Savunma

55 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Değişen paradigmalar doğrultusunda siber tehditlerin savunma planlamalarındaki dönüşüme etkilerinin incelenmesi

Günümüzün güvenlik ortamı, özellikle küresel boyutta bir dönüm noktası olarak kabul edilen Soğuk Savaş dönemi ile birlikte geleneksel tanımlamalarının ve çerçevesinin oldukça dışına çıkmış, farklı nitelikler kazanmıştır. Değişikliğe neden olan tehdit olguları da tamamen boyut değiştirmiş; amaçları, izlenen stratejisi, re,aksiyonları, planlama usulleri, uygulama yöntemleri, aktörleri, teknolojinin kullanımı ve coğrafi çerçevesi gibi geçmiştekilerden çok daha farklı şekillerde karşılaşılır olmuş, simetrik düzlemden çıkarak asimetrik boyutlara ulaşmıştır. Bu bağlamda; günümüzün ve geleceğe yönelik yapılacak savunma planlamalarının temelinde "belirsizlik" kavramından bahsetmek mümkündür. Uluslararası düzende yaşanan bu hızlı değişim ve dönüşüm süreci; sahip olunması gereken imkan ve kabiliyetleri başta olmak üzere barıştan itibaren sürecin tamamını etkilemeye başlamıştır. Farklı ve süratli düşünmeyi, ani ve beklenmedik durumlara, yeni tehdit türlerine süratle uyumlu olabilecek yetenekler geliştirmeyi gerektiren alışılagelenin dışındaki savunma anlayışlarıyla birlikte, paradigma değişimlerinin kaçınılmaz olmuştur. Teknolojinin ve bilişim dünyasının süratli akışı içerisinde yaşanan değişim ve gelişmeler, paradigma değişimlerine esas teşkil eden asimetrik tehdit türlerine yeni bir boyut daha eklemiştir: Siber Tehditler. Siber uzaya olan bağımlılık gün geçtikçe artmaktadır, bu yüzden siber tehditlerin çok geniş bir alanda faaliyet göstermesi ve klasik saldırılarda ne daha yıkıcı etkilere ulaşabilmesi nedeniyle, savunma planlamalarında öncelik verilmesi gerekmektedir. Belirtilen hususlar dahilinde çalışmanın amacı; savunma planlamalarındaki tarihsel süreç içerisinde meydana gelen paradigma değişimine sebep olan dönüm noktalarını ele almak suretiyle söz konusu değişikliklerin temelinde yatan ihtiyaçları açıklamak ve değişimlere ihtiyaç teşkil eden asimetrik tehdit türlerinden siber tehditleri, örnekleri ve etkileri üzerinden ele alarak, savunma planlamalarındaki yerlerini ortaya koyabilmektir. Ayrıca gerek Türkiye'nin gerekse ulaşılabilen veriler doğrultusunda örneklem olarak ele alınan diğer ülkelerin siber tehditlere yönelik; stratejilerini, planlamaya yönelik görev ve sorumluluklarını, teşkilatlanmaları çerçevesinde siber tehditlerin savunma planlama anlayışlarındaki dönüşüme etkilerine yönelik durum tespiti yapılmaya çalışılmıştır.

Asimetrik tehditlerSavunmaSavunma politikası+4
Görkem Kılınççeker
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma harcamaları ve iktisadi büyüme arasındaki ilişkinin analizi:Türkiye örneğinde uygulamalı bir çalışma

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de savunma harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin analizini yapmaktır. Çalışmada; savunma hizmeti ve savunma harcamalarına ilişkin genel bilgilere, dünyadaki diğer ülkelerdeki savunma harcamalarına, Türkiye'de savunma harcamalarının genel durumuna ve finansman kaynaklarına, savunma harcamalarının ekonomik etkilerine, savunma harcamaları- büyüme ilişkisi üzerine ileri sürülen farklı görüşlere yer verilmiştir. Tezin araştırma kısmında Türkiye'nin 1987 - 2012 Yılları arasındaki büyüme oranları ve savunma harcamalarına ilişkin veriler baz alınarak Granger nedensellik testlerine yer verilmiştir. Granger nedensellik testi sonuçlarında savunma harcamalarının ekonomik büyümenin nedenlerinden biri olduğu ve ekonomik büyümeyi desteklediği ortaya çıkmıştır

Askeri harcamalarAskeri savunmaBüyüme+3
Ayla Özerdem
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Savunma harcamaların sosyal refah harcamaları üzerindeki etkisi: Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO üyesi devletleriyle karşılaştırmalı Türkiye analizi

Soğuk Savaş dönemi sona ermesine rağmen savunma hizmetleri hala önemini korumakta ve bu alanda yapılan harcamalar sürekli artmaktadır. Bu durum, ülkelerin kısıtlı bütçeleri üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır. Bu da kıt kaynakların ne kadarının savunmaya tahsis edilmesi gerektiği sorusunu beraberinde getirmektedir. Zira savunma harcamalarının neden olduğu "fırsat maliyeti" karşısında optimal bir savunma harcaması düzeyinin belirlenmesini gerekli kılmaktadır. Diğer bir ifade ile savunma hizmetlerine daha fazla kaynak tahsis etmek ancak sosyal refah hizmetlerinden (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) vazgeçmeyi gerektirmektedir. Bu çalışmada, savunma harcamaları ile sosyal refah harcamaları (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) arasındaki trade-off ilişkisi ve bu ilişkinin yönünün tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda 2000-2019 dönemi baz alınarak NATO üyesi 27 ülke analize dâhil edilmiştir. Analiz dinamik panel veri modellerinden olan Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu (Sistem-GMM) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu metot kapsamında ise üç farklı model kurulmuştur. NATO üyesi 27 ülkenin savunma harcamaları ile kamu eğitim harcamaları arasındaki ilişkiyi inceleyen Model-1'de her iki değişken arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Savunma harcamaları ile kamu sağlık harcamaları arasındaki ilişkiyi test eden Model-2'de ise söz konusu değişkenler arasında anlamlı ve pozitif bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Ancak savunma harcamaları ile toplam sosyal refah harcamaları arasındaki ilişkinin analiz edildiği Model-3'te de her iki değişken arasında anlamlı ve negatif bir ilişki tespit edilmiştir.

