Selenyum
55 theses under this subject heading
Son dönem böbrek yetmezliği nedeni ile diyaliz tedavisi alan hastalarda selenyum düzeyi ve kognitif fonksiyonlar arasındaki ilişki
Amaç: Kronik böbrek hastalarının (KBH) %16-38'inde geliştiği bildirilen kognitif fonksiyonlarda bozulmanın morbidite ve mortaliteyi artırıcı bir faktör olduğu bilinmektedir. Selenyumun antioksidan etkiyle serbest radikallerin neden olduğu nöronal hasarı önleyerek kognitif bozulmayı engelleyici etki gösterdiği bilinmektedir. Bu çalışmada KBH olanlarda serum selenyum düzeyinin kognitif fonksiyon bozukluğu ve depresyon ile ilişkisi araştırılmıştır. Gereç ve yöntem: Bu klinik kesitsel çalışmaya 20-65 yaş arasında toplam 100 katılımcı [hemodiyaliz tedavisi uygulanan (HD) (n=25), sürekli periton diyaliz tedavisi uygulanan (PD) (n=25), evre 3-4 KBH (n=25), KBH olmayan kontrol grubu (n=25) katılımcı] dahil edildi. Kognitif fonksiyonları değerlendirmek için Standardize Mini Mental Test (sMMT), depresyon varlığının tespiti için ise Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulandı. Eş zamanlı, serum selenyum düzeyi ölçümleri için kan örnekleri alındı. Bulgular: KBH olan hastaların (n=75) %16'sında, diyaliz tedavisi uygulanan hastaların (n=50) %30'unda ve KBH olmayan kontrol grubunun %4'ünde kognitif fonksiyon bozukluğu tespit edilmiştir. HD hastalarının %44'ünde, PD hastalarının %50'sinde, evre 3-4 KBH hastalarının %40'ında ve kontrol grubunun %16'sında orta veya şiddetli depresyon saptanmıştır. KBH olmayan kontrol grubunda sMMT puanları diğer gruplara göre anlamlı olarak daha yüksek iken (sırasıyla, P<0,001, P<0,001, P<0,001), BDÖ skoru daha düşüktür (P=0,003). Post-hoc test analizlerinde serum selenyum düzeyleri; diyaliz uygulanmayan KBH'lılar ve kontrollerde, HD ve PD gruplarından anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (sırasıyla, P=0,001, P<0,001, P<0,001, P<0,001). Serum selenyum düzeyi ile sMMT skorları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=0,299; P=0,003). Serum selenyum düzeyi ile BDÖ skorları arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,301; P=0,002). Sonuç: KBH hastalarında özellikle diyaliz hastalarında kognitif bozulma ve depresyon sık görülmektedir. Bulgularımız bu hasta popülasyonunda serum selenyum eksikliğinin hem kognitif bozulma hem de depresyon üzerine katkısı olabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, bulgularımız daha kapsamlı araştırmalar ile desteklenmelidir.
1,2 dimetilhidrazin ile kolorektal kanser oluşturulan sıçanlarda velenyum, vitamin E ve levamizolün etkileri
ÖZET 1,2 DIMETILHIDRAZIN İLE KOLOREKTAL KANSER OLUŞTURULAN SIÇANLARDA SELENYUM, VİTAMİN E VE LEVAMİZOLÜN ETKİLERİ Bu çalışmada 1,2 dimetilhidrazin verilerek kolorektal karsinom oluşturulan sıçanlarda; selenyum, vitamin E ve levamizolün, karsinom oluşumu ve gelişimi üzerine olan etldlerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 150-200 gram ağırlığında 140 adet, Wistar Albino cinsi dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, her grupta 20 sıçan bulunan biri kontrol ve altısı deney grubu olarak yedi gruba ayrıldı. Deney grubundaki sıçanlar 20 hafta ilaç verilerek 28 hafta boyunca takip edildi. 28. hafta sonunda sakrifiye edilen sıçanlarda şüpheli bulunan tüm lezyonlardan örnek alınarak kolorektal kanser açısından incelendi. Kolorektal tümör görülme sıklığı selenyum ve selenyum ile levamizolün birlikte verildiği sıçanlarda daha düşük bulundu (p<0.05). E vitamini ve selenyum verilen sıçanlarda ise malign kolorektal tümör görülme sıklığı daha düşüktü (p<0.05). Buna karşılık, levamizol ve levamizol ile birlikte E vitamini verilen sıçanlarda kolorektal kanser görülme sıklığında herhangi bir farklılık olmadığı saptandı (p>0.05). Bu bulgular ışığında, selenyum ve E vitamininin sıçanlarda 1,2 dimetilhidrazin ile oluşturulan kolorektal tümörlerin insidansını azalttığı, levamizolün ise herhangi bir etkisinin olmadığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: 1,2 Dimetilhidrazin, Selenyum, Vitamin E, Levamizol, Kolorektal kanser. rv xc. DOKÜMAfffltVPN MHBCUf
Evaluation of the effect of selenium and some parameters in patients with prostate cancer
This study has conducted on males at different states of prostate cancer to investigate the fluctuations in trace elements. Selenium, cadmium, aluminum, lead, iron, and mercury were investigated. A 200 male were collected for the study and divided into four groups namely; control (50 male), newly diagnosed prostate cancer patients (50 males), prostate cancer patients on chemotherapy (50 male), and prostate cancer patients on hormonal therapy (50 male). The age and body mass index differences among all groups were non-significant. Selenium level was reduced significantly in newly diagnosed prostate cancer patients, and reelevated in chemotherapies patients and elevated more in prostate cancer patients on hormonal therapy. Cadmium was increased significantly in chemotherapies patients compared to the rest groups. Aluminum, mercury and lead were increased in the three groups of patients, but the most significant level was observed in chemotherapies patients. Iron level was reduced significantly in newly diagnosed prostate cancer patients, and chemotherapies patients. In conclusion, trace elements are suffering great change in prostate cancer disease, and can be used as sensitive prognostic markers.
Biochemical comparative study for the role of selenium and chromium in metabolic syndrome
This study aimed to mark the role of selenium and chromium in MetS and their association with components and to know the effect of age, sex, and BMI on the studied parameters. Samples were collected from 140 participants, and 70 of them met the syndrome criteria used in this study. The other 70 were as a control group. Participants were divided by age, sex, and BMI. The target ages ranged from 20-75 years. The concentrations of Se, Cr, FBG, F. Insulin, HOMA-IR, TG, HDL, UA, and fibrinogen were examined. In addition to measuring systolic and diastolic blood pressure, waist circumference, weight, and height. The results showed an inverse correlation between selenium and chromium with MetS. Age, sex, and BMI had a clear effect on the concentration of the studied parameters. The results showed a significant increase in the concentration of FBG, F. Insulin, HOMA-IR, TG, UA, fibrinogen, WC, SBP, and DBP. While it recorded a decrease in the concentration of HDL, Se, and Cr. Through the ROC Curve procedure, Se and Cr record a distinctive ability between non-diabetic MetS and control subjects. The concentrations of Se and Cr decrease with the occurrence of MetS, which may be useful in the future as diagnostic parameters of the syndrome or conduct studies to prove their therapeutic usefulness in improving MetS.
