Surface roughness
173 theses under this subject heading
Talaşlı imalat uygulamalarında ideal işleme parametrelerinin belirlenebilmesi için özel bir ölçüm düzeneğinin geliştirilmesi ve CuAl14Fe4Mn2, XCrNiMoTi17 ve AlZn5,5MgCu malzemeleri özelinde taguchi yöntemi ile değerlendirilmesi
Talaşlı imalatta kesme kuvvetlerinin, titreşimin, kesme sıcaklıklarının ve yüzey pürüzlülüğünün ölçümü, endüstriyel üretim süreçlerini optimize etmek ve kaliteyi artırmak için kritik bir öneme sahiptir. Bu nedenle bu tez çalışması kapsamında düşük maliyetli ve standart parçalardan üretilen bir ölçüm sistemi tasarlanarak EN ISO 376 standartlarına göre kalibrasyonu yapılmış ve standarda göre Sınıf 1 ölçüm cihazı olarak sınıflandığı belirlenmiştir. Yapılan tasarım ve kalibrasyon işlemlerinden sonra ölçüm sistemi kullanılarak endüstride öne çıkan 7075 serisi alüminyum (AlZn5,5MgCu), Cupral 10 bronz alaşımı (CuAl14Fe4Mn2) ve 316Ti paslanmaz çeliği (XCrNiMoTi17) iş parçası malzemeleri üzerinde talaş kaldırma (işleme) deneyleri yapılarak işleme parametrelerinin (kontrol faktörlerinin) optimizasyonu gerçekleştirilmiştir. Kontrol faktörlerinin optimum seviyelerinin belirlenmesi için önce Taguchi Metodunun L16(34) ortogonal dizisi kullanarak deney tasarımı yapılmıştır. Deney tasarımı sonrası gerçekleştirilen deneylerin sonuçları için ve Taguchi Metoduna göre doğrulama deneyleri için ise güven aralığı hesapları yapılmıştır. Deneyler sonucunda elde edilen yanıtlar için Taguchi Metodu Temelli Gri İlişkisel Analizi Yöntemi ile Çok Kriterli Optimizasyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen optimizasyon çalışmaları sonucunda; tüm malzemeler için belirlenen devir sayılarının maksimize edilmesinin yanıtlar için gerekli optimum değerleri sağladığı tespit edilmiştir, diğer kontrol faktörlerinin yanıtlar üzerindeki etkisinin malzeme özelinde değiştiği belirlenmiştir. Ayrıca yapılan tüm istatiksel analizler ve yapılan deneylerin tutarlılığı ölçüm sisteminin kararlı çalıştığını ortaya koymuştur.
Şeffaf plak ataşman yapımında kullanılan farklı kompozit materyallerinin uygulama süresi, yüzey pürüzlülüğü ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ataşman yapımına yönelik özel olarak üretilmiş Gc Aligner Connect (GC Corp, Tokyo, Japan) kompozit rezini ve farklı viskozitelerdeki 3 kompozit rezini (Gc Ortho Connect (GC Corp, Tokyo, Japan), Z350 XT (3M Unitek, Monrovia, CA, USA), Filtek Z350 XT Universal (3M Unitek, Monrovia, CA, USA)), üçüncü nesil LED ışık (VALO Ortho; Ultradent Products, South Jordan, Utah) cihazı ile polimerize ederek şeffaf plak ataşmanları elde etmek, sonra da elde edilen bu ataşmanları çalışma süreleri, yerleştirme doğrululukları, yüzey pürüzlülükleri ve dişlere bağlanma dayanıklılıkları bakımından karşılaştırmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmada 160 adet üst küçük azı dişi her bir grupta 40 adet diş olacak şekilde 4 farklı gruba ayrılmıştır (Grup 1: Gc Aligner Connect, Grup 2: Gc Ortho Connect, Grup 3: 3M Z350 XT akışkan ve Grup 4: Filtek Z350 XT Universal). Gruplar kendi içerisinde A ve B olarak 20 dişten oluşan 2 alt gruba ayrılmıştır. A grubundaki dişlere ışık cihazı ile 10 saniye boyunca 1000 mW/cm2 güç, B grubundaki dişlere ise 3 saniye boyunca 3200 mW/cm2 güç uygulanmıştır. Daha sonra örnekler ataşman yapıştırma süreleri, yüzey pürüzlülüğü, yerleştirme doğruluğu ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmıştır. Bulgular: Gc Ortho Connect rezinin kısa süreli ve yüksek güçte ışık uygulanan alt grubunun en kısa toplam ataşman uygulama zamanına sahip olduğu bulunmuştur (115,15±10,65 saniye). En uzun toplam ataşman uygulama süresi ise yüksek viskoziteli Filtek Z350 XT Universal kompozit rezin için bulunmuştur (282,64±43,27 saniye). Işık cihazının 10 saniye ve 1000 mW/cm2 uygulandığı durumda, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve Universal kompozit rezinlerinin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (3-1, p<0,001) (3-2, p=0,002) (3-4, p=0,005). Işık cihazının 3 saniye uygulandığı durumda ise 3M Z350 XT akışkan ve Universal kompozit rezinlerin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect kompozit rezininin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,001) (1-4, p<0,001). Tüm kompozit rezin gruplarında 'eksiklik' ölçüm ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilememiştir. 10 saniye süre ile ışık uygulanan durumda ataşman yüzey pürüzlülük ölçümlerine göre GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinlerin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamaları, Universal kompozit rezinin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (p<0,005). 3 saniye ışık uygulamasının sonuçlarına göre GC Aligner Connect kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalaması, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,010) (1-3, p=0,032). Işık cihazının 10 saniye süre ve 1000 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarında ataşmanların dişlere bağlanma kuvvetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. 3 saniye süre ve 3200 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarda ise Universal kompozit rezinin bağlanma dayanıklılığı ortalaması (19,27±6,37 MPa), GC Aligner Connect (11,42±2,54 MPa) ve GC Ortho Connect (14,43±4,61MPa) kompozit rezinlerinin ortalamasından yüksek bulunmuştur (4-1, p<0,001) (4-2, p=0,015). Kompozit rezin gruplarının kendi içerisinde ışık faktörüne göre bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmasına bakıldığında Universal kompozit rezinin 3 saniye ışık faktörü için bağlanma dayanıklılığı ölçüm ortalaması (19,27 ± 6,37 MPa) 10 saniye ışık faktörü için olan ölçüm ortalamasından (15,75±3,90 MPa) yüksek bulunmuştur (B-A, p=0,041). 10 saniye ışık faktörü için ARI skorları ile kompozit rezin grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmemiştir (p=0,124). 3 saniye ışık faktörü için ARI skoru 0 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla GC Aligner Connect ve GC Ortho Connect olduğu ve ARI skoru 2 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla 3M Z350 XT akışkan ve Universal olduğu tespit edilmiştir.Sonuç: Şeffaf plak ataşman yapımı için farklı viskozitelerde kompozit rezinler tercih edilebilir. Kompozit rezin seçimi klinisyenin beklentileri doğrultusunda değişebilir. Düşük ve yüksek viskoziteli kompozit rezinlerle ataşman yapımı mümkün görünmektedir. Anahtar Kelimeler: Şeffaf plak, kompozit rezin, ataşman
Co bazlı şekil hafızalı malzemelerin tel erozyon işlem parametrelerinin incelenmesi
Günümüzde gelişen teknolojiye paralel olarak endüstride kullanılan geleneksel malzemeler her geçen gün yerini yeni geliştirilen fonksiyonel malzemelere bırakmaktadır. Fonksiyonel malzemelerin başında akıllı malzemeler gelmekte olup, uygulanan harici bir kuvvet etkisinde şekil değiştirip bu etki kalktığında tekrar eski hallerine dönebilen malzemelerdir. Son zamanlarda geliştirilen Co-Ni-Al alaşımları, diğer şekil hafızalı alaşımlara göre; termal uygulamalar boyunca şekillendirilmek için yeterli sünekliğe, alaşımı meydana getiren bileşenlerin dönüşüm sıcaklığı ve Curie sıcaklığının düzenlenebilmesi ve ucuz olmalarından ötürü uzay ve havacılık endüstrisi, otomotiv endüstrisi ve tıp sektöründe kullanım alanı bulmaktadırlar. Üretilen şekil hafızalı alaşımların, şekillendirilme aşamasında, özelliklerinin kaybolmaması için ısı etkisi sınırlı olan, tel erozyonla kesme yöntemi, oldukça fazla kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında son yılların popüler şekil hafızalı alaşımlarından olan CoNiAl alaşımının vakumlu döküm yoluyla üretimi yapılmıştır. Üretilen numunelerin optik, XRD, DSC analizleri yapıldıktan sonra farklı parametreler ile tel erozyon tezgâhında kesme işlemine tabi tutulmuştur. Tel erozyon kesme parametrelerinin (puls süresi, voltaj ve akım) yüzey pürüzlülüğüne, aşınma direncine ve yüzeyde kesme sonucu oluşan yeniden kristalleşen tabakanın mekanik özelliklere etkileri incelenmiştir. Ayrıca, tel erozyonla kesme parametrelerinin yüzey pürüzlülüğüne etkilerinin matematiksel modellenmesi genetik algoritma esaslı yöntemlerden birisi olan genetik programlama kullanılarak yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda, tel erozyonla kesme parametrelerinin, yüzey pürüzlülük değerlerinden Ra'yı 2,06-3,18 µm ve yeniden kristalleşen tabaka kalınlığını 2,96-9,13 µm aralığında değişmeleri etkilediği gösterilmiştir. GEP sonucu eğitim ve test verilerine ait korelasyon katsayıları 0,764 ve 0,689 olarak tespit edilmiş ve model değerlerin çoğunlukla hedef değerler etrafında kümelendiği tespit edildiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Co Bazlı Sekil Hafızalı Alaşımlar, Tel Erozyon, İşlenebilirlik, Genetik Programlama.
