Risk analysis
154 theses under this subject heading
Belediyelerde iş sağlığı ve güvenliği önlemleri üzerine örnek bir çalışma
Ülkemiz gelişen Dünya ile her alanda inovasyon çalışmaları içindedir. Oldukça genişleyen sanayileşme ve üretim, iş sağlığı ve güvenliğinin önemini ortaya koymuştur. Gün geçtikçe yaşanan iş kazaları ve can kayıplarının fazlalaşması, insanların bu alandaki yanlış, bilinçsiz davranışları konunun önemini arttırmıştır. İş sağlığı ve güvenliği konusu hem kamu hem de özel sektör tarafından dikkatle irdelenmeye başlanmıştır. İş Sağlığı ve Güvenliğinde temel hedef, tüm çalışan ve işverenlerimizin bilinçli ve farkındalık düzeyini yüksek hale getirmektir. Belediyelerde yapılan hizmetlerin çeşitliliği iş sağılığı ve güvenliği çalışmalarını daha önemli kılmaktadır. Bu tez çalışmasında, belediyelerde çalışanların maruz kaldıkları gürültü ve aydınlık değerleri araştırılmıştır. Buna ek olarak, işyerinde risklerin tespit edilmesi ve risk analizi çalışması yapılması amaçlanmıştır. Yayılan gürültünün olumsuz etkilerinden çalışanların etkilenmemesi için gürültünün azaltılması konusunda ne gibi önlemler alınabileceği tartışılmıştır. Bu çalışmaya göre belirli noktalarda ölçüm yapılmış, gürültü seviyelerinin durumuna göre saha çalışmasında renklendirme yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre minimum ve maksimum değerler saptanmıştır. Fine Kinney metoduna göre risk değerlendirme tablosu oluşturulmuştur. Son olarak ise yapılan ölçüm sonuçları değerlendirilerek belirlenen maruziyetlerin mevzuatlara uygunluğu tartışılmıştır. Risk değerlendirme tablosunda mevcut tedbirlerden bahsedilmiştir. Bu tablo sonucunda riskleri önleyici veya en aza indirecek önleme faaliyetleri hakkında önerilerde bulunulmuştur.
İtfaiye sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin önemi
Sağlık ve güvenlik konusunda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde dayasalar ve yönetsel süreçler yürürlüğe girmiştir. Bu çalışmalar, çalışanların sağlığını korumaya yönelik ve özellikle işverenler tarafından uyulması gereken kuralları öngörmektedir. Özellikle 10 Haziran 2003 yılında resmi gazete de yayınlanan 4857 sayılı İş Kanunu gereği gerekli düzenlemelerin yapılarak, tedbirlerin alınması bu çalışmaların kilometre taşı olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmalar sayesinde iş kazalarının önlenmesi ile hem ekonomik hem de sosyal açıdan yoğun bir iyileştirme sürecine girilmiştir. Ancak gerçekleştirilen çalışmalar her ne kadar olumlu olsa da müstakil bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun gerekliliği gerçeğini ortadan kaldıramamıştır. 30 Ekim 2012'deResmi Gazetede yayınlanarak kabul gören ve 01 Ocak 2013 tarihi ile özel işletmelerde uygulamaya koyulan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gereğince; 01 Temmuz 2014 tarihinden itibaren kamu işletmeleri dahil olmak üzere tüm işletmelerin yasa gereği İş Sağılığı ve Güvenliği tedbirlerini uygulaması ve denetlemesi zorunlu kılınmıştır. Bu çalışmada, Mersin ili Tarsus ilçesinde bulunan itfaiye istasyonundaki çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği konusundaki bilinç düzeyini ölçmek, farkındalıklarını tespit etmek ve mevcut durum analizi yapmak amaçlanmıştır. Bu amaçla itfaiye çalışanları ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak anket çalışması yapılmıştır.
Termik santrallerde tehlikeler riskler ve alınması gereken önlemler
Termik santraller, kendilerine özgü yapılarının getirisi olarak çok sayıda tehlike ve risk içermektedir. Çalışan sağlığını korumak ve çevreye zarar verilmesini önlemek için termik santrallerdeki tehlike ve risklere karşı önlemler alınmalıdır. Bu çalışmanın temel amacı termik santrallerdeki risklere karşı alınması gereken önlemleri açıklamaktır. Çalışma kapsamında termik santralde risk analizi yapılmıştır. Ulaşılan sonuçlar termik santrallerde yangın, elektrik, aydınlatma, radyasyon, gürültü, titreşim, tehlikeli maddeler, patlamalar, çalışma koşulları gibi risk alanlarının olduğunu ve bu alanlara dair önlemler alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Çalışmada ulaşılan sonuçlar, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin etkili bir şekilde uygulanması halinde termik santrallerdeki tehlike ve risklerin büyük oranda önlenebileceğini göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar eşliğinde çalışanlara, işverenlere ve yetkililere termik santrallerdeki tehlikeler ve riskler hakkında öneriler sunulmuştur.
Oltalama farkındalık eğitiminin demografik etkileri ve yapay zeka tabanlı risk analizi: Kurum çalışanları üzerine deneysel bir çalışma
Siber güvenlik tehditlerinin giderek karmaşıklaştığı günümüzde, insan faktörünü hedef alan oltalama saldırıları kurumlar için en kritik risk unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu çalışmada, kurum çalışanlarına yönelik oltalama farkındalık eğitiminin etkinliği; cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi ve pozisyon gibi demografik değişkenler açısından incelenmiş ve yapay zeka tabanlı modellerle bireysel risk tahmini gerçekleştirilmiştir. Deneysel yöntemle yürütülen araştırma, bir kamu kurumunda görevli 3721 çalışan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışanlara eğitim öncesi ve sonrası olmak üzere iki aşamalı, gerçek hayat senaryolarına dayalı oltalama simülasyonları uygulanmıştır. Elde edilen veriler; ID3, K-En Yakın Komşu (KNN), Naive Bayes ve Random Forest algoritmaları kullanılarak analiz edilmiş, sınıf dengesizliği problemi Rastgele Çoğaltma (Random Oversampling) yöntemiyle giderilmiştir. Araştırma bulguları, siber güvenlik eğitimlerinin genel beklentilerin aksine, eğitim seviyesi yükseldikçe oltalama saldırılarına karşı direncin artmadığı, bilakis aşırı güven (overconfidence) faktörü nedeniyle bu grubun yüksek risk kategorisinde kaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca, dijital yerli olarak tanımlanan 18-35 yaş grubunun hız odaklı davranışları nedeniyle riskli grupta yer aldığı, 55 yaş ve üzeri çalışanların ise eğitim sonrasında tıklama oranlarındaki artışın en sınırlı kaldığı demografik kesim olduğu ve diğer yaş gruplarına kıyasla aşırı güven etkisine karşı en yüksek direnci gösterdiği belirlenmiştir. Yapay zeka modelleri arasında Random Forest ve ID3 algoritmaları, riskli profilleri tespit etmede en yüksek başarıyı göstermiştir. Sonuçlar, kurumların tek tip eğitim yaklaşımı yerine; demografik özelliklere ve davranışsal risk profillerine göre özelleştirilmiş, dinamik ve yapay zeka destekli eğitim stratejileri geliştirmesi gerektiğini göstermektedir.