Eğitim harcamalarıHarcama sistemiKamu harcamaları+7
Servet Taşdelen
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ordu–siyaset ilişkileri ve savunma stratejileri (1923-1950)

Türkiye'de ordu-siyaset ilişkileri hemen her dönemde tartışılagelmiş, bu tartışma kimi zaman ordunun Cumhuriyet devrimlerini koruyucu rolü üzerinden, kimi zaman da kurmaya çalıştığı vesayet rejimi üzerinden yapılmıştır. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Türkiye'de ordu, siyasete yön veren, hükümetleri etkileyen, önemli kararların alınıp uygulanmasında bazen öncü, bazen de karşı olarak varlığını devam ettirmiştir. Ordunun karşısında olduğu politikalar genel manada ve çoğu zaman uygulanamazken, ordu içerisinde de türlü grupların ortaya çıkması kaçınılmaz olmuş, bu gruplar belli bir süre sonra darbe heveslisi cuntalara dönüşmüştür. Darbe söylem ve eylemleri ilk olarak İkinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle ortaya çıkarken, bu dönemde Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişinin İstiklal Harbi kahramanı İsmet İnönü olması, planların kısmen de olsa akamete uğramasına sebep olmuştur. Ancak 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesine giden süreci, İnönü'nün Cumhurbaşkanlığına ve politikalarına karşı çıkan bir grup askerin örgütlemesi, bu dönemin ayrıntılı bir şekilde incelenmesini gerektirmektedir. Öte yandan, özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye üzerine kurulan baskı, ülkeyi türlü savunma stratejileri uygulamaya iterken, savaşın askeri ve ekonomik yükü hükümetlerin uzun ömürlü olmalarını da engellemiştir. Sonuç olarak dönemin en önemli problemleri ordunun siyaset içindeki rolü ve ülke savunması olarak belirmiştir. Çalışma, daha detaylı bilgi verebilmesi ve dönemselleştirme açısından 1923–1950 yılları arasını kapsayacak şekilde ele alınmıştır.

Askeri ilişkilerAskeri stratejilerOrdu-devlet ilişkileri+4
Nadide İrem Koçaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ulusal güvenlikte ve dış politikada bir enstrüman olarak savunma sanayii: Türkiye örneği

Devletler, bir üst otoritenin olmadığı uluslararası sistemde varlıklarını korumak ve güçlü bir şekilde devam ettirmek için kendi kapasitelerine dayanmak zorundadır. İçerisinde nüfus, doğal kaynaklar, fiziki altyapılar gibi birçok olguyu barındıran kapasitenin güvenlik sorunları karşısında en önemli enstrümanı ise askeri güçtür. Tarihsel süreçte insanın kas gücü, insanın kullandığı hayvan gücü gibi unsurların oluşturduğu askeri güç, yirminci yüzyılla beraber teknolojiyi merkeze alarak her geçen gün niceliğin yerini niteliğin aldığı bir dönüşüm süreci geçirmiştir. İnsanın karşısında teknolojinin olduğu bu dönüşüm 1945 yılında kullanılan atom bombaları ile sembolik olarak zirveye ulaşmıştır. Bu aşamadan sonra askeri güç içerisinde insanın kas gücü her geçen gün önemini yitirirken, insanın beyin gücü teknolojiyi üretebilen ve kullanabilen unsur olarak önem kazanmaya devam etmiştir. Askeri gücün dönüşümünün yaşandığı bu zaman diliminde devletlerin güvenliklerini nasıl sağlayacağı üzerine çalışan neorealist teorisyenler arasında savunmacı ve saldırgan realizm ayrımı meydana gelmiştir. Bu ayrımın merkezinde ise "ne kadar güç yeterlidir?" sorusu bulunmaktadır. Silahlanmanın ne kadarının yeterli olduğu sorusu güvenlik ikilemi bağlamında değerlendirildiğinde büyük öneme sahiptir. Mevcut tartışmanın başladığı 1970'li yıllarda dünyada silah endüstrisine sahip devlet sayısının az olması, teknoloji üretme ve teknolojiye ulaşmanın günümüzdeki kadar kolay olmaması, devletlerin ne kadar silahlanması gerektiği noktasında silahın kaynağının göz ardı edilmesini kolaylaştırmaktadır. Fakat Soğuk Savaş sonrasında teknolojiye ulaşımın ve kullanımının kolaylaşması ile neorealist teorisyenler arasında yapılan bu tartışma doğru soru etrafında ele alınmakla beraber, silahlanmanın kaynağını göz ardı ettiği için eksik kalmakta ve sadece elde bulunan askeri güç üzerinden tartışmanın yapılması durumunda yanlış sonuçlara götürebilmektedir. Gelişen savunma sanayinin güvenlik ve dış politikaya etkisi ise farklı katmanlarda ve birçok şekilde olmaktadır. Savunma sanayiinin bir devlete sağladığı ilk getiri, gerçek askeri kapasitesini göstermesi sebebiyle karar alıcıların güvenlik yanılsamasından çıkarak devletin kapasitesine uygun kararlar alabilmesinin temelini oluşturmasıdır. Muharebe esnasında dış alım yoluyla tedarik edilen askeri sistemlerin hedef alınması durumunda, yerine yenilerinin konulması bir yana idameye devam ettirilebileceği dahi şaibelidir. Bu nedenle savunma sanayii bir devlete muharebe ortamında hangi kapasitesinin sürdürülebilir olup olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Bu durumun dış politikaya yansıması iki boyutludur. Öncelikle kapasitenin doğru algılanması aynı zamanda dış politikada alınan risklerin de doğru hesaplanmasını beraberinde getirecektir. Öte yandan devletin askeri kapasitesinin kendi savunma sanayiine dayanması, doğru politikalarla birleştirildiğinde hasım devlet için dış tedariğe kıyasla hesaplanması zor bir girdi olarak caydırıcılığı arttıracaktır.

Milli güvenlik politikasıSavunmaSavunma endüstrisi+5
Uğur Ermiş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma sanayii tedariklerinde güncel yaklaşımlar ve ülkemizin savunma tedarikleri açısından değerlendirilmesi

Savunma sanayii, dünya genelinde Ar-Ge faaliyetlerine en çok kaynak ayrılan sektörlerden birisinin olmasının yanı sıra ülkelerin ekonomik bütçelerinde önemli yer tutmaktadır. Milli savunma sistemlerinin geliştirilmesi, savunma sistemlerinde dışa bağımlılığın azaltılması, yenilikçi ürünler geliştirerek dünya genelinde daha geniş pazarlara erişim konuları, ülkelerin stratejik hedefleri açısından kritik derecede önemlidir. Bu nedenle birçok ülkede kamu giderleri içerisinde en büyük payı savunma harcamaları oluşturmaktadır. Bu çalışmada, savunma sanayinin temel özellikleri ve diğer sektörlerden ayırıcı farkları ile Türkiye'deki savunma sanayinin tarihsel gelişimi, mevcut durumu, gerçekleştirilen projelerdeki Ar-Ge çalışmalarının boyutunu ifade eden göstergeler ele alınmakta, dünyadaki yenilikçi savunma tedarik uygulamaları ile karşılaştırmalar yapılmakta ve bu alanda yapılabilecek çalışmalarla ilgili değerlendirme, görüş ve önerilere yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ar-Ge, Savunma, Teknoloji, Savunma Tedarikleri, Harcamalar

Araştırma-geliştirmeSavunmaSavunma endüstrisi+5
Kaya Ali Lekesizgöz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma ve iç güvenlik alanında özel askeri danışmanlık şirketleri ve uluslararası güvenlik