Study of some biochemical parameters in patient infected with dermatophytosis
Recent studies have related to effect some biochemical parameters as vitamins, enzymes, selenium , Zinc, Iron, Ferritin, in patient infected with dermatophytosis and treatments for supplement facters . In this study, the samples were divided, after being diagnosed by a dermatologist and examined by the direct method, into 3 groups, (Control group , patients (Ring worm) group and Patients (Ring worm + Treatment) group, all groups treated at period 30 days. As result, we can imply that the biochemical assessments in teatment group revealed significant elevation (p≤0.05) in the amount of Vitamins B12 and D3, selenium, Zinc, Iron, Ferritin, Calcium and Potassium copmpared with control group. It was found from the current study that treatment with vitamins and antifungals has a significant role in reducing ringworm and its complications, and the emergence and development of this disease.
Diyabetik hastalarda serum lipit, selenyum düzeyi ve glutatyon peroksidaz aktivitesinin değerlendirilmesi
Diyabetes Mellitus insülin direnci veya insülin yokluğu ile giden, hiperglisemi ile karakterize metabolik bir hastalıktır. Diyabetes Mellitus'ta gelişen komplikasyonlar insülin eksikliği, insülin direnci, ileri glikasyon son ürünleri, artmış reaktif oksijen türleri gibi nedenlere bağlı gelişebilmektedir. Glutatyon Peroksidaz ve bu enzimin integral bir parçası olan Selenyum elementi, organizmayı serbest radikallerin oksidatif hasarından korumak için önemli görevleri vardır. Glutatyon Peroksidaz aktivitesinin ve Selenyum düzeylerinin Diyabetes Mellitus'ta gelişen komplikasyonlar ve dislipidemi arasında ilişki olduğuna dair çalışmalar mevcuttur. Çalışmada amacımız diyabetik hastalarda serum lipit, Selenyum düzeyi ve Glutatyon Peroksidaz aktivitesinin ilişkisini değerlendirip, kontrol ile karşılaştırmaktır. Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 73 Diyabetes Mellitus hastası ve 74 sağlıklı birey olmak üzere toplam 147 olgunun dahil edildiği çalışmada; her iki grup için aile öyküsü, sigara alışkanlıkları, boy, kilo, bel çevresi, diyastolik ve sistolik kan basınçları da kaydedilmiştir. Vücut kütle indeksi ölçümü yapılmıştır. Biyokimya, hemogram, Selenyum ve Glutatyon Peroksidaz için kan alınmış, alınan kanlar uygun koşullarda saklanıp eş zamanlı olarak çalışıldı. Sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildi. Her iki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark yoktu. Hasta grubundaki lökosit, nötrofil ve monosit değerleri laboratuvar referans değerleri ortalamasında olmasına karşın kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulundu. Biyokimyasal parametreler ve lipit profilinden total kolesterol, düşük yoğunluklu kolesterol ve trigliserit değerleri her iki grupta anlamlı bir fark bulunmadı. Yüksek yoğunluklu kolesterol ise hasta grupta anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Glukoz değerleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulundu ve hasta grubunda HbA1c değeri ortalaması beklenen hedefin üzerinde idi. Hasta grubun sigara içme durumu kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı değerlendirildi. Glutatyon peroksidaz ve Selenyum değerleri hasta grupta anlamlı düşük saptandı. Glutatyon Peroksidaz ve Selenyum arasında korelasyon tespit edilmedi. Sonuçta diyabetli hastalarda artan oksidatif stres artışına bağlı fazla kullanım nedeniyle serum selenyum ve glutatyon peroksidaz aktivitesi düşüklüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, Glutatyon Peroksidaz, Selenyum, Lipoprotein
Organik selenyum ile desteklenen rasyonların süt ineklerinde kış ve yaz mevsimlerinde bazı biyokimyasal kan değerleri ve gebelik oranları üzerine etkisi
Bu çalışmada yaz ve kış dönemlerinde sütçü ineklerin rasyonlarına eklenen organik selenyumun bazı biyokimyasal kan değerleri ve gebelik oranları üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın yaz döneminde 60 ve kış döneminde 60 olmak üzere toplam 120 inek her grupta 15 adet olacak şekilde 4'er gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu günlük rasyonlarıyla beslenirken deneme gruplarının rasyonlarına sırasıyla 3 (1. grup), 6 (2. grup) ve 12 (3. grup) g/gün selenyum ilavesi yapılmış, bu uygulama planlanan suni tohumlamadan önceki 40 ve tohumlama sonrası 20 gün sürdürülmüştür. Tüm hayvanlardan 0, 40 ve 60. günlerde kan örnekleri alınarak malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH) ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px) düzeyleri belirlenmiştir. MDA düzeyleri arasında kış döneminde herhangi bir fark bulunmazken, yaz döneminde tüm gruplarda 0. gün ile 40. gün ile karşılaştırıldığında görülen farkların istatistiki olarak önemli olduğu görüldü (P<0,05). GSH düzeylerinin kış dönemindeki tüm gruplarda 60. günde en yüksek düzeylerine ulaştığı, yaz döneminde ise 2. ve 3. grupta görülen azalmanın istatistiksel olarak önemli (P<0,001) olduğu anlaşılmıştır. Kış GSH-Px bulgularının 0 ile 40. günleri karşılaştırıldığında tüm gruplarda anlamlı derecede azalma gözlenirken (P<0,001), yaz döneminde aynı günler arasında sadece kontrol grubunda anlamlı bir artış gözlenmiştir (P<0,001). Yaz ve kış mevsimleri karşılaştırıldığında MDA seviyelerinde 1. grup dışındaki tüm gruplarda gözlenen artışın istatistiksel olarak önemli olduğu gözlenmiştir (P<0,05). GSH düzeyleri için ise kontrol grubu dışındaki diğer tüm gruplarda kış ve yaz dönemlerinde gözlenen artışın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlenmiştir (P<0,05). GSH-Px değerlerinin ise 1. grup dışındaki tüm deneme gruplarında yaz ve kış döneminde belirlenen değerler arasındaki fark önemli bulunmuştur (P<0,05). Suni tohumlamadan 4 hafta sonra yapılan ultrasonografik muayenelerde gerek mevsim içi gruplar ve gerekse mevsimler arası yapılan karşılaştırmalarda gebelik oranları açısından istatistiksel fark olmadığı görülmüştür. Ancak uygulanan bu kısa süreli beslenme stratejisininde 12 g/gün selenyum takviyesinin yapılması ile gebelik oranlarında kontrol grubuna göre yazın %6,7 kışın ise %20 artış görüldüğü böylece sıcak stresine bağlı gebelik oranlarındaki düşüşleri önleyebileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, selenyum, sıcak stresi, süt sığırı.
