Tests
249 theses under this subject heading
İki dil testinin (tedil ve todil) tipik ve atipik dil gelişimi gösteren çocuklarda ayırt ediciliğinin incelenmesi
Bu çalışmada Türkiye'de kullanılan iki farklı dil gelişimi testi için veri tabanlı ayırt etme ölçüt puanı belirlenmesi ve bu testlerin tekdilli ve ikidilli normal gelişim gösteren ve tek dilli dil bozukluğu olan gruplarda ayırt etme düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL: n=1431) ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL: n=1252) testleri için toplam 2683 çocuktan toplanan veri kullanılmıştır. Veri tabanlı ölçüt puanını belirlemeye yönelik yapılan analiz sonucunda TEDİL ve TODİL alt testleri ve bileşke puanları için ölçüt tanı puanı olarak -1.00 SS yani 85 standart puan belirlenmiş ve çalışmanın analizleri bu puan temel alınarak gerçekleştirilmiştir. Diğer yandan, bir ölçme aracının tanısal doğruluğu incelenirken sadece duyarlılık ve özgüllük değerlerine başvurmanın yanlış sonuçlar verebileceği bilinmektedir. Bunu gidermek için daha nesnel sonuçlar verebilen pozitif veya negatif olasılık oranlarının asgari düzeyde olması ve duyarlılık ve özgüllük arasındaki farkın minimum düzeyde tutulması gibi unsurlar da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu amaçla bu çalışmada tek bir ölçüte göre karar verilmemiş; birden fazla ölçütün birarada bulunması göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, öncelikle TEDİL ve TODİL testleri dil ve konuşma bozuklukları alanında kullanılacak ölçme araçları için gerekli asgari psikometrik niteliklere sahip ve tanısal doğruluk değerleri açısından incelenmeye uygun nitelikte bulunmuştur. Belirlenen veri tabanlı ölçüt puanla incelenen TEDİL ve TODİL'in farklı dil bozuklukları alt gruplarının yüksek derecelerde ayırt edicilik oranlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu iki testin, normal dil gelişimi gösterdiği düşünülen ikidilli popülasyonlarda özgüllük değerlerine bakıldığında ise her iki testin de beklenenin oldukça altında bir özgüllüğe sahip olduğu ortaya koyulmuştur. Diğer deyişle, bu bulgulara göre TEDİL ve TODİL testleri normal gelişim gösteren birinci dili Türkçe olmayan ikidilli bireyleri doğru olarak ayırt etmede mevcut bulgulara göre beklendik düzeyin altındadır.
İlköğretim birinci kademede matematikte öğrenme güçlüklerinin taranması amacıyla matematik başarı test bataryasının geliştirilmesi
Bu çalışmanın amacı ilkokul birinci kademede öğrenim gören matematik alanında öğrenme güçlüğü gösteren öğrencilerin taranması için geçerli ve güvenilir bir başarı testi geliştirmektir. Geliştirilen Matematik Başarı Testi için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından hazırlanan ilkokul matematik müfredatı incelenmiştir. Matematik Başarı Testi için seçilen kazanımlar müfredatta yer alan dört öğrenme alanını olan sayılar, geometri, ölçme ve veri alanlarını kapsamaktadır. Testte yer alacak kritik kazanımların belirlenmesi için uzman görüşü alınmıştır. Uzman görüşleri ışığında test formunu oluşturan 117 madde yazılmıştır. Testin uygulaması Eskişehir Tepebaşı ilçesindeki dört genel ilköğretim okulunda öğrenim gören 787 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Uygulama sonunda elde edilen bulguların analizi sürecinde iç tutarlık analizi, faklı test sonuçlarıyla korelasyon ve hipotez testi analizleri yapılmıştır. Testin ölçüt bağımlı geçerliğini belirlemek içinse Temel Kabiliyetler 7-11 (TKT 7-11) testiyle korelasyonu incelenmiştir. Testlerin güvenirlik değerleri KR-20 güvenirlik katsayısıyla belirlenmiştir. Test maddelerine son halini vermek için maddelere ait madde güçlük ve ayırıcılık indeksleri hesaplanmıştır. Bulgular, geliştirilen başarı testlerinin 1-4 sınıf düzeylerinde TKT 7-11 testiyle korelasyon katsayıları .76, .79, .71, .71 olarak belirlenmiştir. Testin KR-20 güvenirlik katsayıları 1-4. sınıf testleri için sırasıyla .76, .79, .85, .83 olarak belirlenmiştir. Test maddelerinin hesaplanan ortalama güçlük değerleri 1-4. sınıf testleri için sırasıyla 0.75, 0.76, 0.75, 0.60 olarak bulunmuştur. Matematik Başarı Testi son formunda 1-4. sınıflar düzeyinde sırasıyla 24, 25, 33, 35 madde yer almaktadır. Sonuç olarak araştırma bulguları 1-4. sınıf düzeyinde geliştirilen Matematik Başarı Testinin güvenirlik ve geçerlik özelliklerine sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Öğrenme Güçlüğü, Matematik Eğitimi, Test Geliştirme, Başarı Testi
