Roman Period
179 theses under this subject heading
Mercia Krallığı
Keltlerin MÖ 3. yüzyıldaki yayılmaları sonucunda Keltlerin hakimiyetine geçen Britanya, MS 43'te Roma İmparatoru Claudius'un seferiyle Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Roma'nın dört asırlık hakimiyeti boyunca birçok önemli olaya tanık olan Britanya eyaleti, MS 5. yüzyılda bütün Avrupa'yı etkisine alan Kavimler Göçü'nün yıkıcı etkileri sebebiyle Romalılar tarafından boşaltılmıştır. Bunun sonucunda kaderleri ile baş başa kalan Romalılaşmış Britonlar kendi hükümdarlıklarını oluşturmaya başlamışlardır. Çok geçmeden Britanya'ya ulaşan Kavimler Göçü'ndeki Germen akınlarının Angıl, Sakson ve Jüt kolu adada yayılmaya başlamıştır. Britonlardan ele geçirdikleri topraklara yerleşen ve kader birliklerinden dolayı Anglosaksonlar olarak adlandırılan bu halk birkaç yüzyıl içinde eski inançlarını bırakarak Hıristiyanlığa geçmiştir. Hıristiyanlık öncesi ve sonrasında savaşkan bir millet olan Anglosaksonlar hem Britonlar ile hem de kendi aralarında birçok savaşa girmişlerdir. Anglosaksonların tarihte örneği olmayan Heptarşi düzenini kurmaları ve bu düzende gücü ele geçirme çabaları ise iç mücadelelerindeki başlıca etkendir. Heptarşi düzeninin en önemli devletlerinden olan Mercia krallığı, bu düzenin uzun yıllar boyunca baş aktörü olmuştur. Mercia Krallığı'nın geçirdiği tarihsel süreç ve kırılma noktaları, Britanya'daki Anglosakson ulusunun kaderini derinden etkilemiştir. 8. yüzyılın sonlarında başlayan Viking akınları, 9. yüzyılın ortalarından itibaren Mercia Krallığı'nın ve Britanya'daki diğer ulusların en önemli sorunlarından biri olmuştur. Viking saldırılarının yıkıcı etkisi, Mercia'yı en kuvvetli dönemlerinde vurmaya başlayarak gücünü tüketmesinde önemli bir etken olmuştur. 918 yılına gelindiğinde ise Mercia Krallığı, Wessex'e bağlanarak tarih sahnesinden çekilmiştir. Britanya topraklarında, Anglosaksonların yaşadığı bütün toprakları birleştiren ve İngiltere Krallığı'nı kuracak olan Wessex Krallığı'nın şafağı da bu birleşmeden sonra sökmüştür.
Hellenistik ve Roma döneminde Nikomedia
Antik çağ dönemlerinde Nikomedia adı ile anılan kent Bithynia bölgesine dahil bir şehir statüsündedir. Nikomedia kenti ile ilgili M.Ö. VIII. yüzyıldan öncesine dair yazılı bir kaynak bulunmamaktadır. Bu yüzyıldan sonra ise Astakos halkının bölgede yaşadığına dair bilgilere ulaşılmaktadır. Günümüzde Kocaeli olarak bilinen bu bölge coğrafi konumu ve verimliliği ile geçmişte de değerli bir statüye sahiptir. Kentin deniz ticaretine uygunluğu, topraklarının zenginliği ve Konstantinopolis yani bugün ki adı ile İstanbul'a yakın olması antik çağda da önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Bahsettiğimiz özelliklerin yanı sıra birçok alanda da kendini kanıtlamış olan bu kentin değerini, yaşadığı birçok istila ve depremlerin ardından yeniden inşa edilme süreçlerini takip ettiğimizde görebilmekteyiz. Onca sıkıntılara rağmen kent her defasında yeniden yapılandırılmış ve kaybedilmesi göze alınamamıştır. İstanbul'un tedarikçisi konumundaki kentlerinde en önemlisi olmakla birlikte Roma İmparatorluğu'na kadar varlığını Bithynia bölgesi altında idare ettirirken bu dönemden sonra Roma'nın bir eyaleti statüsünde devam ettirmiştir. Bu çalışmada Nikomedia kenti ile ilgili en eski kaynaklar dahil olmak üzere ele geçirebildiğimiz kadar bilgiyi değerlendirerek kısa bir Antik çağ Nikomedia'sına ışık tutmak istenmektedir. Anahtar Kelimeler: Nikomedia, Olbia, Astakos, Bithynia.
Anadolu'da Hellenistik ve Roma dönemi tapınak alınlıklarındaki kalkan kabartmaları
Savaş tarihi neredeyse insanlık tarihi ile aynı yaştadır. Her savaş bir saldırı olduğu kadar aynı zamanda savunmadır. İnsanlar savaşlarda kendilerini korumak amacıyla kalkan kullanmaya başlamış, zamanla ekonomik ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak kalkanı da geliştirmiştir. Neolitik dönemden itibaren mağaralarda, sivil, kamusal ve dini yapılarda, duvar resimlerinde, mozaiklerde, seramiklerde, metal kaplarda, sikkelerde, heykeltıraşlık eserlerinde, mezar stellerinde ve lahitler üzerinde çok çeşitli tiplerde karşılaşılan kalkan motifi, insan yaşamında gerek işlevsel gerekse ikonografik açıdan önemli bir yere sahip olmuştur. Dikdörtgen, yuvarlak, pelta gibi tiplerde betimlenen kalkanların, bunlar dışında çeşitli alt tipleri de mevcuttur. Farklı uygarlıklarda farklı tiplerde uygulanan kalkan motifi, bazen sembolik hale gelmiş, kültürler arası etkileşimlerden de etkilenmiştir. Bununla birlikte, özellikle kabartmalar üzerinde, tarihsel süreç içerisinde stilistik bir gelişim izlediği de anlaşılmaktadır. Kalkan motifinin işlendiği yerlerden biri de tapınak alınlıklarıdır. Çoğunluğu Anadolu'da bulunan, Hellenistik ve Roma dönemlerine ait toplam 12 tapınağın alınlıkları, bu motifin bir süsleme ögesi olarak kullanılmasının yanında apotropeik anlamının da olduğunu gösterir. Alınlıklarında kalkan motifi yer alan tapınakların yer aldığı yerleşimler incelendiğinde, bu motifin tercih edilmesindeki nedenler, kültürel etkileşimler ve tarihsel bağlantılar hakkında da ipuçlarına varmak mümkün olmaktadır. Bu yerleşimler genel olarak Seleukoslar, Antigonoslar, Ptolemaioslar gibi Makedon kökenli krallıkların etkisi altında kalmıştır. Adı geçen krallıkların askeri yönleri düşünülünce bahsettiğimiz yerleşimlerde karşımıza çıkan kalkan motifini tapınağın yanı sıra daha birçok mimari yapı üzerinde uyguladıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kalkan, Alınlık, Tapınak, Anadolu, Makedon
