Stem cells

186 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Hematopoetik kök hücre nakli yapılan hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi: Ankara Şehir Hastanesi örneği

Bu çalışma, hematopoetik kök hücre nakli olan hastaların yaşam kalitesinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu araştırma Ankara Şehir Hastanesi Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, 26.08.2021-15.11.2021 tarihleri arasında 18 yaş ve üzeri hematopoetik kök hücre nakli olmuş 18 hastadan toplanmıştır. Verilerin toplanmasında literatür doğrultusunda hazırlanan soru formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 24.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, bağımlı örneklemler t testi, Mann Whitney-U testi ve Kruskall-Wallis Varyans analizi kullanılmıştır. Tüm analizlerde p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 39.66±11.33, %66.7'sinin erkek, %83.3'ünün evli, %33.3'ünün eşit oranlarla ilkokul-lise-üniversite mezunu, %77.8'inin SGK'lı, %55.6'sının gelirinin giderine eşit, %77.8'sının çekirdek aileye sahip oldukları, %50'sinin ise en uzun süre ilde ikamet ettikleri ve %55.6'sı normal kilo aralığında olduğu saptanmıştır. Ayrıca hastaların %66.7'sinin 1 yıl ve daha az zamanda hastalık tanısı aldıkları, %50'sinin şehir içinden %50'sinin şehir dışından hastaneye tedavi için gelip gittikleri, %61.1'inin kendilerine yapılan hematopoetik kök hücre tedavisinin etkili olduğunu düşündükleri, %55.6'sının kendi hücresinden kök hücre nakli oldukları belirlenmiştir. Hastaların bireysel özellikleri ile Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamaları incelendiğinde; hastaların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, eğitim durumu, sosyal güvencesi, gelir gider durumu, aile tipi ve beden kitle indeksi arasında anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Ayrıca kendi hücresinden hematopoetik kök hücre nakli olan hastaların Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmaya katılan hematopoetik kök hücre nakli olmuş hastaların yaşam kalitelerinin iyi düzeyde olduğu söylenebilir.

AnkaraHematopoetik kök hücre transplantasyonuKök hücreler+2
Tolga Cüceoğlu
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Allojenik ve otolog hematopoetik kök hücre nakli yapılan hastalarda sitomegalovirüs reaktivasyonu ve hastalığın değerlendirilmesi

Sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonu hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) sonrası sık görülen bir viral enfeksiyondur ve önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Bu çalışma, HKHN yapılan hastalarda CMV reaktivasyonu ve hastalığının sıklığının belirlenmesi ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlanarak yapılmıştır. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Kliniği Kemik İliği Transplantasyon Servisi'nde allojenik HKHN yapılan 62 ve otolog HKHN yapılan 190 hasta olmak üzere toplam 252 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Nakil sonrası ilk 100 günde allojenik HKHN yapılan hastalarda % 82,3, otolog HKHN yapılan hastalarda %31,1 oranında CMV reaktivasyonu görüldüğü saptandı. Allojenik HKHN yapılan hastalarda, otolog HKHN grubuna göre CMV reaktivasyonu sıklığı, CMV DNA pik seviyesi ve preemptif tedavi ihtiyacının anlamlı olarak daha fazla olduğu saptandı. Allojenik HKHN grubunda uzun süreli steroid kullanımı ve graft versus host hastalığı (GVHH) gelişimi reaktivasyon riskini arttıran faktörler olarak saptandı. Takiplerde otolog HKHN grubunda hiçbir hastada CMV hastalığı gelişmezken, allojenik HKHN yapılan hastalarda 2 (%3,2) hastada CMV hastalığı geliştiği görüldü. Bu sonuç yakın izlem ve preemptif tedavi başarısı olarak değerlendirildi. İki nakil grubunda da CMV reaktivasyonu ile 30 günlük ve 100 günlük mortalite arasında ilişki saptanmadı. Sonuç olarak; CMV reaktivasyonu HKHN yapılan hastalarda ilk 100 günde sık görülmektedir. Özellikle allojenik HKHN, uzun süreli steroid kullanımı ve GVHH gelişmesi durumunda risk artmaktadır. Erken tanı ve preemptif tedavi yaklaşımı önemli ölçüde morbidite ve mortaliteyi azaltmaktadır. Bu nedenle risk faktörlerinin bilinmesi, hastaların yakın takibinin yapılması ve uygun zamanda preemptif tedavi başlanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Hematopoetik kök hücre transplantasyonu, sitomegalovirüs, preemptif tedavi

Hematopoetik kök hücre transplantasyonuKök hücrelerRetrospektif çalışmalar+3
Ceren Gökçe Büyükdağ
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğum sonrası tıbbi atık olarak nitelendirilen göbek kordonu, amniyon sıvısı, amniyon zarı ve plasentanın klinik kullanımı ve fetal kök hücre üretilmesi amacıyla toplanması

Kök hücre teknolojisi, hücre ölümü veya işlevsel kayıp sonucunda ortaya çıkan ve henüz belirlenmiş bir tedavisi olmayan birçok hastalığa yönelik yenilikçi tedavi metodolojileri sunmaktadır. Bu tezde, göbek kordonu, amniyon sıvısı, amniyon zarı ve plasentayı içeren doğum sonrası tıbbi atıkların stratejik bir değer olarak kullanılıp, fetal kök hücre üretiminde kullanılabileceğinin gösterilmesi amaçlandı. Bu amaçla, materyallerin toplanması, transferi, İyi Üretim Uygulamaları (Good manufacturing Practices - GMP) laboratuvar standartlarına uygunlukları ve optimal materyalin belirlenmesi araştırıldı. Ayrıca, maliyet-etkinlik analizi ve süreçlerde karşılaşılan zorluklar belirlenmiştir. Bu çalışmada, sağlıklı ve gönüllü 32 gebeden vajinal ve sezaryen doğum sonrası tıbbi atık olarak tanımlanan ve amniyon sıvısı, amniyotik membran, göbek kordonu, bütün plasenta ve plasenta parçasını içeren beş farklı perinatal ekstra-embriyonik dokudan toplamda 160 örnek toplandı. Materyaller steril kaplarda ve solüsyonlarda ESTEM Kök Hücre Laboratuvarına taşındı ve bakteriyel bulaş analizi için numune alındı. Mezenkimal kök hücre izolasyonu yapıldı ve karakterizasyon analizleri gerçekleştirildi. Eritrosit bulaşan numunelerden eritrositler lizis edilerek uzaklaştırıldı. Sonuç olarak; vajinal doğumla alınan materyallerin hepsinde bakteri bulaşı saptanması nedeniyle GMP laboratuvarları için uygun olmadığını saptandı. Vajinal doğumlar hariç tutulduğunda, amniyon sıvısından türetilmiş mezenkimal kök hücreler, alım, taşıma, saklama ve izolasyon kolaylığı, sınırlı kan bulaşı, belirgin bakteriyel bulaş riski taşımaması, enzimatik işleme ihtiyaç duymaması ve maliyet etkinliği nedeniyle fetal kök hücre üretimi ve bankaları için en uygun ürün olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Fetal Kök Hücre, İyi Üretim Uygulamaları, Perinatal Doku, Tıbbi Atık, Amniyon Sıvısı

AmnionAmniotik sıvıDoğum+4
Mehmet Çopuroğlu
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda mezenşimal kök hücrenin implantasyon bölgesindeki laminin, kalsitonin ve AVβ3 integrine etkisi

Uterusa embriyonun tutunmasıyla birlikte implantasyon gerçekleşir. İmplantasyon sırasında uterusta yapısal ve morfolojik olarak bir takım olaylar meydana gelir. Bağ dokusu bileşenlerinden olan lamininin, embriyonik gelişim ve plasenta oluşumunda rol oynadığı bilinmektedir. Tiroit bezinden salgılanan kalsitonin hormonunun, implantasyon sırasında uterusta otokrin ve parakrin etki gösterdiği bilinmektedir. Endometriyumun luminal epitelinde en iyi karakterize edilen hücre adezyon molekülü αVβ3 integrindir. Bu verilerden yola çıkarak bu çalışmada sıçanlarda mezenşimal kök hücrenin implantasyon bölgesindeki laminin, kalsitonin ve αVβ3 integrine etkisini immunohistokimyasal yöntemle göstermeyi amaçladık. Çalışmamızda 16 erişkin "Wistar Albino" dişi rat gebeliğin 10. Gününde deney ve kontrol olmak üzere 2 farklı gruba ayrıldı. Sıçan kemik iliğinden elde ettiğimiz MKH'ler 8 sıçana verildi. Kontrol grubunda olan 8 sıçana Phosphate Buffered Saline (PBS) verildi. Aynı işlemler 21 günlük gebe sıçanlar içinde yapıldı. Çalışmaya dahil edilen toplam 32 adet "Wistar Albino" dişi ratın implantasyon bölgeleri ve plasentaları çıkarıldı. Tespit edildikten sonra bu örnekler laminin, kalsitonin ve αvβ3 integrin için immunohistokimyasal yöntemlerle gösterildi. 10 günlük gebe sıçanlarda; lamininin immünlokalizasyonunda, deney ve kontrol grubu arasında anlamlı bir farkın olmadığı görüldü. Kalsitoninin immünlokalizasyonuna bakıldığında, deney grubunda desidual hücrelerin etrafında zayıf immünreaktivite gösterirken, kontrol grubunda orta şiddette immünreaktivite göstermiştir. αVβ3 integrinin immunolokalizasyonunda, damar duvarı ve bez epitelinin etrafında kontrol grubunda orta şiddette immünreaktivite gözlenirken, deney grubunda zayıf şiddette immünreaktivite görüldü. 21 günlük gebe sıçanlarda; laminin immünlokalizasyonu deney grubunda bez epitelinde zayıf şiddette immünreaktivite gösterirken, kontrol grubunda orta şiddette immünreaktivite gözlenmiştir. Kalsitonininin ve αVβ3 integrinin immünlokalizsayonunda, deney ve kontrol grubu arasında anlamlı bir farkın olmadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak; 21 günlük gebe sıçanlarda, deney grubunda, laminin immünlokalizsayonunda bez epiteli zayıf şiddette immünreaktivite göstermesine karşın 10 günlük gebe sıçanlarda orta şiddette immünreaktivite göstermiştir. Kalsitonin immünlokalizasyonu gebeliğin 21. gününde stromal hücrelerde orta şiddette immünreaktivite gösterirken, gebeliğin 10. gününde stromal hücrelerde zayıf şiddette immünreaktivite göstermiştir. 21 günlük gebe sıçanlarda, αVβ3 integrinin immünlokalizsayonunda ise, trofoblastik dev hücreler zayıf immünreaktivite göstermiştir. Gebeliğin 10. gününde, αVβ3 integrinin immünlokalizasyonuna bakıldığında, trofoblastik dev hücrelerde orta şiddette immünreaktivite görüldü. Anahtar Kelimeler: İmplantasyon, Mezenşimal Kök Hücre, Laminin, Kalsitonin, αVβ3 integrin

