Public finance
100 theses under this subject heading
Türkiye'de kamusal finansman aracı olarak iç borçlanma
Devletler kamusal finansman ihtiyacını bütçe gelirlerinden karşılayamadığı zaman alternatif olarak borçlanma yöntemine başvurmaktadırlar. Borçlanma ise genel anlamda iç ve dış borçlanma diye ikiye ayrılmaktadır. Bütçe açıkları ya da stratejik yatırımlar gibi kamusal finansman ihtiyaçları için finansman kaynağının dış borçlanmadan karşılanamadığı ya da dış borçlanma tercihinin ülkeye sağlayacağı katkı açısından stratejik bulunmadığı zamanlarda iç borçlanma tercih edilmektedir. Bu yüzden Türkiye'de kamusal finansman aracı olarak kullanılan iç borçlanma devlet açısından çok büyük önem arz etmektedir. Özellikle son yıllarda artan kur artışları nedeni ile Türkiye'de iç borçlanma tercihi borçlanma maliyeti açısından daha çok tercih edilmiştir. İç borçlanma bütçe açığını kapatmak için maliye politikası çerçevesinde ya da para politikası çerçevesinde de tercih edilmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde Türkiye'de kamusal finansman aracı olarak kullanılan iç borçlanmanın nedenleri ile kamusal borçlanmanın kavramı ve kapsamı, kamusal borçlanmanın sınıflandırılması, kamusal borçlanmanın kaynakları, kamusal borçlanma politikalarına ilişkin teorik yaklaşımlar ve kamusal finansman yöntemlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise Türkiye'de kamusal finansman aracı olarak kullanılan iç borçlanmanın 1980 yılından günümüze kadar dönemler itibari ile gelişimi incelenerek kamusal iç borçlanmanın yönetimi ve hedefleri, Türkiye'de iç borçlanma yöntemleri ve iç borçlanma araçları ile ampirik çalışmalar incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de kamusal finansman aracı olarak kullanılan iç borçlanmanın ekonomik etkileri üzerine bir inceleme yapılmıştır.
Türkiye'de belediye vergi gelir ve borçlarının belediye gelirleri kanunu kapsamında incelenmesi
Türkiye'de yer alan en önemli yerel yönetim birimlerinden birisi belediyelerdir. Belediyelerin yükümlü olduğu görevi icra etmek amacıyla yaptıkları her türlü harcamada finansman kaynakları her zaman ön planda tutulmuştur. Belediyeler, yerel sakinlerin gereksinimlerini yerine getirme sorumluluğuna sahiptir ve zamanla idare alanları artmaktadır. Öte yandan, merkezi otorite belediyelerin sınırlarını köylere karşı kalıcı olarak genişletmektedir. Artan sorumluluk alanları belediyenin yükümlülüklerini ve yabancı kredilere başvurma oranlarını artırmaktadır. Bu çalışmada, belediyelerin gelirleri ve kredileri 5393 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu kapsamında ele alınmıştır.İlgili kanunlar, belediyelerin vatandaşlara düzgün bir şekilde hizmet vermeleri için bir dizi yükümlülüğe sahiptir. Bu nedenle ilgili kanunlar çerçevesinde yapılan detaylı incelemeler ve literatür araştırmaları ile sonuca ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda belediyenin borçlarının sürekli arttığı tespit edilmiş ve artışın bazı nedenleri olduğu görülmüştür. Bunların; belediyenin kendi öz gelir kaynaklarının sınırlı olması, ilgili kanunda belediyenin gelirleri ile ilgili kalemlerin güncellenmemesi, belediyenin vergi oranlarını belirleyememesi ve nihayetinde veri toplama yöntemlerinin modernleşmemesi gibi sebepler olduğu saptanmıştır. Ayrıca belediye gelir ve giderleri arasında bazı tezatlıklar tespit edilmiştir. Belediye giderlerinin her geçen gün arttığı görülmüş ve engellenmesi için bir takım çözüm önerileri getirilmiştir.
H. 1111 (1699-1700) tarihli Ahkâm Defteri'nin (MAD 9885) Latin harflerine çevrilmesi ve değerlendirilmesi (s. 1-181)
Ahkâm Defterleri, Divân-ı Hümâyun'da görüşülen konular hakkında padişah adına çıkan kararların yazıldığı defterlerdir. Hüküm adı verilen bu kararlar Divân'dan çıkan fermanların bir kopyası niteliğindedir. Maliye Ahkâm Defterleri ise Osmanlı Maliye teşkilatı içerisinde en yetkili kurum olan Defterdarlıktan çıkardı. Defterdarlığa bağlı alt kalemlerden olan gelir-gider kalemlerinin en önemlisi olan Başmuhâsebe, diğer kalemlerin yöneticisi konumunda olması nedeniyle gelir ve giderleri denetler ve kaydını tutardı. Tutulan bu kayıtlar bu gün Osmanlı Mali Tarihi açısından araştırmacılar için oldukça önemli verileri bünyesinde barından başvuru kaynaklarının başında gelir. Özellikle 17. yüzyılda yapılan uzun süreli savaşların yenilgiyle sonuçlanması ekonominin kötüye gitmesine neden olmuştur. Üzerinde çalıştığımız 9885 numaralı Ahkâm Defteri, Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası olan Karlofça Antlaşması'ndan sonra tutulması sebebiyle bize dönemin ekonomik şartları hakkında önemli bilgiler vermektedir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde 1695-1703 yılları arasında tahtta buluna II. Mustafa dönemi siyasi olaylar aktarılmış ardından 17. yüz- yılın ikinci yarısından itibaren devletin ekonomik durumu ele alınmıştır. İkinci bölümde Osmanlı maliye teşkilatı anlatılmıştır. Üçüncü bölümde Ahkâm Defterleri hakkında bilgi verilerek defterimizde bulunan 404 hükmün transkripsiyon ve özetlerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise defterin değerlendirmesi ve hükümlerin konularına göre dağılımı verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Maliye, Defterdarlık, Hüküm, Ahkâm Defteri
H.1111 (1699-1700) tarihli Ahkâm Defteri'nin (mad 9885) Latin harflerine çevrilmesi ve değerlendirilmesi (S. 182-363)
Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren teşkilâtlanmaya başlamış, klasik dönemde kurumlarını oturtmuş ve yüzyıllar boyunca çok geniş bir coğrafyada askerî ve siyasî alandaki varlığı ile hüküm sürdüğü kadar kurumsallığı ile de var olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Mâliye Teşkilâtı da bu bilinçle ve erken dönem olarak nitelendirilebilecek I. Murad zamanında kurulmuştur. Başlangıçta doğal olarak basit hâlde olan bu kurum zamanla ihtiyaçlara binâen geliştirilmiştir. Mâliye Teşkilatı'nın yüzyıllar boyunca birçok alt kurumu olmuş, kimileri zamanla atıl duruma gelmiş, kimileri de Mâliye Nezâreti'nin kuruluşuna kadar devam etmiş ve ardından da bu nezâretin bir parçası hâline gelmişlerdir. Tüm bu alt kurumlarda devletin her türlü parasal işlerinin kaydedildiği defterlerden birçoğu bir kültürel ve tarihî miras olarak bugünlere kadar gelebilmiştir. Bu defterler bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde farklı kategorilerde tasniflendirilmiştir. Bu araştırmanın konusu olan Mâliyeden Müdevver Defterler, Osmanlı Devleti'nin Mâliye Teşkîlatının ürünü olup 26.000 defterden oluşmaktadır. Çalışma konusu olarak seçilen MAD 9885 numaralı defterin üzerinde çalıştığımız kısmı 183 ve 363 sayfa aralığını kapsamaktadır ve 1699-1700 yılları arasında tutulmuştur. Belirtilen sayfalar dâhilinde defterin incelenen kısmı 90 varaktır ve içerisinde iptal edilmemiş hükümler hariç 407 adet hüküm bulunmaktadır.
