Metformin

55 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nefrotik sendrom oluşturulan sıçanlarda resveratrol ve metformin tedavilerinin böbrek dokusundaki anti-apoptotik proteinlere etkileri

Nefrotik sendrom (NS) çocukluk çağı böbrek yetmezliğinin önemli bir nedeni olmakla birlikte patogenezi henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Apoptozis NS'de önemli bir hasar mekanizması olarak görülmektedir. Ancak NS'de ortaya çıkan apotozis ile ilişkili anti-apoptotik proteinlerin böbrek doku düzeyleri ve bu proteinlere etkili olabilecek tedavi yöntemleri ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Çalışmamızda adriamisin ile oluşturulan deneysel NS modelinde, pro-apoptotik kaspaz-3 ve anti-apoptotik proteinler olan XIAP ve survivin'in serum ve böbrek doku düzeyleri ölçülerek, potansiyel anti-apoptotik özelliklere sahip resveratrol ve metformin tedavilerine olan yanıtları araştırılmıştır. NS oluşturulmak üzere intra-peritoneal adriamsin verilen sıçanlar rasgele 3 gruba ayrıldı. Grup 1'deki sıçanlara (n=11) hiçbir tedavi verilmedi. Adriamisin verilmesini takip eden ikinci haftanın sonunda, dört hafta süre ile Grup 2'deki sıçanlara (n=8) resveratrol; Grup 3'teki sıçanlara (n=7) da metformin tedavileri verildi. Grup 4'teki sıçanlar (n=10) ise kontrol grubu olarak izlendi. Altıncı hafta sonunda elde edilen serum ve böbrek doku lizatında kaspaz-3, XIAP ve survivin düzeyleri ELİSA yöntemi ile ölçüldü. Deney gruplarındaki sıçanlara ait böbrek dokularında glomerüler, tübüler ve interstisyel hasarları belirlemek üzere skorlama yapılarak patolojik değerlendirme yapıldı. Survivin, XIAP ve kazpaz-3'ün renal doku düzeyleri tedavi edilmeyen sıçanlarda konrol grubu ile benzerdi. Resveratrol ve metformin ile tedavi edilen sıçanların renal doku survivin değerleri, tedavisiz gruba göre, istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdi. Nefrotik sendromlu sıçanların serum survivin ve XIAP düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Serum kazpaz-3 düzeyleri ise kontrol grubuna göre düşüktü istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü. Resveratrol ve metformin tedavileri, eşit derecede olmak üzere, tedavisiz sıçanlara göre serum kaspaz-3 düzeylerini artırarak kontrol grubu ile benzer hale getirdi. Tedavisiz izlenen sıçanların böbrek dokusundaki iskemik kollapsın, resveratrol ve metformin tedavileri ile tedavi edilen hiçbir nefrotik sıçanda görülmedi. Serum total kolesterol ve trigliserid düzeyleri resveratrol ve metforminin tedavilerinden etkilenmedi. Resveratrol ve metformin ile glomerular hasarın istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptandı. Metformin tedavisi ile ayrıca interstisyel hasarlanma da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldı. Resveratrol ve metformin tedavilerinin tubuler hasarı azaltmadığı görüldü. Resveratrol ve metformin tedavileri ile deney sonucunda ölçülen proteinüri düzeylerinde 4.haftaya göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma olduğu saptandı. Tedavi edilmeyen sıçanlarda ise proteinürinin artmaya devam ettiği belirlendi. Sonuçlarımız resveratrol ve metforminin, halen kullanılan immunsupresif ilaçların yanında destek tedavileri olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Metformin ve resveratrol tedavilerinin nefrotik sendromlu hastalardaki etkinliğinin gösterilebilmesi için daha geniş çapta klinik ve laboratuvar çalışmalarına ihtiyaç vardır.

ApoptozisBöbrekHayvan deneyleri+6
Belçim Hazar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnsülı̇n dı̇rencı̇ olan obez 10-18 yaş arası hastalarda metformı̇n tedavı̇sı̇nı̇n etkı̇nlı̇ğı̇nı̇n gerı̇ye dönük ı̇ncelenmesı̇

Bu çalışmada, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalında 1 Ocak 2010 ve 30 Aralık 2019 tarihleri arasında izlenen ve insülin direnci (İR) nedeniyle metformin tedavisi alan 40 obez hastanın tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelenmiş ve metformin tedavisi alan obez hastaların başlangıçta, 6. ayda ve 1. yıldaki antropometrik ve metabolik parametreleri karşılaştırılmıştır. Olguların ortalama yaşı 13,60±1,47 yıl ve %60'ı kadın idi En sık başvuru yakınması %87,80 oranında ağırlık fazlalığı idi. Olguların tamamı pubertal dönemde idi. Çalışmada, 1 yıl metformin tedavisi kullanan hastalarda 6. ay ve 1. yıl vücut ağırlığı standart deviasyon skoru (SDS), vücut kitle indeksi (VKİ) ve VKİ SDS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001) düşüş saptanmış ve ciddi bir yan etki gözlenmemiştir. Yine olguların 1. yıl açlık glukoz (p=0,009), açlık insülin (p=0,001), glikolize hemoglobin (HbA1c) (p=0,009), HOMA-IR (insülin direncinin homeostatik model değerlendirmesi) (p=0,001), insülin sensitivite indeksi (p=0,001) ve Quick indeksi (kantitatif insülin duyarlılığı kontrol indeksi) (p=0,005) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Metformin tedavisi ile birlikte yaşam tarzı değişikliği gözlenen grupta, yaşam tarzı değişikliği olmadan metformin kullanan gruba göre 1. yılda VKİ SDS (p=0,023), HOMA-IR (p=0,039), Quick indeksi (p=0,044) ve insülin sensitivite indeksinde (p=0,007) anlamlı iyileşme saptandı. Sonuç olarak, insülin direnci olan ve metformin tedavisi alan obez adolesanlarda tedavinin 6. ayında ve 1. yılında antropometrik ve metabolik parametrelerde iyileşme saptanmıştır. Metformin tedavisinin yaşam tarzı değişiklikleri ile birlikte uygulanması kısa dönemde daha güçlü bir etki oluşturuyor gibi görünmektedir. Ancak, adolesan yaş gurubunda metformin tedavisinin uzun dönem etkilerine yönelik daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Adölesan, insülin direnci, obezite, metformin

BursaMetforminObezite+2
Nurten Kahraman Akyel
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metformin ve çeşitli antibiyotik kombinasyonlarının pseudomonas aeruginosa izolatlarına karşı etkinliğinin in-vitro olarak araştırılması

Bakteriyel enfeksiyonlar insanlarda ciddi mortalite ve morbiditeye yol açmaktadır. P. aeruginosa kistik fibrozis hastaları, diyabetik hastalar ve yoğun bakımda yatan hastalar gibi özellikli hasta gruplarında sıklıkla enfeksiyon oluşturmaktadırlar. P. aeruginosa enfeksiyonları antibiyotiklere sık direnç geliştirmeleri, biyofilm oluşturmaları gibi özellikleri nedeniyle yeni tedavi alternatiflerinin odağındadırlar. Son dönemlerde antibiyotiklerin, farklı endikasyonlarda kullanılan ilaçlarla kombinasyonları üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada, Diabetes mellitus hastalığının tedavisinde kullanılan antidiyabetik bir ilaç olan metforminin; imipenem, seftazidim, sefepim, siprofloksasin ve levofloksasin ile kombine etkisi araştırılmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji laboratuarına gelen kistik fibrozisli hastalardan izole edilen 50 adet P. aeruginosa izolatı dahil edilmiştir. İzolatların antibiyotiklere duyarlılıkları sıvı mikrodilüsyon yöntemiyle metforminle antibiyotiklerin kombine etkisi dama tahtası sinerji testiyle araştırılmıştır. Çalışmamızda dama tahatsı sinerji testi sonucunda; seftazidim ile metformin arasında 3 izolatta (%6) sinerjistik, 11 (%22) izolatta parsiyel sinerjistik; sefepim ile metformin arasında hiçbir izolatta sinerjistik etki saptanmazken, 23 izolatta (%46) parsiyel sinerjistik; imipenem ile metformin arasında 2 izolatta (%4) sinerjistik, 5 izolatta (%10) parsiyel sinerjistik; siprofloksasin ile metformin arasında 3 (%6) izolatta sinerjistik, 3 izolatta (%6) parsiyel sinerjistik, 1 izolatta (%2) antagonist etki; levofloksasin ile metformin arasında ise 1 izolatta (%2) sinerjistik, 6 izolatta (%12) ise parsiyel sinerjistik etki saptanmıştır. Çalışmamızda, metforminle antibiyotikler arasında farklı oranlarda sinerji ve parsiyel sinerji saptanmıştır. Metforminin antibiyotiklerin etkisini ne oranda arttıracağı, antimikrobiyal bir molekül olarak kullanılıp kullanılmayacağı ile ilgili yeni in-vitro çalışmalar ve hayvan deneylerinin yapılmasına ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarBakteriyel enfeksiyonlar+4
Kaan Çeylan
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metforminin invitro retina pigment epiteli hücrelerinde fibrogenezise olan etkisinin incelenmesi

