Social appearance anxiety
60 theses under this subject heading
Üniversiteli kadınlarda güzelliğin geniş kavramsallaştırılması ve sosyal medyada dış görünüş algısı arasındakı ilışkide beden değerinin aracı rolünün incelenmesi
Beden ve sosyal medya son yıllarda araştırmacıların sıklıkla ilgilendiği konular haline gelmiştir. Bu iki başlık altında karşımıza çıkan kavramlardan bazıları güzelliğin geniş kavramsallaştırılması, beden değeri ve sosyal medyada dış görünüş algısıdır. Bu kavramlar toplumsal cinsiyet normlarının üzerinden daha çok kadınları etkilemiş ve kadınlar ile çalışılmıştır. Araştırmalar, güzelliği daha geniş kapsamda tanımlayan kadınların daha yüksek beden değerine sahip olduğunu ve daha yüksek beden değerine sahip kadınların sosyal medyada nasıl göründüklerine dair daha az endişe duyduklarını göstermiştir. Öte yandan, literatürde sosyal medyanın beden ve güzellik algıları üzerindeki rollerine dair araştırmalar mevcutken, beden ve güzelliğin kişilerin sosyal medyadaki deneyimlerini nasıl şekillendirdiğine dair araştırmalar kısıtlıdır. Ayrıca, literatürde bu üç kavramı da kapsayan bir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu yüzden bu araştırmanın amacı üniversiteye giden genç kadınlarda güzelliğin geniş kavramsallaştırılması ve sosyal medyada dış görünüş algısı arasındaki ilişkide beden değerinin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemi 18-40 yaş arasındaki 329 üniversiteli kadındır. Verilerin toplanması için öncelikle Güzelliğin Geniş Kavramsallaştırılması Ölçeği Türkçeye uyarlanmıştır. Sonrasında veriler Güzelliğin Geniş Kavramsallaştırılması Ölçeği, Sosyal Medyada Dış Görünüş Algısı Ölçeği, Beden Değeri Ölçeği-2 ve Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test etmek için Hayes PROCESS kullanılarak Basit Aracı Değişken Analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda, güzelliği daha geniş kavramsallaştıran genç kadınların bedenlerine verdikleri değer artma eğilimi göstererek sosyal medyada dış görünüş algılarının azalma eğiliminde olabileceği bulunmuştur. Araştırma bulguları ve araştırmanın sınırlılıkları mevcut literatür ve Nesneleştirme Teorisi bağlamında tartışılmış, ruh sağlığı uzmanları, eğitimciler ve araştırmacılar için ileriki uygulama ve araştırmalara yönelik öneriler paylaşılmıştır.
Milli takım düzeyindeki halter sporcularının sosyal görünüş kaygıları ile beden algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; milli takım düzeyindeki halter sporcularının sosyal görünüş kaygıları ile beden algıları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmaya Halter Milli takımlarında sporcu olan n= 58 erkek ve n= 46 kadın olmak üzere toplam 104 kişi katılmıştır. Uzun süre ağırlık antrenmanlarına yoğunlaşmış milli takım düzeyindeki halter sporcularının sosyal görünüş kaygıları ile vücut algıları arasındaki ilişkilerin boy ve vücut ağırlığını, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum ve yaş gruplarına göre karşılaştırması yapılmıştır. Araştırmada bireylerin sosyal görünüş kaygılarını ölçmek için Doğan (2010) tarafından Türkçeye uyarlama çalışması yapılan tek boyutlu 16 maddeden oluşan Sosyal Görünüş Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin vücut algılarını ölçmek için ise Türkçe geçerlik ve güvenilirlik çalışmaları (1992) yılında Hovardaoğlu tarafından yapılan 40 maddeden oluşan Vücut Algısı ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS 22 paket programına kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların değişkenlerine ait veriler betimsel analiz, normallik testleri için Kolmogorov-Smirnov testi, İndepented T testi ve ilişkiyi belirlemek için Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularında cinsiyete, eğitim durumu, medeni duruma göre vücut algısı ve sosyal görünüş kaygısı toplam puan karşılaştırıldığında anlamlı fark görülmemektedir (p>0,05). Katılımcıların vücut algısı ile sosyal görünüş kaygısı arasında negatif yönde yüksek düzeyde anlamlı ilişki görülmektedir (p=0,0001). Tabloya göre yaş gruplarına göre katılımcıların vücut algısı ve sosyal görünüş kaygısı toplam puan karşılaştırılmasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0,05). Araştırma sonucunda, haltercilerin vücut algısı iyi seviyelerde sosyal görünüş kaygısı ise düşük düzeyde olduğu görülmektedir. Katılımcıların vücut algısı ile sosyal görünüş kaygısı arasında negatif yönde yüksek düzeyde anlamlı ilişki olduğu görülmektedir. Katılımcıların vücut algısı düzeyi arttıkça, sosyal görünüş kaygısının azaldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Anahtar Kavramlar: Halter, Sosyal Görünüş, Vücut Algısı
Psoriasis hastalık şiddeti ve algılanan sosyal desteğin sosyal görünüş kaygısına etkisi
Amaç: Psoriasis, psikososyal komorbiditelerle ilişkili kronik inflamatuar bir hastalıktır. Psoriasis hastalarında sıklıkla utanç duyma, düşük benlik saygısı ve sosyal ortamlardan kaçınma eğilimi görülür, bu da sosyal kaygı düzeylerinin artmasına neden olabilir. Hastalar ayrıca sosyal etkileşimler konusunda kaygı yaşayabilir ve bu da yaşam kalitelerini etkiler. Bu çalışma ile; psoriasis hastalık şiddeti ve algılanan sosyal destek düzeyini saptayarak, bu iki değişkenin sosyal görünüş kaygısına etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Elde edilecek olan verilerin doğrultusunda, birinci basamağın koruyucu hekimlik rolü ve biyopsikososyal yaklaşımı ile; sorunlu bulunan alanların onarılması/önlenmesi için eğitim çalışmaları ve sağlık hizmetlerini geliştirmeye yönelik girişimler planlamak, böylece, hastalığın kişideki olumsuz etkilerini azaltmak, hastalık sürecini kolaylaştırmak, gerekli görüldüğünde hastayı doğru merkezlere yönlendirmek, sosyo-demografik verilerle; hastalık dışı etkenlerin sosyal destek, hastalık şiddeti ve görünüş kaygısına olan etkilerini değerlendirmek ve bu alandaki literatüre katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, tanımlayıcı tipte, kesitsel, nicel ve prospektif bir çalışma olarak, Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Erol Olçok Eğitim ve Aratırma Hastanesi, Dermatoloji ve Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran ve çalışmaya dahil edilme ölçütlerini karşılayan psoriasis tanılı 140 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada psoriasis hastalık şiddeti ölçümü için hesaplanan PASI (Psoriasis Area Severity Index) skoruna ek olarak Sosyo-Demografik Veri Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS) ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Toplanan veriler, uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak SPSS 25 (Statistical Package for the Social Sciences, version 25) paket programıyla analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilenlerin yaş ortalaması 