İngiltere'de yaşayan Türkçe ve İngilizce konuşucusu sıralı ikidilli çocukların dil gelişim performanslarının özgül dil bozukluğu riski açısından incelenmesi
Bu çalışma, anadili Türkçe olup İngilizceyi ikinci dil olarak edinen ikidilli çocukların dil gelişim performanslarını belirlemek ve Özgül Dil Bozukluğu (ÖDB) tanılaması için geliştirilen ölçüm araçları ve testleri ikidilli çocuklarda sınamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın katılımcı grubu 6:0-7:11 yaş aralığında Londra'da yaşayan 20 ikidilli çocuktan oluşmaktadır. Çalışmada sözel olmayan zekâ testi ile Türkçe ve İngilizce olmak üzere dil gelişim testleri, cümle tekrar testleri ve anlamsız sözcük tekrar testleri kullanılmıştır. Çalışmada nicel betimsel (tarama) araştırma deseni temelinde karşılaştırmalı ve ilişkisel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Ölçüm araçlarından elde edilen sonuçların birbirleriyle olan ilişkileri incelenmiş ve performansların yaş gruplarına göre farklılık oluşturup oluşturmadığı test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda ikidilli çocukların %95'inin konuştuğu dillerin en az birinde ortalama ve üstü düzeyde performans gösterdiği, katılımcıların %85'inin anadilleri olan Türkçede İngilizceden daha başarılı oldukları ve yalnızca %25'inin ikinci dilleri olan İngilizcede ortalama ve üstü düzeyde puan aldıkları saptanmıştır. Testler arası ilişkiler incelendiğinde Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) ile Türkçe Cümle Tekrar Testi ve Clinical Evaluation of Language Fundamentals (CELF-4) ile İngilizce Cümle Tekrar Testi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. İki dilde aynı özelliği ölçen testler arasında ise anlamlı ilişkiler görülmemiştir. Çalışma bulguları sözel olmayan bilişsel performansla dil becerileri arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişkinin olmadığını göstermiştir. Ayrıca, testlerde yaş grupları arasında farklılıklar incelendiğinde herhangi bir testte gruplar arası istatistiki olarak anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: ikidillilik, özgül dil bozukluğu, dil gelişim testleri, cümle tekrar testi, anlamsız sözcük tekrar testi, dil baskınlığı
Bazı piperazin alkanol türevlerinin antinosiseptif etkinliklerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, piperazin-alkanol türevi kimyasal bileşikler sentezlenmiş ve bileşiklerin olası antinosiseptif etkinlikleri bazı nosiseptif test modellerinde araştırılmıştır. Piperazin-alkanol bileşikleri, 1-fenil-2-(4-sübstitüepiperazin-1-il)propanon türevlerinin sodyum bor hidrür ile redüksiyonu sonucu sentezlenmiştir. Bileşiklerin kimyasal yapıları, 1H-NMR ve Elemental analiz bulguları ile aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin mekanik, termal ve kimyasal ağrılı uyarana karşı potansiyel antinosiseptif etkileri kuyruk sıkıştırma, sıcak plaka, asetik asid kıvranma ve formalin testleri ile araştırılmıştır. Test edilen bileşiklerin farelerin motor koordinasyonları üzerine olası etkinliğini değerlendirmek üzere Rota-Rod testi yapılmıştır. Referans ilaç olarak kullanılan morfin kuyruk sıkıştırma, sıcak plaka, asetik asid kıvranma ve formalin testlerinde beklenen analjezik etkiyi göstermiştir. 20 mg.kg-1 dozda uygulanan C3, C6, C7, C8, C9, C10 ve C11 kodlu test bileşikleri kuyruk sıkıştırma ve sıcak plaka testlerinde mekanik ve termal ağrılı uyarana karşı farelerin reaksiyon sürelerini artırmıştır. Aynı test bileşikleri asetik asid kıvranma testinde ve formalin testinde, kimyasal uyarı aracılıklı nosiseptif cevapları azaltmıştır. C7, C8 ve C11 kodlu test bileşiklerinin antinosiseptif etkileri C3, C6, C9 ve C10 kodlu test bileşiklerinden istatistiksel olarak daha anlamlı bulunmuştur. Non-selektif opioid reseptör antagonisti nalokson 5 mg.kg-1 dozda tüm nosiseptif testlerde gözlenen antinosiseptif etkiyi tamamen antagonize etmiştir. Rota-Rod testinin sonuçları antinosiseptif etkinin herhangi bir motor koordinasyon bozukluğu ile ilişkili olmadığını ortaya koymaktadır. Bu bulgular, C3, C6, C7, C8, C9, C10 ve C11 kodlu test bileşiklerinin antinosiseptif etkilerini ortaya koymuş ve bu etkinin hem santral hem de periferik mekanizmalar ile ilişkili olduğuna işaret etmiştir. Diğer yandan, nalokson antagonizması söz konusu aktiviteye opioid mekanizmaların katılımını göstermektedir. Bu çalışmada elde edilen bulgular, çeşitli piperazin-alkanol türevlerinin antinosiseptif aktivitelerini bildiren önceki çalışmaların sonuçlarını destekler niteliktedir.
