Political life
185 theses under this subject heading
Liberal feminizm bağlamında Angela Merkel'in siyasi mücadelesi ve ortaya çıkan lider profili
Feminizm, erkeğin sahip olduğu tüm haklara kadının da sahip olması gerektiğini savunan ve kadının toplum içindeki rolünü genişletmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Teori, uluslararası sistemdeki olay ve olguların açıklanması için toplumsal cinsiyetin analizlere dahil edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Liberal feminizm, kadın ile erkeğin bütün alanlarda eşit haklardan yararlanması gerektiğini savunurken özellikle, kadının siyasi kurumlarda yer alması ve temsil edilmesi gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Kadın, siyasi yaşama katılımında, cinsiyetinden dolayı ikincil konuma itilmekte, siyasette hakim olan erkek egemen yapının da etkisiyle birçok engel ile karşılaşmaktadır. Bu engellerin ortadan kaldırılmasıyla siyasi yaşamda başarılı olabilecektir. Angela Merkel, 2005 yılından 2021 yılına kadar dört dönem Almanya Şansölyeliğini yürüten dünya siyasetinin en etkili liderleri arasındadır. Merkel, 2000 yılında partisi CDU' nun ilk kadın başkanı olmuştur. CDU, toplumsal cinsiyet açısından ileride olan ve kadın problemlerini esas alan bir parti profilinde değildir. Merkel parti içinde ve siyasi yaşamında birçok engel ile karşılaşmış bu engelleri aşarak siyasi kariyerinde yükselebilmiştir. 2005 yılında şansölye seçildiğinde ülkesinde bu görevi yapan ilk kadın olurken en genç şansölye unvanına da sahiptir. Bu tez liberal feminizm varsayımlarıyla erkek egemen siyasi yaşamda kadının cinsiyetinden dolayı önüne çıkan engeller arasındaki ilişkiyi ve bu engeller ortadan kaldırıldığında kadının siyasi yaşamda başarılı olabileceğini açıklamayı amaçlamıştır. Liberal feminizm perspektifinden siyasal yaşamda kadının önüne çıkan engellerin Angela Merkel özelinde incelenmesinin sebebi şansölyenin bir kadın olarak hem Alman siyasetinde hem de dünya siyasetindeki etkin rolüdür. Anahtar Kelimeler: Angela Merkel, Kadın, Liberal Feminizm, Siyasi Yaşam
Tevfik İleri'nin siyasi hayatı (1950-1960)
Bu araştırma; 1950-60 yılları arasında Türk siyasetinde etkin rol oynayan Tevfik İleri'nin siyasi faaliyetleri üzerine odaklanmaktadır. Bu bağlamda İleri'nin siyasi hayata girişi, icraatları ve bunların etkileri, görev yaptığı idari makamlar ile 1960 darbesi sonrasında İleri'ye isnat edilen davalar incelenmiştir. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan tarihi doküman analiz tekniği kullanılmıştır. İncelenen konuya ilişkin birinci ve ikinci elden kaynaklar temin edilmiş ve bu dokümanlar analiz edilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda; 1950 seçimlerinde DP'den Samsun milletvekili seçilen İleri, Ulaştırma ve Milli eğitim Bakanlıklarında görev aldığı, bilhassa ülkenin eğitim politikası noktasında köklü reformlar gerçekleştirdiği, bu reformların memlekette büyük bir yankı uyandırırken aynı zamanda din-siyaset tartışmalarını hat safhaya çıkardığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca İleri'nin 1954-57 yıllarındaki siyası hayatının önceki döneme nazaran siyasette daha az etkili olduğunu kanaatine varılmıştır. Öte yandan 1957-60 yıllarında Türkiye siyasi hayatında yeniden aktif olan İleri, Bayındırlık Bakanlığı'nda görev alarak köylerdeki içme suyu problemini, tarım arazisi sulama sorununu, yol ve köprü meselelerini çözmeye yönelik önemli çalışmalar yapmıştır. Bununla birlikte Başbakanlık, İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlıklarında vekâleten görev yapmıştır. 27 Mayıs darbesi sonrasında sanık durumuna düşen İleri, vatana ihanetten anayasayı ihlal, Tahkikat Komisyonu davası, seçimler meselesi, Ankara-İstanbul olayları, görevi kötüye kullanma, rüşvet, iltimas ve Vatan Cephesi gibi çeşitli davalardan yargılandığı neticesine ulaşılmıştır. Bu araştırma, gençlik yıllarından itibaren milli ananelerimizin savunucusu olan, ilkeleri ve vatanperverliğiyle dikkat çeken, akabinde siyasi yaşamı boyunca yaptığı icraatlarla Türk tarihinde iz bırakan, 1960 darbesiyle kaderi yön değiştiren anayasayı ihlal suçundan önce ölüm, daha sonra müebbet hapis cezasına çarptırılan Tevfik İleri'nin siyasi hayatının incelenmiş olması bakımdan önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Tevfik İleri, Demokrat Parti, 1960 Darbesi
Siirt Gazetesi'ne göre Siirt'te siyasi, sosyal ve iktisadi hayat (1937-1950)
Bu araştırma; Siirt İlinin 1937-50 yılları arasında siyasi, sosyal ve iktisadi hayatında yaşadığı olaylar üzerine odaklanmıştır. Bu bağlamda ağırlıklı olarak Siirt Gazetesi'nin 1937-1950 yılları arasındaki haberleri referans olarak alınmıştır. Bu haberler kendi içinde sınıflandırılarak Siirt'in siyasi, sosyal ve iktisadi hayatına dair gelişmeler ve değişimler özel başlıklar ile detaylandırılmıştır. Siirt Gazetesi'nin basım aşamasına gelinceye kadar, basının Ülkemizdeki evreleri ve yaşadığı süreçler de ele alınarak yerel basın hayatının temelleri irdelenmiştir. Bahsi geçen yıllar arasında ülke genelinde yaşanan seçimler ve Siirt'ten seçilen milletvekilleri ile bu vekillerin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Siirt adına yaptığı faaliyet ve konuşmalara da yer verilmiştir. Cumhuriyetin kurulması ile başlayan yeni yönetim anlayışının Siirt özelindeki yansımaları ve halkın yaşantısı haber başlıkları ve köşe yazıları eşliğinde incelenmiştir. Bu yıllar arasında Siirt'in bir resmi çekilmiştir. Bu bağlamda İlin siyasi kimliği ve vekilleri ile seçim sisteminin değişmesi ile siyasette yaşanan değişim tespit edilmiştir. İlin halkevleri faaliyetleri ve halkevlerinin bu süreçte üstlendiği misyon ortaya çıkarılmıştır. Bunların yanı sıra İlin Çocuk Esirgeme Kurumu faaliyetleri, İlde yaşanan deprem ve verilen tepkiler, elektrik, radyo ve sinemanın şehre gelişi ve gelişimi ile bu konularda yaşanan sıkıntılar, hayvancılık durumu, kaçakçılık ile mücadele faaliyetleri, şehir kadın faaliyetleri, ulaşım, yol ve kaldırım durumu, milli bayram kutlama programları, tarım ve bağcılık, un fabrikası, posta sıkıntısı, temizlik ile ilgili yaşananlar, il genelinde temininde güçlük çekilen mallar, tren meselesi, Siirt battaniyesi ve kuyuları başlıkları altında İl hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan tarihi doküman analizi tekniği kullanılmıştır. İncelenen konuya ilişkin birinci ve ikinci elden kaynaklar temin edilmiş ve bu dokümanlar analiz edilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda; Siirt İlinin yeni kurulan bir il olması hasebiyle çeşitli sorunlar yaşadığı ve bu sorunları bertaraf etmek üzere kamu-özel işbirliği ile çeşitli faaliyetlerin ve icraatların yapıldığı görülmüştür. Bu vesile ile günümüz Siirt İlinin siyasi, sosyal ve iktisadi manada geldiği noktayı yorumlamak için o günün şartlarının bilinmesi ve incelenmesi bakımından bu çalışma önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Siirt, Siirt Gazetesi, Basın.