Bulanık PIPRECIA tabanlı HTEA yönteminin tarımsal risk analizi uygulaması
Sunulan tez kapsamında, tarımsal Ar-Ge çalışmaları üzerine faaliyet gösteren bir kuruluşta gerçekleştirilen ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması bakımından kritik role sahip buğday ve arpa ıslah çalışmaları sırasındaki olası hata modlarının tanımlanarak, teknik açıdan risk oluşturabilecek alanların ve risk önceliklerinin saptanmasını içeren bir model geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, riskler hem klasik HTEA (Hata Türü ve Etkileri Analizi), hem de önerilen Bulanık PIPRECIA (PIvot Pairwise RElative Criteria Importance Assessment) ve HTEA entegre yaklaşımı ile ayrı ayrı analiz edilmiş ve elde edilen sonuçlar karşılaştırılarak bütünleşik yaklaşımın etkinliği ve performansı ölçülmüştür. Önerilen modelde, klasik yaklaşımdan farklı olarak HTEA ekip üyeleri birer kriter gibi düşünülmüş ve üyeler üç karar vericinin görüşleri doğrultusunda arazi tecrübe ve bitki ıslah bilgilerine göre Bulanık PIPRECIA yöntemi ile değerlendirilerek her birine bir ağırlık ataması yapılmıştır. Modelin geçerliliği Spearman ve Pearson korelasyon katsayılarına bakılarak ölçülmüştür. Daha sonra, bu değerler HTEA ekip üyeleri tarafından yapılan puanlamalara entegre edilmiş, bulunan değerlerin de geometrik ortalaması alınarak olasılık, şiddet ve saptanabilirlik parametreleri için ortak bir girdi değeri elde edilmiş ve RÖS (Risk Öncelik Sayısı) skorları hesaplanmıştır. Modelin doğrulanması için ise kriter ağırlıklarında değişiklik yapılarak duyarlılık analizi yapılmıştır. Son olarak, önerilen model sonuçları ile klasik HTEA yöntemi sonuçları karşılaştırılarak modelin uygulanabilirliği ve etkinliği ölçülmüştür.
Extreme risk connectedness of sovereign credit default swaps: Evidence from BRICS and MIST countries
To analyze the extreme risk spillover effect, this thesis proposes dynamic EVT-VaR extended joint connectedness framework based on extreme value theory. The spillovers among sovereign CDS of BRICS and MIST countries using the data from March 18, 2011 to June 1, 2022 were examined. Global financial factors were included in the model and their effects were analyzed. Besides, using the Principal Component Analysis (PCA), an extreme connectedness analysis was carried out for sovereign CDSs of many leading economies around the world. Moreover, the dynamic EVT-VaR extended joint connectedness framework and the quantile extended joint connectedness approach were compared using sovereign CDSs of BRICS and MIST countries. It has been found that there is a strong connectedness among the sovereign CDSs of the countries in the BRICS and MIST, and the spillover effect has fluctuated over time due to extreme events. Among these countries, Russia has a pronounced role as a net transmitter of shock. After Russia, Mexico has also been one of the important drivers in explaining the variability in the sovereign CDS spreads in BRICS and MIST countries, especially in 2017-2018 and after 2020. Global financial markets have a limited impact on sovereign CDSs in the BRICS and MIST countries. Using the PCA analysis, we found that there is an unprecedented increase for the analysis period in the total connectedness of sovereign CDSs around the world after the Covid 19 pandemic and it continues to remain high at the present time. Finally, the quantile extended joint connectedness approach does not respond as sensitively as the dynamic EVT-VaR extended joint connectedness framework to extreme events that have occurred over time. Another finding of the study is that Türkiye is not strongly interconnected with other economies. As a result of limited interconnectedness, Türkiye have been affected by systematic risks less. On the other hand, Türkiye has a high and volatile sovereign CDS values, which means that the country's high-risk perception stems from events occurring within the country itself, rather than external factors.
Rüzgar enerji santrali risk analizi ve değerlendirmesi
İnsan çalışma ve özel hayatı boyunca sayısız riske maruz kalır. Risksiz bir hayat mümkün olmayacağına göre risklerle en az zarara uğrayacak şekilde yaşamayı öğrenmeliyiz. Bilimsel araştırmalar iş kazalarının ve meslek hastalıklarının yüzde doksan sekiz oranında önlenebileceğini gösteriyor. Rüzgar enerji santrallerinin işletilmesi sürecinde karşılaştığımız riskleri analiz ettik ve uygun kontrol önlemleriyle kabul edilebilir seviyeye indirdik. Şalt sahası kaynaklı risklerin türbin kaynaklı risklerden daha fazla ve daha yüksek risk puanına sahip olduğunu , şalt sahasındaki çalışmalarda iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin ve kişisel koruyucu donanım kullanımının hayati derecede önemli olduğunu gördük. İşveren ve yöneticiler iş kazası ve meslek hastalıklarını önlemek için işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerine yeterli desteği sağlar ve iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarında örnek olurlarsa iş kazası ve meslek hastalılarını yüzde doksan sekiz oranında önlemek hayal olmaz.
Perakende marketçilik sektöründeki hile risklerinin ölçülmesi-Değerlendirilmesi ve bir uygulama
Her işletmede ve her sektörde ortaya çıkan hile riski önemli derece sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışan personellerden şirket yöneticilerine kadar , uygun pozisyon olması halinde hile risk hali kaçınılmazdır.Bu tezimizde perakende marketçilik sektöründeki hile riski ile alakalı bir takım gelişmeleri ve neticelerini ortaya koyacağız.Perakende marketçilik sektöründe hile riskini önleyebilmek ve zamanında müdahale ederek bu riskin ortadan kalkmasını önlemeye çalışmaktır. Şirketlerdeki iyi bir iç kontrol mekanizması ve dahil edilen iç denetim biriminin önemini kapsamaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı; perakende marketçilik sektöründe hile riskinin ölçülmesi ve değerlendirilmesidir. Risk unsuru taşıyan alanları değerlendirilebilir ve raporlanabilir düzeye getirmek başlıca amacımdır. Bu riskin büyüklüğü yada küçüklüğü arasında bir fark olmadığını ve küçük bir risk gibi görünen olayların ileride doğabilecek neticelere yol açmasını gösterebilmektir.Uygulama olarak ise anketlere ve şirket yetkilileri ile birebir görüşmelere, risk raporlamalarına yer verilecektir. Şirketlere konulan prosedürler hileden cayma sebepleri arasındadır.En güvenilir risk, önlenebilir olan risktir.