Tahakkuk esaslı devlet muhasebe kayıt yöntemi uygulamasının etkinliği Bursa Büyükşehir Belediyesi örneği
Kamu mali yönetimi kapsamında ele alınan en önemli konulardan birisi devlet muhasebesidir. Bu kapsamda tahakkuk esaslı devlet muhasebe kayıt yöntemi uygulanmaya başlamıştır. Daha ayrıntılı ve şeffaf bir sistem olan bu muhasebe türünde özel kurumların olduğu kadar belediyelerin de gelir ve giderlerinin hesaplanmasında yararlanılmaktadır. Bu çalışmada Bursa Büyükşehir Belediyesi örneği üzerinden tahakkuk esaslı devlet muhasebe kayıt yöntemi uygulamasının etkinliği ele alınmıştır. Çalışmada kanunlardan, raporlardan, makale, kitap ve tezlerden yararlanılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda sistemin oldukça faydalı olduğu söylenebilir.
1982 Anayasası'nın mali paradigmalarında demarşi: Diyalektik bir değerlendirme
Diyalektik, zaman olgusu içerisinde süreci çağrıştıran bir kavramdır. Bu bağlamda zıtların mücadelesi ve birliği, nitel değişim, her şeyin değişimi ve her şeyin birbiriyle ilgili olması diyalektik mantığın temelini oluşturmaktadır. Yönetim şekillerinde değişim de diyalektik mantığın bir yansımasıdır. Demokrasinin ortaya çıkarmış olduğu eksikliklerin demarşi ile telafi edilebilmesi için, diyalektik mantığın bir gereği olarak 1982 Anayasası'nda bazı mali kuralların eklenmesi gerekmektedir. Bu değişimin de Türk toplum yapısı açısından türev kurucu iktidar rolüyle yapılması daha uygun bir seçenek olarak ortaya çıkmaktadır. Söz konusu değişimle ön seçim sonrasında kura yoluyla ile demarşik bir mali yapının oluşturulması kastedilmektedir. Böyle bir yapının ortaya çıkması ise diyalektik sürecin bir gereğidir. Ön seçimli mali bir demarşik yapıyla kamu ekonomisindeki etkinsizliklerin görülme ihtimalinin azalması veya yok olması ise bu çalışmanın hipotezini oluşturmaktadır.
Küresel krizde maliye politikasının etkinliği:Türkiye uygulaması
Devletin ekonomiye müdahale etmesi konusu iktisat literatüründe her dönem en başta gelen tartışma konularından birisi olmaktadır. 1929 Büyük Buhranı sonrasında J.M. Keynes'in görüşleri doğrultusunda devletin ekonomi içerisindeki rolüne yeni bir boyut getirilmiş ve ekonomik büyümenin sağlanmasında maliye politikasına aktif bir rol yüklenmiştir. Daha sonra, 1970'li yıllarda yaşanan petrol fiyatı şokları ve 1980'li yıllarda Avrupa'da uygulanan mali daralma politikaları sonucunda yaşanan gelişmeler, maliye politikasının etkinliği üzerine yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Yaşanan gelişmeler sonucunda iktisatçılar, Keynes'in ekonomik büyümenin sağlanmasında maliye politikasına yüklediği görevin etkinliğine yönelik ciddi eleştiriler yapmışlardır. 2008 yılına kadar ekonomi politikaları içerisinde önemi geri planda kalan maliye politikası, ABD'de ortaya çıkan küresel krizle birlikte ekonomi politikaları içerisindeki önemi tekrar sorgulanmaya başlanmış ve küresel krizden çıkmak için yeniden maliye politikasına aktif rol yüklenmiştir. Türkiye 2001 yılında yaşadığı finansal kriz sonrasında daraltıcı maliye politikası uygulayarak mali dengesini sağlamış, küresel krizin etkilerini bertaraf edebilmek için dünyada olduğu gibi genişletici maliye politikası uygulamalarını krizden kurtulabilmek için aktif hale getirmiştir. Türkiye'de küresel kriz sonrası uygulanan maliye politikasının etkin olup olmadığı bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Çalışmada, zaman serisi analizi yöntemleriyle 2002:4-2014:4 dönemi baz alınarak Türkiye'de küresel kriz sürecinde uygulanan maliye politikası uygulamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkinliği incelenmiştir. Çalışma sonucunda Türkiye'de, küresel kriz sonrasında uygulanan maliye politikasının ekonomik büyüme üzerinde etkin olduğu, kriz döneminde kullanılan mali politika araçlarından kamu harcamalarının, vergilere göre daha etkin politika aracı olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Maliye Politikası, Küresel Kriz, Johansen Eşbütünleşme Analizi, VAR Analizi
Tax discrimination in EU Law and the OECD model tax convention
The use of taxes by states as a tool to protect their nationals and domestic products constitutes a problem, tax discrimination, to be avoided in the international arena. Tax discrimination creates a heavy tax burden on foreign goods, services and persons as an obstacle to international trade. Increased mobility as a result of globalization caused high pressure about the elimination of barriers to trade and the fight against discrimination. With this pressure, the principle of non-discrimination is introduced by international organizations, economic integrations and treaties. The last two constitute the main levels of non-discrimination rules. For the treaties level, model tax treaties such as the OECD and the UN Models are important. For the second level, regulations of economic integrations such as EU or NAFTA are instances. To reach a more comprehensive, effective and fair rule globally, these different levels should be compared. For this study, EU law and the OECD Model are chosen due to their wide practices and spheres of influence. With evaluating their existing interactions and differences, the possible interactions have been discussed and many suggestions have been made such as the utilization of the CJEU's case law in the OECD Model, adding concepts such as indirect or reverse discrimination to the OECD Model, transferring practices like eliminating the objective justifications to EU law. Besides, Turkish tax and tax treaty systems have been compared with EU law and the OECD Model. Because the principle of non-discrimination is significant for Turkey due to being an EU candidate and applying the OECD Model in tax treaties. Moreover, some suggestions have been made for a better practice in Turkey such as involving the protection of stateless persons or the last paragraph of Article 24, reflecting the case law of the CJEU.