34,11 ve %55'i kadındır. Hastaların hastalık süresi ortalama 9,17 yıl ve hastalık başlangıç yaşı ortalaması 24,95 olarak bulunmuştur. PASI skoru, erkeklerin kadınlardan, lise ve altı eğitim düzeyine sahip olanların üniversite ve üstü eğitim düzeyine sahip olanlardan, evli olanların bekarlardan yüksek saptanmıştır (p<0,05). Evli olanların MSPSS Aile alt ölçek puanı bekarlardan yüksek saptanmıştır (p<0,01). Arkadaşıyla yaşayan hastaların MSPSS Arkadaşlar alt ölçek puanı yalnız yaşayanlardan yüksek bulunmuştur (p<0,05). Kamuda çalışan hastaların MSPSS toplam puanı öğrenci/ev hanımı ve özel sektör/serbest olarak çalışanlardan yüksek bulunmuştur (p<0,01). MSPSS toplam puanıyla hastalık başlangıç yaşı arasında pozitif yönlü düşük/orta düzeyde, PASI skoruyla arasında negatif yönlü düşük/orta düzeyde korelasyon saptanmıştır. Tartışma-Sonuç: Algılanan sosyal destek ve hastalık şiddeti arasındaki negatif yönlü korelasyon, psoriasis gibi kronik hastalıkların yönetiminde sosyal destek sistemlerinin önemini vurgulamaktadır. Hastalar için kişiselleştirilmiş sosyal destek programları, hastalığın etkilerini azaltmada ve hasta yaşam kalitesini iyileştirmede kritik bir rol oynayabilir. Algılanan sosyal destek ve sosyal görünüş kaygısı arasında anlamlı ilişki bulunmamış olması, bu değişkenlerin bağımsız olabileceğini düşündürebilir. Yani, bir birey yüksek düzeyde sosyal destek algılasa bile, bu onun görünüşüne dair kaygılarını otomatik olarak azaltmayabilir. Sosyal destek, farklı kaynaklardan sağlanabilir ve bu desteklerin niteliği, sosyal görünüş kaygısı üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Bireylerin kişilik özellikleri, özgüven düzeyleri ve diğer psikolojik faktörler sosyal destek algısı ile sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkide rol oynayabilir. Psoriasis şiddeti ile sosyal görünüş kaygısı arasında anlamlı korelasyon saptanmamış olması da, hasta merkezli yaklaşımın önemini vurgular ve hastalığın yayılımı ve şiddetinden bağımsız olarak, kişilerin bedenlerindeki değişimi nasıl algıladıklarını saptamak, etkin tedavi yaklaşımları açısından önem arz eder. Bu çalışmada incelenen sosyo-demografik özelliklerin sosyal görünüş kaygısı üzerinde belirleyici bir rol oynamadığı bulunmuştur ancak, bu kaygının altında yatan diğer faktörlerin daha iyi anlaşılması için daha kapsamlı araştırmaların yapılması gerekebilir. Anahtar Kelimeler: Psoriasis, Algılanan Sosyal Destek, Sosyal Görünüş Kaygısı
Ergenlerde sosyal medya bağımlılığı, sosyal görünüş kaygısı ve aleksitimi arasındaki ilişki
Günümüzde giderek artan sosyal medya kullanımı ergenler arasında sosyal medya bağımlılığı riskini de ortaya çıkarmıştır. Sosyal medya bağımlılığının düzeyi ve etkileri ile ilgili ergenlerle yapılan çalışmalar olsa da sosyal görünüş kaygısı ya da aleksitimi ile ilişkisini ele alan çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu kesitsel ve ilişki arayıcı nitelikteki araştırma ergenlerde sosyal medya bağımlılığı, sosyal görünüş kaygısı ve aleksitimi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmanın örneklemini 15-17 yaş grubunda 756 ergen oluşturdu. Kurum izni, etik kurul izni ve katılımcı onamı alındıktan sonra, veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan Tanıtıcı Bilgi Formu, Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (ESMBÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği-20 (TAÖ-20) ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler "Mann Whitney U Testi", "Kruskal Wallis H Testi", "Dunn-Bonferroni Testi" ile korelasyon ve regresyon analizleri kullanıldı. Çalışma kapsamına alınan ergenlerin yaş ortalamasının 16.04±0.74 olduğu, %57.8'inin kız olduğu belirlendi. Ergenlerin Sosyal Medya Bağımlılığı ölçeği puan ortalaması 22.35±7.68; Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği puan ortalaması 39.63±15.09, Toronto Aleksitimi ölçeği toplam puan ortalaması 52.38±8.78 olarak saptandı. Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı ölçeği ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği puanları arasında pozitif yönlü orta dereceli bir ilişki saptandı (p<0.05). Toronto Aleksitimi ölçeği toplam puanı ile Sosyal Görünüş Kaygısı ve Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı ölçeği puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki belirlendi (p<0.05). Ergenlerin Sosyal Medya Bağımlılığı ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği puanlarının Toronto Aleksitimi ölçeği toplam puanı üzerinde etkili olduğu bulundu (p<0.05). Çalışma bulguları doğrultusunda sosyal medya bağımlılığı ve etkilerine ilişkin farkındalığın arttırılması amacıyla çocuk hemşireleri tarafından ergenler ve ailelerine yönelik eğitim, danışmanlık ve müdahale çalışmaları yürütülmesi önerilmektedir.
Üniversiteye giriş sınavına hazırlanan öğrencilerin sosyal fizik kaygı ve kilofobi düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmada üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin sosyal fizik kaygı ve kilofobi düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi ve bu iki düzey arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Üniversiteye giriş sınavına hazırlanan öğrencilerin sosyal fizik kaygı ve kilofobi düzeylerinin belirlenmesi açısından genel tarama modelinde bir çalışma olup, öğrencilerin sosyal fizik kaygı ve kilofobi düzeylerinin cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi, spor yapma durumu, haftalık spor yapma günü, anne-baba eğitim durumu, fast-food yeme sıklığı gibi değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediği ve sosyal fizik kaygı ve kilofobi düzeyleri arasında ilişkinin belirlenmesi açısından ilişkisel tarama modelinde bir çalışmadır. Çalışma verilerinin toplanmasında, "Kişisel Bilgi Formu", "Sosyal Fizik Kaygı Envanteri" ve "Kilofobi Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmaya, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında, Aydın ili Efeler ilçesinde Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı özel öğretim kurumlarında üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan 216 kadın (% 53,9), 185 erkek (% 46,1) olmak üzere toplamda 401 lise son (12.) sınıf öğrencisi katılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre, öğrencilerin sosyal fizik kaygı düzeyinin cinsiyet, vücut kitle indeksi, spor yapma durumu, haftalık spor yapma günü değişkenleri açısından farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin kilofobi düzeyi bulgularına bakıldığında ise herhangi bir değişken açısından farklılık görülmediği ortaya çıkmıştır. Ayrıca öğrencilerin sosyal fizik kaygı düzeyi ve alt boyutları ile kilofobi düzeyi arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kilofobi, lise öğrencisi, obezite, sosyal fizik kaygı.