Moringa stenopetala ekstrenin farmakolojik etkileri
Moringa stenopetala çok amaçlı kullanımı olan bir bitki, yaygın olarak gıda desteği ve hipertansiyon, baş ağrısı, mide rahatsızlıkları, astım, diyabet ve sıtma gibi çeşitli rahatsızlıkların tedavisi için halk hekimliğinde kullanılmaktadır. Bu bitkinin en önemli kullanım alanlarından birisi de ağrı tedavisidir. Bu tez kapsamında, M.stenopetala yapraklarının %80 metanol ekstresinin analjezik etkisi ve etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Her iki cinsiyetten Swiss albino fareler rastgele onbir gruba ayrıldı. Negatif kontrol grubuna 0,1ml serum fizyolojik oral olarak verildi. Pozitif kontrol olarak Dipron (500mg/kg) kullanılırken, M. stenopetala yapraklarından elde edilen % 80 metanol ekstresi 50, 100 ve 200 mg/kg doz oral olarak uygulandı. Maddeler uygulanmadan önce ve uygulandıktan 45 dk. sonrasında fareler sıcak plaka, kuyruk daldırma ve asetik asit kıvranma testlerine tabi tutulmuştur. Analjezik etki mekanizmasını incelemek amacıyla, nalokson (opioid antagonisti, 5mg/kg, i.p.), ketanserin (5-HT2 reseptör antagonisti, 1mg/kg, i.p.) ve yohimbin (α2 reseptörü antagonisti, 1 mg/kg,i.p.) varlığında 100mg/kg M. stenopetala %80 metanol ekstresi uygulandı. M. stenopetala ekstresi tüm deneysel ağrı modellerinde önemli bir analjezik etki göstermiştir. Sıcak plaka ve kuyruk daldırma testlerinde analjezik etki mekanizmasını incelemek amacıyla uygulanan antagonistlerden ketanserin ve yohimbin varlığında analjezik etkinlikte anlamlı bir geri dönüş görülürken nalakson uygulamasında geri dönüş gözlenmemiştir. Kıvranma testinde ise nalakson ve yohimbin uygulaması yapılan gruplarda analjezik etki anlamlı düzeyde antagonize olmuştur. Bu tez kapsamında, oral uygulanan MSE'nin test edilen dozlarda hem periferik hem de santral antinosiseptif etkisi olduğu ortaya konmuştur. MSE'nin santral antinosiseptif etkisinde noradrenerjik ve serotonerjik yolakların anlamlı derecede rol oynadığı görülürken, opioderjik sistemin ise kısmen etkisi olduğu belirlenmiştir. Periferik antinosiseptif etkiyi belirlemek için kullanılan kıvranma testinde ise opioderjik ve noradrenerjik yolağın daha etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak M. stenopetala bitkisi hem içerisindeki antinosiseptif etkisinde rol oynayan maddeler açısından değerlendirilebileceği hem de bu bitki daha ileri çalışmalarla ağrı tedavisinde kullanıma sunulabileceği düşünülmeketedir
Kapsamlı afazi testinin (CAT-TR) türkçeye uyarlanması: imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu çalışmaları
Alanyazında mevcut olan afazi bataryalarının değerlendirme işlevini tam olarak yerine getirip getiremediği endişesi, beyin hasarlarının iletişime ve dil işlevlerine etkisini araştıran diğer ölçüm araçlarının geliştirilmesi ve kullanılması ihtiyacını doğurmuştur. Bunun sonucunda ülkeler arasında paylaşımı öngörülen tek tip bir değerlendirme aracı olarak seçilmede CAT (Comprehensive Aphasia Test) öne çıkmıştır. CAT'in Dil Bataryası Bölümünde yer alan sözcükleri imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu yordayıcılarına göre belirlemeyi amaçlayan bu çalışmada 71 katılımcı 236 sözcüğün imgelem, tanıdıklık ve edinim yaşı değerlendirmesinde, 40 katılımcı da 244 resmin adlandırma uyumu değerlendirmesinde yer almıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda sözcüklerin imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu (yüzde ve H istatistik) değerleri belirlenmiş ve söz konusu değişkenler arasındaki korelasyonlar Spearman's rho testiyle analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda imgelem değeri arttıkça tanıdıklık değerinin de arttığı; edinim yaşı değeri arttıkça imgelem ve tanıdıklık değerlerinin azaldığı gözlenmiştir. Buna göre erken edinilen sözcüklerin geç edinilen sözcüklere oranla zihinde daha kolay imaj yarattığını ve daha tanıdık olduğunu söylemek mümkündür. Adlandırma uyumu (%) değeri arttıkça imgelem değerinin de arttığı; ancak edinim yaşı değerinin azaldığı tespit edilmiştir. Buna göre zihinde daha kolay imaj yaratan ve daha tanıdık olan sözcüklere ait resimlerin adlandırılmasında katılımcılar arasındaki adlandırma uyumu, diğerlerine oranla daha yüksektir. Söz konusu resimlere ait sözcüklerin daha erken yaşlarda edinildiği düşünülmektedir. Adlandırma uyumu hesaplamaları (yüzde ve H istatistik) arasında ise negatif korelasyon gözlenmiştir; katılımcılar arası adlandırma uyumu yüzdesi arttıkça H değeri düşmektedir. Ancak sözü edilen uyumun gözlenmediği sözcükler de mevcuttur. Anahtar Sözcükler: CAT, İmgelem, Tanıdıklık, Edinim yaşı ve Adlandırma uyumu (%), Adlandırma uyumu (H istatistik).
1-4. sınıf düzeylerine yönelik üç boyutta geometrik düşünme testinin geliştirilmesi, uygulanması ve sonuçlarının değerlendirilmesi
