Catheterization

88 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda fossa cubitalis'de yer alan venlere yerleştirilen periferik intravenöz kateterin, tespit aparatları ile sabitlenmesinin periferik intravenöz kateter komplikasyonları üzerine etkisinin karşılaştırılması

Çalışmamızda, çocuklarda fossa cubitalis'de yer alan venlere yerleştirilmiş periferik venöz kateterin (PVK) farklı tespit aparatları ile sabitlenmesinin PVK komplikasyonları üzerine etkisini prospektif ve randomize kontrollü olarak karşılaştırmayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan alınan yazılı onam sonrası, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisi Klinikleri'nde, ürogenital sistem ve gastrointestinal sistem cerrahisi uygulanacak, 10 yaş altı, ASA (American Society of Anesthesiologists) skoru I-II olan, 60 hastada gerçekleştirildi. Hastalar HETB (hipoalerjenik elastik fiksasyon bandı) kullanılan Grup 1 (n=30) ve TA (tespit aparatı) kullanılan Grup 2 (n=30) olmak üzere rastgele iki gruba ayrıldı. Her iki grup, ameliyathane ve klinikte PVK ömrü ve komplikasyonları (enfeksiyon, infiltrasyon, ekstravazasyon, yerinden olma, kateter tıkanması, kateter katlanması) açısından takip edildi ve bu özellikler kaydedildi. HETB ve TA gruplarının yaş (ay), kilo (kg) ve boy (cm) parametrelerinin ortalama ve standart sapma değerleri ile cinsiyet, ASA skoru, tercih edilen ven, cerrahinin tipi ve kullanılan ekstremite yüzdesi hesaplandı. Her iki grup arasında; yaş, kilo, boy, cinsiyet, ASA skoru, tercih edilen ven, cerrahinin tipi ve kullanılan ekstremite değerleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p=0.383, p=0.823, p=0.974, p=0.739, p=0.825, p=390, p=602). Her iki grupta kateter tipi (çapı) yaş, kilo, boy ölçüm değerleri açısından karşılaştırıldığında benzer bulundu (p>0.05). Her iki grupta, PVK ömrü (süresi) benzerdi (p>0.05). PVK komplikasyonları görülmesi TA grubunda anlamlı olarak düşük bulundu (p=0.026). Sonuç olarak, bu çalışmadaki komplikasyon oranı önemli ölçüde azalmış olmakla birlikte, PVK ömrü ile ilgili anlamlı bir sonuç alınamamıştır. Komplikasyon oranının, bir tespit aparatı kullanılarak, iyi bir hemşirelik bakımı sağlanarak ve kateter yerleştirme bölgesinin sık sık değerlendirilmesiyle düşük tutulabileceği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Fossa cubitalis, periferik venöz kateter, komplikasyon

AnatomiFossa cubitalisKateterizasyon+4
Müren Güler
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hasta volüm durumunun değerlendirilmesinde pleth variability index, transözofageal ekokardiyografi, transtorasik ekokardiyografi ve pulmoner arter kateteri ölçüm yöntemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Sıvı ve elektrolit dengesizlikleri perioperatif dönemde oldukça sık karşılaşılan bir problemdir. İntraoperatif hedefe yönelik sıvı tedavisinin çeşitli majör cerrahiler sonrası mortaliteyi, yoğun bakım ihtiyacını ve hastanede kalış süresini azalttığı gösterilmiştir. Post-operatif dönemde tedaviden alınacak sonuçları iyileştirmede hedefe yönelik sıvı yönetimi kritik önem taşımaktadır. İntravasküler hacim durumunu değerlendirmek için çeşitli statik ve dinamik ölçümler kullanılmaktadır. Statik ölçümlerin sıvı cevabını öngörmede düşük prediktif değeri olduğu, dinamik ölçümlerin ise özellikle mekanik ventilasyon uygulanan hastaların sıvı cevabını öngörmede daha hassas olduğu bilinmektedir. Bu çalışmamızda intravasküler volüm durumunu öngörmede bu yöntemlerden hangisinin performansının daha üstün olduğunu tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 18-66 yaş arası, ASA 1-3, elektif koroner arter by-pass greft (CABG) ve/veya kapak ameliyatı planlanmış 20 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastalarda benzer ajanlarla anestezi indüksiyon yapılıp BIS değeri 40-60 arasında tutulacak şekilde idame sağlandı. Hastalar entübasyon sonrası volüm kontrol modunda standart ayarlarla ventile edildi. Vücut sıcaklığı nazofaringeal ısı probuyla operasyon süresince 36 C üzerinde olacak şekilde standardize edildi. Anestezi indüksiyonu sonrasında (t0), her iki alt ekstremitenin 45 derece kaldırılması sonrasında (3 dk beklenerek) (t1), 250 ml kristaloid infüzyonu (5 dk'da) sonrasında (t2) olmak üzere 3 dönemdeki temel hemodinamik veriler yanında pulmoner arter kateteri yoluyla, santral venöz basınç (SVB), pulmoner arter basıncı (PAP), pulmoner kapiller tıkanma basıncı (PAKB), sistemik vasküler rezistans (SVR), kardiyak output (KD), kardiyak indeks (Kİ), Pleth Variability Index (PVI), transözefageal ekokardiyografi (TÖE) cihazı yoluyla sol ve sağ ventrikül diastol sonu hacimleri (LVEDV, RVEDV), transtorasik ekokardiyografi (TTE) ile vena kava inferior (VKİ) çapı eş zamanlı ölçülerek kayıt altına alındı. Tüm ölçümler alındıktan sonra cerahi başlatıldı. Kİ' de % 15 den fazla artış sıvı tedavisine cevap olarak tanımlandı (volüm cevaplı:∆Kİ≥ %15, volüm-cevapsız:∆Kİ <%15). Bulgular: Çalışmamıza 7'si kadın (%35), 13'ü erkek (%65) olmak üzere toplam 20 hasta dahil edildi. Hastaların yaşları 19 ile 66 yıl arasında değişmekte olup, ortalaması 53.80±10.74 yıldır. Hastaların 5'i (%25) cevapsız, 15'i (%75) cevaplı olmak üzere iki grup altında incelenmiştir. Ayak kaldırma sonrası OAB, SVB, PAB, PAKB, SVR, KD, Kİ, PI, RVEDV, LVEDV, VKİ çapı ortalaması, başlangıç (p:0.001) ve sıvı yükleme sonrasından (p:0.001) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Sıvı yükleme sonrası SVB, PAB, PAKB, SVR, KD, Kİ, PI, RVEDV, LVEDV, VKİ çapı ortalaması, başlangıçtan anlamlı şekilde yüksektir (p:0.001; p<0.01). Başlangıçtaki PVI ortalaması, ayak kaldırma sonrası (p:0.001) ve sıvı yükleme sonrasından (p:0.001) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Sıvı yükleme sonrası PVI ortalaması, ayak kaldırma sonrasından anlamlı şekilde yüksektir (p:0.015; p<0.05). Başlangıca göre ayak kaldırma sonrası OAB, SVB, PAB, PAKB, SVR, KD, Kİ, PI, RVEDV, LVEDV, VKİ çapı düzeylerinde görülen artış yüzdeleri, başlangıca göre sıvı yükleme sonrası görülen artış yüzdelerinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p.0.001; p<0.01). Başlangıca göre ayak kaldırma sonrası PVI düzeylerinde görülen azalma yüzdeleri, başlangıca göre sıvı yükleme sonrası görülen azalma yüzdelerinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p.0.007; p<0.01). Çalışmamızda sıvı cevabını öngörmede PVI, VKİ, LVEDV ve RVEDV için ROC eğrileri analiz edildi. Sadece PVI (p:0.045) parametresi için ROC eğrisi altında kalan alan 0.5'ten anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.01; p<0.05). Cevaplı olmayı tahmin etmede PVI için en iyi kesim noktası 19 olarak tespit edildi. Sonuç: PVI gibi dinamik parametrelerin, yatak başı kolay uygulanabilir olmaları, non invaziv olmaları, sıvı cevabını öngörmede ve hedefe yönelik sıvı tedavisini yönetmede etkin yöntemler olmaları nedeniyle rutin pratikte kullanılmalarını önermekteyiz. Gündelik pratikte çok sık uygulanmayan pasif ayak kaldırma yöntemiyle yeterli miktardaki sıvı hızla ve geri dönüşümlü olarak santral kompartmana geçirilebilmektedir. Bu nedenle ilk basamak tedavi olarak düşünülen sıvı replasmanı yerine pasif ayak kaldırmanın daha sıklıkla klinik rutine alınmasını önermekteyiz. Anahtar kelimeler: PVI, Pasif Ayak Kaldırma, Hedefe Yönelik Sıvı Tedavisi

EkokardiyografiElektrolitlerKateterizasyon+5
Harun Uysal
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatrik kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım hastalarının santral venöz kateter uygulamalarının değerlendirilmesi