GİRİŞ:Proliferatif vitreoretinopati, retina dekolmanı cerrahisi sonrası nükslerin en önemli sebeplerinden biridir. Proliferatif vitreoretinopatinin patogenezi ile ilgili çalışmalarda, epitelyal mezenkimal dönüşüm sürecinin önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Epitelyal mezenkimal dönüşüm; epitel hücrelerinin farklı fenotiplerini kaybettiği ve mezenkimal benzeri hücrelere dönüştüğü biyolojik bir süreçtir. Epitelyal-mezenkimal dönüşüm geçiren retina pigment epiteli hücrelerinin proliferasyon, göç etme, migrasyon ve kontraksiyon yeteneklerinde artış görülür. Bu sürecin sonunda proliferatif vitreoretinopatinin önemli bir parçası olan fibrozis gelişir. Epitelyal mezenkimal dönüşümün ana tetikleyicisi TGF-β dır. AMAÇ: Çalışmamızda daha önce farklı dokularda epitelyal-mezenkimal dönüşümü ve fibrogenezisi inhibe ettiği gösterilmiş olan metforminin, invitro retina pigment epiteli hücrelerinde TGF-β2 ile indüklenen epitelyal mezenkimal dönüşüm sürecine olan etkisi incelenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: İnvitro ortamda inkübe edilmiş insan retina pigment epiteli hücre grupları üzerine TGF-β2, metformin ve TGF-β2+metformin uygulandı. Uygulama sonrası, ATP testi ile hücre canlılığı, Western Blot protein elektroforezi ile ZO-1, α-SMA, vimentin, SMAD2 SMAD3, pSMAD2, pSMAD3 protein ekspresyonu, yara iyileşmesi testi ile hücre migrasyon düzeyi, kollajen jel kontraksiyon testi ile kontraksiyon düzeyi değerlendirildi; veriler kontrol grubu ile karşılaştırıldı. BULGULAR: Western Blot protein elektroforezinde epitelyal belirteç olan ZO-1 ekspresyonunun, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı (p<0.05), TGF-β2+metformin grubunda ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı. Mezenkimal belirteç olan α-SMA ekspresyonunun, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı olarak arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda bu artışın daha az olduğu (p<0.01) izlendi. Mezenkimal belirteç olan vimentin ekspresyonunda, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda bu artışın daha az olduğu tespit edildi (p<0.05). TGF-β/SMAD sinyal yolunun aktif proteinleri olan pSMAD2 ve pSMAD3 ekspresyonu değerlendirildiğinde, pSMAD2' nin TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda ise kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı tespit edildi (p<0.05). pSMAD3'ün TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı olarak arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda kontrol grubuna göre anlamlı fark olmadığı saptandı. Yara iyileşmesi testi sonuçlarında; hücre migrasyon düzeyinde, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı artış izlendi (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda kontrol grubuna göre fark izlenmedi. Kollajen jel kontraksiyon testi sonuçlarında; kontraksiyon düzeyinde TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı olarak artış olduğu (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda bu artışın daha az olduğu saptandı (p<0.05). SONUÇ: Metformin, epitelyal-mezenkimal dönüşüm geçiren retina pigment epiteli hücrelerinde epitelyal belirteçlerin sentezini arttırmış , mezenkimal belirteçlerin sentezini ise azaltmıştır. TGF-β/SMAD sinyal yolundaki SMAD2 ve SMAD3 proteinlerinin fosforilasyonunu azaltarak bu sinyal yolunu baskılamıştır. Ayrıca metforminin, epitelyal-mezenkimal dönüşüm geçiren retina pigment epiteli hücrelerinin hücresel migrasyon düzeyini ve kontraksiyon düzeyini de azalttığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar, metforminin invitro retina pigment epiteli hücrelerinde epitelyal-mezenkimal dönüşümü ve fibrogenezis gelişimini baskıladığını göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Metformin, Proliferatif Vitreoretinopati, Epitelyal-Mezenkimal Dönüşüm, Retina Pigment Epiteli Hücreleri, TGF-β2

Epitel hücreleriGöz hastalıklarıMetformin+4
Rukiye Çetinkaya
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of metformin on the absorption of vitamin B12, folic acid, homocysteine and creatinin; a cross sectional study in Karbala province

Recent studies have related to estimate the effect of metformin and other anti-diabetic medication on the absorption of vitamin B12, folic acid, creatinin and homocysteine in patients with diabetes-mellitus type 2. This cross-sectional study will be accomplished over patients with different parameters including weight, age, body mass index, fasting blood glucose, HbA1c, duration of metformin usage, and the dosage of metformin. The results will be studied under light of control group. Samples size of 300 diabetic patients of type 2, with age ranged between 35-75 years, and a control group consisting of 30 healthy people will be collected from Karbala province/Iraq. As a result, the diabetic patients that taking metformin recorded higher value for both vitamin B12 and homocysteine, and lower value was recorded in term of folate in comparison with patients on other antidiabetic drugs or patients on baseline (recently diagnosed). Also, there is not statistically differences in the term of (age, weight, BMI and creatinin) between the groups under studying, meanwhile a statistically differences were observed in term of HbA1c and fasting blood glucose between the investigated groups. Further, the results revealed that the duration and the dose of metformin have considerable impact over vitamin B12 deficiency deterioration.

Diabetes mellitusFolic acidHomocysteine+2
Anas Adnan Karım Karım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Irak'ta tip 2 diyabet hastalarında DDP4 inhibitörleri ve metforminin ınterleukın-1ß ve metabolik parametreler üzerine etkilerinin incelenmesi

Hiperglisemi, birçok metabolik bozuklukta anormal insülin sentezi, etkisi veya her ikisinden kaynaklanır. DM bir hastalık grubudur. Bu çalışma, DPP-4 ve metforminin tip 2 diyabet ve yeni tanı konmuş bireylerde metabolik göstergeler üzerindeki etkisini değerlendirdi. Bu çalışma 30 ila 83 yaşındakileri içeriyordu. Bu araştırmada tip 2 diyabet hastaları kullandıkları ilaçlara göre üç gruba ayrıldı. Kontrol grubu sağlıklı hastalar 49'du. DDP4 ve IL-1ß seviyeleri ELISA ile ölçüldü ve biyokimyasal özellikler sağlıklı gruplardan farklıydı. Yalnızca metformin grubu dışında, DDP4 inhibitör ilacı tüm biyokimyasal belirteçlerle ilgilidir. Yeni teşhis edilen tip 2 diyabet hastaları, DDP4 inhibitörleri ve metformin alanlara göre daha yüksek IL-1 seviyeleri gösterdi. Daha yüksek IL-1 seviyeleri, IL-1 aktivasyonunu arttırdı. Sistemik bir inflamatuar süreç, erken tip 2 diyabette beta hücre ölümünü gösterebilir. Bu verilere göre DDP4 ve DDP4 daha fazla kişiye yardımcı olabilir. Mevcut öneriler, tip 2 diyabet tedavisi için DDP inhibitörlerini önermektedir. Bu çalışma, IL-1ß gibi diyabetik sitokinlere odaklanmaktadır.

Diabetes mellitusGlikoproteinlerMetformin+1
Athmar Jawad Ahmed Abusıba
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Metforminin sıçan testis yapısına etkisinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenmesi

Biguanid sınıfı antidiyabetik ilaç olan metformin tip 2 diyabetli hastaların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Patogenezinde insülin direncinin bulunduğu hastalıkların tedavisinde de yer almasıyla birlikte kullanım alanları giderek artan ilacın etkileriyle ilgili olarak yapılan çalışmalar daha çok gestasyonel diyabet ve polikistik over sendromu konularında yoğunlaşmıştır. Literatürde erkek üreme sistemi üzerine etkilerini inceleyen az sayıda çalışma yapıldığı görülmüş, ultrastrüktürel bir çalışmaya ise rastlanmamıştır. Çalışmamızda, farklı doz düzeylerinde metformin tedavisi uygulanan sıçanlardan elde edilen testis dokularının ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenerek biyokimyasal verilerle birlikte karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve testis histolojik yapısında gözlenen değişikliklerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 250-300 gr ağırlığında 26 adet Wistar albino türü ergin erkek sıçan kullanıldı. Kontrol grubuna gavaj yoluyla yalnızca distile su uygulanırken 2.gruba gavaj yoluyla 150 mg/kg/gün, 3.gruba ise 300 mg/kg/gün metformin 30 gün boyunca verildi. Deney sonunda ışık ve elektron mikroskobik incelemeler için testis dokuları, biyokimyasal analizler için intrakardiyak kan örnekleri alındı. Deney grupları ışık ve elektron mikroskobik olarak değerlendirildiğinde dozla ilişkili olarak seminiferöz tübüllerde düzensizleşme, epitel bütünlüğünde bozulma ve hücrelerarası boşluklar, spermatojenik hücre kaybı ve hücrelerde dejeneratif değişiklikler gözlendi. Seminiferöz tübül çaplarının ve epitel yüksekliklerinin morfometrik ölçümleri ile serum FSH, LH, testosteron, SOD ve MDA verilerinin değerlendirmesinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Metformin kullanımının testis üzerine etkilerinin ultrastrüktürel olarak değerlendirildiği ilk çalışma olması nedeniyle önem taşıyan bu çalışmada ortaya konulan bulgular ışığında yüksek doz metformin kullanımının seminiferöz tübüllerin yapısını ve spermatogenezisi etkileyebileceği ancak bu değişikliklerin reversibl olduğu düşünüldü. Ayrıca, metforminin uzun süreli kullanımına bağlı etkilerin, biyokimyasal analizler, moleküler ve immünohistokimyasal düzeyde yapılacak ileri çalışmalar ile kapsamlı olarak incelenmesi gerektiği sonucuna varıldı.

MetforminMikroskopi-elektronMikroskopi-ışık+4
Selin Ursavaş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Prediyabetik hayvan modelinde metformin tedavisinin BDNF gen ifadesi ve bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkisi

Prediyabet, Dünya'da sıklığı artmakta olan bir hastalıktır. Makro ve mikrovasküler komplikasyonlar, glukoz toksisitesi, hiperinsülinemi prediyabette kognitif bozukluklara neden olabilmekte, ayrıca prediyabete sıklıkla eşlik eden obezite gibi hastalıklar da bu duruma katkıda bulunmaktadır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar merkezi sinir sisteminin vücut kitlesinin düzenlenmesindeki rolüne dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, prediyabetik hayvan modelinde; hipokampus bölgesinde beyin türevi nörotrofik faktör (BDNF) gen ifadesi ile öğrenme arasındaki olası ilişkinin metformin tedavisi ile karşılaştırmalı olarak analizi yapıldı. Çalışmada 32 Wistar albino rat kullanıldı. Deneysel prediyabet oluşturmak için denekler yüksek yağlı diyet (HFD) ile beslendi. Prediyabetik model oluşturulduktan sonra bir gruba metformin tedavisi uygulandı. Kontrol, prediyabet ve metformin uygulanmış olan deney gruplarına Morris su tankı ile öğrenme testi uygulandı. Deneylerin sonunda hayvanlar sakrifiye edildi ve hipokampus bölgeleri izole edildi. Real-Time PCR kullanılarak hipokampal örneklerde BDNF gen ifadesi analizi yapıldı. Deney sonuçları istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, HFD diyet ile indüklenmiş ratlarda kontrol gruplarındaki ratlara kıyasla öğrenme performanslarının daha düşük olduğu ve BDNF gen ifadesinin azaldığı tespit edilmiştir (p=0.044). Metformin uygulanan grup ile kontrol grubu karşılaştırıldığında öğrenme performansları ve BDNF gen ifadelerinde artış görülmüştür (p=0.042). Metformin uygulanan prediyabetik grup ile ilaç uygulanmayan prediyabetik grup karşılaştırıldığında ise öğrenme performansları ve BDNF gen ifadelerinde artış saptanmıştır (p=0.044). Bu araştırma sonucunda, BDNF geninin prediyabetik hayvanlarda öğrenme performansı ve enerji dengesini düzenlediğine işaret eden bulgular saptandı. Bu çalışma BDNF geninin bilişsel fonsiyonlar ve enerji metabolizmasını düzenlemedeki rolünü inceleyen ilk çalışmadır, BDNF ve ilişkili moleküllerle yapılacak olan diğer araştırmalar için yol gösterici sonuçların elde edildiği düşünülmektedir.

