Survival analysis

79 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yumurtalık kanserinde sağkalım ve ilişkili faktörler

AMAÇ: Bu çalışmada over kanseri sağ kalımla prognostik faktörleri ortaya koymak amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇ: Haziran 2018 Ağustos 2020 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde over tümörü nedeniyle opere edilen 71 hastanın klinik dosyaları retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uygun olan hastaların dosyalarından uygulanan cerrahi prosedüre dair veriler, klinikopatolojik bulgular, genel ve hastalıksız dönem sağ kalım bilgileri incelendi. BULGULAR: Neoadjuvan kemoterapi alan olgularda; preoperatif assit görülme oranı, preoperatif CA 125/CA 19-9 oranı artışı ve BRCA1 pozitif olma oranı daha yüksektir(p<0,05). Lenf nodu metastazı olan olgularda; olgularda preoperatif assit görülme oranı, CA 125 düzeyi, CA 15-3 düzeyi ve ileri evre hastalık oranı daha fazladır(p<0,005). Lenfovasküler alan invazyonu olan olgularda; ileri evre olasılığı, yüksek peritoneal kanser indeksi, preoperatif CA 125 düzeyi, CA 15-3 düzeyi, preoperatif CA 125/CA 15-3 oranı, preoperatif CA 125/CA 19-9 oranı, preoperatif CA 15-3/CA 19-9 oranı daha yüksektir(p<0.05). Preoperatif assit olan olgularda WT1 pozitifliği görülme olasılığı, preoperatif yüksek CA 125, preoperatif yüksek CA 15-3, preoperatif yüksek CA 125/CA 15- 5 oranı, preoperatif CA 125/Ca 19-9 oranı, preoperatif yüksek CA 15-3/Ca 19-9 oranı saptanmıştır(p<0.05). Evre arttıkça preoperatif yüksek CA 125 düzeyi, yüksek CA 15-3, preoperatif yüksek CA 125/CA 15-3 oranı, preoperatif yüksek CA 125/CA 19-9 oranı, preoperatif yüksek CA 15-3/CA 19-9 oranı saptanmıştır(p<0.05). Mortaliteyi etkileyen faktörlerde ise; ileri evre pozitif korele görülmüş iken östrojen reseptör pozitifliği oranı negatif korele görülmüştür(p<0.05). İleri evre olgularda nüks olasılığı daha fazla idi(p<0.05). Platin duyarlı olan olgularda ortalama hastalıksız sağ kalım daha iyi iken ortalama sağ kalım değişmemiştir. Sonuç: Over kanseri sağ kalımında birçok prognostik faktör etkilidir. Özellikle preoperatif rezektabilite, assit varlığı ve neoadjuvan kemoterapi ile ilişkili faktörler bu konuda yapılacak çalışmalar açısından kayda değer niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Over Kanseri, Sağ Kalım, Prognostik Faktörler

NeoplazmlarOver hastalıklarıOver neoplazmları+2
Tuğçe Ersoy
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaygın evreli küçük hücreli akciğer kanseri hastalarında tanı anında bakılan prognostik nütrisyonel indeks ve immünonütrisyonel indekslerin prognostik değeri ve genel sağkalım üzerine etkileri

Çeşitli parametrelerin çeşitli kanser türlerinde prognozu gösterdiği ve genel sağkalım tahmininde bulunduğu gösterilmiştir. Yaygın evreli küçük hücreli akciğer kanseri son derece düşük sağkalıma sahip bir malignite olup, sağkalım ve prognoz göstergesi olan parametrelerde yapılmış az çalışma bulunmaktadır. mGPS ve GPS, serum albümin düzeyine ve CRP'ye dayalıdır. PNI, serum albümin seviyesi ile mutlak lenfosit sayısının bir kombinasyonudur. CAR ise CRP ve serum albümin oranı ile hesaplanır ve birçok çalışmada çeşitli kanser türlerinde prognostik faktör olarak bulunmuştur. Bu çalışmaya 01 Ocak 2011 - 1 Haziran 2022 tarihleri arasında patolojik olarak KHAK tanısı alan ve yaygın evreye sahip olan 144 hasta dahil edilmiştir. Hastaların tanı anındaki boy, kilo, biyokimyasal parametreleri ve tam kan sayımı not edilerek skorlamalar hesaplanmıştır. PNİ ve CAR için roc curve analizi yapılarak cut-off belirlenmiştir. Yapılan sağkalım analizinde mGPS 0-1,GPS 0-1 ve daha yüksek PNI'lı hastaların genel sağkalım süresi mGPS 2,GPS 2 ve daha düşük PNI'ya sahip olanlardan önemli ölçüde daha uzun bulunmuştur. CAR değeri ise sağkalım süresi açısından anlamlı olarak bulunamadı. Tek değişkenli analizlerde yüksek PNI (p=0,018), mGPS 0-1 (p=0,007) ve GPS 0-1 (p=0,007) iyi prognostik faktörler olarak tespit edildi. Çok değişkenli modellemelerde ise yüksek PNI (p=0,015), mGPS 0-1 (p=0,026) ve GPS 0-1 (p=0,026) bağımsız prognostik faktörler olarak tespit edildi. Çalışmamız tek merkezli bir retrospektif çalışma olmakla birlikte veriler, tedavi öncesi mGPS, GPS ve PNI'nın yaygın evreli KHAK hastalarında genel sağkalımın bağımsız belirteçleri olduğunu göstermiştir ve bulgularımız literatürle uyumludur. mGPS, GPS ve PNI'nın tedavi öncesi değerlendirmesi, kötü prognozlu hastaların belirlenmesine katkı sağlayabilir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+5
Bartu Ediz
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanserden sağ kalan bireylere uygulanan randomize kontrollü psikososyal müdahalelerin psikolojik sağlamlık, travma sonrası büyüme ve anlam bulma düzeyi üzerine etkisi: Bir sistematik derleme ve meta-analiz çalışması

Bu sistematik derleme ve meta-analiz araştırması, kanserden sağ kalan bireylere uygulanan randomize kontrollü psikososyal müdahalelerin, psikolojik sağlamlık, travma sonrası büyüme ve anlam bulma üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. CINAHL Plus with Full Text (EBSCOhost), CENTRAL, Pubmed ve WOS Core Collection veri tabanlarında yayın tarihi ve dil kısıtlaması konulmadan tarama yapılmıştır. Çalışma seçimi aşamasında yayın dili İngilizce olmayan çalışmalar derlemeden dışlanmıştır. Derlemeye 1801 katılımcıyı içeren 14 randomize kontrollü deneysel çalışma dahil edilmiştir. Travma sonrası büyüme ve anlam bulma sonuç çıktılarını raporlayan 10 çalışma aynı zamanda nicel analiz sürecinde de yer almıştır. Psikososyal müdahalelerin psikolojik sağlamlık üzerindeki etkileri dahil edilen sınırlı sayıda çalışma olması sebebi ile istatistiksel olarak birleştirilememiştir. Çalışma seçimi, veri çekme, yanlılık riski ve kanıt kesinliği değerlendirme süreçleri "Cochrane Müdahalelerin Sistematik Derlemeleri için El Kitabı"nda önerilen standart yöntemler doğrultusunda yürütülmüştür. Bir çalışma dışında diğer tüm çalışmaların genel yanlılık riski "şüpheli" ve "yüksek" olarak belirlenmiştir. Anlam bulma düzeyine yönelik müdahale öncesi ve müdahale sonrası değişim etkisi kapsamında birleştirilmiş bulgular psikososyal müdahale lehinde küçük düzeyde yararlı bir etki olduğunu göstermiştir (Cohen'in d'si = -0,298, %95 GA: -0,518 . -0,077; p = 0.008; I2 = %0; düşük düzey kanıt kesinliği). Bununla birlikte, anlam bulma düzeyine ilişkin müdahale öncesi ve en son ölçüm değişim etkisini içeren meta-analiz, bu etkinin sürdürülmediğini ortaya koymuştur. Meta-analiz ayrıca psikososyal müdahaleler ile rutin bakım arasında travma sonrası büyüme düzeyi açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir. Bulgular, kanıt kesinliğinin "düşük" ile "çok düşük" düzey arasında değişmesi sebebi ile psikososyal müdahalelerin tüm sonuç çıktıları üzerindeki etkilerinin belirsiz olduğunu ve ek kanıtlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Psikososyal müdahalelerin kanserden sağ kalan bireylere yönelik güçlü etkilerini saptamak için gelecekte yürütülecek yüksek metodolojik kaliteye sahip randomize kontrollü deneysel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Kanser hastalarıMeta analiziNeoplazmlar+4
Gülşah Yıldız Aytaç
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hepatoselüler kanser hastalarında uygulanan tedavilerin sağkalım üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Hepatoselüler karsinomun (HSK) yüksek mortaliteyle seyreden bir hastalık olup, günümüzde tedavi seçenekleri ve tedavilerin etkinliklerine yönelik çok sayıda çalışma yürütülmektedir. Bu çalışma; literatürdeki mevcut bilgiler ışığında hastaların demografik, klinik, laboratuvar ve görüntüleme verilerine dayalı olarak cerrahi, ablasyon, transarteriyel kemoembolizasyon, transarteriyel radyoembolizasyon (TARE) ve sistemik tedavilerin HSK hastalarının sağkalım süreleri üzerindeki etkinliğini analiz etmektedir. Çalışmaya 311 hasta retrospektif olarak dahil edilmiştir. Hastalar, demografik ve klinik özelliklerine, aldığı tedavi seçeneklerine göre incelenmiş ve sağkalımları analiz edilmiştir. Medyan kümülatif sağkalım süresi 21,5 ay bulunmuştur. Ağır alkol tüketimi ve sigara kullanımının sağkalıma olumsuz etkisi olduğu, diğer demografik ve etiyolojik faktörlerin anlamlı etkisi olmadığı bulunmuştur. Çalışmamızda gastrointestinal sistem kanaması öyküsü ve hepatik ensefalopati varlığının sağkalım üzerine olumsuz etkisi gösterilmiştir. Ayrıca laboratuvar parametrelerinden hemoglobin düzeyi, sodyum, albümin, trombosit sayısı, lökosit sayısı, nötrofil lenfosit oranı, kan üre azotu, potasyum, alkalen fosfataz, gama glutamil transferaz, total ve direk bilirubin, aspartat aminotransferaz, alfa fetoprotein ve sedimentasyon düzeylerindeki bozuklukların sağkalıma etkisi gösterilmiştir (p<0,05). Radyolojik görüntülemelerde lezyon sayısı, tümör çapı, metastaz veya lenfadenopati varlığı, satellit lezyon varlığı çalışmamızda sağkalımı göstermede önemli prognostik faktörler olarak bulunmuştur. Hastaların 1 yıllık ve iki yıllık takiplerinde; ilk bir yıl içinde progresif hastalık olmasının sağkalıma olumsuz etkisi daha fazla olduğu gösterilmiştir. Performans durumu, albümin bilirubin indeksi, sağkalımda kullanımı anlamlı bulundu. Hasta popülasyonumuzda, mevcut skorlama sistemleri değerlendirildiğinde sağkalımı belirlemede Honkong Liver Cancer (HKLC) sisteminin diğer sistemlere kıyasla daha başarılı olduğu olduğu gösterilmiştir (p=0,000). Küratif tedavilerin küratif olmayan tedavilere göre belirgin sağ kalım avantajı sağladığı saptanmıştır. Primer tedavilerden TARE, TAKE, sistemik kemoterapilerin uygulandığı hastalarda sağkalım daha düşük bulundu (p=0,000). Multimodal tedavilerden lokorejyonel tedavi ve cerrahi uygulanan hastalarda sağkalım yüksek bulunmuştur (p=0,002). Hastaların aldığı tedavi modaliteleri sağkalıma etkisinin incelendiği, nakil hastalarının dahil edilmediği analizde; medyan sağkalım küratif tedavilerde 97,6 ay (80,4-114,9), tedavi almayan hastalarda 3,6 ay (1,4-5,7) olarak bulunmuştur.

Karaciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmlarıKarsinoma-hepatoselüler+5
Hasan Şahin
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik malign melanom hastalarının klinik ve patolojik özellikleri, sağkalımları ve sağkalım belirleyicilerinin incelenmesi

Melanom, melanositlerden köken alan agresif seyirli bir cilt kanseridir. Tüm dünyada en sık görülen kanserler arasında beşinci sıradadır ve son yıllarda insidansı giderek artmaktadır. Malign melanomlar, kısmen kemorezistan tümörlerdir ve özellikle metastatik evrede mortaliteleri oldukça yüksektir. Ancak son yıllarda özellikle immün kontrol noktası inhibitörlerinin kullanımı ile melanom tedavisinde önemli gelişmeler sağlanmıştır. Bu çalışmada metastatik malign melanom hastalarında, güncel tedavi rejimleriyle birlikte artan sağkalımları ve sağkalımın prognostik belirleyicilerini incelemeyi amaçladık. Çalışmamıza Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi Medikal Onkoloji Bilim Dalı'na 2014-2022 yılları arasında başvuran 52 metastatik kutanöz melanom hastası dahil edildi. Hastalara ait demografik veriler, klinik ve patolojik özellikler, metastaz tarihleri ve bölgeleri, verilen tedaviler ve progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalım verileri değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen %25 hasta de nova metastatik, %75 hasta reküren metastatik idi. Melanomların en sık, ilk metastaz yaptıkları bölgeler, akciğer ve uzak lenf nodu metastazıydı. En sık tercih edilen tedavi rejimi, tüm basamaklarda tekli veya kombine verilen immünoterapi ajanlarıydı. İmmünoterapi alan hastalarda genel yanıt oranları (ORR); birinci basamakta %36, ikinci basamakta %19 idi. Metastatik melanom hastalarının medyan genel sağkalımı 20,9  2,19 ay olarak bulundu. 1, 3 ve 5 yıllık sağkalımları sırasıyla %78,1, %29,7 ve %25,5 olarak bulundu. Genel sağkalımla tümör yerleşim bölgesi, karaciğer metaztazı, kemik metastazı, LDH düzeyi ve nötrofil/lenfosit oranı arasında anlamlı ilişki gösterildi. Çok değişkenli analizde karaciğer metastazı, genel sağkalımı olumsuz yönde etkileyen bağımsız risk faktörü olarak değerlendirildi. Bulgularımız, merkezimizde daha önce yürütülen benzer bir çalışmayla kıyaslandı. Çalışmamız güncel tedavi rejimleriyle birlikte metastatik melanom hastalarının sağkalımlarında gösterilen iyileşmeyi destekledi.

MelanomNeoplazm metastazlarıNeoplazmlar+5
Fatıma Gül Gülbahçe İncesu
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tanı anında metastatik olmayan opere mide kanserli hastaların klinikopatolojik özelliklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi ve sağkalım analizleri

Tanin Hayriye, Tanı anında metastatik olmayan opere mide kanserli hastaların klinikopatolojik özelliklerinin retrospektif değerlendirilmesi ve sağkalım analizleri, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Uzmanlık Tezi, Van, 2018. Amaç: Tanı anında metastatik olmayan ve opere olan mide kanserli hastaların klinik verilerinin geriye dönük olarak değerlendirilerek prognostik önemi olabilecek faktörlerin belirlenmesi ve belirlenen bu prognostik faktörlerin sağkalım üzerine etkisinin saptanması Gereç ve yöntem: Çalışmamıza Ocak 2013 ve Kasım 2017 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Kliniği'ne başvuran ve patolojik olarak mide kanseri tanısı almış olan hastalar dahil edildi. Bu hastalar içerisinden tanı anında metastatik olmayan ve mide kanseri nedeniyle opere olan 109 hasta seçildi. Cinsiyet, yaş, tümörün yerleşim yeri, tümörün makroskobik görünümü, histolojik alt tipi, tümörün invazyon derinliği, tümörün evresi, lenfatik invazyon, perinöral invazyon, vasküler invazyon, hastaların ECOG performans skoru durumlarının prognostik önemi ve sağkalım ile ilişkisi değerlendirildi. Bulgular: Tanı anında metastatik olmayan opere mide kanserli hasta grubu 109 kişiden oluşuyordu. Hasta grubunun tamamı histopatolojik olarak adenokanser türündeydi. Olguların %62.3'ü (68 olgu) erkek, %37.6'sı (41 olgu) kadındı. Tüm olgular içerisinde en erken tanı yaşı 24 (yıl), en ileri tanı yaşı ise 81 (yıl) idi. Ayrıca median tanı yaşı (ortanca tanı yaşı) 59, mean tanı yaşı (ortalama tanı yaşı) 58.81 olarak bulundu. Tümörün lokalizasyon durumuna bakıldığında, olguların %36.7'si (39 olgu) korpusta, %27.3'ü (29 olgu) kardiada, %26.4'ü (28 olgu) antrumda, %9.4'ü (10 olgu) ise özofagogastrik bileşkede lokalize idi. Tümörlerin makroskobik görünümleri değerlendirildi ve %37.6 (41 olgu) olgu ülserovejetan, %33 (36 olgu) olgu ülsere, %14.7 (16 olgu) olgu ülseroinfiltratif, %11.9 (13 olgu) olgu ise infiltratif görünümde saptandı. Tümörün histopatolojik alt tipleri (lauren sınıflamasına göre) değerlendirildiğinde olguların %59.5'inin (53 olgu) intestinal tipte, %30.3'ünün (27 olgu) diffüz tipte, %10.1'inin (9 olgu) mikst tipte olduğu görüldü. T evrelemesine göre %6.4 olgu (7 olgu) T1, %6.4 (7 olgu) olgu T2, %50.9 (55 olgu) olgu T3, %36.1 (39 olgu) olgu ise T4 evresine sahipti. N evrelemesine göre N0 olan %30.5 (33 olgu) olgu, N1 olan %25.9 (28 olgu) olgu, N2 olan %15.7 (17 olgu) olgu, N3 olan %27.7 (30 olgu) olgu saptandı. Hastaların klinik evreleri değerlendirildiğinde evre1 olan %13.8 (15 olgu), evre2 olan %33 (36 olgu) ve evre3 olan %53.2 (58 olgu) olgu görüldü. Çalışmada yer alan 89 hastanın tümör diferansiayon derecesi belirlenmiş olup bunların %10.1'i (9 olgu) iyi diferansiye, %55'i (49 olgu) orta diferansiye ve %34.8'i (31 olgu) undiferansiye idi. Toplam 104 olgunun lenfatik invazyon verisi mevcuttu ve %69.2 (72 olgu) olguda lenfatik invazyon var iken %30.7'sinde(32 olgu) lenfatik invazyon bulunmuyordu. Vasküler invazyon durumu 105 hasta için belirlendi ve bunların %64.7'sinde (68 olgu) vasküler invazyon var iken % 35.2'sinde (37 olgu) vasküler invazyon yoktu. Olguların 103'ünde perinöral invazyon bilgisi mevcut olup %68.9'unda (71 olgu) perinöral invazyon olduğu ve %31'inde (32 olgu) perinöral invazyon olmadığı görüldü. ECOG performans skoru açısından tüm vakalar değerlendirildi. ECOG 0 grubuna dahil %33.9 (37 olgu), ECOG 1 grubuna dahil %43.1 (47 olgu) ve ECOG 2 grubuna dahil %22.9 (25 olgu) olgu mevcuttu. Hastaların hastalıksız sağkalımları belirlenirken hastalıksız sağkalım süresi, metastaz veya lokal nüks gelişme tarihine kadar geçen süre olarak tanımlandı. Çalışmamızda tümör lokalizasyonu ile ilgili verilerimiz antrumun mide kanserinde en sık tutulum yeri oluşuyla ilgili bilgilerimizle çelişkili, proksimal mide kanserlerinde artış bildiren yayınlarla uyumlu idi. Ayrıca çalışmamızda tümör lokalizasyonu ile hastalıksız sağkalım arasında anlamlı fark saptanmadı. Perinöral invazyon ve lenfovasküler invazyonun hastalıksız sağkalım ile ilişkisine bakıldığında lenfovasküler invazyon durumu ile hastalıksız sağkalım arasında anlamlı korelasyon görülürken perinöral invazyon ile hastalıksız sağkalım arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmadı. Çalışmamızda yer alan olgulara ait T evresi, N evresi, klinik evre, ECOG performans skoru arttıkça hastaların hastalıksız sağkalım sürelerinin azaldığı görüldü. Sağkalım ile anlamlı ilişkisi olan diğer faktörler Lauren sınıflaması ve tümöre ait diferansiasyon derecesi idi. Anahtar Kelimeler: mide kanseri, prognostik faktör, hastalıksız sağkalım

