Trait anxiety
63 theses under this subject heading
Lise öğrencilerinin akademik erteleme davranışlarınınincelenmesi
Bu araştırmada ilk olarak lise öğrencilerinin akademik erteleme düzeylerinin nasıl bir dağılım gösterdiğinin ve farklı cinsiyete sahip lise öğrencilerinin akademik erteleme düzeylerinin sınıf düzeyi ve okul türüne göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. İkinci olarak lise öğrencilerinde sürekli kaygı, akılcı olmayan inanç, öz düzenleme, yaş ve genel akademik not ortalamasının akademik ertelemeyi yordayıcılıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Üçüncü olarak ise kadın ve erkek lise öğrencilerinde ayrı ayrı sürekli kaygı, akılcı olmayan inanç, öz düzenleme, yaş ve genel akademik not ortalamasının akademik ertelemeyi yordayıcılıklarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın verilerini toplamak için Akademik Erteleme Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği, Akılcı Olmayan İnanç-Ergen Formu, Ergen Öz Düzenleme Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. 1607 lise öğrencisinden toplanan verilerin analizinde betimleyici istatistikler, Pearson korelasyon analizi, iki yönlü varyans analizi ve çoklu hiyerarşik regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada, lise öğrencilerinin çoğunlukla akademik erteleme düzeylerinin orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Erkek lise öğrencilerinin akademik erteleme düzeylerinin kadın lise öğrencilerine göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ortaya konmuştur. Bunun yanı sıra sınıf düzeyi açısından lise öğrencilerinin akademik ertelemelerinin anlamlı düzeyde farklılaştığı ve 12. sınıf öğrencileriyle 9. ve 10. sınıf öğrencilerin akademik erteleme düzeyleri arasındaki farklılığın anlamlı olduğu bulunmuştur. Ayrıca, cinsiyet ve sınıf düzeyi arasında anlamlı bir etkileşim olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular sınıf düzeyi yüksek olan erkek lise öğrencilerinin sınıf düzeyi düşük olan kadın ve erkek lise öğrencilerine kıyasla daha fazla akademik erteleme yaptığına işaret etmektedir. Okul türü değişkeninin ve bununla birlikte cinsiyet ile okul türü arasındaki etkileşimin lise öğrencilerinin akademik erteleme puanları üzerinde anlamlı bir temel etkiye sahip olmadığı da bulunmuştur. Araştırmanın regresyon analizi sonucunda lise öğrencilerinin genelinde akademik ertelemenin en güçlü yordayıcısının öz düzenleme olduğu, bu değişkeni sırasıyla genel akademik not ortalaması, yaş ve akılcı olmayan inancın izlediği, sürekli kaygının ise yordayıcı bir değişken olmadığı ortaya konmuştur. Kadın ve erkek açısından bu örüntünün farklılık gösterip göstermediği incelendiğinde ise kadın lise öğrencilerinde de lise öğrencilerinin genelinde olduğu gibi akademik ertelemenin en güçlü yordayıcısının öz düzenleme olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda kadınlarda öz düzenleme değişkeni sonrasında akademik ertelemenin en güçlü yordayıcıları arasında sırasıyla genel akademik not ortalaması ve yaş değişkenlerinin yer aldığı ve sürekli kaygı ile akılcı olmayan inancın ise yordayıcı değişkenler olmadığı ortaya konmuştur. Erkek lise öğrencilerinde ise diğer iki çalışma grubunda olduğu gibi akademik ertelemenin en güçlü yordayıcısının öz düzenleme olduğu bulunmuş ve akademik ertelemeyi yordayıcılıkları bağlamında öz düzenleme değişkenini sırasıyla yaş, genel akademik not ortalaması ve akılcı olmayan inancın takip ettiği ortaya konmuştur. Benzer şekilde diğer iki çalışma grubunda olduğu gibi erkek çalışma grubunda da sürekli kaygının akademik ertelemenin anlamlı bir yordayıcısı olmadığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Akademik erteleme, Sürekli kaygı, Akılcı olmayan inanç, Öz düzenleme, Lise öğrencileri.
Türkiye'de görev yapan güreş hakemlerinin klasmana göre kaygı durumlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada Türkiye'de görev yapan güreş hakemlerinin (Uluslararası Güreş Hakemleri, 1. Kategori, 2. Kategori ve 3. Kategori ve Milli Hakemlerin) kaygı düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.Türkiye genelindeki 57 Uluslararası güreş hakemlerinin tamamı ve faal 119 milli güreş hakeminin 57 tanesi olmak üzere toplam 114 güreş hakemi denek olarak katıldı. Kişisel ve Sosyo-Kültürel özelliklerin belirlenmesinde yaş, medeni hal, öğrenim düzeyi, eşin öğrenim düzeyi, mesleki aylık gelir, ikamet, ailedeki birey sayısı, hakemlik yapma sebebi ve geçmişte hangi spor branşlarının yapıldığı sorularından yararlanılmıştır. Sürekli kaygı puanlarının belirlenmesi için Spielberger'in 20 sorudan oluşan sürekli kaygı envanterinin doldurulması istenmiştir. Ayrıca durumluluk kaygı puanlarının belirlenmesi için de 27 sorudan oluşan ve bilişsel kaygı, bedensel kaygı, kendine güven durumlarını belirleyen Illinois kendini değerlendirme envanteri C.S.A.I.-2 kullanılmıştır İlk olarak grubun katılımcıların sürekli kaygı puanları üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu incelemek amacıyla Tek Yönlü Varyans Analizi uygulanmıştır. Ayrıca grubun, katılımcıların bilişsel kaygı, bedensel kaygı ve kendine güven puanları üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu incelemek amacıyla Tek Yönlü Varyans Analizi (one way anova) uygulanmıştır. Analiz sonuçları incelendiğinde bilişsel kaygı ve kendine güven üzerinde grubun temel etkisini görmekteyiz. Sonuçların kaynağını belirlemek amacıyla Tukey testi uygulanmıştır.Sonuç olarak, Milli Hakemlerin bilişsel kaygı puanlarının (x=18,86, ss=3,11), Uluslararası 1. Kategori hakemlerinin puanlarından (x=15,65, ss=2,74) yüksek olduğu bulunmuştur. Yine Milli Hakemlerin kendine güven puanlarının (x=29,60, ss=3,75), Uluslararası 1. Kategori hakemlerinin puanlarından (x=32,30, ss=3,88) düşük olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Hakem, Kaygı, Sürekli kaygı, Durumluluk kaygı
Teknolojik değişimin işgörenler üzerinde yarattığı durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin incelenmesi
