Dental cements
154 theses under this subject heading
Şeffaf plak ataşman yapımında kullanılan farklı kompozit materyallerinin uygulama süresi, yüzey pürüzlülüğü ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ataşman yapımına yönelik özel olarak üretilmiş Gc Aligner Connect (GC Corp, Tokyo, Japan) kompozit rezini ve farklı viskozitelerdeki 3 kompozit rezini (Gc Ortho Connect (GC Corp, Tokyo, Japan), Z350 XT (3M Unitek, Monrovia, CA, USA), Filtek Z350 XT Universal (3M Unitek, Monrovia, CA, USA)), üçüncü nesil LED ışık (VALO Ortho; Ultradent Products, South Jordan, Utah) cihazı ile polimerize ederek şeffaf plak ataşmanları elde etmek, sonra da elde edilen bu ataşmanları çalışma süreleri, yerleştirme doğrululukları, yüzey pürüzlülükleri ve dişlere bağlanma dayanıklılıkları bakımından karşılaştırmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmada 160 adet üst küçük azı dişi her bir grupta 40 adet diş olacak şekilde 4 farklı gruba ayrılmıştır (Grup 1: Gc Aligner Connect, Grup 2: Gc Ortho Connect, Grup 3: 3M Z350 XT akışkan ve Grup 4: Filtek Z350 XT Universal). Gruplar kendi içerisinde A ve B olarak 20 dişten oluşan 2 alt gruba ayrılmıştır. A grubundaki dişlere ışık cihazı ile 10 saniye boyunca 1000 mW/cm2 güç, B grubundaki dişlere ise 3 saniye boyunca 3200 mW/cm2 güç uygulanmıştır. Daha sonra örnekler ataşman yapıştırma süreleri, yüzey pürüzlülüğü, yerleştirme doğruluğu ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmıştır. Bulgular: Gc Ortho Connect rezinin kısa süreli ve yüksek güçte ışık uygulanan alt grubunun en kısa toplam ataşman uygulama zamanına sahip olduğu bulunmuştur (115,15±10,65 saniye). En uzun toplam ataşman uygulama süresi ise yüksek viskoziteli Filtek Z350 XT Universal kompozit rezin için bulunmuştur (282,64±43,27 saniye). Işık cihazının 10 saniye ve 1000 mW/cm2 uygulandığı durumda, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve Universal kompozit rezinlerinin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (3-1, p<0,001) (3-2, p=0,002) (3-4, p=0,005). Işık cihazının 3 saniye uygulandığı durumda ise 3M Z350 XT akışkan ve Universal kompozit rezinlerin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect kompozit rezininin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,001) (1-4, p<0,001). Tüm kompozit rezin gruplarında 'eksiklik' ölçüm ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilememiştir. 10 saniye süre ile ışık uygulanan durumda ataşman yüzey pürüzlülük ölçümlerine göre GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinlerin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamaları, Universal kompozit rezinin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (p<0,005). 3 saniye ışık uygulamasının sonuçlarına göre GC Aligner Connect kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalaması, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,010) (1-3, p=0,032). Işık cihazının 10 saniye süre ve 1000 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarında ataşmanların dişlere bağlanma kuvvetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. 3 saniye süre ve 3200 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarda ise Universal kompozit rezinin bağlanma dayanıklılığı ortalaması (19,27±6,37 MPa), GC Aligner Connect (11,42±2,54 MPa) ve GC Ortho Connect (14,43±4,61MPa) kompozit rezinlerinin ortalamasından yüksek bulunmuştur (4-1, p<0,001) (4-2, p=0,015). Kompozit rezin gruplarının kendi içerisinde ışık faktörüne göre bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmasına bakıldığında Universal kompozit rezinin 3 saniye ışık faktörü için bağlanma dayanıklılığı ölçüm ortalaması (19,27 ± 6,37 MPa) 10 saniye ışık faktörü için olan ölçüm ortalamasından (15,75±3,90 MPa) yüksek bulunmuştur (B-A, p=0,041). 10 saniye ışık faktörü için ARI skorları ile kompozit rezin grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmemiştir (p=0,124). 3 saniye ışık faktörü için ARI skoru 0 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla GC Aligner Connect ve GC Ortho Connect olduğu ve ARI skoru 2 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla 3M Z350 XT akışkan ve Universal olduğu tespit edilmiştir.Sonuç: Şeffaf plak ataşman yapımı için farklı viskozitelerde kompozit rezinler tercih edilebilir. Kompozit rezin seçimi klinisyenin beklentileri doğrultusunda değişebilir. Düşük ve yüksek viskoziteli kompozit rezinlerle ataşman yapımı mümkün görünmektedir. Anahtar Kelimeler: Şeffaf plak, kompozit rezin, ataşman
The evaluation of the influence of different finishing line depth on strength of CAD/CAM restorations
The aim of this study is to evaluate the effects of different shoulder finishing line depth (0.5 mm, 1.0 mm and 1.5 mm) on fracture strength of coping design as one type of CAD/CAM restorations. Using Lithium disilicate (IPS e-max CAD; Ivoclar Viva dent) and Feldspathic block (CEREC blocks; Sirona) materials for milling of three type of design according to the finishing line depth (FLD), which was done with Cerec inLab software program (Version, 4.2.0.57192) with 120 μ cement film thicknesses. A total of 72 specimens of coping design were prepared as monolithic crown on 72 novel nickel chrome dies. Each with a diameter of 8 mm and height of 6 mm as they were used to support the restoration. 12 specimens of coping design for each material and finishing line depth where prepared, to be in three groups according to FLD. Panavia V5 resin cement system where used as a luting agent for fixation of each coping restorations. For the measurement of fracture resistance value, each sample where subjected to fracture test with a universal test machine.It was found that Lithium disilicate crowns with 1.5 mm thickness of marginal design showed the maximum mean value of fracture strength of about 2721 ± 967 N among all the groups, whereas, the minimum mean valueof fracture strength was recorded with Feldspathic one with 1296.7 ± 642 N at the same depth of shoulder finishing line (1.5 mm). Kruskal –Wallis and Mann-Whitney testsas well as Annova test were performed to compare all groups with different P values. Concluded that the effect of different depth of finishing line on the fracture strength of CAD/CAM restoration material was evedent with variable results wich was related to different factors. As it is clear from the results of the present investigation. Lithium disilicate crown material seems to be increased their strength to fracture as the finishing line depth where increased. While in case of Feldspathic restorations, the strength where increased from 0.5 mm to 1.0 mm depth of finishing line restorations, but the strength were decreased, when the marginal depth increased to be 1.5 mm.
Farklı simanlarla simante edilen cam seramik örneklerinin hızlı yaşlandırma süreci sonucunda bağlanma dayanımının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı farklı simanların yaşlandırma işlemi sonucunda seramiğe bağlanma dayanımının incelenmesidir. Çalışmamız için her siman grubu için 12 örnek olmak üzere 20 grup için toplam 240 seramik kesiti kullanıldı. Feldspatik seramikten elde edilen bu kesitlere Panavia V5, Rely X U200, G-CEM LinkForce, RelyX Veneer ve Variolink Esthetic olmak üzere beş farklı siman simante edildi. Her grup siman dört gruba ayrılıp üç grubuna farklı devirlerde (1750, 3500, 7000) termal siklus uygulaması yapıldı. Bir gruba hiç bir yaşlandırma işlemi uygulanmadı. Tüm gruplara shear testi uygulandı. Sonrasında makaslama bağlanma değerleri istatistiksel olarak değerlendirildi. Yaşlandırma işlemi sonrasında simanlar kendi içinde değerlendirildiğinde, makaslama bağlanma değerleri, tüm siman gruplarında genel olarak bir azalma göstermesine karşın bu azalma Panavia V5, RelyX Veneer ve Variolink Esthetic için istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0,05) Yaşlandırma zamanları bakımından simanlar birbirleriyle karşılaştırıldığında kontrol grubu ve 7000 devir uygulanmış gruplarda simanlar arasında bulunan fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. 1750 devir uygulanmış gruplarda Panavia V5 ve GCem LinkForce, light cure olan RelyX Veneer ve Variolink Esthetic simandan yüksek bağlanma dayanım değeri göstermiştir.(p<0,05) 3500 devir uygulamada da aynı sonuçlar gözlenmiş olup ilave olarak RelyX U 200 simanda RelyX Veneer ve Variolink Esthetic simandan yüksek bağlanma dayanım değeri göstermiştir. (p<0,05) Yaşlandırma işlemi sonrası bağlanma dayanımının azalması siman seramik arayüzündeki bağın su emilimi göstermesine bağlanmaktadır. Restorasyonlarda kullanılacak rezin siman seçimi yapılırken, yaşlandırma işlemi sonrası bağ kuvvetini uzun dönemli koruyan simanlar seçilmesi klinik başarıyı olumlu etkileyecektir.