Türk siyasi hayatında Mahmut Soydan
Bu Çalışmada, Türk siyasi hayatının önemli bir ismi Mahmut Soydan'ın yaşam öyküsü ile birlikte, basın faaliyetleri, iş dünyasındaki çalışmaları ve politika serüveni incelenmektedir. 1883 yılında Siirt'te dünyaya gelen Soydan, uzun yıllar devletin çeşitli kademelerinde görevler almış ve 28 Haziran 1923 tarihinde TBMM'nin II. Dönem seçimlerine katılarak yapılan genel seçimlerde Siirt'ten milletvekili seçilerek meclise girmiştir. Meclis bünyesinde çeşitli görevlerde bulunarak görevini iyi bir şekilde yerine getirmiştir. Soydan, TBMM'nin III. Dönemine (1927- 1931) ve 1935 yılında yapılan genel seçimlerde yine aynı şekilde Siirt'ten milletvekili olarak seçilmişti. 5 dönem Siirt milletvekili adayı olarak mecliste yer alan Soydan, gerek meclis içinde gerekse meclis dışında sevilen bir sima olmuştu. 1924 yılında CHF grup yöneticisi olarak siyasi yaşamını CHF milletvekili olarak tamamladı. Siyasi yönü bu şekilde olan Soydan, aynı zamanda hem basın ilişkileri hem de iş dünyası da çok renkli geçmekteydi. Öncelikli olarak Hâkimiyet-i Milliye (1920) ve Milliyet gazetelerinin (1926) hem sahipliğini yapmıştır hem de bu gazetelerde başyazar olarak çalışmalarını sürdürmüştü. Hükumeti destekleyici bir yayın politikası benimsemişti. Basın dünyası dışında iş dünyasında da 1924'te kurulan İş Bankası'nın genel müdürlük görevini 1936 yılı yani ölümüne kadar sürdürmüştü. 3 Aralık 1936 yılında kalp rahatsızlığı nedeniyle İstanbul'da hayatını kaybetmişti. Anahtar Kelimeler: Mahmut Soydan, Türk Siyasi Hayatı, Siirt, Hâkimiyet-i Milliye, Milliyet, İş Bankası, TBMM, CHF.
1950-1960 yılları arasında Van'da siyasi yaşam
"1950-1960 Yıları Arasında Van'da Siyasi YaĢam" baĢlıklı çalıĢmada 1950-1960 yıları arası yaĢanan siyasi geliĢmeler, yapılan seçimler ve bunların Türkiye ve Van'daki yansımaları ile birlikte söz konusu dönemde seçilen milletvekillerinin faaliyetleri üzerinde durulmuĢtur. 1946'da Türkiye'de çok partili hayata geçiĢ sürecinin ardından DP'nin siyasi bir figür olarak kurulmasıyla birlikte tüm Türkiye'de olduğu gibi Van'da da siyasi yaĢam canlanmaya baĢlamıĢtır. Ancak DP, Van'da 1946 seçimlerinden bir gün önce kurulduğu için seçimlere katılamamıĢtır. Sonrasında DP, ülkenin genelinde olduğu gibi Van'da da geniĢleme alanı bulmuĢtur. Ancak 1950 Seçimlerinde 27 yıllık iktidarına son verdiği CHP'nin oy oranını Van'da geçememiĢ ve seçime katılan 3 milletvekilliğinden sadece 1'ni kazanabilmiĢtir. Ülkede yaĢanan geliĢmeler doğrultusunda 1954 Seçimlerinden daha da güçlenerek çıkan DP, Van'da 4 milletvekilliğinin tamamını alarak kentte siyasi olarak güç kazanmıĢtır. Daha sonraki süreçte ülke genelinde meydana gelen siyasi geliĢmeler ve ülke genelinde DP'nin oy oranlarında yaĢanan dalgalanmalar, doğal olarak 1957 Seçimlerinde Doğu Anadolu'nun büyük kentlerinden biri olan Van'daki seçimlere de yansımıĢtır. Zira 1957 Seçimlerinde Vanlı seçmenler DP'ye o güne kadar verdikleri siyasi desteği kesmiĢ ve söz konusu seçimlerde 5 milletvekilliğinin tamamını CHP'ye kaptırmıĢtır. Anahtar Kelimeler : Van, 1950 Seçimleri, 1954 Seçimleri, 1957 Seçimleri, CHP, DP. Sayfa Adedi : 1 Tez DanıĢmanı : GüneĢ ġAHĠN
Türk siyasi hayatında Sinan Tekelioğlu (1939-1960)
Millî Mücadele'nin başlarında işgale uğramış bölgelerde Mustafa Kemal Paşa'nın emri ile Kuvây-ı Milliye teşkilatı kurulmuş ve kurulan müfrezelerin başına daha önce de orduda görev yapmış komutanlar getirilmiştir. Mustafa Kemal Paşa daha önce de beraber görev yaptığı ya da tanıdığı başarılı olabileceğini düşündüğü önemli komutanları görevlendirmiştir. İşgale uğrayan bölgelerden biri de Adana bölgesi olup burada görevlendirilen önemli komutanlardan biri de Adana Bölgesi Kuvây-ı Milliye Umum Komutanlığı'na bağlı Batı Kilikya Kuvây-ı Milliye Komutanlığı görevine getirilen "Tekelioğlu Sinan Bey" takma adıyla anılan Edirneli Yüzbaşı Ali Ratip Bey'dir. Tekelioğlu Sinan Bey Adanalı olmamasına rağmen, hem Adana ve çevresinin işgallerden kurtulmasında önemli bir rol oynamış hem de siyasi hayatında 1939-1950 yılları arasında CHP ve 1950-1957 yılları arasında ise DP'den Adana milletvekilliğini yaparak Adana halkına önemli hizmetlerde bulunmuştur. Tekelioğlu Sinan Bey milletvekilliği yaptığı süre boyunca gerek kendi seçim bölgesi olan Adana'nın gerekse de ülkeyi ilgilendiren önemli konuları meclise taşımıştır. TBMM'de vermiş olduğu soru önergeleri ve kanun teklifleri ile her zaman ülkenin sorunlarına çözüm aramış biridir. Buradan hareketle çalışmamızda, Milli Mücadele dönemi boyunca önemli başarılar elde eden Tekelioğlu Sinan Bey'in 1939-1957 yılları arasındaki TBMM'de yapmış olduğu çalışmalar ve siyasi faaliyetleri incelenecektir.
