University personnel
118 theses under this subject heading
Üniversitelerde çalışan idari personelin performansını etkileyen faktörler: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi örneği
Yeni kamu yönetim anlayışı ile birlikte öncelikle özel sektörde uygulanan ve daha sonra kamu sektörüne transfer olan modellerden biri de performans yönetimidir. Kamu çalışanlarının beklenti ve taleplerinin karşılanmasında performans yönetiminin büyük bir önemi olduğu kabul edilmektedir. Bu tezde, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi idari personelinin performansını etkileyen faktörler üzerinde durulmuş ve performans ölçütleri Ki-Kare, Anova ve Korelasyon analizlerinin yorumlanması ile açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: üniversite, idari personel, performans
Yükseköğretim Kurumları Etik Kodları Modelinin üniversitelerdeki uygulamalarının paydaş grupları üzerindeki etkisi: Bir araştırma
Etik kavramı, son yıllarda yaşamın her alanında olduğu gibi akademik alanda da özellikle sıkça vurgulanmakta ve dile getirilmektedir. İçinde yer aldığımız dünyada, araştırma ve uygulama faaliyetlerinin başarılı bir şekilde yürütülebilmesi için etik kodlara (kurallara) ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca etik kodların bireysel, toplumsal ve kurumsal ilişkilerin geliştirilebilmesi bakımından önemi büyüktür. Çalışmada etik kodların (kuralların) devlet üniversitelerinin paydaş gurupları ile olan ilişkileri üzerindeki etkinliğinin Etik Etkisini Geliştirme Modeli çerçevesinde analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; etik, etik türleri, kamuda etik, etik kodun tanımı, amacı, içeriği, oluşturulması ve uygulamaya konulması ile yükseköğretim kurumları etik ilkeleri, yazın açısından irdelenmiştir. Son olarak, Etik Etkisini Geliştirme Modeli'nin boyutları bazında devlet üniversitelerinde etik kodların etkililiğini ölçmeye yönelik bir araştırma yapılmıştır. Yükseköğretim Kurumları içerisinde yer alan devlet üniversiteleri, araştırmanın kapsamını oluşturmuştur. Araştırmada 393 akademik ve idari personeli kapsayan anket çalışması ile toplanan veriler SPSS (20.0) programında analiz edilmiştir. Devlet üniversitelerinde uygulanan ankette kullanılan ölçek için öncelikle güvenilirlik analizi açısından Cronbach's Alpha değerleri hesaplanmıştır. Ölçek boyut ve alt maddeleri arasında Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Welch Testi ile üniversiteler arasında oluşan anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Farklılık kaynakları araştırması için Bonferroni, Scheffe, LSD, Tamhane's ve Dunnetts'c testleri uygulanarak karar verilmiştir. Araştırmanın bulguları istatiksel analize tabi tutularak sonuçlar irdelenmiştir. Etik Etkisini Geliştirme Modeli'ne göre; izin verilen devlet üniversitelerinin modelin boyutları bazında değerlendirilmesi yapılarak gerçekleştirilen test sonuçlarına göre geliştirilen hipotezlerden dokuzu doğrulanmış ve diğer üçü ise doğrulanamamıştır. Araştırma kapsamındaki 23 üniversitenin etik kodlarının, üniversitenin (3 boyutu dışında) diğer tüm ilişkilerini olumlu etkilediği söylenebilir. Araştırma çerçevesinde; etik kodların (kuralların) üniversitelerde gerçekleştirilen mevcut uygulamalardaki etkinliği sorgulanmış ve genel anlamda bu kuralların devlet üniversitelerinin paydaş gruplarla olan ilişkilerinde olumlu etkilerinin olduğu gözlenmiştir.
COVID-19 pandemisi'nin üniversite çalışanlarının beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeylerine etkisinin saptanması
Çalışmanın amacı COVID-19 pandemisinin üniversite çalışanlarının beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyleri üzerine etkisini incelemektir. Çalışmanın örneklemini Türkiye'deki üniversitelerde çalışmakta olan 22-65 yaşları arasındaki 54 erkek ve 157 kadın olmak üzere 211 gönüllü birey oluşmuştur. Araştırma verileri genel bilgiler, pandemi döneminde besin hazırlama durumu, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyleri olmak üzere 4 bölümünden oluşan anket ile online planlanmıştır. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu bilgileri bireylerin kendi beyanı ile alınmıştır. Pandemi kısıtlamalarında ve olağan dönemde bireylerin günlük tükettikleri besinlerin porsiyon miktarları bilgisi alınmış enerji ve besin ögesi alımları hesaplanmış ve gereksinmeyi karşılama durumu değerlendirilmiştir. Pandemi kısıtlamaları ve olağan dönem için fiziksel aktivite düzeyi hesaplanmıştır. Tüm bireylerde 3 ana öğün tüketimi pandemi kısıtlamalarında 2 ana öğüne düşmüş ve çoğunlukla öğle öğününü atlanmıştır (p<0,05). Bireylerin tükettikleri günlük ara öğün sayısı pandemi kısıtlamaları ile artmıştır (p<0,05). Beslenme alışkanlıkları COVID-19 pandemisinden etkilenen bireyler yüksek oranla (%69,7) vücut ağırlık arttışı bildirmiştir (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde tüm besin gruplarındaki besinlerin günlük tüketilen porsiyon miktarı ortalamalarının olağan dönem sırasındaki tüketimden yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde günlük enerji ve besin ögesi alımları, su, siyah çay, yeşil çay, Türk kahvesi ve filtre kahve tüketimi artmıştır (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde uyku ve uzanarak yapılan işlere ait harcanan süre anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Sonuç olarak COVID-19 pandemisi ile bireylerin beslenme alışkanlıkları değişmiş, besin tüketimi artmış ve fiziksel aktivite düzeyleri azaltmıştır. Sağlığın korunması ve beslenme ile ilintili hastalıkların azaltılabilmesi için bireyler her koşul için yeterli-dengeli beslenme ve fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması konusunda teşvik edilmeli ve bu konuda plan ve politikalar geliştirilmelidir.
