Public finance
122 theses under this subject heading
The impact of expansion of Turkish treasury single account system on public financial management in Turkey
Today, the public cash management has gradually been managed more actively and professionally. Some essential reforms should be enacted to transit from traditional to modern cash management approach, extending the scope of Treasury Single Account (TSA) comes first among these reforms. TSA, in the good practices case, has an extensive spectrum including almost all public resources, but it just covers the units of central and local administration in Turkey. In this regard, the scope of TSA in Turkey should be extended to use public resources more efficiently by collecting them in a single center, therefore avoiding unnecessary borrowing and evaluating public funds better through economies of scale. In the study, the modern cash management is examined at first, then the theoretical framework of TSA is examined. Then, applications of TSA in Turkey over the time are reviewed in chronological order. Moreover, finally, a new extended scope of TSA covering other public institutions is proposed. The study which assesses the coverage of TSA in Turkey with a new perspective and aims to propose an ideal TSA coverage is believed to contribute to the efforts for the extension of the TSA system as a part of the modernization of the cash management in Turkey. Keywords: Treasury Single Account, Treasury Cash Management, Target Cash Balance, Public Financial Management, Public Finance.
Bütçe hakkı ve demokrasi: OECD ülkelerinden ampirik bulgular
Bütçe hakkı, kamu mali kararları olan gider ve gelirlerin belirlenmesinde halkın söz sahibi olması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda bütçe hakkının varlığı ve etkin işlemesi bir ülkedeki millet iradesinin kesin bir şekilde ifadesi olmaktadır. Demokrasi ise mali kararlarda dahil olmak üzere egemenliğin halka ait olduğu bir yönetim biçimidir. Tarihi süreçte bütçe hakkı geliştikçe demokrasiler de gelişme göstermiştir. Bütçe hakkı uzun yıllardır halk adına, halkın seçtiği temsilciler tarafından kullanılmaktadır. Ancak temsili demokrasinin krizde olduğu dönemlerde bütçe hakkının kullanımı zedelenmektedir. Bu çalışma ilgili literatür ışığında demokrasi ve bütçe hakkının birbiriyle ilişkili ve birbirini tamamlayan süreçleri ifade ettiğini savunmaktadır. Demokratik değerlerin artması bütçe hakkının tesisini ve kullanımını kolaylaştırmaktadır. Bütçe hakkının kullanılamadığı bir ortamda demokrasi açığı olduğu düşüncesinden yola çıkılarak bütçe hakkının nasıl geliştirilebileceği sorusuna demokrasi boyutunda cevap aranmaktadır. Demokrasinin öngördüğü temel ilkelerle bağlantılı olan ve bütçe hakkını güçlendiren şeffaflık, katılım ve hesap verebilirliğin hayata geçirilmesinin hem demokratik yapıyı güçlendirdiği hem bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığına dair kanıtlar sağlanmaktadır. Bu çalışmada, demokratik değerlerin bütçe hakkı üzerindeki etkisi ampirik bir analiz aracılığıyla incelenmiştir. OECD üyesi 19 ülkenin açık bütçe endeksi, demokrasi endeksi, politik istikrar endeksi, kişi başına gelir değişkenlerine ilişkin 2012-2021 dönemine ait verileri panel regresyon analizi aracılığıyla çözümlenmiştir. Ekonometrik analizler sonucunda bütçe şeffaflığı ile demokrasi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma konusu ve ana hipotezi ifade eden bütçe şeffaflığı ve demokrasi ilişkisinin desteklendiği görülmüştür. Daha demokratik ülkelerin daha fazla bütçe şeffaflığı sağladığı ve neticede bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Benzer şekilde çalışmada ele alınan diğer bağımsız değişkenler ile bütçe şeffaflığı arasında da pozitif ve anlamlı ilişki tespit edilmiş ve bu faktörlerin de bütçe şeffaflığı sürecine katkı sağladığına dair kanıtlar elde edilmiştir.
Kamu harcamaları ve ekonomik büyüme üzerine ampirik çalışmaların analizi ve değerlendirilmesi
Kamu harcamaları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki yıllardır ekonomi literatüründe tartışılagelmiş konu başlıklarındandır. Literatürde oldukça popüler bir konumda olan bu tartışmaların arka planında Wagner ve Keynes'in teorik fikir dünyası yatmaktadır. Bu tez çalışması da genel bir perspektifi için alan kapsamlı bir incelemeyi amaç edinmektedir. Nitekim bu amaç için 5 bölüm olarak tasarlanan tez çalışmasında ilk olarak literatüre farklı analiz yöntemleri ile geniş bir pencereden bakılmıştır. Elde edilen bulgular açısından konu özelindeki yayınlarda ulusal ve uluslararası işbirliklerinin tam anlamıyla sağlanamadığı, birden fazla çalışmayı az sayıda araştırmacının kaleme aldığı ve gelişmiş, gelişmekte olan ülkelere göre alan katkılarının farklılaştığı tespit edilmiştir. İkinci olarak çalışmanın OECD, Dünya Bankası, IMF vb., uluslararası kurumların yapmış olduğu ülke sınıflandırmalarının yerine benzer harcama kompozisyonlarına sahip ülkelerin yer aldığı bir yöntemle ülke örneklemenin seçilmesi yoluna gidilmiştir. Bu temel amaç doğrultusunda Entropi yöntemiyle her ülkenin harcama bileşenlerinin ağırlık dağılımları hesaplanmış ve bu dağılımlara göre WASPAS skorları elde edilmiştir. Bu skorlar sayesinde ülkeler K-Means yöntemi kullanılarak kümelenmiş ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu 15 ülke üçüncü bölüm için örneklem seçilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye, Avusturya, Almanya, Avustralya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İzlanda, İrlanda, İsrail, İsveç, Birleşik Krallık, Kanada ve Güney Kore'nin içinde bulunduğu 15 ülkenin 2004-2022 yıllarına ait harcama ve büyüme ilişkisi PFTY nedensellik testi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre farklı ülkeler için Keynes ve Wagner hipotezlerinin geçerliliği doğrulanmış ve farklı ülkeler için hipotezlere ilişkin destekler hiçbir bulguya rastlanamamıştır. Dördüncü bölümde ise Türkiye özelinde İBBS'ye göre ayrılan 12 bölge için bölgesel farklılıkların hipotez geçerlilikleri sorgulanmış ve bu doğrultuda testler gerçekleştirilmiştir Elde edilen bulgular, gelişmiş ve gelişmekte olan bölgelere göre hipotez geçerliliklerinin farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Son bölümde ise Türkiye'nin 2004Q1-2024Q3 dönemine ait harcama ve büyüme değişkenlerinin zaman serisi analizleri Fourier fonksiyonları ile genişletilmiş yöntemlerle yapısal ve döngüsel kırılmalar dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Analizler, Türkiye'de kamu harcamalarının ekonomik büyüme üzerinde belirleyici bir rol oynadığını ve Keynesyen yaklaşımın ağırlık kazandığını göstermektedir. Bu durum, Türkiye'nin ekonomik dinamikleriyle uyumlu olup, Keynes'in gelişmekte olan ülkeler için yaptığı teorik öngörüyü desteklemektedir.