Çok partili dönemde Malatya'da siyasi hayat (1946-1960)
Üç kıta arasındaki ticaret ve kültür alışverişlerinin yapıldığı yolların kavşak noktasında bulunması, Malatya'nın tarihi ve kültürel önemini artırmıştır. Bu özelliği Malatya'yı tarihin her döneminde önemli kılmış ve dikkatleri hep üzerine çekmiştir. Doğal, tarihi ve kültürel bereketi ile yıllar boyunca tarih sayfalarında önemli bir yer edinen Malatya siyasi kimliğiyle de önemli bir yere sahiptir. Cumhuriyetin ilanından sonra Malatya Türkiye'nin diğer şehirlerinden farklı olmayan modernleşme süreci geçirmiştir. Bu süreçte mühim sosyal, kültürel vs. değişmeler yaşanmıştır. Türkiye'nin yaşadığı modernleşme sürecinin şehirler esas alınarak mukayeseli ortaya konulması gerekmektedir. Malatya uzun yıllar boyunca CHP yönetiminde kalmıştır. 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde yurt geneli hâkimiyet DP geçmişse de bu durum Malatya'da tam tersidir. Malatya'nın CHP denetiminde bulunması hiç şüphesiz İsmet İnönü faktörünün açık bir sonucudur. 3 Haziran 1946'da yapılan Belediye seçimlerinde CHP'li bir adayın kazanması DP'nin Malatya için çok fazla emek sarf etmesi gerektiğini açıkça gösteriyordu. Nitekim 1950 genel seçim sonucuna baktığımızda DP'nin tek bir aday bile çıkaramamasına karşılık CHP'nin bütün adaylarının kazanması tezimizi destekler niteliktedir. 1954 ve 1957 genel seçimlerine bakıldığında Malatya'da ki CHP üstünlüğü 1960'a kadar kendini korumuştur. DP'nin yaptığı faaliyet yurt geneli kendini göstermiş ise de bu durum Malatya'da eksik kalmıştır. DP Malatya Gençlik Kolu çalışmaları da yetersiz kalmış muhtarlık seçimleri, Belediye seçimleri ve ardından gelen 1957 seçimleri de CHP üstünlüğüyle sonuçlanmıştır. Bu üstünlük 1957 seçiminin ardından giderek azalmaya başlamış, özelliklede 1960'lara doğru CHP'nin ciddi bir oy kaybına uğradığı belirlenmiştir. Peşi sıra gelen istifalar, CHP içindeki dalgalanmalar ve özellikle CHP'li kimi şahısların partiyi kendi menfaatleri uğruna kullanmaları halkın partiye olan güvenini sarsmıştır. 1946 ile başlayan çok partili dönem 27 Mayıs 1960 darbesiyle beraber çok farklı bir boyut kazanmış ve Türkiye demokrasi ve siyaset adına yeni bir yapıyla karşı karşıya kalmıştır. Anahtar Kelimeler: Malatya, Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Çok Partili Dönem, Seçim. Sayfa Sayısı: 118 Tez Danışmanı: Doç. Dr. Mehmet PINAR
Türk siyasi hayatında İbrahim Arvas
İbrahim Arvas çeşitli idari memurluklarda bulunduktan sonra Birinci Meclis'in kurulmasıyla milletvekilliğine seçilmiştir. 1923-1950 yılları arasında CHP'de sekiz dönem Van ve Hakkari milletvekilliği yapan Arvas, siyasi hayatının özellikle son on yılını doğunun kalkınması, komünizmle mücadele ve din eğitiminin yaygınlaştırılması konularına vermiştir. Arvas'ın hayatını incelerken onun İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakültesi'nin açılmasındaki çabalarını ele alıp aynı zamanda bu kurumların gelişmesini, meclise sunduğu kanun tekliflerinin mecliste yaptığı etkileri de incelemiş olacağız. Bunun yanında laiklik tartışmalarının en ateşli dönemlerinde Arvas'ın kendine seçtiği pozisyon ve tartışmaların içindeki etkinliği de ele alınmış olacaktır. Anahtar Kelimeler: Arvas, Şeyh, Nakşibendi, Van, İmam Hatip Okulları.
M. Tayyar Dabbağoğlu'nun hayatı ve faaliyetleri
Çalışmada, Van siyasi hayatında kısa süre bulunmasına rağmen önemli izler bırakan Tayyar Dabbağoğlu'nun belediyecilik faaliyetleri incelenecektir. 9 Şubat 1933 yılında Van'da dünyaya gelen Tayyar Dabbağoğlu üç yaşına geldiğinde babasını kaybetmiş ilkokul, ortaokul ve lise eğitimini Van'da tamamlamıştır.1954 senesinde İstanbul Üniversitesi Askeri Tıp Fakültesine girmiş ancak kısa süre sonra bu okuldan ayrılmıştır. 1960 yılında Konya'da yedek subaylık yaparak vatani hizmetini tamamladıktan sonra askeri okuldan da tanıdığı Süheyla Dabbağoğlu ile evlenmiştir. 1973 yılında Van'dan bağımsız belediye başkan adayı olarak seçimlere giren Dabbağoğlu dönemin güçlü siyasi aktörlerine rağmen Van Belediye Başkanlığı seçimlerini 9 Aralık 1973 tarihinde kazanarak belediye başkanı görevini üstlenmiştir. Doğu Anadolu coğrafyasında kadim bir kent olan Van'ın modern bir şehir görünümüne kavuşması, ekonomik ve kültürel anlamda da gelişim göstermesi adına Tayyar Dabbağoğlu döneminde önemli atılımlar yapılmıştır. 1970'li yıllar Van'ın kent görünümü kazanmasının oluşmaya başladığı zaman dilimidir. Nitekim 1973-1977 dönemlerinde belediye başkanlığı görevini üstlenen Tayyar Dabbağoğlu Van'ın ve Van halkının istek ve arzularının yanı sıra Van'ın gerçek bir kimliğe bürünmesi adına önemli faaliyetler yapmıştır. Belediye başkanlığı yaptığı süre zarfında alt yapı çalışmaları, şehrin aydınlatılması çalışmaları, üniversite kurdurma girişimleri, yol çalışmaları, sağlık çalışmaları, ekonomik alanda yapılan çalışmalar, şehrin su problemleri, kültür çalışmaları Tayyar Dabbağoğlu döneminde öne çıkan faaliyetler olarak belirmektedir. Çalışma esnasında, Tayyar Dabbağoğlu Özel Arşivi, süreli yayınlar arşivi ve Tayyar Dabbağoğlu dönemine şahitlik etmiş kişiler ile yapılan röportajlardan istifade edilmiştir.