Örgütler çevreleriyle sürekli bir ilişki içinde bulunan açık sistemlerdir. Bu nedenle kendilerini sürekli olarak değişen koşullara uydurmak zorundadırlar. Bu değişimin yoğun olarak yaşandığı alanlardan biri teknolojidir. Teknolojik değişimin olumlu veya olumsuz etkileri uygulamadan uygulamaya değişmektedir. Yeni teknolojiler işgörenlerin yeteneklerini çabucak eskitmektedir. Ek olarak yeni ekipmanı ve sistemleri sürekli olarak iyi bilme gereksinimi, işgörende tehdit durumu ortaya çıkarmaktadır. Bu durum yeterli destek alınamazsa potansiyel kaygı kaynağı olmaktadır. Bu araştırmanın amacı, teknolojik değişimin işgörenler üzerinde yarattığı durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri arasındaki korelasyonu incelemektir. Araştırmaya Eskişehir Vergi Dairesi Başkanlığı?nda görev yapan 141 işgören katılmıştır. İşgörenlerin teknolojik algı düzeylerini belirlemek amacıyla işgörenlere, ``Teknolojik Değişim Algı Ölçeği??, işgörenlerin durumluk ve sürekli kaygı düzeylerini değerlendirmek amacıyla işgörenlere ``Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri?? uygulanmıştır. İşgörenlerle ilgili bazı bilgileri elde etmek için araştırmacı tarafından oluşturulan ``Demografik Özellikler Anketi?? kullanılmıştır. Veriler, SPSS 16.0 istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizi sırasında aritmetik ortalama, standart sapma, ikili değişkenler için t-testi ve çoklu değişkenler için varyans analizi kullanılmıştır. Gruplar arası farkın kaynağını bulabilmek için Tukey veya Tamhane testi yapılmıştır. Ölçeklerin birbiri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olup olmadığını belirlemek için Pearson Korelasyon analizi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Teknolojik Değişim, Durumluk ?Sürekli Kaygı
Onkoloji hastalarında siberkondri, kaygı ve tedaviye uyum arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kanser hastalığı, insanları korkutan ve kaygılandıran bir durumdur. Bu nedenle kanser tanısı alan hastalar, bu süreçte baş etmek için çeşitli bilgi arama yollarına başvurmaktadır. İnternet, bu bilgi arama sürecinde en yaygın kullanılan kaynaklardan biridir. Ancak, internetin kullanım biçimi ve sonuçları, siberkondri olarak adlandırılan sağlık konusundaki kaygı ve endişeleri artırabilen aşırı veya tekrarlayan aramalara dönüşebilir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, onkoloji hastalarında siberkondri, kaygı ve tedaviye uyum arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama modelinde tasarlanan araştırmada amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak bir üniversite hastanesinin tıbbi onkoloji kliniğinde 01.08.2023-01.11.2023 tarihleri arasında ayaktan ya da yatarak tedavi gören 102 hastaya ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında, kişisel bilgi formu, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği, Spielberger Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri Kısa Formu ve Tedaviye Uyum Soru Formu kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplanan verilerin analizinde, betimsel istatistikler için sayı ve yüzde dağılımları, değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Pearson korelasyon analizi, araştırma sorularının cevaplanmasında ise t testi, ANOVA ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre lisansüstü mezunu katılımcıların siberkondri puanı, lise mezunlarına göre, tedaviye uyumsuz katılımcıların siberkondri puan tedaviye uyumlu katılımcılara göre istatistiki olarak anlamlı ve yüksek çıkmıştır. Katılımcıların sürekli kaygı düzeyi ile Siberkondri Ciddiyet Ölçeğinin diğer boyutları ile anlamlı bir ilişki bulunamamış ancak aşırı kaygı alt boyutu ile arasında pozitif yönlü ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların siberkondri ciddiyet ölçeği puan ortalaması 65,98±16,27'dir.Bu çalışma elde edilen bulgular doğrultusunda, onkoloji alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarına, onkoloji hastalarının ve yakınlarının bilgi edinme sürecinde yaşadığı sorunları ve kaygılarıyla başa çıkabilmeleri için psikososyal destek sunma konusunda önemli katkıları olabilir. Anahtar Kelimeler: Onkoloji, Kanser, Kaygı, Tedaviye uyum, Siberkondri
Psikodrama ve bilişsel davranışçı terapi yöntemi ile grup çalışmasının sınav kaygısı yaşayan öğrencilerin kaygıları üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı bilişsel davranışsal teknikler ile psikodrama teknikleri kullanılarak yapılan grupla psikolojik danışma uygulamalarının öğrencilerin sınav kaygısını azaltmadaki etkileri karşılaştırmalı olarak incelemektir. Araştırma, iki deney ve kontrol gruplu ön test, son test modeline dayalı yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırma, İstanbul'da bulunan bir özel okulda öğrenim gören onuncu ve onbirinci sınıf öğrencileriyle gerçekleştirilmiştir. Yapılan uygulama ve değerlendirme sonucunda öğrencilerden, sınav ve durumluluk-süreklilik kaygı düzeyleri en yüksek olan toplam 32 öğrenci seçilmiştir. Rastgele yöntemle bilişsel davranışçı terapi grubuna 10, psikodrama grubuna 11, kontrol grubuna 11 kişi atanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenlerinden sınav kaygısı "Sınav Kaygısı Envanteri" ile ölçülmüştür. Diğer bağımlı değişkenler olan durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyleri de, "Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği" ile ölçülmüştür. Ölçekler, deney ve kontrol gruplarına ön test olarak verilmiştir. Birinci deney grubuna, araştırmacı tarafından gerçekleştirilen psikodrama teknikleri kullanılarak yapılan grupla psikolojik danışma 10 oturum, ikinci deney grubuna ise yine araştırmacı tarafından gerçekleştirilen bilişsel davranışçı terapi teknikleri kullanılarak yapılan grupla psikolojik danışma 8 oturum halinde uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Uygulamalar bittikten sonra ölçekler son test olarak tekrar verilmiştir. Uygulanan deneysel işlemin sonucunda elde edilen bulgular Kruskal Wallis-H testi, Mann Whitney-U testi ve Wilcoxon test tekniği ile incelenmiştir. Bulgular; psikodrama teknikleri kullanılarak yapılan grupla psikolojik danışma uygulamalarının kontrol grubuna göre sınav kaygısı toplam puan, duyuş, kuruntu, durumluluk kaygı puanları üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Süreklilik kaygı puanları üzerinde ise etkisi bulunamamıştır. Bilişsel davranışçı tekniklerle yapılan grupla psikolojik danışma uygulamalarının kontrol grubuna göre sınav kaygısı toplam puan, duyuş, kuruntu, puanları üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Durumluluk ve süreklilik kaygı puanları üzerinde ise etkisi bulunamamıştır. Karşılaştırmaya ilişkin analizlerde, psikodrama teknikleri ile uygulama yapılan grubun, bilişsel davranışçı tekniklerle yapılan gruba göre öğrencilerin toplam sınav kaygısı, duyuş ve kuruntu alt bölümü ve durumluluk kaygı üzerinde göre daha etkili olduğu görülmüştür. Her iki çalışma grubu süreklilik kaygı puanları açısından karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Sınav kaygısı, Durumluluk kaygı, Süreklilik kaygı, Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikodrama
Anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisi
ÖZET Anjiyografi Öncesi Planlı Hasta Eğitiminin Durumluk, Sürekli ve Ölüm Kaygısı Üzerine Etkisi Şevket CENGİZHAN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep 2018 Bu araştırma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde 05.10.2017-10.05.2018 tarihleri arasında koroner anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, dahil olma kriterlerine uyan 50 eğitim grubunda, 50 kontrol grubunda olmak üzere toplam 100 hasta üzerinde yapıldı. Veriler "Kişisel Özellikler Soru Formu", 'Ölüm Kaygısı Ölçeği'' ve "Spielberger Durumluk - Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında SPSS 24.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC Version 21.0) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde; %97'sinin 31-61 yaş aralığında olduğu, %68'inin erkek, %86'sının evli ve çoğunluğunun lise mezunu olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %55'inin il merkezinde yaşadığı, çoğunluğunun eş ve çocuklarıyla yaşadığı, serbest çalıştığı ve gelirinin giderinden az olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo- demografik özellikleri incelendiğinde; yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaşanılan yer, yaşanılan kişiler, iş ve meslek durumu, gelir durumu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Gruplarımız benzer özellikte olup, homojen dağılım göstermiştir. Katılımcıların sürekli kaygı ölçeği incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi sürekli kaygı düzeylerinin, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı, Durumluk kaygı ölçeğine ilişkin bulgular incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi durumluk kaygı düzeyleri, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı görülmüştür. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların ölüm, durumluk ve süreklilik kaygı düzeylerinin eğitimle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anjiyografi, Ölüm Kaygısı, Durumluk kaygısı, Süreklik Kaygısı.
Okçularda mental stres ve kaygı durumunun posturel stabilite ve atış başarısı üzerine etkisinin salınım analizi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada çocuk sporcularda kaygı durumları ile ilişkili olarak, stres durumunda performanslarının nasıl etkilendiğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Manisa ilinde Gençlik Spor Kulübüne kayıtlı ve ailesinin onam verdiği 11-14 yaş arası 22 (6 kız, 16 erkek) lisanslı okçu ile çalışma planlandı. Katılımcıların kaygı durumlarını ve stres anındaki kaygı durumlarını ölçmek için "Anksiyete Duyarlık İndeksi-3" (ADİ-3) ve "Durumluk-Sürekli Anksiyete Envanteri" (DSAE) ölçeğinin çocuk versiyonu kullanıldı. Stres oluşturmak için "Trier Social Stres Test" çocuk versiyonun aritmetik bölümü kullanıldı. Stres belirteci olarak dakikadaki kalp atım sayısı veri olarak kabul edildi. Katılımcılara pedobarografi cihazı ile hem stres uygulamadan önce yapılan hem de stres uyguladıktan sonra yapılan ok atışları öncesi statik postural kontrol değerlendirmesi yapıldı. Performansı değerlendirmek için stres öncesi ve sonrası olmak üzere iki kez, 18 metreden hedefe 10 ok atışı yaptırıldı. Atışlar sırasında göğüse takılan sensör ile (Polar RS400) anlık kalp atım sayısı kaydedildi. Çalışma sonucu elde edilen veriler "SPSS for Windows 15 programında" değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada genel kaygı durumunun atış başarısı ile ters yönlü korelasyon gösterdiği gözlendi; stres sonrası atış puanlarının ADİ-3 toplam puanı (r:-0,513; p=0,021) ve sosyal alt grup puanı ile (r:-0,634; p=0,003) ve DSAE sürekli kısmında ölçülen kaygı durumu ile (r:-0,458; p=0,042) anlamlı ilişkili olduğu saptandı. Stres uygulaması ile kalp atım hızında anlamlı artış ve postural kontrolde anlamlı bozulma tespit edilmediği gibi, stres öncesi ve stres sonrası atış başarısı arasında da anlamlı fark saptanmadı. Sonuçlar: 11-14 yaş grubu çocuklarda genel kaygı durumu arttıkça, stres uyaranı karşısında atış başarısının olumsuz yönde etkilendiği gösterildi
Psikolojik danışmanların bilinçli farkındalık düzeyleri ile umut ve sürekli kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı psikolojik danışmanların bilinçli farkındalık düzeyleri ile umut ve sürekli kaygı arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini Osmaniye'de yaşayan 105'i kadın 82'si erkek olmak üzere toplam 187 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma grubu seçilirken tesadüfi olmayan-amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan uygun örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Sürekli Umut Ölçeği (SUÖ) ve Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada ikili grupların karşılaştırılmasında bağımsız gruplar için t testi, ikiden fazla grup ortalamaların karşılaştırılmasında ise tek yönlü varyans analizi (One way ANOVA) kullanılmıştır. Bilinçli farkındalık düzeyi ile sürekli kaygı, umut ve alt boyutları arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılırken umut ve sürekli kaygının bilinçli farkındalığı yordamasında basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre bilinçli farkındalık düzeyi ile sürekli kaygı, umut düzeyi toplam puan ve umut ölçeği alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yapılan bağımsız örneklemler t-testi sonucuna göre evli katılımcıların bekar katılımcılara göre eyleyici düşünce alt boyutu puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Tek yönlü varyans analizinde katılımcıların umut toplam puanı ve eyleyici alt boyutunda yaş gruplarına göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Herhangi bir yerde çalışmayan katılımcıların devlet okulunda çalışan katılımcılara göre sürekli kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre katılımcıların umut ve sürekli kaygı düzeyleri bilinçli farkındalıklarını anlamlı düzeyde yordamaktadır. Bilinçli farkındalığa ilişkin toplam varyansın %8,2'si umut ile %30,8'i sürekli kaygı ile açıklandığı görülmüştür.