Embriyo implantasyonuKalsitoninKök hücreler+4
Gülfem Ersoy
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otolog hematopoetik kök hücre nakli yapılan multipl myelom olgularında revize myelom komorbidite indeksinin retrospektif analizi

Yeni tanı multipl myelom (MM) olguları çoğunlukla yaşlı ve heterojen bir hasta grubu olup, bu olgulara hastalıkla ilişkili olan veya olmayan komorbiditeler eşlik etmektedir. Geçtiğimiz on yılda, medyan sağkalımı 8-10 yıla kadar iyileştiren nakil ve nakil dışı yeni ajanların kullanıma girmesiyle MM tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Tedaviye bağlı ilaç toksisitesinin önlenmesi, genel ve progresyonsuz sağkalımın belirlenmesi ve tedaviden fayda görecek hasta grubunun daha iyi belirlenebilmesi amacıyla MM hastalarında böbrek yetmezliği risk faktörleri, solunum fonksiyonları ve performans durumunu içeren basit ve geçerli bir komorbidite indeksi olan Myelom Komorbidite İndeksi (MKİ) geliştirilmiş olup yakın zamanlarda bu skor yaş, kırılganlık ve sitogenetik özellikler eklenerek revize edilmiştir (R-MKİ). R-MKİ, genel ve progresyonsuz sağkalımın öngörülmesine ve fit (R-MKİ puanı ≤ 3), orta fit (R-MKİ puanları 4-6) ve kırılgan (R-MKİ puanı> 6) hastaların belirlenmesine olanak sağlamaktadır. R-MKİ aynı zamanda kolay uygulanabilir ve isabetli bir skorlama sistemi olmasıyla da öne çıkmaktadır. Önceki çalışmalarda çoğunlukla yaşlı popülasyonda R-MKİ değerlendirilmiş olup, bu çalışmada otolog hematopoetik kök hücre nakli olan görece genç hastalarda R-MKİ'nin prognozu öngörmedeki başarısını araştırmayı amaçlamaktayız. Çalışmamıza Ocak 2010 – Aralık 2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Bilim Dalı'nda takipli 18 yaşından büyük MM nedenli otolog hematopoetik kök hücre nakli (OHKHN) olan 95 hasta dahil edilmiş olup hasta verileri retrospektif olarak incelenmiştir. R-MKİ skorlamasına göre hastalar fit ve orta-fit olarak iki gruba ayrılarak R-MKİ'nin genel ve progresyonsuz sağkalımı öngörmedeki başarısı incelenmiş olup, çalışmamızda daha düşük bir R-MKİ skorunun önemli ölçüde uzamış bir genel sağkalım ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Fit olarak sınıflanan hastaların ortalama genel sağ kalım süresi 109,73 ay iken, orta fit grubundaki hastalarda ise bu süre 75,31 ay olarak saptanmıştır. Progresyonsuz sağkalım açısından her iki grupta da anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Çalışmamız OHKHN yapılan görece daha az kırılgan hastanın bulunduğu hasta populasyonunda bile R-MKİ'nin genel sağkalımı öngörebildiğini göstermiştir. Çalışmamızda kırılgan hastanın bulunmaması ve çalışmamızın retrospektif olması kısıtlayıcı yönlerindendir. R-MKİ'nin MM'da prognozu öngördüğünü bildiren az sayıda çalışma mevcuttur, çalışmamız bu yönden literatüre katkıda bulunmakta olup, daha büyük ölçekli prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

Hematopoetik kök hücre transplantasyonuKomorbiditeKök hücreler+4
Bahar Dakiki Korucu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Capsaıcın'in yağ doku kökenli mezenkimal kök hücreler üzerine etkisi

Canlı organ ve dokularda, kaynak hücre olarak uzun süre canlığını sürdüren, kendini yenileyebilen, farklılaşarak diğer doku hücrelerine dönüşebilen, henüz farklılaşmamış hücreler kök hücre olarak tanımlanır. Erişkin memeli canlıdaki mezenkimal kök hücreler (MKH) kolaylıkla ve yüksek oranda bulunan multipotent kök hücrelerdir. Kırmızı acı biberin etken maddesi olan Capsaicin (8-methyl-N-vanillyl-trans-6-nonenamide) (CAP), alkoloid yapıya sahiptir. Günümüz koşullarında farklı kullanım alanlarına sahip kırmızı acı biber, başlangıçta gıda katkı maddesi olarak kullanılmıştır. CAP'ın 19. yüzyıldan itibaren analjezik etkisinden yararlanılmaya başlanmıştır. Günümüzde araştırma ve ilaç sektöründe kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında; sıçan yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücrelerine farklı doz ve sürelerde uygulanan Capsaicin'in, Ki-67 antikoru ile proliferasyonuna, kök hücre yüzey işaretleyicileri (cluster differentiation CD), CD90, CD105, CD45 ve CD11b ile fenotipik karakterizasyonuna ve MTT testi ile hücre sağ kalımına olası etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Mezenkimal kök hücre (MKH) izolasyonu sonucu elde edilen pasaj 3 hücrelerinin CD90 ve CD105 antikorları ile pozitif; CD11b ve CD45 antikorları ile negatif immunreaksiyonu tanımlandı. Aynı zamanda pasaj 3 hücrelerinin osteoblast, kondroblast ve adiposit hücrelerine farklılaştırmaları gerçekleştirildi. Daha sonra pasaj 3 MKH hücrelerine 0, 5, 10, 25, 50, 100, 150 µM CAP dozları 24 ve 48 saat süre ile uygulandı. Bu hücrelerin MKH özelliklerine CAP'ın etkisi; Ki-67, CD90, CD105, CD11b ve CD45 antikorlarının immunreaksiyonları ile değerlendirildi. CAP uygulamasının hücrelerdeki sağ kalım düzeyi ise MTT testi ile incelendi. Sonuç olarak; yağ doku kökenli pasaj 3 mezenkimal kök hücrelerinde; 24 saat süre ile 5, 10 ve 25 µM CAP dozlarının mezenkimal kök hücre fenotipini değiştirmeden kök hücre proliferasyonunu ve kök hücre sağ kalımını arttırdığı saptandı. Ancak 24 ve 48 saatlik 50 µM ve üzeri uygulanan CAP dozlarının hücresel farklılaşmayı indüklediği, hücre canlılığı ve proliferasyonu azalttığı belirlendi.