Zirkonyum kor ve farklı simanlar kullanılarak simante edilen cam seramik kronların hızlı yaşlandırma sonrası renk değişiminin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, 3 farklı dual cure rezin simanla (Rely X U200, G-CEM LinkForce ve Panavia V5) zirkonyum kor üzerine simante edilen aynı renk, form ve kalınlıktaki feldspatik cam seramik (Cerec Blocs) kronların termal siklus cihazında hızlı yaşlandırma sonrası meydana gelen renk değişimlerinin araştırılmasıdır. CAD/CAM sistemi (Cerec AC) kullanılarak 1 mm kalınlık ve 100 μ siman aralığına sahip feldspatik cam seramik (Cerec Blocs) kronlar ve zirkonyum güdükler üretildi. Her dual-cure siman için 15'şer örnek elde edilmiş olup toplamda 45 kron üretildi. Renk ölçümleri simantasyondan 24 saat sonra ve sırasıyla 1750, 3500 ve 7000 termal döngü yaşlandırmadan sonra spektrofotometre (SpectroShade Micro) cihazı ile her örnek için ayrı ayrı yapıldı. Elde edilen renk bulguları CIEDE2000 renk farkı formülasyonuyla hesaplandı ve her araştırma grubunun ΔE00 değerleri elde edildi. 7000 termal döngü yaşlandırmadan sonra en az renk değişimi Panavia V5 siman grubundaki örneklerde meydana geldi (ΔE00: 0.97). Rely X U200 siman grubu örneklerinin ortalama ΔE00 değeri 1.08 iken G-CEM LinkForce siman grubunda örneklerde ortalama ΔE00: 1.41 olarak bulundu. Termal döngü sayısı arttıkça her 3 dual cure simanda da ortalama ΔE00 değeri artmıştır. En hızlı renk farklılığı 1750 termal döngüden sonra meydana geldi. 3500 ve 7000 termal döngüden sonra ise renk farklılığı daha yavaş olmaktadır. Panavia V5 rezin simanın içeriğinde amin ajanı olmaması ve Rely X U200 rezin simanın içeriğinde benzoil peroksit ajanının olmaması bu simanlarda rengin daha stabil kalmasını sağlamıştır.
Farklı hibrit CAD/CAM bloklarından çeşitli kalınlıklarda üretilen kronların rezin simanlarla maskeleme etkinliğinin değerlendirilmesi
Farklı Hibrit CAD/CAM Bloklarından Farklı Kalınlıklarda Üretilen Kronların Rezin Simanlarla Maskeleme Etkinliğinin Değerlendirilmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Van, 2019. Üstün estetik özellikleri ve elastik özelliklerinin diş dokusuna yakın olması ile hibrit seramikler sıklıkla kullanılmaktadır.Hibrit seramikler diş hekimliğinde restorasyon yapımında alt yapının renginin yansımasıdır. Bu alt yapının maskelenmesi için farklı yöntemler mevcuttur. Bu tez çalışmasının amacı, farklı kalınlıklardaki farklı hibrit seramiklerin alt yapı renginin maskeleme etkinliğini araştırmaktır. Çalışmada 4 değişik içeriğe sahip CAD/CAM bloklardan (Cerec blok, GC Cerasmart, Vita Enamic, 3M Lava Ultimate) 1 mm 1,5 mm ve 2 mm kalınlıkta olmak üzere her bir gruba ait 10'ar örnek olacak şekilde toplam 120 test örneği hazırlanmıştır. Çalışmada, test örnekleri isomet bıçağı ile, 100N basınçla, distile su altında kesilerek hazırlanmıştır. Alt yapı olarak A3 renginde Kuraray kompozit kullanılmıştır. Örneklerin simantasyonu için A2 renginde G-CEM Link Force rezin siman kullanılmıştır. Örnekler asitleme ve bonding işleminden sonra alt yapılara 10N sabit basınç altında rezin siman ile simante edilmiştir. Simantasyon işleminden sonra tüm örnekler, etüv cihazında 37 derecede 24 saat boyunca bekletilmiştir. Her bir gruba ait örnekler spektrofotometre cihazı (Spekctroshade Verona, İtalya) ile 5 tekrar ile ölçülmüştür. Örneklere ait L,a,b değerleri excell programına kaydedilmiş ve değerlerin ortalamaları alınmıştır. Renkteki değişiklikler ΔE formülüyle hesaplanmıştır. Örneklere ait değerler ΔE cinsinden SPSS programına kaydedilmiş ve istatistik analiz yapılmıştır. İstatistiksel analiz için Kruskal Wallis test ve ikili karşılaştırmalarında Dunn's testi kullanılmıştır. Anlamlılık en az p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; kalınlığın translüsentlik üzerinde istatistiksel olarak ciddi fark yarattığı bulunmuştur. Seramik kalınlığı arttıkça alt yapı renginin daha iyi maskelendiğini görülmüştür. Materyal açısından en etkili maskeleme etkinliğine sahip olarak GC Cerasmart bulunmuştur. En düşük maskeleme etkinliğinin Cerec bloklarda olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, Hibrit Seramik, Maskeleme
Sabit ortodontik tedavide kullanılan farklı adeziv materyallerinin minenin renk değişimine etkisi
Bu araştırmada sabit ortodontik ataşmanların yapıştırılmasında kullanılan dört farklı adevize bağlı mine yüzeyinde gözlenen renk değişimlerinin tedavi öncesi ve sonrası spektrofotometre ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Van Yüzüncü Yıl Ünivesitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ana Bilim Dalı'na çekimsiz sabit ortodontik tedavi amacıyla başvurmuş 25 birey dahil edilmiştir. Sabit ortodontik ataşmanların yapıştırılmasında rastgeleleştirme yöntemiyle her bireyin bir yarım çenesinde farklı bir adeziv olacak şekilde Transbond XT (3M Unitek, Monrovia, CA, ABD), Kurasper F (Kuraray Europe GmbH, Frankfurt, Almanya), Grengloo (Ormco Corporation, Glendora, CA, ABD) ve Light Bond (Relience Orthodontic Products, Itasca, IL, ABD) kullanılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası renk ölçümleri maksiller ve mandibular santral, lateral ve kanin dişlerin bukkal yüzlerinin orta üçlüsünden Spectro Shade Micro (MHT, İnternational, Verona, Italy) kullanılarak yapılmıştır. Diş renginin belirlenmesinde rengin koordinatlarını L*, a* ve b* sembolleriyle ifade eden CIE L*a*b* sistemi temel alınmış ve renk değişimleri (∆E) hesaplanmıştır. Farklı gruplar için renk değişimlerinin karşılaştırılmasında iki faktörlü tekrarlanan ölçümlü varyans analizini takiben Tukey post-hoc testi kullanılmıştır. Ortalama tedavi süresinin 1,45 yıl olduğu araştırmamızda grup içlerinde L* ve b* değerlerinde tedavi sonrasında tedavi öncesine oranla anlamlı azalma meydana geldiği, a* değerlerindeki değişimin ise anlamlı olmadığı belirlenmiştir. ∆L, ∆a ve ∆b değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadığı gözlenmiştir. ∆E değerleri bakımından Kurasper F grubunda Grengloo ve Light Bond gruplarından daha az değişim meydana geldiği saptanmıştır. Kurasper F ve Transbond XT grupları arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır. Ancak sadece Kurasper F grubu ile Grengloo ve Light bond grupları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Klinik olarak değerlendirildiğinde, ∆E değerlerinin 1,69 ile 2,10 arasında değiştiği ve kabul edilebilir bir renk değişiminin meydana geldiği görülmüştür. Araştırmamızın sonuçlarına göre azdan çoğa doğru renk değişiminin sırasıyla Kurasper F, Transbond XT, Grengloo ve Light Bond gruplarında gözlendiği belirlenmiştir. Ancak, sadece Kurasper F grubu ile Grengloo ve Light bond grupları arasındaki fark istatistik olarak anlamlı bulunmuştur.
Rezin siman ve alt yapı renginin farklı içerikteki seramik CAD/CAM bloklarının renk özellikleri üzerine etkisi
Estetik restorasyonlarda istenilen rengin elde edilebilmesi, kullanılan seramiğin yapısı, ışık geçirgenliği, kalınlığı, alttaki dişin rengi ve kullanılan kompozit rezin simanının rengi ve ışık geçirgenliği gibi faktörlere bağlıdır. Bu bilgilerin doğrultusunda planladığımız tez çalışmamızın amacı, farklı renkteki dişleri taklit eden kompozit alt yapı rengi, kullanılan seramik çeşidi ve rezin siman renginin restorasyonların final rengi üzerine etkisini değerlendirmektir. A2 renkte ve HT ışık geçirgenliğinde üretilmiş nanoseramik Cerasmart (GC Corp, Tokyo, Japonya) ve lösitle güçlendindirilmiş feldspatik seramik Initial LRF (GC Corp, Tokyo, Japonya) CAD/CAM bloklarından kesme cihazında 400 devir/dk. hızla ve su soğutması altında 0,8±0,02 mm kalınlığında seramik örnek dilimleri hazırlandı. Prepare edilmiş dişleri temsil etmek amacıyla, üretici firma tarafından A1 ve A3 renkte üretilmiş kompozit rezin kullanılarak 4 mm kalınlıkta alt yapı örneği elde edildi. Siman renginin; farklı içerikteki seramik örneklerin, farklı renkteki alt yapılara simantasyonunda final rengi üzerine etkisinin değerlendirilmesi için; dual polimerize rezin simanın (Variolink II Try-In; Ivoclar-Vivadent, Almanya) neutral(N), warm(W) ve translüsent (Tr) olmak üzere 3 farklı rengi kullanıldı. Çalışmada renk ölçümleri spektrofotometre cihazı ile yapıldı. Her ölçümdeki L, a, b değerleri kullanılarak CIEDE2000 formülüne göre ∆E00 hesaplandı. ∆E00 değerleri istatistiksel olarak değerlendirildi ve p<0.05 anlamlı kabul edildi. Çalışmamızda Initial LRF seramiklere A1 ve A3 alt yapılarında, light siman uygulaması sonrası ∆E00 ölçüm değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Diğer gruplarda anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak restorasyonun final rengi üzerinde materyal içeriğinin herhangi bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. Koyu alt yapının ince seramik restorasyonlarda daha fazla renk değişimine neden olacağı sonucuna varılmıştır.