Bu araştırmada, ilkokul 1-4. sınıf öğrencilerinin üç boyutta geometrik düşünmelerini belirlemeye yönelik Üç Boyutta Geometrik Düşünme Testi gelişmek ve bu test aracığıyla öğrencilerin üç boyutta geometrik düşünmelerinin sınıf düzeyine göre nasıl değiştiğini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada geliştirilen Üç Boyutta Geometrik Düşünme Testi, bir kâğıt-kalem testidir. Bu test, üç boyutta geometrik düşünmenin bileşenlerinin belirlenmesi ve her bir bileşeni ölçmeye yönelik soruların hazırlanması sonucunda geliştirilmiştir. Tarama modelinin kullanıldığı bu nicel araştırmanın çalışma grubunu, ilkokul öğrencileri oluşturmaktadır. Toplamda 520 ilkokul öğrenciye uygulanan Üç Boyutta Geometrik Düşünme Testinden alınan puanlar, sınıf düzeylerine göre karşılaştırılmış ve üç boyutta geometrik düşünmenin bileşenleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, geliştirilen Üç Boyutta Geometrik Düşünme Testinin, geçerli, güvenilir ve kullanışlı olduğunu göstermektedir. Araştırmada, diğer yandan, sınıf düzeyi arttıkça öğrencilerin Üç Boyutta Geometrik Düşünme Testinden aldıkları puanların anlamlı bir şekilde arttığı görülmüştür. Araştırmada ayrıca, üç boyutta geometrik düşünmenin bileşenleri arasında, pozitif ve orta düzeyde ilişkiler bulunmuştur. Araştırma sonuçları, geliştirilen Üç Boyutta Geometrik Düşünme Testinin, ilkokul öğrencilerinin üç boyutta geometrik düşünmelerini belirlemek için etkili bir araç olduğunu göstermektedir. İlkokul öğrencilerinin testten aldıkları puanların değişimi, sınıf düzeyinin, üç boyutta geometrik düşünme üzerinde etkili bir değişken olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Geometrik düşünme, Üç boyutta geometrik düşünme, Üç Boyutta Geometrik Düşünme Testi (3BGT), İlkokul 1-4. Sınıf
Türkçe fonolojik farkındalık testi geliştirilmesi, geçerlik, güvenirlik çalışması
Fonolojik farkındalık becerileri ileride gözlenebilecek konuşma ve okuma-yazma sorunları için yordayıcı olarak kabul edilmekte ve konuşma sesi bozukluklarının (KSB) terapisinde ve okuma-yazma güçlüğü olan çocuklarda bir ön beceri olarak çalışılmaktadır. Bu nedenle becerilerin geliştirilmesine yönelik yürütülen fonolojik farkındalık girişimlerinin planlanabilmesi için öncelikli olarak bir değerlendirme aracına ihtiyaç duyulmaktadır. Bununla birlikte ülkemizde çocukların fonolojik farkındalık becerilerini değerlendirecek yeterli sayıda ölçme aracının bulunmaması, yürütülen çalışmaların informel değerlendirmeler sonucunda ve belirli bir programa oturtulmaksızın gerçekleştirilmesine neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı; 4;0-8;11 yaş aralığındaki tipik gelişim gösteren çocukların fonolojik farkındalık becerilerini değerlendiren geçerli ve güvenilir bir test geliştirmektir. Türkçe Fonolojik Farkındalık Testi (FFT), dört dilbilimsel düzey olmak üzere 16 alt testten oluşmaktadır. FFT, 524 tipik gelişim gösteren (TGG) ve 30 KSB'li katılımcıya uygulanmıştır. FFT'nin geçerliğini test etmek için kapsam geçerliği, yapı geçerliği, ayırt edici geçerlik analizleri yapılmıştır. FFT'nin dilbilimsel düzey açısından 4 boyutlu ve görevler açısından 16 boyutlu yapısı doğrulayıcı faktör analiziyle ortaya konmuştur. Korelasyona dayalı yöntemlerle de yapı geçerliği desteklenmiştir. TGG grupla KSB'li grubu ayırt etme gücünün yüksek olduğu bulunmuştur. FFT'nin güvenirliğini test etmek için iç tutarlılık ve nesnellik analizleri yapılmıştır. Bu analizler sonucunda da güvenilir bir ölçme aracı olduğu ortaya konmuştur.
Bı̇lı̇msel üretkenlı̇k testı̇nı̇n 3, 4 ve 5. sınıf öğrencı̇lerı̇ne uygun formunun gelı̇ştı̇rı̇lmesı̇ ve ön psı̇kometrı̇k özellı̇klerı̇nı̇n ı̇ncelenmesı̇
Yaratıcılık çalışmalarını olumsuz yönde etkileyen faktörlerin başında yaratıcılık ölçme araçlarının sınırlılıkları gelmektedir. Yaratıcılık ölçme araçlarındaki sınırlılıkların başında alana özgü modern yaratıcılık tanımları ile uyumlu ölçme araçlarının sayısının çok az olması ve bu ölçme araçlarının psikometrik özelliklerinin yetersiz olması gelmektedir. Bilimsel yaratıcılık bağlamında düşünüldüğünde ilkokul öğrencilerine yönelik çok az sayıda bilimsel yaratıcılık testi bulunmaktadır. Var olan çok az sayıdaki bu testlerinin ise psikometrik özelliklerinin yeterli düzeyde olmadığı görülmektedir. Bu bağlamda, mevcut çalışmanın amacı, bilimsel yaratıcılığı açıklamak için geliştirilmiş olan Bilimsel Yaratıcılığın İkili Arama Modeli (Sciencetific Discovery as Dual Search-SDDS) temelinde 3, 4 ve 5. sınıf öğrencilerine yönelik bir bilimsel yaratıcılık testi geliştirmektedir. SDDS'ye göre geliştirilen Bilimsel Üretkenlik Testi 3, 4 ve 5. Sınıflara Uygun Formu (BÜT 3-5), hipotez geliştirme ve deney tasarlama bileşenlerinden oluşmaktadır. Testte fizik, kimya ve biyoloji alanlarında 4 açık uçlu madde yer almaktadır. BÜT 3-5'in geliştirilme sürecinde, 10 uzman öğretmenin katıldığı 10 oturumda, kuramsal alt yapıya uygun çok sayıda madde geliştirilmiştir. Madde havuzundan uzman görüşü, ön deneme uygulaması ve pilot uygulama ile seçilen maddelerden bir uygulama formu oluşturulmuştur. Uygulama formu 647 öğrenciye (166 beşinci sınıf; 251 üçüncü sınıf; 220 dördüncü sınıf) uygulanmış ve bulgular ışığında madde seçimi yapılarak testin son hali elde edilmiştir. Araştırmanın bulguları ile BÜT 3-5'in iki bileşenli yapısı deneysel olarak kanıtlanmış, ayırt edicilik geçerliği ve uyum geçerliği değerleri yeterli düzeyde bulunmuştur. Testin iç tutarlık ve puanlayıcılar arası güvenirliğinin ise yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmanın bulgularına göre BÜT 3-5 geçerliği ve güvenirliği deneysel olarak kanıtlanmış bir bilimsel yaratıcılık testidir. BÜT 3-5 özel yeteneklilere yönelik programların etkilerinin değerlendirilmesinde, bu tür programlara öğrenci seçimlerinde ve bilimsel yaratıcılığın gelişimsel olarak incelenmesinde kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Bilimsel yaratıcılık, Yaratıcılık, Bilimsel süreç becerileri, Hipotez geliştirme, Deney tasarlama.