Adipoz dokuKapsaisinKapsaisinoidler+2
Ece İncebıyık
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trikalsiyum silikat esaslı simanların apikal papilla kök hücre canlılığı üzerine etkisi

Bu tez çalışmasının amacı trikalsiyum silikat esaslı simanların apikal papilla kök hücrelerine (SCAP) etkisinin sitotoksisite ve odontojenik farklılaşma açısından değerlendirilmesidir. Trikalsiyum silikat içerikli olan ProRoot WMTA (Dentsply Tulsa Dental Specialties, Johnson City, TN, ABD), Neo MTA Plus (Avalon Biomed Inc, Bradenton, FL), Pd MTA White (Produits Dentaires SA, İsviçre) simanlardan 5x2 boyutunda diskler elde edildi (n=3). Apeksi açık çekilmiş yirmi yaş dişlerinden SCAP hücreleri kültüre edildi. Simanların SCAP üzerindeki sitotoksik etkisini değerlendirmek için MTS (5-(3- karboksimetoksifenil)-2-(4,5-dimetil tiyazol)-3-(4-sülfofenil) tetrazolyum) yöntemi kullanıldı. Ayrıca odontojenik farklılaşma için alkalin fosfataz aktivitesi değerlendirildi. PCR yöntemi ile OCN (Osteokalsin), col1A1 (kollajen 1), RUNX2 (Runt-related transcription factor2) gen ekspresyonları incelendi. Sert doku oluşumunun görsel olarak değerlendirilmesi amacıyla Alizarin Red boyama yapıldı. İstatistiksel analiz tek yönlü varyans analizi ve ardından GraphPad Prism 5 yazılımı kullanılarak çoklu karşılaştırma Anova Tukey testi kullanılarak yapıldı. Tüm istatistiksel değerlendirmelerde anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanıldı ve p<0,05 olması durumunda anlamlı farklılığın olduğu kabul edildi. Sitotoksisite 1., 4., 7. ve 14. günlerde MTS yöntemi ile test edildi. 1. ve 4. günlerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi. 7. ve 14. Gün ProRoot WMTA ile Neo MTA Plus gruplarının kontrol grubuna göre canlılık üzerinde etkisinde anlamlı farklılık gözlenmezken; Pd MTA White grubunda istatistiksel olarak anlamlı azalma görüldü (p<0,05). MTA çeşitleri arasında en düşük ALP aktivitesi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde Pd MTA White grubunda olduğu tespit edildi (p<0,05). Odontojenik farklılaşma konusunda aktif olması beklenen üç farklı gende de Neo MTA Plus, Pd MTA White ve ProRoot WMTA gruplarında ekspresyon gözlendi. Tüm MTA çeşitleri negatif kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05). Çalışmada incelenen tüm MTA gruplarında kalsifiye odaklar Alizarin Red boyama ile izlendi. Yapılan bu in vitro çalışmanın bulguları göz önüne alındığında trikalsiyum silikat esaslı bu üç MTA'nın SCAP üzerinde farklı sitotoksik ve odontojenik farklılaşma etkileri olduğu görülmüştür. Farklı trikalsiyum silikat esaslı simanların, çeşitli ve birbirini destekleyen yöntemlerle hem in vivo hem de in vitro ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: MTA, MTS, Sitotoksisite, Odontojenik farklılaşma

Dental çimentolarKalsiyum silikatKök hücreler+2
Melike Özbek
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trombositten zengin fibrin ile kombine edilmiş borik asidin dental pulpa kök hücrelerı̇nin farklılaşması ve canlılığı üzerine etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin ile kombine kullanılan borun insan pulpa hücreleri üzerine sitotoksik etkisinin ve odontojenik farklılaşmaya olan etkisinin karşılaştırmalı olarak in vitro koşullarda incelenmesi ve bu ürünlerin rejeneratif endodonti için potansiyel bir materyal olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda kullanılan dental pulpa mezenkimal kök hücresi 19-25 yaş aralığında bulunan bireylerin çekim endikasyonu konulmuş gömük üçüncü büyük azı dişlerinden elde edilmiştir. 3. pasaja getirilen getirilen dental pulpa mezenkimal kök hücrelerine hem canlılık hem de odontojenik farklılaşma değerlendirmesi için yalnız enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin (I-PRF), yalnız 1 µM derişimde borik asit ve I-PRF ile borik asitin kombinasyonu hazırlanarak direkt temas yöntemiyle uygulanmıştır. Tüm materyallerin 24., 48. ve 72. saatlerdeki sitotoksik etkileri Anneksin V ve Propidium iyodür (PI) ile hücreler boyanarak canlı hücre, nekrotik hücre, erken ve geç apoptoza uğramış hücreler akım sitometri ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular Minitab 17 ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Odontojenik farklılaşma değerlendirmesi için odontojenik besi ortamında bekletilen hücrelere alizarin red boyama protokolü uygulanarak inceleme yapılmıştır. Akım sitometri değerleri karşılaştırılmasında iki yönlü varyans analizi kullanılmış ve çoklu karşılaştırmalar Tukey HSD Testi ile yapılmıştır. Veriler değerlendirildiğinde canlı hücre bulguları açısından I-PRF uygulanan grup en yüksek ortalama canlı hücre değerine sahiptir. Erken apoptoz bulguları açısından ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p >0,05). Geç apoptoz bulguları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır ve en düşük geç apoptotik hücre değeri I-PRF grubuna aittir. (p<,001). Nekrotik hücre bulguları açısından ise borik asit en düşük nekrotik hücre değerine sahip olup gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Alizarin red boyama sonrası niteliksel inceleme sonucu en yüksek kalsifiye nodül oluşumu ve dağılımı I-PRF ile kombine borik asit grubunda gözlemlenmiştir. Bu çalışmada I-PRF ve borik asidin biyouyumluluk ve odontojenik farklılaşma açısından etkinliği gösterilmiş olup, diş doku mühendisliğinde kullanım potansiyelini daha fazla araştırmak için ilave hayvan ve klinik çalışmalar gereklidir.

Anneksin VBorik asitDental pulpa+4
Gözde Kotan
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kitosan ve kitosan nanopartikülünün dental pulpa kök hücrelerinin osteo/odontojenik farklılaşmasına etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, kitosanın ve nanopartikül formunun daimi diş pulpa kök hücreleri üzerindeki osteojenik/odontojenik farklılaşma kapasitelerinin karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 20 yaş dişlerinden pulpa kök hücresi izole edilmiş ve akış sitometri analizi yapılmıştır. Kitosan nanopartikülü iyonotropik jelleşme yöntemi ile üretilmiştir. Kitosanın ve nanopartikül formunun 0.1, 0.2 ve 0.5 mg/ml oranlarında dental pulpa kök hücreleri üzerindeki sitotoksisitesi CCK-8 kiti kullanılarak incelenmiştir. Osteojenik farklılaşma kapasitesinin incelenmesi için 14 gün boyunca osteojenik farklılaşma besi yeri uygulanmıştır. Farklılaşma kapasiteleri Alizarin Red boyaması ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel veriler, IBM SPSS V23 programı ile Shapiro-Wilk ve Kolmogorov- Smirnov Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Kruskal Wallis Testi, Dunn Testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçların değerlendirilmesi p<0,05 anlamlılık düzeyinde yapılmıştır. CCK-8 sonuçlarına göre grupların sitotoksisite verileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,842). Osteojenik farklılaşma besiyeri uygulanan kitosan ve kitosan nanopartikülü gruplarının kontrol grubuna kıyasla osteojenik farklılaşma değerleri yüksek olarak bulunmasına rağmen istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır (p=0,553). Osteojenik farklılaşma unsurları içermeyen besiyeri uygulanan kitosan ve kitosan nanopartikülü gruplarında negatif kontrol ve DMEM gruplarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı osteojenik farklılaşma gözlemlenmiştir (p<0,001). Kitosan ve Kitosan Nanopartikülü biyouyumlu özellik sergilemiş ve osteojenik farklılaşmayı teşvik etmiştir. Bu sonuçlar uzun takipli ve değişken parametreli çalışmalarla desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Kitosan, kitosan nanopartikülü, sitotoksisite, osteojenik farklılaşma, dental pulpa kök hücresi

Dental pulpaKitosanKök hücreler+2
İlay Sena Altınova Gönen
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda silikon implant etrafında kapsül oluşumuna otojen yağ dokudan elde edilen mezenkimal kök hücrelerin etkisinin araştırılması: Sıçan modelinde deneysel çalışma

Bu çalışmada, Otojen yağ dokudan elde edilen mezenkimal kök hücrelerin silikon etrafındaki kapsül oluşumuna etkisini araştırdık. Çalışmada 270-310 gr ağırlığında 16 adet Wistar Albino cinsi sıçan kullanıldı. Denekler deney ve kontrol grubu olmak üzere eşit sayıda iki gruba ayrıldı. Tüm grupların pektoral bölgesinde protez kadar poş açılarak cilt altına silikon implantlar yerleştirildi. Grup 1 için herhangi bir uygulama yapılmazken Grup II için 40 milyon/cc hücre bulunan süspansiyon silikonun olduğu poşa enjekte edildi. Tüm gruplardan ameliyattan 8 hafta sonra protezler çıkarıldı. Oluşan kapsül iki tabaka halinde çıkarılarak histopatolojik değerlendirmeye alındı.Morfometrik değerlendirme ile kapsül kalınlığı hacimsel ölçüldü, immunohistokimya yapılarak prokollajen?kollajen miktarına bakıldı ve Masson Trikrom boyama ile ışık mikroskopisi yapıldı. Grup I ile Grup II arasında morfometrik değerlendirmede kapsül kalınlığı açısından anlamlı farklılık görüldü (p?0,032). Grup II'de prokollogen-kollogen miktarı düşük bulundu. Işık Mikroskopisinde ise Grup II de neoanjiogenez yüksek olduğu saptandı.Bu çalışmada, 40 milyon/cc mezenkimal kök hücre kullanılarak silikon implant etrafında kapsül oluşumunu azalttığını ve silikon implantın yabancı cisim reaksiyonu oluşturmadığını saptadık.