CAD/CAM sistemi ile üretilen hibrid seramik inley ve onley restorasyonların adezyonunda farklı rezin simanların etkisinin klinik olarak karşılaştırılması
CANATAN, S. CAD/CAM Sistemi İle Üretilen Hibrit Seramik İnley ve Onley Restorasyonların Adezyonunda Farklı Rezin Simanların Etkisinin Klinik Olarak Karşılaştırılması. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Programı Uzmanlık Tezi, Ankara, 2020. Bu klinik çalışmanın amacı, CAD/CAM sistemi kullanılarak hibrit seramikten üretilen inley/onley restorasyonların simantasyonunda farklı içerik ve uygulama yöntemi olan iki farklı adeziv rezin simanın klinik olarak karşılaştırılmasının incelenmesidir. Bu amaçla, Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Klinik Çalışmalar Etik Kurul onayından sonra, CEREC Omnicam (Sirona Dental, Bensheim, Almanya) sistemi kullanılarak Cerasmart (GC, Tokyo, Japonya) hibrit nanoseramik bloktan posterior vital dişlerde 70 inley/onley restorasyonu üretilmiştir. Her grup 35'er restorasyon olmak üzere rastgele iki gruba ayrılmıştır. Bir grup, self adeziv rezin siman RelyX U200 Automix (3M ESPE, Seefeld, Almanya) ile, diğer grup etch and rinse adeziv rezin siman G-Cem LinkForce (GC, Tokyo, Japonya) ile dişlere simante edilmiştir. Restorasyonlar, birbirleriyle kalibre iki hekim tarafından modifiye USPHS kriterlerine göre 6, 12 ve 18. aylarda değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 23.0 programı ile yapılmıştır. Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar Ki-kare (χ2) testi ve Friedman testi kullanılarak analiz edilmiştir. Tüm restorasyonlar modifiye USPHS kriterlerine göre klinik olarak kabul edilebilir seviyede başarılı bulunmuştur. RelyX U200 Automix self adeziv rezin siman uygulanan restorasyonların ağızda kalım oranı %94.3, G-Cem LinkForce etch and rinse adeziv rezin siman uygulanan restorasyonların ağızda kalım oranı %91,4 olarak değerlendirilmiş ve her iki simanın klinik performansları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. 18 ay sonunda, CAD/CAM sistemi kullanılarak hibrit seramikten üretilen inley/onley restorasyonların vital posterior dişlere simantasyonunda her iki siman sistemi benzer klinik performans sergilemiştir.
Üniversal adezivlerin farklı biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılığına etkisi
Bu in vitro çalışmanın amacı; restoratif diş hekimliğinde pulpa kaplaması veya kaide olarak sıklıkla kullanılan biyoaktif materyaller olan kalsiyum silikat dolduruculu rezin içerikli liner (TheraCal LC), rezin modifiye cam iyonomer siman (Riva LC), geleneksel cam iyonomer siman (Riva SC) ve mineral trioksit agregatın (BioMTA+) kompozit restorasyonlar altında kullanıldığında, farklı üniversal adeziv sistemlerin (Single Bond Üniversal Adeziv, 3M ve Prime&Bond Üniversal, Dentsply), bu biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılıklarının incelenmesidir. Kesme bağlanma dayanıklılığı analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar dişleri separe yardımıyla köklerinden ayrılmış ve akrilik bloklar içine yerleştirilmiştir. Bukkal yüzeylerinde dentin dokusu açığa çıkarılan örnekler rastgele 8 gruba ayrılmıştır (G1: Theracal LC + Single Bond (SB) (T-SB), G2: Riva LC + SB (RLC-SB), G3: Riva SC + SB (RSC-SB), G4: BioMTA+ + SB (M-SB), G5: Theracal LC + Prime&Bond (PB) (T-PB), G6: Riva LC + PB (RLC-PB), G7: Riva SC 4 PB (RSC-PB), G8: BioMTA+ + PB (M-PB)) (n=10). 1 mm çapındaki fissür frezlerle dentin dokusu içerisinde 1 mm çapında ve 1 mm derinliğinde su soğutması altında preparasyonlar yapılmış, 80 adet örnek içindeki preparasyonlar eşit sayıda olacak şekilde (n=20) bahsedilen 4 farklı biyomateryal ile doldurulmuştur. Dentin ve biyomateryal kompleksini kaplayacak şekilde 15 sn süreyle %37 ortofosforik asit uygulaması yapılmış ve suyla yıkanıp kurutulmuştur. Hazırlanan örneklerin yarısına Single Bond Üniversal Adeziv (3M), diğer yarısına ise Prime&Bond Üniversal (Dentsply) adeziv sistemi uygulanarak 2 mm yükseklik ve 2 mm çapındaki kompozit bloklar bağlanmıştır. Hazırlık aşaması tamamlanan örnekler 37C'de 48 saat süreyle distile suda bekletilmiştir. Örnekler, 37C, 5C ve 55C'lerde 10.000 termal siklus döngüsüne maruz bırakılmıştır. Bu işlemleri takiben, tüm örneklere üniversal test cihazında 0,5 mm/dk kafa hızı ile başarısızlık meydana gelene kadar yük uygulanmıştır. Kırılan örnekler x10 büyütmeli bir stereomikroskop yardımıyla kırılma tiplerinin analizi için incelenmiştir. Elde edilen veriler T-testi ve iki yönlü ANOVA testleriyle analiz edilmiştir. Kesme bağlanma dayanıklılık verilerinin değerlendirilmesinin sonucunda, en yüksek bağlanma dayanıklılığını Theracal LC göstermiştir (p<0,05). Bağlanma dayanıklılığı en düşük olan materyal ise BioMTA+ olarak tespit edilmiştir (p<0,05). Test edilen tüm materyaller için bağlanma dayanıklılık değerleri Theracal LC> Riva LC> Riva SC> BioMTA+ şeklinde sıralanabilir. Kullanılan iki farklı üniversal adezivin bağlanma dayanıklılığına etkisi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kırılma tipi sonuçlarına göre, Theracal LC ve Riva LC için adeziv başarısızlık, BioMTA+ için koheziv başarısızlık en yaygın görülen kırılma tipi olmuştur.
Aşırı madde kaybı olan kanal tedavili dişlerde endokron ve tam porselen kron restorasyonların etkinliğinin prospektif olarak değerlendirilmesi
Aşırı madde kaybı olan endodontik tedavili dişlerde geleneksel tedavi yaklaşımı post-kor destekli kron restorasyonlarınındır. Yapılmış olan çalışmalar değerlendirildiğinde post'un retansiyon kaybı veya kırılmasının yanı sıra karşılaşabilecek bir diğer komplikasyon ise kök kırıklarıdır. Endokronlar çoğu zaman hiç kök desteği olmadan ve ya çok kısa kök uzantılı olup, adeziv bir şekilde diş dokusuna bağlanan, pulpa odasını içeren bir santral retansiyon kavitesine sahip tam porselen restorasyonlardır. Bu çalışmanın amacı aşırı madde kaybına sahip kanal tedavili dişlerde geleneksel tedaviye alternatif olarak endokron restorasyonlarının başarısının klinik olarak değerlendirilmesidir. Bu amaçla Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Klinik Çalışmalar Etik Kurul onayından sonra, 34 hastada 1. ve 2. Molar dişleri dahil edilmek üzere toplam 40 diş eşit sayıda tam porselen kron ve endokron restorasyonu yapılacak şekilde rastgele olarak 2 gruba ayrıldı: post-kor destekli tam porselen kron, endokron. Restorasyonlar indirekt yöntem kullanarak aynı CAD/CAM cihazında üretildikten sonra, rezin simanla simante edildi. Yapılan değerlendirmede kron restorasyonlarında iki kütlesel kırık ve bir desimantasyon, endokron restorasyonlarında bir kütlesel kırık ve bir desimantasyon olduğu tespit edilmiştir. Bir yıl sonrasında değerlendirilmelerde restorasyon tipleri arasında sağkalım oranı açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Periodontal değerlendirmede cep derinliği, plak indeksi, gingival indeks değerleri restorasyon yapılmadan önceki değerler ile kontrol değerleri istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Gingival indeks ve cep derinliği açısından her iki grupta başlangıç ve son veriler karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük değerler bulunmuştur (p<0.05). Son kontrolde hasta memnuniyeti estetik ve fonksiyon açısından Likert skalası kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastalar 5 puan üzerinden ortalama estetiğe 4.3 puan , fonksiyona 4.7 puan değer vermişlerdir. Bir yıl sonrasında her iki restorasyon tipi klinik olarak kabul edilebilir performans sergilemiştir.