Tax expenditure practices in the 19th century Ottoman public finance system
This thesis examines how the tax expenditure, which is consisted of tax exemption, tax reduction, tax refund, tax deferral, and rate relief, was used in the 19th century Ottoman State public finance system as a tax policy tool. It begins by sketching the definition and arguments against and in favor of tax expenditure, focusing first on the importance, effects, and views concerning this concept. The next part charts the general outlook of the Ottoman State Public Finance system by discussing the Post-Tanzimat public finance case, changes in perception within the Ottoman fiscal mind, developments in fiscal administration, and developments in taxation. The thesis goes on to investigate the reasons behind the tax expenditure practices by using the archives, which compiled from the Ottoman Archives and the National Archives, as well as British newspaper articles, under the headings of economic, fiscal, social, political, and religious issues, and then on practices in the context of county experiences s, which are Britain, Russia, Germany, and France. It, in the end, makes a general assessment regarding all these explanations. In retrospect of the practices of the tax expenditure, these practices have been used in such a deep and wide manner as a fiscal policy tool for different purposes since the establishment of the Ottoman State. There were essential debates on the purpose and amount of tax expenditure in the archives, particularly during the post-Tanzimat Era. These debates were at the center of the reform movements introduced in this period. Within the context of these debates, tax expenditure practices have become a prominent tax policy tool in providing an equitable distribution of the tax burden, in the establishment of social justice, and in suppressing adverse social issues in Ottoman society.
Küreselleşmenin Türk kamu maliyesine etkileri
Küreselleşme süreci, 1980'li yıllardan sonra hız kazanarak tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri ekonomik bakımdan bir dönüşüme uğratmıştır. Bu dönüşümün sonucu olarak ulus devletlerin ekonomideki ağırlığı gün geçtikçe azalmış ve ülkeler ekonomi politikaları alanında karar verirken çeşitli kuruluşlara bağımlı hale gelmişlerdir.Devletler, ekonomik hayatta etkinliğini yavaş yavaş kaybederken mali istikrarı sürdürebilmenin çaresini aramışlardır. Bu nedenle maliye politikası aracı kullanılarak kamu bütçesinin etkinliğini artırmanın yolu aranmıştır. Kamu bütçesinin hazırlanmasında mali alanda sınırlandırmalara gidilerek mali disiplinin sağlanması amaçlanmıştır.Türkiye'de de kamu mali disiplini anlayışı AB ve IMF gibi uluslar üstü kuruluşların etkisiyle önem kazanmış ve bir takım anayasal düzenlemeler yapılarak devletin yeni ekonomik sisteme uyum sağlanmasına çalışılmıştır.Bu bağlamda, çalışmada küreselleşmenin Türk kamu maliyesine etkisi 24 Ocak kararları sonrasında tarihsel süreç içerisinde incelenmiştir.
Kamu üniversitelerinde bütçe tahsisi: Türkiye için alternatif bir öneri
Üniversite bütçelerinin ortalama olarak yüzde 55inin kamu kaynaklarıyla finanse edildiği ülkemizde, bu kaynakların üniversiteler arasında dağıtımında formüle dayanan bir kriter bulunmamaktadır. Yanlış kaynak tahsisine yol açabilecek bu sorunun giderilmesi amacıyla çeşitli ülkelerdeki uygulama modelleri incelenerek bu modeller içerisinde üzerinde uzlaşı sağlanarak 40 yıldan fazla bir süre uygulanmakta olan İtalyan modeli seçilmiş ve bu model 22 Türk üniversitesinin 2010 yılı bütçe rakamlarına uygulanarak sonuçları değerlendirilmiştir. İtalyan modelinde yer alan formülasyonun seçilmiş üniversitelerin 2010 yılı bütçelerine uyguladığımızda 7 üniversitenin mevcut bütçe rakamlarında artma, 14 üniversitenin ise azalma meydana gelmiştir. Toplam sapma oranının ise yüzde 29 olduğunu görmekteyiz. Sonuçta üniversite bütçelerine genel bütçeden kaynak tahsislerinin, sorunsuz bir şekilde uygulanmakta olan İtalyan modeli çerçevesinde yapılması gerektiği Yükseköğretim Kurulu ve ilgili bakanlıklara önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Yükseköğretimin maliyetleri, yükseköğretimin finansmanı,finansman kriterleri, bütçe ile finansman, İtalyan modeli
Mükellef haklarının vergi uyumuna etkisinin analizi: Batı Akdeniz örneği
Batı Akdeniz Bölgesi'nde mükellef haklarının vergi uyumu üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi amacıyla bu tez hazırlanmıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde mükellef hakları, ikinci bölümde vergi uyumu konuları detaylı olarak incelenmiş, üçüncü bölümde Batı Akdeniz Bölgesi'nde anket yöntemi ile yapılan araştırma bulgularına yer verilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler anket yöntemi ile elde edilmiştir. Araştırmaya ait verilerin analizleri; SPSS (Statistical Package for Social Sciences) ve Amos programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Öncelikle, verilerin güvenilirliği ve normal dağılımı sağlayıp sağlamadığını test etmek amacıyla; güvenilirlik ve normallik dağılımı analizleri yapılmıştır. Verilerin güvenilirliği test edildikten sonra yapı geçerliliğini sağlamak amacıyla ölçeklere doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda elde edilen araştırma boyutlarının birbirleri ile arasındaki ilişkiyi test etmek için korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma hipotezlerini test etmek amacıyla regresyon analizi ve varyans analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın boyutları; bilgi edinme hakkı, kesinlik hakkı, özel hayatın gizliliği hakkı, ticari sırların gizliliği hakkı, yargı yoluna başvurma hakkı, vergi uyumu ve vergi idaresine güven olarak belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda: Vergi uyumunu, bilgi edinme hakkı, kesinlik hakkı ve vergi idaresine güvenin pozitif yönde etkilediği; vergi idaresine güveni, bilgi edinme hakkının pozitif yönde etkilediği; daha önce vergi denetimine tabi tutulanların, vergi cezası alanların, vergi uyuşmazlığı nedeniyle idari ve yargı çözüm yollarına başvuranların vergi uyumu düzeylerinin, bu deneyimleri olmayanlara göre yüksek olduğu; katılımcıların cinsiyetleri, medeni durumları, öğrenim durumları ve çalışma süreleri ile vergi uyumu düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı bulgularına ulaşılmıştır.