Roma Dönemi konut mimarisinde avlu kullanımı ve kültürel kimlik ilişkisi_ Ephesos, Priene, Aphrodisias, Kremna, Sia, Zeugma örnekleri ışığında
Toplumu oluşturan bireylerin aidiyet gösterdiği etnik kimlik o toplumun kültürünü oluşturan temel öğelerden biridir. Toplumların gelişimini ve kültürel yönelimlerini anlamak için epigrafik ve arkeolojik verilerin bir arada değerlendirilmesi gerekmektedir. Son dönem araştırmaları göstermiştir ki mimari kalıntılar bir toplumun kültürü hakkında epigrafik veriler ve antik kaynakların anlatımları kadar işlevsel veriler sunmaktadır. Mimari yapıların kültür materyali olarak değerlendirilmesine yönelik yaklaşımlar konut mimarisinin bu anlamda özel bir yere konumlandırılmasını sağlamıştır. Bu bağlamda önceki çalışmalarda sosyal olarak sadece aile ve günlük yaşantıyı yansıttığı düşünülen konut mimarisinin aslında toplumsal kültür kavramı ile yakından bağlantılı olduğu görülmüştür. Yeni dönem arkeolojik yaklaşımlar kültürel kimlik ve bunun dayandığı temelleri araştırırken önceden kabul görmüş terminolojik tanımları yeniden değerlendirmeye yönelmiştir. Bunun sonucunda, Roma İmparatorluğu ve imparatorluğun farklı coğrafyalarda kurduğu sosyo-politik yapılanmanın tek yönlü bir kültür emperyalizminden öte, hükmeden ve hükmedilen arasında karşılıklı bir kültür etkileşimine neden olduğuna dair görüş kabul görmeye başlamıştır. Bu çalışmada Roma İmparatorluğu'nun yerel kültüre etkisi ve yerel kültüre ait toplumsal kimlik kavramının Roma etkisinde nasıl şekillendiği Anadolu'daki Geç Cumhuriyet ve Erken İmparatorluk Dönemi konut örnekleri temel alınarak irdelenmiştir. Roma'ya özgü olan yapıların anlaşılması için önce İtalya'daki konut örnekleri incelenmiştir. Bu incelemede üst sınıfa ait konut örnekleri ele alınarak "Romalılık" kavramının konut mimarisine yansımaları anlaşılmaya çalışılmış, konutun bir kültür ifadesi olarak ne gibi veriler sunabileceği değerlendirilmiştir. Bu çalışma Roma İmparatorluğu'nda yer alan Batı Anadolu'dan Aphrodisias, Ephesos, Priene kentleri, Anadolu'nun güneyinden Kremna ve Sia kentleri ve Güneydoğu Anadolu'dan bir sınır yerleşkesi olan Zeugma kenti seçilerek, bu kentlerdeki konut mimarisi üzerinden incelemeler yapılmıştır. Bu kentlerde yer alan farklı konut mimarisi özellikleri gösteren Roma etkisine yoğun bir şekilde maruz kalmış Aphrodisias, Ephesos, Kremna, Zeugma kentleri ve Roma kültüründen daha az etkilendiği düşünülen Sia ve Priene kentleri, soyut olan kültürel kimlik, kültürel etkileşim gibi kavramların somut örneklerini göstermek amacıyla incelenmiştir.
Batı Anadolu'daki Terra sigillata ve kırmızı astarlı seramikler: Terminoloji, üretim merkezleri ve kronoloji
Anadolu, sahip olduğu coğrafi ve jeopolitik konumuyla her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Batı Anadolu ise, coğrafi pozisyonuyla birçok avantaja sahiptir. Batı Anadolu konumu itibarıyla Akdeniz dünyasında kilit noktalardan biri haline gelmiştir. Anadolu erken dönemlerden itibaren seramik üretiminde önemli bir bölge olmuştur. Bölgede yüzyıllar boyunca süregelen seramik üretimi sonucunda köklü bir gelenek meydana gelmiştir. Bu noktada Batı Anadolu'da Geç Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemlerindeki kaliteli seramik gruplarından doğu sigillatalar ve kırmızı astarlı seramikler ön plana çıkmaktadır. Tarihsel süreçte önemli bir konuma sahip olan Küçük Asya'nın Roma Dönemiyle birlikte önemli bir eyalet haline gelmesi, bölgenin seramik üretiminde büyük rol oynamıştır. Küçük Asya topraklarında Geç Hellenistik Dönem'den itibaren, imparatorluk topraklarına ve ötesine yayılım göstermiş kaliteli seramikler üretilmiştir. Roma Dönemiyle birlikte büyük bir endüstri haline gelmiş olan seramik üretimi, dönem ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle, dönemin kaliteli seramikleri, Batı Anadolu'daki bölgelerin ticari ilişkileri hakkında bilgiler sunmaktadır.
Roma Cumhuriyet Dönemi'nde kadın
İnsan türünün sayısının, onun üretim ve işgücünün yarısını oluşturan kadının tarihi uzun zamandır görmezden gelinmiş ve yeteri kadar araştırılmamıştır. Bu çalışmanın araştırma konusu Roma toplumu gibi ataerkil kurallar barındıran bir toplum içinde var olmuş kadının hangi koşullarda yaşadığı, toplum tarafından onlara hangi roller verildiğidir. Romalı tarih yazarları kadınların toplumdaki varlığını ve faaliyetlerini de kendi düşünce yapılarıyla değerlendirmiş ve eserlerine aktarmıştır. Romalı bir kadının ''nasıl iyi bir kadın'' olacağı da onlar tarafından belirlenmiş, hatta topluma da empoze edilmiştir. Roma'da, cumhuriyet rejimin kurulması ve Caesar'ın suikasti sonrası gelişmelerin de katkısı ile zamanla, cumhuriyet rejimin sona erdiği süreçte kadınların toplumsal olaylardaki etkilerinin ve bu etkilerin antik kaynaklardaki yansımalarının konu edildiği bu çalışmada Romalı tarih yazarlarının kendi eserlerinde bahsettikleri bazı Romalı kadınların yaşadıkları tarihsel olaylardan bahsedilecektir. Söz konusu kadınlar ve olaylar, aile, din ve siyaset çerçevisinde değerlendirilmiş, toplumsal cinsiyet baağlamında yorumlanmıştır.