Vergi denetiminde risk analizi ve mükellef haklarına yansımaları
Devletler sunmak zorunda oldukları birtakım hizmetler gereği veya sosyal, siyasi, ekonomik nedenlerden dolayı birtakım harcamalar gerçekleştirirler. Devlet harcamalarının finansmanının sağlanması konusunda devletlerin en önemli gelir kaynağı ise vergilerdir. Tarihsel süreç incelendiğinde vergilerin insanlık tarihi kadar eski bir kavram olduğu görülmektedir. Vergiler günümüzde de devletler için çok büyük bir öneme sahiptir. Vergiler, devlet için bir gelir olduğu gibi ödeyen açısından servetini azaltan bir unsurdur. Bundan dolayı vergi ödeyenlerin vergi konusunda yaptıkları planlar, en az vergi ödeme amacı taşımaktadır. Vergi denetimleri bu noktada devletlerin gelir kaybının yaşanmaması için çok büyük önem arz etmektedir. Vergi mükelleflerinin vergiyi az ödemek adına başvuracakları çeşitli yollar ancak etkin bir vergi denetim sistemi ile önlenebilecektir.Ancak, vergi denetimleri gerçekleştirilirken vergi mükelleflerinin haklarının korunmaması veya mükellef haklarının kullandırılmaması durumunda ise vergi denetimlerinin adil olmadığı sonucu ortaya çıkacaktır. Bu durumda gerçekleştirilen vergi incelemeleri hukuk kurallarına da aykırılık teşkil edecektir. Türkiye'de gerçekleştirilen vergi incelemelerinde objektif esasların uygulanması ve daha etkin vergi incelemeleri gerçekleştirilmesi için Risk Analizine dayalı vergi incelemeleri uygulamaya konulmuştur. Bu uygulamanın olumlu sonuçlar doğurabilmesi için yapılan vergi incelemesi yine mükellef haklarına önem veren, adil, objektif ve saydam bir inceleme olmalıdır.Çalışmanın ilk bölümünde risk analizi kavramı tanıtılmış, takip eden bölümde diğer ülkelerdeki risk analizi uygulamalarından bahsedilmiş ve üçüncü bölümde risk analizinin mükellef haklarına yansıması ve mükellef hakları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın sonuç bölümünde elde edilen bulgulara dayanılarak tespit edilen durumlar anlatılmıştır.
Hile riskinin ölçülmesi ve değerlendirilmesi: Tekstil sektöründe bir uygulama
Küreselleşme,bilgi teknolojisi ve artan rekabet tüm dünya ülkelerinde hile riskini arttıran temel unsurlardır.Hilenin işletmeler üzerindeki olumsuz etkisine karşın Türk tekstil sektörünün hileyi önlemek,ortaya çıkarmak ve karşılık vermek için geliştirilmiş bir sistemi yoktur.Bu çalışmanın temel amacı etkili bir iç kontrol ve kurumsal yönetim ilkelerinin tekstil sektöründe ne derece yer aldığından yola çıkarak hile riskinin ölçülmesi ve değerlendirilmesidir.Çalışmada sektöre yönelik önceden hazırlanan sorular departman çalışanlarına ve departman yöneticilerine mülakat yöntemiyle sorular sorularak cevap alınmaya çalışılmaktadır.Konunun hassasiyeti, kapsamı ve çalışmada kullanılan yöntem dolayısıyla çalışma 2 firmayla sınırlı tutulmuştur.Uygulama sonucunda, tekstili sektöründe uygulanan kontrollerin yeterli olmadığı sonucuna varılmaktadır.Hile riskinin önlenmesi ve ortaya çıkarılmasında önemli bir fonksiyon üstlenen iç kontrol ve kurumsal yönetim ilkelerinin işletmeler tarafından benimsenmesi ve bu sayede hile riskinin azaltılması sağlanmalıdır.
Otomotiv yansanayi sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından risk analizi
Bu çalışma kapsamında risk analizi uygulamaları temel alınarak, iş sağlığı ve güvenliğinin işletmeler açısından önemi açıklanmıştır. Bu kapsamda çalışmada iş sağlığı ve güvenliğinin tarihçesi araştırılmış ve açıklanmıştır. İş güvenliği kavramının gelişim aşamalarına değinilmiştir. İş sağlığı ve güvenliğinin önemi çalışanlar için ve de işverenler için önemi incelenmiş bu kapsamda kişilere, kurum ve kuruluşlara sağladığı yararların neler olduğu tespit edilip açıklanmıştır. İş sağlığı ve güvenliğinin temel ilkelerinin neler olduğu araştırılmış ve açıklanmıştır. Yine bu bağlamda oto sanayi sitelerinde ki iş sağlığı ve güvenliği koşulları, uygulamaları araştırılmış ve açıklanmıştır. Oto sanayi sitelerinde ki çalışma koşulları, oto sanayi sitelerinde ki yaşanan iş kazaları, bu kazaları önlenme çalışmalarının kapsamı, araştırılıp incelenerek açıklanmıştır. İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, tedbirleri araştırılmış ve açıklanmıştır. Oto sanayilerde görülen meslek hastalıkları ve bu hastalıkların yapılacak çalışmalar ve uygulamalar ile önüne geçilmesi konularında ki yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Oto sanayi bölgelerinde rastlanan meslek hastalıklarının, kazalarının ne tür önlemlerin alınacağı konusunda yapılan araştırmalar ve çalışmalar açıklanmıştır. Bu çalışma içerisinde, otomotiv yansanayi endüstrisinde artan işyeri ve çalışan sayısı birçok iş kazası ve meslek hastalığının meydana gelmesine neden olmuştur. Bu durum otomotiv yansanayisinin iş sağlığı ve güvenliği kapsamında uygulanması gereken önlemlerin saptanmasını önemli kılmaktadır. Yapılan bu tez çalışması ile otomotiv yansanayi endüstrisinde faaliyet gösteren işletmelerde meydana gelebilecek risklerin tespitlerinin yapılması ve bu riskler için ne gibi düzenleyici önleyici faaliyetlerin alınması gerektiği saptanmıştır. Risk analizi Fine Kinney yöntemi seçilerek yapılmıştır. Otomotiv yansanayi sektöründe faaliyet gösteren iki tane işletmede risk analizi gerçekleştirilmiştir. Risk analizinde toplamda 324 tane risk etmeni tespit edilmiştir. Bu tespit edilen risklerin herhangi bir olası tehlikeli bir duruma veya kazaya sebebiyet vermemesi için yapılması gereken düzenleyici önleyici faaliyetler belirlenmiştir. Risklerin tehlike seviyeleri aşağıya çekilerek kontrol altına alınması sağlanmıştır. Çalışmada risklerin önlem alınmadan önceki analizleri ile önlem alındıktan sonraki analizleri grafiksel olarak gösterilerek kolay anlaşılması sağlanmıştır.