Üniversite öğrencilerinin duygusal zekaları, sosyal görünüş kaygıları ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin duygusal zekaları, sosyal görünüş kaygıları ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 2018-2019 eğitim öğretim yılında eğitimlerine Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde devam eden 274'ü kadın, 90'ı erkek, toplamda 364 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği – Kısa Formu, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Toplanan veriler bağımsız örneklem t-Testi, Tek Yönlü Varyans analizi, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre umutsuzluk üzerinde fakülte, sınıf, ebeveynlerin eğitim düzeyi anlamlı fark oluşturmazken; erkeklerin umutsuzluk düzeyi, kadınlardan anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Yapılan Pearson Momentler Çarpım Korelasyon Analizine göre duygusal zeka ile alt boyutları ve sosyal görünüş kaygısı arasında negatif ve anlamlı; sosyal görünüş kaygısı ve umutsuzluk arasında pozitif ve anlamlı; duygusal zeka ile alt boyutları ve umutsuzluk arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yapılan Çoklu Regresyon Analizi sonuçlarına göre duygusal zeka ve alt boyutları ile sosyal görünüş kaygısı, umutsuzluğu anlamlı şekilde yordamaktadır. Anahtar Kelimeler: duygusal zeka, sosyal görünüş kaygısı, umutsuzluk
Çevrimiçi oyun bağımlılığı ile beden kitle indeksleri, benlik saygısı ve sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişki
Bu araştırmada çevrim içi oyun bağımlılığı ile beden kitle indeksi, benlik saygısı, sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 2018/2019 yılında Gaziantep Üniversitesi'nde eğitim/öğretim gören toplam 478 (237 Kadın ve 241 Erkek) öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara; sosyo-demografik bilgi formu, sosyal görünüş kaygısı ölçeği, çevrim içi oyun bağımlılığı ölçeği ve iki boyutlu benlik saygısı ölçeği uygulanmıştır. Tüm veriler, SPSS 23 programı ile analiz edilmiştir. Veriler, normal dağılım gösterdiği için parametrik analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, kişilerin, çevrim içi oyun oynama süreleri ile çevrim içi oyun bağımlılığı toplam puan ve tüm alt boyutları arasında pozitif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu görülmüştür. Buna karşın vücut kitle indeksi ile çevrim içi oyun bağımlılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Elde edilen bulgular, ilgili literatür temelinde tartışılmıştır.
Sistemik skleroz hastalarında beden algısı, sosyal görünüş kaygısı, benlik saygısı ve psikolojik sağlamlığın hastalık aktivitesiyle ilişkisi
Amaç: Sistemik Skleroz (SSc) deri ve iç organ tutulumunun olduğu otoimmunite, vaskülopati ve fibrozis ile seyreden kronik progresif bir bağ doku hastalığıdır. Vücut görünümünde meydana gelen değişiklikler hastalarda stres kaynağı olabilmektedir. Bu çalışmada amacımız, SSc hastalarındaki psikolojik değişkenlerin hastalık aktivasyonu ile ilişkisini araştırmaktı. Gereç ve Yöntem: Skleroderma hastalığı olan 91 hasta çalışmaya alındı. Klinik ve laboratuar parametreleri incelendi. Hastalara Solunum Fonksiyon Testi (SFT) yapılarak Karbonmonoksit difüzyon kapasitesi (DLCO) ölçümleri kaydedildi. Beden Algısı, Sosyal Görünüş Kaygısı, Benlik Saygısı ve Psikolojik Sağlamlık ölçekleri kullanıldı. Eustar Aktivite İndeksi (EAİ) hesaplandı. İstatistiksel analiz, IBM SPSS Statistics Versiyon 21.0 kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular: Skleroderma hastalarında Anti-Scl70, Ana, Anti-sentromer pozitifliği ve CRP, hemoglobin değerleri ile EAİ arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). Beden algısı, kilo değişimi, hastalık süresi ile EAİ arasında anlamlı ilişki saptandı(p<0,05). Tütün kullanmayan hastalarda Anti-Scl70 pozitifliği daha fazlaydı (p<0,05). Hemoglobin, TSH değerleri ile beden algısı arasında anlamlı ilişki saptandı(p<0,05). Sonuç: Beden algısı, kilo değişimi, hastalık süresi ile hastalık aktivitesi arasında anlamlı ilişki saptanması SSc hastalarında psikolojik ve laboratuar değişkenlerinin birbirleri ile etkileşimi olduğunu düşündürmüştür. Hasta değerlendirmesinde hastalığın psikolojik yönünün göz ardı edilmemesi gerektiği düşünülmüştür. Çalışmamızda Anti-Scl70 pozitifliğinin EAİ'ni anlamlı olarak arttırdığı görülmüştür. Yine çalışmamızda EAİ arttıkça beden algısındaki olumsuzluğun arttığı görülmüştür. Sonuç olarak diffüz skleroderma hastalarında olumsuz beden algısının daha fazla olduğu düşünülmüştür. Daha fazla sayıdaki hasta gruplarında bu ve benzeri parametrelerin çalışılmasını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Sistemik Skleroz Hastalığı, Beden Algısı, Benlik Saygısı, Sosyal Görünüş Kaygısı, Psikolojik Sağlamlık, Eustar Aktivite İndeksi
Spor yapan ve yapmayan üniversite öğrencilerinin benlik saygı ve sosyal görünüş kaygı düzeylerinin incelenmesi
Fiziksel görünüm, tarih boyunca insanların yaşamında önem arz etmiştir. Bireyin görünüşüyle ilgili algılarının önemli bir belirleyicisi olan benlik kavramına ilişkin olumlu ya da olumsuz duygular sosyal görünüşe ilişkin duyguları da aynı yönde etkilemektedir. Bu doğrultuda bu araştırmanın amacı, 2016-2017 yılında Siirt Üniversitesinde Öğrenim gören öğrencilerin benlik saygısı ve sosyal görünüş kaygı düzeylerini incelemek ve aralarında cinsiyet, yaş, lisanslı olarak spor yapma, anne ve baba eğitim düzeyi değişkenlerine göre fark olup olmadığını belirlemektir. Araştırmaya Siirt Üniversitesinde Eğitim Fakültesi, İdari ve İktisadi Bilimler Fakültesi ve Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulunda öğrenim gören 233'ü erkek (%59.1) 161'i kadın (%40.9) olmak üzere toplam 394 öğrenci gönüllü olarak katılmıştır. Araştırma kapsamında, araştırmacılar tarafından kişisel bilgi formu oluşturulmuş ve veri toplama aracı olarak Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği SGKÖ" ve "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği RBSÖ" kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan ölçeklere verilen yanıtların iç tutarlılığı Cronbach alpha (α) ile incelenmiş ve katsayı "SGKÖ" için .95 "RBSÖ" için ise .70 olarak bulunmuştur. Verilerin analizi SPSS 21 paket programı ile yapılmış, betimsel istatistikler frekans (f), yüzde (%), T-Testi, ANOVA ve Pearson Korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, "SGKÖ" puanlarıyla cinsiyet ve lisanslı olarak spor yapma değişkenine göre anlamlı bir fark olduğu anne ve baba eğitim düzeyi ve yaş değişkenine göre anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. "RBSÖ" puanlarıyla ise anne eğitim düzeyi ve lisanslı olarak spor yapma değişkenine göre anlamlı bir farkın olduğu, cinsiyet, yaş, ve baba eğitim düzeyine göre anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Benlik Saygısı, Öğrenci, Sosyal Görünüş Kaygısı, Spor
Beden eğitimi ve diğer meslek grubu öğretmenlerin beden hoşnutluğu, vücut farkındalığı ve sosyal görünüş kaygısının değerlendirilmesi