Askeri ve güvenlik işlevlerinin yaygın olarak dış kaynak kullanımı son yıllarda önemli bir olgu haline gelmiştir. Gelişen bu yeni endüstri, doğası gereği ulus ötesidir ve çok hızlı bir şekilde büyümektedir. Özel askeri endüstrinin yükselişi çeşitli müşterilere askeri ve güvenlik alanında hizmetler sunan özel askeri şirketlerin, Soğuk Savaş sonrası dönemde net kurumsal yapılar olarak ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Paralı asker kavramının olumsuz çağrışımı nedeniyle günümüz özel askeri şirketleri kendilerine meşru bir kamu rolü edinebilmek adına tüzel kişiliklerini dönüştürmüş, devlet kurumları ve uluslararası kuruluşlar için bir dizi askeri ve güvenlik hizmetleri yürüterek daha görünür hale gelmiştir. Özel askeri danışmanlık şirketleri, özel askeri endüstrisi içerisinde ordunun temel misyonuna en yakın hizmet sağlayıcı sektördür. Cephe hattı savaşına doğrudan katılmayan, savunma ve iç güvenlik alanında hizmet sunan özel askeri danışmanlık şirketleri, müşterilerine stratejik tavsiyeler, eğitim ve operasyonel hizmetler sunarak stratejik ve taktik ortamlarını yeniden şekillendirebilmekte, askeri yetenek ve kabiliyetlerde dönüştürücü bir kazanım yaratabilmektedir. Günümüzde çoğu özel askeri şirket danışmanlık alanında hizmet vermektedir. Başarısız devletler silahlı kuvvetlerinin yeniden yapılandırılmasında özel askeri danışmanlık şirketlerinden hizmet talep ederken, güçlü devletler için bu şirketler dış politika hedeflerinin yürütülmesinde uygun maliyetli ve politik çözümler sunmaktadır. Özel askeri danışmanlık şirketlerinin savunma politikaları üzerindeki dolaylı etkileri, bilgi analizi ve düzenleme yetkisi pratik güvenlik gündemini belirleme gücünü giderek artırmaktadır. Bu çalışmada, tematik olarak özel askeri danışmanlık şirketlerinin hizmet kapsamını, rollerini, merkezi olan devletle olan ilişkilerini ve bu bağlamda uluslararası güvenliğe olası etkileri incelenmiştir. Bu nedenle etki alanları, faaliyetleri ve kurumsal yapılarına odaklanılmış özel askeri danışmanlık şirketlerinin kapsamlı ve yapısal analizine dayalı bir araştırma sunulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada tarihsel, betimsel araştırma yöntemleri ile belgeye dayalı veri analizi yapılmıştır.

Askeri danışmanlık şirketleriDanışmanlık şirketleriGüvenlik+5
Ayşe Dere
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi ve Türkiye örneği

Bu tezin amacı, 1990-2020 dönemi yıllık verilerini kullanarak Türkiye'de savunma harcamaları ile GSYH arasındaki ilişkiyi zaman serileri analizi ile test etmektir. Çalışma modelinin bağımlı değişkeni reel GSYH'dir. Bağımsız değişkenler ise brüt sabit sermaye oluşumlarının GSYH payı, savunma harcamalarının GSYH içindeki payı, silah ithalatı, silah ihracatı ve silahlı kuvvetler personelinin toplam işgücüne oranıdır. Çalışma 1990-2020 dönemini kapsamaktadır. Çalışmanın sonucunda Johansen-Juselius eşbütünleşme testi, savunma harcamaları ile GSYH arasında uzun dönemli bir ilişkinin varlığını ortaya koymuştur. Ayrıca, Türkiye için incelenen dönemde savunma harcamaları ile GSYH arasında granger nedensellik ilişkisi bulunamamıştır. Ancak savunma harcamaları ile silah ihracatı arasında ve silah ihracatı ile brüt sabit sermaye oluşumu arasında çift yönlü granger nedensellik ilişkisi elde edilmiştir.

Askeri harcamalarEkonomik büyümeSavunma+2
Zekeriya Güller
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Başlangıcından Tunç Çağlarının sonuna kadar Anadolu'da savunma sistemleri mimarisi

Bu tezin amacı Neolitik Dönemden başlayarak Geç Tunç Çağının sonuna kadar Anadolu'da var olan yerleşim yerlerindeki savunma olgusunun mantığını ve gelişimini takip etmektir. Bu konu bağlamında yerleşmeler tek tek incelenirken bölgesel özellikleri ve çevresel koşullar gibi olguların savunma sisteminin oluşumunda nasıl bir rol oynadığı da irdelenmiştir. En başından beri insanların neden kendilerine savunma hattı çektikleri ve bu savunma hattı gerçekten de yerleşmeyi savunmak için miydi? gibi sorulara cevap bulmak ilk bölümün ana mantığını oluşturmaktadır.Diğer bölümler ile beraber yavaş yavaş şekillenip belli bir düzene oturmaya başlayan savunma sistemlerinin merkezler arasında değişen teknik anlayışları ile beraber kullanılan farklı materyallerin savunma sistemi üzerinde nasıl bir etki yarattığını tespit etmek asıl hedef olacaktır.Çalışmanın sonlarına doğru ise Anadolu'da değişen dengelerin savunma mimarisine nasıl katkı sağladığına vurgu yapılacaktır. Bu dönem içinde Anadolu'da bir güç olan ve geniş bir bölgede egemenlik kuran Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşa ile beraber ondan pek de aşağı bir öneme sahip olmayan diğer Hitit yerleşimlerinin savunma sistemlerini ve bunların Anadolu mimarlığına kattığı yenilikler takip edilmeye çelışılacaktır.

AnadoluHititlerMimari+3
Mehmet Cevher
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda şiddete maruziyet ve savunma biçimlerinin depresyon üzerindeki etkisinin incelenmesi

Bu araştırmada şiddete maruz kalan kadınların şiddet yaşantıları ve savunma biçimlerinin depresyon üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Bu kapsamda Malatya'daki sivil toplum kuruluşlarına (STK) başvuran 105 kadından veri toplanmıştır. Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Savunma Biçimleri Testi (SBT) ölçme araçları olarak kullanılmıştır. Kadınların BDE puan ortalamalarının 20.3 olduğu görülmüştür. Şiddete ilk maruz kalma yaşı ile BDE puanları arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Olgun savunma biçimlerini yüksek düzeyde kullanan kadınların BDE puanlarının, düşük düzeyde kullanan kadınlarınkinden daha düşük olduğu; ilkel savunma biçimlerini yüksek düzeyde kullanan kadınların BDE puanlarının, düşük düzeyde kullanan kadınlarınkinden daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Yüksek düzeyde şiddete maruz kalıp düşük düzeyde nevrotik savunma kullananlar ile eşleri dışında kişilerden şiddet görüp yüksek düzeyde nevrotik savunma kullananlar BDE puanları bakımından daha riskli konumda oldukları bulgulanmıştır.