Türkiye'de tıp doktorlarının vergi bilinci ve uyumu üzerine ampirik bir değerlendirme
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de tıp doktorlarının vergi bilinci ve vergiye uyum düzeylerini çok boyutlu bir perspektifle incelemektir. Vergi uyumu, kamu gelirlerinin sürdürülebilirliği ve vergi sisteminin etkinliği açısından kritik bir olgu olup; ekonomik, psikolojik, sosyolojik ve kültürel unsurların etkileşimiyle şekillenmektedir. Çalışmada öncelikle vergi uyumuna ilişkin teorik çerçeve ele alınmış; vergi ahlakı yaklaşımı, Allingham-Sandmo modeli, Fischer modeli, davranışsal yaklaşım, kaygan zemin yaklaşımı ve mali psikoloji yaklaşımı ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, uluslararası literatürdeki eğilimleri ortaya koymak amacıyla Web of Science veri tabanından elde edilen makaleler üzerinde bibliyometrik analiz yapılmıştır. Analizler sonucunda, yayınların yıllar içerisindeki gelişimi, en çok atıf alan çalışmalar, yazar, kurum ve ülke iş birlikleri ile anahtar kelime ağları incelenmiştir. Bulgular, vergi uyumu araştırmalarının giderek artan biçimde güven, etik ve davranışsal ekonomi gibi kavramlar etrafında şekillendiğini ortaya koymuştur. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de görev yapan 523 hekim üzerinde anket uygulanmış; demografik özellikler, çalışma sektörü (kamu/özel), gelir düzeyi ve mükellefiyet türü gibi değişkenler ile vergi uyumu arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuçlar, vergi uyumunun özellikle yapısal faktörlerden etkilendiğini göstermektedir. Kamu sektöründe çalışan hekimlerin gönüllü uyum düzeyleri daha yüksek bulunurken, özel sektör hekimlerinin vergi kaçırmaya daha eğilimli oldukları tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra, vergiye ilişkin etik algılar ve kamu hizmetlerinin finansmanına dair farkındalığın da uyum davranışını önemli ölçüde şekillendirdiği görülmüştür. Bu araştırma, meslek grupları özelinde vergi uyumunu inceleyen sınırlı sayıdaki çalışmalara katkı sunmakta; sağlık sektöründe çalışan mükelleflerin vergiye yönelik tutumlarını ortaya koyarak politika yapıcılar için yol gösterici sonuçlar üretmektedir. Bulgular, vergi uyumunun yalnızca yaptırımlar ve ekonomik teşviklerle değil; aynı zamanda güven, adalet algısı, mesleki etik ve toplumsal bilinç ile güçlendirilebileceğini göstermektedir.
Kamu görevlilerinin mali sorumluluğu ve kamu zararının değerlendirilmesi: Mevzuat ve uygulamaya yönelik öneriler
Dünyada kamu yönetimi alanında yaşanan gelişmeler kamu mali yönetimini de etkilemektedir. Bu kapsamda, Türkiye'nin de içinde bulunduğu birçok ülkede kamu mali yönetiminde önemli anlayış değişiklikleri yaşanmıştır. Ülkemizdeki anlayış değişikliğinin sonuçlarından biri 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunudur. Bu Kanun ile yeni bir yönetim ve denetim anlayışı kabul edilmiş olup mali sorumluluk özel olarak düzenlenmiştir. Ayrıca kamu zararına ilişkin önemli hükümler getirilmiştir. Bu düzenlemeler, kamu mali yönetiminde hesap verebilirliğinin sağlanması ve kamu kaynaklarının korunması açısından önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, idarenin beşerî unsuru olan kamu görevlilerinin mali sorumluluğu incelenmiş, kamu zararının unsurları ile sebepleri belirtilmiş ve 2017-2021 yılları arasında kamu zararı tutarları ile bunların konuları tespit edilmiştir. Ayrıca kamu zararına ilişkin olarak mevzuat ve uygulamaya yönelik öneriler sunulmuştur.
Yargı harçları (I sayılı tarife)
Tezin konusunu oluşturan yargı harçları, 1964 tarihli 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun birinci kısmında ve bu kanunun I sayılı tarifesinde düzenlenmiştir. Harçların ve yargı harçlarının temeli ise çok daha eski tarihlere dayanmaktadır. Geçmişten bugüne yargı harçlarının gelişiminin ele alınmasının ardından, harçların hukuki niteliği ve unsurları ve harçların güncel mevzuatımızdaki durumu incelenmiştir. Güncel mevzuatın incelenmesinin yanı sıra harç sisteminin adaletli bir yapıda olup olmadığı, harçların vatandaşların adalete erişimi noktasındaki yeri, teknolojik gelişmelerin harçlar hukuku bağlamında getirdiği dönüşüm ve değişim süreci de dikkate alınmıştır. Yargı harçlarının hukuk sistemi içerisindeki yeri hemen hemen her hukuki süreçte işlemi yapan tarafların harç ödemekle yükümlü olmasından veya olabileceğinden dolayı büyük önem arz etmektedir. Bu öneme binaen yapılan tespitleri somutlaştırmak adına çalışmada istatistiki verilerden, mahkeme kararlarından, örneklerden ve ulusal yargı ağı bilişim sistemi (UYAP) üzerinden alınan örneklerden faydalanılmıştır. Yargı harçlarının tarihsel gelişimi, hukuki niteliği ve unsurları, konusu ve türleri faydalanılan bu verilerle desteklenerek değerlendirilmiştir. Suret harçları, mahkeme harçlarından başvurma harcı, celse harcı, karar ve ilam harcı, temyiz, istinaf ve itiraz harçları, keşif harcı, icra harçlarından başvurma harcı, peşin harç, icranın yerine getirilmesi harcı, tahsil harcı, icra takibinden vazgeçme harcı, cezaevi harcı, merkezi takip sistemi harcı, iflas harçları, konkordato harçları, haciz, teslim ve satış harçları hukuki süreçlerde alınan harç türleri olarak başlık başlık incelenmiştir. Geçmiş ve güncel mevzuat, istatistikler ve örnekler ışığında yargı harçlarının mali hukuk çerçevesindeki yeri bu çalışmada analiz edilmeye çalışılmıştır. Yaklaşık bir asırlık uygulaması olan fakat adalet duygusunu zedeleyecek nitelikteki çocuk tesliminin icrası aşamasında alınan harçların kaldırılması gibi harç sistemi içerisinde yapılması gereken değişiklikler araştırılmıştır. Harçlar hukuku alanında bu olumlu örneklerin geliştirilebileceği noktalar mali hukuk ilkeleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Netice itibariyle bu çalışmada yargı harçları mali hukuk odaklı olmak üzere çok yönlü olarak incelenmeye çalışılmıştır.