Seçici lazer ergitme ile imal edilen Ti6Al4V alaşımının mikro şartlarda frezelenmesinin araştırılması
Bu doktora tezinde, havacılık, savunma sanayi ve sağlık sektöründe sıklıkla kullanılan ticari Ti6Al4V (Ti64) alaşımının mikro frezelenebilirliği ile Ti64 alaşımı tozlar kullanılarak seçici lazer ergitme (SLM) yöntemi ile eklemeli imalatı yapılan Ti64 alaşımının mikro frezelenebilirliği deneysel karşılaştırılmıştır. Bu amaçla, imalat yöntemi farklı olan iki Ti64 alaşımı test malzemesine, çekme ve sertlik testleri ile birlikte mikro yapı incelemeleri yapılarak mekanik ve metalografik olarak ta mukayese edilmiştir. Her iki test malzemesi, 502 µm çapında iki kesici ağızlı TiAlN kaplamalı mikro freze takımı ile seçilen aynı kesme koşullarında mikro frezelemeye tabi tutulmuştur. Her iki test malzemesi için de, farklı ilerleme hızı, kesme hızı ve talaş derinliği ile mikro frezeleme sırasında kesme kuvvetleri, yüzey pürüzlülüğü, çapak genişliği ve takım aşınması değişimi ölçülmüştür. Elde edilen deney sonuçlarına göre, her iki test malzemesi için de, düşük kesme hızlarının ve yüksek talaş derinliklerinin kesme kuvvetlerinde artışa neden olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, her iki test malzemesinin mikro frezelenmesinde de, dramatik kesme kuvvetlerine sebep olan takımın kazınma durumundan kurtulabilmesi için minimum talaş kalınlığının, ilerleme hızı fz:1 µm/diş ile sağlanabildiği tespit edilmiştir. Yüksek kesme kuvvetlerinin mikro freze takımında abrasif aşınmayı hızlandırdığı ve işlenmiş kanalda meydana gelen çapak genişliğini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Talaş kaldırma uzunluğunun artması, takımda hem eksenel hem de çevresel olarak aşınmaya ve kenar radyüsünün anlık değişmesine neden olmuştur. Özellikle kenar radyüsü değişiminin yüzey pürüzlülüğünü kötü yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. İlave olarak, işlenmiş kanal kenarlarındaki çapak genişliğinin malzemeye ve kesme parametrelerine bağlı olarak değiştiği gözlenmiştir. Bu bağlamda, ticari Ti64 alaşımının daha düşük sertlik ve dayanıma sahip olması, işlenen kanalda meydana gelen çapak genişliğini arttırmakla birlikte takıma sıvanma eğilimi gözlemlenmiş olup, fz:1 µm/diş ilerleme hızından küçük ilerleme ile kazıma şeklinde işlenen kanalda daha geniş çapaklar görülmüştür.
Mantetik düzeyli trenin Matlab simulinkte dinamik modellemesi ve analizi
Based on the simple dynamic model of the real maglev system in specified vehicle speeds, dynamic responses, and behaviors of the maglev vehicle and the guideway are investigated.
Kaplama malzemesi ve kaplama kalınlığının flame sprey yöntemi ile kaplanmış malzemelerin elektrik iletkenliğine etkisi
İkinci Dünya Savaşından sonra kaplama teknolojisi hızla gelişmekte ve endüstriyel uygulamalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Cr2O3 ve Al2O3+TiO2 `ın farklı oranlardaki karışımları Al 6082 malzeme yüzeyine 0,3 mm 0,5 mm 1 mm kalınlıkta toz alev sprey metoduyla kaplanmıştır. Kaplanmış numunelerin elektriksel dirençleri, farklı elektriksel direnç ölçümü yöntemleri kullanılarak ölçülmüştür. Mikrosertlik ve pürüzlülük ölçümü deneyleri yapılmıştır. Kaplanmış numuneler SEM ve optik mikroskopla incelenmiş ve görüntüleri alınmıştır. Elektriksel direnç ölçümü incelemelerinden kaplama kalınlığı arttıkça elektriksel direncin de arttığı ve yüksekten alçağa doğru elektriksel dirençlerin, kaplama seramik tozuna göre Cr2O3, Al2O3+TiO2 (%60/40) ve Al2O3+TiO2 (%97/3) numunelerinin sahip olduğu belirlenmiştir. Pürüzlülük ölçümü araştırmalarında kaplama kalınlığı arttıkça pürüzlülüğün arttığı ve Al2O3 kompozisyonu numunelerin daha yüksek pürüzlülük değerine sahip olduğu görülmüştür. NiAl+Cr2O3 numunelerinin en düşük pürüzlülük değerine ve Al2O3+TiO2 (%97/3) numunelerinin en yüksek pürüzlülük değerine sahip olduğu tespit edilmiştir.Bu Yüksek Lisans Tezi Uşak Üniversitesi BAP Birimi Tarafından 2012/TP001 numaralı proje ile desteklenmiştir.
Beyazlatma sistemlerinin farklı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı üretim yöntemleriyle elde edilen üç farklı restoratif materyalin yüzey pürüzlülüğüne çeşitli beyazlatma ajanlarının etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada nanohibrit kompozit rezin (Neo Spectra™ ST, NS), eksiltmeli üretim nanoseramik hibrit CAD/CAM blok (Cerasmart™ 270, CS) ve eklemeli üretim daimi reçine (Saremco print Crowntec, CT) kullanılarak toplam 99 örnek (8×8×2 mm) hazırlandı. Her bir materyal iki tedavi alt grubuna ayrıldı: ofis tip beyazlatma (Opalescence Boost – %40 hidrojen peroksit, 3×20 dk) ve ev tipi beyazlatma (Opalescence PF – %16 karbamid peroksit, 6 saat, 14 gün). Beyazlatma uygulamaları üretici talimatlarına ve belirtilen uygulama sürelerine uygun şekilde gerçekleştirildi. Yüzey morfolojisinin değerlendirilmesi için toplam 9 örnek (3'ü başlangıç, 6'sı beyazlatma sonrası) SEM ile incelendi. Geriye kalan 90 örneğin (n=15 her grupta) yüzey pürüzlülüğü (Ra) ve pürüzlülük derinliği (Rz) bir temaslı profilometre ile beyazlatma öncesi (T₀) ve sonrası (T₁) ölçüldü. Her örnek için ölçümler üç kez tekrarlandı ve ortalamaları alındı. Yüzey pürüzlülüğündeki değişimler (ΔRa, ΔRz), T₁ ölçüm değerlerinden T₀ değerlerinin çıkarılmasıyla hesaplandı. Veriler SPSS yazılımında Two-way ANOVA, One-way ANOVA ve Eşleştirilmiş örneklem T testi ile analiz edildi (α=0,05). Bulgular: Beyazlatma sonrası Ra ve Rz değerleri açısından, materyal × beyazlatma tipi etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Tüm materyallerde, beyazlatma sonrasında Ra ve Rz değerleri başlangıç değerlerine kıyasla anlamlı şekilde arttı (p<0.05). Beyazlatma sonrası, CT grubunun Ra değeri (p=0.019) ve NS grubunun Rz değeri (p=0.032), ofis tipi beyazlatma grubunda ev tipi beyazlatma grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksekti. ΔRa ve ΔRz açısından materyaller arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Sonuçlar: Test edilen beyazlatma ajanlarının, üç restoratif materyalin yüzey pürüzlülüğü ve pürüzlülük derinliğini anlamlı şekilde artırdığı; bu etkinin ofis tip beyazlatmada daha belirgin olduğu sonucuna varıldı.