Antik Yunan ve Roma çağlarında mousa tasvirleri ve değişimi
Antik Yunan Mitolojisi'nde Musalar'ın en itibarlı tanrıçalar olduklarına inanılıyordu. Musalar'ın sanatının etkisinin hem tanrılar hem de insanlar üzerinde çok güçlü olduğu düşünülmekteydi. Bu nedenle Musalar'ın sihirli gücünü gösteren çok sayıda mitos vardı. Müzik ve Musa sözcüklerinin kökeninin aynı olması nedeniyle Antik Yunan'da birbirine çok yakın etkileşimi ve fonksiyonları olmuştur. Birbirlerini tamamlayıcı olarak kullanılmaktaydılar. Bu benzerliğin yanı sıra bu iki kavramın hemen görülmeyen çok derin sosyal ve felsefi tutumları da bulunmaktaydı. Antik Yunan düşüncesi müzik kültürü ve Musalar'ın mitolojisini aynı temelin üzerine inşa etmeye çalışmıştır. Buradaki ana fikir, ahlaki mükemmeliyet düşüncesidir. Bu nedenle Musalar'ın mitolojisinde etik ve ahlak soruları önemli bir yere sahipti. İyilik ve kötülük konseptleri, Musalar'ın mitolojisinde çok belirgin bir anlam almıştır. Ancak iyilik ve kötülük, ahlak ve ahlaksızlık gibi kavramlar bu mitoslarda son derece metaforik olarak belirlenmiştir. Soylarını Tanrı Zeus ve Bellek Tanrıçası Mnemosyne'den alan Musalar'a mitoloji tarafından onların doğumundan itibaren en olağanüstü nitelikler ve sınırsız güçler bağışlanmıştır. Mitolojinin Musalar'ın annesi olarak Bellek Tanrıçasını belirttiği düşünüldüğünde, Antik Yunan düşüncesi henüz erken felsefi dönemindeyken hafızanın ya da daha geniş anlamda değerlendirildiğinde zihin aktivitesinin, Musalar'ı temsil eden sanatların ve bilimlerin varlığı ve gelişmesi için bir zemin oluşturduğunun farkında olmuştur. Sanat yardımıyla ahlaki düzenleme ideali, hem ruhsal hem fiziksel açıdan ideal Musalar'ın karakterlerinde belirlenmiştir. Musalar'ın karakterlerinde sembolizm yoluyla bunlar ifade edilmeye çalışılmıştır. Bu mitolojide her şey bu idealin cazip olması için yapılmıştır. Musalar Mitolojisi güçlü bir estetik çekim göstermektedir. Ama onun değeri, çok güzel olsa da dış görünüşünde değil, sanatın etik gücü idealindedir. Bu düşünce insanı heyecanlandırıp öncelikle onu açıklayan efsaneler yaratır, sonra da onun üzerinde derinlik ve kapsam anlamında eşsiz olan felsefi teorileri oluşturmaktadır.
Roma İmparatorluk Dönemi'nde Anadolu'da yollar ve yol ağları
Roma İmparatorluğu'nu büyük kılan siyasi, mimari, ticari etmenlerin yanı sıra hiç kuşkusuz imparatorluk boyunca yürüttüğü yol politikası büyük rol oynamıştır. Bu yol politikasının Anadolu'daki yansımasının incelendiği bu tez çalışması, bölgeler bazında iletişim hatlarını göz önünde bulundurarak, Roma İmparatorluğu'nun Asya ile Avrupa arasında doğal bir köprü işlevi gören Anadolu topraklarındaki egemenliğini kurması ve yüzyıllarca sürdürmesi için bazen sıfırdan yaptığı, bazen halihazırda bulunanların tamiri ile yeniden yapılması ve düzenli olarak bakım/onarım çalışmalarının yapılmasını sağladığı yolların, imparatorluk ve bölge açısından büyük öneme sahip olması nedeniyle ele alınmıştır.
Antandros kazısı yamaç ev Roma Dönemi seramikleri
Antandros antik kentinin Geç Roma yerleşimine ait Yamaç Ev'in ortaya çıkarılması, kuruluş ve kullanım evrelerinin belirlenebilmesi adına yapılan çalışmalarda ele geçen Roma dönemine ait seramik malzeme bu tezin kapsamını oluşturmaktadır. Bu kapsamda incelenen 771 adet malzeme öncelikli olarak form gruplarına göre değerlendirilmiştir. Formlarına göre yapılan sınıflandırmada terra sigillatalar içinde İtalyan Sigillata, Doğu Sigillata A, B, C, Pergamon Sigillata grupları, Kırmızı Astarlı seramik grupları içinde Afrika Kırmızı Astarlı Seramikleri, Phokaia Kırmızı Astarlı Seramikleri, Light Colored Ware grupları belirlenmiştir. Bu gruplar dışında kandil, oinophoros, matara, pyksis, gri seramik, thin walled ware, unguentarium, servis kapları, amphoralar, pişirme kapları, lekane, situla, depolama kapları, kapaklar diğer görülen formlar arasında yer alır. Söz konusu örnekler içinde yoğun olarak görülen Küçük Asya üretimlerinin yanı sıra İtalya, Afrika, Attika ve Pontus üretimleri de tespit edilmişidir. Ayrıca, çok sayıda yerel üretim seramik tespit edilmiştir. Bu yerel üretimlerin bir kısmının dominant seramik üretimlerini taklit etmesine karşın özgün formlar da görülmektedir. Yamaç Ev Sektörü'nde ele geçen ve tez kapsamına alınan malzeme, tarihsel olarak değerlendirildiğinde, en erken örnekler İ.Ö. 2. yüzyılın sonu-İ.Ö. 1. yüzyıla ait Doğu Sigillata A örnekleri içinde yer alır. En geç örnekler ise İ.S. 7. yüzyıla ait olan Afrika ve Phokaia Kırmızı seramiklerinin geç üretimleri arasında görülür.