Genel lise 9. sınıf öğrencilerinin, bazı değişkenlere ve sürekli kaygı durumlarına göre saldırganlık düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma ile genel lise 9. sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeyleri, bazı demografik değişkenler ile sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır.Araştırma, betimsel yönteme ve ilişkisel tarama modeline göre desenlenmiştir. Veriler, 2010-2011 öğretim yılında, Gaziantep ili Şahinbey ve Şehitkâmil ilçelerinde bulunan genel liseler arasından, tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 6 genel liseden, yine seçkisiz küme örnekleme yöntemi ile her okuldan seçilen 2 şubeden toplanmıştır. Araştırmaya 479 lise 9. sınıf öğrencisi katılmıştır. Veri toplama araçları olarak Buss ve Perry (1992) tarafından geliştirilen, Buss ve Warren tarafından (2000) güncellenen ve Can (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan `Saldırganlık Ölçeği' ile Spilberger, Gorsuch ve Laushene tarafından geliştirilen ve Öner ve LeCompte (1985) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri'nin ?Sürekli Kaygı Ölçeği? ve araştırmacı tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılmıştır. Verilerin analizinde pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı, basit linear regrasyon analizi, aritmetik ortalama, yüzdelik dağılım, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi, farkların kaynağını belirlemek için çoklu karşılaştırmalarda LSD testi, Levene F testi sonuçlarına göre gruplardaki ölçümlerin dağılımlarına ait varyansların eşit olmadığı durumlarda Kruskal Wallis-H testi ve Mann Whitney-U testi uygulanmıştır.Araştırma verilerinin analizi sonucunda öğrencilerinin saldırganlık düzeyi ile sürekli kaygı düzeyi arasında orta düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca sürekli kaygı düzeyinin, saldırganlık düzeyi üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin saldırganlık düzeyleri üzerinde cinsiyet, anne-baba tutumu, anne-baba okul ilişkisi, sosyal etkinliklere katılma sıklığı değişkenleri, anlamlı farklılık yaratırken, anne-baba eğitim durumu, sosyoekonomik gelir düzeyi ve aile ikamet durumu değişkenlerinin anlamlı farklılık yaratmadıkları saptanmıştır. Bulgular ilgili literatür verileri ile tartışılmıştır. Elde edilen bulgulara dayalı olarak öneriler geliştirilmiştir.
Sporcularda zihinsel dayanıklılık ve duygusal zeka arasındaki ilişki
Araştırmanın amacı sporcularda zihinsel dayanıklılık ve duygusal zeka arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın çalışma gurubunu Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören ve yaşları 18-35 yaş arası olan 265 sporcu öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak amacıyla öğrencilerin bazı demografik özelliklerinin (cinsiyet, yaş, branş ve spor yaşı) belirlenmesi için araştırmacılar tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu", "Zihinsel Dayanıklılık Ölçeği (SZDE)", "Duygusal Zekâ Ölçeği (DZÖ)" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için Statistical Packadge for Social Sciences (SPSS) 17.0 paket programı kullanılmıştır. Yapılan normallik testleri (Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro Wilk) sonucunda ölçeklerden elde edilen puanların normal dağılım göstermediği belirlenmiştir. Bu sebeple çalışmada parametrik olmayan testlerden Spearman Rank Korelasyon Testi, Mann Whitney-U Testi ve Kruskal Wallis Testi ve çözümleme sonucunda gruplar arasında bulunan anlamlı farkın hangi gruptan kaynaklandığını belirlemek için ise Post Hoc testlerinden Bonferroni Testi uygulanmıştır. Ayrıca, verilerin analizinde frekans, yüzde, minimum, maksimum, ortalama, sıra ortalaması ve standart sapma değerleri kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi ise p<0,05 olarak belirlenmiştir. Araştırma bulguları, zihinsel dayanıklılığın alt boyutları ile duygusal zekâ arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir. Özellikle güven, kontrol ve devamlılık gibi zihinsel becerilerle; duyguların değerlendirilmesi ve kullanımı gibi duygusal zekâ bileşenleri arasında pozitif ilişkiler tespit edilmiştir. Cinsiyet, yaş, branş ve spor yaşı değişkenlerinin ise bazı alt boyutlarda anlamlı farklılıklar yarattığı görülmüştür. Sonuç olarak, sporcu öğrencilerin duygusal zekâ ve zihinsel dayanıklılık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki vardır ve bu psikolojik özellikler çeşitli bireysel ve çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Bu da sporcuların çok boyutlu şekilde desteklenmesi gerektiğinİ ortaya koymaktadır.