CAD-CAM tam seramik materyallerin renk, translusensi ve pürüzlülükleri üzerine polisaj ve glaze ışlemlerinin etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı yüzey bitirme işlemleri (Glaze: G ve Polisaj: P) uygulanmış LDS (Lityum disilikat), ZLS (Zirkonya ile güçlendirilmiş lityumsilikat) ve TrZ (translusens zirkonya) materyallerinin translusensi, renk ve pürüzlülüklerinin kahve termal siklusu öncesi ve sonrası in-vitro değerlendirilmesidir. Lityum disilikat (IPS e.max CAD), zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat (Celtra Duo HT) ve translusens zirkonya (Cercon HT) materyallerinden 40'ar adet (1 mm kalınlığında) örnek hazırlanmıştır. Klinik aşındırmayı taklit etmek amacıyla 20 sn aşındırma işlemi uygulanmıştır. Örneklere iki farklı yüzey işlemi uygulanmış ve bir kahve çözeltisinde 10.000 termalsiklusa tabi tutulmuştur. Örneklerin pürüzlülük değerlerini (Ra: Ortalama Pürüzlülük Değeri, Rz: Ortalama Maksimum Profil Yüksekliği) ölçmek için kontakt profilometre, renk stabilitelerini ve translusensi parametrelerini (TP) ölçmek için kolorimetre cihazı kullanılmıştır. Renk farkı verileri Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiş, grupların farklılık gösterdiği durumda Dunnet çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Aşındırma sonrası pürüzlülük verilerinin değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Pürüzlülük ve translusensi parametresi (TP) verilerinin değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ve Duncan çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Renk değişimi sadece polisaj uygulanmış ZLS (ZLS-P) grubunda klinik olarak algılanabilir eşiğin üstünde olup, tüm gruplarda klinik olarak kabul edilebilir eşiğin altındadır (<2.23). Aşındırma sonrası en yüksek pürüzlülük değerleri (Ra ve Rz) ZLS materyalinde görülmüş, bunu LDS ve TrZ takip etmiştir. Glaze uygulanmış ZLS (ZLS-G) ve LDS (LDS-G) gruplarının ortalama pürüzlülük değerleri (Ra) polisaj uygulanan gruplara kıyasla daha düşük olmasına karşın bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Glaze uygulanmış TrZ (TrZ-G) grubu, polisaj uygulanan (TrZ-P) gruba kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olacak düzeyde daha yüksek bir Ra değeri göstermiştir. Rz (Ortalama Maksimum Profil Yüksekliği) parametresi açısından ise tüm materyallerde glaze uygulaması daha düşük değerler görülmesini sağlamışken, bu fark TrZ grubunda istatistiksel farka sebep olmamıştır. Termal siklus öncesi ve sonrası en yüksek translusensi değeri LDS materyalinde görülmüş, bunu ZLS ve TrZ takip etmiştir. Kahve termal siklusu materyallerin pürüzlülük değerlerinde (Ra, Rz) artışa, translusensilerinde ise azalmaya sebep olmuştur.
CAD/CAM sistemlerinde kullanılan farklı içeriklere sahip seramik materyallerde gıda benzeri solüsyonların estetik, mekanik ve fiziksel etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Sabit protetik uygulamalarda hem estetik hem de fonksiyon eksikliği nedeniyle sıklıkla tercih edilen, CAD/CAM sistemlerinde kullanılan farklı içeriklere sahip kazınabilir blokların gıda benzeri solüsyonlarda bekletilmesi sonrası estetik, mekanik, fiziksel ve viskoelastik özelliklerindeki değişimin değerlendirilmesidir. Yöntem: Bir indirekt kompozit (Gradia Plus) ve altı farklı CAD/CAM restoratif (Brilliant Crios, Shofu Block HC, Cerasmart 270, IPS Empress CAD, VITA Mark II, IPS e.max CAD) materyallerinden 1,2 mm kalınlığında 224 adet örnek hazırlanarak 4 farklı gıda benzeri solüsyonun (distile su, etanol-su, sitrik asit ve heptan) içerisinde bekletilmek üzere rastgele 28 alt gruba ayrılmıştır. 3 farklı zaman diliminde (T0, T12 ve T60) örneklerin estetik, mekanik, fiziksel ve viskoelastik özelliklerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Veriler SPSS 25.0 (IBM SPSS Statistics 25 software (Armonk, NY: IBM Corp.)) paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıkların incelenmesinde Kruskal Wallis Varyans Analizi (post hoc: Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi), bağımlı grup incelemelerinde Friedman Testi (post hoc: Bonferroni düzeltmeli Wilcoxon eşleştirilmiş iki örnek testi), sayısal değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde ise Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Tüm incelemelerde p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızdaki dört farklı gıda benzeri solüsyon içerisinde bekletilen bir indirekt kompozit ve altı farklı CAD/CAM restoratif materyal arasında, zaman aralıklarındaki pürüzlülük, renk, parlaklık ve mikrosertlik değişimleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Dinamik mekanik analiz ile viskoelastik özelliklerin incelenmesi sonrasında en yüksek sönümleme kapasitesi rezin içerikli materyallerde görülürken, cam matriks seramikler belirgin şekilde daha düşük değerler göstermiştir. Tüm materyallerde zamanla sönümleme kapasitesinin azaldığı tespit edilmiştir. Sonuç: Gıda benzeri solüsyonlar çalışmada kullanılan tüm materyaller üzerinde olumsuz etkiler göstererek materyallerde pürüzlülüğün ve renklenmenin artmasına, parlaklığın, mikrosertliğin ve sönümleme kapasitesinin azalmasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: cad/cam restoratif materyal, pürüzlülük, renk stabilitesi, parlaklık, mikrosertlik, dinamik mekanik analiz
Gıdaları taklit eden solüsyonlarda bekletilen farklı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve biyofilm oluşumunun In Vitro olarak incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı gıdaları taklit eden solüsyonlarda bekletilen farklı restoratif materyallerin, yüzey pürüzlülüğü ile biyofilm oluşum parametrelerini analiz etmek ve bu parametreler arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Beş farklı restoratif materyal [alkasit, giomer, ormoser, direkt kompozit ve indirekt kompozit] ile hazırlanan 220 örnek gıdaları taklit eden solüsyonlarda (heptan, etanol, sitrik asit ve tükürük[kontrol]) bekletilme öncesinde rastgele gruplara ayrılmış, isimlendirilip numaralandırılmıştır. Başlangıç yüzey pürüzlülük değerleri ölçülen numuneler solüsyonlarda 7 gün süre ile bekletilmiştir. İkinci pürüzlülük değerleri kaydedilen örnekler ile sterilizasyon sonrasında bakteri adezyon deneyi gerçekleştirilmiş, yüzeylerdeki bakteri tutulumu colony forming unit (cfu) yöntemi ile ölçülmüştür. Önceden belirlenmiş 20 adet numune bakteri adezyon deneyi sonrası taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile görüntülenmiştir. Bulgular: Cention N ve Beautifil II grupları yüksek yüzey pürüzlülük değerleri gösterirken, Gradia Plus grubu ise düşük pürüzlülük değerleri sergilemiştir (p<0,001). Solüsyonlardan sitrik asit yüzey pürüzlülüğünü diğer solüsyonlardan daha fazla etkilerken, heptan yüzey pürüzlülüğünü en az etkileyen solüsyon olmuştur (p<0,001). Cention N ve Beautifil II örneklerinin diğer materyallerden daha yüksek düzeyde bakteri tutulumu gösterdiği tespit edilmiş, G-ænial A'Chord ve Gradia Plus gruplarında ise düşük bakteri adezyon değerleri görülmüştür (p=0,008). En yüksek mikrobiyal tutulum değerleri sitrik asite maruz bırakılmış örneklerde tespit edilmiş, en düşük değerler ise heptanda bekletilen örneklerde ölçülmüştür (p<0,001). Sonuç: Farklı özellikteki materyaller solüsyonlardan değişen oranlarda etkilenmiştir. Alkasit ve giomer örnekleri, diğer numunelerden daha çok etkilenirken, solüsyonlardan sitrik asitin yüzeye etkisi yüksek olarak saptanmıştır. Araştırmamızda yüzey pürüzlülüğünün restoratif materyaller üzerindeki mikrobiyal tutulumu etkilediği görülmekle birlikte yüzey yükü, yüzey enerjisi ve materyal bileşimi gibi diğer faktörlerin de bakteri adezyonu açısından kritik olduğunu unutmamak gerekir. Anahtar Kelimeler: bakteri adezyonu, kompozit, yüzey pürüzlülüğü
