Social structure

203 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

19. yüzyılda Cisr-i Ergene kazasında nüfus ve sosyal yapı

GGünümüzde neredeyse tüm devletler nüfus ile ilgili çeşitli çalışmalar yapıp bunların istatistiki bilgilerini muhafaza etmektedir. Nüfus verileri çok çeşitli bilgiler içerdiği için devleti oluşturan toplumun potansiyelini de gözler önüne serer ve gelecek planlamalarına dayanak oluşturur. Bu sebeple dünyada modern anlamda ilk nüfus sayımları 18. yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti de 19. Yüzyılın ilk yarısında modern anlamda ilk nüfus sayımını gerçekleştirmiştir. Sadece erkeklerin sayıldığı bu sayımda amaç devletin asker ve vergi ihtiyacını karşılamak olarak belirlenmiş ve 1831 yılında II. Mahmud döneminde başlamış ve bitirilmiştir. Anadolu ve Rumeli topraklarında yapılan bu sayım bize Devletin nüfusu hakkında birtakım istatistiki bilgiler sunmaktadır. Günümüzde nüfus defterlerine dayanılarak yapılmış tez çalışmaları az sayıdadır. Bu nedenle bu sayım defterlerine dayanarak "19. Yüzyılda Cisr-i Ergene Kazasında Nüfus ve Sosyal Yapı" başlıklı bir tez çalışması yapmayı planladık. Bu çalışmada, Cisr-i Ergene'nin ilk nüfus sayımındaki toplam nüfusunu, nüfusun değişimi, nüfusun yaşa göre dağılımı, nüfusun dinamizmi, kullanılan adların analizi, ödenen vergiye göre nüfusun dağılımı gibi belli başlı konuları analiz ettik. Analizlerin sonucunda da o dönemde devletin yapmış olduğu savaşların, çıkarmış olduğu kanunların ve bölgede yaşanan kıtlıkların veya salgın hastalıkların nüfusun yapısını ve sosyal dokusunu hangi yönde ve nasıl etkilediğini ortaya koymaya çalıştık. Bu çalışma ile günümüzde devletler tarafından uygulanması muhtemel nüfus ile ilgili politikaların, toplumların geleceğini hangi yönde ve nasıl etkileyeceği hakkında fikir sahibi olmayı hedefledik.

19. yüzyılEdirne-UzunköprüErgene havzası+5
Mehmet Şimşek
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının seçim afişlerine yansıması: 2002 Türkiye genel seçimlerinde DSP, ANAP, MHP ve AK Parti örnekleri üzerinden bir inceleme

Ortaya çıkışı Antik Yunan'a dek dayanan seçimler, demokratik rejimlerde yöneticileri belirleme ve ülke yönetiminde karar alma bağlamında önemli bir araçtır. Günümüzde artan nüfus ve genişleyen ülke sınırları nedeniyle doğrudan demokrasi uygulaması neredeyse imkânsız bir hal almıştır. Bunun sonucunda temsili demokrasi modeli uygulamasına geçilmesiyle birlikte, halkı temsil görevini üstlenmek amacıyla siyasi partiler ortaya çıkmıştır. Bu siyasi partiler halkın oylarını alarak yönetimde söz sahibi olabilmek adına seçim dönemlerinde bazı propaganda ve seçim çalışmaları yürütmektedirler. Yürütülen bu çalışmalarda çeşitli propaganda ve reklam araçları kullanmaktadırlar. Afiş de bu araçlardan bir tanesidir. Afişler kitle iletişimin bu kadar gelişmediği zamanlardan bu yana kullanılan ve günümüzde de hala en sık tercih edilen araçlar arasındadır. Afişler verilmek istenen mesajın en kısa yoldan sunulmasına katkı sağlamaktadır. Afişlerde kullanılan ifadelerde ya da sembollerde bulundukları dönemin izlerini görmek mümkündür. Tezde bu yaklaşımdan hareketle siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının, seçim dönemlerinde siyasi partiler tarafından kullanılan seçim afişlerine yansıması üzerine bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ana amacı, siyasi partilerin seçimlerde propaganda aracı olarak kullandığı reklam afişlerinin göstergebilim metodu çerçevesinde incelenmesi suretiyle; Türkiye'de oluşan siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının, seçim afişleri hazırlanırken ne derece dikkate alındığı ve afişlerde yer alan sloganlara, görsellere, metinlere ne derece yansıtıldığının analiz edilmesidir. Çalışmada Türkiye örneklemi içerisinde, 2002 Genel Seçimlerine katılan siyasi partilerden Demokratik Sol Parti, Anavatan Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere üç parti; 2002 Genel Seçimleri öncesindeki koalisyon hükümetini oluşturan siyasi partiler olmaları sebebiyle çalışmada yer alırken; Adalet ve Kalkınma Partisi ise 2002 Genel Seçimlerini kazanan siyasi parti olması sebebiyle çalışmada yer almıştır. Çalışma neticesinde, siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının, siyasi partiler tarafından seçim afişleri hazırlanırken dikkate alındığı ve afişlerde kullanılan sloganlarla, görsellerle ve metinlerle önemli derecede bağlantılı olduğu sonucuna varılmıştır.

AfişlerEkonomik yapıPropaganda+7
Mehmet Uslu
Tarsus University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Siirt gazetesine göre Siirt (1953-1961)

Yerel gazeteler bir vilayette yaşanan önemli olayları konu alması nedeniyle o vilayet hakkında geniş çaplı bilgiye erişme imkanlarından birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda vilayet gazeteleri şehirlerin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısıyla ilgili önemli veri kaynakları olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Siirt'in ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını Demokrat Siirt Gazetesi ışığında tespit etmektir. Çalışma 1953-1961 yılları arasını kapsamaktadır. Demokrat Siirt gazetesine ilişkin arşiv verileri Beyazıt Devlet Kütüphanesinden elde edilmiştir. Elde edilen verililer doküman analizi tekniğiyle incelenmiştir. Belirlenen amacına uygun olarak yürütülen çalışmada 1953-1961 yılları arasında Siirt'in yol, su ve elektrik problemlerinin ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Bu dönemde yapılan çalışmalar ve yatırımlar neticesinde çözüme kavuşturulan bu sorunlarla ilgili gelişmeler Demokrat Siirt gazetesi çerçevesinde ele alınmıştır.