Bu araştırma pediatrik kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastaların santral venöz kateter (SVK) uygulamalarındaki enfeksiyon gelişimi ve nedenlerinin değerlendirilmesi amacıyla retrospektif olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, özel bir hastanede 1 Ocak-31 Aralık 2017 tarihleri arasında pediatrik kardiyovasküler yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 300 hasta verisi oluşturdu. Örneklemini ise, evren içindeki hastalardan santral venöz kateter uygulanan hastalar ile ilgili veriler oluşturdu (N=70). Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Hasta Bilgi Formu, Santral Venöz Kateterlere Yönelik Bilgi Formu aracılığı ile toplandı. Kurum arşivinden temin edilen hasta dosyaları tek tek tarandı ve ilgili bilgiler veri toplama formlara aktarıldı. Çalışma kapsamındaki pediatrik hastaların yaş ortalamasının 2,21±1,14 ay olduğu belirlendi. Pediatrik hastaların %37,1'nin 0-1 ay aralığında, %41,4'ünün kız, %58,6'sının erkek olduğu saptandı. Hastaların büyük çoğunluğunun (%57,1) siyanotik kalp hastalığı nedeni ile ameliyat olduğu, ortalama 1,37±0,48 gündür yoğun bakımda tedavi gördüğü ve SVK kalış süresinin ortalama 1,54±0,50 gün olduğu belirlendi. Hastaların büyük çoğunluğunda SVK giriş bölgesinde (%62,9) ve genel enfeksiyon (%55,7) belirti-bulgusunun olmadığı belirlendi. Oluşan enfeksiyonların ise; büyük çoğunluğunun bakteriyel kaynaklı olduğu (%38,6) saptandı. Pediatrik hastaların yoğun bakımda kalış süresi ve santral venöz kateter kalış süresi ile enfeksiyon varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Yoğun bakımda kalış süresi ve kateter kalış süresi attıkça bakteriyel enfeksiyon görülme oranının istatistiksel açıdan çok ileri düzeyde anlamlı olarak arttığı belirlendi (p≤0,001). Hastalarda yoğun bakımda kalış süresi ve SVK kalış süresi ile kateter giriş yerinde enfeksiyon varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Buna göre yoğun bakımda kalış süresi ve SVK kalış süresi arttıkça, kateter giriş yerinde enfeksiyon görülme oranını da anlamlı olarak arttığı saptandı (p≤0,05). Sonuç olarak yoğun bakımda kalış ve santral venöz kateter kalış sürelerinin uzun olmasının kateter ilişkili enfeksiyonunu arttırdığı söylenebilir.

CerrahiCerrahi-kardiyovaskülerKardiyovasküler cerrahi girişimler+5
İrem Habibe Taşdelen
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of nursing staffs' knowledge concerning patient with vascular access in dialysis center at al Zehra Teaching Hospital in Iraq

Background: Hemodialysis (HD) is widely acknowledged as a feasible and required alternative. Safe and maintainable vascular access (VA) is factually a lifeline for most ESRD patients (Japanese Society for Clinical Renal Transplantation, 2017). Objective: to assess nurses' knowledge concerning patients with vascular access in Dialysis. Methods: a descriptive cross-sectional study was carried out at Al-Zahra Hospital from 1th November 2022 to 10 th Febraury 2022. Data collected using the instrument contains two parts: the first part is concerned with the nurse's demographic data; the second part is composed of (63) items related to the nurse's knowledge through face-to-face questioning. A non- probability (purposive) sample of 100 nurses working at Al-Zahra Hospital / Kidney Dialysis Center in Wasit Governorate of Iraq. The evaluation was made with a percentage analysis. Results: It was observed that the majority of the participants with a mean age of 28±5.5, 60% of them are men, 52% are single, 60% are college graduates or above, and 52% did not receive a training session. As for those who received training, they all received training inside Iraq. As for the number of years of experience in the hospital, 84% of them were between 1-5 years, while the number of years of experience in the hemodialysis unit was 62% of them 1-5 years. Conclusion: The study concluded that the majority of participants (%56) have a moderate level of knowledge concerning Patients with Vascular Access for dialysis patients. There was a significant relationship between age, sharing training sessions, and Nurses' knowledge about vascular access for dialysis patients. Recommendations: The study recommended engaging hemodialysis unit nurses in special training courses to improve knowledge concerning vascular access for dialysis patients.

Level of knowledgeDialysisTraining and research hospitals+7
Alı Ismael Mhmood Al-mayyah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment nurses' knowledge about patient's care post cardiac catheterization in Al-Hillah Teaching Hospitals

Coronary artery disorders represent the most frequent kind of cardiovascular disorder. They are responsible for nearly 50% of all fatalities globally that cardiovascular disorder causes. Cardiac catheterization is among the most common operations that may be done on the heart. Before performing cardiac catheterization, the patients need to receive health education. This study is aimed to evaluate the level of knowledge held by the nursing staff regarding the care for patients after cardiac catheterization. This study is a cross-sectional descriptive study. This study was conducted in two Cardiac Catheterisation centres located in Al- Hilla City, Iraq. The sample size is 124. Data was collected through face-to-face interviews between May 2022 and August 2022. The study relied on a questionnaire based on a personal interview consisting of two sections: the first covered primary demographic data, and the second covered nurses' knowledge about the care of patients after cardiac catheterization. The data were evaluated using Descriptive statistical methods (Frequency, Percentage, Means and Standard Deviation) and Chi-Square Test. According to the study, there is no significant relationship between nurses' knowledge and socio-demographic variables (p>0,05). The study revealed that the nurses' knowledge was moderate about cardiac catheterization. Educational programs and additional training courses should be made available to nurses working in cardiac catheterization units to enhance their awareness of patient care and reduce the risk of complications during catheterization.

Level of knowledgeTraining and research hospitalsNurses+7
Alı Salım Kadhım Al-dawah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of nurses' knowledge about patient safety after diagnostic cardiac catheterization in Iraq

Background: There will be 17.9 million deaths worldwide due to cardiovascular disease in 2022, and the death rate by age in Iraq is two hundred twenty-seven and twenty-six per hundred thousand inhabitants, and it ranks 23rd in the world. Cardiac catheterization is the most common type of heart procedure. There is a possibility that the surgery may be accompanied by some complications related to the patient. These problems have been dramatically reduced due to significant technological advances in cardiac catheterization, improvements in operator proficiency levels, and the implementation of new methods. In some cases, cardiac catheterization applies to either right or left heart catheterization or both. Nurses caring for cardiac catheterization patients must also be aware of vascular problems such as hematomas, retroperitoneal bleeding, pseudoaneurysm, arteriovenous fistula, compression, and embolism. Atherosclerosis, after the procedure, nurses must design a standard and safe protocol for patient care or care, and coronary connective tissue intervention can be enhanced as a result of patient outcomes if more or better medical assistance is available. Objectives: This study evaluated nurses' patient safety knowledge after diagnostic catheterization. Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted between May-August 2022 at the Nasiriyah Heart Center in Nasiriyah, Iraq. The study population consisted of nurses100 in the cardiac catheterization department, 50 in the cardiac care unit, 50 in the intensive care unit, 34 in the operating department, and 50 in cardiology. Clinics, 50 in the department of Men's surgery and 50 in the department of women's surgery. Inclusion criteria were determined as follows; being 18 or over in these specific units, nurses and night shift workers are included during the morning and evening shifts. As nurses who did not work in these units are excluded, inpatients and patients outside these hospitals are also included. Face-to-face data were collected using a questionnaire to identify nurses' sociodemographic factors and a questionnaire of nurses' knowledge regarding patient safety after diagnostic cardiac catheterization to collect data. The data were analyzed using SPSS version 26 (Statistical Package for Social Sciences) through statistical data analysis methods to determine whether the study's objectives were achieved. Descriptive statistics were used: frequencies, percentages, mean, standard deviation, one-way analysis of variance (ANOVA), two-sample t-test, and the significance level to be determined in data evaluation is P≤0.05. Result: The study showed that the majority of the study sample was female at a rate of 53.4% and that 45.3% were between the ages of 26-35 years, 57.0% were married, 50.8% were nursing diplomas, and 51.3% were male. It was determined that the total knowledge scores of the participants showed a statistically significant difference according to the nurse's education (p < 0.05). Accordingly, the sum of knowledge scores for the undergraduate group is higher than the other groups, and it was also determined that the sum of knowledge scores showed a statistically significant difference according to the participants' experience (p < 0.05). According to the results, it was observed that the group with one year of age or less had a total knowledge score of 6 to 10, higher than the groups with 11 or more years of age. The 3-year-olds had higher total knowledge scores than the 4- to 7-year-old group. In addition, it was determined that the total knowledge scores of the participants showed a statistically significant difference according to the training date (p < 0.05). Accordingly, the total knowledge scores for the group that did not take a particular education course were higher than for the other groups. Multiple comparison tests were performed to determine which group the difference arose from. According to the results, it was observed that the total cognitive scores of the group that did not take a unique course were higher than those obtained by the groups that received it six months ago and one year ago. Conclusions: As a result of the study, nurses' knowledge level about patient safety after cardiac catheterization was found to be moderate.