İtfaiye çalışanlarının çalışma şartlarına yönelik risk değerlendirmesi ve güvenli çalışma önerileri
Günümüzde iş kazaları ve meslek hastalıklarının artmasıyla birlikte iş sağlığı ve güvenliğine verilen önemde artmaktadır. Her sektörde ve her çalışma alanında iş kazaları olabilmekte ve meslek hastalıkları oluşabilmektedir, bunun sonucu olarak risk değerlendirmesi işletmeler için mecburi hale gelmektedir. Ülkemizde uygulanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu içeriğinde de risk değerlendirmesinin her işletme için mutlak gerekliliği önemle belirtilmektedir. Bu çalışmamızda, itfaiyelerde iş sağlığı ve güvenliğinin önemine değinilerek, Türkiye'de itfaiye teşkilatlarının istasyonlarında ve itfai olaylar esnasında meydana gelebilecek kazalar, tehlikeli durumlar, riskler ve meslek hastalıkları iş sağlığı ve güvenliği açısından irdelenerek konuya yönelik alınan önlemler ve uygulamalar 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu kapsamda Uşak Tekstil Organize Sanayi Bölgesi İtfaiye Grup Amirliği'ndeki birimler ve müdahale sırasında gerçekleştirilen uygulamalar iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı kapsamında incelenmiştir. Yapılan incelemeler ile beraber 5x5 matris metodunda risk değerlendirmesi hazırlanmıştır. Bu risk değerlendirmesinin sonucu olarak da daha güveli çalışma şartlarının oluşturulmasına yönelik öneriler sunulmuştur.
Seramik sektöründe iş sağlığı ve güvenliği risk analizi ve Uşak ilinde bir uygulama
Ham maddesi kum, kil ve su karışımından oluşan ve çeşitli aşamalardan geçerek günlük hayatımızda birçok alanda kullandığımız seramik, hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru olmuştur. Hammaddesinin toprak olması ve bol bulunması sebebiyle en eski çağlardan bu yana kullanılagelen seramiğin birçok kullanım alanı mevcuttur. Seramik üretiminde kullanılan hammaddelerin içindeki kimyasallar ve metal oksitler seramik üretiminde sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Seramik üretiminde çalışanlar ve üretim yapılan alanın çevresi, gerekli önlemler alınmadığında risk altındadır. Seramik sektörü, işyerlerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından yer aldığı tehlike sınıfları listesine göre tehlikeli sınıfında yer almaktadır. Bu çalışmada seramik üretimi esnasında karşılaşılan fiziksel risk etmenleri; toz, gürültü, termal konfor, aydınlatma, titreşim ve kimyasal risk etmenleri, ergonomik risk etmenleri, elektrik kaynaklı risk etmenleri ile bu risklerin çalışanlar için ne tür meslek hastalıklarına sebep olduğu ve alınması gereken önlemler ile kullanılması gereken kişisel koruyucu donanımlar konusunda bilgi verilmiştir. Bu amaçla Uşak ilinde ki bir seramik fabrikası ele alınmış ve risk faktörleri L tipi matris yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Eski çağlardan bu yana kullanılagelen seramiğin üretim aşamasında alınacak basit önlemlerle geri dönüşü olmayan ciddi sağlık problemleri önlenebilmektedir. Ancak önlem alınmadığı takdirde çalışanlar için çok ciddi sağlık problemleri riskleri vardır. Seramik üretiminde çalışanlar, seramik üretiminden kaynaklı riskler konusunda, kullandıkları malzemelerin zararları ve korunma yolları konusunda bilinçlendirilmelidir. İşveren ise gerekli tedbirleri almalı ve üretim ortamının hijyenini sağlamalıdır. Bu çalışma koşulları yasalarla kontrol altında tutulmalıdır. Gerekli önlemler alındığında seramik üretimi çalışanlar açısından riskli bir ortam olmaktan çıkmaktadır.
Diş hekimliği fakültesinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi: Risk değerlendirmesi örneği
Sağlık Bakanlığı Sağlıkta Kalite Standartları kriterlerinde önemli bir yere sahip olan risk yönetimi hasta, hasta yakını, ziyaretçi, çalışan, tesis ve çevre güvenliği ile hastanede sunulan hizmetlere ilişkin tanımlanan diğer risklerin önlenmesi veya kaynağında mücadele edilerek en az seviyeye indirilmesi açısından yol gösterici olmaktadır. Sağlık sektörü karmaşık yapılı bir sektör olduğundan ve riskler birimlere özgü olabileceğinden risk analizi yaparken hangi metodun kullanılmasının daha doğru olduğunu bilmek ve buna yönelik analizler yapmak önemli bir adımdır. Yaptığımız bu çalışmada iki çeşit risk analiz metodu kullanarak hangi yöntemin daha kullanılabilir olduğunu görmek ve risklerin iki metot arasında ne kadar farklı derecelenebileceğini tespit etmek için L tipi matris ve Fine Kinney Metodu birlikte kullanılmıştır. Yapılan değerlendirmede elde edilen veriler sonucunda belirlenen 47 risk L tipi Matris metoduna göre değerendirildiğinde, 15'i önemli düzeyde, 30'u orta düzey, 2'si tolere edilebilir risk; Finne Kinney metoduna göre hesaplandığında ise 9'u olası, 14'ü önemli, 12'si esaslı ve 12'si tolere edilemez risk belirlenmiş ve bunlara neden olan tehlikeler tespit edilerek her risk için alınması gereken önlemler belirtilmiştir Belirlenen riskler ve önerilen önlemler dikkate alındığında yapılacak olan iyileştirmeler hasta ve çalışan güvenliğinde önemli olumlu sonuçlar sağlayarak hizmet kalitesinin de arttırılmasında önemli rol oynamaktadır.