Demokrat Siirt gazetesiEkonomik hayatEkonomik yapı+6
Melek Uyrun
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal belediyecilik anlayışı üzerinden engellilere yönelik hizmetler: İBB Engelliler Müdürlüğü örneği

19. yüzyılda başlayan ekonomik ve sosyal yapıdaki değişiklikler, 1929 ekonomik buhranı ve özellikle de II. Dünya savaşı neticesinde ortaya çıkan toplumsal ihtiyaçların devletler tarafından karşılanması beklentisine cevap olarak 1945-1970 yılları arasında uygulanan sosyal politikalar, devletlerin 1970'li yıllarda ekonomik ve sosyal açıdan krizler yaşamasına ve sosyal devlet fonksiyonlarının işlevsiz hale gelmesine neden olmuş ve bu durum siyasal ve ekonomik açıdan dönüşümü gerekli hale getirmiştir. 1980'li yıllar itibariyle uygulanan neoliberal politikalar, küreselleşme ve bilgi ve iletişim olanakların gelişmesiyle birlikte merkezi yönetimlerin sosyal politikalar alanında hizmet sunma yönetmelerinde değişiklik yaşanmasına neden olmuş ve merkezi yönetimlerin yetki ve sorumluluklarının bir kısmı yerel yönetimlere devredilmiştir. Bu bağlamda günümüzde merkezi yönetimler savunma, sosyal güvenlik, adalet, eğitim gibi ülke genelindeki hizmetlere yönelik politikalar üretirken, halka en yakın yerel yönetim birimi olan belediyeler de imar, şehircilik, altyapı, çevre düzenleme gibi görevlerinin yanında sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde sunduğu, bilgilendirme, bilinçlendirme, sosyal ve kültürel faaliyetler, sosyal hizmetler ve yardımlar ile aktif bir rol oynamakta ve hizmeti en etkin, hızlı ve sürdürülebilir şekilde yerine getirmektedir. Bu çalışmada örnek olay yönetimi kullanılarak belediyelerin sosyal belediyecilik anlayışı üzerinden engellilere yönelik sunulan hizmetler değerlendirilecektir. Çalışmanın giriş bölümü ile birlikte ikinci bölümünde engelli ve engellilik kavramları, Dünya, Türkiye ve İstanbul'da yaşayan engellilerin niceliksel değerleri ve yasal haklarının tarihsel gelişimi; üçüncü bölümünde yerel yönetim ve sosyal belediyecilik kavramları ile sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde hizmet veren belediyelerin tarihsel gelişimi, fonksiyonları ve faaliyet alanları; dördüncü bölümünde engellilere yönelik hizmetleri değerlendirmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü tarafından verilen hizmetler üzerinde çalışılmıştır. Sonuç bölümünde İBB Engelliler Müdürlüğü tarafından verilen hizmetlerin ve istatistiklerin değerlendirilmesi yapılmış ve çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Sonuç olarak İBB Engelliler Müdürlüğü'nün; mali bütçesinin, yetki ve sorumluluklarının, hizmet alanları ve çeşitliliğinin artış gösterdiği, engellilere en yakın ve hızlı hizmet vermek amacıyla İstanbul genelinde merkezler kurduğu ve sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde engellilere yönelik sunulan hizmetleri ile Türkiye ve Dünya'ya örnek model olduğu gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Engelli, Engellilik, Yerel Yönetimler, Belediye, Sosyal Belediyecilik.

BelediyelerEngelli kişilerSosyal başarı+6
Şükran Karaağaç
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Abdüllatîf Karamani'nin Adâb-ı Menâzil'ine göre menzil kavramının değerlendirilmesi

16. yüzyılda Abdüllatîf Karamânî'nin aile ve ev hayatına dair fikirleri bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Bir âdâb kitabının sohbet ortamında yazılmış olması daha önce yazılan ahlâk kitaplarına nazaran Karamânî'nin Âdâb-ı Menâzil'ini farklı kılmaktadır. İbn Miskeveyh, Tûsi, Gülşenî, Kınalızâde, Îcî ve Amâsî gibi ahlâk kitabı yazarları menzil konusunu eserlerinin içerisinde bir bölüm olarak ele almışlardır. Karamânî ise bütün bir eseri bu konuyu merkeze alarak yazmıştır. Bu çalışmada Karamanî'nin menzil konusundaki görüşleri değerlendirilip bir menzil tanımı oluşturulmaya çalışıldı. Bir aile içerisinde kadına düşen görevler ve erkeğin ailenin merkezinde yer alması gibi hususlar dikkate alındığında Karamânî'nin menzil hayatını paylaşan bireylerin birbirlerine karşı olan davranış biçimlerini ele aldığı gözlemlenmiştir. Menzil kavramına Karamanî'nin ışık tutması kendi içinde yaşadığı toplumun sosyal ve kültürel özelliklerini betimleyerek anlatmayı tercih etmesinden, menzil hayatını paylaşan bireyleri günlük hayatın içinde göstermesinden ileri gelir. Kadınların bir medrese ortamında ya da okulda eğitim görmediği bilinmektedir. 1570'li yıllar göz önüne alındığında kadınların işlerine yarayacak, bilmeleri gereken şeyleri bir sohbet halkasındaki bir kadından yani Karamanî'nin eşinden öğrendiklerini görüyoruz. Bir âlimin kızı olduğu için Karamanî'nin eşi evine gelen kadınlara tefsir ve hadis ilimlerini de öğretebilmektedir. Sâliha kadın tipolojisi kadınlar içerisinde en mükemmel olan halka olarak görülmüştür. Kadınların ticaret hayatına aktif olarak katıldıkları dokumacılıkla ve iplik eğirmekle uğraştıkları bilinmektedir. Toplumsal yapı itibariyle menzil hayatına kadınların bu uğraşlarının getirisinin ne olduğu anlamlandırılmaya çalışılmıştır.

16. yüzyılAbdüllatif KaramaniAdab-ı Menazil+6
Tuba Tatar
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Aşiret yapısının kırsal kalkınma üzerindeki etkileri: Şanlıurfa ili Viranşehir örneği

Bu çalışma, Şanlıurfa ili Viranşehir ilçesinde aşiret yapısının kırsal kalkınma üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın kapsamını, aşiret mensubu bireylerin aşiret yapısına yönelik tutumları ile kırsal kalkınma sürecine etkileri oluşturmaktadır. Bu bağlamda çalışma, aşiret bağlarının toplumsal uyum, dayanışma, liderlik ve kalkınma projelerine katılım gibi unsurlar üzerindeki rolünü ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırma nicel yöntemle yürütülmüş olup, veriler anket tekniği ile toplanmıştır. Örneklem, Şanlıurfa ili Viranşehir ilçesinde yaşayan ve aşirete mensup 195 katılımcıdan oluşmaktadır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile birlikte bağımsız gruplar arasında farkları belirlemek amacıyla Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testi gibi parametrik olmayan istatistiksel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, aşiret bağlarının bireyler arasında güçlü bir dayanışma duygusu oluşturduğunu ve toplumsal uyumu pekiştirdiğini göstermektedir. Ayrıca, aşiret liderlerinin kırsal kalkınma sürecinde rol oynayabileceği, bireylerin aşiret yapısını hem geleneksel bir aidiyet unsuru hem de sosyal bir güvenlik mekanizması olarak gördükleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak, aşiret yapısının kırsal kalkınmada önemli bir yerel aktör olduğu ve kalkınma politikalarının bu geleneksel yapıları dikkate alarak şekillendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

AşiretlerKırsal kalkınmaSosyal yapı+1
Behçet Sığırcı
Harran University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Throat playing practice of Honamli Yörüks

Yörüks are the group of the people mostly living in South and West parts of Anatolia and leading a life based on pastoral nomadism. Today, most of the Yörük groups have settled down. Thus, culture and social structure that developed according to nomadic life have been changed. Throughout that process of change in lifestyle, musical practices that evolved with respect to nomadism have began to be forgotten. Among those musical practices, throat playing is a unique vocal technique of Yörük culture. Throat playing is executed by ornamentation of the sound produced by the vocal fold by pushing the hand fingers onto the throat. Primarily practiced while shepherding, this practice is mainly done by women performers. In this study, a group of Honamlı Yörüks living in Gedikli Village, Isparta is chosen as the field of the study focused on throat playing practice named as dova or dova çalmak by the members of the community. In the study, the practice of throat playing is analyzed with respect to its musical and technical characteristics as well as its interaction with nomadic life and Yörük social life based on the date gathered from the field. The field chosen is a field where the researcher's family is coming from, so the position of the researcher in the field and the study is another aspect of the study. The purpose of the study is to search the social and musical characteristics of the practice of throat playing while considering the effects of the interaction between the researcher and the field.