Farklı polisaj sistemlerinin renk adaptasyon yeteneği yüksek üniversal kompozitlerin renk değişikliği, yüzey pürüzlülüğü ve bakteriyel adezyonuna etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda farklı polisaj sistemlerinin üniversal kromatik kompozitlerin renk değişikliği, yüzey pürüzlülüğü ve bakteriyel adezyonuna olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmada Brilliant EverGlow, Clearfil Majesty Esthetic, Neo Spectra ST HV ve Omnichroma kompozitlerinin her birinden 52 adet olmak üzere toplamda 208 örnek hazırlanmıştır. Her bir kompozit grubundaki örnekler polisaj sistemlerine göre (kontrol grubu-Mylar Strip, OneGloss, OptiDisc ve Clearfil Twist Dia) n=13 olacak şekilde rastgele 4 alt gruba ayrılmış, polisaj sistemlerinin uygulanmasının ardından her alt gruba ait 1 adet örnek taramalı elektron mikroskobunda incelemek üzere kullanılmıştır. Renk değerleri spektrofotometre ile, pürüzlülük ise mekanik profilometre ile ölçülmüştür. Bakteriyel adezyon deneyinde pelikıl oluşumu amacıyla örnekler tükürükte 1 saat bekletilmiş, Streptococcus mutans içeren süspansiyon eklenerek 24 saat 37°C'de inkübasyona bırakılmıştır. Deney aşamalarını takiben her örnek için 50'şer µl besiyerine ekim yapılmış, 24 saat boyunca CO2'li ortamda 37°C'de inkübe edilmiştir. İnkübasyon işleminin ardından oluşan koloniler sayılıp mililitre başına koloni oluşturan birim (cfu/ml) cinsinden hesaplanmıştır. Daha sonra örnekler 12 gün boyunca kahve ile renklendirilmiş, polisaj işlemleri sonrası ve renklendirme prosedürü sonrası ölçümler yapılmış, renk değişikliği CIEDE2000 formülüyle hesaplanmıştır. Bulgular: Clearfil Majesty Esthetic, en az renk değişikliğinin olduğu kompozittir. Tüm kompozit gruplarında Mylar Strip grubu en fazla renk değişikliğinin görüldüğü gruplar olurken; OneGloss, OptiDisc ve Clearfil Twist Dia polisaj sistemleri arasında anlamlı fark yoktur. Omnichroma en az yüzey pürüzlülüğü sergileyen kompozit olmuştur. Bakteriyel adezyon bulgularında ise en yüksek değerler tüm kompozitler için Mylar Strip gruplarında görülmüş, yüzey pürüzlülüğü ile bakteriyel adezyon değerleri arasında sadece Omnichroma'nın Mylar Strip grubunda anlamlı pozitif korelasyon bulunmuştur. Yüzey pürüzlülük değerleri ile ΔE00 arasında ise, tüm gruplar için anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Çalışmada yer alan grupların tümünün ΔE00 değeri, klinik olarak kabul edilebilir eşik düzeyden (ΔE00=1,8) yüksek bulunmuştur. Pürüzlülük değerleri tüm gruplarda 0,2 µm'den azdır. Bakteriyel adezyon değerleri kompozit materyalden ve polisaj sisteminden etkilenmiştir. Anahtar Kelimeler: bakteriyel adezyon, üniversal kompozit, polisaj sistemi.
Seçici lazer ergitme yöntemiyle üretilen CoCrMo numunelerde farklı üretim parametreleri ve toz boyutunun yoğunluk ile yüzey pürüzlülüğü üzerine etkisi
Eklemeli imalat teknolojisi, günümüz teknolojileri arasında ön plana çıkan; sunduğu fayda, maliyet, gerçekleştirilebilirlik ve hurda atık konularında optimum fayda sağlayan bir üretim metodu olmaya başlamıştır. Mühendislik alanındaki malzeme, yazılım ve lazer teknolojilerindeki gelişmelere bağlı olarak havacılık, otomotive, enerji ve sağlık alanında istenen çok karmaşık ve farklı mukavemet, sertlik, yoğunluk gibi özellikler istenen malzemelerde tek bir üretim metodu ile eklemeli imalatlarda ulaşmak mümkündür. Seçici lazer ergitme yöntemi, istenen fonksiyonlara sahip malzeme üretme konusunda önde gelen eklemeli imalat yöntemlerinden biridir. İstenen malzeme özelliklerini yüksek oranda karşılayabilmektedir. Bu üretim yönteminde üretim parametreleri, nihai ürün üzerinde büyük öneme sahiptir. Dolayısıyla, üretim metodlarında istenilen ürünü elde etmek için optimum parametreler kullanılması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında seçici lazer ergitme yöntemiyle farklı tarama stratejileri ve parametrelerde üretilen numuneler üzerinde yüzey pürüzlülüğü, yoğunluk ve diğer özellikler bakımından araştırma yapılmıştır. İki farklı toz boyut aralığında (0-53 µm ve 20-53 µm) sabit katman kalınlığında lazer gücü, tarama hızı, tarama mesafesi ve lazer dengeleme parametreleri 23 farklı kombinasyonda değiştirilerek küçük kübik numuneler (12x12x12 mm³) üretilmiştir. Bu numunelerin yoğunlukları Arşimet prensibi ve optik mikroskop görüntülemesi yardımıyla ölçülmüş ve yoğunluk cevabı üzerinden sıralama yapılarak 5 numune seçilmiş ve sonraki testler gerçekleştirilmiştir. Üretilen parçalar üzerinde yüzey pürüzlülüğü değeri esas alınarak mekanik testler gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak iki farklı toz boyut aralığı için yüzey pürüzlülük ve yoğunluk değeri açısından kullanılacak optimum parametreler elde edilmiştir.
Farklı asitleme ve kumlama protokollerinin hibrit CAD/CAM materyalinin eğilme dayanımına ve rezin siman bağlantısına etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı hidroflorik asit (HF), kendinden asitli seramik primeri (MEP) ve kumlama protokollerinin hibrit CAD/CAM materyalinin yüzey pürüzlülüğü (Ra), eğilme dayanımı ve rezin siman bağlantısına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Toplamda 130 bar şekilli ve 130 dikdörtgen şekilli örnek düşük hızda elmas separe kullanılarak hibrit materyalden (Cerasmart 270) su soğutması altında kesilerek elde edildi. Örnekler yapılan yüzey işlemlerine göre 13 alt gruba ayrıldı: Kontrol (K), 60 sn HF (HF60), 90 sn HF (HF90), 120 sn HF (HF120), 60 sn MEP (MEP60), 90 sn MEP (MEP90), 120 sn MEP (MEP120), 10 sn kumlama (Kum10), 15 sn kumlama (Kum15), 20 sn kumlama (Kum20), kumlama sonrası HF (Kum+HF), kumlama sonrası MEP (Kum+MEP), HF sonrası MEP (HF+MEP). Ra değerleri bir profilometre kullanılarak ölçüldü. Her gruptan birer örnek atomik kuvvet mikroskobu ve taramalı elektron mikroskobu ile incelendi. Eğilme dayanımı ve rezin bağlanma dayanımı verileri üniversal test cihazı kullanılarak elde edildi. Başarısızlık tipleri stereomikroskop ile incelendi. İstatistiksel analizler için 1-yönlü ANOVA, Tukey HSD ve Tamhane T2 testleri uygulandı. Bulgular: En yüksek Ra değerleri ve en düşük eğilme dayanımı değerleri kumlama gruplarında bulunmuştur (P<0,05). HF ve MEP gruplarının eğilme dayanımı değerleri kontrol grubu ile istatistiksel olarak benzerdir (P>0,05). MEP gruplarının rezin bağlanma dayanımı değerleri aynı sürelerde HF asit uygulanan gruplara göre daha yüksektir. Farklı sürelerde uygulanan asitleme protokollerinden sonra rezin bağlanma dayanımı değerlerinde önemli farklılıklar görülmüştür (P<0,05). Sonuçlar: MEP uygulaması hibrit CAD/CAM materyali için tercih edilebilir bir yüzey işlemi olabilir. Kumlama işlemi hibrit materyalin mekanik özelliklerini olumsuz etkileyebilir.