BellekBilişGen ifadesi+7
İbrahim Halil Çitçi
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni tanı tip 2 diyabetes mellitus hastalarında tedavi sonrası tiroid volüm ve fonksiyonlarında değişim

Amaç: Bozulmuş glukoz metabolizması olanlarda tiroid volümünde artış ve daha yüksek nodül prevalansı olduğu gösterilmiştir. Diyabetes Mellitus tedavisi sonrası serum TSH düzeyinde, tiroid bez volümünde, nodül çapı ve nodül varlığında azalma olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmanın amacı, yeni tanı alan ve tedavi başlanan tip 2 diyabetes mellitus hastalarında tedavinin tiroid fonksiyonlarına, tiroid volümü ve nodül varlığına etkisini göstermektir. Çalışmamıza daha homojen bir grup elde etmek amacıyla tedavi olarak metformin başlanan hastalar dahil edilmiştir. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Dahiliye polikliniklerinde tedavi başlanan ötiroid ve subklinik hipotiroidili yeni tanı Tip 2 diyabetes mellitus hastalarında yaş, cinsiyet, açlık plazma glukozu, HbA1c, vücut kitle indeksi, ek hastalıklar, kullandığı ilaçlar, tam kan sayımı, kreatinin, AST, ALT, başlanan metformin dozu kaydedilmesi, başlangıç ve 6 ay sonraki serum TSH, sT4, sT3, Anti-TPO, Anti-Tg bakılması planlandı. Başlangıç ve 6 ay sonraki tiroid volumu, nodul varlığı, maksimum nodul çapı, tiroidde multinodülerite varlığı tiroid ultrasonografi ile incelendi. Çalışmadan dışlama kriterleri olarak serum TSH'ı etkileyecek oral kontraseptif gibi ilaç kullanımı, kronik böbrek hastalığı, kronik karaciğer hastalığı, sepsis, gebelik, Tip 1 diyabetes mellitus belirlendi. Bulgular: Çalışmaya ötiroid ya da subklinik hipotiroidili yeni tanı 101 Tip 2 diyabetes mellitus hastası alındı (37 erkek, 64 kadın). Hastaların yaş ortalaması: 53,02±11,9 yıl idi. Hastaların ortalama vücut kitle indeksi: 29,60 ±3,9 kg/m2 bulundu ve 52 (%52) hasta obez olarak sınıflandırıldı. Başlangıç ve 6. ay değerlendirmesinde hastaların vücut ağırlıkları, vücut kitle indeksleri, serum TSH, ALT ve Anti-TPO düzeyi ve tiroid volümü istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdi (sırasıyla p değerleri; p=0,000; p=0,000; p=0,011; p=0,022; p=0,000 ). Anti-Tg, sT4, sT3, tiroid nodül sayısı ise anlamlı değişiklik göstermedi (sırasıyla p değerleri; p=0,086; p=0,593; p=0,380). Takip sırasında hastaların nodül sayıları ve multinodülerite varlığı istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde değişmemiştir. Obezitesi olan ve olmayanlar karşılaştırıldığında 6 ay sonunda Anti-TPO düzeyi her iki grupta anlamlı azalma gösterdi (sırasıyla p değerleri; p=0,003; p=0,009). Serum TSH düzeyi yalnızca obez olmayanlarda (p=0,004) ve tiroid volümü ise yalnızca obezitesi olanlarda (p=0,000) istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdi. Sonuç: Sonuçlar, metformin tedavisinin yeni tanı tip 2 diyabetes mellitus hastalarında vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi, tiroid volümü ve serum TSH, ALT, Anti-TPO düzeyini anlamlı olarak azalttığını göstermektedir. Ayrıca serum TSH düzeyi obez olmayanlarda, tiroid volümü ise obez olanlarda anlamlı azalma göstermiştir. Anahtar sözcükler: Tip 2 Diyabetes Mellitus, Metformin, TSH, tiroid volümü, tiroid nodülü

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Diabetes mellitus-tip 2+7
Gizem Pire
Çukurova University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel PKOS modelinde oosit maturasyonunun değerlendirilmesi

PKOS'lu kadınlardan oosit elde edilmesinin zorluğu göz önüne alındığında, deneysel PKOS modeli oluşturulduktan sonra elde edilen oositlerin, maturasyon çalışmalarına olanak sağlaması ve bu çalışmalardan elde edilecek verilerin gelecekte infertilite tedavisine katkı sağlayabilecek olmasından dolayı büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada deneysel PKOS fare modelinde farklı ilaç uygulamalarından sonra oosit maturasyonunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Dört haftalık dişi Balb/C farelerde deneysel PKOS modeli 21 gün boyunca 6 mg/100g DHEA verilerek oluşturuldu. PKOS modeli oluşturulan farelerde sadece klomifen sitrat ya da klomifen sitrat, metformin ve pioglitazon kombine olarak uygulandıktan sonra oosit maturasyonunu etkileyen Cep55, Cdk4, Hsp27, Nobox, Foxl2, Cx37, Cx43, Adamts-1 ve Adamts-9 belirteçlerinin değişimleri hem ovaryumlarda hem de oositlerde immunoperoksidaz ve immunofloresan yöntemleri kullanılarak değerlendirildi. Histolojik ve morfolojik bulgular ile PKOS modelinin geliştiği gösterildi. PKOS grubunda ovaryumlarda özellikle sekonder foliküllerde ve oositlerde oosit maturasyonunu etkileyen belirteçlerin azaldığı, tedavi gruplarından elde edilen ovaryumlarda sekonder ve tersiyer foliküllerde ve oositlerde belirteçlerin ekspresyonlarının arttığı gözlendi. Sadece klomifen sitrat ile tedavi uygulanan grupta ekspresyonların kombine tedavi grubuna göre daha fazla artmış olduğu tespit edildi. PKOS grubunda bu belirteçlerin ekspresyonunun azalması ve tedavi gruplarında artmış olması, karmaşık moleküler mekanizmaya sahip olan oosit maturasyonunda, yeni moleküllerin gösterilmesi açısından önemlidir. Aynı belirteçlerin daha ileri teknikler ile incelenmesi PKOS'lu olgularda bu belirteçlerin oosit maturayonunda kullanılacak yeni moleküller olacağını düşündürmektedir.

FarelerHayvan deneyleriKlomifen+5
Tuna Önal
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fransız sahil çamı (pinus maritima) ekstresi'nin yüksek yağ içerikli diyet ve düşük doz streptozotosinle diyabet oluşturulmuş sıçanlarda etkinliğinin araştırılması

Bu projenin amacı, Fransız sahil çamı (FSÇ) kabuğu ekstresinin, yüksek yağlı diyet (YYD) ve düşük doz streptozotosinle (STZ) tip 2 diyabet modeli oluşturulan sıçanlardaki etkinliğinin araştırılmasıdır. Tip 2 diabetes mellitus (Tip 2 DM), çağımızın en hızlı büyüyen epidemik hastalıkların biri olup, insülin direnciyle karakterize kronik metabolik bir hastalıktır. DM'un başlıca komplikasyonları arasında, kardiyovasküler komplikasyonlar, nöropati, retinopati, nefropati ve vasküler patolojiler bulunmaktadır. Diyabete bağlı artmış oksidatif hasar, oluşan komplikasyonlarda önemli rol oynamaktadır. DM'taki morbitide ve mortalitenin başlıca nedeni kardiyovasküler bozukluklardır. Diyabetik nefropati ve bunun sonucunda gelişen böbrek yetmezliği de, diyabete bağlı morbitide ve mortalitenin ana nedenlerinden birisidir. Mevcut tedavi yaklaşımları ise, böbrek yetmezliği gelişimini engellemede yetersiz kalmaktadır. Öte yandan, FSÇ ekstresi, biyoflavonoidlerin bir karışımı olup, esas olarak oligomerik proantosiyanidinleri (OPS) içerir. OPS'nin birçok antioksidanlar içerisinde, en güçlü serbest radikal yakalayıcı ajanlardan biri olduğu bildirilmiştir. Bu bitkisel ekstrenin, diabetes mellitus üzerine yararlı etkileri de birkaç deneysel ve klinik çalışmada rapor edilmiştir. Bu çalışmada, diyabet oluşturmak amacıyla, 4 hafta süreyle YYD ile beslenen sıçanlara düşük doz intraperitoneal STZ enjeksiyonu (35 mg/kg) uygulandı. Deney hayvanları rastgele olarak; kontrol grubu (standart diyet), YYD grubu, YYD ve STZ ile indüklenen diyabetik gruplara ayrıldı. Ayrıca, diyabetik gruplar da alt gruplara ayrıldı: Bu gruplara 4 hafta süreyle oragastrik olarak; serum fizyolojik (SF, diyabetik kontrol) veya metformin (300 mg/kg/gün, pozitif kontrol) veya farklı konsantrasyonda (10, 50 ve 100 mg/kg/gün) FSÇ ya da FSÇ ekstresi (50 mg/kg/gün) ile (300 mg/kg/gün) metformin kombinasyonu verildi. Çalışma sonunda, sıçanların serumlarında, açlık kan şekeri, insülin, total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserid, HbA1c, üre, kreatinin, C-reaktif protein (CRP), serum nitrit/nitrat ve malondialdehid (MDA) düzeyleri tayin edildi. Ayrıca, sıçanların böbrek örneklerinde, lipid peroksidasyonunun göstergesi olarak MDA düzeyi ölçüldü. Sıçanların torasik aortalarında endotel fonksiyonunun belirlenmesi amacıyla, endotele-bağımlı gevşeme yanıtları değerlendirildi. İlave olarak, pankreas ve böbreklerde histopatolojik değerlendirmeler yapıldı. FSÇ ekstresi, diyabetik sıçanlardaki artmış olan açlık kan şekeri, HbA1C ve HOMA-IR değerlerinde anlamlı iyileştirme göstermiştir. Serum CRP ve MDA değerleri ve böbrekte MDA düzeyleri diyabetik sıçanlarda artmış olup, istatistiksel olarak anlamlı farklılık sadece serum MDA düzeyleri için bulunmuştur. Tedavi uygulamaları ise, artmış olan bu parametrelerde azalmaya neden olmuştur. Pankreas ve böbrek histopatolojisi üzerine yapılan çalışmalarda da, diyabete bağlı gelişen hasar üzerine tedavi uygulamalarının olumlu etkileri tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucunda elde edilen olumlu etkiler, FSÇ ekstresinin, diyabetin komplikasyonlarının önlenmesi amacıyla, tek başına ya da diğer antidiyabetik ilaçlarla kombine olarak kullanılmasına katkı sağlayabilir.