Aile içi şiddetDepresyonKadınlar+4
Seda Erdal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma sanayiinde büyük veri analitiğinin kullanıldığı yapay zeka tabanlı nesne tanıma sistemlerinin hukuken değerlendirilmesi

ÖZET Günümüzde savunma sanayiinde yapay zeka ve büyük veri tabanlı nesne tanıma sistemleri, savaş stratejilerinden siber güvenliğe kadar birçok alanda kritik rol oynamaktadır. Ancak, bu sistemlerin hukuki statüsü, kişisel veri güvenliği, etik boyutları ve sorumluluk rejimleri yeterince net değildir. Yapay zeka tabanlı sistemlerin karar alma süreçlerine insan müdahalesinin sınırlı olması, bu sistemlerin yol açabileceği hukuki ve cezai sorumlulukların nasıl belirleneceği konusunda tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu tezde, savunma sanayiinde büyük veri ve yapay zeka destekli nesne tanıma sistemlerinin hukuki değerlendirmesi yapılmış, Türk Borçlar Kanunu (TBK), Türk Ceza Kanunu (TCK), Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu, Avrupa Birliği Yapay Zeka Regülasyonları, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve Genel Veri Koruma Regülasyonu (GDPR) çerçevesinde kapsamlı bir analiz sunulmuştur. TBK açısından yapay zeka sistemlerinin sebep olduğu zararların hangi hukuki rejime tabi olacağı belirsizliğini korumaktadır. Tezde, haksız fiil, sözleşmeye aykırılık ve tehlike sorumluluğu ilkeleri ışığında yapay zeka tabanlı nesne tanıma sistemlerinin sorumluluk rejimi tartışılmıştır. Öngörülebilir zararlar açısından üretici, kullanıcı ve idare arasındaki hukuki yükümlülüklerin paylaşımı incelenmiştir. Öngörülemeyen zararlar için ise sigorta ve fon sistemleri oluşturulması önerilmektedir. Yapay zeka tabanlı nesne tanıma sistemleri, otomatik karar alma süreçleri ile hedef tespiti ve askeri operasyonların yönlendirilmesi gibi görevlerde kullanılmaktadır. Cezai sorumluluk açısından, bu sistemlerin işlediği suçlardan kim sorumlu tutulacaktır? sorusu, uluslararası hukukta önemli bir tartışma konusudur. İnsansız sistemlerin yol açtığı suçlarda kasıt, ihmal ve ağır ihmal kavramları nasıl değerlendirilecektir? Bu tez, yapay zeka sistemlerinin işlediği fiillerde insan faktörünün etkisini analiz ederek, suçun faili olarak geliştirici, operatör veya askeri karar alıcıların sorumluluğunun nasıl şekilleneceğini tartışmaktadır. Ayrıca, uluslararası savaş hukukunda özerk silah sistemlerinin sorumluluğu konusundaki güncel yaklaşımlar incelenmiştir. Yapay zeka tabanlı sistemler, Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu açısından değerlendirildiğinde, "güvenli ürün" olarak nitelendirilebilir mi? sorusu önem kazanmaktadır. Askeri yapay zeka sistemlerinin test süreçleri, güvenlik standartları ve denetim mekanizmaları üzerinde durulmuş, yapay zeka tabanlı nesne tanıma sistemlerinin sertifikasyon süreci nasıl olmalıdır? sorusuna yanıt aranmıştır. Avrupa Birliği (AB), "Yapay Zeka Yasası" ile yapay zeka sistemlerinin hukuki çerçevesini belirlemeye çalışmaktadır. Ancak, bu düzenlemeler savunma sanayii bağlamında ne kadar uygulanabilir? Tezde, AB'nin "yüksek riskli yapay zeka" tanımı, bu tanımın askeri sistemlere uygulanabilirliği ve AB ilkelerinin Türk savunma sanayiine etkileri analiz edilmiştir. Türkiye'nin doğrudan AB mevzuatına uyum sağlamak yerine, kendi ulusal güvenliğini önceleyen özel bir düzenleme geliştirmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yapay zeka tabanlı nesne tanıma sistemleri, kişisel veri güvenliği açısından önemli riskler taşımaktadır. Savunma sanayiinde kullanılan yüz tanıma sistemleri, istihbarat analizleri ve büyük veri tabanları, KVKK ve GDPR ile nasıl uyumlu hale getirilebilir? Tezde, KVKK'nin 6698 sayılı Kanun çerçevesinde kişisel veri işleme süreçlerine etkisi, GDPR'deki "unutulma hakkı" ve "şeffaflık ilkeleri" ile yapay zeka sistemlerinin uyumluluğu analiz edilmiştir. Özellikle, büyük veri tabanları ile yapay zeka destekli gözetim sistemlerinin kişisel verilerin korunması açısından oluşturduğu riskler ve hukuki yükümlülükler değerlendirilmiştir. Tez, yarı-yapılandırılmış görüşme, literatür taraması ve normatif hukuk metodolojisi kullanarak savunma sanayiinde yapay zeka sistemlerinin hukuki statüsünü belirlemeye yönelik somut çözüm önerileri sunmaktadır. Tez kapsamında yapılan saha çalışmaları ve uzman görüşmeleri neticesinde, savunma sanayinde kullanılan yapay zeka sistemlerinin hukuki sorumluluk rejiminin belirlenmesi, cezai sorumluluk açısından açık hükümler getirilmesi ve ürün güvenliği açısından denetim süreçlerinin netleştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Savunma sanayii özelinde yüksek riskli yapay zeka sistemleri bağlamında, etik ilkeler, veri güvenliği ve yüz tanıma gibi biyometrik veri işleme pratikleri incelenmiş ve bu alanlardaki mevcut düzenlemelerin eksiklikleri tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, aşağıdaki çözüm önerileri sunulmuştur: ● Öngörülebilir zararlar için sorumluluk kriterleri belirlenmeli, öngörülemeyen zararlar için tazmin fonları oluşturulmalıdır. ● Yapay zeka sistemlerinin savaş suçlarına veya insan hakları ihlallerine sebep olması durumunda cezai sorumluluk rejimi güncellenmelidir. ● Türkiye, AB yapay zeka regülasyonlarına doğrudan uyum sağlamak yerine, savunma sanayiine özgü bir hukuki çerçeve oluşturmalıdır. ● KVKK ve GDPR ile büyük veri tabanlı nesne tanıma sistemlerinin uyumluluğu sağlanmalı, kişisel veri güvenliği açısından özel düzenlemeler getirilmelidir. ● Savunma sanayinde yapay zeka uygulamalarının hukuki statüsünü belirlemek için "Yapay Zeka Güvenliği ve Regülasyonu" başlıklı özel bir düzenleme oluşturulmalıdır. Bu çalışma, savunma sanayiinde yapay zeka kullanımının hukuki ve cezai sorumluluklarını belirleyerek, yapay zeka tabanlı nesne tanıma sistemlerinin regülasyon süreçlerine entegrasyonu konusunda hukuki çerçeve sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Savunma sanayii, büyük veri, yapay zeka, nesne tanıma sistemleri, hukuki sorumluluk, cezai sorumluluk, ürün güvenliği, AB yapay zeka regülasyonları, KVKK, GDPR, veri güvenliği, regülasyon teknolojileri.

