Aristotle
98 theses under this subject heading
Felsefede matematik yöntem kullanımı üzerine epistemolojik bir araştırma
Felsefede matematiksel yöntem kullanımının ve kesinlik arayışının kökenleri ve gelişimini ele alan bu araştırma, matematiksel yöntem anlayışının Pythagorasçı-Platoncu geleneğin saf matematiğe olan yaklaşımlarının etkisiyle ortaya çıktığını tespit etmektedir. Felsefede matematik yöntem kullanımı epistemolojik bir temelde araştırıldığı zaman, onun köklerinin, matematiğin özellikle kadim dönemlerdeki astroteolojik inanışların etkisiyle kutsallaştırılmasına kadar dayandığı görülür. Antik Yunan'da saf matematik alanındaki teorik kanıtlamaların kesinliğinden etkilenen Pythagorasçılar matematiği "saf matematik" disiplini haline getirmişlerdir. Pythagorasçılardan etkilenen Platon'a göre, matematik doğru düşünmenin ve kesin bilgiye ulaşmanın en önemli aracıdır. Matematiği yücelten bu yaklaşımlar felsefenin matematikle ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Matematiksel kesinlikteki bilgiye ulaşma arzusu sadece felsefe ve bilim alanlarıyla sınırlı değildir; teoloji ve ahlak alanlarında bile kesin bilgiye ulaşmak için matematiksel yöntemin kullanıldığı örneklerin mevcut olduğunu görmek mümkündür. Felsefenin ve teolojinin matematikle ilişkili olarak ele alınması, özellikle 12. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar pek çok düşünürün matematik olmadan bilim yapılamayacağı, kesin bilgiye ulaşılamayacağı fikrini savunmasına zemin hazırlamıştır. Bu ise 17. yüzyılda Descartes'ın mathesis universalis yani evrensel matematik bilimi projesiyle ve kesin bilgiye ulaşmak için matematiksel yöntemi sunmasıyla, Spinoza'nın çoğu eserini geometrik yöntemle yazmasıyla sonuçlanmıştır. Felsefenin matematikle ilişkilendirilmesi de ve ahlakın matematiksel olarak ele alınması da en nihayetinde filozofların kesin bilgiye ulaşma çabasının bir sonucudur ve saf matematiğin yüceltilmesinin de en önemli sebebidir. Felsefe tarihinde felsefeyi, teolojiyi ve bilimleri matematikle ilişkilendiren yaklaşımların aksine bütün konuların matematikle ilişkili olarak ele alınmasına karşı çıkan düşünürler de bulunur. Aristoteles matematik ve matematiksel kesinlik konusunu gerçekçi bir bakışla inceleyerek matematiğin diğer bilimler arasındaki yerini belirlemeye çalışmıştır. O, felsefeyi matematik haline getiren yaklaşımlara karşı çıkmıştır. Francis Bacon da matematiğin saf yanının tanrısal olanla ilişkilendirilip kutsallaştırılmasına, matematik aracılığıyla tanrının ve öteki şeylerin bilinebileceğinin düşünülmesine karşı çıkmıştır. Felsefede matematik yöntem kullanılamayacağını ve bundan dolayı da ondan matematiksel kesinlik beklenemeyeceğini tespit eden düşünürlerden birisi de 18. yüzyılda Kant'tır.
İbn Rüşd'ün maddi aklının plastik bir okuması
Bu çalışmada, yaptığı akıl ayrımıyla Ortaçağ Latin dünyasında tartışmalı bir konuma yerleşmiş olan İbn Rüşd'ün maddi akıl ve imgelem gücüne dair söyledikleri, İbn Rüşd çalışmalarıyla bilinen Jean-Baptiste Brenet'nin bu imgelem gücünün düşünmeyi şekillendirdiğine dair iddiası kapsamında araştırılacaktır. Bu iddianın araştırılması için önce İbn Rüşd'ün akıl ayrımını ortaya koyduğu ve aslında bir yorum olan metninin kaynağı yani Aristoteles'in Ruh Üzerine (Peri Psukhes) metni incelenecektir. Nous araştırmasında Aristoteles'i farklı kılanın kendinden öncekilerden, bilhassa da hocası Platon'dan ayrılmak olduğu düşünüldüğünden araştırmamız Platon ile başlayacaktır.
Felsefede sanat yapıtının değerlendirilmesi: Platon, Aristoteles, Heidegger ve Collingwood
"Sanat nedir?", "Güzel nedir?", "Sanat yapıtı nedir?" soruları felsefe tarihi boyunca sorulmuş sorulardır. Bu çalışmada "güzel"in, "sanat"ın, "sanat yapıtı"nın neliği üzerine dört filozofun (Platon, Aristoteles, Heidegger ve Collingwood) görüşleri ele alınacaktır.