14-15 yaş öğrencilerin sosyal karşılaştırma ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 14-15 yaş öğrencilerin sosyal karşılaştırma ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir.Araştırma Adana ili Kozan ilçesinde bulunan toplam beş ortaokuldan gerekli yazılı izinler alınarak yapılmıştır. Araştırmanın evreni Adana ilinin Kozan ilçesindeki sekizinci sınıf öğrencileri, örneklemi ise araştırmaya katılmayı kabul eden 357 öğrenci (175 kız, 182 erkek) oluşturmuştur. Veriler "Sosyal Karşılaştırma Ölçeği (SKÖ)", "Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği(STAI)" ve Kişisel Bilgi Formu kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre 14-15 yaş öğrencilerin sosyal karşılaştırma düzeyleri ile durumluk kaygı düzeyleri arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=-0.43, p<0.05). Sosyal karşılaştırma puanları artarken sürekli kaygı puanları azalmaktadır (r=-0.41, p<0.05). Sosyal karşılaştırma ve sürekli kaygı ölçeği toplam puanları cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermektedir. Sosyal karşılaştırma ve durumluk kaygı ölçeği puanlarının algılanan aile gelir düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Araştırma sonucuna göre sosyal karşılaştırmalar ile yapılan kendilik değerlendirmeleri olumlu oldukça kaygı düzeyinin azaldığı görülmüştür. Cinsiyet ve algılanan aile gelir düzeyi değişkeninin sosyal karşılaştırma sürecinde etkili olduğu görülmüştür.
Çalışanların iş stresi ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi (Adana Havalimanı örneği)
Havacılık sektörü çalışma yoğunluğu ve hata kabul etmeyen yapısı ile iş stresi ve kaygının yüksek olduğu bir çalışma alanıdır. Bu araştırmada havalimanında çalışan bireylerin iş stresi ve kaygı düzeylerinin incelenmesi, iş stresi ile durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Adana Havalimanındaki Havaş Yer Hizmetleri çalışan 110 katılımcıyla gerçekleştirilen bu araştırmada veri toplama aracı olarak 4 bölüm 49 ifadeden oluşan anket formundan yararlanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların büyük çoğunluğunun D seviyesinde iş stresine sahip çalışanlardan oluştuğu tespit edilmiştir. Bu stres düzeyi sağlık ve verimlilik açısından en elverişli iş stresi düzeyidir. Çalışmaya katılanların çoğunluğu tarafından algılanan iş stresinin bu düzeyde olması kurumda, havalimanı gibi zor şartlarda işi gözünde büyütmeden, sakince çalışabilecek potansiyelde kişilerin işe alımı olduğuna ve doğru seçimler yapıldığına işaret etmektedir. Çalışanların iş stresi ile durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır.
Lise öğrencilerinin durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri ile kendini sabote etme davranışının incelenmesi
Bu çalışma, bireylerin sosyal yaşam ve akademik hayatlarını yüksek ölçüde etkilediği bilinen kendini sabote etme davranışının karşılaştırmalı olarak durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri ile arasındaki ilişkinin, demografik değişkenler de göz önünde bulundurularak belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel bir çalışmadır. Araştırmada yer alan katılımcı grubu; 2020-2021 Eğitim-Öğretim yılı içerisinde Adana il merkezine bağlı sınavsız öğrenci alan okullardan randomize olarak seçilen Seyhan, Çukurova ve Yüreğir merkez ilçelerinde Anadolu ve İmam Hatip Liselerinde öğrenim gören 539 lise öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olan kendini sabote etme davranışı düzeyini ölçmek için "Kendini Sabote Etme Davranışı Ölçeği"; araştırmanın bağımsız değişkenleri olan durumluk kaygı ve sürekli kaygı düzeylerinin belirlenmesi için "Durumluk- Sürekli Kaygı Ölçeği" , diğer demografik değişkenlerin etkisinin belirlenmesi için ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Yapılan analizlere göre, kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha fazla kendini sabote etme davranışı sergilediği görülmüştür. Öğrencilerin kendini sabote etme düzeylerinin algıladıkları gelir düzeyine göre farklılaştığı fakat sınıf seviyelerine göre bir farklılığın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre, kendini sabote etme davranışı, hem durumluk hem de sürekli kaygı ile pozitif yönde orta düzeyde ilişkili bulunmuş fakat sürekli kaygı ile kendini sabote etme davranışı arasındaki ilişkinin durumluk kaygıdan daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar literatürdeki diğer çalışmalar göz önüne alınarak tartışılmış ve bazı önerilere yer verilmiştir.
Sağlık çalışanlarının COVID-19 korkusu ile sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişki: Mersin ili örneği
Bu çalışma, sağlık çalışanlarının koronavirüs korkusu ve sürekli kaygı düzeylerinin sosyo-demografiközellikler ve koronavirüs pandemisi ile ilgili değişkenlere göre incelenmesi ve koronavirüs korkusu ve sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür.Araştırma Mersin ili merkez ilçelerinde (Mezitli, Yenişehir, Toroslar, Akdeniz) çeşitli sağlık kuruluşlarında çalışan 380 sağlık çalışanının katılımı ile kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada genel tarama modelleri içersinde yer alan ilişkisel tarama modeli kullanılmış olup verilerin toplanmasında ise tarama modellerinden sıklıkla kullanılan anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma verileri "Koronavirüs Korkusu Ölçeği" ve "Sürekli Kaygı Envanteri" kullanılarak,forms.google.com üzerinden "Google documents" aracılığı ile onlinetoplanmıştır. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının koronavirüs korku düzeyi "orta", sürekli kaygı düzeyleri ise "düşük" olarak bulunmuştur. Araştırmada sağlık çalışanlarında koronavirüs korkusuve sürekli kaygı düzeylerinin çeşitli sosyo-demografik değişkenlere göre farklılıkgösterdiği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının koronavirüs korku düzeyleri ile sürekli kaygı düzeyi arasında ilişki belirlenmemiştir.