Birinci Mecliste Diyarbakır milletvekillerinin siyasi faaliyetleri
Diyarbakır, tarihi süreçte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve bir çok devletin egemenliği altına girmiştir. Osmanlı Devleti 1514'te Diyarbakır ve çevresini hâkimiyeti altına almış ve bu durum devletin yıkılışına kadar sürmüştür. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış ve batılı güçlerin dayattığı şartları kabule zorlanmıştır. Anadolu'da Mustafa Kemâl Paşa önderliğinde başlayan ve başarıya ulaşan Millî Mücadele hareketi sürecinde Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Ankara'da açılan meclis, milli irade ilkesini esas alarak kısa süre içerisinde seçime gitmiştir. Meclis için yapılan seçimlerde Anadolu'nun birçok kentinde olduğu gibi taşrada yer alan Diyarbakır'dan da halkın iradesinin temsilcisi olan yedi milletvekili seçilmiştir. Diyarbakır'da yapılan seçimlerde yedi milletvekilli seçildikten kısa süre sonra meclis çalışmalarına katılmışlardır. Vekiller daha çok eşraf ve aristokrat ailelerden seçilmişlerdir. Ayrıca yüksek tahsilli olmaları göze çarpan bir diğer unsurdur. Vekiller mecliste adalet, eğitim ve maliye gibi encümenlik görevlerinde bulunmuşlardır. Diyarbakır milletvekilleri mecliste, Diyarbakır ve çevresindeki her türlü olaya karşı duyarlı olmuş ve bunu meclise taşımışlardır. Diyarbakır ve çevresinde olayların dışında devletin içinde bulunduğu durumu göz önüne alarak siyasi ve silahlı mücadele içerisinde gerek doğrudan gerek dolaylı olarak yer almışlardır. Milli Mücadele sürecinde seçildikleri bölge ve çevresini de dolaşarak halkın ahvali hakkında bilgi toplamış ve meclise rapor etmişlerdir. Koşullar gerektiğinde mebusluk dışında valilik gibi ve diğer idari vazifeler de üstlenmişlerdir.
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ'ın hayatı ve siyasi faaliyetleri (1885-1956)
Ekrem Hayri ÜSTÜNDAĞ, Osmanlı son döneminde doğmuş, İmparatorluğun yıkılışını görmüş, Cumhuriyetin kuruluşuna şahitlik etmiş, çok partili hayata geçiş serüvenlerimizin bizzat içinde bulunmuş, iktidarı da muhalefeti de yaşamış, çok yönlü, aydın bir şahsiyettir. Bu tezde Ekrem Hayri Bey'in ailesi, eğitim hayatı, mesleki faaliyetleri, siyasi faaliyetleri, araştırmalar çerçevesinde ortaya konmuştur. Ekrem Hayri Bey iyi bir doktor, iki evlat acısı çekmiş bir aile babası, yardımsever bir yurttaş, Birinci Dünya Savaşına katılmış bir komutan, muhalefetten iktidara yürüyen sonra vicdanı hariç hiçbir zorlayıcı etken yokken tekrar muhalefete dönmüş bir insandır. Bu tez, yaşadığı dönemin hemen bütün tarihi kırılma noktalarında başrollerde bulunmuş bir adamın tanıklığıyla tarihe bakma amacı taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Ekrem Hayri Üstündağ, İzmir, Serbest Cumhuriyet Partisi, Demokrat Parti, Hürriyet Partisi, Sağlık Bakanlığı.
General Fahri Belen'in hayatı, siyasi faaliyetleri ve eserleri (1892-1975)
General Fahri BELEN (Mehmet Fahrettin Belen), Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında Bolu'da dünyaya gelmiş olup Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçişi bizzat yaşamış, tek partili dönemi görmüş çok partili hayatta ise aktif rol almış bir komutan ve siyasetçidir. Bir asker olarak Balkan ve Çanakkale savaşlarına katılmış, Kurtuluş Savaşı'nda önemli bir rol oynamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin IX. ve X. Döneminde Bolu Milletvekili olarak görev almış, IX. Dönemde kısa bir süre Bayındırlık Bakanlığı yapmıştır. Yaşadığı tüm siyasi ve askeri tecrübelerini yazıya dökerek ardında birçok eser bırakmıştır. Bu tezde Fahri Belen'in kişiliği, ailesi, eğitim hayatı, askeri, siyasi faaliyetleri ve eserleri derin bir araştırma içerisinde ele alınmıştır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Fahri Belen'in hayatı, ailesi, aldığı eğitim, askeri hayatı ve vefatına yer verilmiştir. Yine aynı bölümde askeri anılarından, çevresinden ve fikirlerinden söz edilmiştir. İkinci bölümde Fahri Belen'in siyasi faaliyetleri anlatılmıştır. Bu süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmalardan, kendi anılarını ve görüşlerini yazdığı eserlerinden faydalanılmıştır. Üçüncü bölümde Fahri Belen'in yayımlanmış kitapları ve makaleleri bulunmaktadır. Fahri Belen'in ölümünün ardından yazılanlara da yine bu bölümde yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Fahri Belen, Milli Mücadele, Demokrat Parti, Biyografi, Bayındırlık Bakanlığı
Türk siyasi hayatında Erdal İnönü
Bir başbakanın oğlu olarak 1926 yılında dünyaya gelen Erdal İnönü, Ankara'daki öğrenim hayatının ardından lisansüstü öğrenimini yapmak üzere ABD'ye gitmiştir. Fizik alanında yaptığı yüksek lisans ve doktorasının ardından ABD'de birtakım bilimsel çalışmalarda bulunan İnönü, 1952 yılında Türkiye'ye dönerek Ankara Üniversitesi'nde asistanlığa başlamıştır. 1957 yılında doçent olarak tekrar ABD'ye giden Erdal İnönü, burada yaptığı araştırmaların ardından 1960 yılında Türkiye'ye dönmüş ve profesör olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde çalışmaya başlamıştır. Bu üniversitede 1974 yılına kadar dekanlık ve rektörlük de dâhil çeşitli görevlerde bulunan İnönü, 1974-1983 yılları arasında ise Boğaziçi Üniversitesi'ne görev yapmıştır. Erdal İnönü'nün Boğaziçi Üniversitesi'nde görevli olduğu dönemde, 12 Eylül 1980 Darbesi gerçekleştirilmiş ve mevcut siyasi partiler kapatılarak pek çok siyasiye de yasak getirilmiştir. Kapatılan partilerden birisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin yerine düşünülen Halkçı Parti'nin CHP çevreleri tarafından yeterince benimsenmemesi dolayısıyla birleştirici bir figür olarak Erdal İnönü siyasete davet edilmiştir. Yapılan teklifi başlangıçta pek ciddiye almayarak reddeden İnönü, daha sonra kararını tekrar gözden geçirmiş ve gerçekten kendisine ihtiyaç duyulduğunu düşünerek siyasete girmeyi kabul etmiştir. Bu kararının ardından 1983 yılı baharında üniversitedeki görevinden istifa eden İnönü, Sosyal Demokrasi Partisi adında bir parti kurmuş ancak bu partinin başta Erdal İnönü olmak üzere pek çok kurucusu veto edilerek 1983 yılında yapılacak olan seçimlere girmesi engellenmiştir. Anavatan Partisi, Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrasi Partisi dışında hiçbir partisinin girmesine izin verilmediği 1983 seçimleri ANAP'ın tek başına iktidarıyla sonuçlandıktan sonra SODEP'in kurulmasına izin verilmiş ve SODEP ilk seçim deneyimini 1984 yılında yapılan yerel seçimlerle yaşamıştır. ANAP'ın tekrar birinci olduğu bu seçimlerde SODEP ikinci parti olmuş ve mecliste olmayan bu parti kamuoyunda ana muhalefet partisi olarak algılanmaya başlanmıştır. 1985 yılında ise SODEP ile HP Erdal İnönü'nün geliştirmiş olduğu bir modelle birleştirilmiş ve Sosyaldemokrat Halkçı Parti ortaya çıkmıştır. Bu yeni partinin genel başkanı olarak 1986 yılında yapılan ara seçimlerde İzmir Milletvekili olarak TBMM'ye giren Erdal İnönü, 1987 yılında yapılan seçimler sonucunda ise ana muhalefet görevini devam ettirmiştir. Erdal İnönü, siyasi kariyerindeki en büyük başarısını 1989 yerel seçimlerinde göstermiştir. Bu seçimlerde SHP birinci parti olmuş ve toplamda 652 belediye kazanmıştır. 1991 yılında yapılan genel seçimlerde ise DYP ve ANAP'ın ardından üçüncü parti olan SHP, beklediği sonucu alamamasına karşın DYP ile bir koalisyon kurarak iktidara ortak olmuştur. Bu koalisyonda başbakan yardımcılığı görevinde bulunan Erdal İnönü, 1993 yılında Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı olmasıyla başbakan yardımcılığı görevinden ayrılmıştır. Aynı yıl partisinin genel başkanlığından da ayrılan İnönü, son olarak 1995 yılında 6 aylık bir süreyle dışişleri bakanlığı görevinde bulunmuş ve siyasetten tamamen çekilmiştir. 1995 yılından sonra bilimsel faaliyetlerine geri dönen İnönü, 2000'li yılların başında tekrar siyasete girmeyi düşünmüş ancak bu kararından kısa süre sonra vazgeçmiştir. Erdal İnönü, 2007 yılında tedavi gördüğü ABD'de hayata veda etmiştir.