Kamu mali yönetiminde hesap verme sorumluluğu kapsamında iç denetim: Türkiye üzerine öneriler
Küresel çapta görülen sürekli yenilenme ve değişim olguları, beraberinde uluslararası rekabetin de etkisiyle kamu mali yönetiminde etkin bir yeniden yapılanma ihtiyacı doğurmuştur. Bu kapsamda, Türkiye'nin de içinde bulunduğu birçok ülke kamu mali sistemlerinde önemli anlayış değişikliklerine gitmiştir. Türkiye'deki kamu mali yönetim ve denetim sistemi ile ilgili en köklü değişiklik, mali yönetim ve kontrol sistemimizi uluslararası standartlar ve Avrupa Birliği normlarıyla uyumlu hale getirmek amacıyla hazırlanan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun yasalaşması ile gerçekleşmiştir. Öte yandan, hesap verme sorumluluğu kavramı, değişen mali yönetim sistemimize getirilen en önemli yeniliklerden biri olmuştur. Demokratik, katılımcı ve daha etkin bir kamu yönetimi için yetki ve kaynakların ekonomiklik ve verimlilik ilkelerine uygun olarak kullanılması ve hesabının verilebilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, 5018 sayılı Kanun ile getirilen ve yeni kamu mali yönetimi anlayışında önemli bir yer tutan bir diğer kavram "iç denetim" kavramıdır. Söz konusu kavramlar, uzmanlaşmış kişi ve organlar eliyle gerçekleştirilen bir meslek faaliyeti ve uluslararası kabul görmüş standartlar çerçevesinde yürütülen, bağımsız ve sistemli bir süreç şeklinde değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, kamu mali yönetim sisteminde hesap verme sorumluluğunun sağlanmasında iç denetim sisteminin rolünü ve etkinliğini ortaya koymaktır. Çalışmada, öncelikle hesap verebilirlik ve iç denetim kavramlarının ne olduğu, amaçları, çeşitleri ve bu kavramlarla ilişkili diğer kavramlar incelenmiş ve 5018 sayılı Kanun kapsamında hesap verebilirlik ve iç denetim kavramları araştırılmıştır. Sonrasında, hesap verme sorumluluğu ile iç denetim arasındaki ilişki ve iç denetim alanında dünyadaki iyi uygulama örnekleri ele alınmış, Hükümet sisteminde yaşanan değişiklikle birlikte Türkiye'de iç denetim sisteminin yapılanmasına ve buna ilişkin model önerilerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hesap Verme Sorumluluğu, Denetim, İç Denetim, Kamu Mali Yönetimi, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu.
Dâvûdî'nin (V. 402/1011) Kitâbü'l-Emvâl'i çerçevesinde kamu maliyesi
Bu çalışma, İslam hukuk literatürünün önemli bir kısmını teşkil eden harâc ve emvâl kitaplarının klasik dönemde iyi bir örneği sayılan Ebû Ca'fer Ahmed b. Nasr ed-Dâvûdî'ye ait Kitâbü'l-Emvâl'i esas alarak, kamu maliyesinin belli başlı konularını incelemeyi ve bu konularda zaman içerisinde meydana gelen görüş farklılıklarını izlemeyi hedeflemektedir.
Osmanlı maliye teşkilatında Mîrî Kâtibi Mahkemesi
Bu tezde Osmanlı Devleti'nin iktisadi yenileşme döneminde yaşanan değişmelere bağlı olarak ortaya çıkan mîrî kitâbeti ve mahkemesi incelenmiştir. İlk kez detaylı bir araştırmaya konu olan bu kurum ele alınırken mahkemeye havale edilen konuları yansıtan dava kayıtlarından yararlanılarak örneklem oluşturma yoluna gidilmiş, borç ve denetim meseleleri çerçevesinde bu kayıtlar incelenmiştir. Teşkilat yapılanması açısından Rumeli kazaskerine bağlı olarak görev yapan mîrî kâtibi, görevlendirilmesi durumunda mali işlemleri hukukî açıdan inceler, devleti ilgilendiren mali problemlerde uygun kararın alınmasına çalışırdı. Mîrî kâtibi mahkemesine havale edilen konuların ekseriyetle devletin borç tahsildarı durumunda olan başbâki kulu işlemleriyle alakalı olduğu göze çarpmaktadır. Nitekim mahkeme mekânı olarak kullanılan yer istinalar dışarıda tutulursa başbâki kulunun Topkapı Sarayı'nda yer alan odasıdır. Mîrî kâtibi mahkemesine yansıyan meseleler genellikle muhallefât, iltizâm, mâlikane sistemi gibi dönemin iktisadi ögeleriyle ilişkilidir. Mîrî kâtibi mahkemesi aynı zamanda şikâyet hakkının kullanımıyla yakından alakalıdır. İddia sahibi eğer devlet değil ise kişiler arzuhal yoluyla mali işlemlere dair taleplerini, şikâyetlerini ifade ederler, gerekli görüldüğü takdirde konu başbâki kulu ve mîrî kâtibine havale edilirdi. Bu şekilde toplumun her kademesinden kişiler, hukukî olarak devletten veya özel şahıslardan taleplerini dile getirebilirlerdi. Bahsedilen usulle bir mali denetim ögesi olan başbâki kulunun hukukî üst denetimi sağlanabilmişti. Anahtar Kelimeler: Mîrî kâtibi, başbâki kulu, merkez maliyesi, mahkeme, borç, şikâyet hakkı
Kamu ekonomisi açısından sağlık sektöründe kamu özel sektör ortaklıklarına bakış: Uşak ili araştırması
Kamusal nitelikli mal ve hizmetler, özelliğine bağlı olarak, kamu ekonomisi ve/veya özel sektör tarafından topluma sunulmaktadır. Özel sektör, kamusal nitelikli mal ve hizmetlerin üretilip topluma sunulmasında tek başına tedarikçi olarak görev alırken, bazı mal ve hizmetlerin topluma sunumunda ise kamu ekonomisi birimleri ile işbirliği içinde görev alabilmektedir. Kamusal nitelikli hizmetlerin, kamu ve özel sektör işbirliği biçiminde, sunumu konusunda standart uygulama örnekleri geliştirilememiş olduğu görülmektedir. Kamu yararı, kamu hizmeti ve kamu hizmetinin hangi yöntemlerle, özel sektörle işbirliği çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiği gibi konuların net bir şekilde anayasal ve yasal olarak belirlenmemiş olması bu sonucun doğmasında etkili olmaktadır. Kamu özel sektör işbirliğinin sağlanması