Flavius Hanedanı Döneminde (İ.S. 69-96) Bithynia-Pontos Eyaleti
Flavius Hanedanı'nın ilk imparatoru Vespasianus İ.S. 69 yılında tahta oturduğunda ekonomik sıkıntılar yaşayan bir Roma İmparatorluğu devraldı. Boşalan hazinenin güçlenmesi için Roma topraklarında bir dizi yeni uygulama getirdi. Roma İmparatorluğu'nun Anadolu topraklarında kurduğu üçüncü eyalet olan Bithynia-Pontos Eyaleti, Flavius Hanedanı döneminde de Roma senatosuna bağlı olarak yönetilmeye devam etti. Flavius Hanedanı döneminde Anadolu eyaletlerinin yönetiminde bazı köklü değişikler yapıldı. Vespasianus ile birlikte, Bithynia-Pontos Eyaleti'nde yeni kentler inşa edilerek, merkezi otoritenin güçlenmesi, eyalet güvenliği ve refah düzeyinin artırılması hedeflendi. Kafkaslar'da yaşanan hareketlilik, Flavius Hanedanı döneminde Bithynia-Pontos Eyaleti topraklarında askeri yatırımların artmasına, yol yapım çalışmalarının yoğunlaşmasına neden oldu. Ayrıca bu dönemde Anadolu kökenli aristokrat aileler içerisinden Roma yönetiminde önemli görevlere getirilen kişi sayısında önemli bir artış yaşandı. Flavius Hanedanı döneminde güçlenen bu politika doğrultusunda, Bithynia-Pontos Eyaleti'nin görev yapan yöneticilerinin büyük bir çoğunluğu Anadolu kökenli aristokratlardı. Vespasianus'un imparator olması sonucunda yaşanan bu gelişmeler Bithynia-Pontos Eyaleti ve diğer Anadolu eyaletleri için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. "Flavius Hanedanı Döneminde (İ.S. 69-96) Bithynia-Pontos Eyaleti" başlıklı tezimizin amacı Roma'da sosyal, ekonomik, askeri olmak üzere köklü değişimlerin yaşandığı Flavius Hanedanı dönemini, Bithynia-Pontos Eyaleti ile sınırlı olmak üzere Anadolu yansımalarını aydınlatmaya çalışmaktır.
Antandros nekropolü Geç Roma yerleşimi
Antandros Nekropolü Geç Roma Yerleşimi adlı çalışmada, bir Troas kenti olan Antandros'un Nekropol alanı üzerine yer alan Geç Roma Yerleşimi'ne ait 10 adet yapı ve bu yapıların içerisinden ve çevresinden ortaya çıkartılan 2001-2011 yıllarına ait buluntular yapılarla birlikte incelenmiştir. Çalışmanın amacı yerleşimde ortaya çıkarılan yapıların işlevlerini anlamak, yerleşimin hangi dönemler arasında kullanıldığını saptamaktır. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışmada ele geçen buluntular mekanlarla birlikte değerlendirildiğinde yerleşimin M.S. 325 ile M.S. 541 yılları arasında kullanıldığı anlaşılmıştır. Kullanım dönemleri üç evreye ayrılmıştır. Mekanların içinden ve çevresinden sikkeler, DSA, DSB, DSC (Çandarlı), Foça, Kıbrıs ve Açık Renk Seramikler, amphoralar ve kandiller açığa çıkarılmıştır. Yerleşimde seramik buluntular devam etmesine rağmen M.S. 5. yüzyılın ortalarından itibaren sikkelerin ortadan kalkma nedenleri sorgulandığında takasa dayalı ekonomi ve başarısızlıkla sonuçlanan Kuzey Afrika Seferi karşımıza çıkar. DSA ve DSB seramikleri yerleşimin nekropol alanı olarak kullanıldığı döneme aittir. Yerleşim tabakalarıyla ilişkili olan seramikler DSC (Çandarlı) seramikleriyle birlikte başlayıp arkasından Foça seramikleriyle devam etmektedir. Çandarlı seramikleri ve Foça seramikleri arasında bulunan kronolojik boşluk yerleşimde sikkeler yardımıyla doldurulmuş durumdadır. Yerleşimin tepe noktası ise M.S. Geç 4. yüzyıl - 5. yüzyılın ortalarına denk gelmektedir. Yerleşimin terk edilme nedeni ise M.S. 541'e tarihlenen, Kuzey Afrika Kökenli Justinian Vebası olmalıdır. Nüfusun yaklaşık yarısının kaybedildiği felaketin ardından geriye kalanlar daha güvenli gördükleri sur içi yerleşimlere taşınmışlardır.
Dıocaesarea (Uzuncaburç) Nymphaıon'u
Diocaesarea (Uzuncaburç) Nymphaion'u adlı bu tez çalışmasında, Mersin'in Silifke ilçesine bağlı olan Uzuncaburç mahallesinde yer alan Diocaesarea antik kenti Nymphaion yapısınının incelenmesi, yapı hakkında tarihlendirme ve restitüsyon önerisi yapılması amaçlanmıştır. Diocaesarea antik kentindeki Nymphaion Sütunlu Cadde üzerindeki yapıların güzel bir örneğidir. Kentte, ana caddenin kenarında yer alan yapının cephesi Sütunlu Cadde'ye bakar. Nymphaion cephe duvarlarının her iki tarafından öne doğru kanat şeklinde açılan yan duvarlara sahiptir. Cephe duvarları ve kanatlı yan duvarlar geniş bir havuzu üç tarafından çevreler. Bu tez çalışmasında, Diocaesarea Nymphaion'u sahip olduğu plan tipi açısından ele alınarak incelenecektir. Belgeleme çalışmalarıyla yapının planı hakkında elde edilen veriler aynı zamanda diğer antik kentlerdeki benzer örneklerle karşılaştırma yapmaya imkân verecektir. Böylece yapının diğer örnekler ışığında benzerlik ve farklılıklarının ortaya çıkarılması da hedefler arasındadır. Yapının sahip olduğu mimari plastik eserler de çalışma kapsamında değerlendirilecektir. Bu kapsamda, Nymphaion'da 2018 ve 2020 yıllarında yapılan çalışmalarda ve kazılarda ortaya çıkarılan ve yapıya ait olduğu tespit edilen 37 adet mimari yapı elemanı tespit edilerek belgelenmiştir. Bu kapsamda Nymphaion'a ait 1 adet alınlık, 7 adet konsollu korniş, 2 adet friz, 2 adet architrav, 3 adet sütun başlığı, 4 adet Sütun, 3 adet sütun kaidesi, 1 adet alınlıklı lento, 1 adet Konsolu Çörten, 1 adet Konnektör Bloğu, 1 adet Çiftli Boru Desteği ve 11 adet postament tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışma kapsamında tespit edilen mimari elemanlar ayrıntılı olarak çalışılmıştır. Bu mimari unsurlar mimari özellikleri ve süslemeleriyle tarihlendirme ve restitüsyon önerisine büyük katkı sağlamıştır. Elde edilen veriler kapsamında yapının ilk evresinin MS 164-165 yılları arasında Imp. Marcus Aurelius ve Lucius Verus Dönemi'nde yapıldığı ve Imp. Septimus Severus Dönemi'nde ön cephesinin düzenlenerek bir cephe tasarımı eklendiği anlaşılmıştır. İkinci evresinde ise MS 383-395 yılları arasında Imp. Arcadius-Honorius Dönemlerinde yapılan düzenleme ve tamiratlatları olduğu düşünülmektedir.