Dünyada varlık fonu uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu'nun kamu mali sistemine etkilerinin incelenmesi
Bir ülkenin sahip olduğu çeşitli finansal kaynakları (genellikle doğal kaynak gelirleri, döviz rezervleri veya bütçe fazlaları gibi) uzun vadeli yatırımlarda değerlendirmek ve ülkenin ekonomik istikrarına katkı sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal varlık fonları (UVF), son yıllarda küresel ekonomide giderek daha önemli bir rol üstlenmeye başladığı görülmektedir. Ülkelerin ekonomik kalkınma stratejilerinde ve uluslararası yatırım politikalarında kritik bir konuma gelen yeni nesil finansal araçların, yakın zamandaki önemli örneklerinden birisi de Türkiye Varlık Fonu (TVF) olmuştur. Çalışmanın temel amacı, dünya genelindeki ulusal varlık fonu uygulamalarını inceleyerek, TVF'nin Türkiye'nin kamu mali sistemine olan etkilerinin araştırılması ve bu etkileşime olumlu katkı sağlayacak önerilerin elde edilmesidir. Çalışma, ulusal varlık fonlarının tarihsel gelişimini, yapılarını ve işleyişlerini ele alarak, küresel ekonomideki rolünü ve önemini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırmanın bir diğer amacı da TVF'nin kuruluş sürecini, amaçlarını, yönetim yapısını ve faaliyetlerini detaylı bir şekilde inceleyerek, fonun Türkiye ekonomisindeki yerini ve olası etkilerini değerlendirmektir. Bu bağlamda, TVF'nin diğer ülkelerdeki başarılı varlık fonu örnekleriyle karşılaştırılması yapılarak, fonun güçlü ve zayıf yönlerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın sonuncu ve nihai hedefi, TVF'nin Türkiye'nin kamu mali sistemine olan etkilerini çeşitli açılardan incelemektir. Bu kapsamda, fonun makroekonomik göstergeler, para ve maliye politikaları (kamu harcamaları, gelirleri ve borçlanma) etkileri üzerinde durulmuştur. Ayrıca, TVF'nin şeffaflık, hesap verebilirlik ve denetim mekanizmaları açısından değerlendirilmesi yapılarak, fonun kamu mali yönetimi üzerindeki olası riskleri ve fırsatları ortaya konulmaktadır. Bu sayede, TVF'nin Türkiye ekonomisine katkısını artırmak ve olası olumsuz etkilerini minimize etmek için öneriler sunulması hedeflenmektedir. Çalışma, üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, ulusal varlık fonlarının tarihsel gelişimi, amaçları ve küresel krizler bağlamındaki rolü ele alınırken, ikinci bölümde dünya genelindeki varlık fonu uygulamaları, başarı kriterleri ve uluslararası standartlar değerlendirilmektedir. Son bölümde ise TVF detaylı bir şekilde incelenmekte, kuruluşundan organizasyon yapısına, finansal ilkelerinden portföy yönetimine kadar birçok yönü ele alınmakta ve TVF'nin kamu mali sistemine etkileri incelenmektedir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler, Türkiye Varlık Fonu'na yönelik yaklaşımların ön yargılardan arındırılmış, ancak eleştirel bir perspektifle değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çalışmada, İbn-i Haldun'un "Mukaddime" eserinde geliştirdiği "asabiye" kavramı çerçevesinde şekillenen iktidar analizi göz önünde bulundurularak, siyasi gücün zaman içerisinde yozlaşma riski dikkate alınmıştır. Bu nedenle her türlü olasılığın değerlendirilmesi ve ihtiyaç duyulan önlemlerin uygulamaya geçirilmesi ihtiyacı vurgulanmıştır. Araştırma, "sızan kova" metaforunda olduğu gibi, TVF'ye yöneltilen yapıcı eleştirilerin ve katkıların, mevcut belirsizlikleri ve sorunları aşamalı olarak gidereceği öngörüsünü sunmaktadır. Bu metafor, kovaya eklenen temiz suyun, içindeki bulanıklığı zamanla azaltması gibi, Fona yapılacak olumlu katkıların da mevcut sorunları ve Fona yöneltilen eleştirileri sonlandırma (veya azaltma) potansiyeline işaret etmektedir. Bu çerçevede, çalışmanın sonuçları, Türkiye Varlık Fonu'nun gelişimi ve iyileştirilmesi sürecinde hem yapıcı bir yaklaşımın benimsenmesi hem de potansiyel risklere karşı ihtiyatlı olunması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu dengeli yaklaşım, Fonun uzun vadeli başarısı ve ülke ekonomisine olan katkısının optimizasyonu açısından kritik öneme sahiptir. Araştırma kapsamında ele alınan ve sistematik bir şekilde sunulan önerilerin hayata geçirilmesi halinde, TVF'nin ülke ekonomisine kayda değer katkılar sağlama potansiyeline sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Bu öneriler, fonun yönetişim yapısının güçlendirilmesi, denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının iyileştirilmesi, risk yönetimi stratejilerinin geliştirilmesi ve uluslararası standartlara uyumun artırılması gibi kritik konuları kapsamaktadır. Buna karşın önerilen iyileştirmelerin uygulanmaması durumunda, Fonun Türkiye'nin kamu mali sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratma riski taşıdığı da çalışmada vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'nin geçmiş deneyimlerinden ders alınması ve kamu mali yönetiminde yaşanmış olan sorunların tekrarlanmaması gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla, TVF'nin başarısı ve ülke ekonomisine olası katkısı, büyük ölçüde çalışmada önerilen reformların etkin bir şekilde uygulanmasına ve fonun sürekli olarak iyileştirilmesine bağlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ulusal Varlık Fonları, Türkiye Varlık Fonu, Kamu Mali Sistemi, Şeffaflık, Hesap Verebilirlik, Denetim, Santiago Prensipleri, Ekonomik İstikrar, Stratejik Yatırım.