Farklı dual cure bulk-fı̇ll kompozı̇t rezı̇n materyallerı̇n renk stabı̇lı̇tesı̇ ve yüzey pürüzlülüğünün in vı̇tro olarak değerlendı̇rı̇lmesı̇
Amaç: Çalışmamızda çocuk diş hekimliğinde kullanılan 3 farklı dual cure bulk-fill kompozit rezin materyalin (Fill-up, HyperFIL, Cention-N) ve ışıkla polimerize 1 adet bulk-fill kompozit rezin materyalin (Reveal HD) yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesi özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Üretici firmanın önerileri dikkate alınarak her materyal 5 mm kalınlıkta, 6 mm çapında polietilen kalıplar içerisine yerleştirilerek örnekler hazırlanmıştır. Deney grubunda dual cure bulk-fill kompozitler, kontrol grubunda ise ışıkla polimerize olan bulk-fill kompozit kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise üretici firma talimatları doğrultusunda ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 70 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C'de distile suda bekletilmesi sonrasında yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Örneklerin yüzey pürüzlülük testi Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı ile yapılmıştır. Ardından örneklerin yüzey analizi için Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Araştırma Laboratuvarında bulunan SEM (JEOL 5500/OXFORD Inca-X Taramalı Elektron Mikroskobu) kullanılmıştır. Renk stabilitesini belirlemek için deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise ışıkla polimerize edilmiştir. Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir. Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 105 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C derecede distile suda bekletilmesi sonrasında başlangıç renk ölçümleri bir spektrofotometre [VITA Easyshade® Advance 4.0 (VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Germany)] cihazı ile yapılmıştır. Daha sonra örnekler distile suda, vişne suyunda ve soğuk çayda 1 hafta bekletilmek üzere rastgele 3 ayrı gruba ayrılmıştır.(n=5) 1 hafta sonunda örneklerin spektrofotometre ile renk ölçümleri yapılmıştır. Örneklerin renk değişimleri CIEDE 2000 sistemine göre kaydedilmiştir. Bulgular: Kompozit grupları içerisinde en az yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan ışıkla polimerize Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en fazla yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Deney grubunda yer alan Fill-up ve Cention-N kompozit gruplarında, self polimerizasyona bırakılan örneklerin ve ışıkla polimerize edilen örneklerin yüzey pürüzlülüğü, istatistiksel açıdan anlamlı derecede farklılık göstermektedir(p<0,05). Self polimerizasyona bırakılan kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Işıkla polimerize edilen kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Kompozit grupları içerisinde en fazla renklenme miktarı, deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan ve vişne suyunda bekletilen Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en az renklenme, deney grubunda bulunan ışıkla polimerize edilen ve distile suda bekletilen Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Sonuç: Bu bilgiler ışığında dual cure bulk-fill kompozitlerin self polimerizasyona ilaveten ışıkla polimerize edilmesi sonucu yüzey pürüzlülüğünde azalma ve renk stabilitesinde artış beklenebilir.
Kemik osteotomilerinin piezo-uçların mekanik özellikleri üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması: Deneysel bir çalışma
Giriş ve Amaç: Bu çalışmadaki amacımız; farklı sayıda osteotomi gerçekleştiren piezo-uçların nano-sertlik, elastisite modülü ve yüzey pürüzlülüğü gibi mekanik özellikleri ile aşınma düzeylerinin kesi performansı üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 3'ü kontrol, 28'i ise test amaçlı olmak üzere 31 adet piezo-uç kullanıldı. Test grubundaki uçlar farklı sayıda kesi yapmak üzere 4 gruba ayrıldı. Bu gruplar, 4 kesi grubu (7 adet uç), 8 kesi grubu (7 adet uç), 16 kesi grubu (7 adet uç) ve 32 kesi grubu (7 adet uç) şeklinde oluşturuldu. Osteotomiler 1-3 yaş aralığındaki taze kesilmiş sığırın sağ ve sol 6. ve 7. kostalarından elde edilen kemik blokları üzerinde gerçekleştirildi. Her bir kostadan 40 mm uzunluğunda 7 eşit kemik bloğu elde edildi. 4 kaburgadan elde edilen 28 adet kemik bloğu arasından osteotomi grupları için 4 kemik bloğu seçildi. Kemik blokları üzerine 10 mm uzunluğunda ve birbirine 2 mm uzaklıkta 15 kılavuz çizgi çizilerek sıralı bir şekilde numaralandırıldı. Uçların hangi kesiyi yapacağı rastgele belirlendikten sonra, her gruptan alınan bir uç ile kemik bloğu üzerinde 10 mm uzunluğunda ve 4,5 mm derinliğinde osteotomiler gerçekleştirildi. Böylelikle her bir kemik bloğu üzerinde 4 kesi grubundaki uç ile 1, 8 kesi grubundaki uç ile 2, 16 kesi grubundaki uç ile 4 ve 32 kesi grubundaki uç ile 8 adet kesi gerçekleştirildi. Osteotomi sırasında ortalama kesi süreleri kaydedildi. Osteotomi grubunda yer alan uçların osteotomi öncesi ve sonrası taramalı elektron mikroskop görüntüleri elde edildi ve iki görüntü üst üste çakıştırılarak uçlarda meydana gelen aşınma miktarları hesaplandı. Nanoindentasyon ile uçların nano-sertlik, elastisite modülü ve yüzey pürüzlülüğü analiz edildi. Osteotomi gruplarına ilişkin nanoindentasyon değerleri kontrol grubu ile kıyaslandı. Bulgular: Piezo-uçların nano-sertlik değerlerinde osteotomi sayısına bağlı olarak istatistiksel açıdan anlamlı bir artış gözlendi (p=0,007). Kullanım sıklığına bağlı olmaksızın kullanım durumu ile ilişkili olarak tüm osteotomi gruplarındaki uçların elastisite değerlerinin kontrol grubuna nazaran anlamlı şekilde arttığı belirlendi (p=0,007). Osteotomi sayısına bağlı olarak uçların kullanım sıklığı ile yüzey pürüzlülüğü arasında doğrusal bir ilişki elde edildi. Kullanım sıklığı artıkça yüzey pürüzlülüğünde anlamlı bir artış meydana geldi (r=0,961; p=0,001). Benzer şekilde, uçların kullanım sıklığı ile aşınma miktarları arasında pozitif korelasyon tespit edildi (r=0,833; p=0,001). Uçların yüzey pürüzlülüğü ve aşınma miktarları arasında güçlü bir korelasyon saptandı (r=0,847; p=0,001). Piezo-uçların kullanım sıklığı ile birlikte ortalama kesi sürelerinde istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde artış gözlendi (p=0,01). Sonuç: Sığır kemiği üzerinde gerçekleştirilen deneysel çalışmanın verilerine göre, kesi sayısının artması ile piezo-uçların mekanik ve fiziksel özelliklerinde kayda değer değişiklikler olduğu, buna bağlı olarak kesi performanslarının etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kesi performansı, Nanoindentasyon, Osteotomi, Piezo-uç
Bilgisayar destekli üretilen yeni nesil kaide materyallerinin farklı PH değerlerindeki mikrobiyolojik özelliklerinin değerlendirilmesi