Klinik biyokimya analitlerine ait referans aralıkların numune kabul zamanına göre indirekt yöntemle tespiti
Klinik laboratuvar testlerine ait referans aralıkların eldesi her klinik laboratuvarın tek başına üstesinden geleceği bir iş değildir. Direkt örnekleme yönteminin zorluğu, yüksek maliyeti ve bazen mümkün olamaması sebeplerinden dolayı indirekt yolla referans aralık tespiti rağbet görmektedir.Bu çalışma 01.01.2009 - 01.01.2010 tarihleri arasında laboratuvarımıza gelen hasta numunelerinin toplam 14 analitin sonuçlarından oluşan verinin laboratuar bilgi sisteminden transferi yoluyla referans aralıkların indirekt ve aposteriori şekilde tespit edildiği bir çalışmadır. Nihai manada referans aralık tespiti özel manada ise numune kabul zamanına göre referans aralık tespitinin yapıldığı çalışmamız indirekt örnekleme yoluyla referans aralıkları belirleme çalışmaları arasında numune kabul zamanını alt gruplandırma faktörü olarak kabul eden bir çalışmadır. Çalışmamıza dahil edilen toplam 14 analitin 7'si diurnal ritim göstermektedir. 14 analit içinde serum demir, TSH, total kalsiyum, inorganik fosfor, prolaktin ve total kortizol analitleri için kan alma zamanları arasında anlamlı farklılıklar tespit edildi (p<0,05). Bu analitlerden serum total kalsiyum analiti hariç diğer 5 analitin her birisi için belirli kan alma zamanlarına özel referans aralıklar tespit edildi. Her bir analit için elde ettiğimiz referans aralıkları direkt yöntem, indirekt yöntem, referans kitaplardan transfer ve kit prospektüslerden transfer yoluyla elde edilen referans aralıklarla ilgili analitin referans değişim değerlerine (RCV) göre kıyasladık. Kıyaslama sonucunda çoğu durumda indirekt yöntem referans aralıklarımız diğer yöntemlerin referans aralıklarından anlamlı olarak farklı olduğunu gördük. Ancak serum TSH, total kalsiyum, inorganik fosfor, PTH, folat, için tespit ettiğimiz referans aralıklarla diğer yöntem referans aralıkları arasında anlamlı fark görülmemiştir. Kit prospektüs ve referans kitaplardan transfer yöntemleriyle elde edilen referans aralıkların her bir analit için referans alınamayacağını ortaya koyan çalışmamız referans aralığı etkileyen preanalitik aşama faktörlerin önemini vurgulamıştır.Çalışmada uyguladığımız indirekt örnekleme yöntemi, tamamlayıcı ve doğrulayıcı bir yöntemdir. Referans aralığı verilmemişse veya verilen rakamlar yeterli bulunmazsa hastane analiz kayıtları kullanılarak normal değerler elde edilebilir. Ancak, direkt örnekleme yönteminin yerine geçecek bir yöntem değildir. Gelecekte bu yöntemin özellikle uç değer analizi ve alt gruplandırma olmak üzere tüm aşamalarıyla daha standart hale getirilmesi gerektiği şüphesiz klinik laboratuvarlar için önemlidir.
Oral tutulumu olan ve olmayan liken planus hastalarında dental seri yama testi sonuçlarının karşılaştırılması
Amaç: Liken planus, kronik ve inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Liken planus etyolojisinde birçok hastalık ve ajanın rolü üzerinde durulmaktadır. Diş tedavi materyalleri etyolojide suçlanan faktörlerden biridir. Bu bakımdan dental restoratif materyallerin liken planus etyolojisinde rolü olup olmadığının belirlenmesi ve oral tutulum izlenmeyen klinik tiplerde dental materyallerin hastalık üzerindeki etkisini saptamak için oral tutulumu olan ve olmayan liken planus hastalarında dental seri yama testi sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı ve İnönü Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, klinik ve/veya histopatolojik olarak tanı almış, oral tutulumu olan 19, oral tutulumu olmayan 19 toplam 38 liken planus hastası dahil edildi. Tüm hastalara dental seri yama testi uygulandı. Bulgular: 19 oral tutulumu olan liken planus hastasının 14?ünde (%73,7), 19 oral tutulumu olmayan liken planus hastasının 15?inde (%78,9) dental seri yama testi sonucunda en az bir maddeye karşı pozitif reaksiyon saptandı. Oral tutulumu olan ve olmayan grup arasında yama testi pozitifliği yönünden anlamlı bir fark yoktu (p= ). Oral liken planus grubunda, yama testi sonucunda en sık pozitif reaksiyon veren allerjenler; %23,3 ile copper sulfate ve cobalt(II) chloride hexahydrate olarak bulundu. Oral tutulumu olmayan grupta ise en sık pozitif reaksiyon saptanan allerjen %47,3 ile copper sulfate olarak saptandı. Sonuç: Oral tutulumu olan ve olmayan grupta dental seri yama testi pozitiflik oranlarının ve pozitif reaksiyon saptanan allerjenlerin benzer olması OLP dışındaki klinik tiplerde de dental restoratif materyallerin hastalığı tetikleyebileceğini desteklemektedir. Daha önceki çalışmalarda kontakt allerjenlerin daha çok oral tutulumu olan hastalardaki etkisi üzerinde durulmaktadır. Bu nedenle oral tutulumun olmadığı olgularda dental restoratif materyallerin etyolojide rolü olup olmadığının net olarak ortaya konabilmesi için daha geniş serilerde çalışma yapılması uygun olabilir. Anahtar kelimeler: Liken planus, oral tutulum, dental seri yama testi
Üniversite öğrencilerinde hemoglobin A1c taraması ve olası yeme bozukluğu sıklığı