Milli Savunma BakanlığıNesne tanımaSavunma+4
Elife Filiz Gökdaş
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Medyada uzman gazetecilik: Türkiye'de savunma haberciliği

Savunma Sanayi, ülkelerin en çok önem verdiği konulardan bir tanesidir. Çünkü bir ülke derecede savunma sanayinde ne derece güçlüyse dış politikada da o derecede güçlüdür. Uluslararası arenada, ülkelerin ekonomik ve siyasal alandaki gücünü belirleyen unsurlarından birisi olan savunma sanayinde, her geçen gün gelişme yaşanmaktadır. Bu gelişmenin ana faktörü ülkelerin bu konuya önem vermesi ve kaynak aktarmasının yanında teknolojide yaşanan gelişmelerdir. Hâlihazırda savunma sanayi, sürekli yeniliğe, projelere ve değişime ihtiyaç duymaktadır. Ülkemiz jeopolitik konumu gereği önemli bir ülkedir. Bu sebeple, Türk Savunma Sanayi'nin öncelikli hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarını karşılamak, uluslararası savunma sanayi pazarında ve bunun akabinde dış politikada ülke adından söz ettirmektir. Savunma sanayinin son zamanlarda önem kazanması ve özellikle Türkiye'nin savunma sanayi sektörüne yaptığı yatırımlar bu alanda uzmanlaşan gazetecilerin varlığına neden olmuştur. Gazetecilik uzmanlık alanlarına bir yenisi daha eklenmiş ve "Savunma Haberciliği" uzmanlık alanı oluşmuştur. Bu çalışmada, Türk Savunma Sanayi hakkında genel bir bilgi verilmekte, sektörün önemi üzerinde durulmaktadır. Bunun yanında "Savunma Haberciliği" uzmanlık alanı ile ilgili sektördeki temsilcilerle görüşülmektedir. Yazılı mülakat tekniği ile yapılan görüşmeler kapsamında elde edilen bulgular, Türkiye'de uzman gazetecilik alanında çalışan isimlerin savunma haberciliğine yönelik kanaatlerini ortaya çıkarmaktır. Bulgular sonucunda Türkiye'de savunma haberciliğinin geçmişe kıyasla geliştiği, ancak halen istenen düzeyde olmadığı sonucuna erişilmiş, sektörün bu konuda çalışmasıyla birlikte bu alanda gelişme sağlanacağı savunulmuştur.

BasınGazetecilikHabercilik+3
Ceren Tuğçe Koçtürk
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk savunma sanayi firmalarında görev yapan beyaz yakalı ve mavi yakalı çalışan grupları arasında değişen iş algısı – Ankara ili örneği

Bu araştırmanın amacı, Ankara ilinde bulunan Türk savunma sanayi şirketlerinde görev yapan beyaz yakalı ve mavi yakalı çalışan gruplarının iş algısına ilişkin deneyimleri, duyguları, düşüncelerini tanımlamak ve günümüzde değişen toplum özelliklerinin ilgili grupların iş algısına ne derece etki ettiğini belirlemektir. Bu kapsamda, nitel araştırma yöntemi ile çalışılmış, 53 kişi ile yüz yüze görüşme ve açık uçlu soru formları aracılığıyla veri toplama süreci gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi ise sonuçların hem temalara hem de alt temalara haritalanması ve kodlama yoluyla gerçekleştirilmiştir. İlgili grupların iş algısı, 8 temel tema (i. Bir Sektör Olarak Savunma Sanayi, ii. Bağlılık, iii. Kariyer, iv. İşin anlamı, v. Güven, vi. Kişisel Gelişim, vii. Aile, viii. Kendine Ayrılan Sürede Yapılan Aktiviteler) üzerinden ele alınmıştır. İlgili grupların genel iş algısı ve birbirlerine kıyasla iş algısına ilişkin ayrışan deneyimleri analiz edilmiştir. Bulgular, belirtilen teoriler çerçevesinde tartışılmıştır. İşin algısı konusunda, günümüz toplumuna ilişkin post- modern teorilerde öne çıkan iş hayatının anlamını yitirmesi, gerçekliğin bölünmüş doğrular etrafında örülmesi nedeniyle yaşanılan belirsizlik, kariyer anlamında hedefsizlik, esnek çalışma koşullarının oluşturduğu güvensizlik ortamına göre incelendiğinde Türk savunma sanayi firmalarının post-modern teorilerin öngördüğü koşulları çoğunlukla sağlamadığı görülmüştür. Hem beyaz yakalı çalışan grubu hem mavi yakalı çalışan grubu için iş algısı "anlam" ifade etmektedir. Bununla birlikte, ilgili iki grup ayrı ayrı analiz edildiğinde iş algısına ilişkin yaklaşım farklılıkları görülmüştür. Özetle, eski geleneksel kariyer modelleri ve yeni çok yönlü kariyer modelleri üzerinden iş algısı incelendiğinde Türk savunma sanayi çalışan gruplarında geleneksel kariyer anlayışının yaygın olarak hakim olduğu görülmüştür. Bu araştırma ile savunma sanayinde çalışan kişilerin iş algısını anlayarak bu konuda yapılacak çalışmalara öncü olabileceği düşünülmektedir. Ülkemiz için kritik öneme sahip savunma sanayi şirketlerinin çalışanlarının iş algısı dinamiklerini anlayarak ileride yapılacak politikalara teorik bir altyapı sunabileceği öngörülmektedir. Küresel, yüksek teknolojili, yeniden yapılandırılmış bir iş dünyasında, günümüzde birçok insan güvenlik, kariyer hayatında ilerleme ve emeklilik gibi geleneksel başarının ölçütlerini yeniden gözden geçirmektedir. Savunma sanayi firmalarında bu durum yaygın olarak görülmese bile günümüzde insanların değişen beklentilerine ayak uyduracak insan kaynakları politikaları incelenmelidir.

AnkaraBeyaz yakalıMavi yakalı çalışanlar+4
Amine Büşra Esen
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

AB çerçeve programları ve Türkiye 7. Çerçeve Programı ve Türk savunma şirketlerinin performans analizi

Araştırma ve geliştirme çalışmaları, günümüzün rekabet ortamı içinde işletmelerin varoluş mücadelesindeki en önemli unsurdur. Günümüzde; gelişmiş ülkelere bakıldığında, işletmelerin araştırma ve geliştirme çalışmalarına mevcut mamullerin üretiminden çok daha fazla önem verdiği görülmektedir.İşletmeler, Ar-Ge faaliyetlerini çeşitli şekillerde finanse edebilirler. Son zamanlarda, gerek pazar, gerekse de rekabet nedenleriyle yenilik için yapılacak bilimsel çalışmalar büyük ölçüde bir işbirliği faaliyeti haline gelmiştir. Bu iibirliği imkanlarından biri de AB 7. Çerçeve Programları'dır.Bu kapsamda, Tezde, genel olarak Ar-Ge unsurlarından ve Ar-Ge finansmanından bahsedilmiş, Dünya'da ve Türkiye'de savunma sanayinin ve Ar-Ge gelişimi üzerinde durulmuş ve AB 6. Çerçeve Programı ve AB 7. Çerçeve Programı kapsamından ve bu alanda savunma sanayi firmalarının performansları ortaya konmuştur. Savunma Sanayi firmalarımızın AB 7. Çerçeve Programı'ndan daha etkin yararlanabilmeleri için yapılması gerekenler Tez'de ele alınmıştır.