Kompozit tamirinde farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve yaşlandırma sürelerinin bağlanma dayanıklılığına etkisi
Bu in vitro çalışmada bir nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistem kullanılarak tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin ve farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin mikro gerilim bağlanma dayanıklılığına (μGBD) etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Güncel bir üniversal nanohibrit kompozit rezin (Harmonize, Kerr) kullanılarak, 112 adet kompozit rezin blok oluşturulmuş ve örnekler yüzey hazırlama yöntemlerine göre 4 gruba ayrılmıştır (n=28): Kontrol Grubu (Tamir uygulanmayan sağlam kompozit bloklar); Er,Cr:YSGG Lazer grubu; Air Abrazyon grubu; Silikon karbit (SiC) grubu. Ardından tüm örnekler, yaşlandırma sürelerine göre 4 alt gruba ayrılmıştır: Yaşlandırma yok; 10.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 30.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 50.000 kez termal siklusla yaşlandırma. Her gruptan rastgele seçilen birer örneğin yüzeyi Tarama Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Yüzey hazırlama işlemi uygulanan gruplarda, örnek yüzeylerine üretici firma önerilerine göre üç aşamalı bir etch&rinse adeziv (Optibond FL, Kerr) uygulanmış, aynı nanohibrit kompozit rezin kullanılarak tamir işlemi yapılmıştır. Ardından tüm örneklerden, su soğutması altında 1x1x8 mm boyutlarında çubuklar elde edilmiş, her gruptan 30'ar çubuk, 1,0 mm/dk kafa hızında μGBD testine tabi tutulmuştur. Kırılma tipleri bir stereomikroskop ile x10 büyütmede değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler, istatistiksel olarak İki Yönlü Varyans Analizi, Post-hoc Bonferroni ve Ki-Kare testleri kullanılarak analiz edilmiştir (p=0,05). Farklı yüzey hazırlama yöntemleri bir arada değerlendirildiğinde, yaşlandırma uygulanmayan ve 10.000 kez termal siklus uygulanan gruplar, 30.000 ve 50.000 kez yaşlandırma uygulanan gruplardan daha yüksek μGBD değerleri sergilemişlerdir (p<0,05). Tüm yaşlandırma süreleri birlikte değerlendirildiğinde, Air abrazyonla yüzey hazırlama yönteminin Lazer ve SiC'e kıyasla daha yüksek μGBD'ı sağladığı görülmüştür (p<0,05). Farklı yaşlandırma süreleriyle, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin etkileşimi incelendiğinde; tüm yaşlandırma sürelerinde, yüzey hazırlama yöntemleri arasında μGBD değerleri açısından anlamlı farklılıklar olduğu ve Kontrol, Lazer ve Air Abrazyon gruplarında farklı yaşlandırma sürelerinin μGBD değerleri üzerinde anlamlı değişikliklere yol açtığı bulunmuştur (p<0,05). Kırılma tipi dağılımları açısından, yüzey hazırlama yöntemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken (p˂0,001), farklı yaşlandırma sürelerine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır (p˃0,001). SEM görüntüleri, μGBD bulgularını destekler niteliktedir. Bu in vitro çalışmanın sınırlamaları dahilinde, test edilen nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistemle tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve bu etkenlerin birbirleriyle etkileşiminin μGBD'ı üzerine etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tamir, Kompozit Rezin, Etch&Rinse Adeziv, Mikro Gerilim Bağlanma Dayanıklılığı.
Çeşitli yüzey işlemleri uygulanan Rezin Matriks seramiklerin rezin siman kullanılarak dişe bağlantılarının in-vitro olarak incelenmesi
Bu in-vitro çalışmanın amacı; nanoseramik ve hibrit seramik yapıda olan üç farklı materyalin bağlantı yüzeyleri pürüzlendirildikten sonra yaşlandırma işlemi sonrası dişe bağlanma dayanımlarının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve taramalı elektron mikroskobu ile görüntülenmesidir. Bu çalışmayı gerçekleştirmek için çürüksüz insan santral, kanin ve molar dişleri seçildi ve dişlerin vestibul yüzleri kesilerek mine ve dentin yüzeyleri açığa çıkarıldı. Üç farklı rezin matriks bloktan (Enamic, Cerasmart ve Lava Ultimate) 5x5x2 mm lik kare prizma şeklinde toplam 84 adet örnek elde edildi. Bu seramik örnekler dual sertleşen rezin siman (Variolink II) ile dişlere yapıştırıldı. Her gruptan n=14 örneğe 3000 döngü termal döngü uygulandı. Makaslama bağlanma dayanımı testi universal test cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Materyallerin yapısını ve adeziv rezin siman ile dentin arasındaki bağlantı yüzeyini incelemek için elektron mikroskobu kullanıldı. Verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro Wilks testi ile incelendi. Normal dağılım gösteren veriler tek yönlü varyans analizi kullanılarak karşılaştırıldı. Gruplar arasında farklılık bulunduğu durumda Tukey HSD testi, gruplar arasında farklılık olmadığında ise Kruskal Wallis testi kullanıldı. Analizler 0.05'lik güven aralığında gerçekleştirildi. Termal döngü öncesi ve sonrası tüm gruplar için bağlanma değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Termal döngü öncesi ve sonrası bağlanma değerleri yüksekten düşüğe sırasıyla Enamic, Lava Ultimate ve Cerasmart olarak belirlendi. Termal döngü sonrası bağlanma dayanımı değerlerinde en fazla düşüş Cerasmartta görülürken en az düşüş Enamic grubunda görüldü.
Yaşlandırma işleminin translusensi'si arttırılmış monolitik zirkonya materyallerinin renk ve ışık geçirgenliklerine etkisi
Bu in-vitro çalışmanın amacı; monolitik zirkonya seramikler ile lityum disilikat içerikli cam seramiklerin translusensi ve renk stabiltesine siman uygulaması ve yaşlandırma işleminin etkisini incelemektir. Bu çalışmayı gerçekleştirmek için 0,5 mm ve 1,00 mm kalınlığında üç farklı monolitik zirkonya ile lityum disilikat cam seramik örnekler 14 x 10 mm boyutlarında A1 renginde 160 adet hazırlandı. Örnekler iki grubu ayrıldı. Dual-cure rezin siman uygulaması örneklerin yarısına uygulandı (n=80). Sonrasında tüm örnek gruplarına hızlandırılmış suni yaşlandırma işlemi uygulandı. Renk stabiliteleri ve translusensi değerleri spektrofotometre cihazı ile renk parametreleri (L, a, b, ΔE, TP) CIE Lab (Comission Internationale de L'Eclairage) renk sistemi kullanılarak, hızlandırılmış suni yaşlandırma işlemi öncesi, siman uygulaması ve yaşlandırma işlemi sonrasında ölçüldü. Sonuçlar 3 yönlü ANOVA ve Duncan testleri kullanılarak değerlendirildi. Translusensi değerleri cam seramiklerde monolitik zirkonya seramiklerden anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Siman uygulaması renk stabilitesini ve translusensiyi anlamlı olarak etkiledi. IPS e.max'te translusensi ve renk değişimi monolitik zirkonya seramiklerden daha yüksek bulundu. Yaşlandırma işlemi sonrası simansız örneklerde renk değişimi en fazla IPS e.max grubunda görüldü. Monolitik zirkonya seramiklerde renk değişim değerleri birbirine yakın bulundu.
Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin üç farklı modu kullanılarak yerleştirilen servikal kompozit restorasyonların bir yıllık klinik takibi
Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin (G-premio BOND; GC) farklı modları kullanılarak çürüksüz servikal lezyonlara yerleştirilen kompozit rezin (Essentia, GC) restorasyonların modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirilmesi amaçlandı. En az 3 çürüksüz servikal lezyonu olan 47 bireye (sigara kullanan;23, sigara kullanmayan;24) ait toplam 228 çürüksüz servikal lezyon restore edildi. Bireylerin sigara kullanma alışkanlıklarına ve universal adezivin uygulama modlarına (Etch&Rinse-ER, Selektif-Etch-SLE, Self-Etch-SE) göre 6 grup oluşturuldu. Kompozit rezin tek bir hekim tarafından tabakalı olarak yerleştirildi. Deneyimli ve kalibre başka iki araştırmacı restorasyonları 1.hafta, 3., 6. ve 12. aylarda modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirdi. Gruplar arasında ve zaman içindeki değişiklikleri incelemek amacıyla hem nitel hem de nicel değişkenler için genelleştirilmiş tahmin denklemleri yöntemi kullanıldı, (p<0,05). Bireylerin kontrollere gelme oranı %100'dü. Sigara kullanmayan grupta 6. ayda bir restorasyon (SE:1), 12 ayda bir restorasyon (ER:1) kaybedildi, bu durum istatistiksel olarak farklılık oluşturmadı (p>0,05). Modifiye USPHS kriterlerine göre sigara kullanan ve kullanmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark sadece 12. ay kontrolünde kenar renklenme bulgularında olduğu görüldü (p<0,05). Sigara kullanan grupta kullanmayanlara göre kenar renklenme riski 2,72 (%95 GA 1,36-5,45) kat fazla olup, bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Hem sigara kullanan hem de kullanmayan gruptaki tüm restorasyonlarda kenar renklenme oranı değerlendirildiğinde 3., 6. ve 12. aylarda başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fazla bulundu (p<0,05). Kenar uyumunda ise sadece başlangıç ve 12. ay kontrollerinde arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve uyumdaki bozulmanın 12. ayda daha fazla olduğu izlendi (p<0,001). Universal adezivin farklı modları arasında modifiye USPHS kriterlerine göre değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Sigara kullanan bireylerde, kullanmayanlara göre hem pre-operatif hem de post-operatif dönemde dentin aşırı duyarlılığı (VAS) skorlarının fazla olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,031). Sigara kullanımının restoratif materyallerin klinik performansları ve dentin aşırı duyarlılığı üzerine etkisi olduğu görüldü.
Cam seramiklerin dentine bağlanmasında rezin simanlar ile kompozitlerin karşılaştırılması
Bu çalışmada; farklı protokoller ile uygulanan rezin siman ve kompozitlerin cam seramik-yapıştırma ajanı-diş birleşimindeki bağlantıya etkisinin araştırılması ve çalışmada kullanılan materyallerin adezyon başarısının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza çeşitli nedenlerle çekilmiş 108 adet çürüksüz üçüncü molar diş dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılacak olan dişler akrilik bloklara gömülüp okluzal yüzeylerinden dentin dokusu açığa çıkartılmıştır. Hazırlanan dişler randomize 9 gruba ayrılmıştır (n=12). 3 mm çapında, 3 mm yüksekliğinde IPS e.max CAD bloktan 108 adet seramik örnek hazırlanmıştır. Dört farklı rezin siman; Variolink Esthetic DC (Ivoclar vivadent), G-cem Link Force (GC), Panavia V5 (Kuraray), Maxcem Elite Chroma (Kerr) ve üç farklı akışkan kompozit; G-aenial universal flow (GC), Herculite XRV Ultra Flow (Kerr) ,Vertise Flow (Kerr) ve bir tane ön ısıtmalı kompozit rezin Enamel Plus HRI (Micerium) kullanılarak üreticilerinin talimatlarına uygun olarak dişlerin hazırlanan okluzal yüzeylerine farklı prosedürler ile (total etch, self etch, self adeziv) yapıştırılmıştır. Yapıştırılan örneklere 5±2 0C ve 55±2 0C'lik su banyoları içerisinde 20 sn bekleme süresinde 5000 döngüde termal yaşlandırma yapılmıştır. Hazırlanan örneklere Universal test cihazı (AGS-J, SHIMADZU) kullanılarak makaslama testi uygulanmış ve bağ dayanımlarına bakılmıştır. Kırma yüzeyleri stereomikroskopta incelenmiş ve kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Veriler istatistiksel olarak tek yönlü varyans analizi (Anova) ile değerlendirilmiştir. Test grupları arasındaki anlamlı farklılıkların tespitinde Tukey testi p=0.05 anlamlılık düzeyi kabul edilerek kullanılmıştır. Kırma testi sonuçları ise Ki Kare testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgulara göre total etch prosedürleri ile yapıştırılan G-aenial universal flow (akışkan kompozit) 15,42 MPa, G-cem Link Force (rezin siman) 12,69 MPa , Herculite XRV Ultra Flow (nanohibrit akışkan kompozit) 11,51 MPa ortalama bağ dayanımları ile diğer örneklerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ardından total etch grubundaki diğer malzemelerin bağ dayanımı ortalamaları Enamel Plus HRI (ön ısıtmalı kompozit rezin) 4,84 MPa ve Variolink DC (rezin siman) 'nın bağ dayanımı 3,15 MPa bulunmuştur. Self etch gruptaki örnekler ise Maxcem Elite Choroma-SE (rezin siman) 3,91 MPa ve Panavia V5 (rezin siman) 3,69 MPa olarak bulunmuştur. Kendinden adezivli prosedürler ile yapıştırılan örneklerin Maxcem Elite Choroma (SA) 0,83 MPa ve Vertise Flow 1,87 MPa bağ dayanımlarının oldukça düşük olduğu da gözlemlenmiştir. Sonuç olarak total etch sistemler ile kullanılan G-aeniel Universal Flow akışkan kompozitin en yüksek bağ dayanımı değeri gösterdiği, onu total etch adesiv siman G-cem Link Force'un izlediği bulunmuştur. Akışkan kompozitlerin total etch prosedürler ile tam seramiklerin yapıştırılmasında rezin simanlara alternatif olabileceği gösterilmiştir. Tam seramiklerin yapıştırılmasında self etch ve self adeziv sistemlerin kullanılması hala tartışmalıdır ve bu tip materyallerin bağlanma performansı açısından daha da geliştirilmesine ihtiyaç vardır.
Elektrokimyasal yöntemle anodize edilmiş bireysel abutmentların siman bağlantılarının ve mikrobiyolojik tutulumlarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; 4 farklı yüzey özelliğine sahip titanyum blokların 3 değişik siman kullanılarak yapıştırılması ve gerilme dayanımlarının ölçülmesi; bu farklı yüzeylere tutunan 5 farklı Candida türünün adezyonlarının değişik ölçüm yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Yöntem: 5 mm boyunda 10 mm genişliğinde 64 adet titanyum blok üretildi. Mekanik testte Grup 1 elektrokimyasal metod ile anodize olup parlak yüzey edildi, grup 2 anodize edilmiş mat yüzey, grup 3 anodizasyon uygulanmaksızın mat yüzeylerden oluşturuldu, grup 4 ise kontrol grubu olarak belirlenip herhangi bir yüzey işlemi yapılmadı. Bu gruplar rezin siman, polikarboksilat siman ve cam iyonomer simanlarla çiftler halinde yapıştırıldı. Tensile test cihazı yardımıyla 0.5 mm/ dk hız ile çekilip sonuçlar Newton cinsinden kaydedildi. Elde edilen değerler SPSS IBM v.25 programı ve Kruskal- Wallis yöntemi ile istatistiksel olarak incelendi. Mikrobiyolojik test için ise materyaller dört gruba (Gl, G2, G3 ve G4) ayrıldı. Gl; yüzeye yapışmış hücrelerin qPCR ile ölçülmesi için, G2; agar plakalarındaki canlı hücrelerin sayımı için, G3; canlı / ölü hücre analizi için ve G4 grubu; taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi için gruplandı. Gruplar otoklav ile sterilize edildi. Adezyon incelemesi için iki hücre bileşimi hazırlandı. Bir bileşim (C1), sadece C. albicans içerirken, diğer bileşim (C2), C. albicans, C. glabrata, C. krusei, C. tropicalis ve C. parapsilosis içerikli hazırlandı. CHROMAgar besiyerinde petri plak sayımı yapıldı, q PCR 'da ise kopya DNA sayımı yapıldı. Adeze olan mayalar üzerinde sonikasyon işlemi yapılarak canlı/ ölü mikroorganizma sayımı yapıldı. Bulgular: Mekanik testte Grup 2'ye ait örnekler en yüksek gerilme dayanımını (56.33N +- 8.33) gösterirken, grup 4 ise en düşük gerilme dayanımını (7.75 N+- 2.22) gösterdi (p≤ 0.05). Bu iki grubun değerleri arasındaki fark anlamlı bulundu. Mikrobiyolojik testlerde ise; bloklar üzerine en fazla adeze olan maya C. glabrata olarak; (parlak saf titanyum blokta 547 adet +- 1,83) en az adeze olan maya ise C. tropicalis olarak ( her bir blokta 0 adet +- 0) belirlendi (p≤ 0.05). Elde edilen veriler SPSS IBM v.25 programı ve tek yönlü ANOVA ile istatistiksel olarak incelendi. Sonuç: Mekanik test sonuçları çalışmanın hipotezini de doğrulayacak şekilde; titanyum bloklara uygulanan elektrokimyasal anodizasyon işleminin çekme dayanımını artırdığı yönünde belirlendi. Mikrobiyolojik test sonuçlarında ise anodizasyonun ve parlak yüzeyin maya adezyonunu artırdığı, C. tropicalis' in hiçbir titanyum bloğa adeze olamadığı ve ortamda diğer 4 çeşit mayaların varlığının C. albicans tutulumunu artırdığı belirlendi.