Dokusuz yüzey üretimi yapan tekstil işletmelerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi ve risk analizi: Uşak ilinde bir işletme örneği
Değişen yaşam standartları ve gelişen teknoloji ile birlikte dokusuz yüzeylere olan talep her geçen gün artmaktadır. Dokusuz yüzeylerin dayanıklı ve gözenekli yapıları günlük hayatta ve sanayide bu ürünlerin çok fazla tercih edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Dokusuz yüzey sektörü, üretimde kullanılan makineler ve çalışma ortamından kaynaklanan birçok tehlike ve riski bünyesinde barındırmaktadır. Bu tehlike ve risklere yönelik alınmayan iş sağlığı ve güvenliği önlemleri iş kazaları ve meslek hastalıklarına neden olabilmektedir. Tekstil sektöründe çalışma ortamında bulunan fiziksel risk etmeleri çalışan sağlığı açısından olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. İşyerlerindeki tehlike ve risk etmenlerinin çalışma ortamında düzenli olarak ölçülmesi ve gerekli önlemlerin alınması çalışan sağlığı için çok büyük önem taşımaktadır. Bu tez de dokusuz yüzey üretimi sırasında karşılaşılan fiziksel risk etmenleri ve çalışan sağlığını korumak için alınması gereken önlemler irdelenmiştir. Bu amaçla Uşak ilinde bulunan dokusuz yüzey üretimi yapan bir tekstil fabrikasında standartlardan yaralanılarak gürültü, termal konfor aydınlatma titreşim ve toz ölçümleri ile çalışma ortamında bulunan fiziksel risk etmenlerinin maruziyet düzeyi belirlenmiştir. İşletmede L tipi matris yöntemi ile risk analizi yapılarak çalışma ortamındaki tehlike ve riskler belirlenmiş ve alınabilecek önlemler hakkında bilgiler verilmiştir.
İş sağlığı ve güvenliğinde risk değerlendirmesi: Uşak Üniversitesi yemekhanesinde bir uygulama
Çalışma hayatında teknolojik ve bilimsel gelişmelerle birlikte iş sağlığı ve güvenliği önemli bir konu haline gelmiştir. Çalışma ortamından veya işin yürütümünden kaynaklanan tehlike ve risklerin belirlenmesi iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde büyük yer tutmaktadır. Yemekhane ortamı iş sağlığı ve güvenliği kapsamında incelenmesi gereken çalışma alanlarındandır. Yemekhane alanlarında fiziksel, biyolojik, ergonomik, kimyasal ve psikolojik açıdan birçok tehlike ve risk mevcuttur. Yoğun iş yükü ve hızlı çalışma yapılan yemekhane sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından ortaya çıkan problemlerin belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla yapılan bu çalışma da tehlike ve risklerin belirlenmesi için risk değerlendirmesi yapılmıştır. Risk değerlendirmesi ile iş sağlığı ve güvenliğine yönelik alınması gereken önlemler 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu araştırmada risk analiz yöntemi olarak L tipi matris metodu kullanılmıştır. L tipi matris metodu ile birlikte yemekhane ortamındaki tehlike ve riskler belirlenerek risk düzeylerine göre önleyici tedbirler belirlenmiştir. Yapılan çalışma kapsamında iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarına öneriler sunulmuştur.
Uşak Üniversitesi kimya laboratuvarlarının iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi: L tipi matris ve Fine Kinney metodu karşılaştırması
Laboratuvarlar tehlikeli işyeri sınıfına giren ve birçok riski bünyesinde barındıran çalışma alanlarıdır. Özellikle üniversitede bulunan kimya laboratuvarları, deneysel çalışmalarını gerçekleştiren akademisyenlerin yanı sıra, uygulama dersleri esnasında, birçok öğrencinin bulunduğu alanlardır. Bu çalışmada Uşak Üniversitesi kimya laboratuvarları için iki farklı metotta risk analizi hazırlanmıştır. Hazırlanan risk analizlerinde dört laboratuvar için 45 adet risk tespit edilmiştir. Puanlamaların güvenirliği açısından 4 ayrı İSG uzmanının risk analizi tablosunu puanlaması istenmiştir ve risk analizlerinin son düzenlemesi yapılırken diğer uzmanların değerlendirmeleri de göz önünde bulundurulmuştur. Riskler derecelerine göre gruplandırıldığında bu dört laboratuvarda L tipinde; 1 adet kabul edilemez risk, 21 adet yüksek dereceli risk, 21 adet orta dereceli risk ve 2 adette düşük dereceli risk belirlenmiş, Fine Kinney de ise ; 12 adet çok yüksek risk, 10 adet yüksek risk, 14 adet önemli risk ve 9 kesin risk derecelendirilmiştir. Riskler ve tavsiye edilen düzeltici ve önleyici tedbirler çalışmada sunulmuştur.