Yeşil büyümeye yönelik kamu politikaları: Seçilmiş ülkeler ve Türkiye örneği
Çevre sorunlarına yönelik giderek artan farkındalık ve ülkelerin ekonomik büyüme anlayışlarını çevresel açıdan sürdürülebilir bir yapıya büründürme çabaları, yeşil büyüme olarak adlandırılan çevre dostu bir ekonomik büyüme modelinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 'Çağın en önemli gerekliliği' olarak ifade edilen yeşil büyüme modeli, kamu politikaları aracılığıyla bir yandan çevreyi gözeten diğer yandan da ekonomik büyümeye sürdürülebilirlik kazandıran bir işlev görmektedir. Yeşil büyüme olgusu, uzun yıllardır süren ekonomik büyüme ile çevresel tahribat arasındaki pozitif ilişki algısına yeni bir bakış açısı kazandırarak ekonomik büyümenin çevre sorunlarına asgari düzeyde yol açabileceği savunusuyla bu ilişkinin negatife dönüşmesini sağlamıştır. Kuşkusuz bu dönüşümde baş aktör, devletlerin yeşil büyümeye yönelik uyguladığı etkin kamu politikaları olmuştur. Bahsi geçen hususlar göz önünde bulundurularak çalışma, yeşil büyümenin gerçekleştirilmesinin mümkün olup olmadığı ve bunun ülkeler açısından kamu politikaları bileşiminin doğru kullanımı ile sağlanıp sağlanamayacağını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada belirli kriterler baz alınarak seçilen beş ülke ve bu ülkelerin uyguladığı kamu politikaları içerik/doküman analizi yardımıyla incelenmiştir. Bu kapsamda çalışmada yeşil büyüme kavramı ele alınmış, yeşil büyümeye yönelik mali, finansal ve düzenleyici 11 kamu politikası incelenmiş ve seçilmiş beş ülkenin uyguladığı kamu politikaları ve bu politikalar neticesinde elde edilen/hesaplanan veriler değerlendirilmiştir. İncelenen politikalar ve elde edilen verilerden hareketle Türkiye'de uygulanan kamu politikaları bağlamında eksiklikler tespit edilmiş ve önerilere yer verilmiştir. Sonuç itibariyle çalışma, ülkelerin kendilerine has özellikleri dikkate alınmak suretiyle oluşturulacak kamu politikalarının etkin kullanımı ile gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yeşil büyümeyi gerçekleştirmenin mümkün olduğu ortaya koymaktadır.
Örgüt kültürü ve tükenmişlik üzerine ampirik bir araştırma (Gaziantep Vergi Dairesi Başkanlığı örneği)
Bu çalışmada, tükenmişlik ile örgüt kültürü arasındaki bağlantılar irdelenmiştir. Gaziantep Vergi Dairesi Başkanlığı' nda görev yapan personellerin tükenmişlik seviyeleri ve örgüt kültürü alt boyutları ile belirlenmiş, bunlar arasında ilişki olup olmadığı ve tükenmişlik seviyelerinin demografik sebeplerle değişip değişmediği açığa çıkarılmıştır. Çalışmada, Gaziantep Vergi Dairesi Başkanlığı' nda görev yapan personeller araştırmanın çevresini oluşturmuştur. Çalışmada "Tam Sayım" yöntemi kullanılmış olup, çeşitli sebeplerden dolayı kurum personellerinin hepsi üzerinde uygulama yapmak mümkün olmamıştır. Bu çerçevede 2014 yılı içerisinde Gaziantep Vergi Dairesi Başkanlığı bünyesinde görev yapan 219 personele; Hee- Jae, Cho (2000)' dan monte edilen Örgüt Kültürü Ölçeği, Maslach' ın Tükenmişlik Ölçeği ve Demografik Özellikler 3 bölüm halinde ve 48 sorudan oluşan bir anket çalışması uygulanmıştır. Ortaya çıkan verilerin güvenilirlikleri, oranları, frekansları ve ortalamalar hesaplanmış, değerler t-testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılarak incelenmiştir. Alt boyutlar için korelasyon analizi kullanılmış ve aralarındaki ilişkiler tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucunda, Gaziantep Vergi Dairesi Başkanlığı çalışanlarının örgüt kültürü algılamalarının genel olarak orta seviyede, tükenmişlik algılarının ise düşük seviyede olduğu tespit edilmiştir. Tükenmişlik alt boyutlarından kişisel başarı duygusunun, yaş farklılığına göre değişkenlik arz ettiği tespit edilirken, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt boyutları ile de demografik değişkenler arasında mantıklı bir fark tespit edilememiştir. Tükenmişlik alt boyutları ve örgüt kültürü alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler bütününe rastlanmıştır. Bu çalışmanın, yöneticiler ve çalışanlar için örgüt kültürü ve tükenmişlik arasındaki ilişkilerinin olumsuzluktan kurtarılıp, bunu personellerin iş hayatına ve akabinde sosyal hayatına olumsuz yansımaması yönünde yönetim biriminde bu konuda fayda sağlayacağını temenni ederim. Anahtar kelimeler: Örgüt Kültürü, Tükenmişlik, Alt Boyutlar, Gaziantep Vergi DairesiBaşkanlığı Örgüt Kültürü Algıları, Personellerin Tükenmişlik Algıları
Turgut Özal dönemi kamu mali politikaları
Bu tez çalışmasında, 1923 yılında Cumhuriyet'in ilanından sonra, siyasi partilerin iktidar çekişmeleri, uygulanan iktisadi ve mali politikalar, dış ticaret olguları, borçlanma gereksinimleri, ulusal gelirler, giderler ve bütçe açıklarına dair bilgiler verilecektir. 1923'ten 1930'a kadar geçen zamanda iktidar ve muhalefet arasında uyuşmazlıklar süreklilik kazanmıştır. 1939-1945 dönemi savaş dönemi olduğu için kamu gelirlerinde azalış meydana gelmiş ve ekonomide gerileme kendini hissettirmiştir. 1950-1960 döneminde ise, Demokrat Parti iktidara gelmiş ve gerek ekonomi de gerek siyasette önemli ve olumlu gelişmeler kaydedilmiştir. 1960-1980 arası dönemde ise darbeler sosyal, siyasi ve ekonomik anlamda ülkeyi derinden etkilemiştir. Ekonomide iyileşme sağlamak amacıyla Turgut Özal Başbakanlık Müsteşarı olduğu dönemde 24 Ocak Kararlarını hazırlamıştır. 