Araştırma-geliştirmeAvrupa BirliğiPerformans+7
Tutku Önel
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası

Avrupa Birliği Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası'nın anlatıldığı bu tez 2 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde öncelikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nın oluşum süreci ile ilgili olarak savunma ve güvenlik konularının Avrupa'da ortaya çıkışı ve takip eden gelişmelerden bahsedilmiştir. Daha sonra kurucu antlaşmalarda değişiklik getiren düzenlemeler ve Avrupa Birliği Zirvelerinde alınan kararlar ışığında güvenlik ve savunma konularına ilişkin gelişmeler, getirilen yenilikler ve öngörülen kurumsal yapıdan bahsedilmiştir. Tarihsel süreçle beraber temelleri atılan bu politika, Avrupa Tek Senedi ile hukuki kimlik kazanmıştır. Daha sonra Maastricht Antlaşması ile Ortak Dış ve Güvenlik Politikası oluşturulmuş ve bu düzenlemeler Amsterdam ve Nice Antlaşmaları ile gelişerek Avrupa Birliği Zirvelerinde alınan özellikli kararlarla desteklenmiştir. İkinci bölümünde ise Birliğin amaçları ile nihai kurumsal yapısı konusunda düzenlemeler içeren Anayasal Antlaşma Taslağı incelenmiştir. Yürürlüğe giremeyen Anayasal Antlaşma Taslağı'na Lizbon Antlaşması'nda birçok düzenlemeye temel oluşturduğundan dolayı geniş yer verilmiştir. Güvenlik ve savunmaya ilişkin olarak AB Dışişleri Bakanlığı, genişletilmiş işbirliği, dayanışma hükmü ve işleyişe ilişkin diğer düzenlemelerden bahsedilmiştir. Daha sonra ise yeni bir antlaşma niteliğine sahip olmayıp mevcut Avrupa Birliği Antlaşması ve Avrupa Toplulukları Antlaşmasını değiştiren hükümler getiren Lizbon Antlaşması ele alınmıştır. Lizbon Antlaşması'nın Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının adını "Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası" olarak değiştirmesi başta olmak üzere Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği, hükümetlerarası işbirliği ve oybirliği kuralı, kalıcı yapısal işbirliği ve dayanışma hükmü hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra karar alma konusunda yetkili organlardan başlamak üzere çekimserlik, kalıcı yapısal işbirliği ve dayanışma halinde karar almada izlenecek yöntem, nitelikli çoğunlukla alınan kararlar ile ikincillik ve orantısallık ilkeleri hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Çalışmanın en sonunda ise kurumsal yapı ve politikanın işleyişine ilişkin bilgi verilmiş olup hemen ardından genel bir değerlendirme yapılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Avrupa Birliği Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası2. Avrupa Birliği Ortak Dış ve Güvenlik Politikası3. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası4. Avrupa Birliği'nde Güvenlik ve Savunma5. Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği Güvenlik ve Savunma PolitikalarıAvrupa Birliği hukuku+5
Dilara Erdem
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de savunma harcamalarının ekonomik krizlerle ilişkisinin incelenmesi: 1980-2009 Dönemi

1980-2009 döneminde Türkiye'de savunma harcamaları ile yaşanan krizler arasındaki ilişki daha ziyade savunma harcamalarının genel ekonomik seyirden, örneğin kriz dönemlerinden etkilenmediği sonucunu ortaya çıkartmıştır. ABD'deki Askeri Keynesyenizm uygulamalarının tersine bu harcamalar Türkiye'de krizden çıkış amaçlı olarak kullanılmamıştır. Ayrıca uygun olmayan savunma harcamaları, ekonomik krizlerin ortaya çıkmasında veya var olan krizlerin derinleşmesinde de etkili olmuştur.

Askeri harcamalarEkonomik büyümeEkonomik etki+5
İhsan Akçair
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Urartu ordusu ve savunması

Yaklaşık olarak MÖ 900 ve MÖ 300 tarihleri arasında hüküm süren Urartu Devleti, merkezi Van olmak üzere, kuzeyde Ermenistan'ın Güneyi, batı da Malatya, güneyde Urumiye Gölü ve Doğu da Güney Azerbaycan'a kadar olan bölgede hâkimiyet kurmuştur.Savunma yapılarının kalitesi, ordusunun hareket kabiliyeti ve donanımıyla döneminin diğer güçlerine karşı uzun süre dayanabilen Urartular, özellikle güneyinde bulunan Asur Devletinden, askeri birçok alanda etkilenmişlerdir. Genel strateji olarak tahkimli yapılar; bölgenin ticaret yolları, verimli tarım arazileri ve maden yataklarıyla paralel olarak inşa edilmiş ve bu bölgelerin kontrolü sağlanmıştır.Urartu askeri teşkilatlanması incelenirken, genel literatür taraması yapılmış, Urartu ve Assur çivi yazılı belgeleri, bronz işlemeli eserler ve taş kabartmalar ayrıntılarıyla incelenmiş ve döneminin diğer askeri oluşumlarıyla karşılaştırmalar yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Urartu, Savunma, Kale, Garnizon, Ordu, Strateji, Silahlar

Askeri yönetimAskerlerEski Çağ tarihi+6
İlter Tanrıverdi
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Havacılık ve savunma sektöründe ISO süreçlerinin değerlendirilmesi

Bu tezin amacı, Türkiye'de bulunan havacılık ve savunma kuruluşlarının ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 14001:2015 Çevre Yönetim Sistemi uygulamalarına bakış açısını, karşılaşılan problemleri, sertifikasyon sürecinde sağlanan faydaları çalışanlar tarafından doldurulmuş anketler aracılığı ile betimsel analiz yaparak tespit etmektir. Anketler sonucunda alınan çıktılar istatiksel olarak analiz edilerek yorumlanmıştır. ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 14001:2015 Çevre Yönetim Sistemi, kalite kavramı, kalitenin oluşumu, tarihçesi ve gereklilikleri incelenerek AS9100 Havacılık, Savunma ve Uzay Kalite Yönetim Sisteminin gerekliliklerine tez kapsamında değinilmiştir. Şirketler, büyüme stratejileri doğrultusunda yönetim sistemlerine uyum göstermekte ve sertifikasyon sürecinden geçmektedir. Havacılık ve savunma sektöründe sistemlerin uygulanması ile birlikte kalite ve çevre bilincinin arttırılması, müşterilerin memnuniyetlerinin sağlanması gibi getirilerin de sektör çalışanları tarafından anlaşıldığı gözlenmiştir. Araştırma ve anketlerin sonucu doğrultusunda firmaların kalite bakış açısını benimsediği, yönetim sistemleri hakkında bilgi sahibi olduğu ancak çevre yönetim sistemleri konusunda farkındalığın arttırılması konusunda çalışmalar yapılması gerektiği görülmüştür.