Renk değiştirebilen ortodontik yapıştırıcı kullanımının braket etrafına taşan kompozit miktarına etkisinin taramalı elektron mikroskobu ile incelenmesi
Amaç: Bu in vitro çalışmada amacımız ortodontide kullanılan biri renkli (GrēnglooTM, Ormco ) diğeri mine renginde olan (TransbondTM XT, 3M Unitek ) iki farklı yapıştırıcının yapıştırma sonrası braket etrafında kalan artık yapıştırıcı miktarlarının elektron mikroskobu ile incelenerek karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 30 adet maksiller premolar diş kullanıldı. Dişlerin, elektron mikroskobunda daha iyi görüntü verebilmeleri için mine sement sınırının altından bukkolingual ve okluzogingival yönde kısaltılarak kök ve lingual bölgeleri uzaklaştırıldı. Hazırlanan örnekler konvansiyonel mine renginde yapıştırıcı ve renk değiştirebilen yapıştırıcı olmak üzere iki gruba ayrıldı (n=15). Dişlerin bukkal yüzeylerine metal premolar braketler (Mini Master ®,Orto Sistem, American Orthodontics, ABD) 1. Grupta ışıkla sertleşen renkli ortodontik yapıştırıcı sistemi (GrēnglooTM, Ormco) ile 2. Grupta grupta ışıkla sertleşen mine renginde ortodontik yapıştırıcı sistemi (Transbond XTTM, 3M Unitek, Monrovia, California) ile yapıştırıldı. Braketler diş yüzeyinden söküm pensi aracılığıyla uzaklaştırıldıktan sonra, tüm diş yüzeyleri taramalı elektron mikroskobu aracılığıyla incelendi ve bilgisayar ortamında görüntüleri kaydedildi. IMAGE J programı kullanılarak görüntüler üzerinde dişe ait alanlar görüntüden uzaklaştırıldı ve toplam yapıştırıcı alanı ölçüldü. Ölçümlerden braketin taban alanı değeri çıkartılarak taşan yapıştırıcı miktarı belirlendi. Yapılan istatistiksel değerlendirmede, taşan adeziv miktarı açısından gruplar arasındaki farkın belirlenebilmesi amacıyla Student's t-testi kullanıldı. Bulgular: TransbondTM XT' deki taşma miktarı (1.92±1.420 mm2) ile GrēnglooTM'daki taşma miktarı (0.95±0.632 mm2) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (t(28)=2.418, p=0.006). Buna göre TransbondTM XT grubunda yapıştırıcı taşma miktarı ( =1,9206) GrēnglooTM ( =0,9506) grubuna göre daha fazladır. Sonuç: Renkli yapıştırıcı kullanımı braket etrafına taşan kompozitin daha iyi temizlenmesini sağlayarak polimerizasyon sonrası braket çevresinde kalan artık yapıştırıcı miktarını azaltmaktadır. Anahtar Kelimeler: ortodontik yapıştırıcı, renk değiştirebilen yapıştırıcı, renkli kompozit, taşkın yapıştırıcı, taramalı elektron mikroskobu, SEM.
Geniş madde kayıplı vital dişlerde direkt, indirekt ve CAD/CAM restorasyonların klinik başarısının karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada bir ya da daha fazla tüberkül hasarını da içine alan geniş ve büyük lezyonlu posterior bölge dişlerinin direkt, indirekt rezin kompozit ya da bir CAD/CAM rezin nano-seramik ile restore edilmesi ve 30 ay süreyle klinik olarak izlenmesi amaçlandı. Bu arada elde edilen klinik bulgulara göre restorasyon tiplerinin performansları birbirleriyle kıyaslandı. Bu amaçla çalışmaya 82 hastada toplam 139 restorasyon dahil edildi. Direkt rezin kompozit uygulanan kavitelere preparasyon sonrası "self-etch" yani kendinden asitli bir adeziv sistem (Clearfil SE Bond, Kuraray, Okayama, Japonya) uygulandı. Ardından kavitelere mikro-hibrit rezin kompozit (Gaenial Posterior, GC Dental Products Corp., Aichi, Japonya) yerleştirilerek restorasyonlar tamamlanıp, polisaj ve bitirme işlemleri yapıldı. İndirekt restorasyonlar için mekanik kavite prensiplerine göre kaviteler hazırlandıktan sonra, ölçüsü alınıp alçı modelleri elde edildi. Alçı modeller üzerinde, mikro-hibrit rezin kompozitle (TesceraTM Indirect Composite System, Bisco, Schaumburg, IL, Amerika) restorasyonlar laboratuvarda hazırlandı ve sistemin kendine özgü kompozit fırınınında (TesceraTMATLTM Bisco, Schaumburg, IL, Amerika) su, ısı, ışık ve basınç altında polimerizasyon tamamlandı. Bitirme işlemi laboratuvarda tamamlanan restorasyonlar, bir "self-adhesive" yani kendinden bağlanan rezin yapıştırıcı siman (RelyX U-200, 3M ESPE, St.Paul, MN, ABD) aracılığıyla sadece minenin asit ile pürüzlendirilmesini takiben kavitelere yerleştirildi. Bilgisayar destekli tasarım ve bilgisayar destekli üretim "CAD/CAM" restorasyonlar için yine mekanik kavite prensiplerine göre hazırlanan kavitelerin ağız içi kamerayla dijital ölçüleri (Bluecam AC, Sirona, Bensheim, Almanya) alındı. Alınan bu ölçüler bilgisayara (Cerec System, Sirona, Bensheim, Almanya) aktarılıp ilgili yazılımla (Cerec 4.2, Sirona, Bensheim, Almanya) tasarımı gerçekleştirildi (bilgisayar destekli tasarım = CAD). Tasarımı tamamlanan restorasyonlar sisteme bağlı kazıma ünitesine yerleştirilen rezin nano-seramik blokların (LavaTM Ultimate, 3M ESPE, II St.Paul, MN, ABD) hasta başında işlenmesi sonucu üretildi (bilgisayar destekli üretim = CAM). Ardından restorasyonlar yine "self-adhesive" rezin yapıştırıcı siman aracılığıyla sadece minenin asit ile pürüzlendirilmesini takiben kavitelere yerleştirildi. Restorasyonların klinik başarısı, FDI kriterleri (World Dental Federation-Clinical criteria) kullanılarak estetik, biyolojik ve fonksiyonel parametrelerde yer alan toplamda 14 adet kriter üzerinden başlangıçta ve 6, 12, 18, 24 ve 30.aylarda değerlendirildi. Restorasyon tipleri arasında biyolojik açıdan çalışmanın herhangi bir döneminde anlamlı bir farklılık izlenmezken (p>0.05); estetik parametrelerde direkt rezin restorasyonların, fonksiyonel parametrede ise indirekt restorasyonların üstünlüğü (p<0.05) dikkat çekti. Bununla birlikte estetik, fonksiyonel ve biyolojik parametrelerde yer alan tüm kriterler üzerinden karşılaştırma yapıldığında ilk 18 ayda CAD/CAM restorasyonların üstünlüğü izlenirken (p<0.05), 18.aydan sonra bu fark tamamen ortadan kalktı (p>0.05). Böylece çalışmanın sonunda genel değerlendirmede restorasyon tipleri arasında herhangi bir farka rastlanmadı (p>0.05). Restorasyon tipleri kendi içlerinde değerlendirildiklerinde; indirekt restorasyonların başarısının çalışmanın başından sonuna kadar değişmeden aynı kaldığı gözlendi. Direkt ve CAD/CAM restorasyonlarda çeşitli kontrol dönemlerinde performans değişiklikleri izlendi. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, restorasyonların ağızda kalma oranları 30 aylık izleme periyodunun sonunda indirekt rezin kompozit restorasyonlar için %95,6 direkt rezin restorasyonlar için %89,4 ve CAD/CAM restorasyonlar için %84,4'tü. Anahtar Kelimeler: İndirekt Rezin Kompozit; Direkt Rezin Kompozit; CAD/CAM Rezin Nano-seramik; Daimi Diş; Klinik Başarı
İki farklı yöntemle simante edilen implant üstü kronların klinik takibi ve implant oluğu sıvısında biyokimyasal ve mikrobiyolojik verilerin karşılaştırılması