Amaç: Yeni nesil CAD/CAM ile üretilen ve geleneksel ısıyla polimerize kaide materyalinin farklı pH değerlerinde mikrobiyolojik özelliklerinin değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Bu çalışma için 2 x 10 mm boyutlarında toplam 108 adet polimetilmetakrilat örnek hazırlandı. Örnekler yüzey pürüzlülükleri ölçüldükten sonra ağız ortamını taklit etmek amacıyla 37 derecede %100 nem varlığında 3 farklı pH değerlerine sahip yapay tükürükte 21 gün süre ile yapay yaşlandırmaya tabi tutuldu. Pürüzlülük ölçümleri 21. gün sonunda tekrarlandı. Örnekler %70'lik alkol ile dezenfekte edildi ve candida albicansın içeren brain heart broth besi yerine aktarıldı. İnkübasyonun 72. saatinde spektrofotometre ile candida albicansın optik yoğunluğu ölçüldü ve biyofilm oluşturma yetenekleri belirlendi. Ölçümlerin normal dağılıma uygunluğu polimetilmetakrilat gruplarında farklı pH düzeylerinde elde edilen pürüzlülük değerleri Wilcoxon testi, farklı pH düzeylerinde elde edilen pürüzlülük ölçümlerinin gruplara göre farklılık gösterip göstermediği ve candida albicans adezyonu ölçümlerinin gruplara göre karşılaştırması Kruskal Wallis testi ile, incelenmiştir. Farklı pH düzeylerinde pürüzlülük değişimi ile candida albicans adezyonu arasındaki ilişki korelasyon analizi ile incelenmiştir. Analizler %95 güven düzeyinde SPSS 20.0 yazılımı ile yapılmıştır. Bulgular: Farklı pH değerlerine sahip yapay tükürük ile yaşlandırma sonucunda yüzey pürüzlülükleri artmıştır. En fazla yüzey pürüzlülüğü pH 3'te bekletilen örneklerde, en fazla yüzey pürüzlülüğü artışı ısı ile polimerize geleneksel PMMA örneklerde bulunmuştur. En fazla C. albicans tutulumu ısı ile polimerize geleneksel PMMA örneklerde görülmüştür. Yüzey pürüzlülüğü artışı ile C. albicans adezyonu arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda kullandığımız farklı tipteki PMMA kaide materyalleri yüzey pürüzlülüğü açısından karşılaştırıldıklarında ısı ile polimerize akrilik rezin diğer materyallerden daha yüksek yüzey pürüzlülüğü değerine sahip çıkmıştır ve materyallerin yüzey pürüzlülükleri asit ortamında daha fazla artmıştır. Çalışmada kullanılan protez kaide materyalleri arasında C. albicans tutulumu en çok ısı ile polimerize akrilik rezinlerde bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM PMMA, C. albicans, dijital CAD/CAM protezler, grafen, PMMA, yüzey pürüzlülüğü
Farklı içeceklerde bekletilen restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı doldurucu içeriklere sahip akışkan ve konvansiyonel kompozit rezinlerin 1 yıllık klinik ağız içi koşulları simüle edecek şekilde farklı içeceklerde bekletme, fırçalama ve termal yaşlandırma prosedürlerine tabi tutulmasıyla oluşan renk ve yüzey pürüzlülüğü değişiminin in vitro olarak incelenmesidir. Materyal ve Metot: Charisma Smart (Kulzer Dental, Almanya), Charisma Flow (Kulzer Dental, Almanya), 3M Filtek Ultimate Universal (3M ESPE, ABD), 3M Filtek Ultimate Flowable (3M ESPE, ABD), Omnichroma (Tokuyama Dental, Japonya), Omnichroma Flow (Tokuyama Dental, Japonya), Beautifil II (Shofu Dental, Almanya), Beautifil Flow Plus F00 (Shofu Dental, Almanya) olmak üzere 8 farklı kompozit rezin kullanılarak toplam 320 adet numune hazırlandı (n=40). Hazırlanan numuneler 24 saat distile su içerisinde 37 Co sıcaklıkta etüvde bekletilip ardından bitirme ve polisaj işlemleri yapıldı. Numuneler 12 gün boyunca distile su, şarap, kahve ve çay içerisinde bekletildi. Solüsyonlardan çıkarılan numuneler 10000 siklus fırçalama simülasyonuna ve 10000 siklus termal döngü prosedürlerine tabi tutuldu. Bütün numunelerin başlangıç (t0) ve uygulanan prosedürler sonunda (t1) profilometre ve spektrofotometre ölçümleri yapıldı. Renk ölçümleri sonrasında CIEDE2000 ve CIELab renk sistemlerine göre ∆E değerleri hesaplandı. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi IBM SPSS V23 ile gerçekleştirildi. İstatiksel analiz için 3 yönlü varyans analizi, Tukey testi, sınıf içi korelasyon katsayısı kullanıldı. Önem düzeyi P<0.05 alındı. Bulgular: Çalışmada tüm gruplarda L* değerlerinde azalma, a* ve b* değerlerinde artma gözlendi. Gruplara, solüsyonlara ve tiplere göre ve birbirleriyle etkileşimlerine göre ortalama renk değişim değerleri anlamlı farklılık gösterdi (P<0.001). En yüksek renk değişim değeri kompozitlerde OMN grubunda bulundu. Solüsyonlara göre en fazla renk değişimi şarap grubunda gözlenirken en az distile su grubunda gözlendi. Tiplere göre değerlendirildiğinde akışkan kompozitlerde konvansiyonel kompozitlere göre daha az renk değişimi gözlendi. CIEDE2000 ve CIELab sistemlerine göre elde edilen ∆E değerlerinde şarap grubundaki OMN konvansiyonel ve akışkan hariç korelasyon tespit edildi. Çalışmada t0 zaman dilimi ve t0-t1 zaman dilimleri arasında yüzey pürüzlülük değerleri açısından anlamlı farklılık elde edildi. Sonuç: Kompozit rezinlerin doldurucu içeriklerinin, viskozitelerinin, maruz kaldıkları solüsyonların ve bunların birbirleriyle etkileşimlerinin kompozitlerin renk ve yüzey pürüzlülüğü değişimde etkili olduğu görüldü. Kompozit rezinlerin renk değişimi üzerinde en fazla etkisi olan faktörün solüsyon, ikinci faktörün ise kompozit grubu olduğu belirlenirken yüzey pürüzlülüğü üzerinde en fazla etkisi olan faktörün kompozit grubu olduğu, solüsyonların ve kompozit tipinin etkisinin düşük olduğu sonucuna varıldı.
Evaluation of the effect of different bleaching techniques on surface roughness and color change in new and aged composites
Objectives: The aim of this study was to investigate the effect of 35% hydrogen peroxide (Whiteness HP) and 16 % carbamide peroxide (Whiteness Perfect) on the surface roughness and color change of new and aged microhybrid composites ( Filtek Z 250). Materials and Methods: A Teflon matrix (10 x 2 mm) was used to fabricate 120 specimens which, after polishing with 600 and 1200 grit silicon carbide paper and 24 hours stored in distilled water divided into 2 main groups (n 60). Afterwards, the specimens of one group were placed on 1000 cycles in thermocycling device and the specimens of the other group were placed on 10000 cycles. After the thermocycling, the initial color and surface roughness readings were performed by using the spectrophotometer and profilometer respectively. The specimens of each group were then randomly divided into three subgroups (n 20) according to surface treatments: distilled water (control), 16% Carbamide Peroxide (CP), and 35% hydrogen peroxide (HP). The 16% CP agent was applied 4 h daily for 2 weeks and 35% HP agent was applied 45 minute/week. After 14 days of treatment, the color change (ΔE1) and the surface roughness readings were performed. After bleaching procedure, half of each 20 subgroup were polished with Sof-Lex pop-on system while the other half were kept without polishing. After that, the polished and unpolished specimens were immersed in vials containing 5 ml of coffee solution for one week at room temperature. The second color changes (ΔE2) were then assessed. Results: There was a significant increase in the surface roughness values of the bleached and the control groups for the new tested composite, but no significant changes were detected for the aged composite group. Bleaching of the new and aged composite groups did not show any significant change in the surface roughness when compared the bleached groups with the control groups. As regarding the color variation, the color change (ΔE1) differences between the new and aged composite groups were statistically significant; as the means in the aged composite group was higher. The color change differences between the bleached and control groups for the new and aged tested composite were insignificant. Conclusion: It can conclude that in this study both the bleaching systems used had minimal effects on the surface roughness and the color change of the new and aged tested composites.