Throat playingHonamlı nomadsMusic culture+3
Turna Ezgi Toros
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal sermaye ve beşeri sermayenin bireysel ekonomik getirisi: Eskişehir ili örneği

Sosyal sermayeyi, insan ilişkilerinin; sosyal ağlar, normlar ve güvene dayalı kaynakları olarak tanımlamak mümkündür. Bu kaynaklar bireylerin; bilgiye, fikirlere, fırsatlara, finansal sermayeye, güce, güvene ve işbirliğine ulaşmasını kolaylaştırmaktadır. İktisadın önemli kavramlarından bir tanesi olan beşeri sermaye ise insana yönelik yatırımlar ile bireylerin sahip olduğu bilgi, beceri, yetenek ve niteliklerin bireysel, sosyal ve ekonomik refah yaratılmasını kolaylaştırması olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada sosyal sermaye ve beşeri sermayenin, ekonomik getirilerinin teorik boyutta ele alınması ve bireysel gelir düzeyi üzerindeki etkilerinin ekonometrik tahmin yöntemiyle ortaya konulması amaçlanmıştır. Ekonometrik analizde kullanılan Mincer tipi yarı logaritmik kazanç denkleminde, sosyal sermayeyi güven, normlar ve sosyal ağlara katılım değişkenleri, beşeri sermayeyi ise eğitim düzeyi ve iş deneyimi değişkenleri temsil etmektedir. Ekonometrik analizde, Eskişehir İli kent merkezinde yapılan anket çalışmasından elde edilen veriler kullanılmıştır.

Beşeri sermayeEkonomik etkiEkonomik yapı+5
Oytun Meçik
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessTR

1844-1845 yılı temettuat defterlerine göre Alaşehir kazası'nın sosyo-ekonomik ve demografik yapısı

?1844-1845 Yılı Temettûat Defterlerine Göre Alaşehir Kazasının Sosyo-Ekonomik ve Demografik Yapısı ? başlıklı çalışmamız, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Maliye-i Varidat Muhasebe Bölümünde (ML. VRD. TMT) yer alan, 1844-1845 yılında yapılan temettûat tahrirleri esnasında hazırlanan 1403, 1409, 1412, 1414, 1418, 1423, 1425, 1427, 1430, 1431, 1432, 1434, 1435, 1438, 1441, 1446, 1455, 1459, 1460, 1462, 1465 numaralı Alaşehir kazası temettûat defterlerine dayanmaktadır.Söz konusu tahrirler, Tanzimat Döneminde yapılan mali düzenlemeler içinde önemli bir yere sahiptir. Tahrirlerin amacı, vergilerin daha düzenli ve adil bir şekilde toplanmasıdır. Bu amaçla halkın servet ve gelirine göre vergi talep edilmesi kararlaştırılmıştır. Halkın mali gücüne göre vergi tespit edilebilmesi amacıyla, Anadolu ve Balkanlar'daki şehir, kasaba ve köylerde yaşayan halkın emlak, arazi, hayvan sayımları yapılmış ve bunların gelirleri tespit edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin genelinde yapılan bu sayımlar, Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik ve demografik yapısı hakkında bilgiler vermektedir.Çalışmamızda, Alaşehir kazasının 1844-1845 yılı sosyo-ekonomik ve demografik yapısını temettûat defterleri ışığında inceleyerek, değerlendirmeler yapmaya çalıştık. Bu sayede 1844-1845 yılında kazanın nüfusu, arazileri, hayvan cinsleri ve sayıları, yörede kullanılan aile-şahıs adları ve lakapları, halkın meslekleri ve bu mesleklerden elde edilen bir yıllık kazançlar, kazada yetiştirilen ürünler, devlete ödenen vergiler tespit edilmiş olup, elde edilen sayısal veriler tablolar halinde gösterilmiştir.Çalışmamızda Alaşehir kazasının merkezinde yer alan mahalleler incelenmiştir. Yapılan bu incelemelerle Alaşehir'in sahip olduğu sosyo-ekonomik, kültürel, demografik özellikleri ortaya koymaya, Tanzimat Fermanın ilanı ile başlayan ekonomik ve mali alandaki düzenlemeleri, Alaşehir ölçeğinde izlemeye çalıştık.Anahtar kelimeler: Alaşehir, Temettûat, Tarım, Hayvancılık, Vergi, Meslekler, Mahalle, Hane, Nüfus.

DemografiDemografik yapıEkonomik yapı+9
İsmail Aslan
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Sivaslı ilçesinde eğitim ve çevre ilişkisi

Sivaslı ilçesi, Ege Bölgesi'nin İç Batı Anadolu Bölümü'nde yer alan Uşak ilinin idari sınırları içinde bulunmaktadır. İlçe ile ilgili eğitim faaliyetleri konusunda detaylı olarak bilimsel çalışmalar yeterince yapılmamıştır. Bu amaçla Sivaslı ilçesinde eğitim çevre ilişkisi konulu tez çalışması yapılmış, eğitimin çevre ile olan ilişkisi ortaya konmuştur.Çalışmada Sivaslı'nın genel özelliklerine, kent ve kır yerleşmelerine de yer verilmiştir. Saha araştırmaları sırasında literatür taraması yanı sıra ilçe hakkında yazılan kaynaklardan da yararlanılmıştır. Ayrıca yerinde yapılmış olan gözlemlerden yararlanılarak konu hazırlanmıştır.Yapılan araştırma sonucunda topoğrafik yapının ilçenin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını etkilemesinin yanında eğitim hizmetlerini de etkilediği tespit edilmiştir. Yerleşmelerin ilçe merkezine olan coğrafi konumları, ekonomik özellikleri ve gelir düzeylerinin eğitim hayatı ile ilişkili olduğu bulgusuna varılmıştır.