Olanak kavramı üzerine bir tartışma: Aristoteles ve Martin Heidegger
Bu çalışmada, gerçekliği hesaba katmasına rağmen ona göre belirlenmeyen bir olanağın, yani "olanak olarak olanak"ın yerinin ontolojik bakımdan belirlenmesinin mümkün olup olmadığını araştıracağım. Her ontoloji araştırmasında söz konusu olduğu gibi bu araştırmada da, araştırma konusunun araştırılma gerekliliği, yapılacak felsefe tarihi çalışması sonucunda, tarihte konuyla ilgili belirlenecek olan aporia'lar üzerinden ortaya koyulacaktır. Çalışmanın giriş bölümünde ilkin, dynamis kavramının Aristoteles'le birlikte kazandığı "olanak" anlamına sahip olmadan önceki ilerleyişi; ardından, Aristoteles'in ona yüklediği olanak anlamının yarattığı güç ve "olanak"ın neden çoğunlukla gerçekliğe göre belirlenen bir unsur olarak Aristoteles'ten tarihe miras kalmış olduğu konuları üzerinde duracağım. Bunun ardından, söz konusu mirasın, Descartes, Spinoza, Hume, Kant, Hegel ve Hartmann tarafından nasıl üstlenilmiş olduğundan bahsedip tarihte, Heidegger'e gelene dek olanağın daima gerçekliğe göre belirlenen bir unsur olarak söz konusu edilmiş olmasından doğan aporia'yı açıklığa kavuşturacağım. Çalışmanın birinci bölümünde, Aristoteles'in tarihe bıraktığı olanak kavrayışı mirasını, üç katmanlı bir yer belirleme denemesi üzerinden ortaya koyacağım. İlk katmanı, Aristoteles'in aporia'larına işaret ederek sınırlarını çizdiği felsefe tarihinin topos'u; ikincisini, tarihteki aporia'ları tekrar üretmeyecek şekilde oluşturulmuş olan Aristoteles'in ortaya koyduğu yeni dizgenin topos'u; üçüncüsünü ise, Aristoteles'in bu dizgeye yerleştirdiği haliyle açığa çıkarılacak olan "olanak" kavrayışının topos'u oluşturacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Aristoteles'in tarihe bıraktığı mirasa ilk kez sırt çeviren bir figür olarak belirmekte olan Heidegger'in, yeni olanak kavrayışını, yine üç katmanlı bir yer belirleme denemesi aracılığıyla ortaya koyacağım. İlk katmanı, Heidegger'in onlarda beliren aporia şeritleri üzerinden sınırlarını çizdiği felsefe ve bilimlerin tarihinin topos'u; ikinci katmanı, tarihin topos'unda beliren aporia şeritlerini euporia'ya ulaştıracak şekilde kurgulanmış olan Heidegger'in ortaya koyduğu önontolojik dizgenin topos'u; üçüncüsünü ise, bu dizgede kendini göstermekte olan olanak kavrayışının topos'u oluşturacaktır. Sonuç bölümünde ise, ilkin, mevcut-olana işaret eden gerçekliği tek ölçüt olarak kabul eden ontoloji geleneğinin "olanak olarak olanak"ı yakalama denemelerinin başarısız olmaya yazgılı oluşunun nedenlerine işaret edeceğim. Ardından, böylesi bir olanağın, ancak gerçekliğin zemini (olanak koşulu) olan bir unsur olarak açığa çıkan "yer olmayan yer"inin ontolojik açıdan nasıl belirlenebileceği üzerinde duracağım.
Aristo'ya atfedilen anonimleşmiş baytarnâme (İnceleme, metin ve dizin)
Bu tez, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi‟nin Bağdatlı Vehbi kısmında 1502 numarada kayıtlı Aristo'ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname adlı eserin üzerinde yapılan bir dil çalışmasıdır. İslam kaynaklarında ilk baytarnāmenin, Aristo (MÖ 384-322) tarafından yazıldığı kabul görmektedir. Aristo‟ya atfedilen söz konusu eserin Abbasiler döneminde Yunancadan Arapçaya tercüme edildiği düşünülmektedir. Eserin daha sonra Arapçadan Farsça ve Türkçeye çevirisi yapılmıştır. Aristo'ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname adlı eserimiz müstakil bir eser olup mütercimi ve tercüme tarihi belli değildir. Dil özelliklerine bakıldığında XV. yüzyılda tercüme edildiğini tahmin etmekteyiz. Eserin konusu at hastalıkları ve tedavi yöntemleridir. Çalışma, giriş dışında dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; baytarnâme hakkında kısaca bilgi verilerek çalışmanın ana konusu, amacı ve yöntemi belirtildi. Aristo‟ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarnāme adlı bölümde eserin ayrıtılı olarak incelemesi yapıldı. İnceleme bölümünde; dil incelemesi kapsamında metindeki ses ve şekil bilgisi özellikleri üzerinde duruldu. Metin bölümünde; eserin transkripsiyon alfabesi kullanılarak Latin harflerine aktarımı sağlandı. Dizin bölümünde; metnin dizini ve sözlüğü oluşturuldu. Son olarak ise tıpkıbasıma yer verildi. Anahtar Kelimeler: Aristo‟ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname, Baytarnâme, Türk dili.