Çalışmamızda ağız içi ve ağız dışında simante edilen implant üstü tek kronların radyolojik, biyokimyasal ve mikrobiyolojik veriler ışığında altı aylık klinik takibi gerçekleştirilmiştir. 12 hastaya ağız dışında simantasyona izin veren açılı kilitlenme (locking taper) özelliğine sahip 2'şer adet implant uygulanmıştır. 3 ayın sonunda osteointegrasyonu tamamlanan implantlar için, kron marjini dişetinin en fazla 1 mm altında olacak şekilde metal destekli porselen kronlar üretilmiştir. Hastaların sağ taraflarındaki kronlar ağız içinde sol taraflarındaki kronlar ağız dışında simante edilmiştir. Siman artıkları özenle temizlenmiştir. Hastaların protezlerin yapımından 3 ay sonra ve 6 ay sonra klinik kontrolleri gerçekleştirilmiş, ayrıca protezlerinin yapımına başlamadan hemen önce, simantasyondan 3 ay sonra ve simantasyondan 6 ay sonra periimplant sulkuler sıvı (PİSS) ve dişeti oluğu sıvısı (DOS) örnekleri toplanmış; yine simantasyondan hemen sonra ve simantasyondan 6 ay sonra uzun kon paralel teknikle periapikal filmleri alınmıştır. Hastaların PİSS ve DOS örneklerinde RANKL, OPG, IL-17A, IL-17E, IL-1β sitokinlerinin seviyeleri ayrıca bazı bakteri türlerinin miktarları incelenmiştir. Alınan periapikal radyograflarda da krestal kemik kaybı miktarı ölçülmüştür. Çalışmamızda ağız dışında simantasyona izin veren, abutment ve implant arasında (locking-taper) açılı kilitlenme özelliğine sahip olan implant sistemlerinde hastalara uygulanan tek kronların ağız içi ve ağız dışı simantasyon sonrası 6 aylık takibi boyunca klinik ve radyolojik, açıdan istatistiksel olarak anlamlı herhangibir farka rastlanmamıştır. Biyokimyasal ve mikrobiyolojik verilerde gruplar arasında karşılaşılan bazı farklar için ise daha fazla sayıda uzun süreli klinik takip çalışmalarına ihtiyaç vardır. Elde edilen verilere göre açılı kilitlenme özelliğine sahip olan implant sistemlerinde ağız dışında simantasyon tek kronlarda güvenle uygulanabilecek bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: Açılı kilitlenme, ağız dışında simantasyon, periimplant sulkuler sıvı
CAD/CAM ile üretilen pediatrik zirkonyum kuronların kırılma dirençlerinin prefabrike zirkonyum kuronlarla karşılaştırmalı değerlendirilmesi: in-vitro çalışma
Pulpal tedavi gören, travmaya uğramış veya geniş çürük lezyonlarına sahip süt dişlerinin tedavisinde, sıklıkla tam koronal restorasyon uygulaması önerilmektedir. Günümüzde estetik diş hekimliğinin gelişmesi ile çocuklarda kozmetik beklentilerin artması, süt dişlerinde doğal diş yapısına benzer estetik özelliklere sahip prefabrike zirkonyum kuronların kullanımını ön plana çıkarmıştır. Prefabrike zirkonyum kuronların estetik, sağlam ve fonksiyonel kuronlar olmasına karşın; uyumlandırılamaması, fazla preparasyon gerektirmesi ve kişiye özel kuronlar olmaması gibi dezavantajları mevcuttur. Son yıllarda, diş hekimliğinde CAD/CAM sistemi ile üretilen kuronlar popüler hale gelmeye başlamıştır. Bu sistemlerle tek bir randevuda düşük kırılma oranları ve uzun klinik ömürleri olan, estetik ve fonksiyonel açıdan tatmin edici kişiye özel kuronlar üretilebilmektedir. Bu çalışma ile termal siklus özellikli çiğneme simülatörü ve tükürükle yaşlandırılan, iki farklı yapıştırma simanı ile simante edilmiş CAD/CAM ile üretilen pediatrik zirkonyum kuronların kırılma dirençlerinin prefabrike zirkonyum kuronlar ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan 120 adet epoksi rezin örnekler kuron tipine göre; CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronlar (Liaoning Upcera Co. Ltd. Çin) ve prefabrike zirkonyum kuronlar (NuSmile, Houston, Texas, Amerika) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır (n=60). Örnekler rezin modifiye cam iyonomer siman (GC FujiCEM Evolve, Tokyo, Japonya) ve biyoaktif cam siman (Activa Bioactive Siman, Watertown, MA. Amerika) kullanılarak iki alt gruba daha ayrılmış ve (n=30) üretici firmanın talimatları doğrultusunda simante edilmiştir. Sonrasında termal siklus özellikli çiğneme simülatörü ve tükürük olmak üzere iki farklı yaşlandırma prosedürüne tabi tutulan örneklerin Universal test cihazından elde edilen kırılma direnci verileri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Tüm gruplar arasında en yüksek ortalama kırılma direnci değerleri CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronların rezin modifiye cam iyonomer simanla simante edilip tükürükle yaşlandırıldığı gruptan elde edilmiştir. En düşük ortalama kırılma direnci değerleri ise CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronların biyoaktif cam simanla simante edilip termal siklus özellikli çiğneme simülatörü ile yaşlandırıldığı gruptan elde edilmiştir. Kuron tipine göre kırılma direnci değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmekle beraber CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronların kırılma direnci değerlerinin, prefabrike zirkonyum kuronlara göre daha fazla olduğu görülmüştür (p=0.000). Sonuç olarak CAD/CAM ile üretilen zirkonyum kuronların ve prefabrike zirkonyum kuronların mevcut birtakım avantajları ve yeterli kırılma direnci değerleri nedeniyle özellikle çok yüzlü çürük lezyonuna sahip süt dişlerinin restorasyonunda umut verici bir alternatif olduğu görülmektedir. Ayrıca çocuk diş hekimleri klinik uygulamada kırılma direnci gibi parametrelerin yanı sıra; estetik beklenti, oral hijyen, hasta kooperasyonu, kuronun kişiye özel olması ve maliyet gibi faktörleri de dikkate alarak kuron seçimi yapmalıdır.
İki farklı deproteinizasyon protokolünün universal adeziv sistemlerin mikro sızıntısı üzerine etkisinin mikro-bt ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, iki farklı deproteinizasyon materyallerinin mikrosızıntı üzerine etkisinin mikro-BT kullanılarak değerlendirilmesidir. 60 adet yeni çekilen çürüksüz insan azı dişi toplanmış, temizlenmiş ve distile su içinde bekletilmiştir. Her diş bukkolingual yönde 3mm genişliğinde, gingival basamak sement-mine birleşiminin 1 mm altında ve aksiyal duvar duvar derinliği 2mm olan standardize sınıf II kaviteler hazırlanmıştır (120 kavite hazırlığı). Hazırlanan dişler eşit olarak 4 adeziv gruba ayrılmıştır (Clearfil Universal Bond Quick ER, Prime & Bond Universal, Clearfil SE Bond ve G2 Bond Universal). Bu gruplardan 3'ü universal adeziv biri self-etch adezivdir. Her grup deproteinizasyon materyali çeşidine göre (deproteinizasyon yapılmayan kontrol grubu, NaOCl deproteinizasyonu, HOCl deproteinizasyonu) göre 3 eşit alt gruba (n = 10) ayrılmıştır. Termal siklus uygulamasından sonra,% 50 gümüş nitrat çözeltisi izleyici olarak kullanılmıştır. Sızan AgNO3 miktarı, mikro bilgisayarlı tomografi sistemi (Bruker Skyscan 1275, Kontich, Belçika) kullanılarak ölçülmüştür. Kullanılan adezivden bağımsız olarak, kontrol grubundaki mikrosızıntı miktarı, deproteinizasyon yapılan gruplardan daha fazla gözlemlenmiştir. Prime Bond Universal kullanılmış, HOCl ve NaOCl ile deproteinize edilmiş gruplar arasında AgNO3 penetrasyonunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. Prime Bond Universal dışındaki diğer adeziv gruplarda, NaOCl uygulanan örneklerdeki mikrosızıntı miktarı, HOCl ile deproteinize gruplarla karşılaştırıldığında bir artış gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Deproteinizasyon, Universal Adezivler, Mikrosızıntı, Micro-BT
Farklı yapıda rezin esaslı yapıştırma simanlarının statik- ve dinamik-yaşlandırma sonrası yüzey sertlik değerlerinin karşılaştırılması
İndirekt seramik ve seramik-benzeri restorasyon uygulamaları, CAD/CAM tekniği ile beraber yaygın kullanım alanı buldu. Bu restorasyonların, diş sert dokularına bağlanması söz konusu olduğunda, kompozit rezin yapıştırma simanı veya kendinden adeziv yapıştırma siman materyalleri kullanılır. Bu yapıştırma siman materyallerinin mekanik özellikleri, indirekt restorasyonun klinik performansını önemli derecede etkiler. Sertlik, maddenin yüzeyinin, aşınmaya, çizilmeye karşı gösterdiği direnç olarak tanımlanır ve tüm restoratif materyaller için önemli olduğu gibi, rezin esaslı yapıştırma siman materyaller için de, restorasyon üzerine gelen kuvvetler karşısında desteklenmesi için önemlidir. Literatürde, kompozit rezin restoratif materyallerin statik- ve dinamik-yaşlandırma sonrası çalışmalar mevcuttur. Ancak, kompozit rezin yapıştırma simanı ve kendinden adeziv rezin yapıştırma simanı ile ilgili yeterince yoktur. Çalışmamızın amacı, kompozit rezin yapıştırma simanı ile kendinden adeziv rezin yapıştırma simanının, üst ve alt yüzey sertlik değerlerinin, statik ve dinamik ortamda zamana bağlı değişiminin araştırılması ve statik- ve dinamik-yaşlandırma sonrası, bu değerlerde olası değişiminin değerlendirilmesi ile klinik