Mersin 34. Cadde kazısı Roma ve Geç Roma amphoraları (LRA)
Mersin ili Yenişehir ilçesi sınırları içerisinde, 34. Cadde'de 6343 ada 2 parselde Mersin Müzesi tarafından 2018 yılında gerçekleştirilen kurtarma kazılarında önemli buluntular tespit edilmiştir. Yerleşimde tespit edilen seramik buluntular arasında en yoğun grubu MS 6.-7. yüzyıllara tarihlendirilen Geç Roma amphoraları oluşturmaktadır. ''Mersin 34. Cadde Kazısı Roma ve Geç Roma Amphoraları" başlıklı yüksek lisans tez çalışmasında söz konusu amphoralar değerlendirilmiştir. Çalışma içerisinde 125 adet amphora ağız, dip, amphora standı, huni ve tıpa değerlendirmeye alınmıştır. Bu buluntular teknik çizimleri ve dijital çalışmaları yapılarak kataloglanmıştır. Değerlendirmeye alınan formlar içerisinde, Pompeii 5, Zemer 41, LRA 1, LRA 2 ve LRA 4 amphora formları yer almaktadır. Kilikia üretimi Pompeii V amphoraları çalışmada ele alınan en erken tarihli grup olduğu tespit edilmiştir. Kilikia üretimi olan LRA 1B amphoraları çalışmadaki sayıca en yoğun gruptur. Bu sebeple 34. Cadde'nin tarımsal üretim yapan bir yerleşim olabileceği önerilmektedir. Bu düşünceye neden olan sebeplerden diğerleri ise LRA 1 grubuna dahil olan amphora standları ve hunilerin varlığıdır. Ayrıca, LRA 1B amphoralarına ait ağız, dip ve amphora standı kullanılarak yapılan restitüsyon çalışması, hunilerin LRA 1B grubuna dahil olması gerektiğini göstermektedir. Çalışmada LRA 2 ve LRA 4 amphoraları birer örnekle temsil edilir ve bu durum Kilikia Bölgesi'nin Ege ve Suriye-Filistin'in arasında ticari faaliyetlerin olduğunu kanıtlar niteliktedir. Amphora formlarının tipoloji ve tarihleme çalışmalarının sonuçları 34. Cadde yerleşiminin MS 6.-7. yüzyıllarda yoğun kullanıldığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kilikia Bölgesi, 34. Cadde, Geç Roma Amphoraları, Zemer 41, Pompeii V. Danışman: Prof. Dr. Ümit AYDINOĞLU, Arkeoloji Anabilim Dalı, Mersin Üniversitesi, Mersin.
Patara antik kentinin etnomimari açıdan incelenmesi
Arkeolojik yerleşimlerde insanın geçmişte ürettiği maddi kültürünün büyük bir parçasını oluşturan mimari yapılar, genellikle onu inşa eden ve kullanan toplumla ilişkilendirilmeden belgelenmektedir. İnsanın biyolojik ve kültürel evriminin tüm yönleriyle anlaşılmasında, insan ve insanın ürettiği maddi kültür verilerinin aynı bağlamda değerlendirilerek yapılacak disiplinler arası çalışmalara ve yeni yaklaşımlara duyulan ihtiyaç bu çalışmanın itici gücünü oluşturmuştur. Bu tez çalışmasında, Patara antik kentinin Roma Dönemi'ne tarihlendirilen mimari yapıları ve toplumuna ilişkin mimarlık, arkeoloji ve antropoloji disiplinlerinden elde edilen veriler etnomimari açıdan incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, mimari yapılar ile toplum arasındaki ilişkileri anlamak ve bu bağlamda yapılacak çalışmalar için metodolojik bir temel oluşturmaktır. Çalışmanın mimari materyalini, Patara'da Roma Dönemi anıtsal kamu yapılarından Tiyatro, Meclis Binası, Liman ve Nero hamamları; antropolojik materyalini, 2010-2011 Patara kazı sezonunda ele geçen 155 bireye ait insan iskeletinin paleoantropolojik analiziyle elde edilen demografik ve morfolojik veriler oluşturmuştur. Yapıların yaklaşık kapasiteleri hesaplanmış; ideal kent nüfusu ve dönemler arasındaki nüfus değişimleri değerlendirilmiştir. Devamında, yapıların ergonomik analizleri yapılmış ve yapılar ilgili dönemdeki Patara toplumunun antropometrik ölçüleriyle ilişkisi, fonksiyonellik, yönlendirme, ışık, manzara, iklimsel şartlardan korunma, üst örtünün varlığı ve akustik yönlerinden değerlendirilmiştir. Son olarak, yapıların kamusal yaşamdaki önemi irdelenmiş, toplumsal ve sosyal organizasyonlarına yönelik düzenlemeleri araştırılmıştır. Yapıların hesaplanan yaklaşık kapasiteleri doğrultusunda yapılan kent nüfus tahminleri, MS 2. yüzyıl için en güvenilir olmakla birlikte, ideal kent nüfusunun 10000 - 25000 arasında olabileceğine işaret etmiştir. Tiyatro ve Meclis Binası cavealarının, ilgili dönemdeki Patara toplumunun antropometrik ölçüleri ve standartlarla uyumlu olmadığı saptanmıştır. Bu yapılarda aynı zamanda; girişlerin ölçüleri, fonksiyonellik, yönlendirme, ışık, iklimsel şartlardan korunma ve akustik açılardan hem ergonomik hem de ergonomik olmayan düzenlemeler tespit edilmiştir. Cavea oturma sıralarının ve klimakeslerin antropometrik ölçülerle uyumsuz ve konforsuz yapılmasının nedeninin; optik, akustik ve maliyet gibi unsurlara bağlanabileceği değerlendirilmiştir. Tasarımda bu unsurların konforunun, bireyin antropometrik ölçüleriyle ilgili konforundan öne geçebildiği; Roma Dönemi'nin mimari ilkeleri doğrultusunda düzenlenen kamu yapılarında, toplumdaki bireylerin öneminin geri planda tutulabildiği değerlendirilmiştir. Liman ve Nero hamamlarının toplumun antropometrik ölçüleri ve standartlarla büyük ölçüde uyumlu olduğu; bu yapıların fonksiyonellik, yönlendirme, ışık ve ısınma açılarından birbirleri arasında farklar olmakla birlikte yine büyük ölçüde ergonomik olduğu saptanmıştır. Sosyal ve yönetsel önemlerinin yanı sıra toplum için kült değeri de olan Tiyatro ve Meclis Binası'ndaki bazı düzenlemelerin; Roma Dönemi'nde toplumda görülen sınıfsal farklılıkların yansıması olarak ayrıcalıklı kesimin konforu için yapılmış olabileceği değerlendirilmiştir. Temizlenme işlevinin yanı sıra sosyal buluşma ortamı da sağlayan hamamlarda ise, sosyal statüye ve cinsiyete ilişkin farklı düzenlemelere rastlanmamıştır.