Bu çalışmada beden eğitimi ve diğer branş öğretmenlerinin vücut farkındalığı, beden hoşnutluğu ve sosyal görünüş kaygısının mesleklerinde birbirlerinin arasındaki benzerlikleri, farklılıkları ve çeşitli değişkenlere göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya öğretmenlerin Elazığ, Bingöl, Trabzon, Sakarya, İstanbul ve Mardin illerinde görev yapan 459 beden eğitimi ve 501 diğer branş öğretmeni olmak üzere toplam 960 öğretmen dahil edilmiştir. Bu öğretmenlere konu kapsamında kişisel bilgi formu, sosyal görünüş kaygısı, vücut farkındalık ve beden memnuniyeti ölçekleri uygulanmıştır. İstatistik analizler SPSS programında ve anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada beden eğitimi ve diğer meslek grubu öğretmenlerin branşına ve beden kitle indeksine göre herhangi bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Hizmet yılına göre vücut farkındalığında anlamlı bir farklılık görülmesine(p<0,05) rağmen beden memnuniyeti ve sosyal görünüş kaygısı olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır(p>0,05).Öğretmenlerin cinsiyet durumlarına ve yaşlarına göre sadece vücut farkındalığında anlamlı farklılık görülmüştür(p<0,05). Beden hoşnutluğu ve sosyal görünüş kaygısında ise anlamlı farklılık tespit edilmemiştir(p>0,05). Katılımcıların kilo memnuniyet durumuna göre vücut farkındalığı ölçek tüm alt boyutlarında anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır(p<0,05). Beden genel görünüş ve sosyal görünüş kaygısının tüm bileşenlerinde ise farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Çalışma sonucunda beden eğitimi ve diğer öğretmenlerin vücut farkındalığı, beden memnuniyeti ve sosyal görünüş kaygısı ölçek puanları arasında bir fark olmadığı gözlenmiştir. Beden eğitimi öğretmenlerinin branşı gereği sporu meslek edinmeleri bir avantaj olarak yansıdığı, dolasıyla vücut farkındalığı, beden memnuniyeti ve sosyal görünüş kaygısı üzerinde diğer meslektaşlarına oranla ölçek puanlarında pozitif düzeyde olumlu görüşlere sahip oldukları söylenebilir.
Sosyal medya tutumu ile sosyal görünüş kaygısı ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, 20-44 yaş aralığında bulunan ve sosyal medya kullanıcısı olan bireylerin, sosyal medya tutumları ile sosyal görünüş kaygıları ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma örneklemini anket çalışmasına katılan 294 kadın, 139 erkek toplam 433 birey oluşmaktadır. Araştırma sonuçlarımıza göre; bireylerin en fazla kullandığı sosyal medya aracı İnstagram olmuştur. Katımcılar sosyal medyada günde ortalama 2 ila 3 saat arasında zaman geçirdiklerini bildirmişlerdir. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; kişisel bilgi formu, sosyal medya tutum ölçeği, sosyal görünüş kaygısı ölçeği, Büyük Beş Kişilik Envanterinden (BBKE) oluşmaktadır. Araştırmamızda T test ve Anova test uygulanmış ve betimsel analizlerin yanı sıra korelasyon ve regresyon analizlerine yer verilmiştir. Yapılan korelasyon analizleri sonucunda, bireylerin sosyal medya tutumları ile sosyal görünüş kaygıları ve kişilik özellikleri arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Katılımcıların sosyal görünüş kaygıları ile paylaşım ihtiyacı, sosyal izolasyon ve sosyal yetkinlik düzeyleri arasında anlamlı düzeyde ilişki vardır. Ayrıca bireylerin sosyal görünüş kaygıları ile kişilik özellikleri arasında anlamlı ilişki vardır. Yapılan regresyon analizi sonucunda, bireylerin kişilik özellikleri sosyal medya tutumlarını düşük düzeyde etkilemektedir. Bireylerin sosyal medya tutumları, sosyal görünüş kaygıları üzerinde yordayıcı etkiye sahiptir. Ayrıca bireylerin kişilik özelliklerinin sosyal görünüş kaygıları üzerinde yordayıcı etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Ebeveynlerin sosyal görünüş kaygı düzeylerinin çocuklarının sosyal görünüşlerine ilişkin yansıması
Her insan kendi bedenine ve sosyal görünüşüne ilişkin değerlendirmelere sahiptir. İnsanların bedenlerine ve sosyal görünüşlerine ilişkin olumlu ya da olumsuz tüm bu değerlendirmeleri, onların tüm yaşamlarını etkilemekle birlikte, sosyal ilişkilerinde önemli rol oynamaktadır. İnsanlar, sosyal görünüşe ilişkin değerlendirme kriterlerini, sadece kendi bedeni ve sosyal görünüşüne yönelik kullanmazlar. ,Aynı zamanda bu değerlendirme kriterlerine bağlı olarak yakın sosyal çevresindeki aile bireylerini, arkadaşlarının görünüşlerini ve hatta tanımadığı insanların sosyal görünüşlerini de bu kriterleri temel alarak değerlendirirler. Mevcut araştırmada, okul öncesi çağında çocuğu olan ebeveynlerin sosyal görünüş kaygı düzeylerinin, çocuklarının sosyal görünüşlerine ilişkin yansımasının nasıl olduğu ve hangi faktörlerden etkilendiği incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden bütüncül çoklu durum çalışması kullanılarak yürütülen bu araştırmanın katılımcılarını Adana ili Yüreğir ilçesinde yaşayan okul öncesi dönemde çocuğu olan 16 ebeveyn oluşturmaktadır. Katılımcıların belirlenmesinde, aykırı durum örnekleme yöntemi kullanılmış olup, Doğan(2010) tarafından Türkçeye uyarlanmış 16 maddelik ''Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği'' 100 katılımcıya uygulanmıştır. Daha sonra veriler IBM SPSS 25 programıyla analiz edilerek, katılımcılardan en uç 66 değer alan 8 kişi ile en dip 24 değer alan 8 kişi olmak üzere toplam 16 ebeveyn belirlenmiştir. Araştırmacı tarafından literatürden faydalanılarak hazırlanan görüşme formu kullanılarak, ebeveynlerle görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler ses kaydı alınarak yapılmış ve ses kayıtları metne dönüştürülerek, metinler içerik analizine tabii tutulmuştur. Araştırmanın bulguları incelendiğinde ebeveynlerin SGKÖ puan düzeylerinin düşük veya yüksek olması; anne-babaların çocuklarının sosyal görünüşleri hakkındaki düşüncelerinde, çocuklarının bedenlerine yönelik beklentilerinde ve ideal çocuk bedeni tanımlamalarında farklılıklar oluşturduğunu göstermektedir. SGKÖ puan düzeylerinin düşük ebeveynlerin çocuklarının bedenine ilişkin idealleştirmeye gitmezken,SGKÖ puanı yüksek ebeveynlerin estetik görünüme ilişkin tanımlamalar yapmaktadırlar. Bunun yanı sıra, SGKÖ puanı yüksek ebeveynlerin çocuklarının beden kitle indeksiyle uyumsuz tanımlamalara sahip olduğu görülmüştür. Ancak SGKÖ puan düzeylerinin düşük veya yüksek ebeveynlerin, çocuklarının sosyal görünüşlerine müdahalelerinde, besleme uygulamaları konusunda benzerlikler görülürken; fiziksel etkinlikler, kılık kıyafet tercihleri ve fiziksel görünüşe dair uygulamalar noktasında farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar ile birlikte, sosyal görünüş kaygı düzeylerinin yüksek veya düşük olmasının, ebeveynlerin çocuk yetiştirme stratejilerinde de farklılıklara sebep olduğunu göstermektedir. Öyle ki SGKÖ puan düzeyi yüksek olan ebeveynlerde, çocuklarının bedenlerine yönelik daha fazla müdahaleci bir yaklaşım içerisinde bulundukları, yeme kısıtlamaları, harekete teşvik etme, kıyaslamalara gittikleri belirlenmiştir.