Bitki özütüDiabetes mellitusDiabetik nefropatiler+6
Bedirhan Ay
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda penisilinle oluşturulan epileptiform aktivite üzerine akut ve kronik metformin tedavisinin etkileri

Sıçanlarda Penisilinle Oluşturulan Epileptiform Aktivite Üzerine Akut ve Kronik Metformin Tedavisinin Etkileri Epilepsi dünya çapında her yaştan yaklaşık 50 milyon insanı etkileyen, tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir beyin hastalığıdır. Tedavisinde antiepileptik ilaçlar, özel diyetler, vagal sinir stimülasyonu ve cerrahi yöntemler kullanılmasına rağmen hastaların yaklaşık % 30'unda epilepsi hala kontrol edilememektedir. Kullanılan ilaçların birçoğunun ciddi yan etkileri vardır. Metformin, yeni tip 2 diabetes mellitus tanısı konmuş hastalarda temel tedavi olarak kullanılan biguanid grubu oral antidiyabetiktir. Ayrıca metforminin, oksidatif stres, nöroinflamasyon, apoptozis ve nöronal kayıp da dahil olmak üzere moleküler ve hücresel değişiklikleri modifiye etme potansiyeli olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı penisilin ile oluşturulan epileptiform aktivite üzerine metforminin kronik ve akut etkilerini belirlemek için nöbet başlangıç latensi, diken dalga sayısı, diken dalga genliğinin elektrofizyolojik olarak incelenmesidir. Ayrıca antioksidan özelliğini belirlemek amacıyla SOD (Süperoksit Dismutaz), GPx (Glutatyon Peroksidaz) ve CAT (Katalaz) enzim değerlerine bakılmıştır. Bu çalışmada 84 adet yetişkin erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar akut ve kronik gruplar olmak üzere iki büyük gruba ayrıldıktan sonra her bir grup kontrol, sham, penisilin, metformin 100 mg/kg intraperitoneal (i.p), 200 mg/kg (i.p) ve sadece metformin 200 mg/kg (i.p) dozlarda farklı alt gruba ayrıldı. Kronik gruplara maddeler 21 gün, akut gruplara ise sadece epileptiform aktivite öncesi uygulandı. Sıçanların 1.25 g/kg'lık üretan anestezisi altında somatomotor alana yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla elektrofizyolojik kayıtları alındı. Akut gruplara beş dakikalık bazal aktivite kaydından sonra metformin enjekte edildi. Metformin uygulamasının 30. dakikasında penisilin (500 IU) intrakortikal olarak uygulandı. Penisilin sonrası 120 dakika daha ECoG kaydı alındı. Kronik gruplarda beş dakikalık bazal aktivite kaydı sonrasında penisilin intrakortikal uygulanarak 120 dakika daha ECoG kaydı alındı. Kan serum örneklerinde süperoksit dismutaz, katalaz ve glutatyon peroksidaz seviyeleri belirlendi. Kayıtlardan elde edilen ECoG verileri yazılım programı labchart ile analiz edildi. Kontrol, Sham ve sadece metformin gruplarında hiçbir epileptiform aktivite görülmemiştir. Metforminin 100 mg/kg, 200 mg/kg'lık dozları hem akut hem de kronik gruplarda penisilin grubu ile kıyaslandığında, ilk epileptiform aktivite başlangıç latensi uzamış, diken dalga sayısı ve diken dalga genliği anlamlı olarak azalmıştır. Akut ve Kronik metformin gruplarında SOD, CAT ve GPx seviyeleri penisilin grubuna göre anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma metforminin, epileptik nöbetleri hafifletebileceği ve antioksidan enzimleri artırabileceği ve gelecekte epilepsi tedavisinde kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Antioksidan, Elektrokortikografi,Epilepsi, Epileptiform Aktivite, Metformin

EpilepsiHayvan deneyleriMetformin+2
Ümit Kılıç
Düzce University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabet tedavisinde kullanılan antidiyabetik ilaçların kanser gelişimi üzerine etkileri

Diabetes Mellitus (DM) ve kanser küresel olarak artmakta olan yaygın hastalıklardır. Epidemiyolojik kanıtlar DM li hastaların pek çok kanser türü bakımından yüksek risk altında olduğunu göstermektetir. ?ki hastalık arasında birçok ortak risk faktörü payla?ılmaktadır. Ayrıca gözlemsel çalı?malardan elde edilen kanıtlar DM tedavisinde kullanılan bazı ilaçların diyabetik bireylerde bazı kanser türlerinin artı?ı ile ili?kili olabileceğini dü?ündürmektedir. Biz bu çalı?mada DM tedavisinde kullanılan antidiyabetik ilaçların kanserle ili?kisi olup olmadığını ara?tırmayı amaçladık.Çalı?mamıza Ocak 2010 ile Ocak 2011 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine ba?vuran 655 DM hastası dahil edildi. Hastalar retrospektif olarak incelendi. DM tanı tarihinden itibaren en az bir yıl süre ile antidiyabetik tedavi almı? hastalar anamnez, ayrıntılı fizik muayene, rutin laboratuar tetkikleri ile değerlendirildi. Hastaların ilk değerlendirmesinde DM tipi, ya?ı (yıl), cinsiyeti, boyu (cm), vücur ağırlıkları (kg), vücut kitle indeksleri (kg/m²), meslekleri not edildi. Alkol, sigara kullanımları, ek hastalıkları, ailelerinde DM ve kanser varlığı sorgulandı. Son 3 ay içinde çekilmi? PA akciğer grafileri değerlendirildi ve HbA1c değerleri kaydedildi. Hastaların DM tanı tarihleri, antidiyabetik tedaviye ba?lama tarihleri, DM tedavisinde kullanılan antidiyabetik ajanlar, tedavide deği?iklik tarihleri sorgulandı. Oral antidiyabetik (OAD) ve insülin kullananlar, metformin kullananlar ve kullanmayanlar olarak gruplandırıldı. ?nsülin kullananlar bazal, karı?ım ve yoğun insülin tedavisi kullananlar olarak gruplandırıldı. Ayrıca insülin kullananlar, kullanılan insülin preparatına göre analog karı?ım insülin, insan insülini, insülin glargine ve insülin detemir kullananlar olarak gruplandırıldı. Hastalarda kanser ve benign tümör varlığı sorgulandı. ?lk değerlendirmede kanser ku?kusu olanlar ileri tetkikler yapılarak tanı netle?tirildi. Antidiyabetik kullanım süreleri ile kanser ve benign tümör arasındaki bağlantılar belirlendi. Resmi dökümante kanser veya benign tümör tanısı olmayan veya DM tanı tarihinden önce tanı almı? hastalar çalı?madan çıkarıldı.Çalı?maya 13 (%2) Tip 1 DM, 642 (%98) Tip 2 DM li hasta, 379 (%58) kadın, 276 (%42) erkek toplam 655 DM hastası dahil edildi. Çalı?ma da 4 kolon/rektum, 1 akciğer, 4 larinks, 1 safra yolları, 5 meme, 4 prostat, 4 mesane,iii3 lenfoma/lösemi, 1 endometrium/serviks, 2 hepatosellüler, 5 tiroid, 1 renal ve 1 de primeri bilinmeyen metastatik kanser olamak üzere toplam 36 kanser ve 32 benign prostat hiperplazisi, 21 myoma uteri, 6 endometrial polip, 3 paratiroid adenomu, 3 meningiom, 2 tiroid adenomu, 2 hipofiz tömörü, 2 vokal kord polibi, 2 kolon polibi ve 1 meme fibroadenomu olmak üzere toplam 76 benign tümör tesbit edildi.Kanserli olan ve olmayan grup DM tedavileri ve tedavide kullanılan antidiyabetikler yönünden değerlendirildi. Gruplar arasında tedavide OAD veya insulin kullanımı (p:0.429), metfromin kullanılması veya kullanılmaması (p:0.119) bakımından fark yoktu. Tedavide bazal insülin, karı?ım insulin veya yoğun insülin tedavi tipinin kullanılması (p:0.059), ayrıca tedavide kullanılan insülin preparatları analog karı?ım insülin, insan insülini, insülin glargine veya insülin detemir kullanımı (p:0.418) bakımından da fark yoktu.Benign tümörlü olan ve olmayan grup kullandıkları antidiyabetikler bakımından değerlendirildi. Gruplar arasında insülin veya OAD kullanımı bakımından fark yoktu (p:0.709). Metformin kullanımı bakımından hastalar değerlendirildiğinde, metformin kullanan grupta daha az benign tümör tesbit edildi ve istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p:0.041). Gruplar insülin tedavisi bakımından kar?ıla?tırıldığında ise insülin tedavi tipleri (p:0.858) veya tedavide kullanılan insülin preparatları (p:0.588) bakımından fark yoktu.DM tedavisinde kullanılan antidiyabetiklerin kanserle ili?kisini incelediğimiz bu çalı?mamızda, tedavide OAD vaye insülin kullanılması, metformin kullanılması veya kullanılmaması, insülin glargine, insülin detemir veya diğer antidiyabetiklerin kullanılmasını kanser geli?imi ile ili?kisiz bulduk. Ancak subgrup analizlerinde metformin kullanan hastalarda daha az benign tümör geli?tiğini tesbit ettik. DM ve kanser arasındaki ili?kinin karma?ıklığı, tek tek antidiyabetiklerin kanser veya benign tümör geli?im riski ile ili?kisinin incelenmesinin zorluğu nedeniyle daha fazla, uzun süreli ve geni? populasyonlu çalı?malara ihtiyaç olduğu kanaatine vardık.ANAHTAR SÖZCÜKLER, diabetes mellitus, kanser, insülin, insülin glargine, metformin, oral antidiyabetik

Diabetes mellitusHipoglisemik ajanlarKarsinojenler+4
Mücahit Erden
Düzce University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel skleroderma modelinde sekukinumab ve metformin tedavilerinin CXCL4 ve chemerin düzeylerine olan etkileri