Mekansal dönüşüm kavramının ıslak hacimler kapsamında incelenmesi: Selimiye hamamı örneği
Hamamlar, sosyo-tarihsel evreler içerisinde su medeniyetinin kamusallığında yaratılan temizliğin bir kanıtı olarak günümüze ulaşabilen tarihi mekanlar arasında yer almaktadır. Çağımızın getirdiği bir kolaylık olarak evler içinde bulunan banyoların yaygınlaşması sonucu hamamlar eskiye göre daha az tercih edilen mekanlar haline gelmiştir. Özelliğini kaybetmeye başlayan hamamlar şehirleşmenin yoğunluğu ve imar faaliyetlerininde etkisiyle birer birer varlıklarını kaybetmeye veya mekânsal dönüşüme uğramaya başlamışlardır. Bu çalışmada yıkanma geleneklerinin gelişimini, antik dönemden itibaren kronolojik bir tasnife sokmak, yıkanmanın mekân içine taşınmasıyla ortaya çıkan hamam yapılarının Roma Uygarlığı'ndan Osmanlı Devleti'ne kadar sahip olduğu mimari özellikleri ve teknolojiyi incelemek ve nihayetinde bir Osmanlı Türk Hamamı olan Selimiye Hamamı'nın mekansal dönüşüm sürecine ve işlev değiştirerek yeniden kullanılmasına yönelik araştırma yapılmıştır. Anahtar: Mekânsal dönüşüm, kamusal mekân, ıslak hacim, hamam, malzeme.
Stratonıkeıa kazısı sikke buluntuları (1977-2019 yılları)
Karia Bölgesi'nin iç kesimlerindeki yerleşimlerden birisi olan Stratonikeia Kenti, Hellenistik Dönem boyunca Hellenistik Krallıklar ve bölgenin önemli ekonomik ve siyasi güçleri arasında el değiştirmiştir. Kent, söz konusu egemen güçlerin yönetimi altında kaldığı bu dönemden MÖ 167 tarihine kadar sikke darp edecek bir konumda olmamış ve bu nedenle Hellenistik Krallıklar ve Rhodos'a ait sikke darpları kentte resmi olarak sirkülasyonda olmuştur. Kentin Roma İmparatorluk Dönemi şehir darpları ise Augustus Dönemi'nden Gallienus Dönemi'ne kadar devam etmiştir. MS 3. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kent ekonomik kriz ve enflasyon nedeniyle kendi sikkelerini diğer kentler gibi darp etmeyi bırakmıştır. Stratonikeia kazısı sikke buluntuları; Klasik, Hellenistik, Roma, Geç Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemi yerleşim tabakaları ile ilişkili sikkelerin yanı sıra Avrupa kökenli sikke ve para kullanımına dair bulguları da içermektedir. Doktora tezi kapsamında çalışılan bu projenin konusunu Stratonikeia ve çevresindeki kazılarda ortaya çıkarılan Grek, Roma, Geç Roma, Bizans ve Avrupa kökenli sikkeler oluşturmaktadır. Ayrıca bu çalışma sonucunda kazılarda bulunan sikkelerin tamamının çalışılması ile Stratonikeia ve territorium'unun ekonomisi ve ticari ilişkileri hakkında kapsamlı bilgi edinilmeye çalışılmıştır.
Hierapolis Arkeoloji Müzesi tanrıça heykelleri
Lykos Vadisi'nin dikkat çeken kentlerinden biri olan Hierapolis, antik dönemden itibaren termal su kaynakları, Plutonium'u ve travertenleri ile Küçük Asya'da bulunan önemli bir merkezdir. Hierapolis'te İmparator Septimius Severus Dönemi'nde imar faaliyetleri olmuş, böylece oldukça fazla heykeltıraşlık eser üretilmiştir. Kazı çalışmaları sırasında tespit edilen bazı heykeltıraşlık malzemeler kentin farklı bölümlerinde çalışan belli bir grup heykeltıraş olduğunu gösterir fakat heykeltıraşlık okulunun varlığıyla ilgili ortaya konmuş bir kanıt yoktur. Vadide yer alan kentlerde benzer heykel üslubuna rastlanmış, bu durum heykeltıraşların farklı kentlerde gezici çalışmalar yapmış olabileceği gibi başka bölgelerde çalışan sanatçıların da vadiye gelerek üretim yaptığı şeklinde yorumlanabilir. Hierapolis Arkeoloji Müzesi'nde korunan; Hierapolis kazıları, satın alma ve çevreden toplanma yoluyla gelen toplam 12 adet tanrıça betimli heykel, tezin ana temasını oluşturmaktadır. Bu heykeller Athena, Artemis, Aphrodite, Kybele, Leto, Tykhe ve Nymphe'ye aittir.Tez çalışmasında her heykelin ayrı ayrı katalogları yapılmış bunun yanında tanrıçaların kökenleri, mitolojileri, heykel sanatında bilinen tipleri ve çalışmaya konu olan heykellerin çıkış noktaları ayrıca benzer örnekleri değerlendirilmiştir. Bu şekilde Lykos Vadisi ve komşu kentler ile heykel sanatı açısından nasıl etkileşimler olduğu, benzerlikler ve farklılıklar anlaşılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, çalışılan heykeller ile ilgili tespit edilen üslupsal, teknik ve dönemsel özellikler bölgenin siyasi, kültürel, sosyal ve dini inanç sistemi açısından çok fazla çeşitliliğe sahip olduğunu destekler niteliktedir.