İskemi-reperfüzyon hasarına uğratılan ratlarda antimüllerian hormon ile over rezervinin değerlendirilmesi ve over hasarının azaltılmasında selenyumun etkisi
Amaç: Over torsiyonunun ve detorsiyonunun over rezervine ektisinin araştırılması, AMH'nin over rezervi ile ilişkisi ve iskemi reperfüzyon hasarının biyokimyasal ve histolojik parametreler ile tespit edilmesi ve hasarın azaltılmasında antioksidan olan selenyumun etkisnin belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Etik Kurul'unun onayı alındıktan sonra yapılmıştır. Çalışmada 50 adet, 200-250 gr. ağırlığında, genç erişkin, dişi Wistar Albino sıçan (rat) kullanılmıştır. Grup1:Kontrol(Sham grubu), Grup2(3T/D), Grup3(3T/D+Se), Grup4(24T/D), Grup5(24T/D+Se) olmak üzere 5 gruptan oluşmaktadır. İntraperitoneal yol ile Selenyum, Grup3 ve 5' e detorsiyon işleminden 20 dk önce uygulanmıştır. Overler iskemi-reperfüzyon hasarsı açısından, biyokimyasal parametrelerden; MDA, SOD, GSH-Px ve immunohistokimyasal apoptozis parametrelerinden eNOS, iNOS, Caspase 3, Cytochrom c, Apaf-1, Fas-L, TUNEL ile değerlendirilmiştir. Ayrıca over rezervini değerlendirmek amacıyla follikül sayıları, histolojik grade ve AMH kullanılmıştır.Bulgular: İskemi-reperfüzyon uygulanan gruplar kontrol grubu ile karşılaştırıldığında; over hasarı biyokimyasal (MDA, SOD, GSH-Px) ve immunohistokimyasal (eNOS, iNOS, Caspase 3, Cytochrom c, Apaf-1, Fas-L, TUNEL) ile tespit edilmiş ve elde edilen veriler artan iskemi-reperfüzyon süresi ile artan over hasarını desteklemektedir (p<0,01). Over hasarının önlenmesinde Selenyum tedavisinin etkinliği ise Fas-L (3 saatlik uygulamada), SOD (3 ve 24 saatlik uygulamada) (p>0,05) verileri hariç diğer tüm veriler değerlendirildiğinde ise istatistiksel olarak anlamlı p<0,01 bulunmuştur. AMH' nin gruplar arasındaki değişimi over hasar derecesine ve artan iskemi-reperfüzyon sürelerine göre değerlendirildiğinde p>0,05 bulunmuştur.Sonuç: Over hasarının, artan iskemi-reperfüzyon sürelerine bağlı olarak arttığı ve Selenyum uygulamasının over hasarını önlemede etkin olduğu bulunmuştur. Ayrıca AntiMüllerian Hormonun, artan over hasarını göstermede anlamlı olmadığı tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: AntiMüllerian Hormon, Over Rezervi, İskemi-Reperfüzyon
Selenyumun yüksek yağ içerikli diyet ve streptozotosinle diyabet oluşturulmuş sıçanlarda endotel bağımlı damar fonksiyonlarındaki rolü
Selenyumun Yüksek Yağ İçerikli Diyet ve Streptozotosinle Diyabet Oluşturulmuş Sıçanlarda Endotel Bağımlı Damar Fonksiyonlarındaki RolüTip 2 diyabete bağlı vasküler komplikasyonların gelişiminden endotelyal disfonksiyon sorumludur. Endotelyal disfonksiyon gelişimi oksidatif stres ve buna bağlı oluşan bir patolojik sürecin sonucudur. Selenyum antioksidan etkileri bilinen esansiyel bir elementtir. Bu çalışmada selenyumun tip 2 diyabet modeli oluşturulmuş sıçanlarda endotelyal disfonksiyon ve oksidatif stres üzerine etkileri araştırılmıştır. Deneyde kullanılan sıçanlar kontrol, tedavi almamış diyabetik ve 3 ayrı dozda selenyum tedavisi almış (180- 300- 500 mcg/kg/gün) diyabetik grup olmak üzere beş gruba ayrılmıştır. Diyabetik gruptaki sıçanlar deney sonuna kadar (8 hafta) yüksek yağ içerikli diyet (high fat diet, HFD) ile beslenmiş olup streptozotosin (STZ) uygulaması intraperitoneal, düşük dozda (30 mg/kg) ve iki kez yapılmıştır. Deneye alınan sıçanların torasik aortlarında asetilkolin ve sodyum nitroprussidle elde edilen endotele bağlı gevşeme yanıtları ile eNOS ve NADPH oksidaz (NOX4) mRNA eskpresyonlarına bakılmıştır. Selenyum tedavisi ile diyabette artış gösteren NOX4 ekspresyonlarında azalma tespit edilmiş olup diyabette azalmış eNOS ekspresyonları artmıştır. Bunun yanı sıra kan örneklerinde açlık kan şekeri, lipid profili, lipid peroksidasyonu (MDA), insülin ve NO değerleri incelenmiş olup sıçanlardan alınan karaciğer örneklerinde MDA'nın yanı sıra SOD, CAT ve GPx düzeyleri incelenmiştir. Selenyum tedavisi diyabetik sıçanlarda artmış olan açlık kan şekeri, total kolesterol ve trigliserid düzeyleri ile karaciğer katalaz ve MDA miktarlarını da düşürmektedir. Diyabette azalmış bulunan GPx seviyeleri de selenyum tedavisi ile artmış bulunmaktadır. Elde edilen verilere göre selenyum tedavisi diyabette bozulan damarsal yanıtları ve endotel fonksiyonu düzeltmekte, bunu NO seviyelerini ve eNOS ekspresyonlarını arttırarak yapmaktadır.Anahtar Kelimeler: tip 2 diyabet, selenyum, nitrik oksid, endotel disfonksiyonu, oksidatif stres, yüksek yağ içerikli diyet
The Determination sensitizing centers and band gap of the photoconductive materials
ÖZET FOTOILETKEN MALZEMELERİN HASSASLAŞTIRMA MERKEZLERİNİN VE BAND ARALIKLARININ HESAPLANMASI YAZICI Ahmet Necmeddin Yüksek Lisans Tezi, Fizik Mühendisliği Bölümü Tez Yöneticisi: Doç. Dr. Ata SELÇUK Şubat 1993, 96 sayfa Bu çalışmada, yüksek vakuum ve yüksek sxcaklik koşullarında Selenyum (Se) tozları Klor (Cl) tozları ile karıştırılıp Selenyum fotoiletkeni geliştirildi. Aynı şartlar altında Çinkosülfür (ZnS) ve Çinkoklörür (ZnCİ) tozları karıştırılıp Çinkosülfür fotoiletkeni yapıldı. Geliştirilen fotoiletkenler İşığa karşı oldukça hassastırlar. Bu fotoiletkenlerdeki hassaslaştirma merkezlerinin yoğunluğu Kapasitör-Voltaj (C-V) ve sinırlandırılmiş boşluk yükleri methodları kullanılarak bulundu. Se ve ZnS'nin yasak bölgesindeki hassaslaştirma merkezlerinin enerji seviyeleri dalgaboyu ile f otoiletkenlik uyarımının değişmesi methodu kullanılarak elde edildi. Hassaslaştirma merkezlerinin yoğunluğu ışık yoğunluğu ile düzgün değiştiği görüldü; Se ve ZnS fotoiletkenlerinin band enerji değerlerinin teorik değerleri ile çok iyi uyum içinde olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: Birleşme merkezleri II, Hassaslaştirma merkezleri, Fotohassaslık, Se, ZnS iv
Arsenik ve selenyumum katı faz özütleme yöntemiyle zenginleştirilmesi, türlemesi ve atomik absorpsiyon spektroskopisi ile tayini