Septorinoplasti operasyonu geçiren hastalarda hasta memnuniyetinin, burnun fonksiyonel durumunun ve sosyal görünüş kaygı düzeyinin preoperatif ve postoperatif dönemde karşılaştırılması
Amaç: : Günümüzde artan estetik beklenti ve kaygı nedeniyle septorinoplasti operasyonu talebi de giderek artmaktadır. Bu çalışmada açık teknik septorinoplasti operasyonu sonrası hasta memnuniyetinin, burnun fonksiyonel durumunun ve sosyal görünüş kaygı düzeyinin ölçekler kullanılarak belirlenmesi amaçlanmıştır. İkincil olarak ameliyat sonrası skorların ameliyat öncesi skorlar ile karşılaştırılması ve septorinoplasti operasyonunun hasta memnuniyeti, sosyal görünüş kaygısı ve burnun fonksiyonel durumu üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmaya Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Kliniği' ne Mart 2021 ile Haziran 2021 tarihleri arasında nazal fonskiyonel bozukluk ve kozmetik deformite şikayetleriyle başvuran ve septorinoplasti operasyonu yapılan 18-45 yaş arası 100 hasta dahil edildi. Çalışmamızda hastalarımıza ameliyat öncesi dönemde estetik ve fonksiyonel açıdan memnuniyetlerini değerlendirmek amacıyla Rinoplasti Sonuç Değerlendirme Anketi Türkçe versiyonu (ROE-T) ve Burun Tıkanıklığı Semptom Skalası (NOSE) uygulandı. Ayrıca ameliyat öncesi dönemde hastalarımızın sosyal görünüş kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla Sosyal Görünüş Kaygı Ölçeği (SGKÖ) uygulandı. Ameliyat sonrası 6. ayda hastalara rutin kontrolleri esnasında veya telefon ile iletişim sağlanarak aynı anketler tekrardan uygulandı. Bu şekilde septorinoplasti ameliyatı sonrası hastaların estetik ve fonksiyonel açıdan memnuniyet düzeyleri ve sosyal görünüş kaygı düzeyleri belirlenip, ameliyat öncesi ile karşılaştırılıp istatistiksel analizi yapıldı. Bulgular: Ameliyat öncesi NOSE skorlarının ortalaması 10,37 ± 5,36 /20 olup, ameliyat sonrası 6.ayda ortalama 5,95 ± 4,35 /20 bulunmuş ve ameliyat sonrası NOSE skorlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş olduğu görülmüştür (p<0,001). Ameliyat öncesi ROE-T skorlarının ortalaması 6,56 ± 3,55 /24 olup, ameliyat sonrası 6.ayda ortalama 14,23 ± 5,64 /24 bulundu. Olguların ameliyat sonrası ROE-T skorlarında istatistiksel olarak anlamlı yükselme olduğu bulunmuştur (p<0,001). Ameliyat öncesi SGKÖ skorlarının ortalaması 38,13±12,57 /80 olup, ameliyat sonrası 6.ayda ortalama 32,70±12,20 /80 bulunmuş ve ameliyat sonrası sonuçlarda istatistiksel olarak anlamlı düşüş olduğu gözlemlenmiştir (p<0,001). Ayrıca NOSE ile ROE-T skorları ve ROE ile SGKÖ skorları arasında orta seviyeli negatif korelasyon olduğu görülmüştür. Sonuç: Septorinoplasti operasyonu sonrası hem fonksiyonel hem de estetik açıdan hastalarımızın memnuniyet oranlarında istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu sonucuna vardık. Ameliyat sonrası dönemde hasta memnuniyet oranlarında cinsiyet, yaş ve eğitim düzeylerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadığı ve hasta memnuniyeti ile cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyleri arasında bir ilişki olmadığı sonucuna vardık. Ayrıca septorinoplasti operasyonu olan hastaların sosyal görünüş kaygısında da istatistiksel olarak anlamlı düşüş olduğunu belirledik. Septorinoplasti operasyonunun genel olarak hastaların biyopsikososyal hayatlarına olumlu yönde etki ettiği sonucuna ulaştık
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığının sosyal görünüş kaygısı ve olumsuz değerlendirilme korkusuyla ilişkisi
Bu araştırmada, sosyal medya bağımlılığı, olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bu değişkenlerin katılımcıların demografik özelliklerine göre nasıl farklılaştığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 313 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ), Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği (ODKÖ), Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ve pearson korelasyon analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi, bağımsız gruplar t-testi, ANOVA (Tek Yönlü Varyans Analizi) ve Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Araştırmada veri analizi SPSS 25 paket programı ile yapılmıştır. Olumsuz değerlendirilme korkusu, sosyal görünüş kaygısı ve sosyal medya bağımlılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Olumsuz değerlendirilme korkusu arttıkça sosyal görünüş kaygısının arttığı, sosyal medya bağımlılığı arttıkça sosyal görünüş kaygısının ve olumsuz değerlendirilme korkusunun arttığı belirlenmiştir. Ayrıca, olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal görünüş kaygısının sosyal medya bağımlılığını yordadığı belirlenmiştir. Bulgular, literatür ışığında tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanım düzeyleri ile sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkinin farklı değişkenler açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, 18-24 yaş arası üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanım düzeyleri ve sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkinin farklı değişkenler açısından değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanım düzeyleri ve sosyal görünüş kaygıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ilinde yaşayan 18-24 yaş arası 140 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Örneklem grubu kolay örnekleme metoduyla seçilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen veriler Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS) ile çözümlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı Doğan(2010) tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, Akın, Özbay ve Baykut (2015) tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Medya Kullanım Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada yer alan değişkenler arasındaki ilişkilerde Pearson Korelasyon Katsayısı hesaplanarak incelenmiştir. Verilerin analiz edilmesinde SPSS istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın temel problemi doğrultusunda 18-24 yaş arası üniversite öğrencilerinin çeşitli değişkenler ile birlikte sosyal görünüş kaygısı ve sosyal medya kullanım düzeyi arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Cinsiyet, gelir düzeyi, bölüm, yaşanılan yer, üniversite türü, yaş ve ebeveyn birliktelik durumu kontrol edildiğinde sosyal medya kullanım düzeyinin sosyal görünüş kaygısını önemli ölçüde değiştirmediği ve bu durumlarla ilişkili olmadığı anlaşılmıştır. Sosyal medya kullanım düzeyinin bu değişkenlere göre sosyal görünüş kaygısını etkileyebileceği görüşü bu araştırma sonuçlarına göre desteklenmemiştir. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlar üzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