Kütahya'da Cumhuriyet dönemi siyasi, iktisadi ve sosyo-kültürel hayat (1923-1950)
Kuruluş ve kurtuluşun merkezi Kütahya, geçmişten günümüze Anadolu coğrafyasının önemli bir yerleşim birimi olmuştur. Sahip olduğu mümtaz coğrafi özellikleri yanı sıra, engin tarihi geçmişi, Türk hakimiyeti öncesi ve sonrasında özellikle idari merkez konumunda olması, bu kadim şehri her daim değerli kılan unsurlar olmuşlardır. Şehrin sahip olduğu bu zenginlikleri, gerek iktisadi gerekse sosyo-kültürel yönlerden ele alan pek çok araştırma yapılmış, genel ve spesifik çalışmalar ortaya konmuştur. Yine de, Kütahya'nın Cumhuriyet Dönemi tarihçesine ilişkin yazılmış eserlerin kısıtlı bir vaziyette olduğu görülmüştür. Zaruri bir ihtiyaç halini aldığı düşünülen bu konu, alandaki boşluğu doldurması temel hedefiyle seçilmiştir. Çalışma, bu amaca hizmet etmesi açısından değerlidir. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişle birlikte, şehirde mülki idari alanda bir geçiş süreci yaşanmış ve şehrin mülki taksimatı konusunda bazı köyler için Cumhuriyet'in ilk yıllarında, nakil kararları alınmıştır. Tek Parti Dönemi, Kütahya'da görev yapmış valiler ile belediye başkanları ayrı ayrı ele alınarak faaliyetleri işlenmiştir. İçişleri Bakanlığı Arşivinden elde edilen bilgi ve belgeler, şehrin idari yapısının yeniden yazılabilmesine katkı sağlamıştır. Kütahya'da, bu dönemdeki siyasi partilerden olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin Kütahya il teşkilatı, ağırlıklı olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Arşivi (BCA) belgelerine dayanılarak ele alınmış; bu partinin şehirdeki teşkilat yapısı, teftiş raporlarından da yola çıkılarak bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Kütahya'nın iktisadi yapısı, Osmanlı'dan süregeldiği üzere, ziraat üzerine kurulmuştur. Tarım alanında tahıl üretimi önemli yer tutarken; hayvancılık konusunda küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık ön plana çıkmıştır. Şehirde, ziraatla bağlantılı olarak, sanayi kolları gelişim göstermiş; toprak sanayi ve unsurları, şehrin en önemli sanayi kollarını oluşturmuştur. Bu sanayi kollarını orman ve maden sanayi takip etmiştir. Ziraat ve sanayinin olmazsa olmazı olan ticari kurumlardan Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası(KUTSO)nın önemi bu vesile ile ortaya çıkmıştır. Odanın sahip olduğu çok değerli arşivi bu çalışma ile tanıtılma fırsatı bulurken, şehrin iktisadi kronolojisinin oluşturulmasındaki yadsınamaz önemi de belirginleşmiştir. Ticaret unsurları olan limitet ve anonim şirketler ile bankalar, çalışmada ele alınan diğer iktisadi konular olmuşlardır. Şehirde, eğitim-öğretim konusunda ilkokul ve ortaokulların yanı sıra, Türkiye'nin sayılı liselerinden biri bu dönemde açılmıştır. Örgün eğitim-öğretim, Tek Parti Dönemi'nin sonlarına doğru, Kız Meslek Enstitüsü ve Erkek Sanat Okulu gibi eğitim kurumlarıyla zenginleşmiştir. Yaygın eğitim-öğretim alanında, Halk Dershaneleri; Millet Mektepleri; Ulus Okulları ve Halk Okuma Odaları şeklinde bir devinim söz konusu olmuştur. Şehrin kültürel hayatı ele alınırken, matbaa, gazete ve dergiler ile kütüphane ve müzeler üzerinde durulmuş; Kütahya Halkevi konusu, yerel basından elde edilen verilerle derinlemesine incelenebilmiştir. Sonuç olarak; Kurtuluş Savaşı'nın kazanıldığı topraklarda, Cumhuriyet'e geçişle birlikte yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler, aktif sosyal yaşam, bu eser ile akademik düzeyde derinlemesine araştırılmıştır. Çalışmada ağırlıklı olarak birinci el belgeler kullanılmıştır. Günümüzde, şehir ile ilgili problemlerin çözüme kavuşturulmasında, bu çalışmanın katkı sunacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kütahya, Tek Parti Dönemi, CHP Kütahya İl Teşkilatı, Kütahya Halkevi, KUTSO.