Bu çalışmada, katı faz olarak nano zirkonyum oksit ? bor oksit (ZrO2/B2O3) kullanarak kolon katı faz özütleme yöntemi ile inorganik arsenik ve selenyumun zenginleştirilmesi ve türlemesi gerçekleştirilmiştir. Tayin yöntemi olarak arsenik için hidrür oluşturmalı atomik absorpsiyon spektrometri, selenyum için de elektrotermal atomik absorpsiyon spektrometri yöntemi kullanılmıştır. Önerilen zenginleştirme ve türleme yöntemi, belirlenen koşullar altında Se(IV) iyonunun amonyum prolidin ditiyokarbamat kompleksi hâlinde adsorbanda tutunurken Se(VI) iyonunun tutunmamasına dayanmaktadır. Benzer şekilde, As(V) adsorbanda tutunurken As(III) tutunmamaktadır. Örneklerdeki Se (VI) ve As(III) içeriği, toplam Se ve toplam As değerlerinden yararlanarak hesaplanmıştır. Arsenik ve selenyum için en uygun zenginleştirme ve türleme koşullarının belirlenmesi için pH, örnek çözeltisinin akış hızı ve hacmi, geri alma çözeltisinin tipi, derişimi ve hacmi gibi deneysel değişkenlerin etkisi araştırılmıştır. Selenyum ve arseniğin türlemesi ve zenginleştirilmesi için en uygun pH değeri (geri kazanma verimi > % 95) sırasıyla 2 ve 3 olarak belirlenmiştir. Analitlerin tayinine girişim yapabilecek diğer iyonların etkisi de araştırılmıştır. Nano sorbentin adsorpsiyon kapasitesi adsorpsiyon izotermi çalışmalarından (Langmuir izotermi) As(V) için 98,04 mg/g ve Se(IV) için ise 95,23 mg/g olarak bulunmuştur. Ayrıca, gözlenebilme sınırı, tayin sınırı, doğrusal çalışma aralığı, kesinlik ve doğruluk gibi analitik başarım ölçütleri de en uygun deneysel değişkenler altında belirlenmiştir. As(V) ve Se(IV) için analitik gözlenebilme sınırları sırasıyla 9,25 ve 121 ng/L olarak bulunmuştur. Yöntemin doğruluğu, belgeli referans madde (As için SPS - WW1 Waste Water and Se için NIST 1643e) ve katkılı su örnekleri analizi ile kontrol edilmiş ve yaklaşık %5'lik bağıl hata ile tayinin yapılabileceği gösterilmiştir. Yöntemin kesinliği de eser analizlerde analitik amaçlar için yeterli olarak kabul edilebilecek düzeydedir (bağıl standart sapma < %10). Son olarak, önerilen zenginleştirme ve türleme yöntemi, kaplıca suları dâhil çeşitli su örneklerindeki toplam As, toplam Se, As(III), As(VI), Se(IV) ve Se(VI) tayinine uygulanmıştır.
Febril konvülziyon etiyolojisinde serum çinko ve serum selenyum düzeylerinin rolü
Febril konvülziyon (FK) çocuklarda en sık görülen konvülziyon tipidir ve çocukluk çağı nörolojik bozuklukları arasında en üst sıradadır. FK, basit ve komplike febril konvülziyon olmak üzere iki gruba ayrılır. Gelişmekte olan ülkelerde FK insidansının gelişmiş ülkelere oranla daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Görülme sıklığının, yaygınlığının yüksek olması, ekonomik yükünün fazla olması nedeni ile patofizyolojisi ve tedavisi ile ilgili çalışmalar tüm dünyada önemli bir yer kaplamaktadır. FK patogenezinde çinko ve selenyum eksikliğinin de rolü olduğu bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı FK etiyolojisinde serum çinko ve serum selenyum düzeyinin rolünün araştırılmasıdır. Bu çalışmada Mart 2017 ve Aralık 2018 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi çocuk acil ve genel çocuk sağlığı ve hastalıkları polikliniğine başvuran toplam 200 çocuk değerlendirilmeye alındı. Jeneralize nitelikte, en fazla 15 dakika süren, 24 saat içinde tekrarlamayan nöbet şikayeti ile başvuran 60 çocuk "Basit Febril Konvülziyon grubu (grup I)"; 15 dakikadan daha uzun süren, 24 saat içinde birden fazla tekrarlayan nöbeti olanlar veya fokal nitelikte nöbet şikayeti ile başvuran 40 çocuk "Komplike Febril Konvülziyon grubu (grup II)" olmak üzere iki vaka grubu oluşturuldu. Çocuk acil polikliniğine ateş şikayeti ile başvuran ancak nöbeti olmayan 50 çocuk hasta 1. kontrol grubu olarak (grup III) çalışmaya alındı. Genel çocuk sağlığı ve hastalıkları polikliniğine sağlıklı çocuk izlemi nedeni ile başvuran sağlıklı 50 çocuk ise 2. kontrol grubu (grup IV) olarak çalışmaya alındı. Gruplar incelendiğinde, Grup III teki hastaların serum selenyum düzeyi grup IV'e göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşüktü. Ancak diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Gruplar arası serum çinko düzeyleri değerlendirildiğinde; grup I, grup II ve grup III' teki hastaların serum çinko düzeyleri grup IV teki hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşüktü. Ayrıca grup III'teki hastaların serum çinko düzeyi Grup I ve grup II' deki hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşüktü. Bununla birlikte Grup I ve grup II' deki hastalar arasında serum çinko düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmedi. Grup I ve grup II'de tekrarlayan FK öyküsü olan ve olmayan hastalar arasında serum selenyum ve çinko düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmedi. Bu çalışmada kan numuneleri özellikle nöbetten sonraki ilk 2 saatte alınması nedeniyle diğer çalışmalardan farklılık göstermektedir. Çalışmamızda FK ile serum çinko düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanırken; selenyum düzeyleri arasında bir ilişki saptanmadı. Ayrıca ateşi olup nöbeti olmayan grupta eser element düzeylerinde diğer gruplara göre düşük değerler saptandı. Bu nedenle ateşi olup ancak nöbeti olmayan çocuklar ile FK'lı çocuklarda serum çinko ve selenyum düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştıran daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: febril konvülziyon, basit febril konvülziyon, komplike febril konvülziyon, çinko, selenyum
Ratlarda selenyumun yüzme dayanıklılığı, oksidatif stres ve NRF2/HO-1 protein ekspresyonları üzerine etkisi
Bu çalışmada, önemli bir antioksidan olan selenyumun tükeninceye kadar yüzdürülen ratlarda yüzme süresi, oksidatif stres ve oksidatif stresle ilişkili HO-1 ve Nrf2 protein düzeylerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. 18 adet Wistar- Albino ırkı erkek sıçanlardan, her grupta 9 adet olacak şekilde 2 grup oluşturulmuştur. Deneysel uygulama başlamadan önce ratların yüzmeye alışması için gruplar ayrı ayrı olarak yarım saat yüzdürülmüştür. İlk gün gruplar; Morris yüzme tankında tükeninceye kadar yüzdürülüp, yüzme süreleri kayıt altına alınmıştır. 20 gün boyunca günde bir kez; kontrol grubuna plasebo (serum fizyolojik), selenyum grubuna 0,8 mg/kg dozda selenyum uygulanmıştır. 20. günün sonunda gruplar tekrar yüzdürülüp yüzme süreleri kayıt altına alınmıştır. Ratlar son yüzdürmeden hemen sonra anestezi altında sakrifiye edilmiştir. Yüzme süreleri gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Kan, kas ve karaciğer doku örneklerinden MDA, GSH düzeyi, CAT ve GSH-Px aktiviteleri belirlenmiştir. Kas ve karaciğer doku örneklerinden HO-1 ve Nrf2 protein düzeylerine Western Blott tekniğiyle bakılmıştır. Karaciğer ve kas dokusu MDA düzeyinin selenyum grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür (p<0.05). Karaciğer GSH düzeyinin selenyum grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kas, plazma ve karaciğer dokusunda GSH-Px aktive düzeyi, selenyum grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Karaciğer dokusu HO-1 ve Nrf2 protein düzeyi selenyum grubunda anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak selenyum uygulaması oksidatif stresi azaltıp antioksidan aktivite ve karaciğer dokusunda Nrf2 ve HO-1 protein düzeylerini artırmıştır, yüzme süresini etkilememiştir.