Hemşirelerde sanal sosyal destek algısı ve sürekli kaygı durumunun sosyotelizm ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışma; hemşirelerde sosyotelizmin sanal sosyal destek ve sürekli kaygı durumu ile ilişkisini ve bunları etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini sosyal medya hesaplarını aktif olarak kullanan ve araştırmanın yapıldığı tarihlerde aktif olarak çalışan hemşireler oluşturmaktadır. Hemşirelere, Mayıs-Kasım 2021 tarihleri arasında dijital anket yoluyla çevrim içi Whatsaap grupları, Instagram ve Facebook platformlarında kartopu yöntemi ile erişim sağlanmıştır. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen bireysel tanımlayıcı özellikler formu, genel sosyotelist olma ölçeği, sanal sosyal destek ölçeği, sürekli kaygı envanteri kullanılmıştır.Gruplara göre anlamlı farklılığı belirlemede varyansların homojen dağılmadığı gruplarda Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testi, varyansların eşit dağıldığı gruplarda t-testi kullanılmıştır. Sürekli değişkenler arasındaki ilişki için Pearson korelasyon katsayısı, kategorik değişkenler için Spearman Sıra korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. Genel Sosyotelist olma puanı üzerinde etkili değişkenleri belirlemek amacıyla backward seçim yöntemli regresyon analizi yapılmış, çoklu bağlantı için VIF değeri raporlanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin sosyotelizm puanları 15-98 arasında; sanal sosyal destek puanları ise 0-150 arasında değişmektedir. Çalışmaya katılan hemşirelerin sürekli kaygı durumları ise orta düzeydedir. Katılımcıların büyük çoğunluğunun (%98,9) sosyal medya hesabı bulunmakta, bu sosyal medya hesaplarından ise en çok whatsapp ve instagram tercih edilmektedir. Araştırmada medeni durum,ekip arkadaşları ile whatsaap gruplarının olması ve ekip arkadaşlarından telefon kullanım sıklığı konusunda uyarı almış olmanın sosyotelizmi etkilediği görülmüştür(p<0,001) Ölçeklerin arasındaki ilişki incelendiğinde, genel sosyotelist olma puanı ile genel sanal sosyal destek puanı arasında pozitif yönlü orta derece; genel sosyotelist olma puanı ile sürekli kaygı puanı arasında pozitif yönde zayıf derecede ilişki bulunmuştur. Sonuçlar: Bu çalışma ile sosyal medyadan gelen sosyal desteğin hemşirelerde sosyotelizm davranışını önemli ölçüde etkilediği ve sürekli kaygı durumunun bu ilişkiye aracılık ettiği saptanmıştır. Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda hemşirelik gibi iletişimin önemli olduğu meslek gruplarında sosyotelizmin hemşire hasta iletişimine etkisi ve bakıma etkisi üzerine geniş aratırmalar yapabilir. Bu çalışma aynı zamanda, henüz günecelliğini koruyan sosyotelizm konusunda sınırlı sayıda araştırmanın yapıldığı ülkemizde literatüre önemli katkılar sağlaması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Sözcükler: sosyotelizm, sanal sosyal destek, sürekli kaygı, hemşire
Üniversite öğrencilerinin aleksitimik düzeylerinin bazı değişkenlere göre incelenmesi (Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi örneği)
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin aleksitimi düzeylerinin; benlik saygısı, durumluk ve sürekli kaygı düzeylerine, cinsiyete,yaşa, ekonomik düzeye ve kullanılan ele göre değişip değişmediğini incelemek amacıyla yapılmış betimsel bir çalışmadır.Araştırma 2006 ? 2007 eğitim-öğretim yılında Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesinin tesadüfi yolla seçilen; Eğitim Bilimleri (Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık), İlköğretim (Sınıf ve İlköğretim Matematik Öğretmenliği) ve Türkçe Eğitimi (Türkçe Öğretmenliği) Bölümlerinde öğrenim gören 450 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Araştırmada öğrencilere; Toronto Aleksitimi Ölçeği, Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçekleri ve Kişisel Bilgi Formu birlikte uygulanmıştır.Bu araştırmada aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır:1.Benlik saygısı düşük ve yüksek olan üniversite öğrencilerinin aleksitimi puan ortalamaları arasında önemli bir fark olduğu görülmüştür. Benlik saygısı düşük olan öğrencilerin aleksitimi düzeyleri benlik saygısı yüksek olan öğrencilerden daha yüksektir.2.Sürekli kaygıları yüksek ve normal olan üniversite öğrencilerin aleksitimi puan ortalamaları arasında da önemli bir fark görülmüştür. Sürekli kaygıları yüksek olan öğrencilerin aleksitimi düzeyleri, kaygıları normal olan öğrencilerden daha yüksektir.3.Erkek ve kız üniversite öğrencilerinin aleksitimi puan ortalamaları arasında önemli bir fark görülmüştür. Erkeklerin aleksitimi düzeyleri kız öğrencilerinkinden daha yüksektir.4.Üniversite öğrencilerinin durumluk kaygı düzeyine, yaşa, ekonomik duruma ve kullanılan ele göre aleksitimi düzeyleri arasında ise anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuçlar literatür ışığında tartışılmış ve sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.
An experimental investigation of the effects of state and trait anxiety and self-esteem on decision making
The dynamics of how people make decisions has received attention for a long time. But it is a very recent assumption that emotions have unique effects on how people decide. Anxiety –as one of the widespread form of negative emotionality- is also shown to have an impact on decision making but findings are contradictory across studies for both state and trait forms of anxiety. This study tries to explore the influence of state and trait anxiety on Iowa Gambling Task (IGT), a well-validated behavioral index of decision making, by experimentally inducing anxious mood. Also, the association between self-esteem and decision making is investigated, since few studies reported inconsistent data. A hundred and three university students were assigned to mood induction or control group randomly. State Trait Anxiety (STAI), Beck Depression Inventory (BDI), Positive and Negative Affect Schedule (PANAS), Rosenberg Self Esteem Scale (RSES) and sociodemographic form were used as instruments. To induce anxious mood, movie scripts were used. To pursue changes in mood STAI – State form, PANAS and visual analogue scales were used at different times. Results revealed that the control and experimental group were similar in performance in IGT, but experimental group picked fewer cards from an advantageous deck, indicating impairment in decision making. This finding supported partially the hypothesis that anxious mood induced by an irrelevant source impairs decision making. However, trait anxiety affected negatively decision making, since those high on trait anxiety scores lower in IGT, picked less from an advantageous deck and more form a disadvantageous deck. Nonetheless, the correlations between self esteem and decision making as measured by a complex task was non-significant. The findings are discussed in the light of relevant literature. Key words: State Anxiety, Anxious mood, Trait Anxiety, Iowa Gambling Task, Self Esteem, Decision Making, Mood Induction
Omuz yaralanması geçirmiş geriatrik bireylerde kinezyofobi, propriyosepsiyon, durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı omuz yaralanması geçirmiş geriatrik bireylerde kinezyofobi, propriyosepsiyon, durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerini ve bunların birbiriyle ilişkisini incelemektir. Çalışmaya yaş ortalaması 70,33±3,39 yıl olan toplam 24 birey dahil edildi. Bireylere propriyosepsiyon için Lazer İmleç Yardımlı Açı Tekrarlama Testi (Lİ-ATT), fonksiyonel değerlendirme için Constant Murley Skorlaması (CMS), fiziksel aktivite için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ), bilişsel fonksiyonlar için Standardize Mini Mental Test (SMMT), kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ve stres düzeyleri için Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI-I ve STAI-II) kullanıldı. Bireylerdeki ağrı şiddetleri ise Görsel Analog Skalası (VAS) ile değerlendirildi. Katılımcılar omuz bölgesinde yumuşak doku yaralanması olan grup ve sağlıklı grup şeklinde iki gruba ayrıldı. Yumuşak doku yaralanması geçiren ve geçirmeyen gruplar arasında Constant Murley Skorlaması, Standardize Mini Mental Test, Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği skorları açısından anlamlı fark bulundu (p<0,05). Yapılan analiz sonucunda Constant Murley Skoru ve Görsel Analog Skala arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yumuşak doku yaralanması geçiren ve geçirmeyen gruplar arasında fonksiyonel durum, bilişsel durum, kinezyofobi ve kaygı durumları arasında fark olduğu bulunurken; propriyosepsiyon ve fiziksel aktivite durumlarında fark bulunamadı. Sonuç olarak geriatrik hastalarda tedavi süreci boyunca sadece omuz fonksiyonlarına yönelik değil; kaygı, kinezyofobi ve bilişsel durumlarının da göz önünde bulundurularak tedavi süreci oluşturulması tavsiye olunur.