24 Ocak 1980'de yayımlanan kararlar, Turgut Özal'ın başbakanlık döneminde uygulama alanı bulan ve Türk ekonomisine yön veren en önemli istikrar politikalarından biridir. Tarihe "24 Ocak Kararları" olarak geçen bu program ile liberal ekonomi politikası benimsenmiş, dış ticarette serbestleşme, devlet müdahalesini minimum seviyeye düşürme, Türk Lirası'na değer kazandırma, enflasyonu düşürme, fiyat istikrarını sağlama, kamu iktisadi teşebbüslerini özelleştirme gibi politikaların uygulanması kararı alınmıştır. Sıkı para ve maliye politikası benimsenmiştir. Uluslar arası Para Fonu (IMF) ile yapılan Stand-By anlaşması ile 24 Ocak Kararları'nın uygulanması için kaynak sağlanmıştır. İzleyen yıllarda, 20 Mayıs 1983'te Turgut Özal tarafından kurulan Anavatan Partisi, ilk seçimlerde iktidar olmuş ve hükümeti kurma görevi de Özal tarafından üstlenilmiştir. Özal'ın başbakanlığıyla birlikte 24 Ocak Kararları'nın birçoğu hayata geçirilmiş ve liberal politikalarla ekonomide canlanma görülmüştür. Özal döneminden sonra 1993-2018 döneminde ise zaman zaman ekonomik krizler baş göstermiş ve 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidar olması ile birlikte ekonomide krizlerle mücadele ve ekonomik büyüme politikaları izlenmiştir.
Mali alan ve mali alanı kısıtlayan faktörlerin incelenmesi: Türkiye örneği
Mali alan, devletin mali sürdürülebilirliğe zarar vermeden eğitim, sağlık, altyapı gibi kalemlere yapacağı harcamalar için bütçeden ayrılabilecek payı anlatan bir kavram olarak literatüre girmiştir. Bu kavram aynı zamanda devletin ekonomik krizlere karşı uygulayabileceği çevrim karşıtı maliye politikası imkanlarını temsil etmektedir. Mali alan literatüre yeni girmiş bir kavram olsa da, maliye teorisinde benzer fikirlerin çokça var olduğu görülmektedir. Mali alanın kısıtlılığı, bir ülkenin maliye politikası uygulayabilme imkanının sınırlılığını anlatmaktadır. Çeşitli göstergelerle incelenen mali alan kısıtlanması gelişmekte olan ülkelerin neoliberal iktisat politikaları neticesinde sıkça karşı karşıya kaldıkları bir olgu olmuştur. 2008 Büyük Durgunluğu olarak adlandırılan ekonomik krizin ardından maliye politikasının uygulama alanları tekrar tartışmaya açılmıştır. Bu durum, mali alanın önemini arttırmıştır. Türkiye'nin yaşadığı ekonomik krizler, mali alanın Türkiye için gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu çalışmada literatürde yer etmiş mali alan göstergeleri ışığında Türkiye'de mali alanı kısıtlayan faktörler incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Türkiye'de mali alanı kısıtlayan faktörleri belirlemek ve mali alanın genişlemesi için politika önerileri sunmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde mali alanın farklı tanımları verilmiş ve iktisadi düşünceler tarihi içerisinde mali alanın yeri incelenmiştir. İkinci bölümde mali alan oluşturma ve hesaplama yöntemleri anlatılmış, ardından normatif olarak mali alanı kısıtlayan faktörler gösterilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye için belirlenen mali alan göstergeleri 1990-2019 zaöam dönemi için incelenmiş ve mali alanı kısıtlayan faktörler belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mali Alan, Maliye Teorisi, Ekonomik Kriz, Maliye Politikası
Sosyal dışlanma bağlamında genç işsizliğe yönelik devletin mali çözüm önerileri: Türkiye ve seçilen ülkelerde uygulanan istihdam politikaları
İlk kez Fransa'da kullanılan ve giderek önemi artan sosyal dışlanma kavramı hem nesnel hem de öznel değerlendirmeleri içermektedir. Çok boyutlu ve dinamik bir süreci ifade eden sosyal dışlanma kavramının sınırlarını belirlemek çok güçtür. Sosyal dışlanma biçimlerini ölçen birçok gösterge bulunmakla birlikte bunların en başında istihdam gelmektedir. Özellikle gençlerin iş gücü piyasasına katılım eksikliği sosyal dışlanma bakımdan da çok önemlidir. Çünkü genç işsizliği hem bireylerde hem de toplumda ekonomik ve sosyal açıdan risklerin oluşmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla genç işsizliği yüksek seyreden ülkelerin istihdama yönelik uyguladıkları aktif ve pasif politikaları yeniden değerlendirmesi, en kısa sürede gençleri istihdama dahil etmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, dünyada giderek artan ve birçok ülkenin temel sorunu haline gelen genç işsizliği konusunun sosyal dışlanma bağlamında incelenmesidir. Çalışma üç bölümden oluşmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde sosyal dışlanma kavramı, ikinci bölümünde sosyal dışlanma ile istihdam arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye ve seçilen ülkelerde sosyal dışlanma türü olarak genç işsizliği konusuna yer verilmiştir. Ayrıca çalışmanın son bölümünde bulunan ve araştırma örneklemini Manisa Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde öğrenim gören 18-24 yaş aralığındaki öğrencilerin oluşturduğu alan araştırmasında, öğrencilerin işsizlikle ilgili kaygı, beklenti, plan ve düşünceleri değerlendirilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda gençlerin mezun olmadan işsizlik korkusunu çok yüksek seviyelerde hissettiği, gelecekle ilgili beklenti ve düşüncelerinin olumsuz yönde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de kamu borçlarının Maastricht mali disiplin kriterleri çerçevesinde AB ülkeleri ile karşılaştırmalı analizi (2000-2014)