Level of knowledgePatient safetyNurses+6
Husseın Alaa Mohsın Mohsın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrasonografi ile inferior vena cava çapı ölçümü ile santral venöz basınç ölçümü arasındaki ilişkinin saptanması

Amaç: Acil servise başvuran hastalar için intravasküler volüm durumunun tespiti çok önemlidir. Biz çalışmamızda USG (ultrasonografi) cihazı yardımıyla noninvaziv olarak ölçülen vena kava inferior çapı (VCI) çapı ile santral venöz basınç (CVP) arasındaki ilişkinin saptanması ve hastanın volüm durumunun değerlendirilmesinde vena kava inferior çapını yol gösterici bir metod olarak sunmayı amaçladık.Materyal ve Metod: Çalışmamız Ocak 2011-Eylül 2011 tarihleri arasında Acil Tıp Anabilim dalında subclavian vene veya internal juguler vene santral venöz katater takılmış olan 18 yaş üzeri 45 hasta üzerinde yapıldı. Vena kava inferior çapı ultrasonografi cihazı hem inspirasyon hem de ekspirasyon fazında ölçülerek milimetre cinsinde kaydedildi. Santral venöz basınç ölçümü monitorda izlendi ve mmHg olarak kaydedildi.Bulgular: Hastaların 24'ü erkek (% 53,3), 21'i kadındı (% 46,7). Yaş ortalaması 58,3±17,43 yıl olarak hesaplandı. Spontan solunuma sahip hastalarda ekspiriumda ultrasonografi ile ölçülen vena kava inferior çapı ve ekspiriumda ölçülen santral venöz basınç arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi. Mekanik ventilatör ile solunum yapan hastalarda ekspiriumda ultrasonografi ile ölçülen vena kava inferior çapı ile ekspiriumda ölçülen santral venöz basınç arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edildi.Sonuç: Spontan solunuma sahip hastalarda ekspiriumda ultrasonografi ile ölçülen vena kava inferior çapı çapının volüm durumunun tespiti için kullanılabileceği tespit edildi.

AbdomenKateterizasyonKateterizasyon-periferik+7
Serenat Çitilcioğlu
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarına port kateterizasyonu işlemi sırasında uygulanan inhaler aromaterapinin ağrıya etkisi

Çalışma inhaler aromaterapinin port kateterizasyonu işleminde yaşanılan ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan iki kurumda yapıldı. Araştırma öncesi Etik Kuruldan, kurumlardan ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklemi power analizi ile hesaplandı. Müdahale ve kontrol grupları basit rastgele örneklem yöntemi ile oluşturuldu ve çalışma 60 hasta ile tamamlandı. Araştırmanın verileri anket formu ile toplandı. Ağrı ve işleme uyum, Visuel Analog Scale-VAS ile değerlendirildi. İnhaler aromaterapi müdahale grubuna uygulandı; uygulama öncesinde anket formu yapılarak, port kateterizasyonu sürecinde yaşanan ağrı düzeyi VAS ile değerlendirildi. Daha sonra 1:1:1 oranında portakal, lavanta ve papatya yağı, 70 cc distile su ile dilüe edilerek hazırlandı ve bu karışımdan üç damla spanç üzerine dökülerek, hastanın 10 cm uzağında bulundurulup, işlem süresince (ortalama 15 dakika) inhale etmesi sağlandı. Kontrol grubundaki hastalara kliniğin rutini dışında girişim yapılmadı, anket formu ve VAS uygulandı. Veriler bilgisayar ortamında; ki-kare, student t ve bir faktörü tekrarlı olan iki faktörlü varyans analizi ile değerlendirildi.Müdahale grubunun işlem öncesi 6,2±1,6 olan ağrı puan ortalamasının, işlem sırasında 5,0±1,2'ye düştüğü, işlem sonrasında tekrar 5,5±1,2'ye yükseldiği, kontrol grubunun ise; işlem öncesi 6,0±0,9 olan ağrı puan ortalamasının, işlem sırasında 7,4±1,4'e yükseldiği ve işlem sonrasında 6,5±1,6'ya düştüğü (p<0,01) belirlendi. Müdahale grubunun işleme uyumunun 8,1±2,0 iken, kontrol grubunun işleme uyumunun 7,2±1,5 olduğu saptandı (p<0,05). Port kateterizasyonu işleminde uygulanan inhaler aromaterapi ile hastaların özellikle işlem sırasında yaşadıkları ağrının azaldığı, işleme uyumlarının arttığı görüldü.

AromaterapiAğrıHemşirelik hizmetleri+2
Sümeyra Mihrap İlter
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalıcı tünelli port kateteri takılan hastalarda sedatif ajanların stres hormonları ve yüksek duyarlı troponin üzerine etkisi

AMAÇ: Bu çalışmada acil serviste santral venöz kateter takılan hastalarda uygulanan sedasyon ve analjezi kombinasyonlarının; ağrı skalaları, anksiyete, ACTH, Kortizol ve Yüksek Duyarlı Troponin (High Sensitive Troponin I (hsTnI)) üzerine olan etkilerini araştırdık. MATERYAL VE METOD: Bu çalışma prospektif olarak, 01 Mart 2015-01 Eylül 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na Hematoloji ve Onkoloji tarafından port kateteri takılma endikasyonu konulan 90 hasta üzerinde yapıldı. Hastalar; Midazolam-Ketamine kombinasyonu, Midazolam-Fentanil kombinasyonu ve Propofol uygulanan 30'ar kişilik 3 gruba ayrıldı. Hastaların kan basıncı, nabız değerleri ve solunum sayıları değerlendirildi. Visuel Analog Skala (VAS) kullanılarak ölçeklendirilen ağrı düzeyleri, Beck Anksiyete Ölçeği kullanılarak anksiyete düzeyi ile kan numunesi alınarak ACTH, Kortizol ve Yüksek Duyarlı Troponin değerleri port takılma işlemi öncesi (0.dakika) ve sonrası (30.dakika) olmak üzere kaydedildi. Bu değerler kıyaslandı. İstatistiksel değerlendirme için, Windows için SPSS 18.0 (SPSS Inc, Chicago, Illinois, ABD) paket programı kullanıldı ve tüm karşılaştırmalarda p<0.05 istatistiksel anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Gruplar arasında cinsiyet ve yaş açısından anlamlı istatistiksel bir fark yoktu (p=0,836 ve p=0,182). Her üç sedasyon grubundaki hastalarda anlamlı anksiyete azalması oldu. Midazolam-Fentanil ile Propofol yapılan hastalarda ağrı düzeyindeki azalma anlamlı bulundu. Midazolam-Fentanil ile Propofol grubunda sistolik ve diastolik kan basıncında anlamlı bir düşüş oldu. Her üç sedasyon grubundaki hastalarda anlamlı solunum sayısı artışı olmadı. Midazolam-Ketamin grubu ile Midazolam-Fentanil grubundaki hastaların nabız sayılarındaki anlamlı artış oldu. Midazolam-Ketamin ile Propofol grubundaki hastalarında kan ACTH düzeylerindeki anlamlı artış bulundu. Her üç sedasyon grubundaki hastalarda anlamlı Kortizol değişikliği bulunmadı. Her üç sedasyon grubundaki hastalarda anlamlı hsTnI artışı bulundu. Hastalarda hsTnI değerleri açısından gruplar arası anlamlı fark yoktu. TARTIŞMA VE SONUÇLAR: Santral Venöz Kateter (SVK) gibi minör cerrahi girişimlerde sedatif ajanlar acil servisteki etkin, güvenli ve kolay uygulanabilirler. Acil servislerde invaziv işlem uygulanacak hastalara anksiyolitik ve sedatif ilaçlara ek olarak analjezik ilaçların da eklenmesini önermekteyiz. ANAHTAR KELİMELER: Port kateter, Sedasyon, Anksiyete, Troponin

Adrenokortikotropik hormonAnksiyeteBilinçli sedasyon+5
Yılmaz Safi
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ürololojik girişimlerde üretral kateterizasyon uygulanacak hastalarda postoperatif katetere bağlı ağrı üzerine lidokainin farklı uygulamalarının etkisi