Lise öğrencilerinin sürekli öfke ve öfke ifade düzeyini yordayan bazı değişkenler
Bu araştırma, lise öğrencilerinin benlik saygılarının, özgüvenlerinin, yalnızlık düzeylerinin, akılcı olmayan inançlarının ve durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin sürekli öfke ve öfke ifade düzeylerini yordayıp yordamadığını ortaya koymak amacıyla yapılmış ilişkisel bir araştırmadır. Araştırma, 2002-2003 öğretim yılında Ankara'da Cumhuriyet Lisesi, Yahya Kemal Beyatlı Lisesi, Tuzlu Çayır Lisesi ve Alparslan Lisesi'nin 9., 10. ve 11. sınıflarında öğrenim gören ve tesadüfi teknikle seçilen toplam 620 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Öğrencilerin 366'sı kız ve 254'ü erkek öğrencidir. Araştırmada, lise öğrencilerinin sürekli öfke ve öfke ifade düzeyleri "Sürekli Öfke ve Öfke İfade Ölçeği" ile, benlik saygıları "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" ile, özgüvenleri "Piers-Harris 'in Çocuklarda Öz-Kavramı Ölçeği" ile, yalnızlık düzeyleri "UÇLA Yalnızlık Ölçeği" ile, akılcı olmayan inançları "Akılcı Olmayan İnançlar Testi (AOİT)" ile ve kaygı düzeyleri de "Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri (DSKE)" ile ölçülmüştür. Araştırmada, öğrencilerin sürekli öfke ve öfke ifade düzeylerini bağımsız değişkenlerin (benlik saygısı, özgüven, yalnızlık, akılcı olmayan inançlar ve kaygı) yordayıp yordamadığı "Aşamalı Çoklu Regresyon Analizi" tekniği ile belirlenmiştir. Araştırmada en az hata payı 0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmada, sürekli öfke değişkeni üzerinde, özgüven, durumluk kaygı ve yalnızlık değişkenlerinin birer yordayıcı olduğu ve bu değişkenlerin sürekli öfke puanlarına ait toplam varyansın % 12.4'ünü açıkladıkları, diğer değişkenlerin (benlik saygısı, akılcı olmayan inançlar ve sürekli kaygı) ise 0.05 düzeyinde önemli birer yordayıcı değişken olmadıkları bulunmuştur. Ayrıca özgüven ve durumluk kaygı yordayıcı değişkenlerinin, "öfkeyi dışa vurma boyutu"nun önemli yordayıcılan olduğu ve bu değişkenlerin öfkenin dışa vurumu puanlarına ait toplam varyansın % 8.6'sını açıkladıkları; özgüven, yalnızlık ve benlik saygısı yordayıcı değişkenlerinin, u"öfkeyi içte tutma boyutu"nun önemli yordayıcılan olduğu ve bu değişkenlerin öfkeyi içte tutma puanlarına ait toplam varyansm % 14.7'sini açıkladıkları; özgüven, durumluk kaygı ve yalnızlık yordayıcı değişkenlerinin, "öfkeyi kontrol etme boyutu"mm önemli yordayıcılan olduğu ve bu değişkenlerin öfkeyi kontrol etme puanlarına ait toplam varyansm % 13.1'ini açıkladıkları saptanmıştır. ııı
Vardiyalı çalışma sisteminin çalışanların iş stres ve kaygı düzeyindeki etkileri: Havacılık sektörü örneği
Bu çalışmada, vardiyalı çalışma sisteminin çalışanların iş stres ve kaygı düzeyindeki etkileri, bizzat çalışanların tepkileri ile incelenmekte ve bu yolla konuya ilişkin sonuçlara ulaşılmaya çalışılmaktadır. Buna göre çalışmanın birinci bölümünde, vardiyalı çalışma sistemi sahip olduğu olumlu ve olumsuz özellikleri ile işletmeler ve çalışanlar nezdinde değerlendirilmektedir. Özellikle vardiyalı çalışma sisteminin sağlık konusundaki olumsuz etkileri ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, çalışma sistemleri çeşitli açılardan ele alınmakta ve çalışma türleri ele alınarak bunların çalışan bireyler üzerindeki etkileri değerlendirilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise İstanbul'daki bir havalimanında vardiyalı olarak çalışan katılımcıların stres ve kaygı düzeyleri ölçümlenmektedir.