Nepotizmin örgütsel çatışma ve işten ayrılma niyetine etkisi: Vakıf üniversitelerinde bir araştırma
Endüstri devrimi sonrası ortaya çıkan yeni çalışma biçimleri, insanlar ve toplumsal yapı üzerinde, sosyal ilişkiler noktasında bir dönüşüme neden olmuştur. İş bulabilme ve zor çalışma koşullarında "hayatta kalabilme" kaygısı, bireyleri etik olmayan davranışlara da yönlendirebilmekte, bu bağlamda, mevcut şartların değişmesi ile birlikte sağlıklı bir toplumun özelliklerinden sayılan güven ve eşitlik gibi değerlerin ihlal edildiği gözlemlenebilmektedir. Özellikle, kurumsallaşamama, ekonomik sorunlar ve yetki ve liyakat dengesinde bozulma üzerinde durulması gereken ve çözüm bekleyen konular arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, çalışmanın amacı, her insanın hayatını sürdürülebilmesi noktasında, çalışma hakkı ve eşitlik kavramlarını, vakıf üniversitelerinde nepotizm eğiliminin ne ölçüde etkili olduğu, örgütsel çatışmaya neden olup olmadığı ve bunun sonucunda işten ayrılma niyetinin oluşup oluşmadığı çerçevesinde tartışmaktır. Çalışmada, nepotizmin çatışmaya neden olduğu hipotezi üzerinden, avantajları ve dezavantajlarına karşı alınacak önlemler ile çatışmaya neden olan faktörler ve çözüm yöntemleri incelenecektir.
Psikolojik güçlendirme ile insan kaynakları performansı arasındaki ilişkide psikolojik sahipliğin aracı etkisinin üniversiteler bağlamında araştırılması
Bir insan kaynağının psikolojik güçlendirmesi, örgüt hiyerarşisindeki konumu, müdahil olabildiği yetki alanı, o alandaki yetkinliği ve özerkliğine bağlı olarak tecrübe edindiği tatmin duygusu ile değişkenlik göstermektedir. Tatmin duygusunun yoğunluğu, insan kaynağının örgüt yapısı içerisinde sorumluluk alma, inisiyatif alma, örgütün amaç ve hedeflerine kendini adama ya da diğer bir deyişle psikolojik sahiplenme ile doğru orantılıdır. Bu çalışmada yüksek öğretim kurumlarında görev alan akademik ve idari insan kaynaklarının psikolojik güçlendirme durumları ve bu durumun psikolojik sahiplenme boyutu üzerine etkisinin olup olmadığı insan kaynakları performans çıktıları dikkate alınarak incelenmektedir. İyi uygulanan psikolojik güçlendirme politikaları ile üniversite insan kaynaklarının psikolojik sahiplenme duyguları arttırılabilecektir. Yapılan araştırmalar neticesinde psikolojik güçlendirmenin insan kaynakları performansı arasındaki ilişkide psikolojik sahipliğin aracı etkisi olduğu sonucu elde edilmiştir.
İşte kendini yetiştirme deneyimi üzerine betimsel fenomenolojik bir çalışma
Nitel metodolojik yaklaşımla ve betimleyici fenomenolojik tasarımla yapılan bu tez çalışması, üniversite idari personelinin işte kendini yetiştirme deneyimlerinin yapısını ve özünü açıklamak amacı ile yapılmıştır. Husserl (1931)'in felsefesine dayanan ve Colaizzi (1978)'nin analiz tekniği ile analizi yapılan üniversite idari personelinin işte kendini yetiştirme deneyimi; 1) işte kendini yetiştirmeyi kolaylaştıran unsurlar; 2) işte kendini yetiştirmenin tanımlamaları ve 3) işte kendini yetiştirmenin göstergeleri olmak üzere üç yapısal temadan oluşan bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. Elde edilen bulgular ışığında; üniversite idari personelinin işte kendini yetiştirme deneyimi, çalışma arkadaşlarından öğrenme başta olmak üzere, kişisel çabalar ve bizzat uygulama yoluyla doğrudan, geçmiş tecrübelerden dolaylı olarak edinilen, hem örgütsel hem de örgüt dışı yaşamda etkileri görülen, güven verici ve mutluluk hissiyle ifade edilen çok yönlü, anlık bir deneyim değil, süreklilik gösteren bir süreç olarak tanımlanmıştır.
COVID-19 salgını döneminde üniversite çalışanlarının yaşam kalitesi ve algılanan stres düzeyi ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişki
Yeni bir koronavirüs hastalığının (COVID-19) 30 Ocak 2020'de dünya çapında yayılması nedeniyle, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) COVID-19'u küresel bir salgın olarak ilan etmiştir. Bu salgının bireylerin günlük yaşantısındaki tüm düzeni ve alışkanlıklarını tamamen değiştirebileceği görülmüştür. Bu araştırma COVID-19 sürecinde üniversitede çalışan bireylerin beslenme alışkanlıklarının, yaşam kaliteleri ve algıladıkları stresle ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, Ocak 2021-Mart 2021 tarihleri arasında, gönüllülük esasına dayanarak online anket yöntemiyle Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi akademik ve idari kadrosundan 172 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara demografik özellikleri, pandemi sürecindeki bazı alışkanlıkları ve beslenme alışkanlıklarının sorgulandığı genel bilgiler formu, Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) uygulanmıştır. Katılımcıların %50,6'sını kadınlar oluşturmaktadır. Katılımcıların cinsiyetleri ve MEDAS puanları arasında istatiksel olarak bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Katılımcıların cinsiyetleri ve SF-36, ASÖ puanları arasında istatiksel olarak bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Katılımcıların BKİ'leri ve SF-36 puanı arasında fiziksel fonksiyon alt boyutunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) belirlenmiştir. Katılımcıların pandemi süreci fiziksel aktivite değişim durumları ve SF-36 puanları arasında fiziksel rol güçlüğü alt boyutunda anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Katılımcıların pandemi süreci vücut ağırlığının artma durumları ile SF-36 puanları arasında fiziksel rol güçlüğü ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Katılımcıların pandemi süreci vücut ağırlığının artma durumları ile ASÖ puanları arasında yetersiz özyeterlik algısı, stres/rahatsızlık algısı alt boyutlarında ve ASÖ toplam puanında istatiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) görülmüştür. Katılımcıların pandemi süreci beslenme alışkanlığı değişim durumları ve SF-36 puanlarına göre fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, enerji/canlılık/vitalite, ruhsal sağlık, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). COVID-19'un getirdiği pandemi süreci bireylerin yaşam kalitesini birçok açıdan etkilemektedir. Bu süreçten daha az etkilenmek adına diyetisyen gibi sağlık profesyonellerinden yardım alınmalıdır.
