin günden güne artmış, suçun yapısı ile ilgili doktrinde yer alan farklı yaklaşımlar ve uygulamada görülen farklılıklar bu çalışmanın yapılmasını gerekli kılmıştır.Üç bölümden oluşan bu tez çalışmasında, birinci bölümde dolandırıcılık suçunun tanımı, tarihsel gelişim süreci anlatılmış, karşılaştırmalı hukuktaki yeri incelenmiş, ardından suçun hukuki ve maddi konusu, fail ve mağdur ele alınmıştır. İkinci bölümde, suçun maddi unsurları incelenmiş, bazı suç ve kabahatlerle karşılaştırılması yapılmıştır. Son bölümde ise, suçun nitelikli halleri, özel görünüş şekilleri, yaptırım ve yargılama usulü üzerinde durulmuştur.Öte yandan çalışmamızda dolandırıcılık suçu hakkında açıklama yapılırken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve daha sonra yapılan değişikliklerle getirilen yeniliklere değinilmiştir. Bununla birlikte doktrindeki yaklaşımlar ve yargı kararları da göz önünde bulundurularak suç tipinde yaptığımız incelemeler sonucunda, suçun unsurlarında yer alan tereddütlere, söz konusu suç bakımından gördüğümüz bazı hüküm eksikliklerine yönelik sorunlara ve olması gerektiğini düşündüğümüz kanuni düzenlemelere yer verilmiştir.
Yağma suçu
Tez çalışmamızın konusu olan `yağma suçu', üç ana bölümde incelenmiştir.Birinci bölümün başlığı , `Genel Olarak Malvarlığına Karşı Suçlar, Yağma Suçu ve Benzer Suçlardan Ayırımı' olup, bu başlık altında mal ve malvarlığı kavramları, malvarlığına karşı suçlar, malvarlığına karşı suçlarda zarar ve yarar, zilyetlik, malın başkasına aidiyeti, malvarlığına karşı suçların sınıflandırılması ve yağma suçunun benzer suçlardan ayırımı konuları incelenmiştir.İkinci bölümün başlığı `Türk Ceza Hukuku'nda Yağma Suçu' olup, bu başlık altında basit yağma, senedin yağması ve 765 sayılı TCK'da düzenlenen yağma suçları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.Üçüncü bölümün başlığı ise, `Yağma Suçunun Nitelikli Halleri, Özel Görünüş Şekilleri, Kovuşturma Usulü ve Etkin Pişmanlık' olup, bu başlık altında anılan konular incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Malvarlığına Karşı Suçlar, Yağma Suçu, Cebir ve Tehdit, Nitelikli Haller
Karapara aklama ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu
Kazancın yasallaştırılması tekniği olarak ifade edilen karapara aklama, tarihsel olarak oldukça eski bir fiil olsa da kavramsal olarak ortaya çıkışı 20. Yüzyılın sonlarına dayanmaktadır. Karapara aklama, organize suçluluğun gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan ve geleneksel olarak uyuşturucu kaçakçılığından, günümüzde ise organize olarak işlenebilen pek çok suçtan elde edilen gelirin, mali sistem içerisine entegre edilerek yasal hale getirilmesi işlemi olarak ifade edilmektedir. Aklama fiilinin gerçekleştirilebilmesi için her şeyden önce bir öncül suç ve bu suçtan gelir elde edilmiş olması gerekmektedir. Elde edilen bu gelirin, çeşitli aklama teknikleri kullanılarak kaynağının gizlenmesi veya değiştirilmesi suretiyle yasal bir kimlik kazanması durumunda aklama işlemi tamamlanmış olacaktır. Çalışmamızda öncelikle tüm yönleriyle aklama sürecine değinilecek ardından ulusal ve uluslararası alanda aklama ile mücadele konusunda yaşanan gelişmeler ele alınacaktır. Çalışmamızın ağırlıklı bölümünü oluşturan ve ikinci bölümde kapsamlı bir şekilde incelenecek olan 'Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçu', 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 282. Maddesinde düzenlenmiştir.