Aristoteles ve îcî'nin ahlâk düşücesinde değişimdoğa felsefesinde hareketin gayesi ve değişimin imkânı açısından bir inceleme
Bu çalışmamızda amaç, Aristoteles ve Îcî'nin düşünce sistemlerinden yola çıkarak, hareket ve değişim kavramlarını ahlak üzerinde incelemektir. Çalışmamızın temel sorusu, insanın hareket ve değişimlerini alırken, insanın tüm güçleri ve yetilerini tutarlı bir şekilde açıklamak, ardından iki müellif arasındaki ortaklık ve farklılıkları ortaya koymaktır. İncelememizin ilk aşaması, hareket ve değişimi ontolojik ve doğa anlayışı çerçevesinde ele almak olacaktır. Bu aşamada ortaya çıkan sonuçlardan yola çıkarak insani hareketin gayesi, engelleri ve değişme imkânını ele alacağız. Son olarak, insanın en yüksek etkinliğini esas alarak iki müellifimizin görüşlerini karşılaştıracağız.
Sanatsal eylemin Mimesis bağlamında izleyiciyle ilişkisi
İnsana özgü yaratıcı bir eylem olan sanat, aynı zamanda insanın ontolojik temeline ışık tutmaktadır. Bu bakımdan yaratıcı eylemi gerçekleştiren sanatçı, söz konusu eylemiyle eser ortaya koymakla kalmaz, aynı zamanda eyleminin izleyicisi olarak ontolojik alanda kendini inşa eder. Mimesis olarak meydana gelen söz konusu yaratıcı 'eylem-insan' ilişkisi, bu çalışma boyunca izleyiciyi de kapsayacak çerçevede ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda insanı tanımlayan sanatsal eylemin ontolojik temelini, tarihsel süreciyle paralel biçimde gözlenmesine imkân veren tragedya, bu yönüyle çalışmamızın ana ekseni olarak yer almıştır. Tragedya, aynı zamanda yaratıcı eylemin tüm türlerini bünyesinde barındıran yapısı nedeniyle mimesis'in söz konusu özelliğinin tüm sanatsal faaliyetlerdeki ortak noktasına işaret etmektedir. Çalışma boyunca sanatçı ve eylemiyle ortaya çıkan mimetik ilişkinin eser yoluyla izleyici için de geçerli olduğu ifade edilmeye çalışılmıştır. Mimesis vasıtasıyla, sanatsal eylem ile izleyici arasında meydana gelen ontolojik ilişkiyi tragedya zemininde incelemek için, söz konusu ilişkinin Nietzsche düşüncesinde Antik Yunan Tanrıları Apollon ve Dionysos ile sembolize edildiği "Tragedyanın Doğuşu" başlıklı eseri ele alınmıştır. Sanatsal eylemin izleyiciyle mimesis bağlamında kurduğu ilişkinin, günümüze kadar etkisinin devam ettiği şekliyle geçirdiği evrimsel sürecin ilk kırılmaları Aristoteles'in "Poetika" başlıklı eseriyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bir sanat düşüncesinden öte insanın yaşamı algılayış biçimine yönelik asırladır yürürlükte olan Aristoteles tasarımına, izleyeni eyleme çağıran sanatsal üretimlerle son vermeye niyetli bir hareket olarak Dada, çalışmamızda yer almıştır. Dada hareketinin absürt olarak nitelendirilen, farklı disiplinlerde hayata getirilmiş çalışmaları, bilinen anlamıyla 'yapan-bakan' ilişkisinden öte, izleyicinin zihninde yeniden inşa edilen özelliğiyle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler : Sanat ve İzleyici, Mimesis, Nietzsche, Aristoteles, Dada.
Marksist düşüncenin Aristotelesçi temelleri üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı, belli ortaklıklar, koşutluklar, yöntemsel tarzlardaki paralellikler, felsefi hareket noktaları ve ereklerdeki uyuşmalar bakımından Marksist düşüncenin Aristotelesçi temellerinin açığa çıkarılmasıdır. Bu kapsamda tezin birinci bölümünde, diğer bölümlerde de kullanılacak bir kavramsal çerçevenin oluşturulmasını ve Marksist düşünceye temel teşkil eden bir "Aristotelesçi felsefe" karakteristiğine ulaşılmasını amaçlayan bir inceleme ortaya konmuştur. Aristotelesçi bir düşünüş yönteminin doğrudan felsefenin kendisine uygulanmasıyla, başka bir deyişle, "felsefe nedir?" sorusunun Aristotelesçi bir tarzda ele alınmasıyla, bir "Aristotelesçi felsefe" biçimine ulaşılması ve Marksist düşünceye temel teşkil eden bazı felsefi kavrayış biçimlerinin açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Aristoteles'e göre bilgi, nedenlerin bilgisi olduğundan, felsefenin nedenleri araştırılmış ve bu bağlamda felsefenin maddi nedeninin "kavram", biçimsel nedeninin "dil", fail nedeninin "tin" ve ereksel nedeninin "kendini gerçekleştirme" olduğu iddia edilmiştir. Bu araştırma, belli bir "bütünlük" kavrayışının "Aristotelesçi felsefe"nin asli bir unsuru olduğunu, Aristotelesçi felsefenin tüm felsefi meseleleri ele alışında, ontolojiden politikaya uzanan ve böylece ontoloji ile politikayı "bütünleyen", "onto-politik" olarak adlandırdığımız felsefi bir biçime sahip olduğu göstermiştir. Bu "onto-politik" bütünlük anlayışının, Marksist düşüncenin "diyalektik materyalizm" kavramlaştırmasının en asli temeli olduğu iddiasının temellendirilmesi ise ikinci bölümün konusunu oluşturmaktadır. Bu bölümde Marksist düşüncenin diyalektik materyalizm anlayışının, Aristotelesçi bütünlük çizgisinde bir kavramlaştırma olduğu ve Aristoteles'te olduğu gibi, ontoloji ile politika arasında bir uzanım teşkil ettiği iddiası temellendirilmektedir. Üçüncü bölümde ise, "adalet" kavramının şemsiyesi altında kalan, ahlak, etik, erdem, teleoloji-deontoloji karşıtlığı, liberal "hakkaniyet" anlayışı, sınıf mücadelesi ve politik ekonomi gibi çeşitli kavram bileşenleri üzerinden Marksist düşüncenin Aristotelesçi temelleri açığa çıkarılmaktadır. Toplumsal yaşama ilişkin Marksist düşüncenin Aristotelesçi temellerinin gösterilmesi ise dördüncü bölümün konusunu oluşturmaktadır. Bu kapsamda, öncelikle ortak bir zemini paylaşan "insan" anlayışı gösterilmekte, daha sonra bu insan anlayışından hareket ederek, yabancılaşma, mutluluk, emek, boş zaman, kendini gerçekleştirme, iyi yaşam, komünizm gibi kavramlar bağlamında Marksist düşüncenin Aristotelesçi temelleri açığa çıkarılmaktadır.