Amaç: 18 - 80 yaĢ arası ürolojik giriĢimlerde üretral kateterizasyon uygulananan erkek hastalarda postoperatif katetere bağlı ağrı tedavisinde lidokainin farklı uygulamalarının etkinliğinin araĢtırılması. Lidokainin üretral katetere bağlı visseral ağrı üzerine etkinliğinin araĢtırılması. Gereç ve Yöntem: Bu çalıĢma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anestezi ve Reanimasyon A.D.'da ve Etik Kurul onayı ile hastalardan bilgilendirilmiĢ rıza onam formu alınarak yapıldı. ASA I-III, 18 - 80 yaĢ arası genel anestezi uygulanacak erkek hastalar çalıĢmaya dahil edildi. Hastalar basit rastgele yöntemle randomize edilerek dört gruba ayrıldı. Grup 1'de: Operasyon bitiminden 15 dakika önce 100 mg lidokain (serum fizyolojik ile 20 cc‟ye tamamlanarak) üretral kateterden intravezikal verildi. Üretral kareter klemplendi. Operasyon bitiminde klemp açıldı. Grup 2'de: Operasyon baĢlamadan önce cathejell katetere sürülerek üretral kateterizasyon yapıldı. Grup 3'de: Operasyon baĢlamadan önce cathejell katetere sürülerek üretral kateterizasyon uygulandı ve operasyon bitiminden 15 dakika önce 100 mg lidokain (serum fizyolojik ile 20 cc‟ye tamamlanarak) üretral kateter yolu ile intravezikal olarak verildi ve üretral kateter klemplendi. Operasyon bitiminde klemp açıldı. Grup 4: Kontrol grubu. Operasyon baĢlamadan önce kateter takılırken katetere lubrikan (ilaçsız) sürüldü. Postoperatif dönemde hastalar 2 saat postop ünitesinde tutularak postop 5.dk, 15.dk, 45.dk, 1.saat, 2.saat sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, kalp atım sayısı ve ağrı için VAS (vizüel ağrı skalası) ve yan etkiler kaydedildi. Aynı parametreler 4. ve 6. saatlerde üroloji servisinde kaydedildi. Bulgular: Demografik özellikler, operasyon süreleri, hemodinamik parametreler gruplar arasında benzerdi. Grup III ağrıyı en az hisseden grup olarak saptandı. VAS değerleri Grup I ve Grup II‟de Grup III‟e göre daha yüksek saptandı. Ağrıyı en fazla hisseden grup kontrol grubu olarak saptandı. Olguların hiçbirinde bir yan etki saptanmadı. Sonuç: Lidokainli jel ve intravezikal lidokainin birlikte kullanımının üretral kateterizasyona bağlı ağrıyı azaltmada, bu yöntemlerin tek baĢına uygulanmasına göre daha etkili bir uygulama olduğu kanısına vardık. Anahtar Kelimeler: Lidokain, Cathejell, Üretral Kateterizasyon

AğrıAğrı-postoperatifKateterizasyon+6
Necmettin Tarak
Çukurova University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

İnhaler lavantanın hemodiyaliz hastalarında damara ulaşım sırasında oluşan ağrıya etkisi

THE EFFECT OF INHALER LAVENDER ON PAIN DEVELOPING DURING VASCULAR ACCESS IN HEMODIALYSIS PATIENTS Emel TAŞAN Master Thesis, Department of Nursing Internal Medicine Nursing Programme Thesis Advisor: Assoc. Doç. Dr. Özlem OVAYOLU January 2018, 64 page The study was conducted as a randomized, controlled and experimental study with patients receiving treatment in a dialysis unit between March and April 2015 for evaluating the effect of inhaler lavender on pain developing during vascular access in hemodialysis patients. Permissions were obtained from the Ethical Committee, the institution, and the patients before the study. The sample size was calculated via power analysis and the patients meeting the inclusion criteria were randomized using the simple random sampling method and divided into intervention (30) and control (30) groups. The data of the study were collected by the researchers using a questionnaire prepared in accordance with the literature and Visual Analogue Scale (VAS). VAS was used in determining the pain levels of patients. In the scale; 0 signifies no pain, whereas 10 signifies worst pain. For the inhaler lavender application; a mixture containing 1:10 lavender and sweet almond oil was prepared according to the literature knowledge and expert opinion. The patients in the intervention group were ensured to be inhaled in a total of three sessions lasting for three-five minutes in each session by spilling three drops of that mixture on a sterile sponge and keeping it 10 cm away. After completing that application in the intervention group, a needle was inserted into the fistule by the clinic nurses and pain levels were evaluated again after the application. The data of the study were analyzed via appropriate tests in the computer environment. It was determined that the pain mean score of the intervention group, which was 3.8±0.3 before the inhaler lavender application, decreased to 3.0±0.2 after the application (p<0.05); whereas, the pain mean score of the control group increased from 5.4±0.3 to 5.6±0.6 (p>0.05). The results of this study show that inhaler lavender caused no negative effect and can be applied confidently for pain control. Keywords: Hemodialysis, pain, inhaler lavender, nursing

AromaterapiAğrıBöbrek yetmezliği-kronik+4
Emel Taşan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatri ünitelerinde takılan kateterlerin takibi ve değerlendirilmesi

Kullanımı her geçen gün artan ve tıbbi uygulamaları kolaylaştıran santral venöz kateterler beraberinde artan sayıda kateter komplikasyonuna da neden olmaktadır. Bu çalışmada, çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan ve santral venöz kateter veya hemodiyaliz kateteri takılan hastalarda kateterlerin takibi, gelişen komplikasyonların takibi ve bu komplikasyonların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ağustos 2014 ve Ağustos 2015 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde yatırılarak tedavi altına alınan, bu tedavi sürecinde tünelsiz santral venöz kateter ve/veya hemodiyaliz kateteri takılan 106 çocuk hastadaki 155 adet kateter uygulaması incelendi. Yoğun bakım ünitemizde bir yılda 106 hastaya 155 kateter uygulanmış, bu kateterler 1634 kateter günü süresince kullanılmıştır. Çalışmamızda takip edilen 155 kateter uygulamasının 89 (% 57.4)'u femoral, 19 (% 12.3)'u subklavyan yerleştirilirken 47 (% 30.3)'si de internal juguler yerleştirilmiştir. Tez çalışmasının yapıldığı dönemde 8 kateter enfeksiyonu tespit edilmiş olup kateter ilişkili kan dolaşımı enfeksiyonu hızı 4.8/1000 kateter günü olarak hesaplanmıştır. 155 kateter vakasının takibinde 3 adet kateter trombozu gelişmiş olup literatüre göre oldukça düşük hızda (% 2) gerçekleşmiştir. Pnömotoraks komplikasyonu hızı literatürden düşük olup tek vakada (% 1.5) gerçekleşmiştir. Çalışmamızda literatürle uyumlu olarak cilt florası elemanları en yüksek sıklıkla görülmüş olup yoğun bakım ünitemizin florasıyla ilişkili olarak Acinetobacter, Klebsiella ve Serratia literatürdeki oranlardan daha yüksek oranlarda gözlemlenmiştir. Sonuç olarak; yeterli ve güvenli damar erişimi sağlayan araçlar olarak özellikle yoğun bakım ve acil servislerde klinik uygulamalardaki yerini koruyan santral venöz kateterlerin ciddi komplikasyonlara yol açabileceği unutulmamalıdır. Kateter komplikasyonlarından kaçınmak için her olguda uygulama ve kullanım kurallarına dikkat edilmeli, hastanın veya uygulayıcının getirdiği ek riskler var ise bunlara yönelik ek önlemler alınmalıdır.

EnfeksiyonKan dolaşımıKateterizasyon+3
Hüseyin Elçi
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarına uygulanan kriyoterapinin fistül iğne girişi sırasındaki invaziv ağrıya etkisi

Çalışma hemodiyaliz (HD) hastalarında kriyoterapinin damara giriş esnasında oluşan ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla, 2 Kasım-30 Aralık 2017 tarihlerinde randomize, kontrollü ve yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile hesaplanarak belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (40) ve kontrol (40) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri; Soru Formu ve Visuel Analog Skala (VAS) ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara; fistüle iğne girişinden bir dakika önce başlayarak iğne girişi tamamlanıncaya kadar (ortalama 1-2 dakika) kriyoterapi uygulaması yapıldı. Bu işlem aynı hastaya üç ardışık HD seansında uygulandı ve her iğne girişi sonrasında hastaların ağrı düzeyi VAS ile değerlendirildi. Kriyoterapi işlemi 13x27 cm boyutundaki soğuk jel kompres ile fistülün bir cm'lik üst kısmına araştırmacı tarafından uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara kliniğin rutini dışında girişim yapılmadı ve bu gruptaki hastaların iğne girişi sırasındaki ağrıları üç ardışık HD seansının sonunda VAS ile ölçüldü. Araştırmadan elde edilen veriler ki-kare, Student t, Mann whitney U ve Fredman testleri ile analiz edildi. Müdahale grubunun kriyoterapi uygulaması öncesi 3,5±0,2 olan ağrı puan ortalamasının, uygulama sonrası birinci HD seansı sonrası 2,3±0,2'ye, ikinci HD seansı sonrası 2,1±0,2'ye ve üçüncü HD seansı sonrası 1,5±0,1'e düştüğü belirlendi (p>0.05). Kontrol grubunda 3,0±0,3 olan ağrı puan ortalamasının birinci HD seansı sonrası 2,3±0,2'ye, ikinci HD seansı sonrası 2,2±0,2'ye ve üçüncü HD seansı sonrası 1,8±0,2'ye düştüğü belirlendi (p>0.05). Müdahale ve kontrol grubunun dört farklı zamanda elde edilen ağrı puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, HD hastalarının damar girişimi sırasında yaşadıkları ağrının azaltılmasında kriyoterapinin kullanılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Ağrı, hemodiyaliz, hemşirelik, kriyoterapi

AğrıAğrı ölçümüBöbrek yetmezliği-kronik+4
Pınar Çekiç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kateter örneklerinden izole edilen staphylococcus suşlarında biyofilm oluşumunun, antibiyotiklerin biyofilmler üzerine etkisinin ve meca geninin araştırılması