Adipoz dokuDeriKök hücreler+5
Fatma Nilay Yoğun
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mezenkimal kök hücrede immünomodulatuar etkinin akım sitometrik ve serolojik olarak araştırılması

Amaç: Fibroblast benzeri, yapışma özelliği olan mezenkimal kök hücreler, kemik, kıkırdak ve yağ dokularına farklılaşabilirler. İn vitro ortamda çoğaltıldıklarında, tedavi boyutunda ya da araştırma amaçlı kullanılabilirler. Migrasyon ve bir çok organa yerleşme özellikleri, pek çok hayvan çalışmalarında ve insanlarda organ nakillerinde gösterilmiştir. Bunlara ek olarak, immünomodulatuar özellikleri ve hematopoetik kök hücreleri destekleyici özellikleri de bulunan MKH'lerin otoimmün hastalıklar ve organ nakilleri sonrasında ortaya çıkan doku reddi durumunun tedavisinde kullanımı gündeme gelmiştir. Bu çalışmada, sağlıklı farelere transplante edilen mezenkimal kök hücrelerin lenfosit subgrupları ve bazı sitokinler üzerine olan etkilerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Fare kemik iliğinden elde edilen hücreler laboratuar ortamında hücre kültürü yöntemiyle mezenkimal kök hücrelere dönüştürüldü ve sağlıklı farelere transplante edildi. Transplantasyon öncesi ve sonrası, CD3, CD4, CD19, CD34 ve CD45 lenfosit subgrupları düzeylerine akım sitometri ile, IL-2, IL-3, IL-10 ve IL-15 düzeyleri ise ELİSA yöntemiyle çalışıldı. Çalışmada genç ve sağlıklı 20 fare kullanıldı. Bu farelerden transplantasyon öncesi ve sonrasında periferik kan örnekleri toplandı ve analizler yapıldı.Sonuç: MKH transplantasyonu öncesi ve MKH transplantasyonu sonrası yapılan karşılaştırmada, lenfosit altgruplarından CD3 (p?0,0001), CD45 (p?0,001) ve CD19 (p?0,05) değerlerinde transplantasyon öncesi ve sonrası arasında anlamlı farklılık bulunurken, CD4 (p?0,05) ve CD34 (p?0,05) değerlerinde ise herhangi bir farklılığa rastlanmadı. MKH transplantasyonu öncesi ve SF infüzyonu sonrası kontrol grubu arasında yapılan karşılaştırmada, lenfosit altgruplarından CD45 (p?0,0001) ve CD19 değerinde (p?0,05) anlamlı farklılık saptanırken, CD3 (p?0,05), CD4 (p?0,05) ve CD34 (p?0,05) değerlerinde ise herhangi bir anlamlı farklılığa rastlanmadı. MKH transplantasonu sonrası IL-3 ve IL-15 düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki (p?0,0001) saptanırken, IL-10 ve IL-15 düzeyleri arasında zayıf bir ilişki (p?0,05) saptandı. SF infüzyonu sonrası kontrol grubu olarak kabul edilen farelerden elde edilen örneklerle, MKH transplantasyonu sonrası elde edilen örneklerin karşılaştırmasında; IL-10 (p?0,05) ve IL-2 (p?0,05) düzeylerinde anlamlı bir fark bulunmazken, IL-15 (p?0,001) ve IL-3 düzeyinde (p?0,05) ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu. Bu deneysel çalışmada elde edilen sonuçlarla, sağlıklı farelere MKH'ler ile yapılan transplantasyon sonrası, MKH' lerin immünomodulatuar etkilerinin neden olabileceği düşünülen bazı immün farklılıklar gösterilmeye çalışılmıştır.

Akım sitometrisiHücre kültürüKök hücreler+1
Saide Olga Bayraktaroğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik iliği kaynaklı kök hücre kullanımının onlay augmentasyonda etkinliği ve otojen greftleme ile karşılaştırılması

Dişsiz alveoler kretlerin dental implantlar ile protetik rehabilitasyonu diş hekimliğinde rutin bir tedavi seçeneği haline gelmiştir. Kemik augmentasyon işlemleri atrofik kretlerde dental implant yerleştirilmesi için sıklıkla gereklidir. Literatürde çeşitli augmentasyon işlemleri ve materyaller tanımlanmıştır. Kök/stromal hücrelerin diğer materyaller ile birlikte kullanımı umut verici sonuçlar göstermiştir. Bu çalışmanın amacı kemik iliği kaynaklı kök hücrelerin (KİKKH) kemik dokusunun onlay augmentasyonunda kullanılmasının sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışmada 20 adet tavşan kullanıldı. Her bir tavşanın kraniyum bölgesi paslanmaz çelik yarım küreler kullanılarak aynı teknik uygulanarak fakat 3 farklı materyal ile augmente edildi. Materyaller 1) kemik iliği kaynaklı kök hücre emdirilmiş beta-trikalsiyum fosfat- kollajen bağlı iskele 2) tek başına aynı iskele 3) otojen kemik bloğudur. Kök hücrelerin ayrıştırılması 'Fikoll' yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Kök hücrelerin varlığı tam kan sayım cihazı ve immünohistokimyasal yöntemler kullanılarak teyit edildi. Tüm hayvanlar augmentasyondan 12 hafta sonra sakrifiye edildi. Yeni oluşan kemik histomorfometrik, histolojik ve radyografik analizler kullanılarak değerlendirildi. Bu çalışmanın sonuçları KİKKH emdirilmiş iskelenin, kemik augmentasyonunda altın standart kabul edilen otojen kemik bloğu ile aynı kemik yenilenmesi kapasitesine sahip olduğunu göstermiştir. KİKKH uygulamaları, yeni kemik dokusu oluşumunu başarılı bir şekilde indüklemekte ve defekte göre üretilecek yönlendirilmiş doku rejenerasyonu kafesleri ile gereksinim duyulan hacim ve şekilde yeni kemik dokusu elde edilebilmesi mümkün olabilmektedir.

Cerrahi-oralKemik iliğiKemik iliği hücreleri+5
Halide Namlı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel mandibular ilerletme apareyi kullanılan sıçanlarda sistemik üzüm çekirdeği ekstresi ve mezenkimal kök hücre kullanımı ile düşük doz lokal lazer uygulamasının damar ve yeni kemik oluşumu açısından kondil histolojisine etkisi

İskeletsel Sınıf II maloklüzyonların fonksiyonel tedavisi ile glenoid fossa ve kondilde büyüme elde edilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda alt çeneyi önde konumlandıran fonksiyonel apareyler ile birlikte uygulanan üzüm çekirdeği ekstresi (ÜÇE), mezenkimal kök hücre (MKH) ve düşük doz lazer terapisinin (DDLT), kondil bölgesindeki damarlanmaya ve yeni kemik oluşumuna etkilerinin incelenmesidir. Çalışma, ağırlıkları 250±50 gram olan, rastgele 8 gruba ayrılan 45 adet Wistar erkek sıçandan oluşmaktadır. Grup 1 (n=3) Kontrol grubu hariç, tüm gruplara (n=6) fonksiyonel aparey uygulanmıştır. Grup 2, sadece aparey uygulanan grup; Grup 3, apareye ek olarak sadece 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 4, sadece 8 J/cm2 DDLT; Grup 5, DDLT ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 6, 1x106 hücre / 100 ul besiyeri MKH ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 7, DDLT ve MKH; Grup 8 ise, DDLT ile MKH ve ÜÇE uygulanan gruptur. 4 haftalık deneyin sonunda kondil kesitlerini immunohistokimyasal olarak değerlendirmek için yeni kemik oluşumu, yeni damar oluşumu, yeni osteoblast yapımı, osteonektin, VEGF, Tip II kollajen ve STRO-1 belirteçleri kullanılmıştır. Aparey kullanımı ile birlikte bütün parametrelerde önemli bir artış olduğu bulunmuş ve en fazla artış ise ÜÇE, lazer ve MKH'nin birarada kullanılmasıyla elde edilmiştir. MKH, uygulanan bütün gruplarda ölçülen parametreler lazer ve ÜÇE uygulamalarına göre daha fazla artış göstermiştir. Sonuç olarak, özellikle kök hücre olmak üzere, DDLT ve ÜÇE uygulamalarının Tip II kollajen oluşumunu, osteoblast farklılaşmasını ve yeni kemik oluşumunu daha fazla sağladığı tespit edilmiştir.

Bitki özütüDental aygıtlarKök hücreler+5
Merve Nur Eğlenen
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

İn-vitro ortamda farkli kaynaklardan elde edilen mezenkimal kök hücrelerde muskarinik reseptörlerin gösterilmesi ve reseptör blokajinin farklilaşmaya etkisi