Aristoteles'te ve Derrida'da hayvan sorusu
Bu çalışma hayvan sorusunu biri klasik biri çağdaş iki filozof üzerinden ele almaktadır. Çalışmanın ilk bölümünün odak filozofu Aristoteles'in hayvan üzerine görüşleri, onun canlılık çalışmaları ve diğer eserleri üzerinden ele alınacaktır. Böylece Aristoteles'in hayvan üzerine görüşlerindeki uyumsuzluğa işaret edilecek ve onun hayvan sorusuyla ilgilenirken karşılaştığı kimi sorunlar serimlenecektir. İkinci bölümde Derrida'nın hayvan sorusuna olan ilgisi ele alınacaktır. Derrida'nın felsefe tarihinde hayvan sorusuyla ilgili tespit ettiği kimi sorunlar gösterildikten sonra Derrida'nın kendi hayvan görüşü ve bu soruyu nasıl geliştirdiği tartışılacaktır. Böylelikle hayvan sorusuna birbirine çağca uzak iki alternatif cevap karşılaştırılacaktır.
Aristoteles'in physis kavramı ve etik doktrinine etkileri
Bu tez, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik adlı eserinde sunduğu etik doktrini bağlamında physis (doğa) kavramının, insan "mutluluk"–"iyilik"ini eudaimonia kavramı çerçevesinde oluşturduğu teleolojik etik sistemine etkilerini analiz etmeyi hedefliyor. İkinci bölüm Aristoteles'in işlev argümanı ve Ruh Üzerine adlı eserinde belirlediği ruhun rasyonel ve irrasyonel kısımları ayrımı üzerinden, insanın doğası gereği sahip olduğu yapı ve Aristoteles'in etik sistemi arasındaki ilişki üzerinde duruyor ve bu ilişki çerçevesinde eudaimonia anlayışında belirleyici rol oynayan "iyi" kavramını açıklıyor. Bu analiz bilhassa Aristoteles'in insanın politik ve fiziksel doğası üzerinden nihai hedefinin belirlenmesi arasında kurduğu bağlantıyı açıklamayı hedefliyor. Son bölüm Thomas Nagel'in ve John Lloyd Ackrill'in birbirlerine zıt düşen eudaimonia incelemelerini ele alıyor. Burada, Aristoteles'in eudaimonia anlayışının Nagel'in savunduğu üzere temaşadan meydana gelen bir teorik hayata mı, yoksa insanların karmaşık doğalarından kaynaklanan farklı etkinliklerin mükemmeliyetinin hedeflendiği, bir diğer deyişle teorik ve pratik etkinlikleri aynı anda kapsayan bir hayata mı işaret ettiği sorusuna odaklanıyor. Son tahlilde, Ackrill tarafından ele alınan kapsayıcı anlayışın, insanın özünden kaynanlanan ve nihai iyiliğinde belirleci rol oynayan politik ve fiziksel doğası da göz önünde bulundurularak, Aristoteles'in eudaimonia kavramını açıklayabildiği savunuluyor.
Aristotle's de Anima II.5 in the light of the literalism–spiritualism debate
This thesis aims to offer a detailed and critical reading of a section of De Anima, namely of DA II.5, which appears to occupy a central place in a modern debate between literalist and spiritualist interpreters of Aristotle's theory of sense perception. Taking sides in principle with the literalist interpretation of Aristotle, the present thesis argues that Aristotle has an understanding of physiology, especially in his theory of sense perception, which is not so alien to today's conception of it as opposed to what his spiritualist interpreters suggest. In this regard, the second chapter presents an expository analysis of the modern controversy and explores Myles Burnyeat's spiritualist reading of an analogy between sense perception and thinking that Aristotle establishes in DA II.5. The third chapter argues first that it is unlikely, at least in principle, that Aristotle would have a conception of physiology in which spiritual alterations in a sentient subject are employed to account for sense perception, on the grounds that he has significant ties with a physiological tradition that originated from the theories of the earlier Greek natural philosophers. Second, by offering an alternative reading of the analogy of DA II.5, the chapter tries to demonstrate that contrary to what Burnyeat argues, the analogy does not introduce two kinds of alterations: ordinary and spiritual. Last, it attempts to show that DA II.12, instead of confirming spiritualism, does in fact support the main contention of the present thesis that in Aristotle there is only one kind of alteration: ordinary alteration.