The impact of time management on employee productivity: A study at private universities in Erbil city-Iraq
Time is one of the most valued resources available to academic institutions, a steady and dynamic resource, and plays a crucial role in successfully conducting academic and administrative processes besides achieving the desired institution's goals. Thus, this study aimed to identify the concept of time management and the reality of its application in private universities in Erbil city. This study also purposed to examine the impact of time management on employee productivity of the private universities in Erbil City-Iraq. The methodology implemented by the study is to classify the study problem, through investigating several questions, focused on the nature of the relationship, effect, and the variance between independent and a dependent variable. Besides a conceptual model considered, and formed several hypotheses, to ensure that the hypotheses are accepted or rejected, they are subjected to several statistical tests: Cronbach alpha, factor analysis, descriptive statistics, correlation test, and multiple linear regression analyses. The study method was used to define the study variables and their dimensions in private universities in Erbil city, represented in three universities. Meanwhile, the study's samples are academic members as (122) contributed to the survey by responses to the survey questions, and were obtained for examines and statistical analysis methods through SPSS version 25. The results showed that all dimensions of the independent variable would improve the academic members' employee productivity in private universities in Erbil city. Nevertheless, time organizing, time planning, and time directing, respectively, the significant dimensions motivating the impact on the academic staff's employee productivity in surveyed private universities, then, time control, which has the lowest impact than the other three dimensions of time management. The study found that time management has a positive relationship with the private universities' employee productivity and their faculties in Erbil city. The study also found that three dimensions, namely time directing, time planning, and time controlling, have significant and positive relationships with employee productivity. However, time organizing has a lower relationship with employee productivity, compared to the other two dimensions. Moreover, the regression results demonstrate that statistically, time management impacts employee productivity; thus, the study model has been significant in terms of how time management and its dimensions impact improving employee productivity. We also examined the impact of time management dimensions on employee productivity. As a result, the study found that three dimensions, namely time directing, time planning, and time controlling, significantly impact employee productivity while time organizing has a weak impact on employee productivity. The ANOVA and independence t-test found no variance in time management according to the gender characteristic. However, there was variance in time management based on ages; hence, those with old ages could better manage their time than younger ones. However, the study found no variances towards time management according to academic members' academic degrees in private universities in Erbil. While there was no variance towards time management according to the scientific title, lastly, for overall job experience in higher educational institutions, there was variance towards time management; those who have experienced could manage their time better than once with less experience. The ANOVA and independence t-test results showed no variances for all demographic variables in employee productivity. Keywords: Time, Time Management, Employee Productivity, and Universities
Tüketicilerde marka aşkının marka memnuniyeti ve marka sadakatine etkisi: Uşak Üniversitesi çalışanları örneği
Tüketici ile marka arasında duygusal anlamda oluşan bağ marka aşkı olarak değerlendirilmektedir. Tüketicilerin markaya aşkla bağlanması marka ile ilişkilerini uzun süreli olarak devam ettirmesini sağlamaktadır. İşletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri için oluşan bu bağ önem taşımaktadır. Tüketici ile marka arasında oluşan marka aşkının güçlü olması, tüketicilerin kendi markalarının rakip işletme markalarından güvenli olması ve işletmelerin kendilerini değiştirerek yeniliklere açık olmasına bağlıdır. İşletmeler güçlü bağı sağladıklarında tüketici memnuniyeti, yeniden satın alma niyeti ve başkalarına tavsiye etme davranışı sağlanmaktadır. Bu çalışmada marka aşkı, marka memnuniyeti ve marka sadakatinin etkilerinin tespit edilmesi için Uşak Üniversitesi (akademik personel ve idari personel) çalışanları arasından kolayda örnekle yöntemi ile belirlenen bir kitle üzerinde saha çalışması yürütülmüştür. Anket sonuçlarının analizi SPSS 23 ve AMOS 18 programları ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, marka aşkının, marka memnuniyeti; marka memnuniyetinin ise marka sadakatinin boyutları olan tekrar satın alma niyeti ve başkalarına tavsiye niyeti üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir.