Avrupa Birliği, kuruluşundan itibaren birliğe üye olacak ülkelerin belirli şartları taşımasını öngören uygulamalar gerçekleştirmiştir. Özellikle beşinci genişleme döneminden sonra tam üyelik başvurusunda bulunan ülkelere belirli siyasi ve ekonomik kriterlere uyma şartı getirilmiş, topluluğa katılmak isteyen ülkelerden AB ekonomisine uyumunu sağlayacak olan gerekli ekonomik şartları sağlaması beklenmiştir. Tez çalışmasında , AB ile olan ilişkileri 1959 yılına dayanan ve 2005 senesinde ise AB'ye tam üyelik başvurusu kabul edilen Türkiye'nin, Maastricht Kriterleri çerçevesinde 2000 sonrası bütçe dengesi ve kamu borç stoku göstergelerinin AB ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Özellikle Maastricht Kriterleri'nden mali disiplin konusunu ilgilendiren bütçe açığı ve borç stoku kriteri ele alınmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin 2000 - 2014 yılları arasında kamu maliyesi alanında gösterdiği gelişim ve uyguladığı stratejilerin ortaya konulmakta ve bu süreçte Maastricht Kriterleri'ne uyum çalışmalarının mali göstergeler üzerindeki etkisi incelenmektedir
Politik bölünmüşlüğün kamu maliyesi açısından değerlendirilmesi
Hükümet faaliyetlerinin finansmanı için gerekli olan enstrümanların seçimi, maliye politikası kapsamının oluşturulması, makroekonomik denge tesisi ile sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması politik aktörler tarafından gerçekleştirilir. 1970'li yıllarda meydana gelen krizler nedeniyle hükümetler tarafından yapılan vergi ve harcama politikalarının bir optimizasyon ve istikrar amacı güdüp gütmediği tartışma konusu olmuştur. Bu durum, maliye politikasının oluşturulmasında ve uygulanmasında politik bölünmüşlüğün önemini vurgulayan çalışmalara yol açmıştır. Bu çalışma, 22 OECD ülkesine ve 1995-2014 dönemine ait veriler yardımıyla oluşturulan panel veri analiz yöntemi ile politik bölünmüşlüğün kamu maliyesi üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Politik bölünmüşlük temel olarak sayısal bölünmüşlük, ideolojik bölünmüşlük, kurumsal-yöntemsel bölünmüşlük ve zaman açısından bölünmüşlük şeklinde incelenmiştir. Çalışma, politik bölünmüşlüğün bütçe dengesi üzerinde negatif bir baskı oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Panel veri analizi yöntemi ile elde edilen ampirik bulgular incelendiğinde, iki veya fazla partiden oluşan koalisyon hükümetlerinin, azınlık hükümetlerinin ve geçici hükümetlerin, tek parti hükümetlerine göre kamu gelirlerinin tahsisi konusunda daha başarısız olduğu ve söz konusu hükümetlerin kamu harcamalarını arttırma eğilimi gösterdiği görülmektedir. . Kabinedeki bakan sayısında meydana gelen artışların kamu gelirleri üzerinde nispeten de olsa bir azalışa ve kamu harcamaları üzerinde bir artışa neden olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca, bakan sayısının artması, bakanların taleplerinin koordine edilmesini zorlaştırdığı ve bu durumun bütçe üzerinde olumsuz etkiler yarattığı sonucuna varılabilir. Çalışma, merkez görüşlü partilerin çoğunlukta olduğu bir hükümetin, sol ve sağ görüşlü hükümetlere nazaran kamu maliyesi açısından daha disiplinli olduğunu ortaya koymuştur. Son olarak, çalışmada, erken seçim, başbakanın istifası, askeri darbe veya hükümet içinde yaşanan anlaşmazlıklardan dolayı hükümet sürelerinde yaşanan kesintilerin bütçe açıklarını arttırdığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Maliyesi, Politik Bölünmüşlük, Bütçe Açıkları, Kamu Tercihi Teorisi, Panel Veri Analizi.
Kamu gelir idarelerinde toplam kalite yönetimi (Manisa Mesir Vergi Dairesi örneği)
Toplam Kalite Yönetimi (TKY); bir organizasyon içinde kaliteyi odak alan, organizasyonun bütün (toplam) üyelerinin katılımına dayanan, müşteri memnuniyeti yolu ile uzun vadeli başarıyı amaçlayan ve organizasyonun bütün üyelerine ve topluma yarar sağlayan bir yönetim yaklaşımı şeklinde tanımlanabilmektedir. TKY, geçtiğimiz yüzyılda özel sektör kuruluşları tarafından uygulama alanları bulmuş ve başarılı sonuçlara ulaşılmıştır. Son yıllarda kamu sektöründe de TKY' ye ilginin arttığı gözlenmiştir. Özellikle yaşanan ekonomik krizin kamusal hizmet sunumlarının dejenerasyonunu daha da arttırması, toplum - devlet arası ilişkinin giderek soğuması, vatandaşların bürokrasi dolayısı ile işlemlerini sürdürememesi gibi yönetişim (governance) sorunları artış trendine girmiştir. Yeniden yapılanma gereksinimine çözüm olarak ise TKY felsefesi ilgi görmektedir. Kamu Gelir İdareleri de devletin finansmanını sağlayan kurumlar olarak, vergi gelirleri ile kamu harcamaları arasındaki dengesizliğin giderilmesi yönünde yıllardır savaşmaktadırlar. Vergi kanunlarından veya vergi hizmet sunumundan kaynaklanan sorunlar sebebi ile toplanan vergilerin tatminkar boyutlara ulaşamaması sistemde yeniden yapılandırma ya da reform istemlerinin artmasına neden olmuştur. Bu bağlamda da TKY bir çözüm yolu olarak akla gelebilmektedir. "Kamu Gelir İdarelerinde Toplam Kalite Yönetimi (Manisa Mesir Vergi Dairesi Örneği)" konulu çalışmamızda, TKY ile Kamu Gelir İdareleri arasında kurulacak ilişkide Manisa Mesir Vergi Dairesi örneği alınarak memur ve yönetici statülerindeki çalışanlara, belirli TKY kriterlerini temsilen sorular yöneltilmiş, sonuç olarak da söz konusu kişilerin TKY' ye ne derecede yakın oldukları çeşitli analizler ile ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Birinci ve ikinci Bölümlerde Toplam Kalite Yönetimi, Kamu Gelir idareleri ve Sorunları ele alınmaya çalışılmıştır. Üçüncü Bölümde ise uygulama verileri ve değerlendirmeleri yer almaktadır.