Mide neoplazmlarıNeoplazmlarPrognoz+5
Hayriye Tanin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Onkoloji servis ve polikliniğinde takip edilen hastalarda, tanı öncesi ve/veya sırasındaki bazal ürik asit ve hemogram parametrelerinin ölüm ve sağkalım üzerine etkisi

Amaç: Ürik Asit (ÜA) bir çok hastalıkta risk faktörü olarak suçlanmış; yüksekliği gut, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörü olarak değerlendirilmiştir. Bunun yanında Parkinson Hastalığı, Multipl Skleroz ve Alzheimer Hastalığı olanlarda yüksek ÜA seviyesinin protektif olduğu gösterilmiştir. Fakat özellikle malign hastalıklara yol açma veya hastalıkları önleme açısından yapılan çalışmalarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkmıştır. Yöntem: Ocak 2014 tarihinden Ağustos 2015 tarihine kadar Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Bilim Dalına poliklinik ve/veya servise başvuran hastaların tanı sırasında ve/veya en geç 1 ay içerisindeki ÜA sonuçları ile ölüm ve sağ kalım arasında bir ilişki olup olmadığı ve prognoz tayini açısından değerinin olup olmadığı araştırılmıştır. Bulgular: 997 hastanın 428'inin (%43) ÜA değerlerine ulaşıldı. Ortalama ÜA değerleri tüm hastalar için 4,79 (± 1,82) mg/dl, yaşayan hastaların (260 kişi, %65) 4,57 (± 1,53) mg/dl, ölen hastaların ise (140 kişi, %35) 5,20 (± 2,22) idi (p=0,0006). Erkekler için ÜA referans aralığı 3,5-7,2 mg/dl, kadınlar için 2,6-6 mg/dl olarak alındı. 336 hastanın ÜA'i normal, 62'sinin yüksek ve 30'unun düşük olduğu görüldü. ÜA değerlerini düşük, normal ve yüksek olarak değerlendirdiğimizde 148(428) hastada ortalama sağkalım süresi düşük grupda 18,201 ± 1,426 ay (95% CI 15,407-20,995), normal grupta 70,962 ± 10,244 ay (%95 CI 50,884-91,041) ve yüksek grupda 20,571 ± 2,779 ay (95% CI 15,125-26,017) olarak bulundu. Her 3 grubu karşılaştırdığımızda düşük grupla normal grup arasındaki yaşam süreleri anlamlı (p=0,030), yüksek grupla normal grup arasındaki yaşam süreleri de anlamlı (p=<0,001) olarak bulundu. Düşük grupla yüksek grup karşılaştırıldığında sağkalım açısından bir anlam olmadığı saptandı (p=0,304). Sonuç: ÜA'in hem pro-oksidan hem de anti-oksidan özelliklerinin olduğu; normal değerlerde anti-oksidan, düşük veya yüksek değerlerde ise Pro-oksidan olarak davrandığını görünmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Ürik Asit, Kanser, Mortalite

Hastaneye yatırmaKanser hastalarıMortalite+5
Kerem Oruç
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanseri tanısının konulma zamanı ile tedaviye başlama zamanı arasında geçen sürenin sağ kalıma ve nüks gelişim oranlarına etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada; meme kanseri tanısı konan hastalarda, kanser tanısının konulma zamanı ile cerrahi uygulanma zamanı arasında geçen sürenin hastanın sağ kalımına ve hastalığın nüks etme durumuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma 1 Ocak 2010 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü tarafından meme kanseri nedeniyle cerrahi uygulanan, çalışma kriterlerini karşılayan 167 hastanın dosyalarının retrospektif olarak değerlendirilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Olguların yaş ortalaması 49,78 ± 10,83 yıldı. Olguların %21,6'sında aile öyküsü varlığı, %21,0'ında DCIS komponenti, %21,0'ında multifokalite, %56,3'ünde lenfovasküler invazyon ve %37,1'inde perinöral invazyon saptandı. Patolojik evre olguların %24,6'sında evre I, %62,3'ünde evre II ve %13,2'sinde evre III'tü. Tanı ile cerrahi arasında geçen bekleme süresi ortalaması 38,81 ± 49,06 gün, toplam takip süre ortalaması ise 54,31 ± 26,22 aydı. Olguların %90,4'üne kemoterapi, %66,5'ine radyoterapi, %76,6'sına hormon tedavisi uygulandı, %10,8'inde nüks gelişti ve %13,8'i hayatını kaybetti. Nüks gelişmeyen grupla karşılaştırıldığında, nüks gelişen grupta >50 mm tümör (sırasıyla, %10,1 vs %27,8, p = 0,031), lenfovasküler invazyon varlığı (sırasıyla, %53,0 vs %83,3, p = 0,014), perinöral invazyon varlığı (sırasıyla, %34,2 vs %61,1, p = 0,026), cerrahi sınırda tümör varlığı (sırasıyla, %3,4 vs %16,7, p = 0,042) ve radyoterapi tedavisi alma (sırasıyla, %63,1 vs %94,4, p = 0,008) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla sıklıktaydı. Nüks gelişmeyen olgularla karşılaştırıldığında, nüks gelişenler arasında lenf nodu evrelemesi N0 olanlar istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha az (%44,3 vs %16,7), N3 ise daha fazlaydı (%6,0 vs %27,8, p = 0,004). Ayrıca nüks gelişen olgularda evre IIIA (%4,7 vs %16,7) ve evre IIIB (%3,4 vs %22,2, p = 0,005) olmak üzere, evre III (%10,7 vs %33,3, p = 0,025) tümör istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazlaydı. Nüks gelişmeyen olgularla karşılaştırıldığında, nüks gelişenler arasında bekleme süresi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha kısaydı (p = 0,030). Nüks görülmesinde bekleme süresi için cut-off 24 gün olarak bulundu. 24 ve daha kısa süre bekleyenlerde nüks daha fazla görülmektedir. Eğri altında kalan alan (AUC=0,656, p=0,028) istatistiksel olarak anlamlıdır. Olguların genel sağkalım süresi 135,063 ± 3,993 (%95 GA: 127,236 - 142,890) aydı. Patolojik evresi III olanların ve nüks saptanan olguların sağkalım süresi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha kısaydı (p<0,001). Sonuç olarak daha kısa bekleme süresi olan olguların nüks sıklığı daha fazlaydı, sağkalım süresi ile bekleme süresi arasında ise anlamlı bir ilişki görülmedi. Ek olarak nüks varlığının ve patolojik evre artışının sağkalım süresini azalttığı saptandı.