ile ilgili olarak; proje seçiminden, uygulamasından ve verilen garantilerden kaynaklanan sorunların varlığı gibi çeşitli hukuki, iktisadi ve idari sebeplerle Türkiye'de de kamu özel sektör işbirliği istikrarlı bir şekilde kurulamamıştır. Zamanla kamu hizmetlerinin nitelik ve nicelik olarak artması kamu finansman gereksinimini artırmış ve mevcut kaynakların etkin kullanımının sağlanamaması nedeniyle kamusal nitelikli mal ve hizmetlerin sunumunda alternatif modellerin geliştirilerek uygulanmasının zorunluluğu artmıştır. Bu gerekliliğe bağlı olarak toplumun refah düzeyinin yükseltilmesi ve mevcut kaynakların etkin biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla Türkiye'de kamu özel sektör ortaklık modellerinin geliştirilip uygulanması tercih edilmiştir. Bu çerçevede, 2000'li yıllardan günümüze, ulaştırma ve sağlık sektörü başta olmak üzere değişik kamu özel sektör işbirliği modelleri geliştirilerek uygulanmaya başlanmıştır. Çalışmada, kamu özel sektör işbirliği modellerinin çalışma esasları ortaya koyularak, sağlık sektörü özelinde kamu özel sektörü işbirliğinin toplum tarafından nasıl algılandığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, kamusal mal ve hizmetlerin özellikleri ile üretim ve sunumuna ilişkin açıklamalar yapılarak, kamu özel sektör işbirliğinin sağlanabileceği alanlar ve modeller ülke örneklerinden hareketle ortaya koyulmuştur. Akabinde ise sağlık sektörü özelinde kullanılan kamu özel sektör işbirliğine toplumun bakışı Uşak İli örneği üzerinden belirlenmeye çalışılmıştır. Kamu özel sektör ortaklıklarına ilişkin algının belirlenmesinde anket yönteminden faydalanılmıştır. Sağlık çalışanlarına ve sağlık hizmetlerinden yararlananlara uygulanan anketlerden elde edilen sonuçlar SPSS 18 programında analiz edilerek değerlendirilmiştir.
Determinants of fiscal space: An empirical analysis for OECD countries
The concept of fiscal space, which has gained importance especially after the 2008 global crisis, can be broadly defined as a budgetary possibility that provides resources to a government for a targeted purpose without negatively affecting the sustainable financial position of the government. Fiscal space is mostly associated with the concepts of fiscal sustainability and debt sustainability in the literature and generally discussed in terms of creation methods, measurement methods, and its relationship with other policies. The main objective of this study is to empirically reveal the impacts of the determinants of fiscal space and to present policy recommendations within this framework. For the empirical analysis, two different fiscal space indicators are calculated within the de facto fiscal space approach put forward by Aizenman and Jinjarak (2010) and the debt limit-based approach of Ostry et al. (2010). Accordingly, this study analyzes the impacts of selected macroeconomic, institutional, political and global variables (determinants of fiscal space) on the calculated fiscal space indicators by using panel data techniques for 27 OECD countries in between 1999 and 2020. Our findings suggest that in addition to macroeconomic variables, institutional and political variables also have significant impact on fiscal space. On the other hand, global variables do not have direct impact on fiscal space but have an indirect impact by characterizing the global environment in terms of global liquidity.
Kamu mali yönetimi ve kontrol sisteminde bütçenin denetimi: Uluslararası karşılaştırmalı analizi
Dünyada etkili olan yeni kamu mali yönetimi anlayışı saydamlık, hesap verebilirlik, etkinlik, ekonomiklik, verimlilik gibi kavramları beraberinde getirmiştir. Özellikle kamu kesiminde etkinlik ve verimlilik sorunlarına çözüm geliştirmek amacıyla yeni kamu mali yönetimi anlayışı ile birlikte bütçe reformları yapılmış ve performans esaslı bütçeleme bu sürecin sonunda ortaya çıkmıştır. Kamu bütçe sisteminde yaşanan bu değişim süreci aynı zamanda kamuda hesap verme sorumluluğunu ve bütçenin denetimini de etkilemiştir. Performans esaslı bütçelemede kamusal kaynakların hukuka uygunluğunun yanı sıra etkin, ekonomik ve verimli bir biçimde kullanılması da amaçlandığından, bütçe üzerindeki denetim faaliyetinin de buna uygun şekilde yapılması öngörülmüş ve bu bağlamda yüksek denetimin kapsamı da belirtilen amaç doğrultusunda tekrardan tanımlanmıştır. Bu kapsamda birçok Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkesinde performans esaslı bütçe sistemine geçilmiş olup yüksek denetim kurumlarının görev ve sorumlulukları da bu doğrultuda değişmiş ve performans bütçelemedeki rolleri artmıştır. Bu çalışmada performans esaslı bütçe sistemini uygulayan OECD ülkelerinde hesap verebilirliğin ne şekilde gerçekleştiği yüksek denetim kurumları açısından ele alınacaktır. Çalışmada OECD ülkelerinden olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Güney Kore, Fransa ve Türkiye'nin performans esaslı bütçe sistemleri ve bütçenin dış denetimini gerçekleştiren yüksek denetim kurumları incelenmiştir. Bu kapsamda OECD'nin uluslararası performans bütçeleme veri tabanında yer alan veriler ile performans esaslı bütçe sisteminde yüksek denetim kurumlarının rolü üzerine OECD tarafından yapılan anket verilerinden de yararlanarak karşılaştırma yapılmış olup seçilmiş ülkelerin benzer ve farklı yanları ortaya konulmuştur.