Ekonomik yapıEğitimEğitim faaliyetleri+13
Fadime Coşkun
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessTR

XVI-XIX. yüzyıllarda Gediz'de toplumsal hayat

Gediz, Anadolu'nun en eski yerleşim yeri olarak pek çok medeniyete ev sahipliği yapan, günümüze kadar korumuş olduğu tarihi eserleri, doğal kaynakları ile adından söz ettiren bir yerleşim merkezidir.Çalışmamızda, 16-19.yy.'da Gediz'de toplumsal hayat incelenmeye çalışılmıştır. Bölgenin idari, ekonomik, demografik, askeri, sosyal ve kültürel yapısı ele alındı. Bu çalışmada Başbakanlık Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivindeki kaynaklar kullanılmıştır. Söz konusu kaynaklar itina ile incelenerek bölgeye ilişkin verilerin değerlendirmesi yapılmıştır.Çalışmaya dayanak olarak temettuât defterlerinin analizi yapılmıştır. 1260-1261 (1844/1845) yılı temettuât defterlerinin değerlendirilmesi yapılmış, verileri ayrıntıları ile incelenerek tablo ve grafikler halinde sunulmuştur. Bu bilgilere göre isimler, meslekler , vergilendirme, tarımsal üretim yapısı, hayvan cinsleri, dönemin çeşitli faaliyet kolları vs., gelir dağılımlarına göre ayrıntılarıyla değerlendirilmiştir.Yapılan tüm bu değerlendirmeler ışığında Gediz'in sosyal ve ekonomik hayatına ilişkin yaşam tarzı hakkında bilgiler sunulmuştur.Anahtar kelimeler: Gediz, Osmanlı Arşivi, Temettuât Defterleri, Mahalle, Sosyal Hayat.

Askeri yapıDemografik yapıEkonomik hayat+8
Fatıma Rezzan Gürsoy
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Hakkari vilayetinin sosyo-iktisadi ve siyasi yapısı (1923-1960)

Farklı kültürlerin kesişim noktasında bulunan ve İran ve Irak gibi iki ülkeye sınır olan Hakkari her dönem önemini korumuştur. Coğrafi özellikleri sayesinde Türkiye'nin batı bölgeleriyle entegre olamayıp kapalı bir kutu şeklinde kalmıştır. Kapalı bir kutu şeklinde kalması ve diğer kültürlerden etkilenmemiş olması Hakkari'nin kültürel özelliklerini günümüze kadar korumasını sağlamıştır. Hakkari Osmanlı döneminde kendine has idaresi olan yerlerden biridir. İran tehlikesine karşı Osmanlı Hakkari'yi müstakil vilayetlerden biri yapmıştır. Cumhuriyet döneminde Hakkari bir ara Van'a bağlı bir kaza haline getirilmiş olsa da iki ülkeye sınır olması önemini artırmış ve tekrar vilayet konumuna getirilmiştir. Farklı etnik unsurları içerisinde yaşatan Hakkari, emperyalist güçlerin hedefinde olmuştur. O nedenledir ki, yüzyıllarca birlikte yaşayan halklar birbirine düşman hale getirilmiştir. Emperyalist güçlerin hedefinde ise petrol vardır. Yeni kurulan Cumhuriyet ile birlikte yeni devlet düzenine geçme çabaları hızlı bir şekilde kendini göstermiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu düzene karşı gelen ayrılıkçı kesimler devlete karşı ayaklanmışlardır. Bu ayaklanmaların bastırılması için çıkartılan kanunlar ise Doğu bölgesindeki insanların batıya sürülmesi şeklinde olmuştur. Doğu Anadolu bölgesindeki ayaklanmaların sonlandırılması ve bölgenin gelişimini hızlandıracak bir takım yatırımların gerçekleştirilmesi için devlet olanca gücüyle çalışmıştır. Yenilikçi hamleler ise eğitimli kadroların eksikliği nedeniyle tam anlamıyla gerçekleştirilememiştir. Devlet kurumları Hakkari'de hiçbir zaman tam olarak çalışmamıştır. Hakkari'nin zorlu coğrafi yapısı bayındırlık faaliyetlerinin gerçekleşmesini engellemiştir. Ulaşım sorunu Hakkari'nin hem iktisadi yönden gelişimini olumsuz etkilemiş hem de eğitim ve sağlık yönünden halkın sıkıntılar yaşamasına neden olmuştur. Arazi yapısı halkın geçim kaynaklarını belirlemede de önemli faktör olmuştur. Hakkari'nin yüksek rakıma sahip olması tarımdan ziyade hayvancılığının gelişmesini sağlamıştır. İki ülkeye de sınır olması kaçakçılığın yaygınlaşmasını ve halkın kolay yoldan para kazanma hırsını yaratmıştır. Anahtar Kelimeler: Hakkari, İran, Irak, Emperyalist, Petrol, Sınır

Ekonomik yapıEmperyalizmHakkari+4
Özden Özgen
Uşak University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı klasik döneminde çocuklar

Mahkeme tutanakları, Osmanlı topraklarını ziyaret eden seyahatname yazarlarının anıları ve ahlak düşünürlerinin eserlerine dayanan bu çalışmanın amacı, Osmanlı klasik döneminde çocukların yaşamını olabildiğince tüm yönleriyle ele almaktır. Bu eserlerden yola çıkarak Osmanlı ailesinin, toplumun ve devletin çocuğa bakışı anlaşılmaya çalışılmıştır. Çocuğun doğumundan itibaren ilk yıllarında ailesi, yaşadığı evin fiziksel koşulları, oyun ve oyuncakları, beslenmesi ve giyimi ile sağlığı gibi konular incelenmiştir. Çocuk biraz büyüdüğünde doğal olarak aile dışındaki kimselerle ilişkiler başlamış, mahallede, okulda, iş yaşamında ve törenlerde çocuk ele alınmaya çalışılmıştır. Çocuğun toplumsallaştığı bu dönem aynı zamanda kız ve erkek çocukların farklı çocukluk yaşamaya başladığı dönemdi. Kızların evde devam eden hayatlarına karşın, erkek çocukların evin dışında da oyun, okul eğitimi ve sonrasında iş hayatları vardı. Osmanlı toplumuna devşirme sistemiyle dahil olan erkek çocuklar da vardı. Osmanlı hakimiyetindeki Hıristiyan ahaliden vergi olarak toplanan bu çocuklar devlette asker veya yönetici olmak üzere yetiştirilirdi. Yaklaşık iki buçuk asır devam etmiş bu sistemde yetişen devşirmelerden zeki ve yetenekli olanlar devletin yönetim ve askeri yapılanmasında üst kademelerde görev almışlardı. Çocuklar her dönemde önemli olmuşlardır. Kuşkusuz Osmanlı coğrafyasında birbirinden oldukça farklı çocukluklar yaşanmıştı. Osmanlı klasik döneminde aileler çocuklarını kendi dini inanışlarına, alışkanlık ve geleneklerine göre yetiştirmeye çalışmış, toplum ise çocuğu koruma, gözetme ve denetleme görevini üstlenmişti. Devlet geleceğinin teminatı olarak gördüğü çocukların haklarını kanunlarla korumuştu. Anahtar Kelimeler: Osmanlı klasik dönem, Çocuklar, Aile, Toplum, Devlet.