Meme hastalıklarıMeme neoplazmlarıNeoplazmlar+3
Cem Tandoğan
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HER2 pozitif meme kanseri tanısı ile neoadjuvan kemoterapi + trastuzumab ve kemoterapi + trastuzumab + pertuzumab almış hastaların patolojik tam yanıt, hastalıksız sağkalım ve genel sağkalım sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser olup kanser ile ilişkili ölümler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Son yıllarda meme kanserinin tedavisi ile ilişkili yeni tedavi modalitelerinin gelişmesi meme kanserine bağlı ölüm oranlarını azaltmıştır. Neoadjuvan kemoterapi (NAKT) lokal ileri meme kanserinde standart tedavidir. NAKT'ye patolojik tam yanıt (pCR) elde etmek giderek önemli hale gelmiştir. Bu durumu öngörmek için çeşitli klinik ve patolojik belirteçler araştırılmıştır. HER2 pozitif hastalarda kemoterapiye anti-HER2 tedavilerin eklenmesiyle onkolojik sonuçlarda iyileşme görülmüştür. Özellikle pertuzumab eklenmesinin pCR'yi artırdığı gösterilmiştir. Bu çalışmada kliniğimizde HER2 pozitif meme kanseri tanısı ile NAKT+trastuzumab ve NAKT+trastuzumab+pertuzumab almış hastaların pCR, hastalıksız sağkalım (DFS), genel sağkalım (OS) sonuçlarının karşılaştırılması ve pCR'yi predikte eden faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği'ne 2011-2023 yılları arasında başvuran, HER2 pozitif meme kanseri tanısı ile neoadjuvan tedavi alan ve tedavi sonrası opere edilen 102 hasta dahil edildi. Hastaların tıbbi kayıtlarından elde edilen klinik, demografik ve patolojik özellikleri retrospektif olarak incelendi. Hastalar, aldıkları neoadjuvan tedaviye göre; NAKT rejimi yanında tek başına trastuzumab ve trastuzumab+pertuzumab olacak şekilde gruplandırıldı. İki grup arasında pCR, DFS, OS ve pCR üzerine etkili faktörler istatistiksel analizle değerlendirildi. Ayrıca, NAKT+anti-HER2 tedavi almış tüm hastalarda elde edilen pCR durumuna göre DFS ve OS karşılaştırıldı. Sağkalım analizleri Kaplan-Meier yöntemi kullanılarak elde edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 102 hastanın yaş ortalaması 50,43 (27-74) olup tamamı kadındı. Hastaların %40,2'si postmenopozal, %59,8'i evre 3, %91,2'si lokal ileri evredeydi. Tüm grupta %41,2 olan pCR, NAKT'ye yalnızca trastuzumab eklenen grupta %39,5 iken trastuzumab+pertuzumab eklenen grupta %42,4'tü. Hormon reseptörü (HR) negatifliği, moleküler tipin ER-PR-HER2+ olması ve klinik N evresinin 0-1 olması pCR'nin prediktörleriydi (p<0,05). 3 yıllık OS oranı bu iki grupta sırasıyla %92,2 ve %97,7 idi. Median DFS, NAKT+trastuzumab alanlarda 90,3 ay iken NAKT+trastuzumab+pertuzumab alanlarda henüz medyana ulaşılmamıştı. Ayrıca, NAKT+anti-HER2 tedavi ile pCR elde edilen ve edilmeyen tüm hastalar karşılaştırıldığında, pCR olanlarda olmayanlara göre OS'de anlamlı olmasa da artış saptandı (92,6 ay vs 80,5 ay, p=0,41). Sonuç: HER2 pozitif meme kanserinde NAKT+trastuzumabın yanına pertuzumab eklenmesi pCR, DFS ve OS'yi artırır. HR negatifliği ve klinik N evresinin 0-1 olması pCR'nin bağımsız prediktörleridir. Bu klinik ve patolojik özelliklerle pCR öngörülebilir, DFS ve OS oranlarında artış sağlanarak prognoz iyileştirilebilir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, neoadjuvan kemoterapi, pertuzumab, patolojik tam yanıt, sağkalım

HER2Meme hastalıklarıMeme neoplazmları+7
Ahmet Faruk Çelik
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hepatit b ve hepatit virüsleriyle karşılaşmış olan böbrek nakilli hastaların klinik seyrinin izlenmesi

Amaç: Bu çalışmada Hepatit B ve Hepatit C virüsleriyle karşılaşmış ve böbrek nakli yapılmış hastaların böbrek fonksiyon testlerinin, karaciğer enzimlerinin ve kan değerlerinin Hepatit B ve Hepatit C virüsleriyle karşılaşmamış böbrek nakli olmuş hastalarla karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, İstanbul Bilim Üniversitesi Şişli Florence Nightingale Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında 2008-2016 yılları arasında böbrek nakli yapılmış 872 hasta dosyası retrospektif olarak taranıp hepatit B ve hepatit C virüslerinin hasta ve greft sağ kalımına etkileri incelenmiştir. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen hastaların HBV(+) grubundakilerin %86,7'si, HCV(+) grubundakilerin tamamı ve kontrol grubundakilerin %97'si için greft tipinin canlı olduğu belirlendi. Hastalık nedenleri içinde; hipertansiyon HBV(+) hastalarda HCV(+) hastalara, kontrol grubu ise hem HBV(+)hem de HCV(+) hastalara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hastaların en son kotrol BUN değerine bakıldığında, HCV(+) grubu kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek bulundu. Hastaların 5.yıldaki AST değerine bakıldığında, HCV(+) grubun kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek bulundu. Hastaların taburcu oldukları an ki ürik asit değerine bakıldığında, HBV(+) grubunun ortalama HCV(+) grubundan anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuçlar: Bulgularımız böbrek transplantasyonu hastalarında hepatit B ve hepatit C virüs enfeksiyonun böbrek fonksiyonları üzerinde etkisi olmadığı gibi nakil sonrasında gelişebilecek komplikasyonlar üzerindede etkisi yoktur. Dolayısıyla Hepatit B ve hepatit C virüs enfeksiyonunun hasta sağ kalımına ve greft sağ kalımına etkisi olmadığı düşünülebilir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+6
Gülümser Oral Taraktaşlı
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal allograft biyopsilerde aktivite ve kronisite skorlarının klinik parametreler ile ilişkisi

Amaç: Böbrek allograft biyopsilerinin değerlendirilmesinde iki senede bir güncel literatür verilerine göre yenilenen Banff sınıflandırılması kullanılmaktadır. Banff sınıflaması graft böbrek biyopsisinde belli histolojik lezyonları yaygınlık ve şiddetine göre değerlendirmektedir. Güncel Banff 2019 konferansında sınıflandırmanın karmaşık ve yanlış yorumlamaya açık olduğu ile ilgili tartışmalar olmuştur. Graft sağ kalımını öngörmede Banff sınıflandırmasında yıllardır süregelen hücresel ve humoral rejeksiyon için ayrı ayrı oluşturulan aktif/akut, kronik aktif ve kronik kategorilerinin yerine ISN/RPS Lupus nefriti klasifikasyonundakine benzer şekilde rejeksiyon tipi + aktivite ve kronisite skorlarının bildirilmesi önerisi gelmiştir. Bu çalışmada canlı ya da kadavradan böbrek nakilli erişkin hastalarda allograft endikasyon biyopsisi sırasında kaydedilen histopatolojik ve klinik özellikler incelenecek, hastalık aktivitesi ve kronisitesini yansıtan histolojik lezyonların varlığı ve yaygınlığı ile elde edilecek aktivite ve kronisite skorlarının graft kaybını öngörmede etkili olup olmadığı araştırılacaktır. Gereç ve Yöntem: 2005-2021 yılları arasında AÜTF Tıbbi Patoloji Anabilim dalında incelenmiş yetişkin alıcılara ait 341 adet renal allograft endikasyon biyopsisi çalışmaya dahil edilmiştir. Biyopsilere ait renal allograft biyopsilerin rutin histopatolojik değerlendirmesinde kullanılan Hematoksilen&Eozin, PAS (Periodic acid schiff), PASM (Periodic acid methenamine silver), trikrom boyalı histolojik preparatlar ile C4d, CMV, SV40 özel immünhistokimya boyalı preparatlar arşivden çıkartılarak ışık mikroskobik olarak güncel Banff sınıflamasına göre tekrar değerlendirilmiştir. Banff elementer lezyonları yaygınlık ve şiddetine göre skorlanmıştır. M.Haas ve ark.larının önerdiği yöntem ile aktivite ve kronisite skorları belirlenmiştir. Alternatif olarak S. Sethi ve ark.larının native biyopsilerde kullanılmasını önerdikleri kronisite skoru da hesaplanmıştır. Hastalara ait demografik veriler, prognozla ilişkili klinik değişkenler hastane bilgi sisteminden ve hasta takip formlarından elde edilmiştir. Aktivite ve kronisite skorlarının graft prognozu ile korelasyonu, duyarlılık ve seçicilik değerleri hesaplanmıştır. Verilerin analizi "SPSS for Windows 11,5" paket programında yapılmış, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda rejeksiyon tipinin graft kaybı ve graft sağkalım süresi ile ilişkisi saptanmamıştır. Graft kaybı olan ve olmayan gruplar arasında Kronisite skoru-Haas, total biyopsi skoru, kronisite skoru-Sethi anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Aktivite skoru ise sınırda anlamlı düzeyde fark göstermiştir. Graft kaybı olan grupta, olmayan gruba göre biyopsi anındaki kreatinin (Cr) düzeyleri daha yüksek, eGFR düzeyleri daha düşük ve nakil-biyopsi arası süre daha uzun bulunmuştur. Graft sağkalım süresi kronisite skorları ve total biyopsi skoru ile ters yönlü ilişki göstermiştir. Biyopsi sonrası 1. yıl Cr değeri kronisite skorları ve total biyopsi skoru arttıkça istatistiksel anlamlı olarak artış göstermektedir. Aktivite skoru graft sağkalım süresi ve biyopsi sonrası 1.yıl Cr değeri ile ilişkisiz bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda rejeksiyon tipi ile graft prognozu açısından ilişki saptanmamıştır. M. Haas ve S. Sethi'nin önerdiği kronisite skoru ve total biyopsi skoru hesaplamasının graft sağkalım süresi ile ilişkisinin bulunması sebebi ile biyopsi raporunda tanı kategorisi yanında aktivite ve kronisite skorunun bildirilmesinin faydalı olacağı düşünülmüştür. Bu şekilde Banff sınıflandırmasının tanısal sınıflandırma sistemi olması ile birlikte bu sınıflandırmanın prognostik performansı da artabilir. Hastaların tekrar eden biyopsilerinde lezyon skorlarındaki değişim ile progresyon ya da regresyon daha kolay takip edilebilir. Bu haliyle raporlamanın klinisyenler için hasta izlemi ve tedavi yönetiminde standardizasyonu kolaylaştıracağı öngörülmüştür.