pratiğinde, simantasyon aşamasında, klinisyenlere yol gösterici olması ve yeni çalışmalara katkı sağlanmasıdır. Çalışmamızda, ortasında 5 mm çapında boşluk bulunan, 2 mm kalınlığında, kare prizma (20 mm x 20 mm) siyah pleksi materyal kalıptan test örnekleri hazırlandı (n=40). Disk şeklinde (5 mm çapında, 2 mm kalınlığında) test örneklerinin hazırlanması sırasında, şeffaf bant yerleştirilen cam üzerine siyah pleksi kalıp yerleştirildi. Test materyali, kalıp içinde yer alan 5 mm çapında boşluğa yerleştirildikten sonra kalıbın üst yüzeyine şeffaf bant ve cam lamel yerleştirildi. Test kalıbının üst yüzeyinde bulunan disk şeklindeki kısma, yüksek ışık yoğunluğuna sahip (1400 mW/cm2) LED ışık kaynağının ucu, 0 mm mesafeden 20 sn süre ile uygulandı. Tez çalışmasının birinci aşamasında, uygulanması planlanan, yük ve süreye karar verilmesi amacı ile, 1 adet kompozit rezin restoratif materyal (n=5), 1 adet kompozit rezin yapıştırma simanından (n=5) test örnekleri hazırlandı. Test örneklerinin üst yüzey ve alt yüzey sertlik ölçümü, HVS-1000 Vickers yüzey mikrosertlik cihazı ile gerçekleştirildi. Ölçüm için, izdüşüm oluşturan en hafif yük ve en az süre (50 gr ve 10 sn) uygulamasına karar verildi. Tez çalışmasının ikinci aşamasında, karar verilen yük ve süre (50 gr ve 10 sn), 3 farklı rezin esaslı siman materyalleri, statik- ve dinamik-yaşlandırma işlemi için 2 ayrı alt gruba ayrıldı. Yaşlandırma öncesi ve sonrası, üst yüzey ve alt yüzey sertlik ölçümleri gerçekleştirildi. Elde edilen bulgular, IBM SPSS Statistics 22 programı ile değerlendirildi. Verilerinin incelenmesi, parametrelerin normal dağılıma uygunluğu, Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilks testleri ile incelendi. Kompozit rezin restoratif materyal/kompozit rezin yapıştırma simanı, uygulanan kuvvet (gram) ve uygulanan sürenin (saniye) üst yüzey ve alt yüzey sertlik değerleri üzerindeki ortak etkinin değerlendirilmesinde, Üç-yönlü varyans analizi=Three-way ANOVA testi, post hoc olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Test edilen rezin esaslı yapıştırma simanları arasında, yüzey sertlik değerlendirilmesinde, Tek-yönlü varyans analizi=One-way ANOVA testi, post hoc olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Test edilen materyaller arasında, 10 dakika, 1 saat, 24 saat ve 1 yıl sonra ölçüm aralıklarında, statik-yaşlandırma sonrası, yüzey sertlik değerlerindeki değişimin incelenmesinde, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi, post hoc test olarak Bonferroni testi uygulandı. Üst yüzey-alt yüzey ve dinamik-yaşlandırma işlemi 77 öncesi/dinamik-yaşlandırma işlemi sonrası karşılaştırmalarında Paired Samples t test kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. 1 yıl sonra, statik-yaşlandırma ve 1 yıl klinik koşullara denk gelen, dinamik- yaşlandırma sonrası sonuçlar değerlendirildiğinde, test edilen materyallerin yapısına bağlı, VHN değerlerinde istatitiksel farklılık saptandı. İn vitro koşullarda, materyale bağlı yüzey sertlik değişimleri ile ilgili bilgilerin kısa sürede elde edildiği, dinamik-yaşlandırma işlemi daha uygun test tekniğidir. Test edilen materyallerde, özellikle üst yüzey VHN değerlerindeki değişimlerin, ortalama ve standart sapma değerleri, çok küçük rakamsal farklılıklar oluşturdu. Bu durum, yüksek ışık yoğunluğuna sahip LED ışık kaynağının en yakın mesafeden (0 mm) uygulanmasına bağlı, materyallerde oluşan yeterli polimerizasyon miktarı ile açıklanır.
Farklı self adeziv restoratif malzemelerin dentine makaslama bağlanma dayanımına yaşlandırmanın etkisi
Farklı Self Adeziv Restoratif Malzemelerin Dentine Makaslama Bağlanma Dayanımına Yaşlandırmanın Etkisi Bu çalışmanın amacı; dört farklı self adeziv restoratif malzemenin dentine olan makaslama bağlanma dayanımına, yaşlandırmanın etkisini değerlendirmektir. Çalışmada kullanılan 60 adet daimi insan molar dişi, dentin yüzeyi açığa çıkacak şekilde okluzalden aşındırılmıştır. Her grupta 10 adet diş olmak üzere rastgele 6 ayrı gruba ayrılmıştır. Dentin yüzeyleri hazırlandıktan sonra üretici firmaların önerileri doğrultusunda Clearfil Majesty ES-2 (CM) ve Clearfil Majesty ES Flow (CF) gruplarına adeziv rezin ve ardından kompozit uygulanmış, self adeviz özellikteki kompozitlerden oluşan KERR Vertise Flow (VF), GC EQUIA Forte (EQ), PENTRON Fusio Liquid Dentin (PF), IMICRYL Nova Compo SF (NC) gruplarına ise adeziv sistem uygulamaksızın direkt restoratif malzeme uygulanmıştır. Restorasyonların yapımında silindir şeklinde (2mmx2mm) silikon kalıplar kullanılmıştır. Her dişe 2 adet restorasyon yapılmıştır. Restorasyonları tamamlanan dişler üzerindeki örneklerden biri 24 saat diğeri ise 6 ay süre ile distile suda bekletilerek yaşlandırılmıştır. Örneklere her iki yaşlandırma periyodu sonrası makaslama bağlanma dayanımı testi uygulanmıştır. İstatiksel değerlendirmede Kolmogorov Smirnov testi, İki Yönlü Varyans Analizi Testi (2-Way-ANOVA) ve Tukey testi kullanılmıştır. Yirmi-dört saatlik yaşlandırma sonucu self adeziv gruplar ile kontrol grupları arasında makaslama bağ dayanımı yönünden anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir. Altı aylık yaşlandırmanın sonucunda bağ dayanımı değerlerinin akıcı kompozit malzemede (CF) artma ve iki farklı self adeziv restoratif malzeme grubunda (NC, EQ) ise azalma ile sonuçlanmıştır. Macun kıvamındaki kontrol kompozit grubunda (CM) ve iki farklı self adeziv restoratif malzeme grubunda (VF, PF) ise 24 saatlik ve 6 aylık yaşlandırma sonuçları arasında bağ dayanımı değerlerinde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Self adeziv malzemeler ile kontrol grubu kompozit malzemeler arasında makaslama bağ dayanımı açısından hem 24 saatlik sürede hem de 6 aylık yaşlandırma süresinde fark gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Makaslama bağlanma dayanımı, self adeziv restoratif malzeme, suda yaşlandırma
Farklı boyut ve taper açılarına sahip Ni-Ti rotary kanal eğeleri ile prepare edilmiş, rezin ve biyoseramik içerikli kanal patları kullanılarak doldurulmuş köklerin kırılma direncinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı farklı boyut ve taper açılarına sahip Ni-Ti rotary kanal eğeleri ile prepare edilmiş kök kanallarının rezin ve biyoseramik içerikli kök kanal patları (AH Plus, TotalFill BC Sealer) ile doldurulmasının kırılma direncine olan etkisini değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 90 adet alt çene premolar insan dişi kullanılmıştır. Dişler kalan kök uzunlukları 13 mm olacak şekilde kronlarından ayrıldıktan sonra rastgele seçilen 10 diş kontrol grubu olarak ayrılmış ve hiçbir işlem uygulanmamıştır. Kalan dişler ise 4 eşit gruba bölünerek, FKG RACE EVO eğe sistemi ile 25/0.04, 25/0.06, 30/0.04 ve 30/0.06 boyut ve taper açılarında prepare edilmiştir. Şekillendirme işleminin tamamlanmasından sonra gruplar kendi içlerinde iki alt gruba ayrılmıştır. Birinci alt grupların kök kanal dolgu işlemi TotalFill BC Sealer kök kanal patı ile yapılırken, ikinci alt grupların kök kanal dolgusu AH Plus kök kanal patı ile tamamlanmıştır. Kök kanal dolguları tamamlandıktan sonra tüm kontrol ve deney gruplarına ait dişler akrilik rezin içerisine gömülmüştür. Akrilik rezine gömülmüş olan dişlere Universal Test Cihazı kullanılarak kuvvet uygulanmış ve dişlerin kırıldığı noktadaki kuvvet Newton (N) olarak kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda 25/0.04, 25/0.06, 30/0.04 ve 30/0.06 boyutlarında şekillendirilip, TotalFill BC Sealer ve AH Plus kök kanal patları kullanılarak doldurulmuş dişlerin kırılma dirençleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Anahtar Sözcükler: AH Plus, Biyoseramik, Kırılma direnci, TotalFill BC Sealer,