AileAile hayatıOsmanlı Devleti+4
Gülümser Meserret Topcu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

XII. yüzyıl Moğolistan coğrafyasındaki konar-göçerlerin içtimai yapısı

Bu çalışmada, temel olarak XII. yüzyıl Moğolistan cografyasındaki ulus'ların sosyal yapısını yeniden incelenmektedir. Uzun yıllardır XII. yüzyıl Moğollarının sosyal yapısına ait çalışmalara etki etmiş olan Marksist Tarih Teorisi ve Sosyal Evrim Teorisine göre her konar-göçer toplumunun sosyal yapısı şu şekildedir: "Gens (kandaş bir grup) – Fratri (birkaç genslerden oluşur) – Aşiret (birkaç fratrilerden oluşur) – Aşiret federasyonu (birkaç aşiretlerden oluşur) kurulur. Yani kan bağı üzerine dayalı akrabalık (kabilesel) düzenidir. Bu görüşün doğru ya da yanlış olduğunu değerlendirmek ve yanlış ise XII. yüzyıl Moğolistan coğrafyasındaki konar-göçerlerin sosyal yapısının ne şekilde olduğuna dair bir görüş ortaya koymak amacıyla bu çalışma hazırlanmıştır. XII. yüzyıl Moğolistan coğrafyasındaki konar-göçerlerin sosyal yapısı, devlet düzeni, idarî taksimatı, akrabalık düzeni ve sürek av düzeni ile hayvancılık düzeni dört bölüm, on iki alt başlık altında incelenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen başlıca sonuçlar; 1. XII. yüzyıl Moğollarının devlet idarî taksimatı yeniden çizilmiştir. Ulus kendi içerisinde iki büyük yönetim koluna ayrılır. Kollar ise güre'en'lere ayrılır. Kağan ya da han tarafından bir (sol) kol idare edilir ve diğer (sağ) kol ise kağanın tayin ettiği taizi unvanı taşıyan yönetici tarafından idare edilir. Bir kolu oluşturan her güre'en birer bey egemenliğindedir. Onlar beraber göç etmekte ve yeni bir yere yerleşirken birçok komşu güre'en'i de kurmaktaydılar. 2. V. Y. Vladimirtsov'dan başlayarak uzun zamandır birçok bilim adamı tarafından "Moğolca oboq kavramı, XII. yüzyıl Moğollarının devlet idarî taksimatının ana birimidir." şeklinde ileri sürülen görüşün doğru olmadığı anlaşılmıştır. Fakat, Moğolca oboq, uruq, yasun olmak üzere ana kavramlar hakkında yeniden inceleme yapılarak XII. yüzyıl Moğollarının akrabalık düzeni ortaya konulmuştur. Böylece, XII. yüzyılda Moğolistan coğrafyasında bulunan uluslardaki kol, güre'enlerden oluşan devlet idarî taksimatı ve oboq, yasun ve uruq başta olmak üzere çeşitli kavramlardan oluşan akrabalık düzeninin de aynı anda bulunduğunu ispatlamış olduk. 3. XII. yüzyıl Moğolistan coğrafyasında bulunan "konar-göçer hayvancılık düzeni"ni ve "sürek avı" düzenini ayrıca anlattık. Hayvancılık sistemi içerisinde o zamanki sosyal yapıya sıkı bir şekilde bağlı özel bir besicilik düzeni bulunduğu için o dönemdeki hayvancılık düzeni üzerine yeniden inceleme yaptık. Sonuçta, aile (ayil) usulü ile hayvancılık yapılması, oba (hot ayil düzeni) şeklinde hayvancılık yapılması ve reislere ait büyük hayvancılığın besicilik düzeni gibi konar-göçer hayvancılık içerisinde üç farklı besicilik düzeninin aynı anda birlikte bulunduğunu ispatlamış olduk.

12. yüzyılAvcılıkGöçebeler+6
Altansukh Ganbat
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mezopotamya kaynaklarına göre dilmun ülkesi

Tezimizde, Mezopotamya kaynaklarına bağlı kalarak Dilmun Ülkesi hakkında bilgi verdik. Özellikle Dilmun'un ticari faaliyetleri ve Mezopotamya ile olan ilişkilerini irdelemeye çalıştık. Böylece aynı zamanda Mezopotamya'nın da ticari hayatına başka bir açıdan bakma şansımız oldu. Şöyle ki Mezoptamya'nın genelde İran ve Anadolu ile olan ticari bağlantılarını bilinirken deniz aşırı ülkelerle nasıl iletişim sağladığını pek fazla irdelenmiyordu. Fakat Mezopotamya doğal kaynaklar açısından kıt bir coğrafyada bulunduğundan civar ülkelerin kaynaklarına erişmek maksadıyla deniz yollarını da kullanıyordu. Tezde Dilmun'un bu deniz aşırı ülkeler ile Mezopotamya arasında nasıl aracılık yaptığını irdeledik. Diğer bir açıdan, Mezopotamya şiirlerinde geçen efsanevi Dilmun ile yoğun ticari faaliyetler içinde olan "gerçek Dilmun"u karşılaştırdık. Özet olarak, Dilmun'u gerek edebi, gerekse ticari belgeler ışığında yazılmış kaynaklardan faydalanarak genel hatlarıyla aktarmış olduk.

DilmunEski ÇağEski Çağ tarihi+5
Özge Zöngür
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Socio-political conditions of desire's freedom in Spinoza and Hegel

In Spinoza and Hegel desire is defined as the very essence of everything and their philosophies provide us a perspective through which we can understand that the movements of our thoughts and bodies are taken actually movements of our desire. Besides, for both philosophers, freedom of desire can only be attained in an empowering social and political context. At this point, Spinoza and Hegel provide two different accounts of how desire becomes free in a socio-political structure. In Hegel, liberation is a process that starts with self-interested people's struggle for recognition and reaches its climax in a society where different subjective wills, needs and abilities of people are integrated with each other through time and finally constitute a socially stratified Ethical Life in which every individual knows, wills and acts accordingly to the universal will. When it comes to Spinoza, we see that desire can become freer insofar autonomous individuals increase their joy by focusing on the commons. In this manner, Spinoza's system suggests a political strategy, which eliminates unequal social conditions that make people torn by affects while Hegel takes differences as the basis and thus, freedom requires the integration of social classes that emerge from natural differences among people. Hence, it can be said that unlike Hegel's recognition model that takes actual identity of individuals as given, Spinozian recognition focuses rather on what one can become. This suggests that Spinozian recognition model serves better for constitutive politics in practice because its socio-political ontology of desire always reminds us our being structures with a capacity to rebuild ourselves in a more liberatory way and avoid the risk of assuming asymmetrical subjection as freedom.

DesireHegel, Georg Wilhelm FriedrichPolitical structure+3
Olcay Çelik
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoctorateOpen AccessEN

"Cut the kids in half": new urban childhoods in Turkey through the lens of the mainstream media, 1977-1997

This thesis questions how the concept of childhood was redefined by the mainstream media in the aftermath of the fiscal crisis of the late 1970s. The research was based on popular daily newspapers representing the centre, social democratic left, and conservative right. Some important characteristics of this new era were the erosion of the traditional structures of modernity, persistent inequalities which were especially visible in cities, and social responses to increasing social insecurity in the forms of anxiety and fear aggression. This study uses the term "new childhood" with a concern similar to the scholars who have concocted new concepts such as neo-liberalism, new globalisation, advanced capitalism, and liquid modernity to comprehend the profound social, political, economic, and cultural transformations that took place in this period. The introductory chapters where I briefly outline the theoretical framework, describe children's living conditions in the period, explain my methodology, and introduce my sources are followed by three main chapters. First, I discuss the economic and political pressures that shaped news media, and explain how new trends in journalism changed the social meanings of news. Second, I question how the media reassessed conventional meanings childhood, and claim that traditional social responsibilities over children's well-being were allocated to families and children themselves. Third, I turn to the media's responses to persistent and increasingly visible inequalities, and demonstrate the different standards and distinct sets of values journalists employed when making news about unequal childhoods. I conclude that the traditional definition of childhood as a shared life stage was shattered, and "new childhood" was constructed as an exclusive privilege.