Yazılı kaynaklar ışığında eski çağ'da mitler
Mitler, antik halklara ait olan, evrenin ve tanrıların varoluşlarını açıklamaya çalışan, kahramanı genelde tanrılar veya doğaüstü güçlere sahip kimseler olan, ayrıca toplumları derinden etkileyen olayları açıklamayı amaçlayan yazın anlatısı veya söylencedir. Mitlerin ne olduğu sorusu, toplumların psikolojik bir yapısı, özlemleri ve korkuları olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesiyle cevaplandırılamaz. Biz de bu gerçeklerden hareketle, "Yazılı Kaynaklar Işığında Eski Çağ'da Mitler" başlıklı bu çalışmamızda, antik mitlerden eski toplumlara dair ulaşılabilecek gerçekleri değerlendirmeye çalıştık. Bu bağlamda, tezimizin temel coğrafyası uygarlığın beşiği olarak kabul edilen Mezopotamya'dan başlayarak Anadolu ve Batı güzergâhı üzerinde ilerlemektedir. Bu durum, diğer eski çağ uygarlıklarının öneminin yadsındığı anlamına gelmemektedir. Zaman ve mekân darlığından dolayı Mezopotamya- Anadolu- Batı sıralaması takip edilmiş olup bahsi geçen bu coğrafyalar içerisinde dahi sınırlandırmalara gidilmiştir. Tezimiz 5 bölüm halinde ele alınmıştır, öncelikli olarak mit hakkında bilgiler verilmiş, ardından Mezopotamya kültürü ile yazılmış mitler incelenmiştir. Sırası ile takip eden bölümde Anadolu mitleri incelenmiş olup, ardından Yunan ve Roma mitlerine yer verilmiştir. En son bölümde ise kültürler arası olası etkileşimi gözler önüne sermek adına karşılaştırmalara gidilmiş, bahsi geçen bölgeler arasındaki paralellikler ve farklılıklar değerlendirilmiştir. Konuya farklı bir bakış açısı katmak amacı ile en son bölümde ise adı geçen mitler ile kutsal kitaplar arasında bir değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır. Sonuçta görülmüştür ki, antik çağ mitleri birçok açılardan içinden çıktığı toplumu yansıtmaktadır ve mitleri içinden çıktığı atmosferden ayrı düşünmek mümkün değildir. Mitler, peşinen uydurmaca hikâyeler olarak kabul edilmemeli, aksine bu edebi anlatımların altındaki olası gerçekler değerlendirilmeye çalışılmalıdır. Bunun dışında sınırlı iletişim imkânları içerisinde dahi, antik toplumların birbirlerini etkilediği ve bu etkileşimin de kendini mitlerde açık bir biçimde gösterdiği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mit, Mezopotamya, Anadolu, Yunan, Roma.
Eskişehir çevresi Roma Dönemi pişmiş toprak lahitler ve analizi
Eskişehir prehistorik dönemden günümüze kadar önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Değişik kültür ve geleneklerin ard arda görüldüğü Eskişehir, hem tarihsel, hem de arkeolojik buluntular açısından incelenmesi gereken bir ildir. Bu çalışmada, Eskişehir ili ve çevresinde yaşamış bulunan toplumların tarihsel ve kültürel geçmişlerinin yanısıra, ölü gömme gelenekleri, yazılı tarih öncesi dönemden Roma dönemi sonuna kadar geçen, zaman dilimini kapsıyacak şekilde ele alınmıştır. Roma dönemi daha detaylı bir şekilde incelenerek, o döneme ait pişmiş toprak lahitterin, kullanım,pişirim, yapım, ve süsleme teknikleri, fiziksel ve kimyasal bakımdan araştırılmıştır. Araştırma sonuçlan hem fiziksel, hem de kimyasal açıdan değerlendirilerek, kullanılan seramik hammadde ve teknikleri tesbit edilmiş, bunun sonucunda Eskişehir çevresinde yapılmış Roma dönemi pişmiş toprak lahitleri konusunda küçük de olsa bir katkıda bulunulmuştur.
Antik Yunan ve Roma dünyasında balık ve balıkçılık
Su, insanoğlunun yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebilmesi için gerekli olan temel kaynaklardan biridir. Her daim insanların yerleşim yerlerini ve göç hareketlerini etkileyen, hayati önem taşıyan faktörlerden biri olmuştur. Bu temel ihtiyaç neticesinde, su kaynaklarıyla gerçekleştirilen münasebetler, insanlara çeşitli kazançlar sağlamaya devam etmektedir. Ağırlıklı olarak besin tedariki ve ekonomik bağlamda elde edilen kazanımlar, toplumların kültürel hafızalarında önemli yer edinmiştir. Bu bağlamda Antik Yunan ve Roma dünyasında balıklarla ilgili anlatımların, besin ve ekonomik değeri yanında bazı edebi kaynaklarda dini faaliyetler ile ilişkilendirildiği görülmüştür. Ayrıca nümizmatik ve arkeolojik kalıntılarda yer alan birtakım balık tasvirleri, elde edilmiş kazançların minnetini temsil eder niteliktedir. Bu ilgili örnekler, toplulukların zamanla doğru balık avlama yöntemlerini ve teçhizatlarını keşfedebildiklerini göstermektedir. Akdeniz'de var olmuş medeniyetlerin, özellikle Eski Yunan ve Roma'nın kültürel etkileşimleri ve katkıları sonucunda, insanlar doğal kaynakları daha iyi değerlendirmeyi başarmıştır. Bitkisel, hayvansal ve madeni kaynaklardan elde edilen dayanıklı avlanma teçhizatları başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Bu iyi örgütlenme süreci sonucunda bol miktarda elde edilen balıklar, önemli derecede ticari faaliyetlerin yürütülmesine olanak sağlamıştır. Özellikle orkinoslar, günümüzdekinin aksine, antik dönemlerde en çok tüketilen ve ticareti yapılan balıklardan biri olmuştur. Özellikle elde edildikleri coğrafyalarda, işleme tesislerinin çokluğu ve balıkçılığın geliştiği dikkat çekmiştir. Fakat balıklar, ticari aktivitelerde uzun süre taze tutulamayacağı için çeşitli işleme yöntemlerine maruz kalmışlardır. Bu işleme yöntemleri sonucunda tatlarında ve yapılarında değişiklikler meydana gelmiştir.