Çalışan ve çalışmayan kadınların sosyal görünüş kaygısı ve psikolojik iyi oluş açısından incelenmesi
Araştırmanın amacı sosyal görünüş kaygısı ile psikolojik iyi oluş puanlarının çalışan ve çalışmayan kadınlarda farklılığın incelenmesidir. Bunun yanında çalışmada sosyal görünüş kaygısı ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin anlamlılığı incelenmiştir. Bu amaçla araştırmaya Gaziantep'in Şehitkâmil ilçesinde yaşamakta olan 144 kadın (70 çalışan ve 74 çalışmayan) katılmıştır. Verilerin toplanmasında Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare Testi, Bağımsız Örnekler T-Testi, ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kadınların psikolojik iyi oluş puanlarının medeni durum, eğitim durumu ve yaşamın büyük bölümün geçirildiği yere göre farklılık göstermez iken yaşa, çalışma durumuna ve gelir durumuna göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda kadınların sosyal görünüş kaygısı puanlarının yaşa, gelir durumuna ve yaşamın büyük bölümün geçirildiği yere göre farklılık göstermez iken medeni duruma, eğitim durumuna ve çalışma durumuna göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda psikolojik iyi oluş puanı ile sosyal görünüş kaygısı puanı arasında negatif yönde orta kuvvetli bir ilişki bulunduğu saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri, sosyal görünüş kaygısı ve akademik erteleme ile ilişkisinin incelenmesi
Araştırma üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri, sosyal görünüş kaygısı ve akademik erteleme ile ilişkisinin incelenmesi üzerine ilişkisel tarama modeline göre hazırlanmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Beykent Üniversitesi öğrencileri oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise Beykent Üniversitesi 1. Sınıfı, 2. Sınıf, 3. Sınıf ve 4. Sınıfı öğrencileridir. Bu araştırmada veriler, Üniversite Öğrencilerine uygulanan Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Kullanımı, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, DEHB Kendi Bildirim Ölçeği ve Akademik Erteleme Davranışı Ölçeği ile elde edilmiştir. Kadınların sosyal görünüş kaygısı puan ortalaması ile erkeklerin sosyal görünüş kaygısı puan ortalaması arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Sosyal görünüş kaygısı düşük olan katılımcıların sosyal medya kullanımı puan ortalaması, sosyal görünüş kaygısı orta düzeyde olan katılımcıların sosyal medya kullanımı puan ortalaması ve sosyal görünüş kaygısı yüksek olan katılımcıların sosyal medya kullanımı puan ortalamasının en az ikisi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir.
Üniversite öğrencilerinin beden memnuniyeti düzeyleri ile benlik saygısı düzeyleri arasındaki ilişkinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu araştırma, Üniversitede lisans düzeyinde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin, beden memnuniyeti düzeyleri ve benlik saygısı düzeyleri arasında anlamlı fark olup olmadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Üniversite öğrencilerinin, beden memnuniyet düzeyleri ve benlik saygısı düzeyleri arasında anlamlı fark olup olmadığı cinsiyet, yaş, anne ve babanın eğitim düzeyi, olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal görünüş kaygısı değişkenlerine göre incelenmektedir. Bu farklar, öğrencilerin kendi görüşlerine dayanılarak ortaya konulmuştur. Araştırmada, üniversite öğrencilerinin beden memnuniyeti ve benlik saygısının, yaşa, cinsiyete, olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal görünüş kaygı düzeylerine göre bir farklılık gösterip göstermediği, böyle bir farklılık varsa bu farklılığı oluşturan nedenlerin neler olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma, tarama modeli ile yapılmıştır. Toplam 290 üniversite öğrencisine Gökdoğan (1988) tarafından Türkçe'ye uyarlanan ve araştırmacı tarafından üniversite öğrencileri için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan "Beden Bölgelerinden ve Özelliklerinden Memnuniyet Ölçeği", "Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği", "Rosenberg Benlik Saygısı ölçeği" ve "Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği-Kısa Formu" kullanılmıştır. Üniversite öğrencilerinin beden memnuniyeti ve benlik saygısı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığının araştırıldığı bu çalışmada elde edilen bulgulara göre; beden memnuniyetinin erkeklerde kızlara göre daha yüksek olduğu, üniversite öğrencilerinin beden memnuniyet düzeyleri ile benlik saygısı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu ortaya konmuştur. Üniversite öğrencilerinde beden memnuniyeti düzeyleri ile olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal görünüş kaygısı düzeyleri arasında ise ters yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Beden imajı, Benlik Saygısı, Sosyal Görünüş, Kendini Değerlendirme
Sosyal görünüş kaygısının yeme tutumları ile ilişkisinin cinsiyet açısından incelenmesi
Araştırma; sosyal görünüş kaygısının yeme tutumları ile ilişkisinin cinsiyet açısından incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu İstanbul'da yaşayan 18 yaş üstü 446 birey oluşturmaktadır. Araştırmada Sosyodemografik Bilgi Formu, Yeme Tutum Testi ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcılar çalışmaya gönüllülük esasına göre katılım sağlamıştır. Araştırma verilerinin analizi için SPSS for Windows 21.0 programı kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda sosyal görünüş kaygısının yeme tutumları ile ilişkisinde cinsiyet açısından bir farklılaşma olmadığı görülmüştür. Sosyal görünüş kaygısı yüksek kadınların yeme tutumlarında erkeklere oranla herhangi bir bozulma görülmemiştir. Bekâr kadınların, evli veya boşanmış olan kadınlara kıyasla daha fazla sosyal görünüş kaygısı yaşadığı görülmüştür. 18-29 yaşları arasında olan kadınların, 30-39 yaşları arasında olan kadınlara oranla daha fazla sosyal görünüş kaygısı yaşadığı, 30-39 yaş arasında olan kadınların 40 yaş ve üzerinde olan kadınlara oranla daha fazla sosyal görünüş kaygısı yaşadığı değerlendirilmiştir. Bulgular, güncel yayınlarla karşılaştırılmıştır.