Uşak üniversitesi personelinin finansal okuryazarlığı üzerine bir araştırma
Son yıllarda, bir ülke ekonomisinin istikrarı için finansal okuryazarlık çok önemli bir kavram haline gelmiştir. Bu kavram sadece finansal piyasalardaki insanları değil tüm bireyleri ilgilendirmektedir. Özellikle üniversitelerdeki eğitimcilerin ve çalışanların finansal bilgi düzeyi oldukça önemlidir ve bu bilgi seviyenin yüksek olması üniversite öğrencilerinin finansal eğitiminde de etkili olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Uşak Üniversitesi akademik ve idari personelinin finansal okuryazarlık düzeyini ölçmektir. Bunun için hazırlanan bir anket Uşak Üniversitesi personeline uygulanmış ve elde edilen veriler istatistikî programlar aracılığıyla analize tabi tutulmuştur. Çalışmanın sonuçları, Uşak Üniversitesi personelinin büyük çoğunluğunun temel düzeyde finansal bilgiye sahip olduklarını ancak aldıkları kararlar açısından finansal konularda başarılı olmadıklarını göstermektedir. Bunun yanında, personelin sahip oldukları finansal bilgilerin demografik özelliklerden etkilendiği tespit edilmiştir. Buna göre personelin cinsiyeti, kişisel geliri, eğitim düzeyi, daha önce finans eğitimi almış olması, kredi kartı kullanması ve BES'e katılımı ile finansal okuryazarlık başarı düzeyi arasında anlamlı bir farklılığın olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Okuryazarlık, Üniversite Personeli, Finansal Bilgi, Tutum ve Davranış
Örgütsel iletişim doyumunun örgütsel bağlılığa etkisi üzerine bir alan araştırması
Örgütsel bağlılık, küreselleşmenin zorlayıcı etkisi ile örgütler için giderek daha fazla önemsedikleri bir kavram olmaya başlamıştır. Çalışanlar açısından da örgütte kalmak ya da ayrılmak gibi sonuçlar doğurabilen bu kavramın birçok belirleyicisi bulunmaktadır. Bu çalışmada, işgörenlerin örgütleri ve diğer çalışanlarla gerçekleştirdikleri iletişimden elde ettikleri memnuniyeti ifade eden örgütsel iletişim doyumunun etkisi incelenmiştir. Çalışma alanı olarak ise topluma faydalı birey kazandırma ve meslek edindirme görevini üstlenen yükseköğretim kurumlarından Uşak Üniversitesi seçilmiştir. Çalışmanın örneklemi uygun yöntemle seçilen, bilginin üretildiği ve işlenerek aktarıldığı bu alanda kilit pozisyonda bulunan akademisyenler ve eğitim hizmetinin üretilmesinde ve sunulmasında tamamlayıcı görev üstlenen idari personelden oluşan toplam (344) çalışan olarak belirlenmiştir. İletişim doyum ölçeği ve örgütsel bağlılık ölçeğinin yanı sıra, katılımcıların demografik ve ekonomik özellikleri, çalışma koşulları ve kurumun örgütsel iletişim mekanizmalarından bazılarına ait verileri kapsayan araştırma soru formu ile toplanarak, SPSS istatistik programı ile analiz edilmiştir. Yapılan çalışmanın sonucunda, çalışanların örgütsel iletişimden orta düzeyde memnuniyet elde ettikleri ve yine kurumlarına karşı orta düzeyde örgütsel bağlılık geliştirdikleri belirlenmiş olup, katılımcıların birtakım demografik özellikleri ile iletişim doyumu ölçeği (alt boyutları ile) ile örgütsel bağlılık ölçeği (alt boyutları ile) arasında istatiksel olarak değişik derecelerde ve anlamlı ilişkiler ve farklılıklar bulunduğu saptanmıştır. Kurumsal iletişim araçlarından olan toplantılara katılma sıklıklarının, toplantılarda alınan kararların katılımcılar tarafından etkin ve verimli olarak değerlendirilmesinin ve yine toplantılarda görüş ve fikirlerinin önemsenmesinin de, gerek örgütsel bağlılık düzeyleri (ve alt boyutları), gerekse iletişim doyum düzeyleri (ve alt boyutları) ile değişik kuvvetlerde anlamlı bir ilişki içerisinde olduğu anlaşılmıştır. Yine Uşak Üniversitesi tarafından, çalışanlarına gönderilen kurumsal SMS'lerin sıklığı ile katılımcıların bağlılık düzeyleri (ve alt boyutları) ve iletişim doyum düzeyleri (ve alt boyutları) arasında istatiksel olarak pozitif yönde, değişik kuvvetlerde ve anlamlı bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Bunların yanında, iletişim doyumu ölçeği genel ortalamasının, örgütsel bağlılık ölçeği genel ortalamasının pozitif ve anlamlı belirleyicisi olduğu, yine iletişim doyumu alt boyutlarından "Medya Kalitesi" ve "İletişim İklimi" doyum düzeylerinin, örgütsel bağlılık ölçeği genel ortalamasının pozitif ve anlamlı belirleyicileri olduğu ortaya konulmuştur. Katılımcıların iletişim doyum düzeyleri (alt boyutlarla birlikte) ile örgütsel bağlılık düzeyleri arasında (bazı alt boyutlarla birlikte) istatiksel olarak pozitif yönlü, değişik kuvvetlerde ve anlamlı bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel iletişim, iletişim doyumu, örgütsel bağlılık, üniversite çalışanları, istatistik
Üniversite personelinin yeni medya okuryazarlık düzeyleri ile sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasındaki ilişki
Üniversite personelinin yeni medya okuryazarlık düzeyleri ile sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin tespit edilmesi araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Diğer bir amaç ise personelin bazı demografik özellikleri ile yeni medya okuryazarlık ve sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasındaki farklılıkların değerlendirilmesidir. Bu amaçlar doğrultusunda araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama ve nedensel karşılaştırma yöntemleri tasarlanarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini İstanbul Gelişim Üniversitesi bünyesinde görev yapan akademik ve idari personel, örneklemini ise (n=237) gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. İstatistiksel analiz olarak Mann Whitney U, Kruskal Wallis H ve korelasyon analizleri uygulanmıştır. Araştırma sonuçları katılımcıların yeni medya okuryazarlık düzeyine ve sosyal medya bağımlılık düzeyine yönelik algının iyi seviyede olduğunu göstermiştir. Katılımcıların demografik özellikleri ile yeni medya okuryazarlık ve sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde cinsiyet faktörüne göre fonksiyonel tüketim boyutunda istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olduğu, eleştirel tüketim, fonksiyonel üretim, eleştirel üretim boyutunda ve sosyal medya bağımlılık toplam skorunda ise bu faktöre göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılığın olmadığı belirlenmiştir. Yaş değişkenine göre incelendiğinde fonksiyonel üretim boyutunda ve sosyal medya bağımlılık genel skorunda istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olduğu saptanmış, incelenen diğer boyutlarda ise farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Sonuçlar personelin görevlerine göre yeni medya okuryazarlık ve sosyal medya bağımlılığı düzeylerinde anlamlı farklılığın olmadığını gösterirken, eğitim düzeylerine göre fonksiyonel tüketim, eleştirel tüketim, eleştirel üretim boyutlarında, yeni medya okuryazarlık genel skorunda ve sosyal medya bağımlılık genel skorunda istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olduğunu göstermiştir. Sosyal medya kullanım süresi ve kullanım amacına göre yeni medya okuryazarlık ve sosyal medya bağımlılığı düzeylerinde anlamlı farklılığın bulunmadığı saptanmıştır. En sık kullanılan sosyal medya türüne göre fonksiyonel tüketim, eleştirel tüketim, eleştirel üretim alt boyutlarında ve yeni medya okuryazarlık toplam skorunda anlamlı farklılık olduğu, fonksiyonel üretim boyutu ve sosyal medya bağımlılık toplam skorunda ise farklılık bulunmadığı belirlenmiştir. Yeni medya okuryazarlık düzeyi ile sosyal medya bağımlılık düzeyi arasında ise orta ve iyi düzeyde pozitif yönde ilişkiler olduğu tespit edilmiştir.