After 1980NewspapersNews+7
Deniz Arzuk Kocadere
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Tough turns fragile: The impact of urban renewal on everyday life in Sulukule

Sulukule has been identified with Romani residents for centuries. An urban renewal project began in the neighborhood in 2005. The project not only transformed the social structure of Sulukule, but also highlighted the social differences and isolation of the former residents. In this thesis, the outcome of this transformation is analyzed focusing on their exclusion. The post-project situation of the neighborhood is illuminated through studies concentrating on social exclusion and its side effects. The peculiar social structure of the Sulukule Romani community is also taken into account.

Urban transformationUrban redevelopmentSocial change+4
Merve Sayılganoğlu
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Niğde Gazetesi'ne göre Niğde'nin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı (1957-1958)

Birçok çeşidi olan fakat incelememizde yerel gazete türü olarak ele aldığımız Niğde Gazetesinin konu olduğu araştırmada sosyal siyasal kültürel spor ve daha birçok yönden bilgi veren süreli yayınlardan gazetenin önemi görülmektedir. Öyle ki bir ülkenin veya bölgenin o dönemde yaşam çehresini bize en iyi yansıtacak ürünler olarak nitelendirilebilmektedir. Bu çalışmanın konusu Niğde'nin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını Niğde Gazetesi ışığında tespit etmektir. Çalışma 1957-1958 yılları arasını kapsamaktadır. Niğde Gazetesi'ne ilişkin gazete arşivlerine Milli Kütüphane'den temin edilmiştir. Ek olarak DTCF Halil İnalcık Kütüphanesi ve araştırma kapsamında makale ve kitaplarda kaynak olarak araştırmamıza ışık tutmuştur.

Ekonomik yapıKültürel yapıNiğde+2
Ezgi Acar
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Postmodernizm bağlamında Niyazi Zorlu'nun eserlerinde toplumsallık ve eğitim

Çalışmada Niyazi Zorlu'nun Hergele Âşıklar ve Şehiriçi Öyküleri isimli eserleri üzerinden postmodern edebiyatın imkânları sınanacaktır. Postmodern edebiyat kuramının biçimi önceleyen yapısına karşılık içerik konusu üzerinde yeterince durulmamıştır. Söylenebilecek her şeyin söylendiği, yeni yazarlara söyleyecek bir şey kalmadığı düşüncesi; gerçeğin temsili sorunsalı gibi konular yazarları toplumsal meselelerden gittikçe daha çok uzaklaştırmıştır. Salt biçimsel kaygı peşinden koşulan yeni eserlerde içerik, fantastik ve polisiye unsurlar veya bireysel dertler üzerinden ilerlemektedir. Seneler boyu toplumsal meseleleri ele alan yazarlar eleştirilmiş, edebi yetkinlikleri sorgulanmıştır. Anlatacak derdi olan yazarlar bazen estetik kaygıları unutarak edebiyatın toplumsal misyonunu öne çıkarmışlardır. Seneler süren birikimi arkasına alarak biçimsel mükemmelliği yakalamayı başaran postmodern edebiyat ise yaslandığı postmodern felsefe gereği toplumsalın izini sürmez. Postmodernizm kuramı, toplumsalın sonunun geldiğini dile getirmektedir. Bir tarafta bazı kuramcılar toplumsalın sonunun geldiğinden bahsederken öte yandan toplumsal sorunlar çığ gibi büyümeye devam etmekte ve insanlar bireysel hayatlarında toplumsal sorunların ortaya çıkardığı bedelleri ödemektedir. Toplumun afaziye uğratılmış, ses çıkaramayan halini onun artık yalnızca bir kitle olduğu gerçeği ile açıklayan Baudrillard'a karşılık bizce bireylerin bir araya gelme yetilerini kaybetmiş olmaları onları toplum olmamaktan alıkoymaz. Şayet aynı şartlarda yaşayan ve o şartların ortaya çıkardığı durumlardan aynı şekilde etkilenen geniş halk kitleleri toplumu oluşturur. Toplumun sonunun geldiğini iddia etmek yapacak bir şey kalmadığı düşüncesini yaygınlaştırarak toplumu edilgenliğe sürükler. Edilgenlik var olmamak anlamına gelmez. Edebiyatta her zaman toplumsal konulardan bahsetmenin eserin edebî değerinden alıp götüreceği yargısı vardır. Postmodern edebiyat kuramının açtığı biçimsel çığır edebiyatın imkânlarını genişletmektedir. Ancak postmodern edebiyatın zihinlerde oluşturduğu algı sebebiyle içerik açısından kısırlaşmalara mahal verilmektedir. Hergele Âşıklar ve Şehiriçi Öyküleri teknik olarak postmodern metnin bütün özelliklerini göstermenin yanında belirgin bir ideolojik altyapıya da sahiptir. Kentin varoşlarına sığınmış alt sınıf insanların yaşama uğraşlarına odaklanan eserler sistemdeki çürümeyi ve insanın çaresizliğini açıkça ortaya koyar. Bu sebeple metin toplumsallık bağlamında değerlendirilmeye son derece uygundur. Eğitim meselesi ise metinlerdeki temel konular arasında yer almaz. Formel eğitimin alt sınıf çocuklar için içinde bulundukları çaresizlik sarmalının bir parçası olmaktan ileri gidemediği görülür. Toplumun içinde gerçekleşen informel eğitim ise itaatin, suçun ve yılgınlığın aktarılmasından ibarettir. Anahtar Kelimeler: Postmodern edebiyat, eğitim, toplumsallık

Aile eğitimiEdebiyat eğitimiPostmodernite+7
Gizemnur Çetin
Necmettin Erbakan University · Institute of Educational Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hatay/Kırıkhan yörüklerinde halk bilimi unsurları