Türk kamu ihale sistemindeki gelişmelerin kamu harcamaları boyutunda analizi
Ülkemizde Cumhuriyet döneminde 10.12.1934 tarih ve 2490 sayılı Artırma ve Eksiltme Kanunu 08.09.1983 tarih ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 04.01.2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu uygulanmıştır. Ayrıca kamu ihale sözleşmelerini düzenlemek üzere 05.01.2002 tarih ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu çıkarılmıştır.10.12.1934 tarih ve 2490 sayılı kanunun içerdiği katı hükümler, zaman kaybına sebep olan ayrıntılı düzenlemeler içerdiği için 08.09.1983 tarih ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa geçilmiştir. 08.09.1983 tarih ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun şeffaflık konusunda yeterince etkili olmaması, ihale mevzuatının dağınık olması, dünyadaki gelişmelerin takip edilememesi gibi aksaklıkları neticesinde 04.01.2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na geçilmiştir. Bu kanun getirdiği Kamu İhale Kurumu gibi düzenlemelerle ihale konularını daha denetlenebilir ve takip edilebilir bir duruma getirmiştir.Kamu harcamalarında etkinliğin giderek önem kazandığı günümüzde kamu ihale mekanizmasında şeffaflık ve açıklığın sağlanması çok önemlidir. Kamu ihalelerinde ki yolsuzluk ve usulsüzlükler kamu kaynaklarının kötü kullanılmasına ve suiistimallere neden olur. Türk ihale sistemi, bu konularda daha etkin olabilmek için sürekli yenilenmekte ve özellikle Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde yasal düzenlemeler hızlı bir şekilde hayata geçirilmektedir.
Tüketici ve üretici güven endeksleri: Orta Anadolu Bölgesi uygulaması
Tüketici ve üretici davranışları, ekonominin geleceği ve gidişatı açısından değerlendirilen ve incelenen bir konudur. Bu davranışlar ekonomik, psikolojik ve sosyal nitelikli faktörlere göre değişim göstermektedir. Söz konusu faktörler içerisinde yer alan güven ve beklentiler tüketicilerin karar ve davranışlarında önemli etkilere sahiptir. Güven, ekonomik ve bireysel ilişkilerin temel unsurlarından biridir. Bir birey ekonomiye güven duyuyor ise harcamalarını ve yatırımlarını artırır. Ancak güven duymuyor ve geleceğe yönelik beklentileri olumsuzsa harcamalarını azaltıp tasarruflarını artırmaktadır. Bu sebeple güvenin öncü bir gösterge olduğu söylenebilir. Türkiye'de güven Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından ulusal çapta yapılan anketler sonucunda Tüketici Güven Endeksi, Ekonomik Güven Endeksi ve sektörel güven endeksleri adı altında her ay yayınlanmaktadır. Bu endeksler tüketime, üretime ve birçok sektöre yönelik güven ve beklenti eğilimlerini sunmaktadır. Bölgesel düzeyde güven ölçeği oluşturularak bölgesel güvenin hesaplanması çalışmanın esas amacını oluşturmaktadır. Bu tez çalışması özel sektörde aktif iş yaşantısına sahip olan bireylerin güncel ekonomideki görüş ve düşünceleri ışığında tüketime, üretime ve genel ekonomiye yönelik beklenti ve güvenini değerlendirme amacı taşımaktadır. Bu amaç doğrultusunda Orta Anadolu Bölgesi'nde yer alan Kayseri, Niğde, Nevşehir ve Aksaray şehirlerinde toplamda 403 bireye anket uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda tüketici, üretici ve ekonomik güven eğilimlerinin orta yönlü derecede olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçların sektörler ve şehirler arası güven farklılıklarının görülmesine imkân sağladığı düşünülmektedir.
Sanatın kamusal mali boyutlarının iktisadi kalkınma süreci bağlamında değerlendirilmesi
Çalışmanın konusunu ?Sanatın Kamusal Mali Boyutlarının İktisadi Kalkınma SüreciBağlamında Değerlendirilmesi? oluşturmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, sanatın sosyalve ekonomik katkılarını ele alarak, ülkelerin sanata yaklaşımlarını, sanatsal destekpolitikalarını incelemek, sanatın iktisadi kalkınmadaki rolü ve önemini ortaya koyabilmektir.Yöntem olarak, konuyla ilgili literatür araştırması yapılmış, süreli ve süresiz yayınlar,bildiriler, raporlardan faydalanılmıştır. Teorik çerçevede sanat ve sanat ekonomisi kavramlarıçeşitli yönleriyle ele alınmış, sanatın kamusal özellikleri, devletin sanata müdahale etmesiningerekçeleri, destekleme yöntemleri incelenmiş, çeşitli ülkelerin sanatı destekleme modellerideğerlendirilmiştir. Türkiye'de devletin sanata yaklaşımı, kurumsal ve mali boyutlarıyla elealınmış, Beş Yıllık Kalkınma Planları'nın sanata ilişkin hedefleri incelenerek, Kültür veTurizm Bakanlığı, TÜİK ve Maliye Bakanlığı'ndan elde edilen veriler ile hedef ve sonuçlaranaliz edilmeye çalışılmıştır.Günümüz ekonomisinde tüm ülkeler, sanatsal faaliyetleri destekleyerek kültürel vesanatsal değerlerin ekonomiye kazandırılması için çaba göstermektedirler. Sanatın ekonomiketkileri olduğu ve kalkınmanın vazgeçilmez bir aracı olarak görülmesi sanat ekonomisikavramını ortaya çıkarmıştır. Sanat, sanat endüstrileri yolu ile uygulanacak olan kültürstratejilerinin ekonomi ile bağlantısının kurulması, refah üretimini ve kalkınmayı sağlayarakyaratıcı ve yenilikçi bir ortam sunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde sanatsal hizmet düzeyiyüksektir, bu ülkeler sanatı destekleme konusunda alternatif modeller geliştirmektedirler.