Meme tümörü oluşturulmuş sıçanlarda kemoterapi uygulamasının tuba uterina ve uterus dokuları üzerine etkisi ve çeşitli antioksidanların koruyucu rollerinin yapısal ve immünohistokimyasal düzeyde belirlenmesi
Günümüzün oldukça önemli hastalıklarından biri olan meme kanseri, dünya genelinde kadın kanserleri açısından ele alındığında en yaygın kanser türü olarak nitelendirilmektedir. Meme kanseri çalışmalarında, MNU ile oluşturulmuş meme karsinoma modelleri geniş kullanım alanına sahiptir.Siklofosfamid meme kanseri tedavisinde sıklıkla kullanılan kemoterapik bir ajandır. Mitoz bölünmeyi durdurarak kanser hücrelerinin büyümesini engellemektedir. Siklofosfamid ve diğer kemoterapik ilaçların uzun süreli yan etkileri ile ilgili endişeler bulunmaktadır.Bu çalışmada, genç sıçanlarda Siklofosfamid uygulamasının, MNU ile meme kanseri oluşturulan deneklerin uterus ve tuba uterina yapısına verebileceği hasar ile antioksidan özellikleri bilinen C vitamini, E vitamini ve selenyumun olası koruyucu etkilerinin istatistiksel, immunohistokimyasal ve ince yapı düzeyinde karşılaştırmalı olarak ortaya konulması amaçlandı. Bu nedenle hücre çoğalmasını değerlendirmek için Ki 67, apoptozisin belirlenmesi için Kaspaz-3 ve anjiyogenezisi belirlemek İçin VEGF primer antikorları kullanıldı.İmmunohistokimyasal değerlendirmeler sonucunda uterus dokusunda hücre çoğalmasının özellikle siklofosfamid uygulanan grupta azaldığı; benzer şekilde Kaspaz 3 tutulumunun da diğer gruplara göre azaldığı antioksidan kullanımının ise bu etkiyi belirli ölçülerde değiştirdiği gözlendi. VEGF tutulumunun ise gruplar arasında belirgin farklılıklar göstermediği dikkati çekti. Yarı ince kesitler üzerinde yapılan değerlendirmelerde, kanser grubu ve siklofosfamid uygulanan grupların epitel boylarında kısalma ve apoptotik cisimlerin varlığında artış izlendi. Antioksidan kullanımında ise genel yapı biraz daha normal görüldü.Tuba uterina dokusunda yaptığımız immunohistokimyasal değerlendirmelerde; hücre çoğalmasının gruplar arasında belirgin farklılıklar göstermediği, özgün olmayan tutulumlar olduğu dikkati çekti. Kaspaz-3 tutulumu ise kanser grubunda karşın gruplara göre daha yoğundu. Siklofosfamid ve antioksidanların kullanımının ise tutulumu azalttığı belirlendi. Diğer gruplarla karşılaştırıldığında, VEGF tutulumunun ise siklofosfamid uygulanan grupta son derece zayıf olduğu görüldü. Yarı ince kesit değerlendirmelerde kanser grubu ve siklofosfamid uygulanan gruplarda hücrelerde yoğunluk farkı dikkati çekti, kanser grubunda ise bu duruma ek olarak iri vakuollere rastlandı. Antioksidan kullanımında ise yapının biraz daha normale döndüğü izlendi.Yaptığımız elektron mikroskobik değerlendirmeler sonucunda elde ettiğimiz veriler de tüm bu bulguları destekler nitelikteydi.Sonuç olarak, MNU ile oluşturulan meme kanserinin ve sonrasında uygulanan kemoterapinin uterus ve tuba uterina dokularında hücresel dejenerasyon ve proliferasyona neden olduğu ve apoptozisi yer yer tetiklediği görülmüş, buna karşın antioksidanların bu etkileri göreceli olarak azalttığı izlenmiştir.
Kemoterapi uygulamasının sıçan ovaryum follikülleri üzerine etkisi ve çeşitli antioksidanların koruyucu rollerinin yapısal ve immünohistokimyasal düzeyde belirlenmesi
Kanser tedavilerinde kemoterapötik olarak sıklıkla kullanılan ajanlardan biri olan Siklofosfamid, üreme organlarına toksik etki ederek döllenmenin bozulmasına neden olur. Çalışmamızda kemoterapotik ajan Siklofosfamid'in normal ovaryum dokusunda olaylandırdığı dejeneratif etkiler üzerine askorbik asit, ?-tokoferol ve selenyum'un olası antioksidan etkilerini immünohistokimyasal ve elektron mikroskobik düzeyde değerlendirmeyi amaçladık. Bu nedenle yaşam ve gelişim sinyal moleküllerinden TGF-ß1, GDF-9, PCNA, apoptozis sinyal moleküllerinden kaspaz-3, APAF-1 primer antikorları ve hücrelerdeki DNA hasarını belirlemek için TUNEL yöntemi kullandık.Siklofosfamid uygulamasından sonra ovaryum dokusunda tüm gelişim aşamasındaki folliküllerin granüloza hücrelerinde TGF-ß1, PCNA, oositlerde ise GDF-9 tutulumlarının kontrol grubuna karşın oldukça azaldığı ve kaspaz-3, APAF-1 tutulumlarının ise belirgin olarak arttığı belirlendi. Ayrıca TUNEL yöntemi ile bu grupta atretik folliküllerin sayısının arttığı ve bazı Graaf folliküllerde DNA hasarı olan hücrelerin kontrol grubuna göre kuvvetli tutulum gösterdiği saptandı. Siklofosfamid ile birlikte antioksidan uygulanan grupların gelişmekte olan folliküllerinde ise TGF-ß1, PCNA, oositte ise GDF-9 immünreaksiyonun kontrol grubuna yakın olarak arttığı, kaspaz-3, APAF-1, TUNEL tutulumlarının belirgin olarak azaldığı ve doku genelinde atretik folliküllerin sayısının anlamlı derecede azaldığı saptandı.Elektron mikroskobik bulgularımız da immünohistokimyasal bulgularımızla eşdeş olarak; Siklofosfamid uygulanmış ovaryum dokularında özellikle çok sıralı primer folliküllerin granüloza hücrelerinde kontrol grubuna karşın yoğun dejeneratif değişiklikler saptandı. Antioksidan uygulanan 3 grupta ise ovaryumun yapısının korunduğu gözlendi.Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgulara göre, kemoterapi tedavisi sırasında normal ovaryum dokusunda oluşan serbest radikallerin neden olduğu dejeneratif etkilerin antioksidanlar ile en az düzeye indirilerek baskılanabileceği ve toksik etkilerden korunabileceği sonucuna varıldı.