Öğretmen adaylarında fiziksel aktiviteye katılım, sosyal görünüş kaygısı ve sosyal öz-yeterlik ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; öğretmen adaylarının fiziksel aktiviteye katılım durumu, sosyal görünüş kaygısı ve sosyal öz-yeterlik algılarını bazı değişkenlere göre incelemek ve aralarındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma grubunu, 2012-2013 Eğitim Öğretim Yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fatih Eğitim Fakültesi bünyesindeki bölümler ve Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokuluna bağlı Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümünde öğrenim gören toplam 2324 (1483 kadın, 840 erkek) öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; ?Kişisel Bilgi Formu?, ?Egzersiz Davranışı Değişim Basamakları Anketi?, ?Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği? ve ?Sosyal Öz-Yeterlik Algısı Ölçeği? kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel yöntem olarak; betimsel istatistikler, bağımsız gruplar için t-Testi, bağımsız gruplar için tek yönlü varyans analizi (ANOVA), sınıflamalı değişkenler arasındaki ilişki için Ki-Kare Testi, ayrıca bağımlı değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda öğretmen adaylarının fiziksel aktiviteye katılım durumunun cinsiyete, okudukları bölümlere, yaşamlarının önemli bir kısmını geçirdikleri yere, ailede sporla ilgilenme durumuna ve yaşanılan çevrede egzersiz yapmaya elverişli alanların olup olmaması durumuna göre farklılaştığı görülmektedir. Ayrıca, öğretmen adaylarının sosyal görünüş kaygılarının ve sosyal öz-yeterlik algılarının, bütün bağımsız değişkenlerle aralarında anlamlı farklılıkların olduğu görülmektedir. Bağımlı değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında, fiziksel aktiviteye katılım seviyesinin arttıkça sosyal görünüş kaygısının azaldığı, sosyal öz-yeterlik algısının arttığı ve sosyal görünüş kaygısının arttıkça da sosyal öz-yeterlik algısının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlardan hareketle, öğretmen adaylarının nitelikli bir öğretmen olmalarında etkili olabilecek bazı unsurlara sahip olabilmeleri açısından, fiziksel aktivitelere katılmaları önerilir. Anahtar kelimeler: Beden imgesi, fiziksel aktivite, sosyal öz-yeterlik, sosyal kaygı
Sosyal görünüş kaygısı ve problemlere karşı olumsuz tutumun öznel mutluluk üzerindeki etkisi
Araştırmanın amacı sosyal görünüş kaygısı ve problemlere karşı olumsuz tutumun öznel mutluluk üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Ayrıca arasındaki ilişkiler belirlenmiş, bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırmaya Türkiye'de yaşamakta olan 210 kadın ve 196 erkek olmak üzere toplam 406 birey katılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Sosyal Görünüş Kaygısı, Problemlere Karşı Olumsuz Tutum Ölçeği ve Öznel Mutluluk Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon analizi, Bağımsız Örneklem T-Testi ve Çoklu Doğrusal Regresyondan yararlanılmıştır. Araştırmanın sonucunda sosyal görünüş kaygısı, problemlere karşı olumsuz tutum ve öznel mutluluk değişkenlerinin birbirleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki içerisinde olduğu görülmüştür. Sosyal görünüş kaygısı ve öznel mutluluk arasında negatif; sosyal görünüş kaygısı ve problemlere karşı olumsuz tutum arasında pozitif; öznel mutluluk ile problemlere karşı olumsuz tutum arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyal görünüş kaygısı düzeyinde medeni durum, eğitim durumu, sosyal medyada fotoğraf veya videolara efekt, filtre uygulama durumu ve kendi isminden başka bir isimle sosyal medya profili olup/olmama durumuna göre anlamlı şekilde farklılık bulunurken; cinsiyet ve sosyal medya hesabı kullanıp/kullanmama durumuna göre anlamlı bir fark bulunamamıştır. Problemlere karşı olumsuz tutum düzeyinde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu, sosyal medyada fotoğraf veya videolara efekt, filtre uygulama durumu ve kendi isminden başka bir isimle sosyal medya profili olup/olmama durumuna göre anlamlı şekilde farklılık bulunurken; sosyal medya hesabı kullanıp/kullanmama durumuna göre anlamlı bir fark bulunamamıştır. Öznel mutluluk düzeyinde cinsiyet, medeni durum, çalışma durumu ve kendi isminden başka bir isimle sosyal medya profili olup/olmama durumuna göre anlamlı şekilde farklılık bulunurken; eğitim durumu, sosyal medya hesabı kullanıp/kullanmama durumu ve sosyal medyada fotoğraf veya videolara efekt, filtre uygulama durumuna göre anlamlı bir fark bulunamamıştır. Kurulan regresyon modelinde öznel mutluluğun yordayıcısı olarak sosyal görünüş kaygısı ve problemlere karşı olumsuz tutum değişkenleri alınmıştır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda beta katsayıları değerlendirildiğinde, kurulan regresyon modelinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu görülmüştür. Sosyal görünüş kaygısı ve problemlere karşı olumsuz tutum değişkenlerinin öznel mutluluk puanları ile zayıf düzeyde anlamlı bir ilişkisi bulunmaktadır. Regresyon katsayılarının anlamlılığına ait T-Testi sonucuna göre, sosyal görünüş kaygısı ve problemlere karşı olumsuz tutumun öznel mutluluk üzerinde bir yordayıcı olduğu görülmektedir.
Yanık hastalarının taburculuk sonrası psikolojik sıkıntı düzeylerinin ve sosyal görünüş kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışma yanık hastalarının taburculuk sonrası psikolojik sıkıntı ve sosyal görünüş kaygı düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Başkent Üniversitesi Hastanesi Yanık ve Tedavi Merkezi'nde 2021- 2022 yılında yatarak tedavi görmüş yanık hastaları oluşturmaktadır. Başkent Üniversitesi Hastanesi Yanık ve Yara Tedavi Merkezi'nde 1 yıl içinde tedavi gören toplam hasta sayısının 39 kişi olarak bilindiği durumda örneklem büyüklüğü en az 36 kişi olarak belirlenmiştir. Bu çalışma 37 hasta ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik ve Yanıkla İlgili Bilgi Formu, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler birim sayısı (n), yüzde (%), ortanca, medyan (M) ve minimum (min), maksimum (max) değerleri olarak verilmiştir. Sayısal değişkenlere ait verilerin normal dağılımı Shapiro Wilk normallik testi ile değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılmadığı sonucu bulunmuştur. İki kategorili değişkenler için ölçek puanlarının karşılaştırmaları Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için ölçek puanlarının karşılaştırmaları Kruskal-Wallis H testi ile yapılmıştır. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenin (Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği) bağımlı değişken (Psikolojik Sıkıntı Ölçeği) üzerine etkisi doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre hastaların psikolojik sıkıntı toplam skor ortalaması 23,46±7,77 puan bulunmuştur. Hastaların cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve yaş değişkenlerine göre psikolojik sıkıntı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; yanık yüzdesi ve yanık türüne göre ise psikolojik sıkıntı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Hastaların sosyal görünüş kaygısı toplam skor ortalaması 50,70±13,66 puan bulunmuştur. Hastaların cinsiyet ve gelir düzeyi değişkenlerine göre sosyal görünüş kaygısı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; medeni durum, eğitim düzeyi, yaş, yanık yüzdesi ve yanık türüne göre sosyal görünüş kaygısı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Psikolojik sıkıntı ölçeği ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği arasında pozitif yönlü orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyal Görünüş Kaygısı ölçek puanlarının Psikolojik Sıkıntı puanlarına etkisi doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Modele göre sosyal görünüş kaygısı puanları arttıkça psikolojik sıkıntı puanlarının 0,563 puan arttığı belirlenmiştir. Psikolojik sıkıntı ve sosyal görünüş kaygısı düzeylerini etkileyen medeni durum, eğitim düzeyi, yanık yüzdesi, yaş, yanık türü değişkenleri göz önüne alınarak yanık hastalarına uygulanacak psikolojik destek çalışmalarında yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastaların sosyal görünüş kaygı düzeylerinin ve hastalığa psikososyal uyumlarının incelenmesi
Bu çalışma koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastaların sosyal görünüş kaygı düzeylerinin ve hastalığa psikososyal uyum durumlarını etkileyen değişkenlerin incelenmesi amacıyla hazırlanmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ankara Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde bypass ameliyatı geçirmiş ve Kardiyovasküler Cerrahi Polikliniğine başvuran hastalar, örneklemini ise 58 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanması, "Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği, Hasta Tanıtıcı Formu" ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi SPSS 21.0 programı ile yapılmıştır. Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği ile Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği ve alt boyut puanları arasındaki ilişki Spearman korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği puan ortalamaları için parametrik testler kullanılmıştır. Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği ve alt boyut puan ortalamaları nonparametrik testler ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre hastaların Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması (41.00±13.15) olarak belirlenmiştir. Hastaların ölçekten aldıkları puanlar minimum 16, maksimum 74 puan ve medyanı 44,5 olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucuna göre kadınlar, okuryazar ya da ilkokul mezunu olanların daha fazla sosyal görünüş kaygısı yaşadığı belirlenmiştir. Hastaların Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması (28,84±14,88) olarak belirlenmiştir. Hastaların ölçekten aldıkları puanlar minimum 5, maksimum 79 puan ve medyanı 26 olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan hastaların 43'ünün (%74,1) iyi psikososyal uyum düzeyine sahip olduğu görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre kadınların erkeklere göre hastalığa psikososyal uyum düzeyi daha düşük, 60 yaş ve altı grubunda olan hastaların mesleki çevreye uyumları daha düşük bulunmuştur. Hastalardan çalışanların, mesleki çevre alt boyutuna uyumu çalışmayanlara göre daha düşük düzeyde bulunmuştur. Hastaların ameliyatı üzerinden 2-6 ay geçen hasta grubunun hastalığa uyumu ve alt boyutlarından ise mesleki çevre ve sosyal çevreye uyumu, 13 ay ve üstü zaman geçen hasta grubuna göre daha düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle ameliyat sonrası erken dönemde olan hastalar Kadınlar ve çalışma yaşamını sürdürenlerin sosyal görünüş kaygılarıyla ve hastalığa uyumlarıyla ilgili psikolojik destek sağlanması önerilmektedir.