Değişen kamu mali yönetimi ve ekonomik etkinlik: İç denetim
Küreselleşme ve teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler, dünyada yaşanan değişim ve dönüşümden ülkelerin etkilenmesini önemli düzeyde artırmıştır. Kamu alanında yaşanan gelişmeler bu değişim ve dönüşümün bir sonucudur. Bu çalışmada kamu yönetimi ve kamu mali yönetiminde meydana gelen değişim süreci ve sürecin denetim üzerindeki etkisi incelenmiştir. Daha sonra kamu mali yönetiminde zamanla önem kazanan ekonomik etkinlik kavramı ele alınarak bunun iç denetim içerisindeki yeri ve iç denetimin ekonomik etkinliğe katkısı irdelenmiştir. Bunun için hem yurtdışında hem de Türkiye'de yapılan çalışmalar incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda Türkiye'de ağırlıklı olarak sistem denetimi yapıldığı, performans ve BT denetimlerinin sayıca oldukça az olduğu, kamu kurumlarına tahsis edilen iç denetçi kadrolarına bakıldığında dolu kadroların toplam kadro içerisindeki oranının %43 olduğu, uluslararası sertifikaya sahip iç denetçi sayısının az olduğu, iç denetimin kurum içindeki bilinirliğinin istenilen düzeyde olmadığı ve üst yönetici tarafından yeterince sahiplenilmediği görülmüştür. Kamusal faaliyet, program, proje ve sürecin etkinliğini, ekonomikliğini ve verimliliğini belirlemek amacıyla performans denetimlerinin artırılması gerektiğine ilişkin öneri başta olmak üzere tespit edilen bulgularla ilgili öneriler geliştirilmiştir. Çalışmada; etkin bir iç denetimin, kamu kaynaklarının daha ekonomik ve etkin yönetilmesinde kamu sektörüne yardımcı olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Kripto paraların vergilendirilmesi
2009 yılında ödeme araçlarına alternatif olarak ortaya çıkan Bitcoin, 10 yıl içerisinde hızla büyüyerek yeni bir ekosistemi inşa etmiştir. Bu yeni yöntemle aracıların ortadan kalkması sayesinde çok büyük finansal hareketler oldukça ucuz ve kolay hale gelmiştir. Fakat sonrasında ortaya çıkan birtakım iktisadi ve sosyal tehditler para otoritelerinin ve devletlerin pek de hoşuna gitmediğinden bu ekosistem hızlı bir şekilde düzenlemelere maruz kalmıştır. Bu düzenlemelerde en çok zorluk yaratan kısım vergiler olmuştur. Çünkü kripto paraların hangi kategoriye gireceğini ve nasıl vergilendirileceğini belirlemek oldukça güçtür. Bu konuda birbirinden farklı dünya görüşleri ortaya çıkmış ve ülkeler birbirlerinden farklı uygulamaları benimsemeyi seçmişlerdir. Bu da beraberinde başka sorunlara zemin hazırlamıştır. Gene de pek çok ülke bir karara varmış olsa da kullanıcı sayısı itibariyle öne çıkan ülkelerden birisi olan Türkiye'de ise düzenlemeler için hala somut bir adım atılmamıştır. Son yıllarda kripto paralar konusunda çalışmalar artmaya başlasa bile kripto paraların vergilendirilmesi konusu üzerinde yeterince durulmamış, bu konuyu ele alan çalışmalar ise oldukça dar kapsamlı olmaktan öteye geçememiştir. Konuyla ilgili ilk detaylı ve kapsamlı bilgilerin yer aldığı bu tezin temel amacı bu konuda yapılacak çalışmalar için yol gösterici bir kaynak oluşturmaktır. Bu maksatla birinci bölümde kripto paraların gelişim süreci incelenecek ve konunun iktisadi yönleri de ele alınacaktır. İkinci bölümde, kripto paraların ne tür vergi sorunlarını ortaya çıkardığından bahsedilecek ve ülkelerin attığı adımlar incelenecektir. Tezin son bölümünde ise Türkiye için uygun vergileme yönteminin nasıl olabileceği tartışılacaktır. Sonuç kısmında da tüm bulgular birlikte değerlendirilecektir
Türkiye'de elektronik dönüşüm sürecinin vergi uygulamaları açısından değerlendirilmesi
Dünya var olduğundan beri gelişime açık bir yapıdadır. Gerçekleşen işlemler, yapılan işler daha kolay hale gelmesi için dinamik bir şekilde gelişme ihtiyacı duymaktadır. Devletlerin var olması ile birlikte kısa vadede kurumlaşma ve birçok bilgiyi kayıt altına tutma ihtiyacı doğmuştur. Böylece devlet iradesi doğmuş, kurumlaşma kültürü gelmiştir. İmparatorluklar, padişahlıklar ve devletler gibi yönetimlerin hepsinde farklı yapılarda mali kurumlar yer almaya başlamıştır. Yirminci yüzyıl sonlarına doğru mali kurumlar da işlemlerini daha kolay yapabilmek adına belirli yöntemler denemiş ve dijitalleşme ile bir ivme yakalamıştır. Çalışmada kamu mali yapısı ve dijitalleşme süreci ile ilgili çeşitli tanımlamalar yapılmıştır. E-dönüşüm ve dijitalleşmenin kronolojik gelişimi ele alınmıştır. Çalışma yürütülürken çeşitli yurtiçi ve yurtdışı kurum ve işletmelerin web sayfalarından, tez ile ilgili çeşitli makale, kitap, rapor, istatistik ve derlemelerden yararlanılmıştır. Dünyada yer alan çeşitli e-dönüşüm çalışmaları incelenerek Türkiye'deki e-dönüşüm süreci ile karşılaştırma yapılmıştır. Her ne kadar Türkiye'de e-dönüşüm süreci geç başlasa da, diğer ülkelerle benzer süreçler yaşanmıştır. E-dönüşüm süreci, Türkiye'de kamu mali yapısında vergi denetimi daha etkin hale getirip, vergi kayıp ve kaçaklarının azalmasına, denetim ve takibin daha verimli hale gelmesine neden olmuştur. Bunun yanında zaman kazancı, fiziki bina maliyetlerinin azalması, bürokrasi ve kağıt israfının azalması gibi faydalar ortaya çıkarmıştır. v Anahtar Kelimeler: E-dönüşüm, Dijitalleşme, Bilişim, Kamu Mali Yönetimi.