Hastanelerde sıklıkla kullanılan kateterlerin en önemli komplikasyonu, enfeksiyonların gelişme riskidir. Kateter kaynaklı enfeksiyonlarının en sık nedenlerinden olan stafilokoklar biyofilm oluşturabilme potansiyelleri ile kateter üzerindeki kolonizasyonlarını sağlarken, aynı zamanda konak savunmasından ve antibiyotiklerden de korunmaktadırlar. Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı hastane merkez laboratuvarına gönderilen kateter örneklerinden izole edilen 62 Staphylococcus suşunun biyofilm oluşturma özellikleri, antibiyotiklerin biyofilmler üzerine etkisi ve metisilin direncinden sorumlu mecA geninin araştırılması amaçlanmıştır. İzolatların antibiyotik duyarlılık testleri Vitek2 compact sistemle çalışılmış, oksasilin, vankomisin ve daptomisin MİK değerleri sıvı mikrodilüsyon testiyle belirlenmiştir. Suşların biyofilm özellikleri ve Minimum Biyofilm Eradike edici Konsatrasyon (MBEK) değerleri mikroplak yöntemi ile belirlenmiştir. Çalışmamız sonucunda suşların oksasilin, vankomisin ve daptomisinin MİK50 ve MİK90 değerleri sırasıyla 32/>128, 1/2 ve 0,25/1 μg/ml olarak belirlenmiştir. 62 stafilokok suşunun 34 (%54,8) biyofilm pozitif (BP) olarak saptanmıştır. BP suşların %23,5'i zayıf (+), %32,4'ü orta (++) ve %44,1'i güçlü (+++) biyofilm özelliği göstermiştir. Oksasilin, vankomisin ve daptomisinin MBEK50 ve MBEK90 değerleri sırasıyla 64 />128, 128 />128 ve 4/>32 μg/ml olarak belirlenmiştir. Suşlardaki mecA geni varlığı Real-time PCR yöntemiyle araştırılmıştır. Suşların %90,3'nün mecA geni taşıdığı saptanmıştır. Çalışmamızdaki bulguların biyofilm enfeksiyonlarını anlamada ve tedavisinin daha akılcı yönlendirilmesinde yol gösterici olacağı düşünmekteyiz.

AntibiyotiklerBiyofilmlerEnfeksiyon+5
Yağmur Ekenoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Parapleji hastalarının kendi kendine uyguladıkları temiz aralıklı kateterizasyona ilişkin uygulamalarının belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı parapleji tanılı hastaların TAK uygulamasına yönelik uygulamalarını belirlemektir. Tanımlayıcı tipte olan araştırma, Ekim 2021-Nisan 2022 tarihleri aralığında Kozaklı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'nde yatmakta olan parapleji tanılı kendi kendine TAK uygulayan, 18 yaş ve üzerinde olan hastalarda gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak literatür doğrultusunda hazırlanan soru formu kullanılmıştır. Veri toplama, yüz yüze görüşerek gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan anket soruları, 06-09.10.2021 tarihlerinde hastanede yatmakta olan parapleji tanılı TAK uygulayan bireylere uygulanarak araştırmanın ön uygulaması yapılmıştır. Bu uygulama sonrasında soruların anlaşılırlığı ve etkinliği test edilmiştir. Uygulama sonucunda bireyler tarafından aynı anlamda algılanmayan, açık olmayan, güç anlaşılan soru ifadeleri değiştirilmiş ve anket formu düzenlenerek uygulamaya hazır hale getirilmiştir. Sonraki aşamada ise; güncellenen anket formu ile araştırma kapsamındaki bireylerle çalışma yapılmıştır. Araştırmada kullanılan anket, beş bölümden oluşmaktadır. Toplamda 39 soru bulunmaktadır. Anket formunu, bireylerin tanıtıcı ve TAK kullanımına ilişkin özellikleri ile TAK'a ilişkin işlem öncesi, esnası ve sonrası basamaklara yönelik uygulamalarını belirleyecek olan sorular oluşturmaktadır. Araştırmaya örneklem grubu olan 145 kişi katılmıştır. Elde edilen veriler frekans, yüzde, ortalama, standart sapma analizleri yapılarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında yer alan örneklem; araştırmaya katılmayı kabul eden, üst ekstremitesini kullanabilen, en az okuryazar olan hastalardan oluşmaktadır. Hastaların yaş ortalamaları 36.43±13.29'dur. TAK uygulama süresleri minimum 3 ay, maximum 20 yıldır. Bir günde TAK uygulama sayısı 1-8 arasındadır. TAK numaralarında en çok; kadınlar Hydrophilic Catheter (CH) 12/20cm, erkekler CH 14/40cm olan kateterleri tercih etmektedir. Hastaların hepsi hidrofilik kateter tipini kullanmaktadır. Kateter ilerletilme mesafesi çoğunluk tarafından, kateterin tamamı girene kadar gerçekleştirilmektedir. Aynı kateterle birden fazla TAK uygulayan hasta sayısı azımsanmayacak düzeydedir. İdrar torbası kullanımı, idrar boşaltma kabına oranla daha çok tercih edilmektedir. İşlem öncesi ve sonrası basamaklarda mesane dolgunluk kontrolü büyük çoğunluk tarafından yapılmamaktadır. Düzenli el yıkama oranları düşük olmakla birlikte, işlem öncesine kıyasla işlem sonrası el yıkama oranı daha yüksektir. İşlem esnasında genital bölge temizliği çoğunluk tarafından düzenli olarak sağlanamazken, işlem sonrasında genital bölge temizliğini sağlayanların da yeterli düzeyde olmadığı belirlenmiştir. Anormal durum tespitinde sağlık çalışanlarına haber verme durumu çoğunluk tarafından düzenli olarak sağlanmamaktadır. Parapleji tanılı TAK uygulayan hastaların işlem öncesi, esnası ve sonrası basamaklarına yönelik uygulamaları belirlenmiş olup, yeterli düzeyde bilgi sahibi olmadıkları sonucuna varılmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda; parapleji tanılı TAK uygulayan hastalara hastanede yatış süreleri boyunca işlem basamaklarına ilişkin eğitimlerin planlanması, TAK uygulamasında işlem basamaklarına dair yeterlilik düzeyinin belirlenmesine yönelik ölçeklerin geliştirilmesi, hemşirelerin TAK'a ilişkin bilgi düzeylerine bakılarak yapılabilecek çalışmalar önerilmektedir.

HemşirelikHemşirelik bakımıKateterizasyon+2
Muteber Yağmuroğlu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste takılan santral venöz kateterlerin değerlendirilmesi

Son yıllarda acil servislerde takılan santral venöz kateter sayıları giderek artmakta ve özellikle kritik hastaların bakımında önem kazanmaktadır. Çalışmamızda Adnan Menderes Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı tarafından acil servis ve acil yoğun bakımda gerçekleştirilen santral venöz kateter işleminin endikasyonları, takılma şekli ve yöntemi ile girişim sırasındaki ve sonrasındaki komplikasyonları araştırmayı amaçladık. Hipotezimiz santral venöz kateter uygulamasının ultrason eşliğinde yapılması antikoagülan ve/veya antiplatelet kullanan hastalarda kullanmayanlara göre kanama komplikasyonu oranını değiştirmeyeceği düşünüldü. Çalışmamıza 15.11.2018-15.10.2019 tarihleri arasında acil servis ve acil yoğun bakımda acil tıp anabilim dalı tarafından santral venöz kateter uygulaması yapılmış, 18 yaşını doldurmuş ve gebe olmayan 178 vaka alınmıştır. Santral venöz kateterizasyon işlemini uygulayan hekim tarafından hastanın yaş, cinsiyet, acil servise başvuru şikayeti, öz geçmişindeki hastalıkları, ilaç kullanımı, santral venöz kateter uygulama yolu ve tarafı, kateter takılma nedeni, hastaya yapılan toplam ponksiyon sayısı, işlem sırasında ultrason kullanımı, başarılı kateterizasyon işlemini gerçekleştiren asistanın kıdemi, komplikasyon durumu, hastanın kan değerleri, kateterin kaç gün kaldığı ve hastanın sonlanımı olgu rapor formuna kaydedilmiştir. Araştırma verileri SPSS 21.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 67 (18-96 yaş) olarak bulunmuştur. Hastaların %55.6'sı erkek ve %44.4'ü kadın olarak bulunmuştur. Hastaların %36.5'inde antikoagülan veya antiplatelet ilaç kullanım öyküsü mevcuttu. Hastaların acil servise başvuru nedenleri değerlendirildiğinde en sık sebeplerin nefes darlığı, genel durum bozukluğu ve bulantı – kusma gibi dahili sebepler olduğu görülmüştür. Hastaların %50.6'sında tercih edilen yol internal juguler ven olduğu görülmüş ve bunu femoral ven ve subklaviyen ven takip etmiştir. Santral venöz kateter endikasyonlarına bakıldığı zaman en sık sebepler sırasıyla hemodiyaliz ihtiyacı, damar yolu ihtiyacı ve santral venöz basınç ölçümü olmuştur. Hastaların %52.2'sine ilk ponksiyonda başarılı kateterizasyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Geriye kalan grupta başarılı kateterizasyon işlemi 2 veya daha fazla ponksiyonda yapılabilmiştir. Hastaların %78.7'sine ultrason eşliğinde santral venöz kateter işlemi uygulanmıştır. Hastaların %44.9'una 2 yıl altında eğitim alan, %33.7'sine 2-3 yıl arası eğitim alan ve %21.3'üne 3 yıl üstünde eğitim alan acil tıp asistanları santral venöz kateter takmıştır. Hastaların kateterleri ortalama olarak 9 gün (1-47 gün) takılı kalmıştır. Hastalarımızda en sık görülen komplikasyonlar ventriküler disritmi ve subkutan hematom olmuştur. Cinsiyet, antikoagülan ve/veya antiplatelet ilaç kullanımı, tercih edilen ven ve işlem sırasında ultrason kullanımı ile komplikasyon durumu arasındaki ilişkiye bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Fakat santral venöz kateter uygulayan hekimin kıdemi ile komplikasyon durumu incelendiğinde hekimlerin kıdemi arttıkça komplikasyon oranlarının arttığı yönünde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç çıkmıştır. Sonuç olarak antikoagülan ve/veya antiplatelet ilaç kullanımı olan hastalarda acil servis şartlarında ultrason eşliğinde santral venöz kateter uygulaması yapılabileceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Santral Venöz Kateter, Acil Servis, Komplikasyon.