Türkiye'de obezite ve diyabet en önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Bu sorunların temelinde erişkin öncesi dönemlerin rolü büyüktür. Bu sebeple çocuklarda ve gençlerde kanda hemoglobin A1c (HbA1c) değerlerinin ve olası yeme bozukluğu sıklığının saptanması önemlidir. Bu çalışma üniversite öğrencilerinin kanda HbA1c değerleri ile vücut analiz ölçütleri ve yeme tutumları ilişkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tipte analitik bir araştırmadır. 2013 yılı Mayıs-Temmuz aylarında Gaziantep Üniversitesinde öğrenim gören 428 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. HbA1c değeri parmak ucu kanda NycoCard-Reader II cihazı ile ölçülmüştür. Yeme Tutum Testi (YTT-40) ile olası yeme bozukluğu sıklığı saptanmıştır. Tanita BF350 ile vücut analizleri yapılmıştır. Yaş ortalaması 21,87±2,02 yıl olan öğrencilerin %50,5'i erkek, %49,5'i kadındır. Öğrencilerin %72,4'ü öğün atlamakta, %8,4'ü diyet yapmaktadır. Öğrencilerin %72'sinin vücut kütle indeksi (VKİ) değeri normal (?18,5 - <25,0) aralıktadır. Boy uzunluğu ortalaması 171,0±8,9 cm, vücut ağırlığı ortalaması 65,9±13,1 kg idi. VKİ ortalaması erkeklerde (23,5±3,3) ve kadınlarda (21,3±2,8) anlamlı farklılık gösterdi, aynı zamanda vücut yağ oranı ortalaması da erkeklerde (%14,8±5,5) ve kadınlarda (%23,0±6,8) anlamlı farklılık gösterdi (p<0,001). HbA1c ortalaması erkekler (%5,26±0,55) ve kadınlarda (%5,20±0,47) benzerlik gösterdi (p=0,189). Öğrencilerin %6,8'inin HbA1c değeri ?%6,0 idi. %9,1'inin YTT puanı ?30 idi. YTT puanları ile HbA1c değerleri arasında düşük ama anlamlı bir korelasyon vardı (r=0,096; p=0,047). VKİ ile HbA1c değerleri arasında pozitif yönde düşük ama anlamlı bir ilişki bulundu (r=0,226; p=0,001). Bu araştırmada, diyabet gelişme riski taşıyanlar %6,8'dir. Olası yeme bozukluğu sıklığı %9,1'dir. Erken tanıda değerli olması sebebiyle üniversite sağlık servislerinin bu takipleri yapmaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, HbA1c, Tarama, Yeme Tutum Testi
Michigen revize diyabet bilgi testi'nin (Michigen revısed diabetes knowledge test) Türkçe versiyonunun geçerlilik ve güvenilirlik çalışması ve tsoy 32 skorları ile ilişkisi
Giriş: Diyabet hastalarının, diyabet hastalığının nedenleri, kolaylaştırıcı faktörleri, erken tanısı ve tedavisi ile ilgili olarak bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bu hastalarda zamanla gelişebilecek akut ve/veya kronik komplikasyonları önlemek için iyi bir tedavi, iyi bir takip ve bunların en başında olması gereken iyi bir eğitim şarttır. Hastalara yapılacak eğitim programları ile hastalar, tedavi ve takipleri için gerekli olan yaşam tarzı değişikliklerine daha kolay yönlendirilebileceklerdir. Bu eğitim programlarında değerlendirilmesi gereken konulardan biri de hastaların genel sağlık bilgilerinin ve diyabet okuryazarlıklarının düzeyleridir. Sağlık okuryazarlığı anketi hastaların genel sağlık okuryazarlığının değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Diyabet bilgi düzeyinin değerlendirebilmesi için daha spesifik olan Diabetes Knowledge Test-2 ölçeği geliştirilmiştir. Diabetes Knowledge Test-2 anketinin Türkçe çevirisinin geçerlilik güvenirlik çalışması henüz mevcut olmadığından, bu çalışmayı yapmayı amaçladık. Aynı zamanda bu hastaların genel sağlık okuryazarlığı ile diyabet bilgilerinin düzeyini de karşılaştırdık. Gereç ve Yöntem: Diabetes Knowledge Test-2 anketinin Türkçe versiyonu literatürde yayınlanmış ve kabul görmüş kurallara uygun olarak geliştirilmiştir. Diabetes Knowledge Test-2 anketinin kültürler arası uyumu sağlanmıştır. Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde takip edilen 148 diyabet hastasına yaklaşık iki hafta arayla Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 ve bir kezde sağlık okuryazarlığı anketi uygulanmıştır. Hastaların, Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 ölçeğinden aldıkları puanlar arasındaki ilişki, 'Spearman Korelasyon' analizi ile incelenmiştir. Test-tekrar test güvenilirliği sınıf içi korelasyon katsayısı ile Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 ölçeğinin yapısal geçerliliği benzer ölçek geçerliliği ve diskriminant geçerliliği test edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 148 hastanın 86'sı (%58,1) erkek, 62'si (%41,9) kadın olup katılımcıların yaş ortalaması 47,5±1,8'dir. Ortalama 15,9±5,3 (min:7-maks:30) gün ara ile ikinci kez aynı test 100 hastaya uygulanmıştır. Test-tekrar test güvenilirliği sınıf içi korelasyon katsayısı ile değerlendirildiğinde toplam ölçek için 0,893 (%95 GA=0,841-0,928) olarak yüksek bir değer bulunmuştur. Genel test için sınıf içi korelasyon katsayısı 0,826 (%95 GA= 0,741-0,883), insülin kullanımı için sınıf içi korelasyon katsayısı 0,801 (%95 GA= 0,704-0,866) hesaplanmıştır. Toplam puan ve ölçek bölümleri için her iki uygulama arasındaki ilişki katsayısı 0,644 ve üzerinde bulunmuştur. Bland Altman grafiği incelendiğinde ise test tekrar test sonuçlarının %95 güven aralığında tutarlı olduğu saptanmıştır. Spearman korelasyon analizi ile yapılan değerlendirilmede Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 puanları ile Türkçe Sağlık Okuryazarlığı-32 arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Türkçe Sağlık Okuryazarlığı-32 ve Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 ölçeği puanları arasında orta derecede pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. (r= 0,378) Sonuç: Diabetes Knowledge Test-2 anketinin Türkçe versiyonu geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Bu test tüm diyabet hastalarında diyabet bilgi düzeyini değerlendirilmesinde kullanılabilir.