Konargöçerlik, temeli hayvancılığa dayanan Türklerle özdeşleşen Anadolu'yu vatan haline getirdikten sonra da uzun yıllar sürdürülen bir yaşam biçimidir. Tarihi süreç içerisinde bu yaşam biçimi merkezinde kendine özgü bir kültür oluşmuştur. Hatay, Antep, Maraş, Kayseri ve Adana bölgeleri tarih boyunca konargöçer yaşam biçiminin sürdürüldüğü daha çok kışlak olarak kullanılan ardından yerleşik hayata geçilen bir coğrafya olmuştur. Söz konusu yaşam biçimi günümüzde, geçmişteki kadar canlılığını korumamakla birlikte, bölgede yaşamaya devam etmektedir. Bu çalışma Hatay bölgesinde konargöçerliği geçmişte yaşamış ve halen yaşamaya devam eden Yörük ve Türkmenleri konu edinmektedir. Bu çalışmada binlerce yıllık, göçebe Türk kültürünün son temsilcisi olan Yörüklerin yaşam biçimini, kültürel hayatımıza katkılarını, binlerce yıllık Türk tarihindeki oynadıkları rolleri ele alınmıştır. Türk toplumunun içerisindeki bazı gruplar yerleşik hayata geçip, şehirler kurup, tarım yaparak yaşamış olsalar da Türklerle ve Türk kültürü ile özdeşleşen yaşam biçimi konargöçerlik olmuştur. Yine çalışmamızda Yörüklerin nereden geldiği ve Yörük- Türkmen kavramlarının açıklanması ve Yörük soy ağacından bahsedilmiştir. Kırıkhan Yörüklerinde geçiş dönemleri olan doğum, evlilik ve ölüm konuları ile birlikte işlevlerinden ve uygulamalarından dinî-millî bayramlar ve törenlerin nasıl yapıldığı ve mevsimlik uygulamaların nasıl olduğundan bahsedilmiştir. Yörüklerde hayvancılık hakkında bilgi verilmiş Yörüklerde deve ve deve ile ilgili terimler, devenin ekonomik katkılarından; koyun ve koyun ile ilgili ekonomik faaliyetler ve koyun ile ilgili terimlerden keçi, keçi adları ve hayvanlardan yapılan süt ve et ürünleri ile alakalı bilgiler verilmiştir. Hayvan hastalıkları ve tedavi yöntemlerinden bahsedilmiştir. Sosyokültürel yapı çerçevesinde, Yörüklerde kültürel yapı, yardımlaşma dayanışma, eğitim öğretim, teknolojik araçlar, göçebelik ve göç ve yaşam tarzları hakkındaki konulardan ve yaşam tarzları ile kıl çadırın yapılışı ile ilgili çalışmalara yer verilmiştir. Halk kültürü ve buna bağlı meslekler ile birlikte halk hekimliği ve halk hekimliğine bağlı olarak kullanılan şifalı bitkiler ve uygulamaları hakkında bilgi verilmiştir. Yörüklerde lakaplar ve kullandıkları öz Türkçe sözcükler ve anlamlarından bahsedilmiştir. Yörüklerde çocuk oyunları, köy seyirlik oyunları ve giyim kuşam bahsedilmiştir. Yörüklerde anonim ve ferdi halk anlatımlarından bunların içerisinde yer alan atasözü, deyim, ağıt, masal, hikâye, şiir, fıkra anlatıları hakkında bilgi verilerek örnekler verilmiştir. Bu çalışmayla Kırıkhan bölgesindeki konargöçer halk kültürünü tespit etmek, tarihi süreç içinde söz konusu kültürde yaşanan değişim ve dönüşümü ortaya koymak, konargöçerlerin oluşturdukları ve konargöçerliği konu edinen halk bilimi ürünlerini kayıt altına almak, benzer çalışmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır.

Geçiş dönemiGiysilerHalk bilimi+7
Mustafa Deveci
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon İmparatorluğu'nun sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı (1204-1461)

"Trabzon İmparatorluğu'nun Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Hayatı (1204-1461)" adını verdiğimiz bu çalışmamız giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Giriş bölümünde konuya bütünlük kazandırmak amacıyla Trabzon İmparatorluğu'na adını veren Trabzon şehrinin adı, fizikî coğrafyası hakkında bilgi verilip, tezimizde kullanmış olduğumuz dönemin kaynakları tanıtılmıştır. Birinci bölümde, Trabzon İmparatorluğu'ndaki idari yapı ele alınmıştır. Birinci bölümün ikinci kısmında ise bölgedeki demografik yapı ve bu demografik yapıdaki değişim süreci incelenmiştir. Sosyo-ekonomik tarih araştırmalarının temelinde yatan nüfus olgusu özenle incelenmesi gereken bir unsur olduğu için Trabzon İmparatorluğu'nda yaşayan halkın nüfus miktarı ve nüfusun yapısında yaşanan değişimler dönemin kaynaklarının verdiği bilgiler dâhilinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezimizin ikinci bölümünde ise; Trabzon İmparatorluğu'nun ekonomisi ve bu ekonomiye etki eden faktörler ele alınmıştır. Buradan hareketle bölgenin ticari bakımdan önemi, Türklerin Karadeniz ticaretine dâhil olma süreçleri ve Trabzon İmparatorluğu ile ilişkileri incelenerek; Venedik ve Ceneviz'in Karadeniz ticaretindeki rolleri, Moğolların Karadeniz ticaretinde nasıl rol aldıkları, Trabzon'dan İran'a uzanan seyahat güzergâhı ve ticarî boyutları değerlendirilmiştir. Trabzon İmparatorluğu'nun özellikle XIII. yüzyılın ikinci yarısında demografik yapısında görülen değişim ve bu değişimle birlikte ortaya çıkan ekonomik faaliyetlerdeki canlanma incelenmiştir. Üçüncü bölümde; bölgede yaşanan yoğun ticari ilişkiler neticesinde kültürel alandaki etkileşimler değerlendirilerek, bölgedeki kültürel etkileşimin mimariye etkileri incelenmiştir. Sonuç olarak; XIII. ve XV. yüzyıllarda Doğu Karadeniz Bölgesi'nde hüküm süren Trabzon İmparatorluğu'nun sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlerindeki gelişmeler imparatorluğun çevresindeki Türklerle ilişkileri ekseninde incelenmiş ve kaynakların imkân verdiği ölçüde detaylı bir şekilde ortaya konmaya çalışılmıştır.

Ekonomik hayatEkonomik yapıKaradeniz+6
Tebessüm Yıldız
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İnformal sanat anlayışında toplumsal yapının malzeme kullanımına etkileri