Hacettepe Üniversitesi'nde çalışan idari personelin toplumsal cinsiyet konusunda algı ve görüşlerinin çalışma yaşamında karşılaştığı sorunlarla ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi'nde çalışan idari personelin toplumsal cinsiyet konusunda algı ve görüşlerinin çalışma yaşamında karşılaştığı sorunlarla ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Hacettepe Üniversitesi Beytepe ve Sıhhiye Yerleşkesi'nde çalışan 3025 kadın ve 2582 erkek idari personel oluşturmaktadır. Birimlere göre ağırlandırarak minimum örneklem büyüklüğü hesaplanmıştır. Böylece araştırmaya; 169 kadın ve 140 erkek, toplamda 309 kişi katılmıştır. Araştırmada veriler, sosyo demografik özellikleri, çalışma yaşamında karşılaştığı sorunlarla ilişkili sorulardan oluşan anket formu ve "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği" (TCRTÖ) ile toplanmıştır. Araştırmanın bulguları "Ki Kare, Kruskal-Wallis testi ve Mann-Whitney U testi" ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmada kadınlar erkeklere göre daha fazla çalıştığı birimden uzak kalmak zorun kalmıştır. Bunun nedeni ise genellikle hamilelik ve çocuk bakımı olduğu bulunmuştur. Kadın katılımcıların erkeklere göre daha fazla ayrımcılık/yıldırma yaşadıkları tespit edilmiştir. Ayrıca iş ve kişisel yaşam sorumlulukları arasında kadın katılımcıların erkeklere kıyasla daha fazla bölünme yaşadıkları tespit edilmiştir. Kadın katılımcıların eşlerinin evdeki sorumluluklarla ilgili harcadıkları zamanın ise erkek katılımcıların eşlerine oranla daha az olduğu bulunmuştur. Kadın katılımcıların TCRTÖ'den aldıkları puan ortalaması 161,6 iken, erkek katılımcıların 138,1 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak; Kadınların erkeklere göre daha eşitlikçi tutuma sahip oldukları bulunmuştur. Ayrıca ayrımcılık/yıldırma yaşama, iş ve kişisel yaşam sorumlulukları arasında bölünme yaşama, evli olan katılımcıların eşlerinin ev işleri sorumluluğu alma, evli olan katılımcıların eşlerinin çocuk bakımı zaman harcamaları kadınların aleyhine istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05).