Kütahya süper amatör liginde dereceye giren futbol takımlarının temel fiziksel ve psikomotor özelliklerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı Kütahya süper amatör liginde dereceye giren futbol takımlarının temel fiziksel ve psikomotor özelliklerinin araştırılıp elde edilen bulguların değerlendirilmesidir. Çalışmanın evrenini Süper Amatör Kümede ilk üç dereceye giren Tavşanlı Linyitspor (22 sporcu), Termikspor (21 sporcu) ve Çağlayanspor (19 sporcu) takımlarına mensup toplam 62 sporcu oluşturmuştur.Çalışmada; sporcuların performanslarını belirlemek için fiziki yapıyı belirlemeye yönelik; yaş, boy, kilo ve Antropometrik ölçümler, hızı belirlemeye yönelik 20 m. sürat koşusu, patlayıcı kuvveti belirlemeye yönelik dikey sıçrama ve durarak uzun atlama testi, dayanıklılık belirlemeye yönelik mekik, şınav ve Cooper testi, esneklik ölçümünde ise otur-eriş testi kullanılmıştır.Araştırmada elde edilen bulguları analiz etmek için SPSS paket programından yararlanılmış ve istatiksel yöntem olarak Anova testi bulgulara uygulanmıştır.Araştırma sonucunda; Kütahya ili süper amatör liginde ilk üç dereceye giren takımların sporcularında; takımlar arasındaki derecelendirmeyi, yapılan ölçümlerin de desteklediği sonucuna ulaşılmıştır.
8-10 yaş grubu kız çocuklarına uygulanan cimnastik antrenmanının bazı fiziksel ve fizyolojik gelişimlerine etkisinin araştırılması
Yapılan bu araştırmada, Bandırma Cumhuriyet İlköğretim Okulu öğrencileri ve 6. Ana Jet Üs Komutanlığı Sosyal Hizmetler Müdürlüğü Cimnastik Kursu öğrencileri olmak üzere 40 öğrenci konu edilmiştir. 8-10 yaş cimnastik sporu yapan kız çocukları ile 8-10 yaş arası sedanter kız çocukların esneklik, güç, büyüme, hız, dayanıklılık vb. gibi bazı fiziksel ve bazı fizyolojik özellikleri ve cimnastik antrenmanlarının bu özelliklere etkileri araştırılmıştır. Daha önce jimnastik yapmamış, 2008-2009 öğretim yılında dokuz ay cimnastik antrenmanına devam eden 8-10 yaş arası 20 kız çocuğu ile 20 tane 8-10 yaş arası sedanter kız çocuğu üzerinden ölçümler alınmıştır. Çalışmalarda boy ve kilo ölçümlerinin yanı sıra Eurofit Test Bataryası; sırasıyla Flamingo Denge Testi, Disklere Dokunma Testi, Durarak Uzun Atlama Testi, Mekik Testi, Bükülü Kolla Asılma Testi, Mekik Koşusu Testi olarak uygulanmıştır. Test sonucu toplanan veriler SPSS 17,0 for Windows paket programına aktarılarak, verilere frekans analizi ve tekrarlı ölçüm varyans analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre cimnastik yapan kız çocukları ile cimnastik yapmayan kız çocuklarının Flamingo Denge Testi, Disklere Dokunma Testi, Durarak Uzun Atlama Testi, Mekik Testi, Bükülü Kolla Asılma Testi ve Mekik Koşusu Testi değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05).
7 - 8 yaş grubu kız ve erkek çocukların psikomotor gelişim düzeylerinin TGMD-2 testine göre araştırılması
Bu çalışmanın amacı; Bitlis İli Tatvan İlçesi örneğindeki yedi ve sekiz yaş grubu kız ve erkek çocukların motor gelişim düzeylerinin araştırılmasıdır.Araştırmaya Bitlis İli Tatvan İlçesi, İlköğretim I. Kademe öğrencilerinden Karşıyaka İlköğretim Okulundan yedi yaş grubunda 40 (20 kız-20 erkek), sekiz yaş grubunda 40 (20 kız-20 erkek) olmak üzere 80 öğrenci denek olarak katıldı. Çalışmaya katılan çocuklara TGMD-II testine uygulandı. TGMD-II de alt testler olarak; temel lokomotor beceriler (koşu, gallop, sek sek, sıçrama, durarak uzun atlama, kayma,) ve obje kontrol becerileri (durarak top sürme, sopayla vurma, yakalama, topa ayakla vurma, bel seviyesi üzerinde atış, bel seviyesi altından atış) ölçüldü. Ölçümler tüm çocuklarda ikişer tekrar halinde uygulatılarak başarılı olduğu ve olmadığı beceriler belirlendi. Başarılı olduğu becerilere 1, başarısız olduklarına ise 0 puan verilerek beceriye ait toplam başarı durumu belirlendi. Verilerin çözümlenmesinde Windows için SPSS 17 istatistik paket programı kullanıldı. Gruplar arasındaki farklılıkları belirlemek için ? =0.05 önemlilik düzeyinde çift yönlü çift yönlü varyans analizi testi uygulandı.Test sonuçları TGMD-II Lokomotor alt test puanları, Obje kontrol alt test puanları ve TGMD-II toplam puanları bakımlarından; 7 yaş grubunda kız ve erkek çocuklar arasında (p<0,05), 8 yaş grubunda kız ve erkek çocuklar arasında (p<0,05), 7 yaş grubuyla 8 yaş grubu arasında (p<0,05) farklar olduğunu gösterdi. Bilimsel çalışmalarda yaygın olarak kullanılan TGMD II testi uygulanarak bir yandan Türk çocukları için normların oluşmasında katkı sağlanırken, diğer yandan öğrenciler arasında cinsiyete bağlı olarak temel motor özelliklerin gelişmesi gözlenebilecektir.Anahtar Kelimeler: Motor Test, TGMD-II, Çocuk Gelişimi