HavacılıkISO 14000ISO 9001:2015+5
Derya Azak Tüzün
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Operatif savunma yapılanmasında değişim gereklilikleri ve yeniden yapılanmaya dair bir tasarım

XVI ÖZET Örgütler, çevresel ve teknolojik etkilerle geliştirilirler. Değişime direnç göstermek suretiyle dışarıdan kaynak ve enerji sağlanmamasının örgüt bünyesinde entropiye yol açtığı bilinmektedir. Örgütün sistem olarak düzensizliğe yönelmesi ya da yeni çevresel ve teknolojik gelişmelerle mücadelede başarısızlığı, işlevselliğinin sorgulanmasını kaçınılmaz hale getirir. Her örgütün kuruluş amacı; varlık nedeni olduğu misyonu başarmak ve bunu başarırken azami verimlilik ve etkiyi sağlamaktır, örgütsel etkinlik ve verimlilik, çevresel ve içsel gelişmelere sürekli değişimle uyum sağlayabilen bir yapı ile başarılabilir. Bu durum takım çalışmasını, yetki ve sorumlulukların yatay ve çapraz olarak devrini ve kemikleşmiş hiyerarşik örgüt kültüründen bir noktaya kadar vazgeçmeyi gerektirmektedir. Bununla birlikte değişimden daha önemli olan değişim kararına varabilmek, ortak anlayış ve takım ruhu içerisinde geleceğin örgüt yapılanmasını kurabilmektir Değişim başlangıçta bir düşünce hareketidir. Düşünce hareketini başlatan vizyon, temeli oluşturan doktrindir. Bu çalışmada esas alınan vizyon "21 nci Yüzyılın silahlı kuvvetlerinin yaratılması"; doktrinin esası "müşterek harekat"; Türkiye'nin çevresel ve içsel şartları çerçevesinde değişim hareketini başlatmak için öngörülen tasarım "operatif müşterek savunma yapılanması"; ve bu tasarımı uygun şartlarda uygulama alanına geçirerek değişimi başlatacak olan ise "lider"dir.

DeğişimSavunmaSavunma endüstrisi+7
Hüseyin Hamdi Ergün
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası: Türkiye'nin Avrupa savunmasındaki geleceği

İkinci Dünya Savaşı sonrası koşullarında Avrupa'da doğan ve yaklaşık yarım yüzyıl geçerli olan güvenlik ve savunma dengeleri Soğuk Savaşın bitişi ile aşamalı olarak değişmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan Avrupa'da birlik hareketi, bugün "Ortak Dış ve Güvenlik Politikası" ile adalet ve içişleri alanlarında işbirliği dahil siyasal bütünleşme yolunda ilerlemektedir. Avrupa'da ortak güvenlik ve savunma politikasının oluşturulması çabaları, ekonomik bütünleşme hareketi kadar eskiye dayanmaktadır. Avrupa'da daha önceki girişimlerin başarısızlıkla sona ermesinin ardından, AB savunma ve güvenlik alanlarına yönelmiş ve bu alanları birlik ortak politikaları kapsamına almıştır. Soğuk Savaştan tek süper güç olarak çıkan ABD bakımından Avrupa'da ortak düşmanın ortadan kalkması, bu bölgede güvenlik ve savunma alanlarında daha az taahhüt üstlenmesi ve ABD'nin önceliğinin istikrarın korunması haline gelmesi sonuçlarını doğurmuştur. AB, Maastricht Anlaşması ile ODGP'nı oluşturmaya, Amsterdam Antlaşması ile de dış ve güvenlik politikasında savunma boyutunu; OGSP'nı ön plana çıkarmaya başlamıştır. Köln Zirvesi ile birlik, OGSP'nın üzerine inşa edileceği ana ilkelere dair çerçeveyi çizmiş, Helsinki Zirvesi'nde, OGSP'nın geliştirilmesi süreci ivme kazanmıştır. AB, bu bağlamda, 2003 yılına kadar Acil Müdahale Gücü kurulması kararını vermiş ve "Temel Hedefi benimsemiştir.158 AB Feira Zirvesi'nde, AB üyesi olmayan NATO ülkeleri ile AB'ne aday ülkelerin AB'nin yöneteceği harekatlara katılımlarına dair somut katılım mekanizmaları yerine, danışma mahiyetinde ve ad hoc temelde işleyecek mekanizmalar benimsemiştir. Nice Zirvesi'nde bu mekanizmalar daha da ayrıntılı olarak geliştirilmiştir. AB, AGSP bağlamında NATO'nun olanak ve yeteneklerine güvenceli erişim elde etmek istemektedir. Ancak, AB'nin AGSP karar alma mekanizmasında dışladığı Türkiye gibi NATO ülkeleri bu güvenceyi AB'ne verme konusunda çekimser davranmaktadır. Soğuk Savaşın sona ermesi ve Sovyetler Birliği'nin dağılması Türkiye'nin önüne yeni fırsatlar çıkarmıştır. Bununla beraber, Türkiye Ortadoğu kaynaklı yeni tehditlerle de karşılaşmaktadır. Soğuk Savaş boyunca Avrupa güvenlik ve savunmasının merkezinde olan Türkiye'nin stratejik konumu değişmekte ve periferiye kaymaktadır. AB'nin uluslararası ilişkilerde ekonomik ve siyasi gücüne paralel şekilde etkin bir rol oynama hedefi çerçevesinde geliştirdiği AGSP, AB'ne tam üye olmayan Türkiye'nin hayati çıkar bölgelerine etkide bulunabilecektir. Bu durum, Türkiye açısından özellikle Türk-Yunan uyuşmazlıkları bakımından önem taşımaktadır. AGSP'na katılımı Türkiye ile AB arasında iki yıldan uzun bir zamandır uyuşmazlık konusudur. Bu sorunun, 2001 yılı Aralık ayı başında çözümlenmesi, AGSP'nin gelişimine ivme kazandırabilecektir.

Avrupa BirliğiAvrupa BirliğiAvrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları+5
Mustafa Pulat
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma sanayii ve dış politika ilişkisi

108 ÖZET Soğuk savaş sonrası uluslararası ilişkilerde yumuşama neticesinde, savunma harcamalarında küresel alanda büyük bir düşüş meydana gelmiştir. Ancak Türkiye bölgesinde meydana gelen kuvvet boşluğu nedeniyle, savunma harcamalarında ciddi bir indirime gidememiş, aksine bu harcamalarını belli bir düzeyde tutmak zorunda kalmıştır. Türkiye'nin silâh ve teçhizat tedariki maksadıyla ayırdığı savunma bütçesinin yaklaşık %79'luk bölümü yurtdışından yapılan alımlar için harcanmaktadır. Silâh ve teçhizat tedarikinde dışa bağımlılık ve buna bağlı olarak yüksek savunma giderlerinin ekonomiye getirdiği yükü azaltmanın en etkili yolu Türkiye'de yerli savunma sanayiini güçlendirmektir. Halen Türkiye'de dışa bağımlı olarak yapılan savunma harcamalarının ekonomiye en fazla artı değer kazandıracak şekilde yönlendirilmesinin yanı sıra, dış politika hedeflerine ulaşmayı sağlayacak stratejik yaklaşımlar doğrultusunda yönlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü günümüz ekonomik koşullarında, savunma sanayiinde dışa bağımlılığın da sadece ithal eden ülkelerin üretici ülkeye bağımlılığı olmadığı, ters yönde bir bağımlılığın olduğu da ortaya çıkmaktadır. "Savunma Harcamaları" Türkiye'de hâlâ dış politika da kullanılması gereken bir araç olarak algılanmamaktadır. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya stratejik üçgeninde yer alan ve aynı zamanda bir NATO üyesi olan Türkiye 21. yüzyılda, kendi savunma sanayiini güçlendirmesinin yanında, caydırıcılığını temin edebilmek için yapacağı savunma harcamalarını tüm dış politika hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak siyasal bir araç olarak kullanabilmelidir.