Antik Yunan'dan Fârâbî'ye faal akıl
Aristoteles'in De Anima III.5'teki oldukça kısa, müphem ve muğlak ifadelerine atfen olarak ortaya çıkan ve meşşâî felsefede temel bir felsefi problem hâline gelen faal akıl kavramı, felsefe tarihinde Aristoteles sonrası dönemden günümüze gelinceye kadar en çok tartışılan kavramlarından biri olmuştur. Bu çalışmada ilk olarak faal akıl kavramının tarihî ve felsefi arka planını oluşturan Presokratiklerin varlığın ilk nedenine dair görüşleri ile Platon'un ilahi bir akıl olarak gördüğü Demiurgos'u ele alınarak kavramın, Aristoteles felsefesindeki mahiyeti, işlevleri ve insan aklıyla olan ilişkisi belirginleştirilmeye çalışılmıştır. Daha sonra İslam filozoflarının akıl teorileri ve faal akıl anlayışları üzerinde önemli etkileri olan Aristoteles şârihleri İskender Afrodîsî ve Themistius'un, bu konuda birbiriyle uzlaştırılması mümkün olmayan görüşlerine yer verilmiştir. Ayrıca Yeni Platonculuğun kurucusu Plotinus'un, İslam filozoflarının faal akıl kavramları ile gerek evrendeki konumu gerekse işlevleri bakımından büyük benzerlikler taşıyan hipostaz Ruh kavramı, Platon'un Demiurgos'u ile olan benzerliğine de dikkat çekilerek ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında, faal akıl kavramının İslam filozoflarından Kindî ve Fârâbî'nin felsefi sisteminde uğradığı değişim ve dönüşümler ile yüklendiği anlam ve işlevler ayrıntılı bir şekilde incelenerek Kindî ve Fârâbî'nin bu bağlamda geliştirdikleri özgün görüş ve yorumlar, Antik Yunan felsefesinden tevarüs ettikleri felsefi mirasla karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Böylelikle Kindî ve Fârâbî'nin, hem tevarüs ettikleri felsefi mirasa hem de İslam felsefesinin özgünlüğü meselesine sundukları orijinal katkılar faal akıl kavramı özelinde açıklığa kavuşturulmuştur.
Aristoteles'in mantığının biyoloji çalışmalarındaki rolü
Düşünce ve bilim tarihinin bilinen ilk sistematik mantıkçı ve biyoloğu olan Aristoteles (MÖ. 384-322) yüzyıllar boyunca neredeyse tüm filozofları ve bilimsel akımları etkilemiştir. Biyoloji eserlerinde bulunan deney, gözlem ve incelemeleri de genellikle alanın ilk çalışmalarıdır. Yapılacak çalışma şudur: Önce Aristoteles'in eserlerindeki mantığa ait olan tür-cins-ayrım-özgülük-ilinti ve cevher gibi kavramlar incelenecektir. Sonra bu kavramların yine onun biyoloji çalışmalarındaki yeri/rolü ve günümüz modern biyoloji çalışmalarına katkısı tespit edilecektir. Yapılacak tespitler ışığında biyoloji biliminde canlılar ile ilgili hala çözüm bekleyen birçok konuda Aristoteles mantığı kullanılarak ve çağdaş yorumlardan da yararlanarak yeni çözüm önerileri sunulacaktır. Anahtar kelimeler: Aristoteles, Mantık, Biyoloji, Tür, Bilim
Aristoteles'ten Freytag'a klasik drama yapısı
Oyun analizi ve oyun inşası kavramları Batı tiyatrosu tarihinde Aristoteles'in Poetika'sı ile birlikte tartışmaya açılmış, Aristoteles'in ortaya koyduğu ilkeler ve kavramlar çağlar içinde başlıca referans olmuştur. Gustav Freytag'ın 1863 yılında yazdığı Dramanın Tekniği kitabı da Poetika'ya 19'uncu yüzyılın tiyatro dünyasından hem bir saygı duruşu, hem de Aristoteles'in kavram ve ilkelerine modern bir yeni yorum getirme çabasıdır. Freytag'ın bu çalışması, drama metni analizinde yapı analizi kavramını merkeze almasıyla öne çıkmaktadır. Çalışmasının sonucunu da sonradan Freytag Piramidi adıyla anılacak olan şematik bir örnekle ortaya koymuştur. Bu şema klasik dram olarak adlandırılan türün yapısal şeması olarak kabul görmüştür. Bu çalışmada, Poetika'da drama yapısına dair gündeme getirilen kavramlara odaklanılmakta; bu kavramların Rönesans dönemi ve Shakespeare üzerindeki etkisi incelenmekte; Freytag'ın dönemindeki tiyatroya bakış ve Freytag Piramidi şeması ile ortaya konan yapı analizi kavramları detaylandırılmaktadır. Böylelikle klasik drama metni ve yapı analizi adına ortaya konan başlıca kavramlar saptanıp, bu kavramlar Shakespeare'in oyunları üzerinden incelenerek tartışılmaktadır.