Çoklu duvarlı karbon nanotüp ile güçlendirilmiş cam iyonomer simanların fluorid salımı-geri alımının, yüzey pürüzlülüğünün ve antibakteriyel özelliklerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, geleneksel cam iyonomer simana (CİS) kütlece farklı oranlarda çoklu duvarlı karbon nanotüp (MWCNT) eklenmesinin fluorid salımı ve geri alımına, yüzey pürüzlülüğüne ve antibakteriyel özelliklerine etkisinin değerlendirilmesidir. Kontrol grubu (G0) olarak geleneksel CİS Ionofil U kullanılmıştır. Ionofil U'nun toz kısmına kütlece %1, %2 ve %3 oranlarında MWCNT eklendi ve sırasıyla G1, G2 ve G3 oluşturuldu. Başlangıç ve topikal fluorid uygulaması sonrası fluorid salımları 24. saat, 48. saat, 72. saat ile 7., 15. ve 28 günlerde kümülatif olarak ölçüldü. Yüzey pürüzlülüğü ortalamaları bir yüzey profilometre cihazı ile ölçüldü. Yüzey özellikleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile analiz edildi. Grupların S. mutans'a karşı antibakteriyel etkinlikleri doğrudan temas testi yöntemi ile optik yoğunluk ölçümleri yapılarak kaydedildi. İstatistiksel analizde NCSS 2007 programı ile çoklu grupların tekrarlayan ölçümlerinde tekrarlayan varyans analizi, alt grup karşılaştırmalarında Newman Keuls çoklu karşılaştırma testi, gruplararası karşılaştırmalarda tek yönlü varyans analizi, alt grup karşılaştırmalarında Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanıldı. 28 günlük deney süresi sonunda G3'te en yüksek fluorid salımı, G0'da en düşük fluorid salımı gerçekleşti (p<0,05). Topikal fluorid uygulaması sonrası 28 günlük ölçümlerde en yüksek fluorid salımı değeri G3'te, en düşük fluorid salımı değeri G0'da bulgulandı (p<0,05). Grupların yüzey pürüzlülükleri arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). SEM görüntülemesi sonunda G0'da daha homojen bir yüzey izlendi. G2 ve G3, G0'dan daha yüksek antibakteriyel etki gösterdi (p<0,05). Geleneksel CİS'lere kütlece artan oranlarda MWCNT eklenmesi materyalin fluorid salımı ve geri alımı ile antibakteriyel özelliklerini orantılı olarak iyileştirip, bunu sağlarken yüzey özelliklerinde anlamlı bir bozulmaya neden olmadı. Nanoteknoloji alanında umut verici materyaller olan CNT'lerin çocuk diş hekimliğinde kullanımı ile ilgili daha ileri çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Çoklu duvarlı karbon nanotüpler, cam iyonomer siman, fluorid salımı ve geri alımı, yüzey pürüzlülüğü, doğrudan temas testi, antibakteriyel özellik, SEM
Asidik içeceklerin, farkli cam iyonomer restoratif materyallerinin fiziksel ve mekanik özellikleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı cam iyonomer materyallerinden yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (Ketac™ Molar, Seefeld, GE), Amalgomer™CR (Amalgomer™CR, Advanced Health, UK), Giomer (Beautiful II, Giomer, California, USA), ve Cam Karbomer (GCP Glass carbomer products, Leiden, Netherlands) materyallerinin asitli içeceklere maruz kaldığında gösterdiği yüzey pürüzlülüğü, yüzey sertliği ve basma dayanımı değerlerinin in vitro olarak incelenmesi ve değerlendirilmesidir. Çalışmada örnekler asidik içecek olarak kola, şeftali aromalı ice tea ve sıkma portakal suyu kontrol grubu olarak ise distile su içerisinde 24 saat, 48 saat, 72 saat, 7 gün, 14 gün ve 28 gün bekletildi. Materyal grupları arasında yüzey pürüzlülüğünde en fazla artış sıkma portakal suyunda bekletilen örneklerde gözlendi. Portakal suyunda da materyal gruplarının yüzey pürüzlülüğü ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlendi. Amalgomer™CR grubunun yüzey pürüzlülüğü ortalamaları diğer materyal gruplarının yüzey pürüzlülüğü ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Materyal gruplarının yüzey sertliği ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlendi. Beautifil II grubunun yüzey sertliği ortalamaları diğer gruplarının yüzey sertliği ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Beautifil II materyalinin de portakal suyu grubunun yüzey sertliği ortalamaları tüm içecek gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu. Materyal gruplarının basma dayanımı ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlendi. Beautifil II materyalinde tüm içecek gruplarının basma dayanımı ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlendi. Sonuç olarak; asidik içeceklerin cam iyonomer esaslı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü, yüzey sertliği ve basma dayanımı değerlerinde değişimlere neden olduğu kaydedildi. Key words: Energy drinks, Microhardness, Surface roughness, Dental restoration
CAD/CAM sistemleri ile elde edilen monolitik zirkonyanın farklı aşındırma prosedürleri sonrası biaksiyel bükme dayanımının in vitro olarak incelenmesi
Monolitik zirkonya, veneerlenen porselenin kırılma risklerini elimine etmesi sebebiyle kuron ve köprü restorasyonlarında sıklıkla kullanılmaktadır. Ancak bu materyallerin CAD/CAM sistemleri ile üretilmiş olmalarına rağmen, klinikte uyumlandırma işlemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Hızlı ve yavaş dönme özelliğine sahip döner aletler ile farklı frez çeşitleri kullanılarak sulu ve susuz ortamda uygulanan aşındırma prosedürleri klinisyenler tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı; monolitik zirkonya materyallerinin aşındırma prosedürleri sonrasında değişen mekanik özelliklerinin değerlendirilmesidir. Deney grupları için, monolitik zirkonya bloklarından (Amann Girbach-Ceramill Zolid White, Zirkonzahn-Prettau,GC-Inıtıal Zr Disk) merkezinde 3 mm çapında, 1 mm yüksekliğinde özel silindir dizaynı bulunan, 15 mm çapında, 1.2 ± 0.2 mm yüksekliğinde disk şeklinde örnekler hazırlanmıştır. Kontrol grupları için ise, merkezde özel silindir dizaynı mevcut değildir. Aerotor ve mikromotor ile 3 farklı frez çeşidi (Meisinger 881Z4 (medium), Meisinger Z732 (medium), Meisinger 640 (medium)) kullanılarak sulu ve susuz ortamda merkezdeki silindir kaybolana kadar aşındırma işlemleri uygulanmıştır ve sıcaklık değerleri kaydedilmiştir. Aşındırma sonrasında ise; yüzey pürüzlülük değerleri ölçülüp, materyaller biaksiyel bükme testine tabi tutulup, vickers mikrosertlik testi uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama,standart sapma), yanı sıra normal dağılım gösteren değişkenlerin zaman karşılaştırmalarında eşlendirilmiş tek yönlü varyans analizi, alt grup karşılaştırmalarında Newman Keuls çoklu karşılaştırma testi, gruplar arası karşılaştırmalarda tek yönlü varyans analizi, alt grup karşılaştırmalarında Tukey çoklu karşılaştırma testi, ikili grupların karşılaştırmasında bağımsız t testi, kullanılmıştır. Sonuçlar, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde, tüm monolitik zirkonya bloklarında işlem görmemiş kontrol gruplarının pürüzlülük ortalamaları, aşındırma yapılmış tüm deney gruplarının pürüzlülük ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Sulu ve susuz ortamda her üç monolitik zirkonya bloğunda da aerotor ile 881Z4 frezinin kullanıldığı grupların yüzey pürüzlülük ortalamaları, diğer deney ve kontrol gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Biaksiyel bükme dayanımları değerlendirildiğinde ise, 3 monolitik zirkonya materyalinde de (Amann Girbach, Zirkonzahn, GC) frez çeşidi farketmeksizin susuz ortamda aşındırma işlemi uygulanan deney gruplarının biaksiyel bükme dayanımı, sulu ortamda aşındırma işlemi uygulanan deney gruplarından daha düşük ortalama değerlere sahiptir. Tüm monolitik zirkonya materyallerinde sulu ve susuz ortamda, deney gruplarının biaksiyel bükme dayanımları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Çalışmamızda susuz ortamda en yüksek sıcaklık ortalaması 104,23±13,27 oC, sulu ortamda ise 27,91±1,84 oC olarak ölçülmüştür. Tüm monolitik zirkonya materyallerinde (Amann Girbach, Zirkonzahn,GC), sulu ve susuz ortamda aerotor ile 881Z4 frezinin kullanıldığı deney gruplarının vickers mikrosertlik ortalamaları, diğer deney gruplarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.
In-vitro evaluation of the effect of two surface treatment techniques and three adhesive systems on the shear bond strength of aged composite resin repair
Purpose of study: this study assessed the influence of two surface treatment techniques with three different adhesive system on the shear bond strength of repaired aged composite resins. Materials and methods: Ninety composite cylindrical shaped specimens (8mm × 4.5mm) were fabricated from Estilete Sigma Quick shade A2 composite in transparent Teflon mold, polished with 2500 grit carbide paper and kept in distilled water for 24 hours. Subsequently, the samples were aged with thermocycling for 10,000 cycle. Then, the specimens were separated into two main group in relation to surface treatment (each group of 45 samples); diamond bur treatment and air abrasion with 50µ aluminum oxide then each group divided according to the adhesive system with different application protocol into five subgroups (N = 9); total-etch two-step adper single bond 2, self-etch two-step SE clearfill bond and universal G-perimo bond. Following the application of bonding agents, the sample repaired with the same composite type and shade. The initial shear bond strength was measured, and finally values were statistically analyzed. Results: The mean shear bond strength values of the Bur treatment group (14,38±2,34) was found to be significantly higher than that of the air abrasion group (12,29±1,84) and There was a statistically significant difference in shear bond strength MPa between the subgroups (p: 0.000, p <0.05). The shear bond strength values of diamond bur treatment plus universal adhesive sub-group (16.5±0.79) was found to be statistically higher than the other sub-groups and shear bond strength of the total etch adhesive sub-group (11,63±1,52) was found to be statistically significantly lower in Mpa values than the other sub-groups regardless the surface treatment. Conclusion: During aged composite repair procedures, both the surface treatment and adhesive agent application had an effect on the shear bond strength, with the high value of shear bond strength obtained from a combination of bur treatment with G-primo bond or Clearfil SE bond. Keywords: surface treatment, repair of aged composite resins, adhesive systems.