Acil servis-hastaneAcil tıpKateterizasyon+1
Mehmet Kıy
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk yoğun bakım ünitesinde santral venöz kateter takılması sırasında "santral yol girişim kontrol listesine" uyumun komplikasyon gelişme durumuna etkisinin belirlenmesi

Amaç: ÇocukYoğun BakımÜnitesi'nde Santral Venöz Kateter takılması sırasında "Santral Yol Girişim Kontrol Listesine (SYGKL)'' uyumun komplikasyon gelişme durumuna etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Deneysel ve Müdahaleli tipteki araştırma, Ege Üniversitesi Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi (ÇYBÜ)'nde Şubat-Ağustos 2017 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini ÇYBÜ'nde yatan 1 ay-18 yaş aralığındaki 60 hasta oluşturmuştur. Çalışmada, araştırmacılar tarafından güncel literatür bilgileri doğrultusunda geliştirilmiş olan SYGKL'nin geçerlilik ve güvenirliği yapılmıştır. Veriler: "Hasta Tanıtım Formu", "SYGKL" ve "Santral Venöz Katetere Bağlı Gelişen Komplikasyonların Listesi" ile toplanmıştır. Araştırmada, "Kapsam Geçerlik İndeks"i ve Kuder Richardson 20 (KR 20) güvenilirlik katsayısı hesaplanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, Korelasyon, Kappa, Mann Whitney U, Ki-kare ve Independent Samples t testleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya alınan hastaların; %51.7'sinin erkek, yaş ortalaması 3.76±4.77 yaş, SVK kalış süresi ortalaması ise 8.98±6.75'dir. Araştırmada, hastaların %68.3'ünün yoğun bakım ünitesinden servise transfer olması nedeniyle SVK'inin kapatıldığı bulunmuştur. Hastalara takılan SVK' lerin; %53.3'ünün çift ve%45.0'nin üçlümenli olduğu, %56.7'nin femoral ve %41.7'nin jügüler venden, %76.7'nin sağ taraftan, %95'nin 2 kişi ve %51.7'sinin asistan doktor tarafından takıldığı saptanmıştır. Araştırmada, hastaların %68,3'de SVK'e bağlı komplikasyon geliştiği belirlenmiştir. Yapılan analizlerde; SYGKL'nin Kapsam Geçerlik İndeksinin 0,95, KR 20 güvenilirlik katsayısının 0.60 olduğu bulunmuştur. SVK takılması sırasında SYGKL'deki uygulanan madde sayısı ortalamasının 38.55±2.27, madde oranı ortalamasının 0,794±0.055 olarak yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca, SVK takılması sırasında SYGKL'ne uyumun hastada komplikasyon gelişme durumunu etkilemediği bulunmuştur. Sonuçlar: ÇYBÜ'de SVK takılması sırasında SYGKL'ne uyumun yüksek olması nedeniyle komplikasyon gelişme durumunu olumlu yönde etkilemiş olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Santral Venöz Kateter, Komplikasyon, Çocuk Yoğun Bakım, Santral Yol Girişim Kontrol Listesi

KateterizasyonKomplikasyonlarYoğun bakım+1
Fatmanur Kurt
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste santral ven kateterizasyonu başarısını etkileyen faktörler ve işlem öncesi vasküler değerlendirmenin işlem başarısına etkisi

Amaç: Santral ven kateteri (SVK) geniş bir damar yolu ihtiyacında santral venöz yapının içerisine yerleştirilen bir kanüldür. Santral ven kateteri (SVK) takılması kritik hastalıkların tanı ve tedavisinde yardımcı olabilir. Santral ven kateterinin acil servisteki en yaygın endikasyonları hipovolemi ve şokta sıvı tedavisi, kan ve kan ürünlerinin infüzyonu, hipertonik ilaç ve sıvıların infüzyonu, fazla miktarda kan kaybı beklenen büyük cerrahi girişimler, hastaya periferik venden damar yolu açılamaması, kalp pili yerleştirilmesi ve acil hemodiyaliz için geniş bir damar yolu ihtiyacı gibi durumlardır. Her geçen gün artan teknik gelişmeler ve anatominin daha iyi anlaşılması, santral ven kateterizasyonu girişimlerinin daha kolay, daha hızlı ve daha güvenli olarak yapılmasını sağlamaktadır; buna rağmen hala bazı risklerin görülme olasılığı mevcuttur. Biz bu çalışmada santral ven kateterizasyon işlemi öncesinde statik ultrasonografik değerlendirme ile vasküler yapıları boyut, tıkanıklık, anatomik yapısal farklılıklar ve anomaliler açısından inceleyerek bu işlemin kateterizasyon başarısı ve hasta yararına etkisinin olup olmadığının araştırılmasını ve acil serviste santral ven kateterizasyonu başarısını etkileyen diğer faktörleri ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel, prospektif bir klinik araştırma olarak planlanıp, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı ile 1 Ocak 2019 - 31 Ocak 2020 tarihleri arasında Balcalı Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda gerçekleştirildi. Belirtilen zaman diliminde Erişkin Acil Tıp Servisi'ne başvuran, santral ven kateterizasyonu uygulanması gereken ve çalışmaya dahil edilme kriterlerine sahip 67 hasta çalışmaya alındı. Bu hastalardan 33 hastaya santral ven kateterizasyonu yerleştirilmesi öncesinde vasküler yapıları değerlendirmek için statik ultrasonografi incelemesi yapıldı. Hastaların sosyodemografik verileri, hayati bulguları, laboratuvar bulguları, çalışma parametre ve işlem verileri ve işlemi gerçekleştiren araştırma görevlileriyle ilgili veriler daha önceden hazırlanan çalışma föyüne kayıt edildi. Araştırma verileri "SPSS for Windows 21.0 (SPSS Inc, Chicago, IL)" aracılığıyla bilgisayar ortamına yüklendi ve analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 67 hasta alındı. Tüm hastaların yaş ortalaması 52,3±16,7 yıl ve hastaların % 73,1'i (n=49) erkekti. 33 hastaya statik USG tekniğiyle, 34 hastaya ise anatomik işaretler tekniği kullanılarak santral ven kateteri yerleştirildi. Her iki hasta grubunda da en sık SVK yerleştirilme nedeni zehirlenme sebebiyle hemodiyaliz uygulanmasıydı ( Statik USG grubu: % 48,5 ve Anatomik İşaretler grubu: % 64,7). Hasta grupları arasında sosyodemografik veriler açısından istatiksel anlamlı farklılık yoktu. Statik USG tekniğinin istatiksel olarak anlamlı oranda işlem başarı oranını arttırdığı (p=0,001), toplam girişim sayısını azalttığı (p=0,001) ve işlem sonrası kateter disfonksiyonu gelişmesini azalttığı (p=0,048) gösterildi. Hasta grupları arasında kullanılan kateter sayısı, SVK yerleştirme sırasında geçen süre, işlemi uygulayan hekim sayısı karşılaştırıldığında istatiksel anlamlı fark saptanmadı. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda statik USG tekniğiyle SVK yerleştirme işlemlerinde istatiksel anlamlı düzeyde yüksek başarı oranı, daha az işlem sonrası kateter disfonksiyonu gelişimi ve daha az girişim sayısı sağlanabildiği gösterildi. Ayrıca SVK yerleştirilmesi öncesi statik USG incelemesi yapılmasının istatiksel olarak anlamlı olmasa da SVK yerleştirilmesi sırasında geçen süreyi kısalttığı, kullanılan kateter sayısını azalttığı ve işlemi deneyen araştırma görevlisi sayısını azalttığı görüldü. SVK yerleştirilmesi için harcanan toplam sürenin ise statik USG yapılan grupta istatiksel olarak anlamlı oranda daha fazla olduğu görüldü. Daha fazla sayıda hasta ile yapılacak çalışmalarla statik USG tekniğinin santral ven kateterizasyonu başarısına etkisi daha net ortaya koyulabilir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Kateterizasyon, Santral ven kateteri, Statik ultrasonografi.