Türk siyasal hayatında feminizm ve siyaset ilişkisi
Kadının toplum içindeki yeri ve konumu, geçmişten günümüze, her toplumda farklı düzeylerde gelişme göstermiştir. Toplumsal yaşamda kadınların maruz kaldığı ataerkil tahakkümün ortadan kaldırılmasına yönelik kadın hareketleri, günümüzde siyasal ideolojilerden biri olarak kabul edilen feminizme zamanla evrilmiş, böylece feminizmin siyasete etkisi konusu, hem akademik alanda hem de uygulama sahasında daha görünür hale gelmiştir. Bu çerçevede Türkiye'de de feminizmin siyasete olan etkisi her ne kadar uluslararası gelişmelerden etkilenmiş olsa da, kendine özgü nitelikte ve hızda seyretmiştir. Bu nedenle, Türkiye'deki feminizm-siyaset ilişkisinin kendine özgün niteliklerinin ortaya konulması, uluslararası gelişmeler ile benzerliklerin ve farklılıkların anlaşılması ve ulusal dinamiklerin açıklanması önem arz etmektedir. Bu tezde; Türkiye'de, siyasete etki açısından dalgalı bir seyir izleyen feminist hareketlerin, Türk siyasal yaşamında kadının siyasetteki konumunun revizesine ne boyutlarda katkı sağladığının belirlenmesi amaçlanmaktadır.
Kadınların Türk siyasal hayatındaki yeri: Erken Cumhuriyet Dönemi
Siyasal katılım, iktidarların meşru bir zemine dayanması ve bu meşruiyeti sürdürmesi bakımından son derece önemli bir araçtır. Siyasal katılımın genişletilmesinde cinsiyet önemli bir eşik olup, geçmişten bugüne siyasi yaşama katılım açısından tartışmaların odağında olmuştur. Çünkü kadınlar siyasi yaşama katılım haklarını oldukça zor ve geç denebilecek bir dönemde kazanabilmişlerdir. Bu çerçevede, Türkiye'de de kadınların siyasi yaşamda var olabilmek için ciddi mücadeleler verdikleri görülmektedir. Tanzimat Döneminde görece cılız başlayan ve Meşrutiyet dönemlerinde devam eden kadın hakları talepleri, devlet erki tarafından siyasi kapsam dışında sınırlı reformlar ile karşılanmaya çalışılmış, kadınların siyasal haklarının tanınması ve bu hakların kullanımının önündeki engellerin kaldırılması erken Cumhuriyet döneminde başlamıştır. Yapılan değişikliklerin hayata geçirilmesinde ve uygulanmasında dönemin yöneticilerinin kadın konusuna bakış açısı önemli bir yer teşkil etmiş, kadın haklarına yönelik reformlar bazen eleştirilmiş, bazen de desteklenmiştir. Bu çalışmada, erken Cumhuriyet döneminde Türk kadınına tanınan siyasal haklar, diğer ülkelerdeki muadillerine tanınan haklar ile karşılaştırmalı olarak ele alınmış, kadınların Türk siyasal hayatındaki yeri değerlendirilerek, siyasal kazanımlarının değeri analiz edilmiştir.
1950'li yıllarda Türkiye'de gündelik hayatta yaşanan dönüşümler: Adana ili üzerine bir araştırma
1950'li yıllarda siyasal anlamda çok partili hayata geçiş yaparak önemli bir değişim geçiren Türkiye'nin aynı zamanda gündelik hayatında da büyük değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Bu dönemde Demokrat Parti iktidarı öncülüğünde gerçekleştirilen Amerikan yanlısı politikalar gündelik hayatta da yankısını bulmuş ve toplum modernleşme çatısı altında Amerikan değerlerini benimseyerek tüketim toplumuna evrilme yoluna girmiştir. Bu bağlamda 1950'li yıllarda Türkiye'de gündelik hayat pratiklerinde; yeme-içmeden kılık kıyafete, dayanıklı tüketim mallarından eğlence ve müzik anlayışına Amerikanlaşma terimi ile ifade edilebilecek bir dönüşüm yaşanmıştır. 1950'lerde Türkiye'de yaşanan bu sosyal dönüşümün en net görülebildiği yerlerden birisi Adana'dır. Adana'nın bu dönemde yaşanan değişimi derinden hissetmesinde en büyük etken şehirde kurulan İncirlik Üssü'dür. İncirlik Üssü'nde çalışmak üzere Adana'ya gelen Amerikalı askerler ve aileleri uzun bir süre Adana halkıyla iç içe yaşamışlardır. Böylece Adana halkı Amerikan yaşam tarzı ile doğrudan bir etkileşim içinde olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'de ve özellikle Adana'da 1950'lerde kaydedilen ve modernleşme olarak ifade edilebilecek bu değişimler Lefebvre'nin teorik çerçevesinden okunacaktır. Zira, Lefebvre gündelik hayatın modernlikle ortaya çıktığını ve modern kapitalist toplumların bir özelliği olduğunu belirtir. Türkiye'de 1950'ler Lefebvre'nin bahsettiği kapitalist tüketim toplumlarının bir özelliği olan ve modernlikle gelen gündelik hayatın gözlemlenebildiği yıllardır. Bu bağlamda Türkiye'nin 1950'li yılları Lefebvre çerçevesinden değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeyi gerçekleştirebilmek için sıradan insanların hayatlarından yola çıkan, onların anılarına ve deneyimlerine odaklanan bir yöntem olan sözlü tarih seçilmiştir. Bu bağlamda katılımcıların anlattıklarından özellikle İncirlik Üssü Amerikalılarının etkisiyle Adana'nın gündelik hayat pratiklerinde, yeme-içme, kılık-kıyafet, eğlence ve müzik anlayışlarında gerçekleşen değişimler tespit edilmiştir. Ayrıca, sözlü tarih yöntemi ile sıradan insanların belgelere geçemeyen deneyimlerinin de tarihin birer kaynağı olabileceği gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Gündelik hayat, Amerikanlaşma, modernlik, Henri Lefebvre, İncirlik Üssü, Adana
Çok partili hayata geçiş ve sonrasında Çankırı: Eğitim, kültür, siyasi ve sosyal hayat (1946-1960)
Cumhuriyet tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olan çok partili hayata geçiş, Türkiye'de birçok dinamikleri değiştiren bir süreçtir. Bu sürecin Türkiye'de olduğu kadar Çankırı'da da nasıl yansıdığı çalışmada ele alınmıştır. Tez, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde 1946 yılına kadar olan Çankırı tarihi genel hatları ile açıklanmıştır. Birinci bölümde Çankırı'nın idari yapısı ve değişimleri ile siyasi hayat başlıkları ele alınmıştır. İdari yapı içerisinde ilçe, bucak, köy teşkilatındaki değişimler, 1946-1960 arasında görev yapan Çankırı valileri ve faaliyetleri ele alınmıştır. Siyasi hayat adı altında Türkiye'de çok partili hayata geçiş süreci ve çalışmamızın zaman aralığında gerçekleşen seçimlerin Türkiye ve Çankırı sonuçları ile Çankırı milletvekillerinin Meclis faaliyetleri incelenmiştir. 27 Mayıs 1960 darbesinin Çankırı'ya yansıması, 1961 anayasa oylaması ve genel seçimi de bölüm içinde ele alınarak sonraki sürecin nasıl ilerlediği hakkında çıkarımlar yapılmıştır. İkinci bölümde Çankırı'da eğitim ve nüfus, CHP ve DP dönemi olarakayrı başlıklandırılmış olup yapılan faaliyetler ve istatistik verileri ışığında, hem kendi içerisinde hem de karşılaştırılarak ele alınmıştır. Üçüncü bölüm Çankırı'da sosyo-kültürel hayat başlığı altında sağlık, ulaşım, dernekler, sinema ve tiyatro, spor ve doğal afetler konuları içinde yaşanan değişim ve gelişimleri kapsamaktadır.