Yerelleşmenin kamu alımları performansı üzerindeki etkisi: AB ülkeleri ve Türkiye üzerinden bir inceleme
Bu çalışmada yerelleşmenin kamu alımları performansı üzerindeki etkisi araştırılmış ve kamu alımları örgütlenmesinin kamu alımları performansını etkileyen önemli bir faktör olduğu sonucuna ulaşılmıştır. AB ülkeleri üzerinden yapılan incelemede yarı-merkezi veya yerelleşmiş kamu alımları örgütlenmesine sahip olan ülkelerde farklı yönetim birimlerinin yetkilendirilmesinin ihale düzenlemeleri arasında uyumsuzluk yarattığı ve bu durumun kamu alımları performansını olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca yerelleşmiş birimlerin kamu alımları süreçlerini etkin yürütmeleri için yeterli idari kapasiteye sahip olmamaları sorun yaratmaktadır. AB ülkeleri kapsamında yapılan ampirik analiz sonuçları merkezi yönetim birimlerinin fiyat tasarrufu ve rekabet açısından yerel birimlere kıyasla daha yüksek performans sergilediğini göstermiştir. Kamu alımlarında yerelleşme oranının dahil edildiği analiz sonuçları yerelleşmenin yüksek olduğu ülkelerde yerel yönetimlerce gerçekleştirilen ihalelerde fiyat tasarrufunun ve rekabetin görece daha iyi olduğunu desteklemekte ise de merkezi yönetimdeki etkinlik seviyesine ulaşılamamıştır. Analiz sonuçlarına göre fiyat dışı unsur uygulamasında yerel yönetimler merkezi yönetime göre daha iyi performans göstermektedir. Yerel yönetimlerin ihale konusu işe özgü tercih ve öncelikleri göz önünde bulundurduğu şeklinde yorumlanabilecek olan bu bulgu, Oates'in yerel birimlerin etkin karar alıcılar olduğuna ilişkin savının kamu alımları alanında geçerli olabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak tüm sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde yerel yönetimler merkezi yönetime kıyasla kamu alımlarında daha düşük performans göstermektedir. Türkiye'de kamu alımları düzenlemeleri ve uygulamaları kamu yönetimindeki merkezileşme ve yerelleşme reformları ile paralel bir görünüm izlemektedir. Yerelleşme reformları ile yerel yönetimlerin kamu alımları uygulamaları artmıştır. Ancak özellikle 2011 yılından itibaren başlayan merkezileşme eğilimi nedeniyle kamu alımları süreçlerinde merkezi yönetimin ağırlığı artmış ve yerel yönetimlerin kamu alımları harcaması önemli derecede azalmıştır. Merkezi yönetim ile yerel yönetim arasındaki çatışmanın en belirgin yaşandığı alanlardan birisi de kamu alımlarıdır. Sonuç olarak güç ve yetkinin merkez ve yerel arasında net bir şekilde belirlenmemesi ve artan merkezileşme eğilimi kamu alımları uygulamalarının merkezin iradesi yönünde şekillenmesine neden olmaktadır.
Sürdürülebilir kalkınma amaçları çerçevesinde kamu kesimi tarafından sağlanan finansmanın etkililiği: Türkiye'deki eğitim harcamaları üzerine bir araştırma
Sürdürülebilirlik terimi, iklim değişikliği başta olmak üzere, çevresel ve sosyal sorunların çözümüne yönelik yaklaşımlar bütününü ifade etmektedir. Sürdürülebilir kalkınma da ekonomik gereksinimlerin çevreye zarar vermeden karşılanmasını amaçlayan bir kalkınma anlayışıdır. Sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için ekonomik, sosyal ve politik alanlarda önemli değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Birleşmiş Milletler tarafından 2015 yılında yayımlanan "Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları" ile sürdürülebilir bir gelecek için atılması gereken adımlar belirlenmiştir. 17 başlık altında sınıflandırılan "Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları"ndan biri de "Nitelikli Eğitim" başlığını taşımaktadır. Nitelikli Eğitim Amacı altında 2030 yılına kadar ulaşılması gereken 10 adet hedef belirlenmiştir. Nitelikli Eğitim hedeflerine ulaşılabilmesi için en önemli önkoşullardan biri eğitim için gerekli finansal kaynağın sağlanmasıdır. Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de, eğitimin finansmanı için temel kaynak kamu tarafından sağlanan fonlar, özellikle de Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesidir. Nitelikli eğitim hedeflerine ulaşmak için, kamu tarafından eğitime yeterli kaynak sağlanmasının yanı sıra, bu kaynakların etkin bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de kamu tarafından eğitim için ayrılan mali kaynakların Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Nitelikli Eğitim hedeflerine ulaşmadaki etkinliğinin analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, MEB, Türkiye İstatistik Kurumu ve Dünya Bankası tarafından yayımlanan 1989-2020 yılları arası eğitim, eğitim harcaması ve makroekonomik veriler üç aşamalı en küçük kareler yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarından, eğitim harcamaları ile kişi başı milli gelir, okullaşma oranları ve eğitimin niteliği arasında pozitif bir ilişki olduğu bulunmuştur. Türkiye'de kamu eğitim harcamalarının Nitelikli Eğitim hedeflerine ulaşmada etkin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, araştırmada milli gelirde ve eğitim harcamalarında güçlü bir azalma eğilimi olduğu bulunmuştur. Bu durum, önümüzdeki dönemlerde eğer eğitime yeterli kaynak sağlanmaz ise Türkiye'de eğitim harcamalarının etkinliğini ve etkililiğini kaybedebileceğinin bir işareti olarak değerlendirilmektedir.