Sehir içi EPB tünel projelerinde jeolojik formasyonlara göre jeoteknik veri analizi ve değerlendirmesi
Bu tez çalışması kapsamında tünelcilik mühendisliğinin önemli bir boyutu olan Tünel Açma Makinesi (TBM) teknolojisi, modern altyapı projelerinde vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, TBM teknolojisi ve özellikle Pasa Basınçlı (EPB) TBM'lerin performansı üzerine odaklanılarak, tünel kazı süreçlerini optimize etmeye yönelik kapsamlı bir analiz sunulmaktadır. Çalışmanın ilk bölümleri, TBM teknolojisine dair teorik temelleri, ayna basıncı hesaplama yöntemlerini ve bu yöntemlerin tünel kazı performansı üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde ele almaktadır. Ayrıca, risk yönetimi ve olasılıksal analiz yöntemleri gibi kritik yaklaşımlar hem teorik hem de pratik bağlamda değerlendirilmektedir. Çalışmanın sonraki bölümlerinde ise, Ataköy-İkitelli ve Halkalı-Yeni Havalimanı metro hatları örneği üzerinden, jeoteknik ve hidrojeolojik koşulların TBM performansı üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Sonuçlar, büyük ölçekli tünel projelerinde hem kazı süreçlerinin iyileştirilmesine hem de risklerin etkin bir şekilde yönetilmesine yönelik uygulanabilir çözümler sunmaktadır. Çalışmanın ikinci ve üçüncü bölümünde, tünelcilik yöntemleri ve TBM (Tünel Açma Makinesi) teknolojisi üzerine temel bilgileri detaylandırarak, çalışmaya teorik bir temel sunmaktadır. Özellikle, EPB (Pasa Basınçlı) TBM'lerde ayna basıncı hesaplama yöntemleri, kullanılan formüller ve bu hesaplamaların tünel performansına etkileri kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Bu bölüm, TBM kazı süreçlerinin optimizasyonu ve performans iyileştirilmesi için kritik öneme sahip teorik bilgiler içermektedir. Ayrıca, risk kavramları ve olasılıksal metotlara yönelik terminolojik açıklamalar ile farklı risk analiz yöntemlerinin ayrıntılı incelemesi de bu bölümlerin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Risk değerlendirme yaklaşımları hem teorik çerçevede hem de uygulamalı olarak ele alınarak, çalışmanın metodolojik altyapısını sağlamlaştırmaktadır. Bu bölümler, tünelcilik ve risk yönetimi alanındaki akademik bilgi birikimini pratik uygulamalarla birleştirerek bilimsel bir zemin oluşturmaktadır. Dördüncü ve beşinci bölümde, Ataköy-İkitelli ve Halkalı-Yeni Havalimanı metro hatlarının jeoteknik ve hidrojeolojik özelliklerini inceleyerek, bu özelliklerin Tünel Açma Makinesi (TBM) kazı performansı üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Çalışma kapsamında, farklı formasyonlarda gerçekleştirilen laboratuvar ve arazi deneyleri kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Ayrıca , EPB ayna basıncı değerlerinin hesaplama yöntemleri arasındaki farklar ve benzerlikler istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve 5x5 L Tipi Matris Yöntemi kullanılarak risk değerlendirmesi yapılmıştır. Bu analizler, büyük ölçekli tünel projelerinde risk yönetimi stratejilerine yönelik önemli bilgiler sunmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre, jeoteknik koşulların TBM performansı üzerindeki belirgin etkisini ortaya koymuştur. Ataköy-İkitelli Metro Hattı'nda, birim hacim ağırlık ve su içeriği EPB bar değerleri üzerinde anlamlı etki göstermiştir. Halkalı-Yeni Havalimanı Metro Hattı'nda, birim hacim ağırlık ve plastik limit kazı performansı üzerinde anlamlı bulunmuştur. Ayrıca hidrojeolojik zorlukların tünel kazısı üzerindeki rolü detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Metro hatları arasında yapılan karşılaştırmalar, farklı zemin koşullarının kazı verimliliğine olan etkilerini anlamaya olanak tanımıştır. EPB basınç hesaplamalarına yönelik regresyon analizleri ile model önerileri geliştirilmiş ve bu modellerin doğruluğu literatürle karşılaştırılarak test edilmiştir. Sonuç olarak, çalışma, tünel kazı süreçlerini optimize etmek ve riskleri minimize etmek adına uygulanabilir öneriler sunmaktadır. Sonuç olarak, bu tez çalışması, tünelcilik sektöründe ön ve detay jeolojik çalışmaların önemini vurgulamaktadır. Projelendirme ile uygulama arasındaki uyumsuzlukları minimize etmeyi hedefleyen çalışma, jeolojik parametrelerin tünel açma makinası performansına etkilerini daha iyi anlamayı amaçlamaktadır. Elde edilen bilgilerin, gelecekteki projelerde kullanılarak sektördeki mühendislik uygulamalarına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Program risk yönetimine yapısal tasarım matrisi esaslı yeni bir yaklaşım
Risk, hayat döngüsünde karşılaşılan, hayat akışındaki karar düğümlerinde belirleyici rol oynayan bir olgu olmuştur. İnsan tarafından bu durum yönetilmek istenmiş ve akışlar planlanmaya başlamıştır. Nerede ne yapılacağını veya yapılabileceği görüldüğünde, daha tahmin edilebilir bir hayat örgüsüne girilmiştir. Ancak hayatta değişenler, çevredeki durumları değiştirmeye devam etmiştir. Sosyal etki alanındaki her konunun hesap edilemediğini görülmüştür. Şimdi bir ürün ya da hizmet çıkarmak için proje ve programlarda düşünüldüğünde, ortada birbirini tanımadan, yaptıklarıyla birbirlerini etkileyen bir grup görülür. Bu grup kısıtlar fanusu içine kapatılıp, bütçe, zaman ve içerik olarak da sınırlandırıldığında yapı daha kaotik bir görünüme gelmektedir. Proje ve programların yönetildiği bu düzen içinde belirsizlik kaynaklı, risk yönetiminin sivriltilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Hızlı tüketim toplumuna dönüştürülen sosyal hayat, çevresel etkileşimi de hızlandırmış, yeni hizmet ve ürünlerin daha çabuk eskidiği bir ürün hayat döngüsü oluşmuştur. Bu döngü, beraberinde ürün geliştirme süreçlerini etkilemiş, uygun maliyette ve hedef zamanda ürünü karşılamak için riski daha agresif yönetilmeye ve risk kaynakları da görünür hale getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda riskler tanımlanarak, ihtimalleri de hesaba katılarak risk rezervleri eklenmiş ve bu risk rezervleri kullanılarak yönetilmeye çalışılmıştır. Bununla beraber yeni yaklaşımlar geliştirilmiştir. Reaktif düzenin, noktasal çözümün yetmediği, etkileşim içindeki büyük bir organizma gibi gözüken ürün geliştirme süreci için yeni bakış açılarının gerekliliği oluşmuştur. Yapılan bu tez çalışmasında yapısal tasarım matris tekniği kullanılarak, program fizibilite aşamasında proaktif yaklaşımla, riskleri görünür kılınmış. Bütünsel bakış ile bağıntıların etkileşimini beraber gösteren bir yapı oluşturulmuş ve yöntemsel olarak ortaya konmuştur. Yöntem bir otomotiv şirketinde vaka çalışması kapsamında uzman doğrulaması ile denenmiştir. Belirlenen kapsamda Delfi tekniği ile nitel risk tanımlaması, nicel yapıda matematiksel olarak test edilmiş ve oluşturulan uzlaşma platformunda katılımcıların tartışması ile görselleştirilerek, sentezlenmiştir. Kullanılan "yapısal tasarım matrisi" ile oluşan çıktılar kendi arasındaki etkileşimlerin de gösterildiği, alan haritalama matrisine adıyla dönüştürülmüştür. Ürün mimarisinde risklerin etkileşimi ile ortaya çıkan ardıl risk ise, yine bu görsel şablonda çözümlenmiştir. Modülerliğin sağladığı avantaj ile ardıl risk çözümü üzerine gidilerek alınan sonuçlar matriste gösterilmiştir. Çıkan sonuçların verileri yorumlanarak, modüler yapıdaki bir görsel şablonda program yönetimi için, yönetsel çıkarımları ve gelecek için önerileri sunulmuştur.