AllogreftBiyopsiBöbrek hastalıkları+3
Elif Özgür
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kasa invaze olmayan mesane kanseri hastalarında intravezikal tedavide kullanılan bacillus calmette-guerin (BCG) suşları arasında etkinlik ve yan etkiler açısından farklılık var mı? rıvm ve russıan suşlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada günümüzde hem Türkiye'de hem dünya çapında kolay ulaşılabilen, sık kullanılan ve -bizim bildiğimiz kadarıyla- bugüne kadar başa baş karşılaştırması olmayan, Kasa invaze olmayan mesane kanseri hastaların intravezikal tedavisinde kullanılan Bacillus Calmette-Guerin (BCG) RIVM suşu ve Russian suşunu tedavi etkinliği ve yan etkiler açısından karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019 ile Aralık 2022 tarihleri arasında mesane tümörü ön tanısıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Üroloji Kliniğine başvuran hastalara öncelikle tümörün transüretral rezeksiyonu yapıldı, ardından patolojik inceleme sonucuna göre kasa invaze olmayan mesane kanseri tanısını alan tüm hastalar hastalığın evre ve derecesine göre düşük, orta, yüksek ve çok yüksek risk gruplarına sınıflandırıldı. Orta risk grubu, yüksek risk grubu ve radikal sistektomiyi kabul etmeyen ve/veya radikal sistektomi için uygun olmayıp çok yüksek risk grubunda olan hastalar bizim çalışmamızın hedef grubu olmuştur. Bu hastalara intravezikal BCG tedavisi planlanmış olup hastaları randomize ederek iki ayrı gruba ayırdık ve prospektif olarak takip ettik: Grup 1: RIVM BCG suşu alanlar (n=61) ve Grup 2: RUSSIAN BCG suşu alanlar (n=64). Bu iki gruptaki hastaları takip ederek yapılan aralıklı sistoskopik kontroller sayesinde rekürrens(hastalığın tekrarlaması) ve progresyon(hastalığın ilerlemesi) açısından değerlendirip karşılaştırdık. Bununla beraber, hastalara her ilaç uygulaması için başvurdukları zaman tarafımızca oluşturulan takip formaları doldurdu. Bu formlar sayesinde ilaç suşu, dozu, uygulama zamanı ve ilaca bağlı yaşanan yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Her iki grubun demografik ve patolojik özellikleri benzer ve homojen dağılım gösterdiği izlendi. Takip süresi Grup 1 için 26.4 ± 9.8 ay ve Grup 2 için 27.8 ± 9.6 ay olarak hesaplandı. Grup 1'deki hastalar ortalama 15, Grup 2'dekiler ortalama 14 BCG kür almış. Yan etki profiline bakıldığında; Grup 1'de 12 hastada yan etki görülmedi, 34 hastada sınıf 1 yan etkiler, 12 hastada sınıf 2 yan etkiler, 3 hastada sınıf 3 yan etkiler izlendi. Grup 1 hastalarında sınıf 4 yan etkiler izlenmedi. Grup 2'de ise, 18 hastada yan etki görülmedi, 28 hastada sınıf 1 yan etkiler, 12 hastada sınıf 2 yan etkiler, 5 hastada sınıf 3 yan etkiler ve 1 hastada sınıf 4 yan etkiler görüldü( P= 0.545). İki grubu progresyon ve rekürrens açısından karşılaştırdığımızda; Grup 1'de 4 hastada (%6.6) ve Grup 2'de 8 hastada (%12.5) progresyon izlendi (P= 0.365). Bununla beraber Grup 1'de 17 hastada (%27.9), Grup 2'de 19 hastada (%29.7) rekürrens görüldü (P=0.822). Kaplan-Meier analiziyle iki grubun rekürrensiz sağkalım ve progresyonsuz sağkalım oranları karşılaştırıldı ve iki grup arasında anlamlı fark izlenmedi (rekürrens için p= 0.875, progresyon için p= 0.267). Sonuç: BCG RIVM suşu ve RUSSIAN suşunu etkinlik ve yan etkiler açısından karşılaştıran bu randomize prospektif çalışmada; ortalama 27 ay takip süresi sonunda iki suş arasında progresyon, rekürrens ve yan etkiler açısından anlamlı fark saptanmamıştır.

BacillusKanser hastalarıMesane hastalıkları+4
Khaled Ahmad Abdullah Obaıd
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sürveyans, epidemiyoloji ve nihai sonuçlar programı kullanarak (SEER, uluslararası kanser enstitüsü) kolon kanseri lokalizasyonuna göre yıllar içerisinde evre bazlı onkolojik sonuçların karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma, son yirmi yıldır metastatik olmayan kolon kanseri nedeniyle küratif cerrahi uygulanan hastalarda spesifik anatomik kolon segmentleri ve evreleri bazında popülasyon düzeyinde sağkalım farklılıklarını belirlemeyi amaçlandı. Yöntem: 2000 ve 2019 yılları arasında metastatik olmayan kolon adenokarsinomu nedeniyle küratif cerrahi uygulanan hastalar Surveillance, Epidemiology, and End Results (SEER) veri tabanı kullanılarak belirlendi. Taşlı yüzük hücresi ve müsinöz adenokarsinom tanısı alan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Anatomik yerleşimine göre çekum, çıkan kolon, hepatik fleksura, transvers kolon, splenik fleksura, inen ve sigmoid kolon olmak üzere yedi kolon alt segmenti tanımlandı. Çalışma süresi dört bölüme ayrıldı: 2000-2005, 2006-2010, 2010-2015 ve 2016-2019. Farklı kolon segmentleri, evreleri ve zaman dilimleri arasında demografik, klinik ve patolojik faktörler karşılaştırıldı. Kaplan-Meier sağkalım analizi, her bir kolon alt bölgesi konumu ve evresi için yapıldı ve eğriler, log-rank testi ile karşılaştırıldı. Bulgular: Toplam 195105 hasta tespit edildi (Çekum:43855, Çıkan kolon:39224 Hepatik fleksura:9472, Transvers kolon:18427, Splenik fleksura:6783, İnen kolon:12694 ve Sigmoid kolon:64650) (Evre-1: 58956, Evre -2:68135, Evre -3:68014). Daha proksimal kolon kanseri olan hastalar anlamlı olarak daha yaşlıydı, kadın olma olasılığı daha yüksekti, daha fazla sayıda toplanan lenf nodu ve nodal pozitifliği vardı. Sigmoid ve inen kolon kanseri teşhisi konan hastalarda, proksimal kolon kanserlerinden daha yüksek genel sağkalım oranları gösterildi. Çalışma süresi boyunca, üç yıllık ve beş yıllık genel sağkalım oranları, her bir kolon bölgesi ve aşaması için önemli ölçüde iyileştiği gösterildi. Sonuç: Mevcut çalışma, primer metastatik olmayan kolon kanseri için küratif cerrahi uygulanan hastalarda yıllar boyunca tüm kolon segmentleri ve evreleri için genel sağkalım oranlarının iyileştiğini gösterdi. Erken tedaviye erişim ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler, her bir kolon bölgesi ve aşaması için yıllar boyunca genel sağkalım oranlarını artırdığı ön görülmektedir. Özellikle embriyolojik ve cerrahi planların bilinmesi ve anlaşılması kolon kanseri cerrahisinde sonuçları iyileştirmektedir.

Kolon hastalıklarıKolon neoplazmlarıNeoplazmlar+3
Çiğdem Benlice
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyopulmoner resüsitasyon yapılmış çocuk hastalarda kardiyak arrestin etyolojisi, klinik özellikleri, uygulanan tedaviler ve sonuçları

Amaç: Kardiyak arrest kritik hasta çocuklarda önemli mortalite ve morbidite nedenidir. Çalışmamızda kardiyak arrest (KA) gelişen çocukların klinik özellikleri, kardiyopulmoner resüsitasyonda (KPR) yapılan uygulamalar ve sonuçlarını paylaşmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: 1 Ekim 2020 – 30 Eylül 2022 tarihleri arasında KA geçiren 1 ay-18 yaş hastaların verileri kaydedilmiştir. Çalışmaya çocuk yoğun bakım ünitesinde (ÇYBÜ) yatışı sırasında KA geçiren, ÇYBÜ dışında olan KA'i takiben 24 saat içerisinde ÇYBÜ'ne yatışı yapılan, 1 dakika üzerinde KPR uygulanmış veya KPR sırasında en az 1 kez epinefrin uygulanan hastalar dahil edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplam 107 hasta dahil edildi. Hastaların medyan yaşı 24 (1-216) aydı. 61 (%57) hasta erkek, 46'sı (%43) kızdı. Hastalarda en sık görülen altta hastalıklar %26,2'si (n=28) kardiyak, %16,8'si (n=18) nörolojik, %15'i (n=16) ise önceden sağlıklı idi. ÇYBÜ'ne yatışlarının %26,2'si (n=28) solunumsal, %24,3'ü (n=26) KA sonrası, %12,1'i (n=13) ameliyat sonrası bakım, %12'si (n=12) sepsis nedeniyledi. KA'in en sık nedeni %43 (n=46) ile solunumsaldı. KA'lerin %71'u (n=76) ÇYBÜ'de, %10,3'u (n=11) hastane dışı, %7,5'i (n=8) acil serviste, %6,5'i (n=7) yataklı serviste gerçekleşmişti. Tanımlanmış ilk KA ritmi %42,1'i (n=45) asistol, %41,1'i (n=44) bradikardi, %8'i VF/nabızsız VT idi. KPR sırasında hastaların %86'sına (n=92) epinefrin, %36,4'üne (n=39) sodyum bikarbonat, %24,3'üne (n=26) kalsiyum uygulandı. Yapılan ilaçların %66,4'ü (n=71) santral venöz kateterden, %34,6'sı (37) periferik damar yolundan, %7,5'i (8) kemik içi yoldan uygulanmıştır. Hastaların % 8,4'üne (9) hastaya ekstrakorporeal KPR (ECPR), %3,7'sine (4) devamlı renal replasman tedavisi (CRRT) uygulandı. Hastalara uygulanan KPR süresi ortalama 20 (1-105) idi ve hastaların %65,4'ünün (n=70) kalbi ilk KPR'de döndü. Hastalarda 28 günlük sağkalım oranı %34,6 (n=37) idi. Mortalite oranını arttıran belirleyici faktörler altta yatan immunolojik ve hemato-onkolojik hastalıkların olması, KPR sırasında kalsiyum kullanımı ve KA öncesinde hastaların inotrop alması anlamlı bulunmuştur (p <0,05). Sonuç: Çalışmamızda KPR uygulanan hastalarda hala mortalite yüksek olup, hastalarda KA'ın önlenmesi ve post-kardiyak arrest bakımın çok önemli olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar kelimeler: Pediatrik kardiyak arrest, kardiyopulmoner resüsitasyon, çocuk yoğun bakım, spontan dolaşımın geri dönmesi, sağkalım