Maliye perspektifinden su ekonomisi
Su canlı yaşamının sürdürülebilmesi ve çevrenin hayatta kalabilmesi için ikamesi olmayan kaynaklardandır. Bu sebeple temiz suya ulaşım her canlı için hayati önemdedir. Kirlenebilen bir doğal kaynak olan su ekonomik gelişime paralel olarak her geçen gün kirlenmekte, suyun bölgesel olarak farklı dağılması nedeniyle de herkesin eşit olarak erişmesi zorlaşmaktadır. Nüfus artışı ve nüfusun belli merkezlerde yoğunlaşması da su hizmetlerinin önemini artırmakta ve aynı zamanda bu hizmetlerin sunumunu da aynı ölçüde zorlaştırmaktadır. Türkiye gelişmekte olan bir ülke konumundadır ve ekonomik büyümesini gerçekleştirmek ve daha da hızlandırabilmek adına doğal kaynaklara ve insan gücüne ihtiyaç duymaktadır. Ekonomik faaliyetlerin büyüdüğü ve çeşitlendiği yerler olan büyük şehirler insanlar için ekonomik cazibe merkezleri olmakta ve bu şehirlerde nüfus artmaktadır. Su, üretim çeşitlerinin tamamında doğrudan ve dolaylı olarak kullanıldığından suya yönelik politikaların da geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Çalışmada Türkiye için Birleşmiş Milletler özelleşmiş kuruluşu Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) istatistik veri tabanı olan AQUASTAT tarafından yayınlanan 1992-2019 yıllarını kapsayan veriler kullanılmıştır. Çalışmada kişi başı toplam su tüketimi ile kişi başı GSYH ve şehir nüfusu arasındaki ilişki Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezi (ÇKE) kapsamında araştırılmıştır. Çalışmada ikinci derece ve üçüncü dereceden olmak üzere iki model kurulmuştur. Her iki modelde de Johansen Eşbütünleşme testi, CCR, FMOLS ve DOLS testlerinin uygulanması sonucunda ÇKE hipotezinin Türkiye'de geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Toda-Yamamoto nedensellik testine göre de şehir nüfusu ile ekonomik büyüme arasında karşılıklı nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir.
Vergi türlerinin gelir dağılımı üzerindeki etkisi
Maliye politikasının en önemli araçlarından olan vergilerin gelir, servet ve mal ve hizmetler üzerinden alınmasının çeşitli etkileri vardır. Makroekonomik hedefler için vergilendirmenin gelir dağılımı üzerinde belirleyici etkileri bulunmaktadır. Bu çalışma vergi türlerinin gelir dağılımına nasıl etki ettiğini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda 38 ülkeden oluşan seçilmiş ülke grubu ile 2003-2019 yıllarını kapsayan panel veri analizi yapılmış, ülkelerin gelir, servet ve harcamalar üzerinden alınan vergilerin gelir dağılımına etkisi ölçülmüştür. Sonuç olarak seçilen ülkelerde harcamalar üzerinden alınan vergilerin gelir dağılımını bozduğu, gelir ve servet üzerinden alınan vergilerin gelir dağılımını iyileştirdiğine ulaşılmıştır. Türkiye için 2014-2020 yıllarını kapsayan analiz İBBS 1. Düzey ve 2. Düzey olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. 1. Düzeyde anlamlı sonuçlar bulunamamıştır. 2. Düzeyde ise teoriyle uyumlu olarak seçili ülke grubuyla oluşturulan model ile benzer sonuçlar bulunmuştur. Harcamalar üzerinden alınan vergiler gelir dağılımını bozarken, gelir ve servet üzerinden alınan vergilerin gelir dağılımını düzelttiği görülmüştür.
Kamu spor hizmetlerinin sunumunda hizmet kalite algısını etkileyen faktörlerin analizi ve memnuniyet üzerindeki etkisi: Denizli ili incelemesi
Modern toplumlarda, spor hizmetlerine olan talebin gün geçtikçe artması sonucunda bireyler, bu hizmetlerin özel sektör piyasaları tarafından sağlanmasının yanı sıra devlet tarafından da sunulmasını talep etmektedir. Kamu hizmetleri bileşenlerinden olan kamu spor hizmetlerinin, kamusal mal özelliği taşıması ve yarattıkları olumlu dışsallıklar devletin bu piyasalarda var olma gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Kamu tarafından sağlanan spor yatırımlarının ve hizmetlerinin amaçlanan kamu spor politikası hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı önemlidir. Bu nedenle çalışmada kamu spor hizmetlerinin sunumunda hizmet kalitesi algısını etkileyen faktörler analiz edilmiş ve bu faktörlerin memnuniyet üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde kamu harcamaları, kamu spor harcamaları kavramı ve kapsamı, spor piyasalarında kamu sektörünü zorunlu kılan nedenler açısından spor piyasalarında piyasa başarısızlıkları ve spor piyasalarına devlet müdahaleleri ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde kamu hizmeti kavramı, hizmet türleri, hizmetlerin özellikleri, kamu hizmetlerinin sunumunda uygulanan ilkeler incelenmiştir. Kamu spor hizmeti kavramı, Türkiye'de kamu spor hizmetleri sağlayıcıları açısından ele alınmış, kamu hizmet kalitesi kavramı ve kamu spor hizmetlerinde hizmet kalitesi ve memnuniyete yönelik yaklaşımlar incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca kamu spor hizmetlerinde hizmet kalitesi algısı ve memnuniyetini ölçmek için kullanılan analiz yöntemleri ve kamu spor hizmetlerinde hizmet kalitesi ile memnuniyet ölçümleri üzerine yapılmış ampirik çalışmalara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, Denizli ilinde kamu spor hizmetlerinin sunumunda hizmet kalitesi algısını etkileyen faktörler analiz edilerek memnuniyete etkileri araştırılmıştır. Çalışmanın bu bölümünde, yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular değerlendirilerek çözüm önerileri sunulmuştur.