Geleneksel toplumdan modern topluma etik'in sosyolojik temelleri
Geleneksel toplumlarda ve modern toplumlarda etiğin ve ahlakın nasıl temellendirildiği, nasıl bir dönüşüm geçirdiği araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Geleneksel toplumların temel dinamiklerinin anlaşılması için antik dönemdeki tartışmalara yer verilmiştir. Çalışmanın bütünselliğinin korunması için ise güncel tartışmalara yer verilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde, Akıl'ın, Tanrı'nın, Doğa'nın ve Sözleşme'nin etiğin ve ahlakın kaynağı olarak görüldüğü anlaşılmıştır. Zamanla bu unsurların önemlerinin azaldığı; buna bağlı olarak da, bireylerin ciddi dönüşümlerle, risklerle karşı karşıya kaldığı saptanmıştır.
Felsefi metinlerde zaman düşüncesi: Platon, Aristoteles, Augustinus
Zamanın ne'liği problemi yüzyıllardır süregelen ve günümüzde de tartışmalara neden olan bir konudur. Bu nedenle de zamanın ezeliliği, ölçülebilirliği, zihinsel boyutuna dair birçok soru yüzyıllardır cevaplanmaya çalışılmaktadır. Tez çalışmamız içerisinde zamana yöneltilen bu sorulara Platon, Aristoteles ve Augustinus'un görüşleri çerçevesinde cevap bulmaya çalıştık. Tez çalışmamızı üç ana bölümde ele alacağız. İlk bölüm Antikçağ'dan Aristoteles'e kadar uzanmaktadır. Bu bölüm diğer bölümlerin daha iyi anlaşılması için bir altyapı görevi görmektedir. İkinci bölüm ise tezin ana metnini oluşturmaktadır. Bu bölümde üç filozof; Platon, Aristoteles ve Augustinus'un felsefi metinlerinden hareketle zaman düşünceleri ele alınmaktadır. Bu doğrultuda Platon'da Timaios diyaloğu, Aristoteles'te Fizik kitabı ve Augustinus'un İtiraflar adlı eseri temel kaynaklarımızı oluşturacaktır. Tezimizin üçüncü bölümünde ise Platon, Aristoteles ve Augustinus'un temel metinlerinden hareketle zaman düşüncelerini karşılaştırmalı olarak inceleyeceğiz. Böylelikle bu üç filozofun zaman görüşleri bağlamında benzer yönlerini ve farklılıklarını ele almaya çalışacağız.
Aristoteles ve Fârâbî'de akıl
Peripatetik geleneğin öncüsü Aristoteles çağlar boyunca tartışmalar ve incelemelerin odak noktası olmuş ve metafizik, epistemoloji, ontoloji gibi alanlarda oldukça rasyonalist tezler ortaya koymuştur. Grek kültüründe mitostan logosa geçişin en iyi örneği olarak, akıl paradigmasının nasıl anlaşılması gerektiği konusunda kendinden sonra gelen birçok filozofu etkilemiş, insanın bilgilenme süreci, nefsin kuvveleri, akıl ve nefsin ilişkisi konularında insanın konumunu, kitaplarında ele almıştır. Bu bilgiler ışığında çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Antik Yunan'da akıl kavramının nasıl incelendiğinden başlanarak Aristoteles'in kuvve-fiil ayrımı, bilkuvve, bilfiil akıl sınıflandırması, faal akıl kavramının niteliği üzerinde durulmuştur. Hareket, oluş-bozuluş, değişim gibi olayları, form ve fiil kavramlarıyla açıklamıştır. Tanrısal nous(akıl) ve insansal nousun ontolojik bakımdan durumu da ilk bölümde ele alınmaktadır. İkinci bölümde Fârâbî aklı, hakikati anlama ve ulaşma aracı olarak değerlendirirken büyük oranda Aristoteles'in akıl sisteminden etkilenmiş, kendisi de orijinal yorumlar ekleyerek eklektik bir sistem meydana getirmiştir. Bu sistemde özellikle dikkat çekici nokta Aristoteles'te mahiyeti tam belli olmayan faal akla, Fârâbî'nin yüklediği nübüvvetin ve doğru bilginin imkânının epistemolojik değeri konusundaki ispatlarıdır. Aristoteles'in "İlk Öğretmen" olarak nitelendirilmesinden sonra Fârâbî'nin "İkinci Öğretmen" lakabıyla anılması tez konumuzu neden bu iki filozof ekseninde seçtiğimizi açıklar niteliktedir. Üçüncü bölümde Aristoteles ve Fârâbî'nin nefs ve akıl teorileri üzerinden genel bir özet yapılarak iki filozof arasındaki benzer ve farklı kanaatler incelenmektedir. Epistemolojik bilginin imkânı ve kanıtı konusunda Aristotelesçi çizgiden net bir şekilde ayrılan Fârâbî, vahyi de bir tür bilgilenme çeşidi olarak kabul ederken nübüvvet olgusuyla İslam felsefesinde yeni bir kapı aralamıştır.