EtyolojiKalp durmasıKardiyopulmoner reanimasyon+6
Lala Gurbanova
Ankara University
2023
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatan hastalara verilen protein desteğinin hastaların mekanik ventilatörden ayrılma süresi ve sağkalımına etkisinin incelenmesi

YBÜ'de izlenen MV uygulanan hastalarda artan katabolik süreçlerden dolayı protein yıkımı artmıştır. Yapılan çalışmalar bu durumun kötü prognozu işaret ettiğini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı YBÜ'de MV uygulanan ve enteral beslenen hastalara verilen protein desteğinin, mekanik ventilatörden ayrılma süresine etkisini ve 28 günlük mortaliteye etkisini incelemektir. Hastaların; yaş (yıl), cinsiyet, kilo (kg), boy (cm), vücut kitle indeksi (VKİ) (kg/m2), mekanik ventilatöre bağlı kaldıkları süre (gün), APACHE II, SOFA, mNUTRIC skorları ile yedi gün süreyle kilogram vücut ağırlığı başına gram protein ve enerji değerleri, laboratuvar sonuçları, YBÜ ve hastanede yatış süreleri ve sonlanım durumları (yaşayan/ölen) ortak bir veri tabanında toplanmıştır. Retrospektif olarak yapılan bu çalışmada veriler hastane bilgi sisteminden ve hasta dosyalarından elde edilmiştir Demografik veriler, APACHE II, SOFA ve mNUTRIC skorları için iki grupta benzer sonuçlar bulunmuştur. MV'ye bağlı gün süresi açısından 1,2 g/kg/gün ve üzeri protein alan grupta daha uzun MV gün sayısı tespit edilmişitir (p=0,001). YBÜ'de yatış süresi açısından 1,2 g/kg/gün ve üzeri protein alan grubun daha uzun yatış gün sayısı tespit edilmiştir (p:0,037). İki grup arasında 28 günlük mortalite açısından anlamlı fark bulunmamıştır. YBÜ'de yüksek protein desteği alan hastaların daha uzun MV gün sayısı tespit edilmiştir. Yirmisekiz günlük mortalite açısında iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır.

Besin destekleriProteinlerSağkalım+6
Hatice Rahvan
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik kolon karsinomu tanılı hastalarda anti-EGFR tedaviye yanıtı etkileyen klinik ve laboratuvar biyobelirteçler

Kolon kanseri kolon mukozasından köken alan bir malignitedir. Tüm dünyada görülen kanserler içinde meme ve akciğer kanserinden sonra en sık üçüncü kanserdir. Kanser tarama programlarında yer almasının hastalığın tespitinde önemli bir faktördür. Hastalığın etiyolojisinde hem genetik hem de çevresel faktörlerin rol oynamaktadır. Diğer malignitelerde de olduğu gibi kolon kanseri prognozu ile inflamasyon ilişkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmamız ile Anti-EGFR tedavi yanıtını etkileyen klinik ve biyokimyasal belirteçleri incelemeyi, literatürdeki verilerle karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamıza Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı'nda Ocak 2010 ile Kasım 2021 tarihleri arasında tedavi alan kolon kanserli hastalar dahil edilmiştir. Metastatik evrede olan ve anti-EGFR tedavi alan 113 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların bilgilerine hastane elektronik dosya sistemi kayıtları taranarak ulaşılmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, ek hastalıkları, tanı tarihleri, tanıdaki evreleri, histopatolojik verileri, tümör lokalizasyonları, mutasyon verileri, metastaz durumları, ameliyat geçmişleri, aldıkları kemoterapi rejimleri, tedaviye yanıt durumları, laboratuvar bulguları incelendi. Evreleme için TNM evreleme sistemi kullanıldı. Her hasta için Nötrofil sayısı, Lenfosit sayısı, Trombosit sayısı, LDH, Albümin, CRP, Total Kolesterol değerlerine göre NLR, PLR, CRP/ Albümin, CONUT, PNI, PFS değerleri hesaplandı. Çalışmamızın sonunda hastaların anti-EGFR tedavi öncesi CRP/Albümin oranı, CONUT skoru ve CRP değerleri ile tedaviye yanıt süreleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak metastatik kolon kanseri tanılı hastalarda sağkalım için etkili olabilecek ve klinisyenler için çıkarımlar sağlayabilecek birtakım parametreler tespit edilmiştir. Bu çalışma, metastatik kolon kanserinin birçok farklı prediktif ve prognostik değişkeni olduğu, inflamatuar belirteçlerin tedavi yanıtı üzerine etkili olabileceği heterojen bir hastalık olduğunu vurgulamaktadır. Çalışmamızda değerlendirilen hasta sayısı geniş bir örneklem oluşturmamaktadır. Literatürdeki farklı sonuçların nedenlerini ortaya koymak için daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır.

Epidermal büyüme faktörüKolon hastalıklarıKolon neoplazmları+4
Mahmut Can Kılıç
Pamukkale University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek boyutlu sağkalım verilerinin denetimli temel bileşenler, cezalı cox regresyon ve aşırı öğrenme makineleri yöntemleri ile karşılaştırmalı analizi

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı sansür oranlarına göre türetilen yüksek boyutlu sağkalım verilerinde aşırı öğrenme makineleri tabanlı sağkalım modelleri, denetimli temel bileşenler analizi ile L2-cezalı Cox regresyon modellerinin sağkalım süresi ve kısa dönem sağkalım durumu tahminindeki performanslarının karşılaştırılması, birbirlerine benzerlik ve birbirlerinden farklılıklarının belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: n=200 birim ve aralarındaki korelasyon düzeyi -0,7 ile 0,7 arasında değişen p=1000 gen ifade değeri içeren yüksek boyutlu sağkalım veri setleri rastgele türetilmiştir. Türetilen veri setleri 70:30 oranında eğitim ve test setlerine rastgele ayrılmıştır. Eğitim setleri kullanılarak aşırı öğrenme makineleri tabanlı sağkalım, denetimli temel bileşenler ve L2-cezalı Cox regresyon modelleri eğitilmiştir. 1000 döngü ile gerçekleştirilen simülasyon sonunda modellerin test setinde sağkalım süresi ve kısa dönem sağkalım tahminlerine ilişkin performanslarının belirlenmesi için C-indeks, integrali alınmış Brier skoru, duyarlılık, özgüllük, doğruluk, negatif tanımlama, pozitif tanımlama oranları ile pozitif tanımlama oranı-duyarlılık eğrisi altında kalan alan, alıcı işlem karakteristiği eğrisi altında kalan alan, F1 skoru, Cohen'in kappa katsayısı ve Matthews korelasyon katsayısı performans ölçütleri hesaplanmıştır. Bulgular: Simülasyon bulguları incelendiğinde, çalışmada kullanılan sağkalım modellerinin performanslarının birbirine yakın olduğu belirlenmiştir. Sağkalım modellerinin hem sağkalım süresi hem de kısa dönem sağkalım tahminine ilişkin performanslarının sansür oranındaki artış ile düşüş eğiliminde olduğu gözlenmiştir. Uygulanan aşamalı kümeleme analizine göre, değişen sansür oranlarına göre birbirine yakın performans gösteren yöntemlerin aynı kümede yer aldığı tespit edilmiştir. Tüm senaryolarda olabilirlik tabanlı boosting aşırı öğrenme makineleri ve L2-cezalı Cox regresyon analizi yöntemlerinin birbirine en yakın performans gösteren yöntemler olduğu, model tabanlı boosting aşırı öğrenme makineleri yönteminin ise diğer tüm yöntemlerden daha uzak ve düşük bir performans gösterdiği dikkat çekmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, sağkalım verilerindeki sansür oranının yüksek olması sağkalım modellerinin performanslarını olumsuz etkilemektedir. Modellerin yüksek boyutlu sağkalım verilerinin analizindeki performansları birbirine yakın olduğundan, denetimli temel bileşenler analizi gibi boyut indirgeme yöntemlerinin ve cezalı modellerin yerine yüksek boyutlu sağkalım verilerini özellikle doğrudan analiz edebilen aşırı öğrenme makineleri tabanlı sağkalım modellerinin kullanışlı ve diğer yöntemlere tercih edilebilir olduğu ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Aşırı öğrenme makineleri, Cezalı Cox regresyon analizi, Denetimli temel bileşenler, Sağkalım, Simülasyon