Literatürde sanat için yapılan tanımlara, açıklama ve söylevlere baktığımızda sanatın, söyleme ve aktarmada kullanılan bir çeşit iletişim dili olduğudur. Bu iletişim dili pek çok şeyin farklı şekilde aktarılabileceği bir ifade yöntemidir. Tarihin her döneminde içinde bulunulan sosyal durumlar, bilimsel ve düşünsel gelişmeler bazı dönemlerde dinin, bazı dönemlerde ise duyguların etkisinde üretkenliğini sürdürmüş olan bu ifade dili mutlaka anlatacak şeyler bulmuştur. İnsanın çevresini hissedip algılamaya başlaması ile yaşama dâhil olması ve yaşam biçimiyle oluşturduğu kültür gelecek nesiller için miras niteliği taşımıştır. İnsan edinimlerini kendi duygu ve düşüncelerini, kültürünü bir takım semboller ve şekiller ile aktarmak istemiş ve bu aktarım zamanla sanat dünyasını oluşturmuştur. Her sanatsal aktarımın kendine has kuralı vardır; müziğin sesle, resmin renkle olması gibi. Tarihsel süreç içerisinde yirminci yüzyılda yaşanan gelişme ve değişimler sanat alanında da kendisini göstermiştir. Modern dönemin imkânları ve modern resim anlayışı ile birlikte sanatçı yeni arayışlara girerek geleneksel olandan uzaklaşmıştır. Her şeyin hızla geliştiği ve aynı hızda tükendiği bu yüzyılda tıkanma noktasına gelen sanatın yönünü değiştiren bir hareket vardır. Resim alanında yapılabilecek her şeyin yapıldığı düşüncesi özellikle Sürrealizm sonrası sanat dünyasını buhrana sürüklemişken ortaya çıkan İnformal eğilim tezin inceleme konusudur. Toplumsal açıdan birçok bilimsel gelişmenin yaşandığı dönem olmakla birlikte bir o kadar da insanı kendisinden uzaklaştıran 20.yüzyıl, savaşlar ve endüstrinin doğurduğu kaosların sonucunda bireyin kendine ve doğaya yabancılaştığı bir dönem olarak değerlendirilebilir. Bu ani değişimler ve olumlu olması beklenen gelişmelerin, insan yaşamında yarattığı olumsuzluklar içerisinde sanat açısından oldukça verimli sonuçları olmuştur. Önceki dönemlerde olduğu gibi belli bir ideolojiye hizmet etme fikrinden uzaklaşan sanat ve sanatçı öznelliğinin ön planda olması biçim ve konunun sorgulanmasına zemin hazırlamıştır. Tam da bu yüzyılda ortaya çıkan sanat akımları, alışılmışın dışında tarz ile yenilikler getirmiştir. Aykırı malzeme estetiği olarak tanımlanan İnformal sanatın resme yeni bir soluk getirdiği gözlenir. 1945'lerden başlayarak 1960'a kadar etkisini sürdüren bu sanat anlayışı devamında action painting, lekecilik, taşizm gibi adlarla yeni ifade yöntemlerine olanak tanımıştır. Bu hareketin oluşumuna zemin hazırlayan dönemin sosyal, bilimsel, teknolojik gelişmeleri ve felsefi düşünceler incelenerek informal sanatı anlamlandırmaya çalışılmıştır. İnformal sanatın yapısı ve oluşumunda etkili olan iç dünyaya ait rastlantısal fırça darbeleriyle oluşturulan çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar da sonucun değil sürecin önemi vurgulanır. Rengin estetik ve psikolojik etkisini kullanan sanatçı, dönemin onda bıraktığı hisleri malzeme ile zenginleştirerek yüzeye aktarır. Tarihten bu güne neyin anlatılacağı için uğraşan sanatçı artık nasıl anlatılacağına da odaklanmıştır. Yüzeyde malzemeyi dönüştürme ilkesi ile hareket eder ve dönemin yarattığı etkiyi daha iyi ifade edebilmek için informal anlayışta daha çok doğal malzeme kullanılmıştır. Malzeme kullanımında dönemin sosyolojik etkisinde ve sanatçının özel yaşamında anlamlandırdığı malzemeler seçilerek, malzeme, sanatçı ve kavram ilişkisi de incelenmiştir. Bu bağlamda incelenen informal sanatçılar; Alberto Burri, Jean Fautrier, Hans Hartung, Georges Mathiou, Wols, Bram Van Velde, Anselm Kiefer, Antoni Tâpiesdir. Bu araştırma, bilimsel araştırma yöntemi olan literatür tarama yöntemi ile veriler toplanmıştır. Kaynaklar, sanatçıların hayat hikâyeleri, otobiyografiler ve onlar hakkında yazılmış makalelerin analizinden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklem modelini, resim, heykel, enstalasyon gibi ifade biçimlerinde malzeme kullanımını meydana getirir. Evren modelini ise malzeme kullanımı hazırlayan koşullar dönemin ve sanatçının yaşamındaki etkiler ile seçilen malzeme oluşturmaktadır. Konu informal sanat anlayışında öne çıkan sanatçıların gerek yüzeyde gerekse yüzeyden taşarak oluşturdukları yaratımlarda kullanılan malzemedir. Malzemenin kullanımına zemin hazırlayan koşullar ve nedenler vardır. Bu koşulların derinlemesine incelenerek bir çıkarım elde edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnformal Sanat, Benlik, Malzeme, Bilinç, Sanat

BenlikBilinçMalzemeler+2
Yaşar Berna Düşünceli
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal, siyasal ve ekonomik yönüyle Çivril (1923-1960)

Çivril ilçesi, Denizli iline bağlı ve kendi adıyla anılan ovada kurulmuştur. Çivril Ovası topraklarının verimli olmasından dolayı yerleşim MÖ 5500 yıllarına kadar uzanmıştır. Beycesultan Höyük kazısı bu yerleşimlerden kalan kalıntıları gün ışığına çıkarmıştır. Çivril ve çevresi tarih boyunca sırasıyla Arzawa Krallığı, Frig Krallığı, Lidya Krallığı, Pers İmparatorluğu, Büyük İskender İmparatorluğu, Selevkos Krallığı, Bergama Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Selçuklu Devleti, Germiyan Beyliği, Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti idaresine girmiştir. Çivril ve Çevresi Osmanlı idaresinde girdiği 1429 yılında Şeyhlü ve Homa kaza yapılarak Kütahya Sancağına bağlanmıştır. Daha sonraki yıllarda Şeyhlü ve Homa nahiye haline getirilmişlerdir. Şeyhlü ismi 1873 yılında değiştirilerek Işıklı yapılmıştır. Işıklı nahiyesi XIX. yüzyıl sonunda Kütahya'dan ayrılarak Sandıklı kazasına bağlı bir nahiye haline gelmiştir. Homa'da Işıklıya bağlı bir köy haline gelmiştir. Işıklı nahiyesinde 1888 yılında bir belediye teşkilatı kurulmuştur. 1893-1895 yıllarında Işıklı nahiyesi Çivril'e taşınmıştır. Artık nahiye merkezi Çivril olmuştur. Çivril 1914 yılında kaza haline getirilmiş ve Karahisar-ı Sahip (Afyon) sancağına bağlanmıştır. Çivril ilçesinde 08 Ocak 1921 tarihinde I. Yunan işgali gerçekleşmiş ve 17 Ocak 1921 tarihinde işgalden kurtulmuştur. Çivril ilçesinde 01 Nisan 1921 tarihinde II. Yunan işgali gerçekleşmiş ve 30 Ağustos 1921 tarihinde işgalden kurtulmuştur. Çivril 15 Nisan 1925 tarihinde Afyonkarahisar ilinden ayrılarak Denizli iline bağlanmıştır. Çivril halen Denizli ilinin bir ilçesi halindedir. Çivril'in 1927 yılında merkez nüfusu 2.800, köylerle birlikte tüm ilçe nüfusu ise 21.578'dir. 1960 yılında merkez nüfusu 5.338, köylerle birlikte tüm ilçe nüfusu ise 47.460 olmuştur. Çivril tarım ekonomisi olarak hep önemli bir bölge olmuştur. Çivril'e 1889 yılında demir yolunun yapılması ile bölgedeki tarımsal ürünler Denizli ve İzmir bölgelerine taşınmıştır. Böylece Çivril ve çevrisi ürünlerine daha kolay pazar bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çivril, Şeyhlü, Işıklı, Homa, Denizli

Denizli-ÇivrilEkonomik yapıKent tarihi+4
Kerim Arslan
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00

Related subjects