Hücreler birbirleri ile endojen maddeler ve reseptörleri aracılığı ile iletişim kurarak fonksiyonel aktivitelerini yerine getirirler. Rejenerasyon amacıyla nakli yapılan kök hücrelerin de yerleştikleri yeni dokuda dokunun gerektirdiği fonksiyonel aktiviteleri göstermeleri uygun reseptörleri hücre yüzeylerinde taşımaları ile mümkün olabilir. Mezenkimal kök hücrelerde hangi reseptörlerin bulunduğunun gösterilmesi bu hücrelerin rejenerasyon amacıyla daha uygun kullanılmasını sağlayacaktır. Bu çalışmada insan plasenta fetal membranı (FM) ve kemik iliğinden (Kİ) elde edilen MKH'lerde, 1., 2. ve 3. pasajda, osteojenik, adipojenik farklılaşmada, ek olarak atropin etkisindeki farklılaşmada, muskarinik reseptörlerin M1, M2, M3, M4, M5alt gruplarının mRNA ekspresyon düzeyleri RT-qPCR ile gösterildi. Blokörlerin farklılaşmaya etkisinin tespit edilmesi amacıyla osteojenik açıdan Bone Morphogenetic Protein (BMP-6) ve Peroxisome Proliferator-Activated Receptor Gamma (PPARγ), adipojenik açıdan PPARγ mRNA ekspresyonları da RT-qPCR ile araştırıldı. Çalışmamızda, kontrol grubuna göre, M1 mRNA ekspresyonunda FM gruplarında genel olarak anlamlı bir artış saptandı. Farklı olarak bu durum Kİ grupları için azalma yönünde görüldü. M5 mRNA ekspresyonu yönünden kontrole göre FM gruplarında anlamlı değişiklikler bulunmadı fakat aynı reseptörün Kİ gruplarında anlamlı azalma yönünden sonuçlar elde edildi. Osteojenik farklılaşmış hücrelerde FM ve Kİ gruplarında BMP-6 mRNA ekspresyonları, farklılaşmamış hücrelere göre anlamlı derecede artış gösterdi fakat, atropin etkisinde osteojenik farklılaşan hücrelerde, normal osteojenik farklılaşmış gruba göre BMP-6 mRNA ekspresyonlarında anlamlı fark saptanmadı. Her iki kaynaktan elde edilen gruplarda adipojenik farklılaşmış hücrelerde PPARγ mRNA ekspresyonlarında kontrol grubuna göre anlamlı artışlar tespit edidi. Farklı olarak FM grubunda atropin etkisinde farklılaşan hücre grubu, normal adipojenik farklılaşan gruba göre ekspresyonda anlamlı olmasa da artış gösterirken, Kİ için bu durum azalma yönünde saptandı. Bu sonuçlar muskarinik reseptörlerin ekspresyonları yönünden farklı kaynaklardan elde edilen hücrelerin farklı davrandıklarını ve aynı kaynaktan olan hücrelerde de pasaj ve farklılaşmalara göre değişiklikler olduğunu göstermektedir. Bu nedenle klinik amaçlı kullanılan bu hücrelerin daha etkili kullanılmaları için farklı kaynaklardan ve aynı kaynaktan farklı pasajlardan elde edilerek in-vivo çalışmalarla muskarinik reseptör ve diğer reseptörler açısından araştırılmaları önem göstermektedir.

Hücre iletişimiHücre zarıKök hücreler+3
Arash Alızadeh Yeganı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

İn-vitro ortamda farklı kaynaklardan elde edilen mezenkimal kök hücrelerde adrenerjik reseptörlerin gösterilmesi ve reseptör blokajının farklılaşmaya etkisi

Farklı kaynaklardan elde edilen mezenkimal kök hücreler (MKH) günümüzde immünomodülatör ve rejeneratif amaçlı kullanılmaktadır. Bu hücreler adezyon molekülleri, hematopoetik belirteçler ve immünolojik belirteçler açısından sıklıkla araştırılmıştır. MKH'lerde adrenerjik reseptörlerin varlığını gösteren çok sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu hücrelerin üretim aşamalarında ve farklılaşmalarında reseptör ifadeleri konusunda yeterli bilgi mevcut değildir. Ayrıca farklı kaynaklardan elde edilen MKH'lerde reseptör ifadelerinin nasıl olduğu da bilinmemektedir. Bu çalışmada insan plasenta fetal membranı (FM) ve kemik iliğinden (Kİ) elde edilen MKH'lerde, rejeneratif ve immünomodülatör amaçlı olarak sıklıkla kullanıldıkları 1., 2. ve 3. pasajda, adrenerjik reseptörlerin α1A, α1B, α2A, α2B, β1, β2, β3 altgruplarına ait mRNA ekspresyonları RT-qPCR ile gösterildi. Resepörlerin mRNA ekspresyonları bu hücrelerin osteojenik, adipojenik farklılaşmasında ve blokör etkisindeki farklılaşmasında da aynı yöntemle gösterildi. Blokörlerin osteojenik farklılaşmaya etkisinin tespit edilmesi amacıyla Kemik Morfogenetik Protein (BMP-6) ve adipojenik farklılaşmaya etkisinin tespit edilemesi amacıyla Peroksizom Proliferatör-Aktive Reseptör Gama (PPARγ)'nın mRNA ekspresyonları RT-qPCR ile araştırıldı. Çalışmamızda, kontrol grubu olan 1. pasaja göre en yüksek mRNA ekspresyon oranı Kİ kaynaklı MKH'lerde, fenoksibenzamin etkisinde adipojenik farklılaşma grubunda α1A-AR'de görüldü (fold change: 4221±1391; p<0,05). FM gruplarında hiçbir adrenerjik reseptör için Kİ gruplarının bazılarındaki gibi yüksek ekspresyon saptanmadı. FM kaynaklı MKH'lerde saptanan en yüksek ekspresyon artışı propranolol etkisinde adipojenik farklılaşma grubunda β1-AR'de görüldü (fold change: 2,97±0,94; p<0,05). Osteojenik farklılaşmış hücrelerde FM ve Kİ gruplarında BMP-6 mRNA ekspresyonları, farklılaşmamış hücrelere göre anlamlı derecede artış gösterdi. Fakat Kİ kaynaklı propranolol ve fenoksibenzamin etkisinde osteojenik faklılaşan hücrelerde, normal osteojenik farklılaşmış gruba göre BMP-6 mRNA ekspresyonlarında anlamlı azalma tespit edildi. Her iki kaynaktan MKH'ler için normal ve blokör etkisinde adipojenik farklılaşma gruplarında PPARγ mRNA ekspresyonlarında anlamlı artış tespit edildi. Bu çalışma ayrı kaynaklardan elde edilen MKH'lerin adrenerjik reseptör ekspresyonlarının ve farklılaşmalarının birbirinden değişik olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, farklı kaynaklardan ve pasajlardan elde edilen bu hücrelerin klinikte daha etkili kullanılmaları için, reseptör ve farklılaşma açısından in-vivo çalışmalarla daha çok araştırılmaları gerekmektedir.

Hücre farklılaşmasıKök hücrelerPolimeraz zincirleme reaksiyonu+2
Erkan Maytalman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Adrenalinle uyarılan mezenkimal kök hücre transplantasyonunun, periferik nöropati oluşturulan farelerde ağrı davranışı ve histopatolojik karakterler üzerine etkisi

Kök hücre uygulamasının nöropatik ağrıda etkili olduğu yönünde birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalarda, kemik iliğinden elde edilen mezenkimal kök hücrelerin (MKH) rejeneratif etkisinin olduğu gösterilmiştir. MKH'lerin proliferasyon, migrasyon ve rejeneratif etkisinde kültür ortamına konan farklı maddelerin rolü yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur. Çalışmamızda, adrenerjik sistem agonisti adrenalin, antagonisti propranolol ve fentolaminle uyarılan MKH deneysel periferik nöropati yapılan farelerde uygulanarak hasarlı bölgedeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Deney gruplarında motor koordinasyon ve ağrı parametreleri üzerine uyarılmış MKH'lerin etkilerinin araştırılması planlanmıştır. Periferik nöropati modelinde sinir-kas dokusunun yapısında çeşitli değişiklikler olduğu bilinmektedir. Uyarılmış MKH'lerin bu dokular üzerindeki etkisinin histopatolojik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca adrenalinin mezenkimal kök hücrede nöronal belirteçlerle ilişkili gen ekpresyonları üzerindeki etkisini belirlemek hedeflenmiştir. Yöntem: Farelerde siyatik sinir ligasyonu ile mononöropati oluşturulmasından 24 saat sonra kas içine adrenalin, propranolol ve fentolanamin'le uyarılmış MKH injeksiyonu uygulanacaktır. Kontrol, sham, nöropati, nöropati+ MKH, nöropati+ adrenalinle uyarılmış MKH, nöropati+ adrenalin+propranolol'la uyarılmış MKH ve nöropati+ adrenalin+ fentolamin'le uyarılmış MKH grupları oluşturulacaktır. Bu gruplarda, dördüncü, altıncı, onuncu haftalarda soğuk allodini ve motor koordinasyon testleri yapılacaktır. 10. haftanın sonunda oluşturulan deney gruplarının her birinden siyatik sinir ve soleus kası çıkarılarak ışık mikroskopisi ve elektron mikroskopisiyle incelenecektir. Adrenalinin mezenkimal kök hücredei nöronal belirteçler üzerine etkisini RT-qPCR ile Beta III Tübülin, Nerve Büyüme Faktör (NBF) ve Nestin mRNA ifadeleri çalışılacaktır. Bu çalışmada, adrenalinle uyarılan MKH'nin periferik nöropatide uygulanması sonucu sinir-kas dokusundaki etkisinin motor koordinasyon, ağrı ve gen ekspresyonuna bakılarak belirlenmesi amaçlanmıştır.