Aşırı öğrenme makineleriBenzetimBiyoistatistik+5
Fulden Cantaş Türkiş
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağkalım analiz yöntemleri ve karaciğer nakli verileri ile bir uygulama

Bu çalışma Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakil Enstitüsünde nakil yapılan hastalardan alınan veriler yardımıyla sağkalım analizi yöntemlerinin (Yaşam Tablosu Analizi, Kaplan ? Meier Analizi, Cox Regresyon Analizi) sonuçlarını birbirleriyle karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada 2002 yılı Mart ayı ve 2012 yılı Kasım ayı arasında karaciğer nakli yapılan 894 hastaya ait bilgiler kullanılmıştır. Hastaların nakil sürelerinden sonra sağkalım süreleri 127 ay boyunca gözlemlenmiştir. Yapılan nakillerde araştırmaya alınan 894 hastanın %41,2?si ölmüş %58,8 `i ise hayatta kalmıştır. Hastaların %34,9?u verici ile akraba değilken, %64,9?u akrabadır. Vericilerin %2?si hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yapılan nakillerde vericilerin %76,6?sı canlı ve %23,3?ü kadavradır. Alıcıların %67,7?si erkek ve %32,4?ü bayandır. Vericilerin %57,8?i erkek, %41,8?i bayan ve vericilerin %3?ünün hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yapılan analizlerdeki sonuçlarda alıcının cinsiyeti ve alıcının ayrıntılı kan gruplaması üç analiz sonucuna göre de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Vericinin ayrıntılı kan gruplaması, alıcı ile vericinin ayrıntılı kan gruplaması karşılaştırması, alıcının yaş gruplaması ve donör tipi ise iki analizde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: sağkalım analizi, yaşam tablosu analizi, kaplan meier analizi, cox regresyon analizi, sağkalım dağılımları, karaciğer nakli

KaraciğerKaraciğer nakliOrgan nakli+3
Feyza İnceoğlu
İnönü University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide karsinomlu hastalarda sağkalım ile ilişkili faktörler

Amaç: Evre I-III küratif cerrahi tedavi yapılmış mide adenokarsinomlu hastalarda demografik, klinik, histopatolojik ve laboratuvar verilerinin prognoz ve sağkalım ile ilişkisini belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem:2012-2018 yılları arasında Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi 'nde genel cerrahi kliniğinde küratif amaçlı opere edilen Evre I-III mide adenokarsinomlu 128 hastanın cinsiyet, yaş, tanı anındaki evre, komorbidite durumu (ACCI-Age related Charlson comorbidity index), ameliyat tarihi, tümör histolojik tipi, tümör lokalizasyonu, patolojik TNM evresi, tümör çapı, lenfovasküler, perinöral ve venöz invazyon durumu, borrmann sınıfı, C-erbB-2 pozitifliği, preoperatif dönemde tümör markerlarından CEA ve CA19-9 düzeyi, hemoglobin düzeyi, nötrofil, lenfosit, platelet sayısı, SII ( sistemik inflamatuar indeks), NLR (nötrofil lenfosit oranı), kreatinin, albumin düzeyi, neoadjuvan ve adjuvan tedavi durumu, yapılan cerrahi tedavi şekli, cerrahi tedavi esnasında çıkarılan lenf nodu sayısı, metastatik lenf nodu sayısı ve metastatik lenf nodu oranı (LNR) incelenerek genel sağkalım üzerindeki etkilerinin prognostik önemi araştırıldı. İstatistiksel analizler SPSS programına kaydedildi. P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: 128 hastanın 83'ü (%64,8) erkek, 45'i (%35,2) kadın cinsiyette olup hastaların tanı anındaki median yaşı 62 (25-90) idi. Hastaların 73'ü (%57,0) exitus olup, 55'i (%43,0) yaşamaktadır. Hastaların %18,8 Evre I, %23,4'ü Evre II, %57,8'ü Evre III idi. Yaş, cinsiyet, borrmann sınıflaması, adjuvan KT, SII, NLR, preoperatif kreatinin, CEA, CA 19-9 düzeyleri, C-erbB-2 pozitifliği, tümör lokalizasyonu, yapılan cerrahi tedavi şeklinin prognozla ilişkisi saptanmadı. Evre, neoadjuvan KT, tümör histolojik grade, lenfovasküler invazyon, perinöral invazyon, tümör çapı, tümör histolojik tipi, LNR, preop hemoglobin, albümin düzeyi ve yaş ilişkili Charlson komorbidite indeksi tek değişkenli analizde sağkalım açısından anlamlı prognostik faktörler olarak bulundu. Bu parametreler çok değişkenli analize tabi tutulduğunda yalnızca tümör histolojik grade, albumin, hemoglobin, ACCI ve LNR'nin sağkalım açısından anlamlı faktörler olduğu tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda Evre I-III mide adenokarsinomlu hastalarda tümör histolojik grade, LNR, ACCI, preoperatif hemoglobin ve albumin düzeyleri sağkalım üzerinde etkili prognostik faktörler olarak tespit edilmiştir.

Cerrahi tedaviMide hastalıklarıMide neoplazmları+4
Zülfiye Bay
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otolog hematopoetik kök hücre nakli yapılan multipl myelom olgularında revize myelom komorbidite indeksinin retrospektif analizi

Yeni tanı multipl myelom (MM) olguları çoğunlukla yaşlı ve heterojen bir hasta grubu olup, bu olgulara hastalıkla ilişkili olan veya olmayan komorbiditeler eşlik etmektedir. Geçtiğimiz on yılda, medyan sağkalımı 8-10 yıla kadar iyileştiren nakil ve nakil dışı yeni ajanların kullanıma girmesiyle MM tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Tedaviye bağlı ilaç toksisitesinin önlenmesi, genel ve progresyonsuz sağkalımın belirlenmesi ve tedaviden fayda görecek hasta grubunun daha iyi belirlenebilmesi amacıyla MM hastalarında böbrek yetmezliği risk faktörleri, solunum fonksiyonları ve performans durumunu içeren basit ve geçerli bir komorbidite indeksi olan Myelom Komorbidite İndeksi (MKİ) geliştirilmiş olup yakın zamanlarda bu skor yaş, kırılganlık ve sitogenetik özellikler eklenerek revize edilmiştir (R-MKİ). R-MKİ, genel ve progresyonsuz sağkalımın öngörülmesine ve fit (R-MKİ puanı ≤ 3), orta fit (R-MKİ puanları 4-6) ve kırılgan (R-MKİ puanı> 6) hastaların belirlenmesine olanak sağlamaktadır. R-MKİ aynı zamanda kolay uygulanabilir ve isabetli bir skorlama sistemi olmasıyla da öne çıkmaktadır. Önceki çalışmalarda çoğunlukla yaşlı popülasyonda R-MKİ değerlendirilmiş olup, bu çalışmada otolog hematopoetik kök hücre nakli olan görece genç hastalarda R-MKİ'nin prognozu öngörmedeki başarısını araştırmayı amaçlamaktayız. Çalışmamıza Ocak 2010 – Aralık 2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Bilim Dalı'nda takipli 18 yaşından büyük MM nedenli otolog hematopoetik kök hücre nakli (OHKHN) olan 95 hasta dahil edilmiş olup hasta verileri retrospektif olarak incelenmiştir. R-MKİ skorlamasına göre hastalar fit ve orta-fit olarak iki gruba ayrılarak R-MKİ'nin genel ve progresyonsuz sağkalımı öngörmedeki başarısı incelenmiş olup, çalışmamızda daha düşük bir R-MKİ skorunun önemli ölçüde uzamış bir genel sağkalım ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Fit olarak sınıflanan hastaların ortalama genel sağ kalım süresi 109,73 ay iken, orta fit grubundaki hastalarda ise bu süre 75,31 ay olarak saptanmıştır. Progresyonsuz sağkalım açısından her iki grupta da anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Çalışmamız OHKHN yapılan görece daha az kırılgan hastanın bulunduğu hasta populasyonunda bile R-MKİ'nin genel sağkalımı öngörebildiğini göstermiştir. Çalışmamızda kırılgan hastanın bulunmaması ve çalışmamızın retrospektif olması kısıtlayıcı yönlerindendir. R-MKİ'nin MM'da prognozu öngördüğünü bildiren az sayıda çalışma mevcuttur, çalışmamız bu yönden literatüre katkıda bulunmakta olup, daha büyük ölçekli prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

Hematopoetik kök hücre transplantasyonuKomorbiditeKök hücreler+4
Bahar Dakiki Korucu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik olmayan sağ ve sol kolon kanserlerinde mikrosatellit instabilite varlığının sağ kalım üzerine etkisi