İndazol türevlerinin ratların bazı kan parametrelerine (A, E, C vitaminleri, selenyum, MDA düzeyleri ve GSH-Px aktivitesi) etkilerinin araştırılması
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZÎ İNDAZOL TÜREVLERİNİN KATLARIN BAZI KAN PARAMETRELERİNE (A, E, C VİTAMİNLERİ, SELENYUM, MDA DÜZEYLERİ VE GSH-Px AKTİVİTESİ) ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASI Ebru ÇELİK Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Anabilim Dalı 2003, Sayfa : 33 8u çalışmada, deri altına indazolün türevleri enjekte edilen ratların kan serumunda, karaciğer ve böbreklerinde A, E, C vitaminleri, selenyum ve malondialdehit (MDA) miktarları yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC), eritrosit glutatyon peroksidaz (GSH-Px) aktivitesi ise spekrofotometre ile belirlendi. 3-Pirol-lH-İndazoI ve 3-İndolil-lH-İndazol enjekte edilen ratlarm serum, karaciğer ve böbrek A, E ve C vitaminlerinde kontrol grubuna göre azalma (p<0.001), MDA düzeylerinde artma (p<0.001), eritrosit GSH-Px aktivitelerinde ise enjeksiyonunun 7. gününde maksimum artış (p<0.001), fakat 15. ve 30. günlerinde ise tekrar kontrol değerlerine yakın bir değere ulaştığı gözlemlenmiştir. Tüm bu verilerden 3-Pirol-lH-tndazol ve 3-İndolil-lH-îndazol enjeksiyon süresine bağlı olarak oksidatif stres oluşturduğu ve serbest radikal oluşumunu arttırdığı ileri sürülebilir. Sonuç olarak; îndazol türevleri ihtiva eden ilaçların uzun süreli kullanımında antioksidan vitamin ile birlikte alınmasının yararlı olabileceği kanısındayız. Anahtar Kelimeler : îndazol, A, E, C vitaminleri, Se, MDA, GSH-Px ve HPLC III
Ratlarda E vitamini ve selenyum alveolar ve peritonal makrofajların fagositik aktivitesi üzerine etkisi
52 ÖZET Bu çalışmada, Selenyum ve E vitamininin in vivo alveolar ve peritonal makrofajların fagositik aktivitesi üzerine etkileri araştırıldı. Bu amaçla toplam 60 adet, vücut ağırlıkları 140-160 gr arasında değişen 5 haftalık erkek Wistar albino sıçanlar kullanıldı. Bu sıçanlardan kontrol (n=20) ve uygulama (n=40) grupları oluşturuldu. Uygulama grubu iki gruba ayrıldı. Birinci uygulama grubuna 10 mg/gün di- alfa-tokoferil Asetat, ikinci uygulama grubuna ise 0.2 mg Sodyum selenit intraperitonal olarak 5 hafta süreyle uygulandı. Uygulama sonunda her üç gruba ait alveolar ve peritonal makrofajların fagositik aktiviteleri tespit edildi. Sonuçta; E vitamini ve selenyum uygulanan grupta, kontrole kıyasla hem alveolar hem de peritonal makrofajlarının fagositik aktivitesinin önemli ölçüde arttığı gözlemlendi (p< 0.001). Buna karşılık fagositik aktivite yönünden alveol ve periton makrofajları arasında önemli bir farklılık bulunmadı. Bu bulgulara göre, E vitaminini ve selenyum enjeksiyonunun alveolar ve peritonal makrofajların fagositik aktivitesi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu sonucuna varıldı.
Yemlerle verilen slenyum sazan (cyprinus carpio l.) üzerine etkisinin incelenmesi
II ÖZET Doktora tezi Yemlerle Verilen Selenyumun Sazan {Cyprinus carpio L.) Üzerine Etkisinin İncelenmesi Habibe ÖZMEN Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Anabilim Dalı 1997, Sayfa: 102 Yemle verilen selenyumun Sazan Balığı {Cyprinus carpio L.) üzerine etkisinin incelendiği bu çalışmada, 2.5, 5.0, 10.0 ve 20.0 ppm Se (NaiSeCb) yeme katılarak, balıklar 5 ay beslendi. Laboratuvar ortamında yapılan çalışma 3 defa tekrarlandı. Selenyum analizi için yöntem seçimi yapılarak uygun çalışma şartlan optimize edildi. Su ve yemde bazı kimyasal parametreler ayarlandı. Balığın karaciğer, böbrek, et, deri, solungaç, bağırsak örneklerinde biriken ve dışkı ile atılan selenyum düzeyleri belirlenerek sonuçlar kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Sc analizi HG-AAS kullanılarak yapıldı. 1 0.0 ve 20.0 ppm Se'lu yemle beslenen balıkların derilerinde siyahlaşma, gözde fırlama, karında su toplaması ve şişkinlik, kuyruk ve dorsal yüzgeçte kanlanma görüldü. Sonuçlar, yemde artan selenyum miktarına bağlı olarak, dışkı ile atılan, dokular ve organlarda biriken Se miktarında da artma olduğunu gösterdi. Doku ve organlarda birikimin, en fazla karaciğerde en az ise kasta olduğu belirlendi. Kondisyon Katsayısı ve Bağıl Büyüme Oranı değerlerine göre 2.5 ppm Se'lu yemle beslenen balıklarda büyümenin kontrol grubu dahil, diğer gruplara göre daha iyi olduğu belirlendi. ANAHTAR KELİMELER: Sazan Balığı (Cyprinus carpio L.), Yem, Selenyum, Birikim, Sindirim, Büyüme, HG-AAS.
Deneysel olarak selenyum zehirlenmesi oluşturulan koyunlarda kan ve selenyum düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, deneysel olarak selenyum zehirlenmesi oluşturulan koyunların kan ve dokularındaki (karaciğer, böbrek, dalak, kalp, akciğer, kıl, deri, tırnak, kas ve safra) selenyum düzeylerinde meydana gelen değişikliklerin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmada 50-55 kg ağırlığında 25 adet Morkaraman koyun kullanıldı. Koyunlara ağız yolu ile 1, 2, 3 ve 4 mg/kg, kas içi yolla 0.1, 0.2, 0.4 ve 0.6 mg/kg dozlarında selenyum (sodyum selenit) verildi. Ağız yolu ile selenyum uygulamasından sonra 1, 3, 6, 9, 12, 18, 24, 48, 72, 120, 168, 240, 360, 480 ve 600.saatlerde; kas içi yolla selenyum verilmesinden sonra ise 1/6, 1/3, 1/2, 1, 3, 6, 9, 12, 24, 48, 72, 120, 168 ve 240. saatlerde kan örnekleri v.jugularis'ten alındı. Doku örnekleri ise 0.6 mg/kg dozunda selenyumun kas içi yolla uygulamasından sonra 1/2, 1, 3, 9 ve 24.saatlerde hayvanların boğazları kesilmek suretiyle alındı. Kan ve dokulardaki selenyum düzeyleri selenyumun asit ortamda 3,3- diaminobenzidin ile reaksiyona girmesi sonucu oluşan sarı renkli piazselenol bileşiğinin 420 nm'de spektrofotometrik olarak belirlenmesi esasına dayanır. Selenyum uygulanan hayvanlarda kan selenyum düzeylerinin doza bağlı olarak arttığı görüldü. Selenyumun ağız yolu ile verilmesinden sonra kan selenyum düzeyleri tüm dozlarda 1. saatten itibaren artarak 18.saatte en yüksek seviyeye ulaştı. Daha sonra selenyum düzeyleri tedrici bir şekilde azalarak 1 ve 2 mg/kg'lik dozlarda 360.; 3 ve 4 mg/kg'lik dozlarda ise 600.saatlerde kontrol gruplarına yakın düzeylere indiği belirlendi. Selenyumun kas içi yolla verilmesinden sonra kan selenyum düzeyleri tüm dozlarda (0.1, 0.2, 0.4 ve 0.6) 10.dk'dan itibaren artarak 0.1 ve 0.2 mg/kg dozlarında 20.dk'da; 0.4 ve 0.6 mg/kg 45 dozlarında ise 30.dk'da doruk noktaya ulaştığı tespit edildi. Daha sonra selenyum düzeyleri tedrici bir şekilde azalarak 0.1 ve 0.2 mg/kg'lık dozlarda 120; 0.4 ve 0.6 mg/kg'lık dozlarda ise 168.saatlerde kontrol gruplarına yakın seviyelere indiği belirlendi. Selenyumun 0.6 mg/kg dozunda kas içi yolla verilmesinden sonra alınan karaciğer, böbrek, dalak, kalp, akciğer, kas ve safra örneklerindeki selenyum düzeyleri 30.dk'dan itibaren artmaya başlayarak, dalak, kalp ve akciğerde 1.saatte; karaciğer, böbrek ve kasta 3.saatte; safrada ise 9.saatte doruk noktaya ulaştığı görüldü. Daha sonra selenyum düzeyleri tedrici bir şekilde azalarak 24.saatte kontrol gruplarından yüksek seviyelerde olduğu tespit edildi. Kıl, deri ve tırnak gibi dokulardaki selenyum düzeylerinde ise 24 saatlik süre içinde hiçbir değişikliğin oluşmadığı belirlendi.