Sistemik skleroz (SSk) patogenezi net olarak bilinmeyen kronik, otoimmün hastalıktır. Sekukinumab, interlökin (IL)-17A'ya bağlanarak etki eden bir monoklonal antikordur. Metformin pleiotropik etkileri olan oral anti-diyabetik bir ilaçtır. CXCL4 ve chemerin (kimerin) SSk'de inflamasyon ve fibroz süreçlerinde rol aldığı düşünülen kemokin ve adipositokindir. Çalışmamızın amacı, deneysel skleroderma modelinde serum ve deri dokusundaki CXCL4 ve kimerin moleküllerinin düzeylerini ve sekukinumab ve metformin tedavilerinin bu moleküller üzerindeki etkilerini belirlemektir. Çalışmada kullanılan deney hayvanları 40 adet Balb/c dişi farelerden oluşturuldu. Çalışma için bu hayvanlardan alınan serum ve deri dokuları kullanıldı. 4 grup olacak şekilde fareler gruplandırıldı. 4 hafta süre ile her gün, subkutan (sc) olarak 100 μl fosfatla tamponlanmış salin (FTS) kontrol grubundaki farelere, 100 μg BLM (100 μl FTS içerisinde) diğer gruptaki farelere uygulandı. Haftada bir sc olarak 10 mg/kg dozunda sekukinumab 3. gruptaki farelere; günlük 50 mg/kg metformin (oral) 28 gün boyunca 4. grup farelere uygulandı. 4. hafta sonunda gruplardaki farelerin hepsi sakrifiye edilerek analizler için doku örnekleri alındı. Histopatolojik analizlerle birlikte, serum ve doku CXCL4 ile kimerin düzeyleri ELISA yöntemi kullanılarak belirlendi. Yapılan BLM enjeksiyonları dermal fibroza neden oldu. Ek olarak, BLM grubunda serum ve doku CXCL4 ile kimerin düzeyleri arttı. Sekukinumab ve metformin tedavisi ile dermal kalınlık, doku CXCL4 ve kimerin düzeyleri azaldı. Sonuç olarak, CXCL4 ve kimerin SSk fibrotik süreç ve anti-fibrotik tedavilerin değerlendirilmesinde hedef biyomarker olabilirler.

FarelerHayvan deneyleriKimerin+3
Tuba Kaya Karataş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bleomisin ile uyarılmış deneysel skleroderma modelinde sekukinumab ve metformin tedavisinin etkinliği

Sistemik sklerozun patogenezi tam olarak bilinmese de, immün aktivasyonun patogenezde önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Sekukinumab, interlökin (IL)-17A'yı bloke eden bir monoklonal antikordur. Metformin yaygın olarak kullanılan oral anti-diyabetik bir ilaçtır. Son zamanlarda, metforminin yeni pleiotropik etkileri, özellikle anti-proliferatif ve anti-fibrotik aktivitesi açıklanmıştır. Çalışmamızın amacı, bleomisin (BLM) ile oluşturulmuş deneysel deri fibrozunda sekukinumab ve metformin uygulamalarının profilaktik ve teröpatik etkinliklerinin belirlenmesidir. Çalışmaya ortalama 6 hafta yaşında ve 20-25 gram ağırlıklarında, 50 adet Balb/c dişi fare alındı. Fareler 5 gruba ayrıldı: (grup 1 [kontrol], 2 [sham], 3 [sekukinumab], 4 [metformin] ve 5 [sekukinumab + metformin]). Kontrol grubundaki farelere 100 μl fosftla tamponlanmış salin (FTS), diğer gruptaki farelere ise 100 μg BLM (100 μl FTS içerisinde), 4 hafta süre ile her gün, subkutan (sc) olarak uygulandı. Ek olarak, 3. ve 5. gruptaki farelere 10 mg/kg dozunda sekukinumab haftada bir sc; 4. ve 5. grupundaki farelere günlük 50 mg/kg metformin (oral) 28 gün olarak uygulandı. Fare gruplarının hepsi 4. hafta sonunda sakrifiye edildi ve yapılacak analizler için doku örnekleri alındı. Histopatolojik analizlere ek olarak, doku IL-17A ve kollajen 3A mRNA düzeyleri real-time PCR yöntemi değerlendirildi. Tekrarlayan BLM enjeksiyonları dermal fibroza neden olmuştu. Ek olarak, BLM grubunda doku IL-17 ve kollajen 3A mRNA ekspresyonlaro artmıştı. Sekukinumab ve metformin dermal fibrozu hafifletmişti. Sekukinumab ve metformin demal kalınlığı, doku IL-17A ve kollajen 3A mRNA düzeylerini anlamlı azalmıştı. Sonuç olarak, sekukinumab ve metforminin BLM ile uyarılmış dermal fibroz modelinde anti-fibrotik etkiler sergileyebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Deneysel skleroderma, sekukinumab, metformin

Antikorlar-monoklonalBleomisinMetformin+2
Çiğdem Çelik
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metformin tedavisi alan yeni tanı tip 2 diyabetes mellitus'lu hastaların tükürük ve plazma ürotensin-2 düzeylerine etki eden faktörlerin araştırılması

Diyabetes Mellitus (DM); kronik seyir gösteren, etyopatogenezi multifaktöryel olan, tam veya kısmi insülin eksikliği veya insülin direnci ile karakterize, temel bulgusu plazma glukoz yüksekliği olan, yağ ve protein metabolizmalarında da belirgin değişiklikler görülen, heterojen bir klinik tabloya sahip, karbonhidrat metabolizmasının primer hastalığıdır. Diyabetik hastalarda yaşam beklentisi hala düşük olmasına karşın, son on yılda prognozda iyileşme sağlanmıştır. Hipergliseminin derecesi ve süresi komplikasyonların gelişiminde önemli rol oynar. Metformin ABD'de antidiyabetik ilaçlar içinde en çok reçete edilen ilaçtır ve tüm dünya genelinde en çok kullanılan ilaçlar arasında yerini almaktadır. Metformin karaciğerde insülin direncini ve glukoz yapımını azaltarak, plazma glukoz düzeylerini düşürür. Tip 2 DM'li hastalarda tek başına kullanıldığı gibi, diğer antidiyabetik ilaçlar veya insülinle kombine olarak da kullanılabilir. İnsülin sekresyonu yapan bir oral antidiyabetik ajan olmadığı için hipoglisemi riski yoktur. Bilinen en kuvvetli vazokonstriktör peptidlerden biri olan ürotensin-2 (UII), bu yönü ile endotelin-1'den bile daha kuvvetlidir. Somatostatin ile benzerlik gösteren peptid sekanslarına sahiptir. UII, hipertansiyon ve kalp yetmezliği gibi hastalıklarda vazokonstriktör etki gösterirken, sağlıklı gönüllülerde vazodilatasyona neden olduğu gözlemlenmiştir. Sağlıklı insanlarda UII 'radioimmünoassay yöntemi' ile ölçüldüğünde plazma seviyeleri çok düşük bulunmuştur. (5±1 fmol/ml). Bundan dolayı, bazı araştırmacılar, ürotensin-2'nin plazmada dolaşan bir hormon olmadığını düşünmektedir. UII sisteminin aktive olmasıyla, metabolik sendrom gelişebileceğini öne süren çalışmalar mevcuttur. Çalışmamızın amacı yeni tanı Tip 2 DM hastalarında tanı anında ve 3 aylık metformin ile tedavi sonrası kan ve tükürükte ürotensin-2 düzeylerinin belirlenmesi, sağlıklı gönüllülerle karşılaştırılması ve araştırılmasıdır. Literatürde Diyabetes Mellitus ile ürotensin-2 arasında ilişki olduğunu gösteren çeşitli çalışmalar mevcuttur. Fakat yeni tanı Tip 2 DM hastalarında metformin ile tedavi sonrası ürotensin-2'nin etkileri ile ilişkili bir çalışma literatürde bulunmamaktadır. Çalışmamızda 30 yeni tanı Tip 2 DM hastası, bu yeni tanı Tip 2 DM hastalarının metformin ile 3 aylık tedavi sonrası ve 30 gönüllü sağlıklı grup karşılaştırılmıştır. Kontrol grubuyla kıyaslandığında yeni tanı Tip 2 DM hastalarında kan ve tükürükte ürotensin-2 düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmamıştır. Yeni tanı Tip 2 DM hastalarının metformin ile 3 aylık tedavi sonrası kan ve tükürükteki ürotensin-2 seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, kronik seyir gösteren, etyopatogenezi multifaktöryel olan Tip 2 DM hastalarında metformin ile tedavi sonrası ürotensin-2 düzeyleri artmaktadır. Bilinen en kuvvetli vazokonstriktör peptidlerden biri olan ürotensin-2'nin metabolizmasına yönelik metforminin bilinen bir rolü yoktur. Elde ettiğimiz bulguları doğrulamak için daha fazla katılımcının olduğu klinik ve deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabetes Mellitus, Metformin, Ürotensin-2

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Metformin+2
Kübra Oral
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçan polikistik over sendromu modelinde metformin ve pioglitazonun yumurta kalitesi üzerine etkilerinin araştırılması