Acil servis-hastaneAcil tıpKateterizasyon+2
Ali Çebişli
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Periferik intravenöz kateter uygulamalarında cilt antisepsisinin flebit gelişimi üzerine etkisi

Bu araştırma, periferik intravenöz kateter takılmadan önce yapılan cilt antisepsisinin flebit gelişimi üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiş randomize kontrollü çift kör deneysel türde bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Ocak 2020-Eylül 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Cerrahi-1 ve Cerrahi-2 kliniklerine yatışı olan 60 hasta oluşturmuştur. Arıştırmada veriler literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. İki bağımsız grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Independent Sample-t" test (t-tablo değeri) yöntemi, parametrik olmayan yöntemlere uygun şekilde, iki bağımsız grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri) yöntemi kullanılmıştır. İki nitel değişkenin birbiriyle ilişkilerinin incelenmesinde beklenen değer düzeylerine göre "Fisher-Exact", "süreklilik düzeltmesi" veya "Pearson-χ2" çapraz tabloları kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastaların bireysel özellikleri değerlendirildiğinde yaş ortalamasının 49.5±11.76 yıl, BKİ (Beden Kitle İndeksi) ortalamasının 25.03±5.74 kg/m2 (fazla kilolu), büyük çoğunluğunun erkek (%56.7), hastaların %30'unun sigara içme öyküsü olduğu saptanmıştır. Hastaların %73.3'ünde kronik hastalık olmadığı, kronik hastalığı olanlar içinde en fazla (%37.5) DM (Diabetes Mellitus) ve hipertansiyonun bereber yer aldığı grubun olduğu görülmüştür. PİVK (Periferik İntravenöz Kateter) özelliklerine bakıldığında kateterin en fazla ön kola takıldığı (%61.7) bulgulanmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastaların flebit gelişimi incelendiğinde; kadınlarda, BKİ'ye göre fazla kilolu hastalarda, kronik hastalığa sahip olanlarda, sigara kullanımı olan hastalarda daha fazla olduğu bulgulanmıştır. Flebitin %69.2 oranla en fazla ön kolda geliştiği gözlenmiştir. Flebit gelişimi olan hastalarda, en fazla gelişen flebit derecesi 1. Derece olarak saptanmıştır. Flebitin her satte gelişebildiği gözlense de en fazla flebit gelişiminin 32-40 saat arasında olduğu bulgulanmıştır. Araştırmamızın sonucunda PİVK uygulamasında klorheksidin kullanılan deney grubundaki 5 hastada (%16.7) flebit geliştiği, alkol kullanılan kontrol grubundaki 8 hastada (%26.7) flebit geliştiği saptanmıştır. Deney ve kontrol grupları arasında flebit gelişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı bulgulanmıştır. (p>0.05). Anahtar Sözcükler: Cilt Antisepsisi, Flebit, Flebit Ölçeği, Periferik İntravenöz Kateter

AntiseptiklerFlebitKateterizasyon+1
Alev Keskin
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Periferik venöz katetere bağlı flebit riski ölçeğinin geliştirilmesi

Bu araştırma, periferik venöz katetere bağlı flebit riski ölçeğinin geliştirilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi amacıyla metodolojik bir çalışma olarak planlandı. Araştırmanın verileri Şubat- Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Hastanesinde toplandı. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri için örneklem kriterlerine uyan 729 hasta ve geliştirilen ölçeğin uygulanması aşamasında 208 hasta örnekleme dahil edildi. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu, Periferik Venöz Katetere Bağlı Flebit Riski Ölçeği ve Flebit Değerlendirme Skalası kullanıldı. İstatistiksel analizlerde SPSS 25.0 ve AMOS programları kullanıldı. Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini hesaplamak için Lawshe tekniği ile kapsam geçerliliği, Kuder Richardson 20 iç tutarlık analizi, madde toplam korelasyon analizi, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri uygulandı. Ölçeğin açıklanan toplam varyans değeri %58 ,090, Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0,800, Barlett's küresellik testi değeri χ2(91) = 2552,827 p<0,01 olarak hesaplandı ve istatiksel olarak anlamlı bulundu. Ölçek maddelerinin kapsam geçerlik indeksi 0,78; faktör yükleri 0,543-0,825; madde toplam korelasyonları 0,514 ile 0,645 ve ölçeğin güvenilirliğini test eden Kuder Richardson 20 değeri 0,823 olarak bulundu. Toplam 14 madde ve 3 alt boyuttan oluşan ölçek puanları 14-28 arasında olup kesim noktası 20,5 olarak hesaplandı. Ölçekten alınan puanın artması periferik venöz katetere bağlı flebit riskinin arttığını göstermektedir. Sonuç olarak; geliştirilen flebit riski ölçeğinin ölçülmek istenen alanı temsil eden, araştırılan yapıyı ölçen, iç tutarlılığı yüksek, geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu bulundu. Geliştirilen flebit riski ölçeğinin uygulanması aşamasında elde edilen sonuçlar, ölçeğin flebit risk faktörlerini doğru tespit ettiği ve flebit yönünden riskli hastaları belirlemede klinik hemşireleri tarafından kullanılmasının yararlı olacağını göstermektedir.

FlebitKateterizasyonKateterler+4
Soner Berşe
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Periferik venöz katetere bağlı flebit gelişiminin önlenmesinde kanıta dayalı bakım paketi uygulamasının etkisi

Bu araştırma, periferik venöz katetere bağlı flebit gelişiminin önlenmesinde kanıta dayalı bakım paketi uygulamasının etkisinin değerlendirilmesi amacıyla kontrol ve deney gruplu randomize olmayan deneysel çalışma olarak uygulandı. Araştırma, Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye/Yara Bakımı Kliniği ve Nöroloji/Nöroşirurji kliniklerinde 01 Eylül 2021-31 Mart 2022 tarihleri arasında uygulandı. Kontrol grubunda 75 hasta ve 88 periferik venöz kateter (PVK), deney grubunda 41 hasta ve 48 PVK örnekleme dahil edildi. Verilerin toplanmasında Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Hasta Demografik ve Klinik Bilgi Formu, Flebit Değerlendirme Skalası ve Bakım Paketi Klinik İzlem Formu kullanıldı. Güncel literatür ışığında, dört parametre ve 15 hemşirelik girişiminden oluşan kanıta dayalı flebit bakım paketi geliştirilerek uzman görüşü alındı. Kontrol grubundaki hastalara kliniklerin standart PVK bakım uygulamaları gerçekleştirildi. Klinik hemşirelerine PVK bakımı, flebit ve bakım paketi hakkında eğitimler verildi. Deney grubundaki hastalara, oluşturulan kanıta dayalı bakım paketi doğrultusunda bakım verildi. Bakım paketinde yer alan parametrelerin hemşireler tarafından uygulanma durumu günlük olarak araştırmacı tarafından kaydedildi. Değerlendirmede bakım paketine tam uyum şartı arandı. Tam uyum sağlanmaması durumunda ilgili hasta araştırma dışı bırakıldı. Uyum sağlanmayan parametreler için hemşirelere geri bildirim verildi ve tekrarlı eğitimler yapılarak uyumları arttırıldı. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 25.0 paket programı, kategorik değişkenlerin karşılaştırmalarında Ki-kare ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Bakım paketi uygulanan hastaların %37,5'inde, kontrol grubundaki hastaların %60,2'sinde flebit gelişti ve flebit gelişme durumu bakımından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bakım paketi uygulanan hastalarda 1., 2. ve 3. günlerde flebit gelişme oranı kontrol grubundaki hastalardan daha düşüktü ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bakım paketi uygulanan hastalarda tüm günlerdeki flebit dereceleri kontrol grubundan daha düşüktü ve 1., 2., 3. ve 4. günlerdeki flebit dereceleri bakımından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak bakım paketi uygulaması PVK'ya bağlı flebit gelişme oranını azaltmada etkili bulundu. Sağlık kuruluşlarında PVK'ya bağlı flebit gelişiminin önlemesi için kanıta dayalı bakım paketi uygulamasının yaygınlaştırılması, büyük örneklem grupları ile çok merkezli çalışmaların yapılması, PVK'ya bağlı flebit gelişimini önlemeye yönelik güncel kanıta dayalı hemşirelik girişimlerini içeren eğitim programlarının uygulanması önerilmektedir.