Kadın diyetisyenlerde sosyal fizik kaygısının ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığına etkisi
Bu çalışma kadın diyetisyenlerde sosyal fizik kaygısının ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığına etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Mayıs-Temmuz 2021 tarihleri arasında 22-64 yaş arası Beslenme ve diyetetik lisans mezunu ile eğitim düzeyi üniversite üzeri olan diğer meslek gruplarına mensup çalışmaya katılmaya gönüllü 81 kadın (39 diyetisyen, 42 diğer meslek grupları) ile çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplamak amacıyla hazırlanan anket formu bireylerin bazı sosyodemografik özelliklerini, beslenme alışkanlıkları, egzersiz yapma durumları ile ilgili soruları ve Sosyal Fizik Kaygısı Envanteri (SFKE), Ortoreksiya-11 Ölçeği (ORTO-11), Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği-17 (EBÖ-17) ve Besin Tüketim Sıklığı Formu sorularını içermektedir. Çalışmada bireylerin yaş ortalaması 30.2±10.88 yıl olarak bulunmuştur. Araştırmada bireylerin %48.1'i diyetisyen, %51.9'u diğer meslek gruplarına mensup olarak bulunmuştur. Diyetisyen bireylerin %74.4'ünün ve diğer meslek gruplarındaki bireylerin %59.5'inin Beden kütle indeksi (BKİ) sınıflamasına göre normal grupta yer aldığı saptanmıştır. Meslek ile BKİ arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Enerji alım ortalamaları diyetisyenlerde 1614.7±599.95 kkal, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 1911.1±745.46 kkal olarak bulunmuş olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Bireylerin günlük karbonhidrat alımları; diyetisyenlerin 179.9±85.31 g, diğer meslek gruplarındaki bireylerin ise 193.7±92.36 g karbonhidrat aldığı görülmüştür. Sükroz yüzdelerine bakıldığında ise diyetisyenlerde sırasıyla 8.2±4.29, diğer meslek gruplarında sırasıyla 9.9±4.45 olarak bulunmuş olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Bireylerin günlük diyet ile aldıkları toplam protein miktarı ve enerjinin proteinden gelen yüzdesi incelendiğinde; diyetisyenlerde ortalama 70.0±27.11 g ve %17.8±3.74 iken, diğer meslek gruplarındaki bireylerde ortalama 76.6±28.46 g ve %16.8±3.59 olarak bulunmuştur. Bireylerin günlük yağ alımları; diyetisyenler ve diğer meslek gruplarındaki bireylerin sırasıyla 68.5±26.94 g ve 91.4±39.10 g olarak saptanmış olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Tekli doymamış yağ asit alımının günlük ortalama değeri diyetisyenlerde 23.8±9.56 g, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 31.4±12.66 g olarak belirlenmiştir ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Günlük doymuş yağ asit alım ortalamaları değerlendirildiğinde; diyetisyenlerde 27.2±13.03 g iken, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 40.2±18.35 g olarak bulunmuş olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır. Diyetle günlük kolesterol alım düzeylerinin ortalama değeri diyetisyenlerde 312.4±217.24 mg, diğer meslek gruplarındaki bireylerde 425.2±209.51 mg olarak bulunmuştur ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Diyetisyenlerin %46.2'sinin, diğer meslek gruplarının ise %33.3'ünün düzenli olarak egzersiz yapma alışkanlığı olduğu belirlenmiştir. Diyetisyen bireylerin SFKE'nden aldıkları puan 33.0±6.21, diğer meslek gruplarındaki bireylerin ise 34.3±8.83 olarak bulunmuştur. Diyetisyenlerde ortorektik olan bireylerin oranı %30.8 iken diğer meslek gruplarında bu oran %35.2'dir. Diyetisyenlerin %43.6'sı, diğer meslek gruplarındaki bireylerin ise %45.2'si egzersiz bağımlılığında risk grubu içerisindedir. Meslek grupları ve SFKE, ORTO-11, EBÖ-17 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Ortorektik olan bireylerin SFKE'nden aldığı puan 38.6±8.91, olmayanların ise 32.18±8.04 olarak bulunmuştur. SFKE ve ORTO-11 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Diyetisyenlerde ortorektik bireylerde SFKE ortalama puanı 34.5±5.38, olmayan bireylerde 32.3±6.53 olarak belirlenmiş olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Diğer meslek gruplarındaki bireylerde ise ortorektik olan grubun SFKE puan ortalaması 42.0±9.89, olmayanların ise 32.0±9.43 olarak saptanmış ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). ORTO-11 ve EBÖ-17 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (p<0.05) bulunmakla birlikte aralarında negatif korelasyon bulunmuştur. Bu çalışma sosyal fizik kaygısının ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığına etkisi ile ilgili yapılan ilk çalışmadır. Ortoreksiya nervoza ve egzersiz bağımlılığı ile ilgili yapılan, bu bozuklukların temelinde yatan ve toplum üzerindeki etkisini ölçen çalışmalar yetersizdir. Bu nedenle daha geniş ve kapsamlı çalışmalar bu konuların aydınlatılmasında etkili olacaktır.