AllodiniAğrıEpinefrin+5
Fatih Berktaş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Hipoksi ve embriyonik kök hücre genlerinin larinks kanseri patogenezindeki rolü

Larinks kanseri, baş boyun kanserlerinin ortalama %25'ini oluşturmakta ve genellikle orta yaş ya da ileri yaş erkeklerde görülmektedir. Larinks kanserlerinin %90'dan fazlası yassı hücre kanserleridir. Solid tümörler bilinen tüm kanserlerin %90'ını oluşturmaktadır. Solid tümörlerin en yaygın özelliği ve önemli çevresel streslerden biri hipoksidir. Oksijen konsantrasyonunun fizyolojik seviyenin altına düşmesi, in vitroda insan embriyonik kök hücrelerinin devamlılığını, spontan farklılaşmanın azalmasını sağlamakta, kendini yenilemeyi desteklemektedir. Kök hücre ve kanser hücreleri arasındaki benzerlikler her iki grubun gen ekspresyonunun düzenlenmesinde ortak yolaklar olabileceğini düşündürmektedir. Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda skuamoz hücreli larinks kanser teşhisi almış 26 hasta dahil edildi. Dokulardan RNA izolasyonu yapılarak tümör ve normal dokularda hipoksinin indüklediği faktörler ve embriyonik kök hücre genlerinin ekspresyon düzeyleri karşılaştırıldı. Çalışmamızda tümör dokularında HIF-1α, OCT4 ve NANOG genlerinin ekspresyonunun normal dokuyla karşılaştırıldığında arttığı saptandı. Ayrıca Hep2 larinks kanseri ve FaDu farenks kanseri hücre serileri hipoksiye maruz bırakılarak, hipoksinin, HIF-1α, HIF-2α, SOX2, OCT4, NANOG, CD133, ESRRA genleri üzerindeki etkisi belirlendi. Çalışmamızda hipoksiye maruz bırakılan Hep-2 hücrelerinde HIF-1α, HIF-2α, SOX2, OCT4, NANOG, CD133 ve ESRRA genlerinin mRNA ekspresyonlarında artış gözlenirken, FaDu hücrelerinde HIF-1α ve SOX2 mRNA ekspresyonunda azalma, HIF-2α, OCT4, NANOG, CD133 ve ESRRA mRNA ekspresyonlarında artma gözlenmiştir. Hücreler ESRRA inhibitörü XCT790 ile muamele edildiğinde, hücrelerde hipoksinin indüklediği gen ekspresyon profilinin değiştiği saptanmıştır. Bu çalışma sonunda larinks kanseri tedavisinde hipoksinin etkisini azaltılmasında yeni stratejiler geliştirilmesine yönelik bir yaklaşım sunulmuş oldu. Anahtar kelimeler: Larinks kanseri, hipoksi, embriyonik kök hücre genleri,Real Time-PCR

EmbriyoGenlerHipoksi+7
Nermin Seda Ilgaz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemik iliği transplantasyonu yapılan çocuk hastalarda bk virus enfeksiyonları

BK virus (BKV) ile ilişkili hemorajik sistit, hematopoetik kök hücre transplantasyonu (HKHT) yapılan hastalarda yaygın görülen bir komplikasyondur. Bu çalışmanın amacı HKHT yapılan çocuk hastalarda BKV enfeksiyonu insidansının araştırılmasıdır. Çalışmaya Kasım 2015 ile Kasım 2016 arasında izlenen yaşları 16 ay ile 16 yaş arasında değişen toplam 51 hasta dahil edilmiştir. Hastalar BKV DNA'nın idrar ve kanda tespiti için kantitatif real-time PCR (Anaolia Geneworks, Türkiye) testiyle moniterize edilmiştir. Hastaların 46'sına allojenik ve 5'ine otolog HKHT yapılmıştır. Allojenik nakil yapılan 46 hastanın 26'sında (% 56.5) ve otolog nakil yapılan 5 hastanın 1'inde (% 20) olmak üzere toplam 27 (% 52.9) hastanın idrar ve/veya kanında BKV DNA pozitifliği saptanmıştır. Allojenik HSCT yapılan hastaların % 26'sında (12/46) preemptif tedavi için gereken idrarda BKV viral yük düzeyi >107 kopya/ml'nin üstünde tespit edilmiştir. Preemptif tedavi uygulanan 12 hastanın 9'unda (% 75) hemorajik sistit gelişmesi önlenirken 3'ünde (% 25) hemorajik sistit gelişmiş ve tedaviyle iyileşmiştir. Hemorajik sistit gelişmesinden önceki iki hafta içinde BKV viruri >109 kopya/ml üstünde bulunmuş olup hemorajik sistitin prediktif tanısı için prognostik bir gösterge olarak kabul edilmiştir. BKV viremisi ise sadece 1 hastada sistit gelişmesinden önceki iki hafta içinde >104 kopya/ml üstünde tespit edilmiştir. Sonuç olarak HKHT hastalarının BKV enfeksiyonu, özellikle BKV viruri yönünden izlenmesi yüksek risk altındaki hastalarda hemarojik sistitin prediktif tanısı için önerilir.

BK virüsüHematopoetik kök hücre transplantasyonuHemorajiler+6
Nazlı Nida Kaya
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetin vasküler komplikasyonlarının, insan göbek kordon dokusu ve wharton jölesi mezenkimal kök hücre sayılarına etkileri

Diyabetes Mellitus (DM) insülin eksikliği veya etkisizliği sonucunda kan şekerinin regüle edilememesine bağlı olarak, metabolizmanın ve dokuların etkilendiği, akut ve kronik komplikasyonların eşlik ettiği, metabolik bir hastalıktır. Günümüzde diyabetin pek çok çeşidi tanımlanmış olup; her bir çeşidinde hastalık mekanizmasında ve dokuların hastalıktan etkilenmesinde farklılıklar olmaktadır. Yüksek kan şekerinin direkt olarak dokularda hasarlayıcı etkisinin; indirekt olarak da gelişen hipoksi ve kronik vasküler hasara bağlı perfüzyon azalmasının dokuları etkileyen temel mekanizmalar olduğu bilinmektedir. Gebelik öncesinde başlayıp, nefropati, retinopati gibi kronik komplikasyon gelişmiş bir gebe ile gebeliği sırasında diyabet hastalığı oluşmuş bir gebenin, bebeklerinin farklı klinik tablo sergilediği görülmüştür. Göbek kordonu bağ dokusunun (Wharton Jölesi) mezenkimal kök hücreler açısından zengin olduğu bilinmektedir. Çalışmamızda daha önceden diyabet hastası olup, vasküler komplikasyon olarak nefropati gelişmiş (VK-PGDM) 7 gebe, gebeliği sırasında diyabet tanısı almış olan (GDM) 7 gebe ve herhangi bir hastalığı bulunmayan (Kontrol) 7 gebeden doğum sonrası alınan göbek kordonları kullanıldı. Bu dokulara; H-E, Masson Trikrom ve PAS boyaları uygulanarak ışık mikroskobik değerlendirmesi yapıldı. Wharton Jölesinden enzimatik sindirme metodu ile buradaki kök hücreler izole edildi. Mezenkimal kök hücrelerde (+) olduğu bilinen CD73, CD90, CD105, (-) olduğu bilinen CD45 ve CD34 kokteyl belirteçleri kullanılarak flow-sitometri cihazı ile sayıları tespit edildi. Ayrıca yine aynı belirteçler kullanılarak mezenkimal kök hücreler immünohistokimyasal boyama ile görsel açıdan değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda; göbek kordonu çapının GDM grubunda artmasına rağmen VK-PGDM grubunda azalmış olduğu; göbek kordonu arter duvar kalınlıklarının GDM ve VK-PGDM'de belirgin olarak artmış olduğu bulunmuştur. Wharton Jölesi mezenkimal kök hücrelerinin ise GDM'li grupta artarken VK-PGDM'li grupta belirgin olarak azaldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göbek Kordonu, Wharton Jölesi, Mezenkimal Kök Hücre, Gestasyonel Diyabet, Pregestasyonel Diyabet

Diabet-gebelik sırasındaDiabetes mellitusDiabetik nefropatiler+4
Çiğdem Karaca
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uzun süreli steroid baskısı altındaki farelerde oluşturulan yara modelinde fare embriyonik kök hücrelerinden farklılaştırılan keratinositlerin yara iyileşmesi üzerine olan etkisi

Kronik hastalıklara bağlı uzun dönem steroid kullanımı yara iyileşmesini geciktirerek kronik yaralara neden olmaktadır. Deksametazon sıklıkla kullanılan glukokortikoidlerden biridir. Bu uzmanlık tezinin amacı farelerde uzun dönem steroid kullanımında, fare embriyonik kök hücrelerinden farklılaştırılan keratinosit benzeri hücrelerin yara iyileşmesine etkilerinin histokimyasal ve immünohistokimyasal yöntemlerle incelenmesidir. 64 adet balb-c tipi erkek fare sadece yara modeli oluşturulan (yara grubu); yara modeli oluşturulduktan sonra keratinosit uygulanan (hücre grubu); 1 hafta günde 2 mg/kg deksametazon uygulandıktan sonra yara yeri oluşturulan ve deksametazon uygulamasına devam edilen (steroid grubu) ve yara modeli oluşturulmadan önce 1 hafta günde 2 mg/kg deksametazon uygulanan, yara modeli oluşturulduktan sonra keratinosit uygulanan ve deksametazon uygulamasına devam edilen (steroid+hücre grubu) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Yara yerine uygulanacak olan keratinosit benzeri hücrelerin, fare embriyonik kök hücrelerinin fare fibroblastları ile kültüre edilmesi ile çoğaltıldı, BMP-4 uygulaması ile farklılaştırıldı, sitokeratin-8 ve sitokeratin-14 seviyelerinin hem immünositokimyasal hem de akış sitometrisi ile doğrulanmasıyla karakterizasyonları tamamlandı. Keratinosit benzeri hücreler sadece hücre ve hücre+steroid grubuna bir kez uygulandı, deksametazon uygulamasına steriod ve hücre+steroid grubunda yara oluşturulduktan sonra 21 gün boyunca devam edildi. Yara oluşturulması sonrası 10. ve 21. günlerde alınan deri doku kesitleri öncelikle hematoksilen-eozin boyaması ile değerlendirildi. Sonrasında sitokeratin-8, sitokeratin-14, MCP-1, TNF-α, VEGF, IL-1β ve COL1A1'in dağılımları immünohistokimyasal olarak değerlendirilerek yara iyileşme süreçleri izlendi ve grupların birbirleriyle karşılaştırılması yapıldı. Sonuçlar uzun dönem steroid varlığında (21 gün) histokimyasal olarak yara iyileşmesinin hücre uygulaması ile pozitif yönde etkilendiğini, immünohistokimyasal olarak keratinosit benzeri hücrelerin yara yerinde sitokeratin ekspresyonuna devam ettiğini, 21 gün boyunca bazal düzeyde kalan TNF-α'ya karşın negatif izlenen IL-1β'ya ek olarak MCP-1, VEGF ve COL1A1 seviyelerindeki artış birlikte yara yerine hücre uygulamasının keratinizasyonu destekleyerek yara iyileşmesine katkı sağlandığını gösterdi. Bu uzmanlık tezi klinik pratik için bir ön bilgi sağlamıştır, halen farklı gereç ve yöntemlerle yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.