Polikistik over sendromu (PKOS) doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık gözlenen hormonal bozukluktur. Özellikle obezite PKOS hastalarının büyük bir kısmına sıklıkla eşlik eder ve kilo artışının yumurta kalitesi üzerine etkileri tam olarak bilinmemektedir. Çalışmamızda testosteron propionat ve yüksek yağ diyeti ile oluşturulan sıçan PKOS modelinde hormonal parametreler ve yumurta gelişiminde görevli gen ifadeleri üzerine metformin ve pioglitazonun monoterapilerinin ve bunların kombinasyon tedavilerinin etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada toplam 50 adet 21 günlük Wistar Albino cinsi dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar her biri 10 denek içeren 5 gruba ayrıldı. Gruplar kontrol, PKOS PKOS+Metformin, PKOS+Pioglitazon ve PKOS+Metformin+ Pioglitazon grubu olarak belirlendi. Sıçanlara PKOS oluşturulması amacıyla 90 gün boyunca 10mg/kg/gün testosteron propionat + %60 yağlı diyeti uygulandı. Tedavi gruplarına son 1 ay süresince 300 mg/kg/gün metformin ve 30 mg/kg/gün Pioglitazon oral gavaj ile verildi. 90 gün sonunda dekapitasyonun ardından sıçanların over dokuları alınarak histolojik ve moleküler genetik analizler için saklandı. Dekapitasyon sırasında alınan serum örneklerinde ise rutin hormon profili, glukoz, kolesterol, HDL, VLDL ve trigliserit düzeyleri ölçüldü. SYCP2, CYBB, GADD45A, BAX, FAS, FASL, BCL2L1, CASP2, BIRC2 BECN1, VEGFA, GAP43, MAPK1 genleri qRT- PCR metodu ile analiz edildi. Kontrol grubuna göre PKOS grubunda progesteronun anlamlı olarak azaldığı ve testosteronun anlamlı olarak arttığı tespit edilmiştir. Yine kontrol grubuna göre PKOS grubunda glukoz düzeylerinin anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir. PKOS grubu ile tedavi grupları karşılaştırıldığında sadece pioglitazon grubunda testosteron düzeylerinin anlamlı olarak azaldığı belirlenmiştir. Histolojik olarak PKOS grubunda kistik follikül yapılarının arttığı ilaç tedavilerinin kistik follikül sayısını azalttığı ancak ilaç tedavilerinin bu açıdan birbirlerine üstünlüklerinin olmadığı belirlendi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında tüm PKOS gruplarında OLR1583 ve Bcl2L1 genlerinin anlamlı olarak attığı, SYCP2, CYBB, GADD45A, BAX ve FasL genlerinin anlamlı olarak azaldığı belirlendi. Çalışmamız obez PKOS modelinde metformin ve pioglitazon tedavilerinin etkilerinin araştırıldığı ilk çalışmadır. İlaçların özellikle ovarian morfoloji ve hormon profilleri üzerinde oldukça önemli iyileştirici etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Her ne kadar histolojik bulgular tedavilerin ovarian morfoloji üzerinde olumlu etkilerinin olduğunu gösterse de moleküler genetik analizler bu bulguları desteklememiştir. Mayozda görevli SYCP2, mitokondride solunum reaksiyonlarında görevli CYBB, genomda tamirden sorumlu olan Gadd45A gen ifadelerindeki azalma tedavi gruplarında da devam etmiştir. Proapopitotik genlerden olan BAX ve FASL gen ifadelerinin kontrole göre PKOS grubunda anlamlı olarak azaldığı belirlenmiştir. Bununla beraber antiapoptotik genlerden BCL2L1 gen ifadesinin ise kontrole göre anlamlı oranda artması artmış bir apopitozisi desteklememektedir. Tam tersine PKOS grubunda apopitozisin azaldığı ancak tedavi gruplarında bu azalmanın normalleştiği gözlemlenmektedir. Özellikle bu genlerin overdeki fonksiyonunun ortaya konacağı daha detaylı moleküler genetik analizlerin yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: polikistik over sendromu, metformin, pioglitazon, yumurta kalitesi

Genital hastalıklar-kadınKadınlarMetformin+4
Sema Yılmaz
Fırat University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni tanı almış Tip 2 diyabetli hastalarda serum irisin seviyesinin incelenmesi

Son yıllarda, bir hormon olarak tanımlanan irisin, miktarı PGC-1α tarafından düzenlenen ve bir Tip 1 membran proteini olarak bilinen FNDC5'in proteolitik olarak parçalanması sonucu iskelet kasından kana salınan bir miyokindir. İrisin, glukoz toleransını ve enerji harcanmasını arttırırken, karbohidrat homeostazını iyileştirir. Metformin biguanid sınıfında olan oral antidiyabetik bir ilaçtır. Karaciğerde glukoneogenezi inhibe eder ve insulin direncini azaltır. İrisin enerji metabolizması yollarının düzenlenmesinde rol alan ve Tip 2 diyabet(T2DM)'li kişilerde kandaki miktarı azalan bir hormondur. Metformin de yakıt ve enerji metabolizmasını etkileyen ve Tip 2 diyabet tedavisinde çok yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır. Bu bilgilerden hareketle bu çalışmada, metformin kullanımının serum irisin seviyesi üzerine etkisinin aydınlatılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı' na başvuran ve Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) sonucu glukoz toleransının bozulmuş olduğu belirlenen 20 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Egzersiz ve beslenme gibi hayat tarzlarında değişiklik ve metformin kullanılması tavsiye edilen bu kişilerden 1 aylık dönemin ardından tekrar kan alınmıştır. Ayrıca, hasta grubuyla yaş ve cinsiyet olarak eşleşen sağlıklı kişilerden oluşan bir kontrol grubu oluşturulmuş (n=20 ), bu iki gruptan alınan kan örneklerindeki irisin seviyeleri ELISA metoduyla ölçülmüştür. Ölçümlerin istatiksel değerlendirilmesi sonucunda, hasta grubunun tedavi öncesi kan örneklerindeki irisin seviyeleri ile bir ay boyunca tavsiye edilen tedavileri sonrası alınan kan örneklerindeki irisin seviyeleri arasında önemli bir farklılık olmadığı gözlemlenmiştir (p=0.780). Kontrol grubuyla tedavi gören grup arasında da benzer bir sonuç elde edilirken (p=0.170), kontrol grubuyla hasta grubunun tedavi öncesi örneklerindeki irisin miktarları karşılaştırıldığında, kontrol grubunun serum irisin değerinin anlamlı derecede daha fazla olduğu bulunmuştur (p=0.002). Sonuç olarak, hayat tarzının değiştirilerek alınan metforminin T2DM'li hastaların kanlarındaki irisin seviyesini değiştirip, değiştirmediği konusunda net bir kanaate varılamamıştır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Glükoz tolerans testi+3
Elif Şahin
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli obez ratlarda düzenli egzersiz ve düzenli egzersiz ile birlikte metformin kullanımının nesfatin-1 hormonu üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı; Tip II diyabetli obez ratlarda düzenli egzersiz ve düzenli egzersiz ile birlikte metformin kullanımının Nesfatin-1 hormonu üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmada 27 adet 3-6 haftalık Wistar Albino cinsi erkek ratlar tercih edilmiştir. Yüksek yağlı diyetle beslenen ratlar obez duruma (>300) geldiklerinde, Streptozotosin (35 mg/kg) uygulanarak Tip II diyabet modeli oluşturulup 4 gruba ayrılmıştır. Gruplar yüksek yağlı diyetle beslenen grup (YYD) (n=6), yüksek yağlı diyetle beslenip düzenli egzersiz yapan grup (DE) (n=7), yüksek yağlı diyetle beslenip Metformin kullanan grup (MET) (n=7), yüksek yağlı diyetle beslenip düzenli egzersiz yapan ve Metformin kullanan grup (DE+MET) (n=7). Ratlara 8 hafta boyunca haftada 3 gün 30 dakika yüzme egzersizi uygulanmıştır. MET kullanan gruplara her gün 100 mg/kg dozunda MET içme suyuna ilave edilmiştir. Sekiz hafta sonunda ratların kalp ve endotel dokularında İmmunohistokimyasal Boyama Yöntemi ile BLC-2, BAX ve Kaspaz-3 ekspresyonları ve Biyokimyasal analizler glukoz, HDL, LDL, İnsülin, HOMA-IR Elisa yöntemiyle incelenmiştir. Deney hayvanlarının glukoz düzeyleri incelendiğinde kontrol grubunun glukoz seviyeleri diğer gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde artış saptanırken; MET, egzersiz (EGZ) ve MET+EGZ gruplarında bu düzeylerin kontrol grubuna göre anlamlı azaldığı saptanmıştır (sırasıyla; p≤0,001, p≤0,001 ve p=0.004). Gruplararası insülin seviyelerinin kıyaslanmasında MET grubunda kontrol grubu ve EGZ grubuna göre anlamlı bir artış gözlenmiştir (p=0.002 ve p=0.006). HOMA-IR değerlerinin incelenmesinde MET, EGZ ve MET+EGZ gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı bir azalma saptanmıştır (sırasıyla; p=0.025, p=0.028, p=0.037). MET ve EGZ'in lipid profilindeki değişikliklere etkisi incelendiğinde plazma kontrol grubunda belirgin düzeyde azalan HDL düzeylerinin MET, EGZ ve MET+EGZ gruplarında bu düzeylerin kontrol grubuna göre anlamlı arttığı saptanmıştır (sırasıyla; p=0.010, p=0.025 ve p=0.008). Plazma LDL seviyelerine bakıldığında kontrol grubunda artan LDL düzeylerinin; MET, EGZ ve MET+EGZ gruplarında bu düzeylerin kontrol grubuna göre anlamlı azaldığı saptanmıştır (sırasıyla; p=0.013, p=0.024 ve p≤0,001). Deney hayvanları Endotelyal dokuda Nesfatin-1 düzeyleri incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlılık saptanmadığı (p>0.05), Kardiyak dokuda ise; kontrol grubunda anlamlı bir artış gözlemlenirken MET, EGZ ve MET+EGZ gruplarında istatistiksel olarak anlamlı azaldığı saptanmıştır (sırasıyla; p=0.001, p≤0,001 ve p≤0,001). Kalp dokusunda inflamasyon göstergelerinden olan TNF-α, IL-1β ve IL-6 düzeyleri incelendiğinde kontrol grubunda artarken MET, EGZ ve MET+ EGZ gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı azaldığı saptanmıştır (TNF sırasıyla; p=0.038, p=0.005 ve p=0.009, IL-1β sırasıyla; p=0.012, p=0.001 ve p=0.001, IL-6 üç grup için de p≤0,001). Çalışmanın sonucunda; diyabetin kalp ve damarlar üzerinde önemli patolojik etkileri olduğu, EGZ'in MET kadar bazı parametrelerde daha iyi iyileşmeyi sağladığı ortaya konmuştur. EGZ ve MET'in beraber verilmesi durumunda çok daha iyi etkiler oluşturduğuna dikkat çekmiştir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Egzersiz+6
Ebru Özüdoğru
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Educational Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Aljinat–hibrit yapılar kullanılarak ilaç etken madde adsorpsiyonu ve salım çalışmaları

Tez çalışması kapsamında, aljinat mikroküre ve boncuk yapıları ve ayrıca aljinatın nişasta, polivinil alkol, karboksimetil selüloz ve montmorillonit ile hibritleri sentezlenmiştir. Sentezlenen yapıların SEM ve FTIR spektroskopi yöntemleriyle karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu yapıların metformin hidroklorür (MF) ve siprofloksasin hidroklorür (SF) adsorpsiyon ve kontrollü salım performansları birbirleriyle kıyaslanmıştır. Her iki etken madde için de en iyi adsorpsiyon performansını aljinat mikroküre yapısı göstermiştir. Elde edilen sonuçlara göre aljinat mikrokürelerle belirlenen optimum koşullarda sulu ortamdan %53,79 MF ve %76,00 SF uzaklaştırılmıştır. MF ve SF'nin adsorpsiyon kinetik ve izoterm çalışmaları sonucunda adsorpsiyonun yalancı ikinci dereceden kinetik modele ve Freundlich izoterm modeline uygunluk gösterdiği tespit edilmiştir. İlaç salım çalışmalarını gerçekleştirebilmek için öncelikle yapılara sentez aşamasında MF ve SF yüklenmiş ve ayrıca MF ve SF'nin yükleme kapasitesi ve tutuklanma etkinliği belirlenmiştir. Bu verilerden yola çıkarak, yapıların mide ve bağırsak ortamındaki salım oranları hesaplanmış ve salım kinetik modellerine uygunluğu incelenmiştir. Salım çalışmalarında en iyi sonuç MMT-ALG-B ile elde edilmiştir. Bağırsak ortamında (pH=7,4) MF salımı 6 saat sonunda tamamlanırken, SF için salım 24 saat sonunda %82 olarak belirlenmiştir.