Human nature in Aristotle's philosophy
This study will focus on the notion of "human nature" in the philosophy of Aristotle. Accordingly, this study aims at clarifying the different uses of certain concepts in Aristotle's philosophy. This clarification also includes discussing the primary meanings of these concepts and the analysis of certain misconstrue of them. This discussion and analysis will provide the comprehension of the primary meaning of concepts in terms of the philosophy of Aristotle. However, it is essential to examine certain concepts, such as "to on – beings", "ousia – that which is" and "physis – nature", that will help us to understand the notion of human nature in the writings of Aristotle. However, before delivering some statements about human nature, such as "this is human nature" and "human is an ousia", some concepts, such as nature, existence, and beings, must be taken into consideration. In other words, a comprehensive analysis of human nature depends on the explanation of the concepts mentioned above. Although it seems that these concepts are part of Aristotle's studies in Metaphysics, they are also incredibly significant in order to understand his approach to Ethics. After a general examination of certain essential concepts in Aristotle's philosophy, a general survey on his Ethics will be provided. The comprehension of human nature is the final point in his study of Ethics in which Aristotle questioned the condition of human from different perspectives such as virtue, environmental factors, the position of the human in society, and the duties of a human being. Nicomachean Ethics is the primary source for the analysis of human nature; besides, Physics and Metaphysics are also used for a deeper understanding.
The concept of Koinonia (Being-with-one-another) and the nature (Whatness) of the political activity: Aristotle, Heidegger and Arendt
This thesis aims to point out the significance and the whatness of the political activity based on the basic being determinations and the peculiar being possibilities of the human. I defend three main arguments based on the standpoints of Aristotle, Martin Heidegger and Hannah Arendt. Firstly, I defend that political activity is one of the few human activities through which the peculiar possibilities of human beings as being human are revealed and actualized. Accordingly it has a great importance for human life since it has the character of disclosing what is human. Secondly, I defend that the disclosing character of political activity comes from the koinonia (being-with-one-another) of human beings. Political activity directly refers to being and living among other human beings. It is the activity that requires necessarily the presence of others. In this sense, the whatness of the political activity is the human koinonia itself. Thirdly, Aristotle's whole inquiry of politics is an inquiry of the human koinonia and the communal activities (koinonein) that constitute that koinonia, through which what is peculiar to the human being is revealed and actualized. In this sense, the subject of his research is not a human but the human within its being-with-one-another. So, in the foundation of his political inquiry lies the concept of koinonia finding its root in his determination of human beings as zoon politikon, animal meant for the polis (city).
The ontological foundations of Aristotle's account of the soul
The purpose of this thesis is to critically examine the relation between Aristotle's account of being and his account of the soul and its faculties. The concepts with which Aristotle explains the soul and its parts are developed in his ontology, and without adequately understanding these concepts it is not possible to fully understand Aristotle's account of the soul. Even though Aristotle's ontology and parts of his psychology seem to be closely knit, however, I try to show that the relation between the two is fraught with questions that on the face of it have no easy answers. Namely, according to Aristotelian ontology there should be some underlying subject for each quality, but in the case of perception it is not clear what serves as the underlying subject for sensible qualities. Similarly, it seems to have been difficult for Aristotle to account for the disanalogy between artifacts and living beings, a sign of which is that he provides us with mutually incompatible alternatives for the unique status of living beings, none of which is easy to integrate into Aristotle's philosophy as a whole. These give us reason to believe, I argue, that the relation between Aristotle's ontology and parts of his psychology is more problematic than it might first appear.
A research on Hamlet in the light of Aristotle's rhetoric
Hamlet is analysed through five topics in accordance with Aristotle?s understanding of Rhetoric. Son-Father-Mother, Love Affairs, Friendship, Ruling-Ruled and Language. In the first part, the reader will find information on how Shakespeare uses rhetoric to present Hamlet and his father as characters that have so high moral values that they see all the corruptness in relationships and the country. He makes those two characters look right and puts the audience, who are to decide, into the right frame of mind. There is a detailed analysis of how the writer brings credit to Hamlet and discredit to Hamlet?s mother and his uncle Cladius. In ?Love Affairs? part, how Shakespeare brings credit to Hamlet is analysed focusing on the relationship between Hamlet and Ophelia, Ophelia and his brother Laertes, Ophelia and her father Polonius and how he brings discredit to Ophelia by presenting her as a weak character who becomes an indirect agent of the plans against Hamlet and behaves like an object of a male dominated society. In ?Friendship? part, the relationship between Hamlet and Horatio, Hamlet, Rosencrantz and Guildenstern, Hamlet and Polonius, Hamlet and Osric and Cladius and Laertes is analysed