EmbriyoFarelerHayvan deneyleri+5
İlayda Gençer Uslu
Manisa Celal Bayar University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

CRISPRa/dCas9 sistemiyle e-kaderin ve ICAM1gen ekspresyonu artırılmış mezenkimal kök hücrelerin fare modellerinde yara iyileşmesi üzerine etkisinin incelenmesi

Hücre adezyon molekülleri hücrelerin yüzeyinde bulunan bağlayıcı proteinlerdir. Bu proteinler diğer hücrelere veya ekstrasellüler matrikse bağlanarak dokularda meydana gelen yaraların iyileşmesi sırasında hayati bir rol oynarlar. Deri dokusunda meydana gelen yaraların iyileşmesinde ise ekstrasellüler matriks ailesine ait Hücre İçi Adhezyon Molekülü-1 (ICAM-1) ve Epitelyal Kaderin (E-kaderin) esas olarak rol almaktadır. Kök hücreler ve CRISPR/Cas sistemleri ise son yıllarda doku mühendisliği ve rejeneratif tıp kapsamında dermal yara hasarlarının tedavisinde sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada, farelerden elde edilen adipoz doku kök hücreleri (ADKH) elde edilmiş ve bu hücrelerin karakterizasyonu ters faz kontrast floresan mikroskop, ve akış sitometrisi analizleri ile incelenmiştir. Elde edilen bu hücrelerdeki ICAM-1 ve/veya E-kaderin genleri lentiviral aracılıklı CRISPRa/dCas9 sistemi aracılığıyla aşırı ifade edilerek, ilgili genlerin aşırı ifadesinin in vitro ortamda ADKH'lerin gen ekspresyonu, canlılığı, adezyonu, proliferasyonu ve migrasyonu üzerine olan etkileri ters faz kontrast floresan mikroskop, RT-qPCR ve akış sitometrisi analizleri ile incelenmiştir. Ayrıca, genetik olarak modifiye edilen ADKH'ler in vivo olarak fareler üzerine açılan tam kat yara defektleri üzerine aktarılarak yara iyileşmesi üzerine olan etkileri morfoljik ve histolojik açıdan incelenmiştir. Sonuç olarak, CRISPRa/dCas9 sistemi aracılığıyla ICAM-1 ve/veya E- kaderin genleri ADKH'lerde başarılı bir şekilde aşırı ifade edilerek, bu genlerin ADKH'lerdeki aşırı ifadesinin yüzey adezyon sürelerinde artışa ve yara deneyinde ise proliferasyon ve migrasyon üzerinde artışa neden olduğu belirlenmiştir. ADKH'lerin yara iyileştirici etkilerindeki in vitro bulgulara ek olarak, in vivo hayvan çalışmaları ile de doğrulanmış olup, ADKH'lerin yara boyutunu önemli ölçüde azalttığı ve yara kenarlarından re-epitelizasyonu hızlandırdığı ve vaskülarizasyonu daha erken aşamalarda başlattığı gösterilmiştir. Tüm bu bulgular bir araya getirildiğinde, ADKH'lerde CRISPRa/dCas9 sistemi aracılığıyla ICAM-1 ve/veya E- kaderin genleri aşırı ifade edilmiş ve elde edilen bu hücrelerin artan adezyon özellikleri sayesinde yara bölgesine daha fazla bir biçimde bağlanarak dermal yara iyileşmesini desteklemiştir.

Hücre adezyon molekülleriHücreler arası adezyon molekülüKök hücreler+3
Sevinç Batır
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kolon anastomozu modelinde adipoz doku mezenkimal kök hücre ve sildenafil sitrat uygulamasının etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Gastrointestinal sistem cerrahilerde intestinal anastomozlar önemli bir yer tutmaktadır. Sıkça karşılaşılan komplikasyon olan anastomoz kaçakları ciddi mortalite ve morbiditeye sebep olmaktadır. Anastomoz kaçak oranını minimum seviyeye indirmek; mortalite ve morbidite oranını ve bunların sağlık sistemine getirmiş olduğu yükü azaltacaktır. Literatürde bu amaçla yapılan, intestinal sistemde yara iyileşmesine katkı sağlayabileceği düşünülen çeşitli yöntemleri araştıran birçok çalışma vardır. Özellikle son yıllarda kök hücrenin yara iyileşmesine katkıları üzerinde çalışmalar yoğunlaşmış olup, kolon anastomozu iyileşmesine etkisi ile ilgili kısıtlı sayıda çalışma mevcuttur. Sildenafil sitratın da kolon anastomozu iyileşmesine etkisi ile ilgili çok az çalışma yapılmasının yanında kök hücre ve sildenafil sitratın birlikte uygulandığı çalışma bulunmamıştır. Bu nedenle çalışmamızda kolon anastomozu iyileşmesine kök hücre ve sildenafil sitrat uygulamalarının etkilerini inceledik. Gereç ve Yöntem:Çalışmamızda Wistar-Albino cinsi 44 adet rat kullanıldı. Bu ratlardan dördü mezenkimal kök hücre elde edilmesi amacıyla kullanıldı. Diğer 40 rat randomize olarak her biri 10'ar rattan oluşan 4 eşit gruba ayrıldı: Grup 1; Kontrol, Grup 2; Sildenafil Sitrat, Grup 3; Kök Hücre, Grup 4; Kök Hücre+Sildenafil Sitrat. Tüm ratlar uygun koşullar sağlanarak planlanan günde aynı cerrah tarafından opere edildi. Operasyonda tüm ratlarda inen kolon kesilerek her iki ucu arasında tek kat anastomoz yapıldı. Sildenafil Sitrat uygulaması yapılacak gruplara operasyon iki gün öncesinden beş gün sonrasına kadar her gün, günde bir defa 10 mg/kg/günsildenafil sitrat oral yoldan verildi. Kök hücre uygulanacak gruplarda ise operasyon esnasında anastomoz hattında her iki kolon ucuna eşit olacak şekilde subserozal 0,1 ml, toplamda 0,2 ml kök hücre enjekte edildi. (Her 0,1 ml'de 4x105 kök hücre mevcut). Tüm ratlar post-operatif beşinci günde sakrifiye edilerek ratların karın içi yapışıklıkları, anastomoz patlama basınçları, anastomoz kaçağı durumu, anastomoz bölgesindeki reepitelizaasyon, nötrofil lökosit infiltrasyonu, nekroz yoğunluğu, makrofaj yoğunluğu, yara dudakları arasındaki mesafe, granülasyon dokusu kalınlığı histopatolojik olarak, anastomoz yapılan dokudaki hidroksiprolin, miyeloperoksidaz, nitrik oksit, tümör nekroz faktör-α, vasküler endotelyal büyüme faktörü miktarı biyokimyasal olarak değerlendirildi. Bulgular: Anastomoz patlama basınçları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p:0,52). Kök hücre uygulanan gruplarda anastomoz kaçağı gözlenmezken diğer gruplarda anastomoz kaçakları görüldü. Karın içi yapışıklık açısından anlamlı fark izlendi (p:0,043). Kontrol grubunda, kök hücre uygulaması yapılan iki gruptan (Grup 3 ve 4) da daha ileri düzeyde yapışıklık izlendi. Hidroksiprolin ve TNF-α düzeyleri açısından gruplar karşılaştırıldığında kök hücre uygulaması yapılan iki grupta (Grup 3 ve 4) da diğer iki gruptan (Grup 1 ve 2) daha yüksek oranda hidroksiprolin ve TNF-αdüzeyi saptanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001) Sildenafil sitrat uygulamasının anlamlı bir etkisi saptanmamıştır. Nitrik oksit düzeyi gruplar arasında anlamlı olarak farklı bulunmuş olup (p:0,01) hem kök hücre hem de sildenafil sitrat uygulanan Grup 4'te ölçülen miktar diğer üç gruptaki değerden fazla izlenmiştir. VEGF düzeyi hiçbir grupta ölçülebilecek düzeyde saptanmamıştır. Miyeloperoksidaz düzeyi gruplar arasında anlamlı farklı bulundu (p:0,001), Grup 4'te en yüksek, Grup 2'de en düşük düzeyde ölçüldü. Histopatolojik değerlendirmede reepitelizasyon en iyi sadece sildenafil sitrat uygulanan Grup 3'te izlendi (p:0,001). Nekroz miktarı, PMNL infiltrasyonu ve granülasyon dokusu kalınlığı en düşük Grup 3 ve Grup 4'te izlenmiştir (her biri için p:0,001). Makrofaj yoğunluğu en düşük Grup 2 ve Grup 3'te izlendi (p:0,001). Yara dudakları arasındaki mesafe en az Grup 3'te, en fazla Grup 1'de ölçüldü (p:0,001). Sonuç:Çalışma sonucunda kolon anastomozlarında mezenkimal kök hücre uygulamasının yara iyileşmesine olumlu katkı sağladığını düşünmekteyiz. Sildenafil sitrat uygulamasının ise kolon anastomozunda yara iyileşmesine olumlu veya olumsuz etkisinin aydınlatılabilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kök hücre, Sildenafil sitrat, Kolon anastomozu, Yara iyileşmesi.