Üniversitede çalışan akademik personelin rekreasyonel egzersize ilişkin sağlık inancı
Bu çalışma; üniversitede çalışan akademisyenlerin tercih ettikleri rekreasyonel aktivite türleri, katılım düzeyleri ve rekreasyonel egzersize ilişkin sağlık inançlarını incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya kolayda örnekleme yöntemiyle totalde Necmettin Erbakan Üniversitesinde çalışan 349 gönüllü akademisyen katılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Sportif Rekreasyonel Aktivitelere İlişkin Sağlık İnancı (SRAİSİ) ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre; sağlık inancı alt boyutlarının (algılanan ciddiyet, algılanan engeller, psikososyal yarar, fiziksel yarar ve öz etkililik) aktivite türü, aktiviteye katılım şekli, haftalık spor yapılan gün sayısı, aktivite esnasında algılanan zorluk ve aktivitelere katılım nedeni değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaştığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, rekreasyonel aktivitelerin akademisyenlerin koruyucu sağlık davranışlarını, algıları, öz etkililik düzeyleri, fiziksel ve sosyolojik ve sağlık motivasyonlarını arttırdığı, gerek fiziksel, sosyal ve gerekse psikolojik yönden olumlu fayda sağladığı düşüncesine sahip oldukları, sosyalleşmek ve farklı deneyimler kazanmak için grup olarak aktivitelere katılmayı daha çok benimsedikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Rekreasyon, Rekreasyonel Fiziksel Aktivite, Egzersiz, Sağlık İnancı
Karadeniz Teknik Üniversitesi idari kadroda çalışan personelin iş memnuniyeti üzerine uygulamalı bir araştırma
İş memnuniyeti işgörenin yaptığı iş ile ilgili haz alma durumudur. Bu çalışma işgörenlerin yaptıkları işten memnun olup olmadıklarını araştırmak amacıyla yapılmış olup, araştırma evrenini Karadeniz Teknik Üniversitesi idari kadroda görev yapan personeller oluşturmuştur. İlk olarak araştırma için KTÜ Rektörlüğünden izin alınmış ve merkez kampüste görev yapan personellerden 250 kişiye anket uygulanmıştır. İki bölümden oluşan ankette birinci bölümde demografik ve bilgi sorularından oluşan 10 tane soru bulunmaktadır. İkinci bölümde ise 20 soru mevcuttur. Elde edilen veriler SPSS 22 sürümlü istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada iş memnuniyeti ile demografik değişkenler arasında anlamlı bir fark olup olmadığı incelenmiş ve KTÜ idari personelinin iş memnuniyetinin demografik özelliklere göre farklılık göstermediği görülmüştür. KTÜ idari personelinin çalışılan birimden %84, kurumun sunduğu sosyal olanaklardan %55 ve kurum yöneticileri açısından ise %54 oranında memnuniyet duydukları görülmüştür. Araştırma sonucunda ağırlıklı olarak idari personelin işlerinden memnun olduğu yalnız kurumun sunmuş olduğu sosyal imkânlar açısından ve kurum yöneticileri açısından memnuniyet düzeylerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu nedenle yönetimin personel ile ilgilenmesi, kendilerine yönelik kararlarda fikirlerinin alınması kendilerine değer verildiğinin göstergesi olacak ve memnuniyet düzeyi daha da artacaktır. Ayrıca kurumun personeline sunduğu sosyal imkânlar arttırılarak herkese eşit ölçüde faydalanma imkânı verilmesi çalışanların daha mutlu olmalarını sağlayacaktır. Memnuniyet düzeyi yüksek çalışanlar, örgüt verimliğini artırarak topluma daha kaliteli hizmet sunacaklardır. Anahtar Kelimeler: İş, İş Memnuniyeti, Personel, Memnuniyet Teorileri
Üniversitelerde halkla ilişkiler faaliyetlerinin örgütsel bağlılığa etkisinin değerlendirilmesi
Örgütsel çalışmalar strateji ve politikaların çalışanlar tarafından benimsenmesi, aidiyet, kuruma duyulan güven ve yöneticilerle iletişim kurmalarının verimliliği ve iş doyumunu arttırdığına sıklıkla vurgu yapmaktadır. Çalışanların örgüt kültürü ve örgüt ikliminden beslenmesi kurumlar için etkili iyi niyet elçileri olmasını sağlamaktadır. Çalışanların kurumsal imaja olan katkısı göz önünde bulundurulduğunda örgütsel bağlılığın kilit rol oynadığı gözlenmektedir. Örgütsel bağlılığı yüksek olan çalışanlar kurumun tüm paydaşlarıyla iyi ilişkiler geliştirmesine, topluma sunacağı katkının en üst düzeye çıkarılmasına ve dolaylı olarak rekabet avantajı kazanmasına olanak sağlayacaktır. Kuruluşların çalışanları ile kurduğu ilişkinin geliştirilmesi ve düzenlenmesinde kurum içi halkla ilişkiler çalışmalarının önemi vardır. Bu çalışmada yüksek öğretim kurumlarında kurum içi halkla ilişkiler etkinlikleri ve örgütsel bağlılık ilişkisi akademik personel nezdinde irdelenmiştir. Bu amaçla bir devlet ve bir vakıf üniversitesi akademik personelinin görüşlerine başvurulmuş ve 470 anket formundan elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. SPSS 25 paket programında çeşitli analizler gerçekleştirilmiş olup kurum içi halkla ilişkiler etkinliklerinin nasıl değerlendirildiği ile örgütsel bağlılık düzeyleri ilişkisi ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Halkla İlişkiler, Kurum içi Halkla İlişkiler, Halkla İlişkiler Faaliyetleri, Örgütsel Bağlılık
Etkileşimsel adalet ile örgütsel vatandaşlık davranışları arasındaki ilişkide iletişim memnuniyetinin rolü: Kamu üniversitesi örneği
Bu çalışmanın amacı, çalışanların etkileşimsel adalet algıları ve iletişim memnuniyeti düzeylerinin örgütsel vatandaşlık davranışları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bununla birlikte, iletişim memnuniyetinin etkileşimsel adalet ile örgütsel vatandaşlık davranışları arasındaki ilişkide aracı rolü olup olmadığını incelemektir. Bu amaçla, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi'nin akademik ve idari personelinden anket yolu ile veri toplanmıştır. 390 adet geçerli anketten elde edilen verilerle analizler yapılmıştır. Verilerin analizinde frekans analizi, normallik testi, keşfedici ve doğrulayıcı faktör analizleri, güvenilirlik analizi, bağımsız örneklem t-testi, Pearson korelasyon analizi, yapısal eşitlik modeli (YEM) ile yol analizi ve Sobel testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, etkileşimsel adaletin, iletişim memnuniyetini ve örgütsel vatandaşlık davranışını etkilediği tespit edilmiştir. İletişim memnuniyetinin de örgütsel vatandaşlık davranışını etkilediği bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca etkileşimsel adaletin örgütsel vatandaşlık davranışı üzerindeki etkisinde iletişim memnuniyetinin aracı rolü olduğu ortaya konulmuştur.