GüvenlikSavunmaSavunma endüstrisi+1
Adil Ayaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

İlk Tunç Çağı Batı Anadolu sur kapıları

İnsanoğlu içgüdüsel olarak sürekli korunma ve koruma ihtiyacı hissetmiştir. Bu ihtiyaç zaman içerisinde yerleşik hayat ile beraber mimariye yansımıştır. Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı içerisinde sistematik olarak gelişen uzun mesafeler arası ticaret ve toplum içerisindeki sınıflaşma beraberinde çatışmaları da getirmiş ve savunmadaki ihtiyaç artmıştır. Gerek yaşadığı ortamı koruma gerek bölgesel korunmalar ve her türlü dış tehditlere karşı korunmak yaşanılan ortamı çevreleyecek duvarlar inşa etmeyi gerektirmiştir. Savunma sistemlerinin ortaya çıkışı ile beraber bunun ayrılmaz bir parçası olan kapılar da bu sistem içerisinde yerini almıştır. Yerleşmenin coğrafi konumu, bölgesel coğrafyası, komşuları, gelişmişlik seviyeleri ve hangi yollar üzerinde yer aldıkları gibi birçok kıstas savunmada değişime ve gelişmeye sebep olmuştur. Savunma ile beraber gelişen kapı, sistemin en önemli mimari öğesi haline gelmiştir. Sosyal yaşantının yerleşme içerisindeki mimari yansımalarına göre kapılar yukarı ve aşağı yerleşme gibi farklı yaşam alanlarında da konumlandırılmıştır. Sistemin en önemli parçası olmasına karşın savunmadaki en zayıf halka olan kapılar gelişme ve değişme göstererek dönemsel olarak farklılıklar sergilemişlerdir. Yerleşmeye giriş ve çıkışta trafiği sağlayan kapılar, ihtiyaç duyulması halinde karmaşık hale getirilmiştir. Rampa, kule, bekçi odası gibi mimari elemanlar ile savunmaya ve aynı zamanda kapıyı kontrol edebilmeye önem verilmiştir. Savunma sistemi içerisinde ayrılmaz bir bütün olarak yer alan kapılar yerleşmenin ihtiyacına göre tasarlanmış, konumlandırılmış ve çeşitlendirilmiştir.

Batı AnadoluErken Tunç ÇağıKapılar+5
Gözde Tutak
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'nin aldığı pasif savunma tedbirleri

Bu çalışmada İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'nin aldığı pasif savunma tedbirleri hakkında bilgiler verilmektedir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Mihver ve Müttefik Devletler, Türkiye'yi kendi yanlarında savaşa sokmayı amaçlamışlardır. Türkiye de bu savaş sürecinde kendi menfaatlerine yönelik hamleler yaparak, savaşta aktif olarak yer almadan, en çok fayda ile çıkmayı amaçlamıştır. Ancak savaşa dâhil olmasa da ülkede her daim bir saldırıya uğrama tedirginliği de söz konusudur. İşte bu tedirginlik neticesinde Türkiye Cumhuriyeti hem varlığını, hem ekonomisini, hem de vatandaşlarını korumaya yönelik tedbirler almıştır. Bu tedbirler doğrultusunda savaşta aktif olarak yer alınmamasına karşın ordunun hazır bulundurulduğu, konulan vergiler ve alınan iktisadi kararlarla ekonomideki istikrarın sağlanmaya çalışıldığı görülür. Aynı zamanda halkın hava saldırılarına karşı bilinçlendirilmesi ve gerekli birçok malzemenin halka ulaştırılması, çeşitli yerlerde sığınakların yapılması ve kursların açılması gibi birçok çalışma ile vatandaşların korunmaya ve bilinçlendirilmeye çalışıldığı görülür. Bu tez çalışmasında da ülkeyi korumak için yapılan çalışmaları, dönemin nizamnamelerinden, gazetelerinden, meclis tutanaklarından, askeri kararlarından, birinci ve ikinci elden diğer kaynakları da kullanarak değerlendirmek amaçlanmıştır. Elde edilen bulgularla ülkede yaşanan sıkıntıları ve gergin geçen günleri anlamak daha mümkün olacaktır. Bu sayede günümüzde olumlu ve olumsuz yönde eleştirilen dönemin siyasi kararlarını ve siyasetçilerini anlamanın da daha mümkün olacağı aşikârdır.

Askeri hazırlıklarAskeri savunmaCumhuriyet Dönemi+6
Burak Güney
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği savunma şartı ve Türkiye

2. Dünya savaşından bu yana devam eden süreç içerisinde ekonomik birliğini tamamlayan Avrupa Ülkeleri, özellikle Güvenlik ve Savunma Politikası alanında atmış olduğu adımlar ile birlikte siyasi birliğini oluşturmayı hedeflemektedir. Ancak Güvenlik ve Savunma Politikasına giren konularda üye devletlerin egemenlik kaygıları nedeniyle direnç göstermeleri ortak güvenlik alanında ulaşılması istenen hedefin çok gerisinde kalındığı da bir gerçektir.AB Anayasası alanındaki çalışmaların üye ülke parlamentolarında kabul edilmemesi ile belirsizliğe giren anayasa çalışmaları, gelişen ihtiyaçlar ve talepler dikkate alınarak 13 Aralık 2007 tarihinde Lizbon Andlaşması olarak da ifade edilen adını Anayasa olmamasına rağmen Avrupa Birliği'nin temel kurumlarında önemli değişiklikler getirerek sağlam hukuki mekanizmalar getirilmektedir.Bu çalımada; Lizbon Andlaşması ışığında Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının bir tezahürü olan üye devletler arasındaki Savunma Şartının temel ilkeleri, tarihi gelişimi, hukuksal yapısı incelenmiştir.Birinci bölümde; Avrupa Savunma Yapılanmasının Tarihi Gelişimi incelenmiş ve tarihsel süreçte gelinen AB Savunma Şartı'ndaki yeniliklere değinilmiştir.İkinci Bölümde; Uluslararası Hukuk Açısından Savunma Şartının Hukuki dayanakları özellikle tarihte kabul edilen savunma paktları ve andlaşmalar kapsamında anlatılmıştır. Uluslararası hukuk açısından kuvvet kullanma ilkesi ve meşru müdafaa halleri ayrıca incelenmiştir. Son olarak AB Lizbon Andlaşması hükümleri incelenerek NATO ile arasındaki ilişkiler ortaya çıkartılmıştır.Son Bölümde ise; Avrupa Birliği Savunma Şartının Türkiye Açısından Değerlendirilmesi yapılarak güncel gelişmelerin ışığı altında AGSP'nin geleceği ile olası Türkiye ? AB ülkeleri arasında oluşması muhtemel problemlere değinilmiştir.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği Güvenlik ve Savunma PolitikalarıLizbon Antlaşması+4
Cem Utkan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00

Related subjects