Adipoz dokuAnastomozKolon+4
Murat Demir
Aydın Adnan Menderes University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Elektriksel stimülasyon ve schwann-benzeri hücrelerin periferik sinir hasarına etkileri

Schwann-benzeri hücreler, in vitro ortamda kök hücrelerin farklılaştırılması ile elde edilen, morfolojik ve genetik açıdan gerçek schwann hücrelerine ait özellikleri sınırlı olarak gösteren hücrelerdir. Gerçek schwann hücrelerinin in vitro ortamda düşük proliferasyon göstermesi ve elde edilmesinin önündeki etik problemler sebebiyle terapötik amaçla kullanılmak üzere üretilmektedirler. Çalışmamızda 20 Hz frekansında düşük şiddetli elektrik akımı ve schwann-benzeri hücrelerin periferik sinir hasarı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu amaçla 6'şar wistar-albino sıçandan oluşan 7 deney grubu kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında sıçan adipoz dokusundan elde edilen kök hücrelere farklılaştırma protokolü uygulanarak schwann-benzeri fenotip kazanmaları sağlanmıştır. Elde edilen hücre fenotipi in vitro ortamda yapılan morfolojik inceleme ve RT-PCR analizleri ile teyit edilmiştir. Ardından sham grubu dışında bütün sıçanlarda siyatik sinir hasarı oluşturularak sırayla sinir hasarı, elektriksel stimülasyon, adipoz kök hücre, adipoz kök hücre + elektriksel stimülasyon, schwann-benzeri hücre ve schwann-benzeri hücre + elektriksel stimülasyon uygulamaları yapılmıştır. Hayvan deneylerin başlamasının ardından 6 haftalık periyotta yapılan uygulamaların sinir hasarı üzerindeki olası olumlu etkileri haftalık siyatik fonksiyon indeksi (SFI) ve deney sonunda sinir ileti hızı, bileşik kas aksiyon potansiyeli, ıslak kas ağırlığı ve histolojik olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre tek başına elektriksel stimülasyon sinir ileti hızında sınırlı bir artış sağlamış olsa da adipoz kök hücre veya schwann benzeri kök hücrelerin ekimiyle daha başarılı olduğu bulunmuştur. Adipoz kök hücre ekimi ve elektriksel stimülasyonun kombine olarak kullanılmasıyla tek başına elektriksel stimülasyona oranla bir artış sağlanmış olsa da istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Ancak aynı protkolde schwann benzeri hücrelerin kullanılmasıyla beraber sinir ileti hızlarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Özellikle elektriksel stimülasyon ile birlikte sinir ileti hızında bulunan artış yüksek derecede anlamlıdır. Yapılan histolojik incelemelerde ise schwann benzeri hücre ekimi ve elektriksel stimülasyonun kombine olarak kullanılması en kalın miyelin kılıf ve ortamala akson yarıçapı elde edilmesini sağlamıştır. Bu sonuçlara göre sinir iyileşmesinde hücre terapisi uygulamasının elektriksel stimülasyonun iyileşme kapasitesini arttırabileceği gösterilmiştir.

Adipoz dokuBiyofizikElektrikle uyarma+4
Mahmut Alp Kılıç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel olarak diyabet oluşturulmuş sıçanlarda yara modeli üzerine periferik mononükleer kök hücre ve bunlardan farklandırılmış langerhans hücre uygulamasının iyileşme üzerine etkileri

Deride yara iyileşmesi özellikle kronik ve diyabetik olanlarda maliyetli ve hasta yaşam kalitesini azaltan zor durumlardır. Bu konuda son zamanlarda kök hücre tedavisi giderek artan önem kazanmış ve değişik kaynaklardan elde edilen hücresel ürünler klinik kullanımda tedavide yerini almıştır. Periferik Mononükleer Kök Hücre (PKMH) periferik dolaşımdan kolaylıkla elde edilen ve uygulanabilecek bir KH türüdür. PKMH ile yara iyileşmesinde çok az yayın olup bunlardan farklanan langerhans hücreleri (FLH) ile tedavideki etki bilinmemektedir. Bu çalışmada, PKMH ve FLH deneysel diyabetik greft yara modelinde iyileşmeye etki açısından incelendi ve karşılaştırılarak olası mekanizmalar için değerlendirildi. Alınan kan örneklerinde PKMH izolasyonu, kültürde çoğaltılması ve FLH farklılaştırılması sağlandı. Erişkin Wistar albino sıçanların sırt bölgesi traşlanarak 1x1 cm boyutunda karşılıklı yer değiştirmek suretiyle dört adet tam kat deri grefti yapıldı. Kültür ortamında greftlar üzerine kök hücreler ekilerek yara bölgesine uygulandı. Sıçanlar diyabetli olanlar (DG) beş ve olmayanlar (NDG) beş grup olarak 10 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna sadece greft yara modeli yapılacak, sham grubuna sadece besiyeri uygulanacak ve diğer gruplara ise, besiyeri içerisinde PMHK, FLH ve birlikte olacak şekilde greft üzerinde yara bölgesine uygulandı. Hücresel tedavi 7 gün boyunca her bir yaraya 1x106 hücre uygulandı. Sırttaki greftlerden 3. ve 7. günlerde biyopsi ile örnekler incelendi. Histokimyasal (HK) olarak H-E, masson trichrome (MT) ve PAS, immunohistokimyasal (İHK) olarak oksidatif stres için e-NOS ve i-NOS, çoğalma belirteci olarak PCNA, damarlanma belirteci olarak VEGF, inflamasyon belirteci olarak IL-1 ile apoptoz için TUNEL boyaması yapıldı. Mikroskop altında alınan görüntüler dijital ortama aktarılıp imageJ ile morfometrik ve H-skor ile değerlendirilip gruplar arasında farkın istatistiği bulundu. Kültür ortamında deri üzerine ekilen hücrelerin SEM analizi yapıldı. PKMH ve FLH izolasyonu kolay olmasına rağmen çoğalmadıkları gözlendi. Yapılan karakterizasyonlarında KH belirteçlerini pozitif ve negative olarak exprese ettikleri izlendi. Hücrelerin SEM analizinde deri üzerinde kaldıkları ve deri ile etkileşimde oldukları saptandı. Yapılan greft uygulamalarından iyileşmenin hızlı gerçekleştiği ve NDG için 2 ile 4 gün ve DG için ise 4 ve 7 günler arasında yaranın kapandığı izlendi. 3. günde arasında ve HK olarak H-E, masson trichrome (MT) ve PAS boyamalarında DG için daha da belirginleşen ve etkinleşen histopatolojik düzelmeler görüldü. Morfometrik analizde epitel kalınlığı (EK), Fibroblast sayısı (FS), yeni damar oluşumu (YDO), kollajen (KOL), matriks ve fibril dağılımın anlamlı olarak iyileştiği bulundu. İHK olarak yine DG için belirgin ve etkin belirteç değşiklikleri saptandı. Oksidatif stres için e-NOS ve i-NOS, çoğalma belirteci olarak PCNA anlamlı olarak artmadığı, damarlanma belirteci olarak VEGF artışı, inflamasyon belirteci olarak IL-1 azalışları ile apoptoz için TUNEL boyamasında anlamlı azalma izlendi. Mikroskop altında alınan görüntüler dijital ortama aktarılıp imageJ ile morfometrik ve H-skor ile değerlendirildiğinde görüntülerde izlenen değişikliklerin istatiksel olarak anlamlılığı ortaya kondu. KH uygulamasının tek uygulamalarındaki anlamlı katkı ve başarı birlikte uygulamalarında daha da belirginleşti. Daha dengeli, olgun ve komplikasyonsuz yara iyileşmesi oluştu. Kültür ortamında deri üzerine uygulanan bu yeni hücresel tedavinin başarılı ve etkin greftlemesi diyabetik zor yara iyileşmesinde greft etkinliğinin ve başarının arttırılmasını sağlayacağı bulundu. Ileri düzeyde mekanizmalarının araştırılmasının bilime katkı sağlayacağı ve faz çalışmalarında insan klinik uygulamasında maliyetleri azaltarak hasta yaşam kalitesini arttıracağı düşünüldü. Anahtar kelimeler; Diyabet, Greft, Yara Iyileşmesi, Periferik Mononükleer Kök Hücre, Langerhans hücre faklılaşması

Diabetes mellitusHayvan deneyleriHücre farklılaşması+6
Pınar Kılıçaslan Sönmez
Manisa Celal Bayar University
2018
00

Related subjects