in the light of Aristotle?s understanding of rhetoric concerning friendship and related issues. In ?Ruling-Ruled? part, it is analysed in detail that Shakespeare brings credit to Hamlet by creating an atmosphere in the play where there is an unease in the country and a potential opposing group, the ruled class, against the new `ruling class?. Shakespeare uses the rhetoric so effectively that he makes the audience feel the anxiety which prevails the whole country and the feast like atmosphere of the hedonist court. He uses such a rhetoric which gets the audience to contrast the old ruling class who gave the best appropriate decisions for the country and the ruled class, and the new ruling class who comes up with inappropriate diplomatic solutions. In the last part, ?Language?, the use of prose and verse is analysed. The reader will find information how the use of prose and verse brings credit to Hamlet. The dialogues between Hamlet and the Ghost, Hamlet and Horatio, Hamlet, Guildenstern and Rosencrantz, Hamlet and Osric, Hamlet and Ophelia, Hamlet and Cladius, Hamlet and the First Clown are given as examples. Furthermore, in this part, the play is analysed by focusing on Aristotle?s understanding of foretaste of the theme in a prologue of an epic poetry, of metaphors and of epilogue.In all parts, it is analysed that Shakespeare uses a rhetoric which matches with Aristotle?s understanding of rhetoric.Keywords : Rhetoric, Hamlet, Aristotle, prose, verse
Varolmak ve bilgi: Platon ve Aristoteles
This thesis investigates the establishment of the activity of knowing and its relation to being, in certain Platonic and Aristotelian texts. Beings that are said to be in many ways are displayed. The following questions are asked with regard to the different ways of being: What do these distinct ways of being signify and mean? What kind of a difference does it create to be aware of these distinct ways of being and what is the importance of distinguishing them? The question `what is being?? is asked and in order for it to be a guide to the answering of this question, the coming about of knowing is investigated. Throughout the thesis, knowing is taken as a process, and an account is being given with regard to whatever that happens in this process. Aristotle discusses in his PeriPsykhes (On the Soul) the process of knowing thoroughly and gives a detailed account of perception which has an important part in the process of knowing. Plato in his dialogue called Sophist, by means of the question concerning being, investigates the relation between being and non-being and displays that non-being also is. In another dialogue namely Theaetetus, Plato evaluates knowing as a process and gives a detailed account on how something is to be grasped thoroughly. This thesis which tries to display the back-forth relation of knowing and being, has the aim of presenting being and knowledge in Plato and Aristotle in one certain single frame.
The concept of entelekheia in Aristotle
Aristotle, in most of his texts, emphasizes the ambiguity of being. This ambiguity may be read in his insistance on the modes of being. The modes of being also manifests the how of a being clearly. When we take into consideration the being of human being and its be-ing; this how of a being might be associated with the question of `what is related to entelekheia of human being??. This thesis tries to explain entelekheia of human being with some basic concepts that are situated especially in The Nicomachean Ethics. In other words it claims that entelekheia of human being is only related to the activity of teoria which is a possibility of soul that is peculiar to human being. Consequently, entelekheia of human being is associated with (a) the definition of happiness (b) intellect that presents what-be-ing of human being. Aristotle, in The Nicomachean Ethics, defines happiness as ?an activity in accordance with complete virtue? (1102a 5-6). In this definition of happiness, concepts that are situated in it, are investigated one by one. In other words it is focused on the concepts which are `soul?, `virtue?, `complete virtue? and `activity?. Besides, within the context of the completeness of human being in respect to happiness, which activity is in accordance with virtue is also clarified. Therefore, concept of intellect and its activity are investigated elaborately.Key Words: Activity, being, completeness of human being, happiness, modes of being, soul, to be, virtue
Antik çağ biliminde Troas bölgesi
Bu yüksek Lisans tez çalışması antik Yunan düşüncesinde Troas bölgesinin oynadığı rolü değerlendirmeyi amaçlar. Antik Yunan Çağının Arkaik döneminde Sokrates Öncesi Düşünürler olarak adlandırılan düşünürler gurubu içinde kabul edilen İonyalı Düşünürler özellikle Batı Anadolu'nun İonya bölgesinde ön plana çıkar. İonya dışında Arkaik Çağda yine Güney İtalya coğrafyasının Yunan düşüncesinde önemli yer tuttuğu bilinmektedir. Klasik ve Hellenistik dönemlerde ise Atina'nın antik Yunan düşüncesinde ön plana çıktığı görülmektedir. Bütün bu gelişmeler içinde antik Troas bölgesinin de Arkaik, Klasik ve Helenistik dönemlerde önemli yerli bilgin ve düşünürleri yetiştirdiği gibi Atina ve benzeri diğer kentlerden Troas bölgesine düşünce üretmek üzere geldiklerine tanık olmaktayız. Bu bağlamda bu tez çalışmasının ana amaçlarından biri Troas bölgesinin önemli kentleri arasında yer alan Lampsakos, Assos, Tenedos ve Skepsis gibi kentlerde doğup yetişen veya bu kentlerden bazılarına dışarıdan gelip düşünce okulları kuran bilgin ve düşünürleri ve eserlerini tanıtmaktır. Bu yüksek tezinin ikinci amacı da Troaslı olmayan düşünürlerin neden söz konusu bu Troas kentlerinine gelipte düşünce üretmeyi seçtikleri konusunu irdelemektir. Troas kentleri arasında özellikle Lampsakos antik kentinin antik Yunan bilim ve felsefesinde hem bilgin ve düşünür yetiştiren hem de bölgeli olmayan bilgin ve düşünürler için cazip olan önemli bir okul olduğu görülmektedir.