Examination of corrosion effects on orthodontic brackets under simulated gastroesophageal reflux disease (GERD) – an in-vitro study
The aim of this study was to investigate the surface roughness and ion release of stainless steel brackets (N=180, upper central incisor) after corrosion under simulated Gastroesophageal Reflux Disease. The effects of different pHs and durations were evaluated. Brackets were randomly divided into 3 main groups and 15 subgroups (n=12). The pH solutions forming the main groups were: simulating severe (pH 1.5) and moderate (pH 3.0) forms of gastric regurgitation and artificial saliva (pH 7.0) as the control group. Each pH group was divided into subgroups according to the brackets' elapsed times in the solutions (30 minutes, 12 hours, 24 hours, a week, a month). All of the specimens were kept in an incubator, at specified times. The average surface roughness of bracket slots was examined with optical profilometer. Inductively coupled plasma mass spectrometry (ICP-MS) was used to determine the metal ions (Fe, Ni, Cr) released to the solutions from brackets. Before immersions, initial surface roughness (ISR) of each braket slot was measured. After immersions, final surface roughness (FSR) and the difference of FSR-ISR of each bracket slot were examined, and the results were compared statistically in all main pH groups and time subgroups. Also, ion release at 30 minutes, 24 hours and 1 month were examined and the results were compared statistically in all main pH groups and specified time subgroups. When the pH groups were evaluated in terms of FSR at different time intervals, the statistically significant difference in all pH groups firstly occured after 24 hours (p=0.0001). The FSR-ISR was statistically significant in all main pH groups and time subgroups (p=0.0001). As the acidity of the environment and the immersion time increased, increased corrosion of brackets was observed. The highest FSR, FSR-ISR and ion release were found in pH 1.5 group at 1 month. pH 7.0 group's ion release at all time subgroups (except 30 minutes for Ni) was found to be lower than gastric solutions. Ion release from the brackets occurred in all pH groups at all time intervals, but the amounts of ion release were below the toxic limits.
Farklı cila yöntemlerinin yeni geliştirilmiş restoratif materyaller üzerinde fluorid salınımı, yüzey pürüzlülüğü ve bakteri adezyonuna olan etkisinin karşılaştırılması
Çocuk diş hekimliğinde sıklıkla kullanılan ve fluorid salınımı yapabilen restoratif materyaller; diş sert dokularının çevresinde, mikrobiyal dental plak ve tükürükte düşük düzeyde ve sürekli olarak fluorid iyonunun bulunmasını sağlayarak çürük oluşumunu engellemektedirler. Fluorid salınımı yapan restoratif materyallerde görülen dezavantajları gidermek ve özelliklerini geliştirmek amacıyla yapılan çalışmalar devam etmektedir. Restorasyonların başarılı ve uzun ömürlü olması için uygun bitirme ve cila işlemlerinin uygulanması gerekmektedir. Bunun için üretilmiş birçok bitirme ve cila sistemleri bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, iki farklı cila sisteminin (Sof-Lex™/3M ve Enhance®/PoGo™/Dentsply), beş farklı restoratif materyal (BEAUTIFIL®II/Shofu, GCP Glass Fill/GCP, AmalgomerTM CR/Advanced Health Care, Dyract® XP/Dentsply, GC Fuji IX GP®/GC) üzerinde uygulanmalarının, materyallerin fluorid salınımlarına, yüzey pürüzlülüklerine ve bakteri adezyonuna olan etkilerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Çalışmada kullanılan beş farklı restoratif materyalin fluorid salınımı ölçümleri için her birinden 8 mm çapında ve 2 mm yüksekliğinde 21'er adet, yüzey pürüzlülüğü ölçümleri için her birinden 10 mm çapında ve 2 mm yüksekliğinde 21'er adet, bakteri adezyon deneyi için ise her birinden 8 mm çapında ve 2 mm yüksekliğinde 21'er adet olmak üzere olmak üzere toplam 315 adet örnek hazırlanmıştır. Tüm deneyler için her bir restoratif materyalden hazırlanan 21'er adet örnek üç alt gruba ayrılmıştır. 7'şer adet örneğin tüm yüzeyleri Sof-Lex™ ile 7'şer adet örneğin yüzeyi ise Enhance®/PoGo™ ile cilalanmıştır. Geriye kalan 7 örnek şeffaf bant ile hazırlandıktan sonra yüzeyine herhangi bir cila işlemi uygulanmamıştır. Fluorid salınım ölçümleri için hazırlanan örnekler 3 ml de-iyonize su içeren plastik test tüplerine konularak ölçüm zamanına kadar 37oC'lik etüvde bekletilmiştir. Materyallerin fluorid düzeyleri 1., 2., 3., 7., 14., 21. ve 28. günlerde iyon selektif elektrod yöntemi ile ölçülmüştür. Yüzey pürüzlülüğü deneyi "Mahr Perthometer M1" yüzey profilometresi kullanılarak, her bir örnek yüzeyinin 3 farklı noktasından ölçülerek gerçekleştirilmiş ve ortalama Ra değeri belirlenmiştir. Bakteri adezyon deneyi için örnekler hazırlandıktan sonra tüm materyaller ayrı ayrı paketlenip hidrojen peroksit (H2O2) gaz plazma sterilizasyon yöntemi ile steril edilmiştir. Örneklerin üzerinde kazanılmış pelikıl oluşması için örnekler steril tükürük ile inkübe edilmiştir. Pelikıl oluştuktan sonra örneklerin üzerine S. mutans kültüründen elde edilen bakteri süspansiyonu ilave edilmiş ve 4 saat 37oC'de inkübe edilmiştir. Materyallerin yüzeyinde görülen S. mutans yoğunluğu spektrofotometre ile ölçülmüştür. Bu çalışmada istatistiksel analizler NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 Statistical Software (Utah, USA) paket programı ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma) yanı sıra çoklu grupların tekrarlayan ölçümlerinde tekrarlayan varyans analizi, , alt grup karşılaştırmalarında Newman Keuls çoklu karşılaştırma testi gruplar arası karşılaştırmalarda tek yönlü varyans analizi, alt grup karşılaştırmalarında Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Sonuçlar, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Rezin bazlı materyallerde görülen fluorid salınımı, rezin bazlı olmayan materyallere göre düşük bulunmuştur. En yüksek fluorid salınımı ise tüm ölçüm günlerinde cam karbomer (GCP Glass Fill) materyal grubunun Sof-Lex™ alt grubunda meydana gelmiştir. Giomer (Beautifil II) materyal grubunun kontrol alt grubunda fluorid salınımının diğer alt gruplara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Cam karbomer (GCP Glass Fill) ve seramik ile güçlendirilmiş cam iyonomer siman (Amalgomer CR) materyal gruplarının Sof-Lex™ alt grubunda yer alan örneklerde meydana gelen fluorid salınımı, Enhance®/PoGo™ ve kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Kompomer (Dyract XP) materyal grubunun kontrol alt grubunda görülen fluorid salınımının diğer alt gruplara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Geleneksel cam iyonomer siman (Fuji IX) materyal grubunun iki farklı cila sisteminin oluşturduğu alt gruplarda fluorid salınım miktarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu (p<0.05), bu iki grup arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). En yüksek yüzey pürüzlülüğü değeri GCP Glass Fill materyalinin kontrol grubunda görülürken, en düşük yüzey pürüzlülüğü değeri Dyract XP materyalinin kontrol grubunda bulunmuştur. GCP Glass Fill materyali dışındaki materyal gruplarında kontrol alt gruplarında yer alan örneklerin yüzey pürüzlülüğü değerlerinin, iki farklı cila sistemine göre belirlenen alt gruplarda elde edilen yüzey pürüzlülüğü değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu saptanmıştır (p<0,01). Sof-Lex™ ve Enhance®/PoGo™ alt gruplarında yer alan materyal grupları arasında en yüksek yüzey pürüzlülüğü değeri ise Amalgomer CR materyal grubunun Enhance®/PoGo™ alt grubunda saptanmıştır. Materyal grupları arasında en fazla bakteri yoğunluğu Amalgomer CR materyal grubunun Enhance®/PoGo™ alt grubunda gözlenmiştir. Amalgomer CR materyal grubunun kontrol ve Sof-Lex™ alt grubunda yer alan örneklerin yüzeyinde görülen bakteri yoğunluğu değerleri açısından aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Enhance®/PoGo™ alt grubunda yer alan tüm materyal grupları arasında GCP Glass Fill materyalinde görülen bakteri yoğunluğu değerleri Beautifil II ve Amalgomer CR materyal gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunurken (p<0.05), Amalgomer CR materyalinde görülen bakteri yoğunluğu değerleri GCP Glass Fill, Dyract XP ve Fuji IX materyal gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak; restoratif materyallere uygulanan cila sistemlerinin, materyallerin fluorid salınımı, yüzey pürüzlülüğü ve bakteri adezyonu üzerine olan etkilerinde materyallerin yapısal özellikleri ile ilişkili olduğu ve uygulanacak cila enstrümanının materyalin yapısına uygun seçilmesi gerektiği düşünülmektedir.