FlebitKanıta dayalı tıpKanıta dayalı uygulamalar+2
Tuğba Dost
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk yoğun bakım ünitesinde pediatrik hastalarda kateter ilişkili kan akımı enfeksiyonları ve enfeksiyonu etkileyen faktörler

Amaç: Çalışmamızda hastanemiz ÇYBÜ'deki KİKDE hızı ve oranının hesaplanması, en sık görülen mikroorganizmaların ve direnç oranlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca KİKDE gelişimini etkileyen faktörlerin belirlenmesi de çalışmanın bir diğer amacıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Eylül 2017- Aralık 2021 tarihleri arasında hastanemiz ÇYBÜ'de yatmış SVK'si bulunan tüm hastalar dahil edildi. Verileri eksik olan, SVK yerleştirildikten sonra 48 saat içinde taburcu olan veya eksitus olan hastalar çalışmadan çıkarıldı. Hastaların geriye dönük olarak demografik özellikleri, klinik bilgileri, yerleştirilen SVK özellikleri, SVK'den aınan kan kültürü sonuçları, üreyen etkenler ve direnç oranları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya toplamda 157 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen 157 hastaya 176 SVK yerleştirildi. Toplam 176 kateterin %27.7'inde KİKDE, %12.5'inde kolonizasyon, %5'inde kontaminasyon saptandı. Bin SVK gününe düşen KİKDE hızı 15.8 hesaplandı. Toplam 49 KİKDE atağının %8.5'inde Gram pozitif, %54.2'sinde Gram negatif, %37.3'ünde fungal etkenler saptandı. En sık görülen etken Klebsiella spp. idi. Klebsiella türlerinin %70'i MDR mikroorganizmalardı. Hastaların YBÜ yatış sürelerinde artış (p=0.000), SVK kalış sürelerinde uzama (p=0.000) KİKDE gelişimi açısından anlamlı bulundu. Hastaların kan ürünü alması (p=0.008), TPN uygulaması (p=0.004), immunsupresif durumlar (p=0.006), gastrostomisi bulunan hastalar (p=0.025) ve kontinü sedasyon alan hastalar (p=0.002) da KİKDE gelişiminin artışı ile ilişkili bulundu. Malignitesi olan hastalar (p=0.047) ve TPN uygulanan hastalar (p=0.015) ise fungal KİKDE gelişimi açısından anlamlı bulundu. Sonuç: Çalışmamızda KİKDE hızı 1000 SVK gününde 15.8 hesaplanmış olup bu değer literatüre göre yüksek olması uzun süreli hastanede yatış ve kateterlerin uzun süreli kullanımı ile ilişkilidir. Gastrostomi bulunması ve TPN alma, enfeksiyon gelişimi ile ilgili bağımsız değişken olarak bulunmuştur. Gram negatif etkenler en sık görülen KİKDE etkeni olup, MDR'lar ön planda bulundu. Fungal etkenler ve Gram negatif etkenler de literatüre göre daha yüksek sıklıkta bulunmuştur. Fungal enfeksiyonlarda bağımsız değişken TPN kullanımı olarak saptanmıştır.

EnfeksiyonlarKan dolaşımıKan hastalıkları+6
Sinem Atik
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uygulanan iki farklı yöntemin periferik damar yolu açılan çocuklarda ağrı ve anksiyeteye etkisi

Amaç: Bu çalışma çocuk acil servisinde periferik damar yolu açma işlemi sırasında uygulanan iki farklı yöntemin çocuklarda ağrı ve anksiyeteye etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma randomize kontrollü ve deneysel tiptedir. Araştırmanın örneklemini, Ocak 2022 ve Şubat 2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Acil Servisine başvuran ve gönüllü olan çocuklar oluşturdu (n=105). Katılımcılar iki deney ve bir kontrol grubu olmak üzere üç eşit gruba ayrıldı. Deney 1 Grubunu, işlem sırasında ebeveyn desteği uygulanacak çocuklar oluşturdu. Deney 2 Grubunu, işlem sırasında araştırmacı tarafından dikkati başka yöne çekme kartları kullanılan çocuklar oluşturdu. Kontrol grubuna periferik damar yolu açma işlemi sırasında kliniğin rutin işlemi uygulandı. Verilerin toplanmasında "Çocuk Tanıtım Bilgi Formu", "Wong-Baker Yüz İfadelerini Derecelendirme Ölçeği", "Çocuk Korku ve Anksiyete Ölçeği", "Dikkati Başka Yöne Çekme Kartları" kullanıldı. Bulgular: Araştırmada çocukların, WB-YİDO puan ortalamaları gruplar arası karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Kontrol grubundaki çocukların diğer gruplara göre WB-YİDO puan ortalamaları daha yüksektir. Araştırmada çocukların, işlem sırasındaki ÇKAÖ puan ortalamaları gruplar arası karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Kontrol grubundaki çocukların diğer gruplara göre ÇKAÖ puan ortalamaları daha yüksektir. Sonuçlar: Dikkati başka yöne çekme kartları ve ebeveyn desteği uygulamalarının periferik damar yolu açma işlemi sırasında çocukların ağrı ve anksiyetelerini azaltmada etkili olduğu bulundu.

Aile desteğiAna-babaAnksiyete+5
Selin Utar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hidrosefali tedavisinde kullanılan şant sistemlerinde şant gövdesi ve kateterleri antibiyotikli basınç kontrollü şant sistemleri ile sadece ventriküloperitoneal kateterleri antibiyotikli basınç kontrollü şant sistemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Hidrosefali beyin omurilik sıvısı üretimi ve emilimi arasındaki dengenin bozulduğu bir hastalıktır. Tedavisinde medikal yöntemler denensede asıl tedavisi cerrahidir. Cerrahide en çok tercih edilen yol ventriküloperitoneal şant cerrahisidir. Şant cerrahisinde en çok görülen komplikasyonlardan biri şant enfeksiyonu gelişmesidir. Biz çalışmamızda şant gövdesi ve kateterleri antibiyotikli basınç kontrollü şant sistemleri ile sadece ventriküloperitoneal kateterleri antibiyotikli basınç kontrollü şant sistemlerinin enfeksiyon oranlarının karşılaştırılmasını hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalında ocak 2018- temmuz 2021tarıhleri arasında hidrosefali tanısıyla ventriküloperitoneal şant takılan 120 hasta retrospektiv olarak incelendi.Bu hastaların 90-ı sadece ventriküloperitoneal kateterleri 30-u ise hem gövdesi hem kateterleri antibiyotikli şantlar takılan hastalardan oluşmuştur. Ventriküloperitoneal şant takılan tüm hastaların dosya verileri, ameliyat notları, radyolojik ve laboratuar tetkikleri ve poliklinik takip notları geriye dönük olarak şant takılan operasyon tarihinden itibaren en az 6 ay süreyle incelenmiştir. Sonuçlar: Çalışmaya 90 (% 75,0)'ı kateterleri antibiyotikli; 30 (% 25,0)'u hem kataterleri hemde valfleri antibiyotikli olmak üzere 120 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastalardan 74 (% 61,7)'ü erkek, 46 (% 38,3)'sı da kız idi. Hastaların yaş ortalamaları 17,9±21,7 yıl iken; 32 (% 26,7) hasta 1 yaş ve altında, 88 (% 73,3) hasta ise 1 yaş üzerinde oldukları belirlendi. Sadece ventriküloperitoneal kateterleri antibiyotikli olan şant uygulanan hastalarda enfeksiyon oranı %28.9 hem valfleri hemde ventriküloperitoneal kateterleri antibiyotikli şantlar uygulanan hastalarda ise %10 tesbit edilmiş ve istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. (p=0,036; p<0,05) Hem valfleri hem ventriküloperitoneal kateterleri antibiyotikli şantlarda enfeksiyon oranlarının azaltdığı tesbit edilmiştir.1yaş ve altında enfeksiyon oranı %37.5'dir ve bu hastalarda konjenital hidrosefali etiolojisi %84.4 tesbit edilmiştir. Enfeksiyon gelişen hastaların revizyon ameliyatı olduğu ve revizyon cerrahilerinin şant enfeksiyon oranını ilk cerrahiye göre anlamlı şekilde artırdiği tesbit edilmiş ve enfeksiyon gelişen hastaların büyük çoğunluğunun 1 yaş ve altı ve konjenital hidrosefali etiolojisi olduğu görülmüştür. Tartışma: Literatürde standart şant uygulananların %5-22 oranında, antibiyotikli şant uygulananların %9-2'sinde enfeksiyon meydana geldiği görülmüş ve antibiyotikli şantların enfeksiyon oranını anlamlı şekilde azaltdığı belirtilmiştir. Bizim çalışmamızda ise sadece ventriküloperitoneal kateterleri antibiyotikli olan şant uygulanan hastalarda %28.9 hem valfleri hemde ventriküloperitoneal kateterleri antibiyotikli şantlar uygulanan hastalarda ise %10 oranında enfeksiyon görülmüştür. Diğer antibiyotikli şantlardan farklı olarak valfleri de antibiyotikli olan şantların enfeksiyon oranlarını azaltmada daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. (p=0,036; p<0,05) Anahtar Kelimeler: Hidrosefaliya, Ventriküloperitoneal şant, Antibiyotikli şant

AntibiyotiklerHidrosefaliKateterizasyon+3
Mansur Mammadov
Çukurova University
2022
00

Related subjects