Prostat kanserli hastalarda antioksidan vitaminler (A, E, C) ile selenyum ve MDA düzeylerinin araştırılması
Bu çalışmada, kontrol grubu olarak 21 sağlıklı kişi ile Prostat kanseri teşhisi konulmuş 20 hastanın kan serumlarındaki antioksidan vitaminlerden A, E, C vitaminleri ve MDA miktarları Yüksek performanslı sıvı kromatografısi ile, selenyum ise florimetrik olarak belirlendi. Prostat kanserli hastalarda A, E, C vitaminleri ile selenyum düzeyleri kontrol grubuna göre düşük, MDA düzeylerinin ise kontrol grubuna göre yüksek olduğu görüldü. (P< 0.001) Sonuç olarak, prostat kanserli hastalarda görülen antioksidan aktivitelerdeki azalma, bu antioksidan vitaminler ve selenyumun prostat kanseri oluşumuna neden olan serbest radikalleri kısmen de olsa zararsız hale getirilebileceği ve diğer antioksidan sistemlere yardımcı olabilecekleri ileri sürülebilir. Anahtar Kelimeler : Prostat kanseri, A, E, C vitaminleri, MDA, Se ve HPLC
Tiyosemikarbazon türevi ihtiva eden schiff bazı metal komplekslerinin ratların antioksidant ve amino asit düzeylerine etkilerinin araştırılması
II ÖZET DOKTORA TEZİ TİYOSEMİKARBAZON TÜREVİ İHTİVA EDEN SCHİFF BAZI VE METAL KOMPLEKSLERİNİN RATLARIN ANTİOKSİDAN VE AMİNO ASİT DÜZEYLERİNE ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASI Mustafa KARATEPE Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Anabilim Dalı 2002, Sayfa: 67 Bu çalışmada, tiyosemikarbazon türevi tiyazol halkalı Schiff bazı ve Cu(II). Zn(II) metal komplekslerinin deri altına enjeksiyonu ile ratların. eritrosit antioksidan enzim GSH-P\ aktivitesi, lipit peroksidasyonunun derecesini gösteren serum MDA konsantrasyonu, serum antioksidan A, E. C vitaminlerinin düzeyleri, valin, metiyonin. triptofan ve izolösin serbest amino asit konsantrasyonlarına olan etkisi araştırıldı. Deney grupları arasındaki karşılaştırmalarda, eritrosit GSH-Px enzim aktivitesi. serum MDA. A, E vitaminleri ve metiyonin. triptofan, izolösin amino asitlerinin konsantrasyonlarının istatistiksel olarak değiştiği (p < 0.0166), fakat serum selenyum. C vitamini ve valin düzeylerinin değişmediği gözlendi. Sonuç olarak, ölçülen parametreler Cu(L)2'nin oksidatif stres oluşturduğunu. Zn(L)2'nin bir antioksidan gibi davrandığını, ligandın ise kontrol grubuna göre herhangi bir farklılık oluşturmadığını, fakat bütün bileşiklerin serumda çalışılan, valin hariç diğer amino asit düzeylerini etkilediğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler : Tiyosemikarbazon, Rat. Antioksidan Vitaminler (A. E. C). Amino Asit. Selenyum. GSH-Px. MDA. HPLC
Astragalus bitkisinde bulunan eser elementlerin diferensiyel puls polarografisi ile tayini
ASTRAGALUS BİTKİSİNDE BULUNAN ESER ELEMENTLERİN DİFERANSİYEL PULS POLAROCRAFİSİ İLE TAYİNİ (Yüksek Lisans Tezi) Ali Cengiz ÇALIŞKAN GAZİ ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ Temmuz 2003 ÖZET Bazı Astragalus türlerinin selenyum biriktirdikleri, bu yüzden bu türlerin selenyum için indikatör bitki olarak tanındığı bilinmektedir. Bu amaçla Türkiye'de bulunan Astragalus türlerinden Astragalus Microcephalus ve Astragalus Lusitanicus da bulunan eser element tayinleri Diferansiyel Puis Polarografisi ile yapılmış, ayrıca aynı toprakta yetişen EIymus Gramineae da analiz edilmiştir.Eser element tayinleri için bitkiler yaş çözme ile çözülmüş ve yapılan çalışma sonucunda Fe, Cu ve Ti asetik asit tamponu pH 6, EDTA ortamında, Se, Cr ve Mo pH 2'de, As pH 2 ve 4 ve EDTA pH 4'te, Pb pH 2 ve 6'da, Zn ise EDTA'sız bütün pH larda tayin edilmiştir. Astragalus Microcephalus bitkisinde, Se'un kök kısmında gövdeye göre 2-3 kat fazla olduğu ve Elymus Gramineae bitkisinde aynı toprakta yetişmesine rağmen Se bulunmadığı gözlenmiştir. Ayrıca farklı bir tür olan Astragalus Lusitanicus bitkisinde Se tespit edilememiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda Astragalus Microcephalusun kök kısmında 84-183 ug/g Se, 42-105 ug/g Cu, 350-408 ug/g Fe, 80 ug/g Zn, 56-144 ug/g Mo, 58- 66 ug/g Ti, 676-715 ug/g Cr, 110-115 ug/g As bulunmuştur. Pb miktarı 10 ug/g civarında bulunmuştur. Diğer bitkilerde genellikle daha düşük miktarlar bulunmuştur. Bilim Kodu : 404.03.01 Anahtar Kelimeler : Astragalus, Selenyum, Eser Elementler, DPP Sayfa Adedi : 111 Tez Yöneticisi : Prof. Dr. Güler Somer
Selenyumun adsorptif sıyırma voltametrisi ve diferansiyel puls polarografisi ile tayini için yöntem geliştirilmesi