Çalışanların örgütsel demokrasi algılarının bağlamsal performansla ilişkisinde işe bağlılığın aracılık rolü
Bu araştırmanın temel amacı, çalışanların örgütsel demokrasi algılarının bağlamsal performansla ilişkisinde işe bağlılığın aracılık rolünün incelenmesidir. Örneklem seçiminde tesadüfi olmayan kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veriler bir devlet üniversitesinin 273 çalışanından anket yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmada doğrulayıcı faktör analizi, güvenilirlik analizi, bağımsız örneklem t-testi, Pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi ve Sobel analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, çalışanların örgütsel demokrasi algıları, işe bağlılık ve bağlamsal performansı arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Algılanan örgütsel demokrasinin, işe bağlılık ve bağlamsal performans üzerinde istatistiki olarak anlamlı ve pozitif bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. İşe bağlılığın da bağlamsal performans üzerinde istatistiki olarak anlamlı ve pozitif bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca çalışma sonucunda çalışanların örgütsel demokrasi algısının bağlamsal performans ile ilişkisinde işe bağlılığın kısmi aracı bir rolünün olduğu da tespit edilmiştir.
Personel servislerinin toplu taşıma ile entegrasyonu: Boğaziçi Üniversitesi vaka çalışması
To provide comfortable and reliable means of transportation, most of the employers offer personnel services to their employees. Although it is a commonly used concept, for both employers and employees, there are downsides. From employers' point of view, financial load of the concept is high for both private sector and state institutions. Extra budget spent on such systems leads to missed opportunities for other investments or researches. On the other hand, some employees have complaints about conditions of the concept. Purpose of this study is to provide a systematic approach for the optimization of personnel services and furthermore, integrating the concept with means of public transportation. In accordance with this purpose, two methods are represented in this study. The first method mostly focuses on optimization of service routes, latter, by building top of it, aims to integrate personnel services with public transportation. The study is conducted with data of current personnel system of Bogazici University, which is one of the most prestigious universities in Turkey. A Geographic Information Systems (GIS) software was used to enable the purpose of the study. Study has shown that, compared to conventional approach to the concept, offered methods have better results. Besides providing improvements to a single case, in the long term, by spreading the methods of the study, it is believed that improved traffic conditions may be provided.
Üniversitelerde akademik ve idari personel arasındaki statü kaynaklı çatışmanın incelenmesine yönelik bir araştırma
Ülkemizde son yıllarda artan üniversite sayısına bağlı olarak akademik ve idari personel sayısında artış yaşanmaktadır. Çeşitli kültür ve çevrelerde yetişmiş insanların bir araya gelmesi doğal olarak farklılığı da beraberinde getirmiştir. Bu farklı görüşler, tutumlar, kültürler ve kişilikler personel ilişkilerinde çeşitli sorunlar yaşanmasına sebep olmaktadır. Bu çalışmada bu sorunlar ele alınmış çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır.Çalışmanın literatür kısmı iki bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde; Türkiye'de eğitim sisteminin yapısı, yaygın ve örgün eğitimin tanımları, üniversite kavramı, tanımı, tarihçesi gibi konular ele alınmıştır. Bu bağlamda Türk eğitim sistemi içerisindeki yükseköğrenimin Türkiye'deki ve Dünya'daki durumu ilgili kaynaklar taranarak incelenmiştir. İkinci bölümde; örgütsel çatışma, örgütsel çatışmanın kaynakları, çatışma süreci, türleri, çatışma yönetiminde başvurulan stratejiler gibi konular ele alınarak çatışma kavramının performansa olan etkileri irdelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümü ise Doğu Anadolu Bölgesi'nde 1980 yılından önce kurulan Atatürk, Fırat, İnönü üniversitelerinde ve yine aynı bölgede 2005 yılından sonra kurulan üniversitelerinde uygulanmıştır. Uygulamanın amacı; ana kütlede yer alan üniversitelerde farklı statüde (akademik ve idari) çalışanlar arasındaki iş ilişkilerinde yaşanan çatışmalar ve bu çatışmaların performanslarına etkilerini incelemektir.Bulgular ışığında, akademik ve idari kadro faktörünün çatışmayı algılamada anlamlı bir farklılık gösterdiği, personel arasındaki statü farklılığının çatışmaya neden olduğu, yaşanan çatışmaların performansı olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.
Katılım sigortacılık sisteminin bireylerin sigorta eğilimlerine etkisi
Katılım sigortacılık sistemine dahil olan bireyler, topladıkları paralar ile bir havuz oluştururlar, biriken paralar yardımlaşma sandığı ya da risk fonunda toplanır. Riskin meydana gelmesi halinde bireylerin zararları bu havuzda biriken paralar ile karşılanır. Katılım sigortacılığı (Tekafül), bireyler bir araya gelerek riske maruz kalmış katılımcıların zararlarının karşılaması için yaptıkları yardımlaşmadır. Katılım bankaların finans piyasalarında gelişme göstermesi, katılım sigortacılığının gelişmesini sağlamıştır. Kamu bankalarının islami finans piyasalarına girmesiyle birlikte, faizsiz finans piyasaları açısında önemli bir dönem olmuştur. İslami finans ve katılım sektörü islam ülkelerinde büyük potansiyele sahiptir. Sigortacılık sektörü ülke ekonomilerine olumlu katkı sağlamaktadır. Türkiye' de katılım piyasalarının gelişmesi, sosyal katılım ve ekonomik kalkınma için büyük önem arz etmektedir. Faiz, garar (belirsizlik), kumar kaygısı taşıyan bireyler sigorta faaliyetlerinden uzak durmaktadır. Bu faaliyetlerden uzak duran bireyler, katılım bankacılık ve katılım sigortacılık faaliyetlerinin gelişmesiyle, bireylerin birikimleri ekonomiye kazandırılmıştır. Bu çalışma ile bireylerin katılım sigortacılık sisteminin uygulamaları hakkında bilgi ve farkındalık düzeyleri artırmak, katılım sigortacılığına bakış açılarını değiştirmek, sigorta yaptırmayan bireyler için katılım sigortacılığını bir alternatif olarak anlatmaktır. Çalışmamda Çorum ilindeki, Hitit Üniversitesinde çalışan bireylerin katılım sigortacılık sistemi ile bireylerin sigorta eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını araştırmak çalışmamın ana konusunu teşkil etmektedir.