Adi ortaklığın tasfiyesi
Adi ortaklık sözleşmesi, TBK'nın 620. maddesinin 1. fıkrasına göre, en az iki kişinin emeklerini veya mallarını, ortak bir amaç uğruna birleştirmeyi üstlendikleri bir ortaklıktır. Adi ortaklık sözleşmesinin unsurları; kişi, sözleşme, amaç, katılım payı ve "affectio societatis" dir. TBK m. 639'da adi ortaklığın sona erme hâlleri kaleme alınmıştır. Bu hâller, ortaklık amacının gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesi, sözleşmede ortaklığın mirasçılarla devamı kaydının bulunmaması hâlinde bir ortağın ölmesi, bir ortağın kısıtlanması, bir ortağın tasfiye payının cebri icra yoluyla paraya çevrilmesi veya iflas etmesi, sözleşmede ortaklık için öngörülen sürenin sona ermesi ve son olarak ortakların haklı sebep hâlinde ortaklığın sona erdirilmesini mahkemeden isteme hakkıdır. Bu düzenleme ile kanun koyucu adi ortaklığın sona erme sebeplerini sınırlı olarak saymıştır. Taraflar aralarında anlaşarak herhangi bir sona erme sebebi kararlaştıramazlar. Tasfiye kavramının kökeni malvarlığıdır. Ortada herhangi bir malvarlığı mevcut değilse tasfiye gündeme gelmez. Adi ortaklığın sona ermesinin bazı sonuçları vardır. Ortaklığın tasfiye aşamasına girmesi ile ortakların hak ve yükümlülüklerinde değişiklikler meydana gelmesi, sona ermenin başlıca sonuçlarıdır. Tasfiye aşamasında adi ortaklığın amacı tasfiyeye özgülenir. Adi ortaklığın tasfiyesi TBK m. 644'de düzenlenmiştir. Ancak bu hükümde tasfiye sırasında yapılacak işlemlerden bahsedilmemektedir. Kanun'a EBK'da yer almayan üç yeni hüküm dahil olmuştur. Ancak bu hükümler dahi, tasfiyede meydana gelen sorunları çözmede yetersizdir. Tasfiyeye ilişkin Yargıtay'ın içtihatları kökleşmiştir. Ancak söz konusu üç yeni hükme rağmen Yargıtay'ın içtihatlarında bir değişiklik meydana gelmemiştir. TBK hükümleri adi ortaklığın tasfiyesinin bütün ortaklarca elbirliği ile yapılmasını öngörmektedir. TBK'da tasfiyeye dair uyuşmazlıklarda, yalnızca tasfiye görevlisi atanacağına dair bir hükme yer verilmiştir. Tasfiyenin bizzat mahkeme tarafından yürütülmesi kanun koyucu tarafından öngörülmemektedir. Oysa Yargıtay'a göre, tasfiye mahkeme tarafından gerçekleştirilmelidir. Mahkeme adi ortaklığın feshine karar verip, tasfiyeden el çekmemelidir. Fesih kararıyla birlikte tasfiye hakkında da hüküm kurmalıdır. Yargıtay'a göre, tasfiye üç aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada, adi ortaklığın sona erdiği tarih esas alınarak ortaklığın malvarlığı tespit edilip, tasfiye görevlisinin belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilir. İkinci aşamada, TMK m. 634 vd. hükümleri kıyasen uygulanarak, malvarlığının satış ve nakde çevrilmesi işlemleri gerçekleştirilir. Bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişilerce tespit ettirilir. Üçüncü aşamada ise, ortaya çıkan değerden öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler iade edilir. Kalan meblağdan sermaye payları ortaklara geri ödenmelidir. Bundan bir şey artarsa kazanç veya zarar ortaklar arasında paylaştırılıp; son bilanço düzenlenmelidir. Bilahare, hâkim son bilançoya göre tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyip, tasfiyeyi sonlandırır. Yargıtay'ın görüşünde isabet bulunmamaktadır. Kanun koyucu, tasfiyenin mahkeme tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğine dair bir hüküm sevk etmemiştir. TBK m. 644, tasfiye görevlisinin atanması ve tasfiye sırasında meydana gelebilecek uyuşmazlıklarda mahkemenin görevini düzenler. Kanun koyucu, tasfiyenin mahkeme tarafından gerçekleştirilmesini isteseydi, kanunda bu hususa dair açık hükümlere yer vermesi gerekirdi. Anahtar Kelimeler: Malvarlığı, Adi Ortaklık, Sona Erme, Tasfiye