Antik Dönem'de sunu kavramı ve Anadolu Altarları
Antik Dönem'de yaşayan insanların inandıkları tanrılara ve tanrıçalara seslerini duyurabilmek ve onları memnun edebilmek amacıyla yapmış oldukları altarlar, inançlarını anlamamız konusunda bizlere yardımcı olan en önemli unsurlardandır. Özellikle Yunan ve Roma toplumlarında gelişen bu süreç bizlere birçok farklı sunu ve sunak tipinin ortaya çıktığını göstermektedir. Yüzyıllar boyu süren bu ritüeller, aynı zamanda bir mimari geleneğin de gelişmesinde önemli rol oynamaktadır. Yunanlılar inşa ettikleri altarlarda tanrı ve tanrıçalara karşı görevlerini yerine getirirken Romalılarda bu durum biraz değişmiştir. Özellikle Roma İmparatorluk Dönemi'nde ortaya çıkan imparator kült yerleri ise Romalıların imparatorlara karşı tutumunu da göstermektedir. Yunanlıların inşa ettikleri altarlar çoğunlukla Olympos tanrıları adınadır. Olympos tanrıları, tanrısal dünyanın tamamını kapsamasa da önemli bir yerini oluşturdukları görülmektedir. Özellikle Homeros ve Hesiodos'un anlatılarıyla Olympos tanrıları ve aile yapısını daha iyi anlamamız mümkündür. Romalıların inşa ettikleri altarlara bakacak olursak hem tanrılar adına hem de imparatorlar adına yapılmış olan birçok altar karşımıza çıkmaktadır. Roma Dönemi'nde karşımıza çıkan imparator kült yerleri, imparatorlar ve tanrılar arasındaki ilişkiyi bizlere göstermektedir. Bu durum ise altarlar üzerindeki gelişmeleri farklı bir boyuta taşımıştır. Bu yeni gelişmelerle birlikte sunuların nitelikleri değişmiş ve farklı şekillerde sunular yapılaya başlanmıştır. Bu durum da bizlere farklı işlevleri ve planları olan altarları karşımıza çıkarmaktadır. Bu çalışma antik kaynaklarla birlikte güncel kaynaklar incelenerek Yunan ve Roma toplumlarındaki inanışları, bu inanışlarla birlikte gelişen sunu kavramlarını ve bunlara paralel olarak Anadolu topraklarında yapılmış olan altarları incelemek üzerine bir çalışma olmuştur.
Side Tykhe Tapınağı
Bu tezin konusunu Pamphylia bölgesinde yer alan Side antik kentinde bulunan Tykhe Tapınağı'nın arkeolojik veriler ışığında detaylı incelenmesi oluşturmaktadır. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm tezin giriş bölümüdür. İkinci bölümde Pamphylia Bölgesi ve Side Kenti'nin coğrafi konumları Side şehri, şehrin tarihçesi ve şehirde yapılan araştırmaların tarihçesinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde Tykhe Tapınağı'nın konumu ve çevresinden bahsedilmiş, tapınak üzerine yapılan ilk araştırmalar anlatılmış ve modern bilimsel araştırmalardan bahsedilmiştir. Ayrıca tapınağın mimarisi detaylı olarak ele alınmış, yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen verilerden yararlanarak tapınağın tarihlendirilmesi yapılmış ve Side Kenti'ndeki Tykhe kültünden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde ise Yunan ve Roma mimarilerinde dairesel planlı yapıların bilinen örnekleri ele alınmış ve bu örnekler ile Side Tykhe Tapınağı'nın mimari ve işlevsel olarak karşılaştırması yapılmıştır. Beşinci ve son bölüm ise çalışmanın sonuç bölümüdür. Bu bölümde tezin konusu üzerine genel bir değerlendirme yapılmış ve son araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Pamphylia, Side, Tyche Tapınağı, Roma Mimarisi
Roma İmparatorluk Döneminde Prusias ad Hypium
Roma'nın Anadolu'daki ilk eyaletlerinden biri olan Bithynia'nın doğusunda, eskiden Mariandyni ülkesi olarak bilinen coğrafyada, günümüzde ise Düzce ilinin 8 km kuzeyinde yer alan Konuralp adı verilen yerleşimin altında kalmış olan Prusias ad Hypium kenti, Roma İmparatorluğu döneminde bölgenin önemli kentleri arasına girmiş ve bu durumunu uzun bir süre korumuştur. Roma öncesine dair bilgilerimizin sınırlı olduğu kent, Roma'ya hizmet etmiş olan idari ve askeri sınıfa mensup pek çok önemli şahsiyetin de yurdu olmuştur. Çalışmamızda Roma İmparatorluk Döneminde, Prusias ad Hypium kenti ele alınmaktadır. Bu kapsamda, kentin tarihi, sosyokültürel ve idari yapısı vb. gibi birçok konu hakkında çok yönlü bir kaynak taraması yapılmıştır. Kaynak taramasından sonra çalışmamızda, II. el kaynak niteliğindeki Modern çalışmalar ile I. el kaynak olarak değerlendirebileceğimiz, epigrafik, nümizmatik ve filolojik bilgi ve belgelerden yararlanılmış ve bu belgelerin orijinal hallerine de çalışmada yer verilmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızda, özellikle İmparatorluk döneminde ünlenen Prusias ad Hypium kentinin Grek kolonistler tarafından kurulduğu ilk yıllardan, Roma İmparatorluğu egemenliğinde timokrasiyle yönetilen aristokratlar şehri haline geldiği zamana kadar geçen süre tüm yönleriyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Prusias ad Hypium, Roma İmparatorluğu, Bithynia, Karadeniz,Soylular
Side Agora-Tiyatro kompleksi
Doğu Akdeniz'deki konumu nedeniyle Pamphylia Bölgesi, Yunanistan, Ege Adaları, Kıbrıs, Suriye, Fenike ve Mısır arasındaki deniz taşımacılığı ve ticareti için vazgeçilmez bir durak noktası olmuştur. Güzergahta belirleyici faktör, ticaretin gerçekleşeceği limanlardır. Bu nedenle, bir liman kenti olan Side, ihraç malları ve köle ticareti sayesinde Pamphylia bölgesindeki en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu durum Side'nin kent mimarisine de yansımış, anıtsal yapıların oluşturulabilmesine zemin hazırlamıştır. Side, şehircilik açısından değerlendirildiğinde, şehir merkezindeki agora ve tiyatro yapıları, kentin ticaret boyutunun ne kadar büyük olabileceği konusunda ipucu vermektedir. Side agora ve tiyatro yapıları göz önüne alındığında, iki bağımsız yapı olarak değil, bir yapı kompleksi adı altında değerlendirilmeleri gerekmektedir. Agora-Tiyatro kompleksi olarak adlandırılan "kompleks" kelimesinin anlamı, birbirine bağlı ve birbiriyle ilişkili olan ve birden fazla parçadan oluşan bir olgu olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle, Side'deki agoranın ve tiyatronun genel kompozisyonu bir "yapı kompleksi" adı altında değerlendirilmelidir. Bu özellik sayesinde Side Agora-Tiyatro Kompleksi, Roma Dönemi Kompleks Binaları arasında eşsiz bir konumda yer almaktadır.