AdsorpsiyonAljinatlarKontrollü salım+3
Nilgün Şide Kurtcu
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçların voltametrik yöntemle elektroanalitik incelenmesi

Antidiyabetik ajan olarak kullanılan ilaç gruplarından Dipeptidil peptidaz 4 inhibitörü; (DPP4-İ) 2006 yılında ilk olarak stagliptin olarak üretilmiştir. DPP-4 inhibitörü olarak kullanılan ilaçlar genel olarak vildagliptin, saxagliptin, alogliptin ve denagliptin'dir. Metformin, Tip 2 Diyabet tedavisinde yaygın olarak kullanılan ağızdan alınan ve insülin duyarlılığını arttıran bir ilaçtır. Bu çalışmada, Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlarından Vildagliptin ve Metformin'in tayini için tek kullanımlık kalem ucu grafit (PG) elektrotunun yeni bir uygulaması sunulmuştur. Vildagliptin′in elektrokimyasal yükseltgenmesi dönüşümlü voltametri ile yaklaşık 1.13 V' ta tersinmez ve difüzyon kontrollü bir adsorpsiyon yükseltgenme piki göstermiştir. Özel ilgi ise, geniş bir pH aralığında (2.0-12.0) sürfaktansız ve sürfaktan içeren sulu çözeltilerde PG ve camsı karbon (GC) (kıyas amaçlı) elektrotlarının yüzeyinde kare dalga voltametrisinin kullanılmasına gösterilmiştir. Kare dalga voltametrisi kullanılarak akım, PBS tamponunda, pH 9.0' da 2.94 µM ile 49.98 µM arasında derişim ile doğrusal bir bağıntı göstermiştir. 2.94 µM (n = 9) derişim seviyesinde, 8.20 nM (2.48 ng mL-1) tayin sınırı (LOD) ve % 2.95 bağıl standart sapma hesaplandı. Antidiyabetik ajan olarak kullanılan ilaçlardan olan Metformin(MET)'in elektrokimyasal özellikleri ve miktar tayini, NaOH (0.1 M) ortamında kalem grafit (PG) elektrot kullanılarak gerçekleştirildi. Bu bileşik yaklaşık 1.28 V'ta tersinmez bir yükseltgenme piki vermiştir. NaOH ortamında, Kare dalga voltametrisi kullanılarak akım, 2.76 – 24.8 µM arasında derişim ile doğrusal bir bağıntı göstermiştir. 2.76 µM (n = 9) derişimde, 9.03 nM (1.495 ng L-1) tayin sınırı (LOD) ve % 3.25 bağıl standart sapma hesaplandı. Geliştirilen voltametrik yöntem farmasötik preparatlarda ve idrar örneklerinde herhangi bir ayrıma işlemi yapılmadan Vildagliptin ve Metformin analizi için başarılı bir şekilde uygulandı.

Dönüşümlü voltametriKarbon elektrotKare dalga voltametrisi+2
Yalçın Altunkaynak
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Çörek otu yağı, metformin ve vitamin-E' nin deneysel diyabetik ratlarda fertilite potansiyeli, testiküler ve spermatolojik karakter üzerindeki koruyucu etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, STZ ile indüklenen diyabetik ratların testislerinde oluşan hasara karşı, çörek otu yağı, metformin ve vitamin E'nin olası etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Otuz erkek rat beş eşit gruba ayrıldı. Gruplar; kontrol, diyabet, diyabet+çörek otu yağı, diyabet+metformin ve diyabet+vitamin E grubu olarak ayrıldı. 4 grup, diyabet oluşturmak için tek doz streptozotosin (45 mg/kg, ip) ile indüklendi. Diyabet+çörek otu yağı grubuna (2.5 ml/kg/gün) çörek otu yağı, diyabet+metformin grubuna (100 mg/kg/gün) metformin, diyabet+vitamin E grubuna (100 mg/kg/gün) vitamin E oral yolla verildi. Sekiz haftalık deney sonunda kan şekeri düzeyleri analiz edildi. Histolojik incelemeler için testisler disseke edilerek, rutin parafin doku takibine alındı. Kesitlerde H-E, PAS ve Van Gieson'nın histopatolojik değerlendirmesi, PCNA ve kaspaz-3'ün immünohistokimyasal tespiti ve Apoptotik indeks için TUNEL-Assay uygulandı. Diyabet Grubunda, tüm testis kesitlerinde seminifer tubüllerde düzensizlik, dejenerasyon ve atrofik tubüller izlendi. Çörek otu yağı grubu testis kesitlerinde, testiküler hasar çok hafif seyrediyordu. Metformin grubu testis kesitlerinde, lumene deskuame olmuş dejenere spermatogenik hücreler, damarlarda konjesyon ve interstisyel ödem izlendi. İmmunohistokimyasal incelemede ise Diyabet grubunda bazı spermatogenetik hücreler PCNA ekspresyonunda azalma, Kaspas-3 aktivitesinde artış ve TUNEL Assay analizinde artış olduğu tespit edildi. Çörek otu yağı grubunda, Metformin ve vitamin E grubuna göre spermatogenetik hücrelerde apopitotik index daha azalma göstermiştir. Diyabetin sıçan testislerinde oluşturduğu lezyonlarının tedavisinde metformin ile vitamin E'nin kısmen yararlı olduğu, buna karşı çörek otu yağının daha etkili olduğu kanaatine varıldı.

MetforminStreptozotosinTestis+1
Seval Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabetes mellituslu hastalarda gliklazid, metformin ve pioglitazon monoterapilerinin fibrinoliz, enflamasyon ve endotel fonksiyonları üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması

Diyabetes mellitus karbonhidrat, lipid ve protein metabolizmasındaki anormallikler ile karakterize kronik bir hastalıktır. Diyabetik hastalarda kardiyovasküler hastalık riskinde belirgin artış söz konusudur. Tip 2 diyabet patogenezinde ß hücre fonksiyon bozukluğu ve insülin direnci önemli rol oynamaktadır. Sulfonilüreler ß hücre fonksiyon bozukluğu sonucu oluşan insülin sekresyon yetersizliğini gidermek amacıyla üretilmiş ilaç grubudur. İnsülin direncini hedef alan iki ilaç grubu vardır. Bunlar biguanidler ve tiazolidinedionlardır. Gliklazid, metformin ve pioglitazonun kan şekeri düşürücü etkileri dışında kardiyovasküler risk faktörlerini azaltıcı etkilerinin de olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı; tip 2 diyabetik hastalarda gliklazid, metformin ve pioglitazon monoterapilerinin glisemi üzerindeki etkilerinin yanında fibrinoliz, inflamasyon ve endotel fonksiyonu üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Toplam 60 yeni tanı tip 2 diyabetli hasta tarama dönemini takiben gliklazid (20 hasta), metformin (20 hasta) ve pioglitazon (20 hasta) gruplarına randomize edildi. Hastaların boy, ağırlık ve kan basıncı ölçüldü. BKI'leri hesaplandı. Hastaların antropometrik ölçümleri de (bel çevresi, kalça çevresi, vücut yağ oranı) alındı. Bu ölçümler 0, 3, 6 ve 12. aylarda tekrar edildi. 3 hasta (gliklazid grubunda 1, metformin grubunda 1, pioglitazon grubunda 1 kişi olmak üzere) randevularına zamanında gelmemeleri nedeniyle çalışma dışı bırakıldı. Optimal ilaç dozlarına ulaşıldıktan sonra 55 hasta 3 ay, 47 hasta 6 ay, 24 hasta 12 ay süre ile takip edildi. Çalışmaya alınan hastaların hiçbirinde yan etki gözlenmedi. Çalışmada hastalardan alınan kan örneklerinde ilk başvuruda ve sonrasında 0, 3, 6 ve 12. aylarda AKŞ, TKŞ, HbA1c, insülin, C-peptid, ALT, AST, BUN, kreatinin, total-K, trigliserid, LDL-K, HDL-K, idrarda mikroalbümin ve kreatinin düzeylerine bakıldı. Optimal ilaç dozuna ulaşıldıktan sonra ilave olarak lipoprotein (a), TAFI, t-PA, PAI-1, fibrinojen vWF, IL-1, IL-6, TNF-?, hsCRP ICAM-1, E-selektin ve homosistein düzeylerine 0, 3, 6 ve 12. aylarda bakıldı. Gliklazid grubunda vücut ağırlığında değişiklik olmadığı görüldü. Metformin ve pioglitazon gruplarında ise vücut ağırlığında belirgin azalma izlenmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Metformin grubunda BKİ ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı fakat gliklazid ve pioglitazon gruplarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Gliklazid grubunda kalça çevresi ölçümlerinde, metformin grubunda bel çevresi ölçümlerinde, pioglitazon grubunda ise bel ve kalça çevresi ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma olduğu bulundu. Metformin ve pioglitazon gruplarında AKŞ, TKŞ ve HbA1c düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar saptandı. Gliklazid grubunda sadece AKŞ ve HbA1c'de anlamlı azalma saptandı. Gliklazid ve pi0oglitazon grubunda HOMA skorunda anlamlı düşme vardı fakat metformin grubunda anlamlı düşme yoktu. Gliklazid grubunda total-K ve lipoprotein (a) düzeylerinde anlamlı düşme saptandı. Pioglitazon grubunda serum HDL-K'de anlamlı artış ve trigliserid düzeylerinde anlamlı düşme saptandı. Metformin grubunda lipid parametrelerinde anlamlı fark yoktu. Pioglitazon grubunda vWF düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düşme saptandı. Gliklazid ve metformin gruplarında IL-1, IL-6 ve TNF-? düzeylerinde anlamlı bir düzelme gözlenmedi. Pioglitazon grubunda TNF-? düzeylerinde düşme izlendi ancak istatistiksel olarak anlamlı değildi. Pioglitazon grubunda IL-6 düzeyleri istatistiksel anlamlı olarak azaldı. Gliklazid grubunda E-selektin düzeyinde, metformin grubunda ICAM-1 düzeyinde ve pioglitazon grubunda ICAM-1 ve E-selektin düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düşmeler saptandı. Üç grupta da homosistein seviyeleri istatistiksel anlamlı olarak azaldığı bulundu. Metformin grubunda HbA1c ile E-selektin arasında anlamlı korelasyon olduğu saptandı. Pioglitazon grubunda HbA1c ile PAI-1 arasında anlamlı korelasyon olduğu bulundu. Sonuç olarak; tip 2 diyabetli hastalarda gliklazid, metformin ve pioglitazon monoterapilerinin glisemi üzerindeki yararlı etkilerinin yanında, geleneksel olmayan kardiyovasküler risk faktörleri üzerine olumlu etkileri olabileceği ve pioglitazonun gliklazid ve metformine göre daha etkin olduğu görülmüştür.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Endotelyum+5
Hasan Mücahit Özbaş
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Non-alkolik steatohepatit'li ratlarda metformin, rosiglitazon, N-asetilsistein ve etodolakın tedavi edici etkilerinin değerlendirilmesi