Liberal insan doğası kavrayışının eleştirisi
Bu tezin amacı modern dönemin biçimlenmesinde belirleyici önemi bulunan liberal düşüncenin insan doğası kavramlaştırmasının bir eleştirisini ortaya koymaktır. Her yeni çağın eşiğinde güncellenen bir kavramlaştırma olarak insan doğası yeni toplumun yaşamsal kodlarını içermiştir. İnsanın belirli bir tarihsel evrede ve toplumsal ilişkiler bütünündeki biçiminin o anın dışına çıkarılarak bir evrensellik zeminine oturtulması inşa edilen toplumsal sistemin meşruiyet kaynağı olmuştur. Bu nedenle belirli amaçlar doğrultusunda yapılan insan doğası tanımının kurgusallığını incelemek bütünsel bir sistem eleştirisinin önemli dayanaklarından birini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çabamız, modern dönemin birey nosyonuna temel teşkil eden insan doğası kavrayışının aslında hangi tarihsel ihtiyaçlara cevaben biçimlendiğini betimlemektir. Çalışmamızda insanın bir doğa olarak tanımlanabilmesinin tarihsel arka planı sunulmaya çalışılmıştır. Bilimsel düşüncenin gelişme biçimiyle ilişkilendirilen bu durumun Avrupa'da büyüyen liberal düşünce ve piyasa ekonomisiyle etkileşimi vurgulanmıştır. Feodalizmden moderniteye geçiş evresinde somutlaşan liberal insan doğası tanımının bu çerçevede tarihsel çatışmalardan aldığı içeriğin açığa çıkarılmasına gayret edilmiştir. Anlatılanlar doğrultusunda çalışmamız liberal düşüncenin kurucusu kabul edilen John Locke'un doğa durumu ve insan doğası kavramlaştırmalarına odaklanmıştır. Doğal hukuk geleneğinin moderniteye taşınmasında katkısı olan Locke'un burjuva bireyinin niteliklerini doğal hak kuramı çerçevesinde insan doğasıyla buluşturması incelenmiştir. Bu bağlamda Locke'un merkezi kavramı olarak mülkiyet kavramının oynadığı rol anlatılmaya çalışılmıştır. Moderniteye yönelik ilk kapsamlı eleştiri olma niteliğiyle Jean-Jacques Rousseau'nun uygarlık eleştirisi bizim de eleştirimizin ilk basamağını oluşturmuştur. Liberalizmin rasyonel birey kurgusuna karşı Rousseau'nun toplumsallığı ve eşitliği öne çıkaran ahlaki eleştirisinin sınırlılıkları ortaya konulmuştur. Hem liberal kurgunun hem de "eleştirinin eleştirisi" olma mahiyetiyle Marx'ın tarihselliğe, bilincin emekle olan ilişkisine ve toplumsallığa dair çözümlemeleri ise eleştirimizin ana dayanağını oluşturmuştur. Sonuç olarak çalışmamız değişmezlik ve evrensellik içerisinde ele alınan liberal insan doğası kavrayışının kısıtlayıcılığına işaret etmektedir. Liberal düşüncenin insan doğası yoluyla burjuva toplumunun değişmezliğini ileri sürmesinin dayanaksızlığı savunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğa, İnsan Doğası, Doğa Durumu, Doğal Hukuk, Mülkiyet,Birey, Negatif Özgürlük, Gereksinim, Feodalizm, Liberalizm, John Locke, JeanJacques Rousseau, Karl Marx