SELENYUMUN ADSORPTIF SIYIRMA VOLTAMETRISİ VE DİFERANSİYEL PULS POLAROGRAFİSİ İLE TAYİNİ İÇİN YÖNTEM GELİŞTİRİLMESİ (Doktora Tezi) Recai İNAM GAZİ ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ Ekim 1997 ÖZET Bu çalışmanın birinci kısmında Se(IV) 'ün tiyoglikolik asit ile asılı civa damla elektrodu üzerinde (HMDE) adsorptif katodik sıyırma voltametrisi ile (Ads. CSV) tayini amaçlandı. 4 M HC1 ortamında -0,10 V 'da 2 dakikalık biriktirme ile -0,46 V 'da (DKE 'ye karşı) elde edilen Se(IV)-TGA kompleksine ait adsorpsiyon pikinden 6,0xl0"8 - 8,5x1 0"7 M Se(TV) aralığında doğrusal bir kalibrasyon grafiği elde edildi ve tayin sının 2,0x1 0"8 M Se(TV) bulundu. Geliştirilen metodla biriktirme süresi artırıldığında daha düşük miktarlarda Se tayin edilebilmekte ve metodun seçiciliği iyi olduğundan bazı katyonların girişimleri önlenebilmektedir. TGA ve Se(IV)-TGA kompleksi daha önce elektrokimyasal tekniklerle incelenmediğinden normal polarografi, dönüşümlü voltametri (CV), sabit potansiyelli kulometri (bulk elektroliz), kronoteknikler ile incelendi ve bazı kinetik veriler elde edilerek reaksiyon mekanizmaları önerildi. Se(IV)-TGA kompleksinin spektrofotometrik olarak incelenmesinden metal-ligand oranı ve kompleksin kararlılık sabiti belirlendi. İkinci kısımda, selenyumun kurşun, kadmiyum ve bakır bulunan ortamda diferansiyel puis polarografisi (DPP) ile tayini amaçlandı ve yeni bir tayin yöntemi geliştirildi. Selenyumun ve bahsedilen iyonların birbiri ile etkileşiminin nedenleri daha önceden bilinmediğinden yapılmış olan tayinlerin doğru olamayacağı anlaşıldı. Selenyum ile bu iyonların birlikte bulunduğu ortamda yeni bir pik oluşumu gözlendi. Bu pikin bahsedilen iyonlarla selenyum arasındaki intermetalik bileşik oluşumuna ait olduğu anlaşıldı ve bu oluşuma ait reaksiyon mekanizması önerildi Pb+2 + Se^) + 2 e < - - PbSe^). Geliştirilen Ads. CSV metodu insan kanma uygulandığında 345 ± 45 ug/L Se ve aynı kan numunesine DPP ile geliştirilen metot uygulandığında 328 ± 23 ug/L Se ve 850 ± 62 ug/L Pb % 90 güvenirlilik ile tayin edildi. Bilim Kodu : 405.03.01 Anahtar Kelimeler :Diferansiyel puis polarografi, adsorptif sıyırma voltammetrisi, kronoteknikler, tiyoglikolik asit, selenyum (IV), kurşun-kadmiyum tayini, kan Sayfa Adedi : 211 Tez Yöneticisi : Prof. Dr. Güler SOMER
Çeşitli flotasyon atıklarının değerlendirilmesi ve cevherden çıkılarak Se, Te, Sb, As uzaklaştırılması ve selenyum ile tellür'ün saflaştırılması
Bu çalışma; flotasyon atıklarının değerlendirilmesi ve bakır cevherinden Se, Te, Sb ve As uzaklaştırılması amacıyla yapılmıştır.Çalışmanın birinci aşamasında Elazığ Maden Bakır İşletmelerinin üç farklı noktasından temin edilen ve oksitli bakır cevherinin flotasyonunda atık olarak atılan pirit atıkları kullanılmıştır. Bu numuneler -100 mesh'in altına kadar öğütülüp 110 0C'de kurutulmuştur. Numunelerin analizi sonucunda; kollektif pirit atığının % 0,64 Cu, % 0,021 Co ve % 7,79 S içerdiği, selektif pirit atığının % 0,59 Cu, % 0,28 Co ve % 39,53 S içerdiği, kollektif ve selektif pirit atığının birleştiği noktadan alınan örneğin ise % 1,17 Cu, % 0,07 Co ve % 7,26 S içerdiği tespit edilmiştir.Kollektif ve selektif pirit atıklarından bakır ve kobalt kazanılması için örnekler kapalı sistemde kavurma işlemine tabi tutulmuştur. Kapalı sistemde kavurma işlemine tabi tutulan numunelerden alınan 10'ar gramlık örneklerin 600 0C'de hava atmosferinde kavrulmaları sonucu bakır ve kobalt çözeltiye alınmıştır.İkinci bir işlem olarak pirit atığı sülfürleme işlemine tabi tutulmuş, sülfürlenen numune flotasyonla zenginleştirilip elde edilen konsantre 600 0C'de kavrulup, kavurma sonucu elde edilen örneklerden bakır ve kobaltın çözeltiye alınması şeklinde bir yol izlenmiştir. Konsantrenin doğrudan kavrulması sonucu istenilen verim elde edilememiş, ancak özel koşullar altında yapı değişikliği sağlanarak yapılan kavurma sonucunda bakır ve kobaltın % 100'e yakın verimlerle çözeltiye alınması sağlanmıştır.Çalışmanın ikinci kısmında Hatay İline bağlı Kisecik Köyünden temin edilen bakır cevherinden Se, Te, Sb ve As'nin uzaklaştırılmasına çalışılmıştır. Temin edilen numune -150 mesh'in altına kadar öğütülüp 110 0C'de kurutulmuştur. Numunenin analizi neticesinde 14,1 ppm Se, 5,3 ppm Te, 19,4 ppm Sb, % 5,83 As ve % 10,72 S içerdiği tespit edilmiştir.Hatay yöresinden temin edilen cevherin uygun yüzey ve kristal yapısı elde edildikten sonra uygun flotasyon koşulları sağlanarak elde edilen konsantreden bakır ve kobalt kazanımından önce uygun görülen ön işlemle cevherden Se, Te, Sb ve As uzaklaştırılması ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Konsantreden Se, Te, Sb ve As uzaklaştırılırken, geriye kalan örneğin kavurma işlemine tabi tutulması sonucu bakır ve kobaltın istenilen düzeyde çözelti ortamına alınması amaçlandığından üç farklı işlem yapılmıştır.Birinci işlemde, flotasyonla zenginleştirilen konsantreye değişik miktarlarda ham pirit ilave edilerek homojen bir karışım oluşturulduktan sonra ön işleme tabi tutularak konsantreden uzaklaştırılan Se, Te, Sb ve As değerleri tespit edilmiştir.İkinci işlemde, flotasyonla zenginleştirilmiş konsantreden Se, Te, Sb ve As uzaklaşması için ortama değişik miktarlarda elementel kükürt konularak ön işleme tabi tutulmuştur.Üçüncü işlemde, konsantreye değişik miktarlarda elementel demir tozu ilave edilerek homojen bir karışım oluşturulmuş ve karışım ön işleme tabi tutulmuştur.Son aşamada konsantreden uzaklaştırılan Se, Te, Sb ve As içerikli numuneden bu elementlerin birbirinden ayrılmasına çalışılmıştır. Elde edilen numunenin analizi sonucu 690 ppm Se, 220 ppm Te, 390 ppm Sb, % 30,5 As ve % 65,4 S içerdiği saptanmıştır.