Non alcoholic fatty liver disease (NAFLD),son yıllarda, en sık görülen karaciğer hastalığı olması nedeniyle büyük önem kazanmıştır. Batı ülkelerinde, otopsi serilerindeki görülme sıklığı %70'e varmaktadır. (1) Non alcoholic fatty liver disease (NAFLD) başlığı altında basit bir karaciğer yağlanmasından, steatohepatit, fibröz ve sonunda karaciğer sirozuna kadar ilerleyebilen geniş bir hastalık grubu incelenmektedir. Son yıllarda, NAFLD ve onun daha ciddi formu olan non-alkolik steatohepatit'in(NASH) obezite, insulin rezistansı ve dislipidemilerle olan yakın ilişkisi, hastalığın mekanizması ve tedavisini aydınlatmaya yönelik en önemli araştırma odağı olmuştur. (1) Bugün için ideal tedavisi olmayan Non-alkolik steatohepatit'de(NASH) en sık kullanılan tavsiye kilo verme ve eksersizle sınırlı kalmakta, ilaçların olumlu etkilerine ait veriler yeterli kanıta dayanmamakta ve farmakolojik tedavilere yönelik çalışmalar devam etmektedir.(1)Karaciğer yağlanması hastalığı karaciğer hücrelerinde büyük trigliserit vakuollerinin geri dönüşebilir şekilde birikmesidir ki buna tıp dilinde hepatosteatosis denir. Non-alkolik steatohepatit (NASH) macroveziküler steatozis,hepatosit nekrozu, inflamasyon, mallory cismi ve fibrozisle karakterize bir karaciğer hastalığıdır. Karaciğerde oluşan inflamasyon ve hücre nekrozu stellat hücreleri uyararak fibrosiz gelişmesine neden olur. Non-alkolik steatohepatit (NASH) hastalarının %20 `sinde zamanla siroz gelişebilir.(2) Basit steatozun benign klinik gidişi olmasına karşılık, non-alkolik steatohepatit daha çok ilerleyici fibrozis ve siroz riski ile spesifik tanısal özellikleri olan bir alt gruptur. Çift vurus teorisi basit steatozdan non-alkolikSteatohepatit, fibrozis ve siroza ilerleyişi en iyi tanımlar. Bu çift vuruşlar insülin direnci nedeniyle karaciğerde aşırı yağ birikmesi ve reaktif oksijen türleri nedeniyle oksidatif stresin birleşiminden oluşur.(2)Obezite, insüline rezistans tip 2 DM gibi predispozan faktörler non-alkolik steatohepatit (NASH) patogenezi ile ilgili olmalarına rağmen ilerleyici fibrozis ve kronik karaciğer hastalığının kesin mekanizması hala bilinmemektedir.(3)Bundan dolayı biz Non-alkolik steatohepatitli (NASH) ratlarda metformin, rosiglitazon, N-asetilsistein ve etodolakın tedavi edici etkilerini ve oluşturduğu biyokimyasal değişiklikleri değerlendirmeyi amaçladık.Araştırmamıza Dicle Üniversitesi Sağlık Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezinden (DUSAM) temin edilen, vücut ağırlıkları 300 ±50 gram olan 48 adet Sprague-Dawley cinsi erkek rat çalışmaya dahil edildi. Sıçanlar, standart kafeslerde barındırılıp, yem ve su alımı serbest bırakıldı. Hayvanların bulunduğu oda 22 ± 2 C°'de, 12 saat karanlık-12 saat ışık ortamında tutuldu. Sprague-Dawley cinsi erkek ratlar rastgele 6 gruba ayrıldı.1.Grup:(Kontrol grubu) Deneyin başından sonuna kadar standart bazal diyetle beslendi. (n=12) 2.Grup:(Yüksek yağlı diyet grubu) Deneyin başından sonuna kadar yüksek yağlı diyetle beslendi. (n=12) 3.Grup: (Metformin grubu) Deneyin ilk onaltı haftası yüksek yağlı diyetle beslendiler.Takip eden 4 haftada metformin ile tedavi edildiler. (n=6) Metformin 250 mg/kg/gün dozda gastrik sondayla verildi.4.Grup:(Rosiglitazon grubu) Deneyin ilk onaltı haftası yüksek yağlı diyetle beslendiler.Takip eden 4 haftada rosiglitazon ile tedavi edildiler. (n=6) Rosiglitazon 4 mg/kg/gün dozda gastrik sondayla verildi. 5.Grup: (N-asetilsistein grubu). Deneyin ilk onaltı haftası yüksek yağlı diyetle beslendiler. Takip eden 4 haftada N-asetilsistein ile tedavi edildiler. (n=6) N-asetilsistein 100 mg/kg/gün dozda intraperitoneal (ip) olarak verildi.6.Grup: (Etodolak grubu) Deneyin ilk onaltı haftası yüksek yağlı diyetle beslendiler.Takip eden 4 haftada etodolak ile tedavi edildiler. (n=6)Etodolak 10 mg/kg/gün dozda gastrik sondayla verildi. Standart diyet Elazığ Yem Sanayii A.Ş'den (Elazığ, Türkiye) temin edildi. Diyet içeriğinde,% 15 protein, % 2,5 yağ, % 15 selüloz, % 14 kil, % 13 su bulunuyordu Yüksek yağlı diyet hazırlanması:100 gram standart diyete 25 gram hayvansal bir yağ türü olan tereyağı eklenerek oluşturuldu. Böylece toplam enerjinin % 65'i yağdan kaynaklanan bir diyet sağlandı (4). Uygun oranda tereyağı eritilerek standart pelletlere eklendi. Karıştırıcı yardımıyla iyice karıştırılarak pelletlerin yağı çekmesi sağlandı. Pelletler oldukça kuru olduğundan yağı kolayca çektiği gözlendi. Sonrasında bu haliyle soğumaya bırakıldı. Yüksek yağlı diyet her gün taze olarak hazırlandı. Deney başlangıcından sonuna kadar sıçanların yağlı diyete uyum sağladığı gözlendi. Onaltı hafta sonunda standart diyetle beslenen kontrol grubundan altı rat ve yüksek yağlı diyetle beslenen gruptan altı rat75 mg/ kg ketamin HCl ve 15 mg/kg ksilazin intramuskuler verilerek anestezi edilip kardiak ponsiyonla kan örnekleri ve insizyonla karaciğer dokuları toplanan fareler sakrifiye oldular..Kan örneklerinde ALT,AST, değerleri ölçülerek ve karaciğer dokularını ışık mikroskobunda histopatolojik olarak değerlendirilerek Yüksek yağlı diyet grubunda karaciğer yağlanması oluştuğu anlaşıldığında ilaç tedavisine başlandık. Dört haftalık ilaç tedavisi sonunda bütün deney grupları 75 mg/ kg ketamin HCl ve 15 mg/kg ksilazin intramuskuler verilerek anestezi edilip kardiak ponsiyonla kan örnekleri ve insizyonla karaciğer dokuları toplanan fareler sakrifiye oldular.Kan örnekleri 4 °C `3500 devirde 5 dakika santrifuj ettikten sonra serumları analiz yapılıncaya kadar -80°C `de saklandı.Ratların karaciğerleri çıkarıldıktan sonra işaretli saklama poşetlerine konularak - 80°C'de analiz yapılıncaya kadar saklandı.Dicle Üniversitesi merkez Laboratuarında Abbott firmasının Architect c16000 cihazında spektrofotometrik metotla ALT,AST,TG,TK,HDL-C, LDL-C analizlerini yapıldı.. Karaciğer dokusu MDA analizi Ohkawa ve arkadaşlarının metoduyla Shimadzu UV-160 A spektrofotometre cihazında yapıldı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji Anabilim dalında bütün grupların karaciğer dokuları Hematoksilen-Eozin ve Masson Trikromla da boyanarak ışık mikroskobunda histopatolojik olarak değerlendirildi. Aynı dokulardan İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsünde (DETAE) Western blot analizi ile COX-2, PPAR-?, PPAR-?, reseptör ekspresyonları ölçüldü. Çalışmamız yüksek yağlı diyet ile karaciğer yağlanmasının oluşabileceğini, NASH tedavisinde metformin ve roziglitazonun en iyi farmakolojik ajanlar olduklarını gözlemledik. Yine N-asetilsisteinin de NASH tedavisinde etkili bir ilaç olduğunu gözlemledik. NASH tedavisinde ilk defa araştırdığımız etodolak karaciğer enzimlerinden ALT değerlerini istatistiksel olarak anlamlı derecede düzelme sağladığını ancak AST değerlerinde bir değişiklik yapmadığını gözlemledik.Etodolak yüksek dansiteli lipoprotein (HDL-C) değerlerini istatistiksel olarak anlamlı derecede düzeltiğini, ancak trigliserit, kolesterol ve düşük dansiteli lipoprotein (LDL-C) değerlerinde herhangi bir iyileştirme yapmadığını gözlemledik. Etodolak; TNF-? değerlerinde tüm gruplar içinde kontrol grubuna en yakın düzeltmeyi sağladı ancak MDA değerlerinde ise azaltmakla beraber kısmi düzelme sağladığını gözlemledik. Etodolak'ın PPAR-? reseptör ekspresyonunu artırarak kısmi düzelme ,PPAR- ? reseptör ekspresyonunu azaltarak çok az düzelme, COX-2 reseptör ekspresyonunu azaltarak tam bir düzelme sağladığını, ancak karaciğer histolojisinde steatozis ve fibrozisi önlemediği gözlemledik.Anahtar kelimeler:NAFLD, Metformin,Roziglitazon,N-Asetil sistein,Etodolak

EtodolakHipoglisemik ajanlarKaraciğer fonksiyon testleri+5
Sedat Yılmaz
Dicle University
2010
00

Related subjects