Türk siyasî hayatında devletin beka kaygısı (1821-2020)
Türk siyaseti son iki yüz yıldan beri önemli bir değişim geçirmektedir. Bu değişim, modern siyasetin kurum ve kurallarını inşa ederken, Batı'ya entegrasyon yönünde ilerlemektedir. Ancak değişimin dinamiği içerisinde, değişime direnen ya da değişimi akamete uğratan bazı olgular bulunmaktadır. Bu olguların içinde en önemlisi, devletin siyaset içinde özne olma konumu ve dolayısıyla siyasetin devletin ihtiyaçları, istekleri ve kaygıları yönünde biçimlenmesidir. Esasen değişim dinamiğini mobilize eden temel güç de burada durmaktadır. Geleneksel olarak toplum açısından varoluşsal bir kaynak olan devlet, 19. yüzyılın hemen başında beka kaygısı yaşamaya başlayınca, değişim zorunluluk hâline gelmiştir. Beka kaygısı, varoluşa dair ölümcül tehditler neticesinde oluşan endişe hâlidir. Tehdit, geleceğe yönelik belirsizlikler barındırdığı için tehdit altındaki varlık yaşam biçiminde değişiklikler yaparak birtakım tedbirler almak zorundadır. Türk siyasetinde beka kaygısı derinleşen devlet, siyasette değişimi başlatmış görünmektedir. Ancak, yaşanan değişim içerisinde siyaseti, sınırlarını kendisinin belirlediği bir alana sıkıştırmayı tercih etmiştir. Öte taraftan Osmanlı İmparatorluğu, beka kaygısı içinde yaklaşmakta olan tehditlerle yüzleşmek ve korkulan akıbeti bizzat yaşamak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla, imparatorluk bürokrasisinin bir bölümünü oluşturan Kemalist kadrolar, Cumhuriyet rejimini inşa ederken kendinden önceki rejimin yaşadığı travmaları devralmıştır. Cumhuriyet rejiminde travmatik mirasın etkisiyle devletin beka kaygısının siyaset üzerindeki etkisi daha belirgindir. Siyasî sisteme belirli aralıklarla yapılan askerî müdahalelerin, tehditlerle ilişkilendirilen siyasî partilerin, kriminalize edilen siyasî düşüncelerin ya da siyasî rejimde zaman zaman görülen otoriterleşmelerin, devletin derinleşmiş olan beka kaygısıyla anlamlı bir ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır.
Afganistan'da kadınların sosyal ve siyasal konumlarının son yüzyıldaki değişimi
Bu çalışmanın amacı, günümüz Afganistan toplumu ve dünya kamuoyunda tartışılan konulardan biri olan tarihsel süreçte kadınların durumları ile onların sosyal ve siyasal alanlardaki konumunu sosyolojik açıdan ele almaktır. Afganistan tarihi incelendiğinde rahatlıkla görüleceği üzere ülkede hiçbir zaman kadınlara istikrarlı bir hak veya özgürlük tanınmamış; aksine kadın hakları, yönetimi elinde bulunduran kişi veya kişilerin eğitim seviyesi ve buna bağlı olarak onların dünyaya olan bakış açılarıyla sınırlı kalmıştır. Bir diğer ifadeyle yönetimi elinde bulunduran kişi veya kişiler, kadının zaten hakkı olan statüyü verme çabalarında bulunurken ve hatta bu yönde adımlar atarken kimi zamanlarda da diğer yönetimler kadın haklarını yok saymıştır. Halbuki kadın toplumun diğer yarısıdır ve onun toplumda ve siyasetteki rolü yadsınamazdır. Geleneklerin, etkileşimlerin, yerel adetlerin ya da dini değerlerin karanlık gerekçelerinin hüküm sürdüğü toplumlarda kadının siyasi ve sosyal katılımı öncelemelidir. Çalışmada Kral Amanullah Han'ın 1919 yılında ilan ettiği Afganistan'ın bağımsızlığından 2021 yılına gelinceye değin kadınların sosyal ve siyasal hayatı incelenmiştir. Hem Afganistan ve Türkiye'de yazılan çeşitli eserlerden yararlanmış hem de daha sosyolojik açıdan objektif değerlendirmelere katkı sağlayacağı düşüncesiyle Afgan aktivist kadınlarının hayatları ve faaliyet alanları yakından incelenmiştir. Araştırmalardan hareketle, geleneksel tutumlarla Afgan kadınları, sosyal ve siyasi haklarla birlikte doğal eğitim haklarından da mahrum bırakılmıştır. Halbuki Afganistan'daki kadınlar anne, eş ve kız kardeş rolünden topluma ve siyasete katılıma kadar pek tabi aktif olarak var olabilir. Sonuç olarak 2001 sonrası; sosyal, siyasal ve kültürel alanlardaki değişim ve gelişim sonucu BM'lerin büyük yardımıyla kadınların eğitim konusunda hızlı ve olumlu atılımlar başlatılmıştır. Atılan bu adımlar aktivist kadınların kamusal ve siyasal alanda daha fazla faaliyet yapmalarına zemin hazırlamıştır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Kimlik, Statüsü, Aktivizm, Kadın
Antik Yunan'da kadın
Antik Yunan döneminde Atina'da yaşayan kadınların sosyal ve siyasi hayatı incelenmiştir. Kadınlar yaşadıkları dönemde ve ortamda tanrıça, ev kadını, anne, köle, cariye, fahişe ve hetaira olarak sınıflandırılmışlardır. Ev kadınları için yaşadıkları ortam olan hane, aynı zamanda onların üretim alanlarıdır. Onlar evde kumaş dokurlar ve evde yaşayan halka kumaşlarla kıyafet dikerlerdi. Evli kadının çeyizinin yalnızca kullanım hakkı evlendiği erkektedir. Böylece evlenmiş olan kadının ve doğacak çocuklarının gelecekteki hakları korunmuş olmaktadır. Küçük kızlar okuma yazmayı annelerinden öğrenmektedirler. Genç bir kadın olduklarında da kiminle evleneceklerini anne ve babaları belirlemektedir. Erkek çocukları ise yedi yaşına kadar evde kız kardeşiyle birlikte annesinden öğrenmekte, yedi yaşından sonra ise okullarda eğitim görmektedirler. Kadınların seçme ve seçilme hakları yoktur, bu hakta erkeklere aittir. Destanlar bölümünde görüldüğü üzere yalnızca kadın tanrıçalar istedikleri gibi yaşayabilmekte ve mükemmeldirler. Kötü davransalar bile bu onları kötü yapmamaktadır. Şiirde ve tiyatrolarda, ozanlar eserlerinde eski kaynaklardan ilham aldıkları için, tanrıçalar görülmektedir. Felsefe alanında, Platon ilk eserlerinde kadınları erkeklerden aşağı bir şekilde konumlandırmıştır. Daha sonraki eserlerinde ise ideal devleti oluşturmak için kadın ve erkeğin eşit koşullarda çalışması gerektiğini belirtmiştir. Aristoteles ise kadının ahlakının nasıl olması gerektiğine değinmiştir. Son başlık olan kadın filozoflar başlığında ise kadınların ya bir filozofun eşi ya kızı olması durumunda ya da hetaira olması durumunda okuyup kendilerini geliştirebildikleri anlaşılmıştır. Filozofların ortaya çıkması ile birlikte eril-egemen söz kullanımı ortaya çıkmaya başlamıştır. Evli kadınların ölçülü olarak belirlenmiş bir yaşama mahkum kılınmaları, kadınların siyasi haklarının olmayışı ve şölenlerde yalnızca erkeklerin bulunması ataerkil toplum örnekleridir.