Türkiye ekonomisinde mali sürdürülebilirlik ve kamu borç yönetimi: 2006-2024 dönemi üzerine bir inceleme
Bu doktora tezinde, Türkiye'de mali sürdürülebilirlik 2006:Q1–2024:Q2 dönemi arasında çeyreklik veriler kullanılarak Fourier Autoregressive Distributed Lag (FARDL) yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, ele alınan dönemde Türkiye ekonomisinde makroekonomik değişkenlerdeki dalgalanmaların, faiz dışı fazla aracılığıyla kamu borcu sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu kapsamda, mali sürdürülebilirliğin teorik temellerini oluşturan ve literatürde öne çıkan Hamilton ve Flavin (1986) ile Bohn (1998) yaklaşımları dikkate alınmış; bu yaklaşımlar FARDL yöntemi çerçevesinde ampirik olarak test edilmiştir. Bunun yanında, faiz dışı fazla üzerinde etkili olabileceği düşünülen temel makroekonomik değişkenler kullanılarak iki ayrı FARDL modeli oluşturulmuş ve mali sürdürülebilirlik karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Türkiye ekonomisinin mali yapısının sürdürülebilir olduğunu ancak bu sürdürülebilirliğin zayıf bir düzeyde gerçekleştiğini göstermektedir. Bu sonuç, politika yapıcılar açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Mali sürdürülebilirlik, Kamu borç sürdürülebilirliği, Faiz Dışı Fazla, FARDL
The effectiveness of medium-term expenditureframework in public budgeting: The case of Ghana
Most countries for the past decades have adopted medium-term expenditure frameworks to replace the old incremental approach of budget process. For every country that wants to achieve growth and development goals, to improve its efficient use of limited public resources, obtain a long-term economic success, create the highest level of transparency and accountability in government funds, reform of ineffective system as well as processes are important. MTEF is a reform initiative aimed at targeting the budgetary processes which is entangled with various deficiencies. There is concern that despite the introduction of MTEF into the Ghana's budget process, it has still not resulted in much better budgeting outcomes of linking policy formulation, planning and budgeting, hence the rational for this study. This thesis investigates what lies beyond the introduction of an MTEF in Ghana; the effectiveness of MTEF in the public sector and how public resources are allocated in view of the medium-term perspectives. Questionnaires as well as interviews are used to solid data for this thesis. The thesis finds out among other things that Ghana's budget is based on medium term approach and has achieved a lot throughout the implementation. However, there are some deficiencies within the medium term perspective to budgeting with regards to the connection between policy formulation, planning and budgeting; resources ceiling; sector working groups; comprehensiveness; allocative efficiency etc. which undermines the credibility of MTEF. Recommendations and suggestions have accordingly been made to improve upon the MTEF in Ghana.
Eğitim nasıl finanse edilmeli: Yönetici, öğretmen ve veli görüşleri
Bu çalışma ile okul öncesi eğitim kurumlarının nasıl finanse edildiği, okul öncesi eğitim kurumlarında var olan finansman sorunları, finansman sorunlarına getirilen çözümler, çözüm önerileri, ailenin sosyo ekonomik düzeyi ile ilgili olarak öğrencilerin kaliteli eğitime ne derece ulaşabildiği ve pandemi sürecinin eğitim sürecine olan etkisi yönetici, öğretmen ve veli görüşlerine dayanılarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırma nitel araştırma deseninde yürütülmüş, fenomenolojik araştırma deseni ve doküman incelemesi kullanılmış ve 2019-2020 eğitim öğretim yılında Aydın ili Efeler İlçesi' nde görev yapan 5 okul yöneticisi, 5 okul öncesi öğretmeni ve okul öncesi eğitimde öğrencisi bulunan 5 veli ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcı grup, amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik ve kartopu örnekleme yöntemleri ile seçilmiştir. Katılımcı grup ile yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla pandemi nedeniyle çevrimiçi görüşmeler yapılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada okul öncesi eğitim kurumlarının kamudan yeteri kadar destek göremediği, başta temizlik, yardımcı personel ve kırtasiye kalemlerinde sıkıntılar yaşandığı, bu sorunların giderilmesi adına aidatların toplandığı fakat düzensiz ödemelerin olması sebebiyle aidatların giderleri karşılamakta yetersiz kaldığı, ailelerin sosyoekonomik durumunun eğitim sürecini etkilediği sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca pandemi döneminde öğrencilerin okula devam etmemesinden kaynaklı aidatların ödenmemesi, kermes çay gibi etkinliklerin düzenlenememesi okul finansmanını olumsuz etkilerken ailelerin ekonomisinin sarsılması öğrenciye yapılan harcamalara olumsuz yansımıştır. Pandemi döneminde öğrencilerde teknoloji ve ekran bağımlılığı gibi kötü alışkanlıklar oluşması araştırmanın bulguları arasındadır. Okullarda kalite standartlarının eşitlenmesi ve aidatların düzenli ödenmesinin sağlanması öneriler arasındadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Okul Öncesi Eğitim, Covid 19 Salgınının Eğitime Etkileri, Eğitimde Eşit(siz)lik, Eğitim Finansmanı Sorunları
Kamu ekonomisi perspektifinden politik ve iktisadi ideoloji: Kamu kurumlarına güven ve kamu maliyesi etiği
Ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı belirleyen faktörler sadece iktisadi değil aynı zamanda politik ve mali düzlemde de yer almaktadır. Bunlar arasında kamu kurumlarına duyulan güven, vergi etiği ve yardım etiği bulunmaktadır. Kamu kurumlarına duyulan güven ile politika yapıcıların hareket alanı genişlemekte ve uygulanan politikalar daha uzun vadeli ve etkin olmaktadırlar. Aynı zamanda sağlıklı bir ekonomik yapının temel yapıtaşlarından biri olan demokrasinin devamlılığını ve meşruiyetini sağlamaktadır. Vergi ve yardım etiği ise, yüksek olması halinde devletin gelirlerinde ve harcamalarında bedavacılık problemini azaltmakta ve devamlılık sağlamaktadır. Hem kamu kurumlarına duyulan güven hem de vergi ve yardım etiği, birçok politik, sosyal ve iktisadi bileşenden etkilenmektedirler. Bu bileşenlerden birisi bireylerin ideolojik yönelimleridir. Bu kapsamda Avrupa'da kamu kurumlarına duyulan güven, vergi etiği ve yardım etiği ideolojik yönelimlerin perspektifinden ele alınmış ve aradaki ilişkiler incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde kamu kurumlarına duyulan güvende sol ve sağ ideolojik kesimler arası farklılıklar araştırılmıştır ve ayrıca iktidarda yer alan siyasi partinin olası bir ilişkiyi nasıl etkilediği incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, genel olarak sağ kesim merkez kesime, merkez kesim ise sol kesime kıyasla kamu kurumlarına daha çok güvenmektedir. Bu bulgular sağ ve merkez görüşlü partilerin iktidarda olması halinde de devam etmektedir. Sol partilerin iktidarda olduğu durumda ise sol kesim merkez kesime, merkez kesim ise sağ kesime kıyasla kamu kurumlarına daha çok güvenmektedir. Tezin ikinci bölümünde sağ ve sol ideolojik kesimlerin vergi etikleri ve yardım etikleri irdelenmiştir. Elde edilen bulgular, sağ kesimin sol kesime kıyasla vergi etiğinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Öte yandan, sol kesimin sağ kesime kıyasla yardım etiği daha düşük bulunmuştur.