Giriş: Kolon kanserleri gastrointes/nal sistem kanserleri arsında en sık görülen kanserlerdir. Rektum ile birlikte değerlendirildiğin kolorektal kanserler ülkemizde kadınlarda meme ile /roid kanserlerinden sonra, erkeklerde ise akciğer ve prostat kanserlerinden sonra 3. Sıklıkta görülmektedir. MSI pozi/f hastalarda bazı karekteris/k özellikler gösterilmiş/r. Bu doğruldu hasta sağkalımı, porgnozu ve tedavisi açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Amaç: Hastanemizde opere olan metasta/k olmayan kolon adenokarsinomlu hastalarda tümör lokalizasyonuna göre MSI pozi/f veya MSI nega/f hastalarda sağkalım ve prognoz değerlendirilmesi Yöntem: Çalışmamıza immünhistokimyasal olarak mismatch repair protein ekspresyonu patoloji raporu ile belirlenen 247 kolon adenokarsinom vakası dahil edildi. Hastalar tümör lokaldzasyonuna göre sağ ve sol kolon olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Sağ ve sol kolonda mdkrosatelldt dnstabdldte varlığının sağ kalım üzerdne etkdsd dncelendd. Bulgular: Sağ kolon yerleşdmld MSI hastalarda 1 yıllık sağkalım %93, 3 yıllık sağkalım %85 dken MSS hastalarda 1 yıllık sağkalım %84, 3 yıllık sağkalım %73 olarak bulundu. Sol kolon yerleşdmld MSI hastalarda 1 yıllık sağkalım %91, 3 yıllık sağkalım %80 dken MSS hastalarda 1 yıllık sağkalım %84, 3 yıllık sağkalım %76 saptandı. Ama bulgular da dstatdstdksel olarak anlamlı bdr fark saptanmadı. Ayrıca Evre 2 MSI pozdtdf hastalarda adjuvan tedavd alanların 3 yıllık sağkalım oranı %100 dken adjuvan tedavd almayanlarda bu oran %84,6 saptandı. Yeterld hasta sayısı olmadığı dçdn sağ ve sol kolon hastaları ayrı ayrı değerlenddrdlemedd. Kötü ddferansdyasyon MSI hastalarda %36, MSS hastalarda %6 oranında görüldü. Bulgular sağ ve sol kolonda benzerdd. TNM evrelemesdne göre MSI hastalar %63,2 oranında evre 2, MSS hastalarda %48,8 oranında evre 3 saptandı. Sonuç: Çalışmamızda MSI varlığının sağ ve sol kolon kanserld hastalarda sağkalım üzerdnde dstatdstdksel olarak anlamlı bdr fark olmadığı saptandı. MSS hastalara oranla MSI hastaların daha düşük evrede olduğu saptandı. Bu oran sağ ve sol kolon kanserlerdnde de benzerdd

Kolon hastalıklarıKolon neoplazmlarıMikrosatelitler+3
Ahmet Fırat Bozdoğan
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nakil öncesi kardiyovasküler hastalık varlığının böbrek nakli sonrası greft ve hasta sağkalım sonuçları üzerine etkisinin retrospektif analizi

Bu retrospektif çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Böbrek Nakil Merkezi'nde Ocak 2006 – Mayıs 2019 tarihleri arasında böbrek transplantasyonu yapılan 599 hastada, böbrek nakli sonrası kardiyovasküler olay gelişen hastaların özellikleri ve risk faktörleri araştırıldı. Nakil sonrası kardiyovasküler olay varlığının greft ve hasta sağkalımı üzerine olan etkileri incelendi. Serimizde nakil sonrası kardiyovasküler olay sıklığı %14.69 idi. Çalışmamız Çalışmamız serebrovasküler olay ilişkili hemipleji varlığının, nakil öncesi yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) düzeyinin, nakil sonrası dislipideminin, kalp kapak hastalığı varlığının, nakil sonrası hipertansiyonun ve Pre-operatif dönemle karşılaştırıldığında 1. yıl ürik asit düzeylerinin yüksekliğinin, kardiyovasküler olay gelişimi için bağımsız risk faktörleri olduğunu belirledi. Enterik kaplı mycophenolate sodium (EC-MPS) + takrolimus (Tac) + prednizolon (P) immünsüpresif rejim kullanımı, kardiyovasküler riski azalttı. Transplant öncesi diyaliz süresi, nakil öncesi SCORE ve Charlson komorbite indeksleri, hasta sağkalım analizinde mortallite için risk faktörleri idi. Donör yaşı, Post-operatif konjestif kalp yetmezliği, nakil öncesi Charlson komorbidite indeksi ise greft sağkalımı analizinde greft yetmezliği ile ilişkili faktörlerdi. Nakil sonrası kardiyovasküler hastalıklar, hasta ve greft sağkalımını tehdit eden önemli nedenlerden biridir. Başarılı bir böbrek nakli için geleneksel risk faktörlerinin agresif yönetimi ve kardiyovasküler hasarın en aza indirilmesi şarttır. Nakil hekimleri, skorlama sistemlerini kullanarak nakil sonrası takipte kardiyovasküler riski hesaplayabilir. Bu amaçla yapılacak çok merkezli çalışmalar, kardiyovasküler komplikasyon riski taşıyan alıcılarda tedavi algoritmalarının geliştirilmesine yardımcı olacaktır.

Böbrek nakliBöbrek yetmezliğiBöbrek yetmezliği-kronik+4
Hatice Demirci Küçükelyas
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

T3 küçük hücre dışı akciğer tümörlerinde sağkalım analizi ve prognostik faktörler

Akciğer kanserleri, kanser ilişkili ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Bu çalışmadaki amacımız, T3 küçük hücre dışı akciğer kanserli olgularda prognoz ve sağkalımı etkileyen faktörleri ve bu faktörlerin birbirleriyle olan ilişkilerini incelemektir. Kliniğimize 1997 – 2013 yılları arasında başvurarak opere edilen T3 tümörlü 129 olgu; yaş, cinsiyet, uygulanan rezeksiyon tipi, tümör histopatolojisi, T3 alt sınıfı, TNM evresi, lenf nodu tutulumu, kemoterapi ve radyoterapi ile nüks durumu açısından, retrospektif olarak incelenmiştir. İstatistik olarak Kaplan – Meier Survival Analizi, Cox Çoklu Değişkenli Regresyon Analizi; anlamlılık hesaplamalarında ise Log – Rank Test ve Breslow (genelleştirilmiş Wilcoxon) Testlerine başvurulmuştur. Çalışmamızda, tüm olgu grubu için toplam 2 yıllık sağ kalım oranı % 58.5, 5 yıllık sağ kalım oranı %30.9 bulunmuştur. Tüm olgu grubu evre açısından değerlendirildiğinde; evre IIB ve IIIA için ortalama sağkalım süreleri sırasıyla 49 ve 34 aydı (P = 0.201). Lobektomi uygulanan hastalarda pnömonektomiye oranla (49 ve 32 ay olmak üzere) daha yüksek sağkalım oranları görülmüştür. Lenf nodu tutulumunda N1 hastalık 1.2 kat (P=0.561), N2 hastalık ise 2,2 kat kötü prognozla ilişkili bulunmuştur (P = 0.033). Kemoterapi uygulanan hastalarda ortalama sağkalım süresi 42 ayken, kemoterapi almayan hastalarda benzer olarak 41 aydı. Çalışmamızda yaş, cinsiyet, tümör histopatolojisinin tek başına prognoz öngördürücü değeri olmadığı görüldü. Sonuç olarak; hastalık evresi ile lenf nodu tutulumu gibi evre ilişkili faktörler T3 küçük hücre dışı akciğer kanserli olgularda sağkalım değerlendirmesinde kötü prognostik faktörlerdir. Bunun dışındaki demografik ve klinik parametreler, ancak hastanın diğer özellikleriyle birlikte anlamlı sonuç verebilir. Anahtar Kelimeler: T3 KHDAK, Prognostik faktörler, Sağkalım

Akciğer neoplazmlarıKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğerNeoplazmlar+3
Ahmet Uluşan
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş-boyun mukoepidermoid karsinomlarında prognostik faktörler

Amaç: Bu çalışmada baş-boyun mukoepidermoid karsinomlarında hastaların demografik özelliklerinin ve mutant p53, mdm-2, survivin ekspresyonunun yaşam süresi, hastalıksız sağkalım üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 2002 ve 2010 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında mukoepidermoid karsinom tanısıyla takip edilen 39 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri ve immunohistokimyasal yöntemle mutant p53, mdm-2 ve survivin ekspresyonu incelenip bunların yaşam süresi ve hastalıksız sağkalım sürelerine olan etkisine bakıldı. Bunlara ek olarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında pleomorfik adenom tanısıyla opere edilen 39 hastada mutant p53, mdm-2 ve survivin ekspresyonu değerlendirildi. Mukoepidermoid karsinom ve pleomorfik adenom arasındaki mutant p53, mdm-2, survivin ekspresyonları karşılaştırıldı. Ayrıca mutant p53, mdm-2 ve survivinin koekspresyonu ve birbiriyle olan korelasyonu incelendi.Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 39 hastanın yaş ortalaması 47,8 (8-78), ortalama takip süresi 60,3 ay (24-122 ay) idi. En sık gözlenen lokalizasyon parotis (%56,4) idi. T ve N evresi, tümörün yerleşim yeri, histolojik grade, perinöral invazyon ve metastaz gelişimi yaşam süresi ve hastalıksız sağkalım süresi üzerinde, cerrahi sınır pozitifliği, nüks ve yaşın da yaşam süresi üzerinde etkisi olduğu izlendi. Mutant p53 ekspresyonu; histolojik grade, ölüm oranı, yaşam süresi ile ilişkili bulundu. Survivin ekspresyonu; histolojik grade ile ilişkili iken, mdm-2 ekspresyonunun prognostik etkisi izlenmedi. Pleomorfik adenomlarda mukoepidermoid karsinomlara göre mutant p53 ekspresyonu daha az, survivin ekspresyonu daha fazla, mdm-2 ekspresyonu açısından fark izlenmedi.Sonuç: Yaş, T, N evresi, histolojik grade, cerrahi sınır pozitifliği, perinöral invazyon, nüks, metastaz gelişimi, tümörün yerleşim yeri, mutant p53 ve survivin ekspresyonu mukoepidermoid karsinom prognozuna etkili olduğu gözlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Mukoepidermoid karsinom, prognoz, p53, mdm-2, survivin.

Biyobelirteçler-tümörGenler-P53Kafa ve boyun neoplazmları+5
Murat Doğrusöz
Çukurova University
2012
00

Related subjects