Politics and its manifestations in the literature of the age of ignorance
This study came in the race to reveal the nature of political life in the pre-Islamic era, and to show its manifestations in ancient Arabic literature, poetry and prose. The study consists of an introduction, two chapters, and a conclusion. The introduction deals with the topic, importance and purpose of the thesis, after those previous studies and the followed approach. The first chapter: introduces the concept of politics and homeland in language and terminology, and explains their origins in the pre-Islamic era, while providing brief historical information about the forms of political systems in the Arabian Peninsula (the monarchy and the tribal system), and the entities operating within them, in addition to tell about foundations on which the monarchy and tribal systems are based. Such as inheritance, sovereignty, prevailing law, tribalism, consultation and its councils, and proving all of the above with appropriate poetic and prose evidence. The second chapter: talks about the nature of the political conflict in the pre-Islamic era and its types, such as the struggle over the leadership of the tribe in the same house, the conflict between the different tribes, the conflict with the neighboring Arab or non-Arab kingdoms such as the Persians or the Romans, and the religious political conflict, in addition to dealing with some political phenomena in the pre-Islamic era by research and study as a phenomenon Political debates, political alliances, political asylum, and criticism or political opposition. The chapter concludes with a discussion of the concept of political literature and its types, such as pride, praise, lamentation, and political satire, and the representation of these topics with appropriate literary evidence. Conclusion: It contains a statement of the most important results emerging from the study, VI such as revealing the development of political life among Arabs in pre-Islamic times, and explaining the great impact of political life and its phenomena in enriching Arabic literature. Keywords: Literature of The Pre-Islamic Era, The Tribal Political System, Foundations of Political Systems, Political Asylum, Political Literature and Its Types.
Eşref Edip Fergan'ın siyasi düşüncesi ve Türk siyasal hayatındaki yeri
One of the most significant movements in the field of political thought in Turkey is Islamism. This movement developed and turned into an important movement of thought after the 2nd Constitutional Monarcy in the Ottoman Empire. An important figure of this movement was Eşref Edip Fergan. He started his career as an author and journalist in the 2nd Constitutional Monarcy era with the periodical Sıratımüstakim, which was to be later named "Sebilürreşad", and continued his career after the founding of Turkish Republic. Despite the fact that he did not appear in a prominent position in the context of political thought and political history, Eşref Edip Fergan was nevertheless an important figure who continued to communicating his thoughts about Turkish political life until his death in 1971. This study deals with the political thought of Eşref Edip Fergan, and his life in Turkish political life. It aims to reveal the life and mentality of Eşref Edip Fergan, and his political, social, and philosophical perspective in different periods. The study is based on an analysis of works in political thought and political history, including primarily the works of Eşref Edip Fergan. Keywords: Eşref Edip, Islamism, Sıratımüstakim, Sebilürreşad, Turkish Politics
Türk-Yunan basını bağlamında Batı Trakya Türklerinin siyasi ve kültürel yapısı (1923-1994)
Avrupa'nın güneyinde yer alan 836.000 kilometrekarelik bir coğrafyada bulunan Balkanlar, kültürel, dini ve etnik çeşitliliği çok fazla olan bu coğrafya yaklaşık 550 yıldır Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu süreçte Osmanlı hâkimiyeti farklı toplulukları barış içerisinde bir arada tutmayı büyük ölçüde başarmıştır. Osmanlı Devleti kültürel ve politik ağırlık noktası olarak gördüğü Balkanlar'a önemli miktarda Türk nüfusu yerleştirmiş ve bölgelere Türk Kültürünü aşılamıştı. Fakat Osmanlı Devletini' nin zayıf düşüp geri çekilmesinden sonra kaybedilen topraklarda bırakılan Türkler, katliamlar, salgın hastalıklar ve göçler sebebiyle zamanla "azınlık" durumuna düşmüşlerdir. Osmanlı Devleti balkan topluluklarını yönetme konusunda kabiliyetli bir devletti fakat yeni bir durum ortaya çıkmıştı, gözden çıkarılmış yahut bırakılmak zorunda kalınmış topraklarda kalan "Türk Azınlığı" nın durumu! Bu yeni durum beraberinde dışarı da kalan azınlıkların sorumluluğunun ne olacağı konusunda tartışmaları da gündeme getiriyordu. 29 Eylül 1913 günü İstanbul Barış Anlaşması'yla kendi kaderine bırakılıp 1918 yılına kadar Bulgar idaresinde kalan 1913'de nüfusunun %80'ni Türk olan Batı Trakya'nın %5 nüfus oranına sahip Bulgarlara teslim edilmesi, son devir Osmanlı politikasındaki çekingenliğin ve yılgınlığın açık göstergesiydi. Büyük savaşta, mihver devletleri ile birleşen Osmanlı Devleti, 1915 sonbaharında Bulgaristan'ın harbe katılması uğrunda, Karaağaç'ta bulunan Edirne İstasyonu dâhil olmak üzere Meriç'in batı kesimlerinden de Bulgaristan lehine vazgeçmiştir. 1913'ten itibaren büyük direnmeler ve savaşlar sonucu üç kez bağımsızlığını ilan etmiş olan Batı Trakya Bölgesi, Yunanistan Devleti'nin kontrolü altına girmiştir. Bundan sonra Trakya davası (doğu ve batı olmak üzere) kurulmuş olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti vasıtasıyla Anadolu'dan başlatılmış olan Milli Mücadele Hareketi'nin yörüngesinde devam ettirilmiştir. Lozan Barışı'na kadar olan bu dönemde artık Osmanlı Dönemi'nden Cumhuriyet dönemine miras kalan ve hala güncelliğini koruyan en önemli sorunlarından biridir. Balkan ülkelerinin uyruğunda bulunan Türk ve Müslüman nüfus bu ülkeleri rahatsız ettiğinden, TürkMüslüman nüfusu göçe zorlamak veya asimile etmek gibi politikalar, Balkan ülkelerinin çoğunda önemli milli devlet politikaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı Trakya ve Balkan Türkleri, iki savaş arası dönemde diktatörlerin, daha sonra soğuk savaş döneminin ve 1990'lardan itibaren de yenidünya düzeninin etkisi altında kültürlerini birliklerini devam ettirebilmek adına çok fazla mücadeleler vermiştir. Bu mücadeleleri dernekler, siyasi partiler, dergi ve gazeteler de yani basın yoluyla gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada basın yoluyla yapılan kültürel mücadelelere dikkat çekilmiştir. Anahtar kelimeler: Batı Trakya Türkleri, Kültür, Azınlık Hakları, Lozan Barış Anlaşması, Türk-Yunan Basını