Hitit Üniversitesi'nde çalışan erkek akademik ve idari personelin toplumsal cinsiyet rol tutumu
Erkeklerin, toplumsal cinsiyet rollerindeki eşitlikçi değişim, kadının toplumdaki statüsünün yükseltilmesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı Hitit Üniversitesi'nde çalışan erkek akademik ve idari personelin toplumsal cinsiyet rol tutumlarının belirlenmesidir. İlişki arayan tanımlayıcı türde bu araştırma 01 Eylül- 31 Aralık 2017 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi'nde gören yapan 301 akademik ve idari personelin katılımıyla tamamlandı. Araştırma verilerinin toplanmasında 64 sorudan oluşan bir anket formu oluşturuldu. Katılımcıların toplumsal cinsiyet rol tutumlarının belirlenmesinde Toplumsal Cinsiyet Rol Tutumu Ölçeği (TCRTÖ) kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 22.0 Paket Programı yardımı ile değerlendirildi. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, One-Way Anova (Post hoc-Tukey) analizi ve Pearson Korelasyon analizi kullanıldı. Değerlendirmelerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Araştırma grubunun %54,2'si 30-39 yaş grubunda, %78,7'si evli ve %89'u üniversite ve üzeri eğitime sahipti. Toplumsal Cinsiyet Rol Tutumu Ölçeği'nden alınan puanların ortalaması tüm grupta 131,72±21,80 bulundu. Katılımcıların yaş gruplarına göre ölçekten alınan puanların ortalaması arasında anlamlı bir farklılık yoktu (p>0,05). Yüksek eğitimliler, akademik statüde çalışanlar ve evli olmayan arasında toplumsal cinsiyet rol tutumlarının daha eşitlikçi olduğu belirlendi (p<0,05). Katılımcıların kardeş sayıları toplumsal cinsiyet rol tutumları üzerinde etkili bulundu (p<0,05). Tanışarak evlenme şekli ile geç evlenme yaşı (kendisi ve eşi) katılımcıların cinsiyet rol tutumlarını eşitlikçi yönde değiştiren diğer faktörlerdendi (p<0,05). Eşi herhangi bir işte çalışanlarda toplumsal cinsiyet rol tutumları daha eşitlikçi bulundu (p<0,05). Ölçekten alınan toplam puanlar çocuğun cinsiyeti, uzun süreli yaşanılan yer ve çocuklukta şiddete tanık olma açısından anlamlı farklılık göstermedi (p>0,05). Ekonomik durum ve sağlık algısı iyi olanlarda toplumsal cinsiyet rol tutumlarının daha eşitlikçi olduğu belirlendi (p<0,05).
Üniversite personelinin konut tercihi ve talebi: Kütahya Dumlupınar Üniversitesi örneği
Bireylerin tercihlerine yönelik farklı davranış kalıplarını gerçekçi olarak saptayabilmek oldukça zordur. Kişilerin tercihlerinin farklılık göstermesi, tek bir davranış kalıbıyla tercihlerin belirlenmesini olanaksız kılmaktadır. Rasyonel olarak bireylerin farklı koşullarda farklı seçenekler arasından kendilerine en yüksek faydayı sağlayacak alternatifi seçmeleri beklenir. Bu aşamada kişisel tutum ve farklılıkları, psikolojik faktörleri de modele yansıtabilmek gelişmiş tercih yapısı modellerinin uygulanmasını gerektirir. Nitel tercih modelleri; bireylerin iki alternatif arasında seçim yapması durumunda ikili tercih modelleri olarak, ikiden fazla alternatif arasından tercih yapması durumunda da çoklu tercih modelleri olarak isimlendirilirler. Nitel tercih modelleri bireylerin ve seçeneklerin dikkate alınması, seçim durumlarının farklılaşmasına göre, oldukça çeşitlendirilebilen modellerden oluşmaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle bireylerin seçim durumlarını etkileyen, gözlenebilen ve gözlenemeyen faktörlerin de modellere katılabildiği, gelişmiş nitel tercih modelleri biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, multinominal (çok terimli) lojistik regresyon modeli kullanılmıştır.
Food insecurity, dietary patterns and obesity: A cross-sectional study
The definition of food insecurity is the lack of regular access to safe, nutritious food necessary for the growth of individuals and households. This study was conducted on 250 administrative staff of a private university between February and November 2023 to examine how food insecurity correlates with dietary patterns and obesity. A face-to-face questionnaire covering demographic characteristics, physical activity, anthropometric measurements, the Household Food Insecurity Access Scale (HFIAS), and a retrospective 24-hour food recall used for data collection. Results indicated 79.6% were food secure, 12.4% mildly food insecure, 4% moderately food insecure, and 4% severely food insecure. 23.2% had risky waist circumference and 18.8% had high risk waist circumference. According to BMI, 37.2% were overweight and 12.4% were obese. The analysis reveals a statistically significant difference in the age variable among food insecurity groups (p=0.027<0.05). Furthermore, a significant correlation exists between education level and food insecurity groups (p=0.042<0.05). Upon analyzing anthropometric measurements, the BMI, waist circumference, and food insecurity groups did not significantly correlate (p>0.05). Analysis of food consumption records data revealed a statistically significant difference in the percentage of fat, niacin, vitamin B6, potassium, magnesium and zinc according to the RDA between the food insecurity groups (p<0.05). Although no significant relationship emerged between food insecurity and obesity via anthropometric measurements, dietary pattern data indicated that food insecurity heightened obesity risks. Food insecurity is cyclical across life stages. Given the serious consequences of food insecurity, including obesity, multidisciplinary collaboration between doctors, dietitians and other public health professionals is vital. Keywords: BMI, Food Insecurity, Nutritional Status, Obesity, Waist Circumference