Çocukluk çağı travmalarının kişilik inançları ve durumluk-sürekli kaygı düzeyiyle ilişkisi: Psikolojik esnekliğin düzenleyici rolü
Araştırmanın temel amacı, çocukluk çağı travmalarının kişilik inançları ve durumluk-sürekli kaygıyla arasındaki ilişkiyi tespit etmek ve bu ilişkide psikolojik esnekliğin düzenleyici rolünün varlığını ortaya koymaktır. Bu amaçla çocukluk çağı travmalarını bağımsız değişken olarak ele alırken kişilik inançları ve durumluk-sürekli kaygı değişkeni bağımlı değişken, psikolojik esneklik değişkeni düzenleyici değişken olarak ele alınmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda Sosyodemografik Form, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kişilik İnançları Ölçeği-Kısa Form, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ve Psikolojik Esneklik Ölçekleri kullanılmıştır. Örnekleme yöntemi olarak seçkisiz örnekleme kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi 20-65 yaş aralığında 354 kişiden oluşmaktadır. Çocukluk çağı travmalarının obsesif kompülsif kişilik inancı haricinde diğer tüm kişilik inançlarıyla ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Durumluk-sürekli kaygı ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkide sadece duygusal ihmal ile durumluk kaygı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda da psikolojik esnekliğin çocukluk çağı travmalarının kişilik inançları ve durumluk-sürekli kaygı ilişkisinde düzenleyici rol etkisi bulunamamıştır. Bulgular ışığında literatür ile tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.
İlaç tedavisi ve alternatif yöntemlerin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış çocuklarda anksiyete ve yaşam kalitesine etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, dikkat eksikliği hiperaktivite tanısı almış çocuklarda yaşam kalitesinin yüksek, kaygı düzeyinin düşük olmasına etken olan tedavilerin neler olduğunu saptamaktır. Rastgele yöntemle seçilmiş 9-12 yaş arası 101 çocuğun katıldığı bu araştırmada, yapılan online anketlerden elde edilen veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Kısmi korelasyon ve bağımsız t-test analizleriyle ilaç tedavisi, psikoterapi, vitamin takviyesi ve bazı uygulamaların yaşam kalitesi ve sürekli kaygıya olan etkileri karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, DEHB şiddeti kontrol edildiğinde, balık yağı kullanan DEHB tanısı almış çocuklarda sürekli kaygı düzeyinin anlamlı ölçüde düşük çıktığı görülmüştür. İlaç tedavisi ve balık yağı kombinesi de düşük sürekli kaygı ile ilişkili çıkmıştır. Diğer tedavi yöntemlerinin ise sürekli kaygı ve yaşam kalitesi üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler : Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, DEHB, Yaşam Kalitesi, Sürekli Kaygı, Çocuklarda DEHB, Omega-3, Balık Yağı
15-18 yaş grubu öğrencilerinin mizah tarzlarının ve sosyal karşılaştırma düzeylerinin, yaşam doyumlarına ve kaygı düzeylerine etkisi
Bu araştırma, 15-18 yaş grubu öğrencilerinin mizah tarzlarının ve sosyal karşılaştırma düzeylerinin, yaşam doyumlarına ve kaygı düzeylerine etkisini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca mizah tarzlarının ve sosyal karşılaştırma düzeylerinin, yaşam doyumlarının ve kaygı düzeylerinin demografik değişkenlerin, ölçek puan ortalamalarına göre farklılaşıp farklılaşmadığının da incelenmesi bir diğer amaçtır. Bu araştırmada dört farklı ölçek kullanılmıştır. İlk olarak, araştırmaya katılan örneklem grubunun demografik bilgilerini toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Diğer veri toplama araçları Mizah Tarzları Ölçeği, Sosyal Karşılaştırma Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği'dir. Veri analizinde SPSS 16.00 Windows paket programı kullanılmıştır. Oluşan verilerin normal dağılıp dağılmadığı ise normallik testi ile gerçekleştirilmiş olup, verilerin normal dağıldığı görülmüştür. Araştırmada veriler normal dağılım sergilediği için parametrik testler kullanılmıştır. Örneklemi oluşturan kişilerin tanıcıtı özelliklerinin belirlenmesi için frekans analizi yapılmıştır. Mizah tarzları ve sosyal karşılaştırma ile yaşam doyum ve sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiyi tespit etmek için pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda "Katılımcı Mizah, Saldırgan Mizah, Kendini Yıkıcı Mizah, Sosyal Karşılaştırma" ile "Yaşam Doyum", arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamsız bir ilişki tespit edilmiştir. "Kendini Geliştirici Mizah" ile "Yaşam Doyum" arasındaki pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. "Katılımcı Mizah, Saldırgan Mizah, Kendini Yıkıcı Mizah" ile "Sürekli Kaygı" arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. "Sosyal Karşılaştırma, Kendini Geliştirici Mizah" ile "Sürekli Kaygı" arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamsız bir ilişki tespit edilmiştir.
Özel ve devlet kuruluşlarında çalışan öğretmenlerin mobbing, kaygı ve iş motivasyonu düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; özel ve devlet kuruluşlarında çalışan öğretmenlerin mobbing, kaygı ve iş motivasyonu düzeylerini ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada bireylerin cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, gelir düzeyi, çalıştığı okul türü, haftalık çalışma saatti gibi değişkenlerin mobbing, kaygı ve iş motivasyonu üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İlinde Beşiktaş İlçesinde özel ve devlet okullarında öğretmen olarak çalışan 100 birey alınmıştır. Aynı zamanda bireylerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; özel kurumda çalışan öğretmenlerin kamu kurumunda çalışan öğretmenlere oranla içsel motivasyon ile sürekli kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu, özel kurumda çalışan öğretmenlerin kamu kurumunda çalışan öğretmenlere oranla kurumlarında duygusal tacize (mobbing) mağruz kalma düzeylerinin daha fazla olduğu, kurumdaki öğretmen sayısı 30 üstüne yükseldikçe özel kurumda çalışan öğretmenlerin kamu sektöründe çalışan öğretmenlere göre içsel motivasyon düzeylerinin düştüğü gibi sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan bireylerin cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, çocuk durumu, gelir düzeyi, gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Ayrıca; özel kurumda öğretmen olarak çalışan bireylerin durumluk kaygı düzeyleri arttıkça; sürekli kaygı düzeylerinin de artmakta olduğu, özel kurumda öğretmen olarak çalışan bireylerin içsel motivasyon düzeyleri arttıkça; dışsal motivasyon düzeylerinin de artmakta olduğu ve kamu kurumda öğretmen olarak çalışan bireylerin durumluk kaygı düzeyleri arttıkça; sürekli kaygı düzeylerinin de artmakta olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.