Meslek yüksekokulunda iş güvenliği açısından risk değerlendirmesi uygulaması
6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30 Haziran 2012 Tarihinde Resmi Gazete' de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yasanın en öncelikli yükümlülüklerinden biri ise, risk değerlendirmesi yapılmasının gerektiğidir. Risk değerlendirmesini yapılmadığında çalışanlar yaralanma veya can kaybı riski ile karşı karşıya kalacaktır. Risk değerlendirmesinin yapılmaması hukuki açıdan da; işyerinde işin durdurulması ve işyerinin kapatılması ile yaptırımı ile karşı karşıya kalacaktır. Bu çalışmada İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile özellikle Risk Değerlendirme Yönetmeliği ve bağlantılı yayınlar çerçevesinde, risk değerlendirmesine ilişkin ayrıntıların ortaya konulması amaçlanmış ve örnek tablolar yardımıyla risk değerlendirmesinin nasıl yapılması gerektiği belirgin hale getirilmeye çalışılmıştır. Yapılan bu çalışmada bir Meslek Yüksekokulunda iş sağlığı ve güvenliği kapsamında işyerindeki meydana gelebilecek potansiyel tehlike ve risklerin belirlenmesi, alınmış olan önlemlerin yeterliliğinin sorgulanması, gerekli kontroller yapılıp önlemlerinin belirlenmesi, benzer okullarda yapılmış risk değerlendirme çalışmalarını karşılaştırmak ve yöntemi geliştirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın yapıldığı Meslek Yüksekokulu yerleşkesinde bütün bağımsız bölümlerinde 5X5 L tipi matris risk değerlendirme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Risk değerlendirmesi yapılırken, birimlerdeki çalışanlarla görüşmeler yapılmış, gözlem yapılmış ve ilgili yönetmelikler kullanılmıştır.
Yeraltı maden ocaklarında iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ve örnek risk analizi çalışması
Tez çalışmasında ilk olarak yeraltı maden ocaklarında iş sağlığı ve güvenliği başta olmak üzere sektörde karşılaşılan iş kazası ve meslek hastalıklarıyla ilgili bilgilere yer verilmiştir. Bu çalışmada metodoloji olarak Fine-Kinney risk değerlendirme yöntemi kullanılmıştır. Yeraltı kömür madeni işletmesinde tahkimat, nakliye, havalandırma, maden sahası, yeraltı toz ve gaz patlaması, yeraltı üretim yöntemleri, vagonlar ve raylar, stok alanı, toza, titreşime ve gürültüye maruziyet, elektrik, ergonomi, hijyen, çevresel faktörler, bakım ve onarım, kişisel koruyucu donanım, hava kompresörü, yangın, teknik personel bulundurma, personel işe başlatma, ağaç kullandırma atölyesi, yaşam (sığınma) odası faaliyetleri sırasında iş sağlığı ve güvenliği tehlike ve risklerinin tespit edilmesi ile bu risklere karşı ne tür önlemler alınabileceğinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Tespit edilen mevcut tehlike riskler tespit edilmiş olup düzenleyici önleyici faaliyetlere sonrasında kalan risklere yer verilerek çıkan sonuçlar değerlendirilmiştir. Ayrıca literatürdeki benzer konularla karşılaşması yapılmıştır. Sonuç olarak, maden sahası, elektrik ve yangın en yüksek risk faaliyet alanları olarak tespit edilmiştir. Bu doğrultuda gerekli düzenlemeler yapılarak sektörün paydaşlarına çözüm önerileri bulunulmuştur.
Ankara Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran yetişkin hastalarda SCORE-2 ile kardiyovasküler hastalık risk tahmini ve kardiyovasküler hastalık risk faktörü bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniklerine herhangi bir şikayetle başvuran 40-69 yaş arasında görünüşte sağlıklı kişilerde, SCORE-2 risk tahmin modeliyle kardiyovasküler hastalık riski hesaplamak ve bu kişilerin kardiyovasküler hastalıklar konusunda bilgi düzeylerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel, tanımlayıcı tipte bir araştırma olup Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniklerine 16.08.2022- 03.01.2023 tarihleri arasında başvuran görünüşte sağlıklı kişiler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dahil edilme kriterleri; 40-69 yaş arası olmak, bilinen Aterosklerotik Kardiyovasküler Hastalığa, Diyabetes Mellitus'a ve Kronik Böbrek Hastalığına sahip olmamak, gebe olmamak ve son bir yıl içerisinde ölçülmüş açlık kan glukozu ve lipit profiline sahip olmaktır. Çalışmaya dahil edilen kişilere sosyodemografik özellikleri ve tıbbi bilgileri hakkında anket uygulanarak veri toplanmıştır. Kardiyovasküler risk faktörleri hakkında bilgi düzeylerini belirlemek için Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği (KARRİF-BD) kullanılmıştır. Kardiyovasküler riski değerlendirmek için Systematic Coronary Risk Evaluation-2 (SCORE-2) risk tahmin modeli kullanılmıştır. Risk tahmini yapmak için veri toplarken kişilerin boy, kilo, bel çevreleri ölçülerek, en az 5 dakika dinlenmiş vaziyetteyken kan basıncı ölçümü yapılmıştır. Non-HDL kolesterol ve diğer lipit parametrelerine ulaşmak için hastanemizde son 1 yıl içerisindeki ölçülmüş değerleri gerekli izinler alındıktan sonra kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 136'sı (%69,4) kadın, 60'ı (%30,6) erkek toplam 196 hasta dahil edilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 49,44 (±6,20)'tür. Hastaların risk düzeylerine bakıldığında SCORE-2 risk kategorilerine göre; 112 (%57,2) hastanın düşük-orta riskli, 73 (%37,2) hastanın yüksek riskli ve 11 (%5,6) hastanın çok yüksek riskli olduğu görülmüştür. SCORE-2 ile yaşın (p<0,001), cinsiyetin (p<0,001), eğitim düzeyinin (p=0,023), çalışma durumunun (p=0,010), hipotiroidinin (p=0,018), sigara kullanımının (p<0,001), menopoza girmenin (p=0,028), kan basıncının (p<0,001), lipit değerlerinin ( total kolesterol: p=0,014, HDL kolesterol: p<0,001, non-HDL kolesterol: p<0,001, LDL kolesterol: p=0,002, Trigliserid: p<0,001) ve bel çevresinin (p=0,010) anlamlı bir ilişkide olduğu saptanmıştır. KARRİF-BD ölçeğinden alınan en düşük puan 11 iken, en yükseğinin 27 olduğu ve alınan puanların ortalamasının 22,17 (±3,36) olduğu tespit edilmiştir. Hastaların SCORE-2 risk düzeyleri ile KARRİF-BD ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmamıştır. Sonuç: Hastalarımızın yarısından fazlası düşük-orta riske sahiptir ancak yüksek riskli kategorilere sahip olanların toplam sayısı da düşük-orta risktekilere yakındır. Hastalarımızın bilgi düzeyi ortalaması yüksek seviyelerde bulunmuştur. Bu bilgi düzeyinin farkındalığa dönüştürülmesi için, hastalarımızda riskin uygun şekilde değerlendirilmesi ve riskin hastaya etkili bir şekilde iletilmesi önemlidir. Çeşitli risk düzeylerine sahip hastalarımızda ve özellikle yüksek risk kategorisinde olanlarda risk faktörlerinin belirlenip tedavisi için bireysel düzeyde müdahaleler düşünmek ve bu konuda etkili bir iletişim kurmak gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: KVH risk faktörleri, KVH riski değerlendirme, SCORE-2 risk tahmini, KARRİF-BD ölçeği
Maksillada uygulanan All-on-four konseptinde posterior bölgedeki açılı implantların bukko-palatinal yöndeki açı sapmalarında implant çevresi kemikte oluşan streslerin sonlu elemanlar analizi ile ölçülmesi
Dental implantlar diş eksikliklerinin giderilmesinde yaygın uygulanan bir tedavi seçeneğidir. Özellikle tam dişsiz hastalarda sabit restorasyonlara ulaşabilmek implantlarla mümkün kılınmaktadır. Yetersiz alveoler kret hacmine sahip veya sarkmış maksiller sinüs varlığı olan tam dişsiz hastalarda implant cerrahisi yapılabilmesi için öncesinde çeşitli ogmentasyon teknikleri veya sinüs ogmentasyon cerrahisi uygulanması gerekebilmektedir. Bu durum hem cerrahi süresini hem de tedavi sürecini uzatmaktadır. Nispeten yeni bir tedavi alternatifi olan All-on-four tedavi protokolü bu olumsuz durumların önüne geçmek için geliştirilmiş ve günümüzde diş hekimleri tarafından daha sık uygulanır hale gelmiştir. Maksillaya uygulanan All-on-four yöntemi posterior bölgede maksiller sinüs anterior duvar morfolojisine paralel olacak şekilde iki adet distal açılı ve anterior bölgede iki adet vertikal yönde olmak üzere toplam dört adet implantın yerleştirildiği bir tedavi şeklidir. İmplantların doğru açı ve konumda yerleştirilmesinin zor olduğu bu tedavide, rehberli cerrahilerin yeteri kadar yaygın olmaması implantların planlanandan farklı pozisyonlanmasına sebep olabilmektedir. Bu durum da çiğneme kuvvetleri altında implantlar ve peri-implant kemikler üzerinde oluşan stres miktarını değiştirmektedir. Günümüzde All-on-four tedavisiyle ilgili klinik çalışmalara ek olarak sonlu elemanlar analizi ile de pek çok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmada, sonlu elemanlar analizi ile oluşturulan maksilla modellerine All-on-four konseptine göre implantlar yerleştirilmiş; posterior yerleşimli 17, 30 ve 45 derece meziodistal açılı implantlar bukkopalatinal yönde bukkale ve palatinale açılandırılarak ve açılandırılmadan vertikal olarak yerleştirilerek 9 adet model oluşturulmuştur. Oluşturulan modellerde implantların üzerine yerleştirilen protezin kantilever kısmına vertikal ve oblik yönde 150'şer Newton olacak şekilde toplam 300 Newtonluk kuvvet uygulanarak peri-implant kemikte oluşan stresler ölçülmüş ve rezorpsiyon risk analiz değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen bulgularda peri-implant kemikte meydana gelen stres değerlerini esas etkileyen etkenin implantların uzun aksı ile kuvvetin yönü arasındaki ilişki olduğu gözlenmiştir. İmplantların meziodistal yöndeki açısı arttıkça rezopsiyon risk değerlerinin yükseldiği tespit edilmiştir. Dahası, meziodistal olarak aynı açıda yerleştirilen implant modellerinde apikali palatinale doğru açılandırılmış olan implantların çevresindeki kemikte stres daha yüksek olarak bulunmuş ve rezorpsiyon risk değerleri yüksek ölçülmüştür
İş sağlığı ve güvenliği risk değerlendirme yöntemlerinin bulanık mantık yaklaşımı ile analizi: KOBİ uygulama örneği
Bilim, sanayi ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak iş sağlığı ve güvenliği alanındaki risk sayısının ve çeşitliliğinin artması ile birlikte ayrıca bu konudaki yasal zorunluluklar nedeniyle risk değerlendirme kavramı önem kazanmıştır. Ülkemizde iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenebilmesi için 2012 yılında müstakil 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkartılmıştır. Bu kanunun önleyici yaklaşımının temelinde risk değerlendirmesi yer almaktadır. Bu tez çalışmasında, KOBİ'lerde yaygın olarak kullanılan dört farklı risk değerlendirme yöntemi analiz edilmiş ve bu yöntemler bir KOBİ'de uygulanmıştır. Bu yöntemler; "3T Risk Değerlendirme Yöntemi", "5x5 L Tipi Matris Risk Değerlendirme Yöntemi", "Fine-Kinney Risk Değerlendirme Yöntemi" ve "Hata Türü Etkileri Analizi Risk Değerlendirme Yöntemi"dir. Bu çalışmadaki risk değerlendirme uygulaması diğer KOBİ'ler için de örnek teşkil etmektedir. Yukarıda bahsedilen dört farklı risk değerlendirme yönteminden ayrı ayrı elde edilen risk öncelik skorları, MATLAB ve Simulink ortamında bulanık mantık yaklaşımı ile analiz edilerek, bu dört risk değerlendirme yöntemini kapsayan tek bir çıkarım elde edilmiştir. Yapılan bu çalışmada; "çok düşük", "düşük", "orta", "yüksek" ve "çok yüksek" gibi kesinlik ifade eden risk önem dereceleri, belirli bulanıklık derecelerinde ifade edilebilen risk önem derecelerine dönüştürülerek, bu dört yöntemin ortak sonucunu kapsayan tek bir risk önem derecesi elde edilmiştir. Bu sayede işletmedeki tüm riskler için risk hiyerarşisi elde edilmiştir.