Milli takım ve mahalli liglerde oynayan badmintoncuların antropometrik özellikleri ile çabukluk, esneklik ve dayanıklılıklarının araştırılması
Yılmaz, N. Milli Takım ve Mahalli Liglerde Oynayan Badmintoncuların Antropometrik Özellikleri ile Çabukluk, Esneklik ve Dayanıklılıklarının Araştırılması, Dumlupınar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Kütahya, 2013. Bu çalışmanın amacı; milli takım ve amatör takım düzeyde spor yapan kız ve erkek badmintoncuların temel motorik özellikleri, esneklik, çabukluk, dayanıklılık, reaksiyon zamanı ve vücut yağ yüzdelerinin araştırılmasıdır.Bu araştırmada, Badminton Milli Takımlarında ve mahalli liglerde çeşitli spor kulüplerinde düzenli olarak antrenman yapan ve müsabakalara katılan kız ve erkek sporcular çalışma evreni olarak belirlendi. 2011 yılı Eylül ve Ekim aylarında çalışmalarına devam eden 37' si (21 erkek, 16 kız) Badminton Milli Takım sporcusu ile 55'i (31 erkek, 24 kız) Kütahya Gençlik ve Spor İl Merkezi'ne bağlı mahalli liglerde oynayan sporcular olmak üzere toplam 92 gönüllü sporcu çalışmaya katıldı.Deneklere ait genel özelliklerin (badminton oynama süresi, yaş, boy kilo) yanında; esneklik (uzan eriş, dinamik esneklik), denge (flamingo denge testi), dayanıklılık (20 metre mekik koşusu, 3 dakika basamak testi), sıçrama (dikey sıçrama, durarak uzun atlama), sürat ve çabukluk (20 metre koşu, zig zag koşu), reaksiyon (disklere dokunma), antropometrik (uzunluk, genişlik ve çevre ölçümleri) ve vücut yağ yüzdesi (biceps, triceps, pectoral, sub-scapula, abdomen, supra-ıliak, quatriceps, calf pazu bölgelerinden) ölçümleri alındı. Vücut Yağ Yüzdelerini (VYY) hesaplamada Durnin Womersley formülü uygulandı.İstatistiki yöntem olarak, çocukların sporculuk düzeyi (milli-amatör) ve cinsiyete (kız-erkek) bağlı olarak ölçülen özellik derecelerine öncelikli olarak homojenlik testi uygulandı. Homojenlik testinden sonra, sporculuk düzeyi ve cinsiyete bağlı olarak bu özellikler bakımından aralarında bir fark olup olmadığını belirlemek için ? = 0.05 anlamlılık düzeyinde çift yönlü varyans (Two Way Anova) testi uygulandı.Test sonuçları, sporculuk düzeyi (milli-amatör) ve cinsiyete (kız-erkek) bağlı olarak sporcuların esneklik, denge, dayanıklılık, sıçrama, sürat ve çabukluk, reaksiyon, antropometrik ve vücut yağ yüzdesi ölçüm değerleri arasındaki farkın önemli olduğunu gösterdi. Genelde milli badmintoncuların ölçüm değerleri, vücut yağ yüzdesi hariç amatör badmintonculardan daha yüksek bulundu. Bu sonuçlar; uzun süreli ve yoğun çalışma ile spor dalı için fiziksel uygunluğun, esneklik, denge, dayanıklılık, sıçrama, sürat ve çabukluk, reaksiyon ve antropometrik özellikler üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Badminton, Antropometrik Ölçümler, Motor Testler.
Tüberküloz temaslısı çocuklarda tüberküloz enfeksiyonu tanısında gamma interferon ve tüberkülin cilt testlerinin etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Mycobacterium tuberculosis ile latent olarak enfekte olan olguların erken tanısında uzun yıllardır tüberkülin cilt testi (TCT) kullanılmaktadır. Ancak TCT yeteri kadar duyarlı ve özgül değildir. Son yıllarda interferon gamma (IFN ? ?) bazlı testler, latent tüberküloz enfeksiyonunun tanısında yeni bir tanı aracı olarak gündeme gelmiştirBu çalışmada; akciğer tüberkülozlu erişkinlerle temaslı çocuklarda TCT ve bir T hücre bazlı test olan ELISPOT tekniğine dayalı TSPOT.TB (Oxford Immunotec, Oxford, UK) testinin etkinliğini karşılaştırmayı amaçladıkGereçler ve yöntem: Çalışmada 60 temaslı çocuk değerlendirildi. Temaslı çocuklar uzak - yakın temaslı, BCG skar sayısı, BCG ile aşılanma durumu, kaynak olguyla temas süresi, öksürük süresi ve kaynak olgu sayısı, evdeki kalabalıklık indeksi ve TCT çaplarına göre ayrıldı. Tüm çocuklara ELISPOT ve TCT yapılıp akciğer grafisi çekildi. Veriler SPSS version 16.0 programı kullanılarak değerlendirildiBulgular: Altmış temaslı çocuğun 13 (% 22)'ünün TCT'si pozitif, 32 (% 53)'sinin TSPOT.TB testi pozitif olarak saptandı. Genel olarak her iki test arasındaki uyum zayıf (? =0,32), konkordans % 65 idi. TCT baz alındığında, TSPOT.TB testinin duyarlılığı % 92,3, özgüllüğü % 57,4 olarak saptandı. Çok değişkenli risk analizleri sonucu, kalabalıklık indeksi ve kaynak olgu sayısındaki artış TCT pozitiflik riski ile kuvvetli olarak ilişkili bulunurken, sadece kaynak olgu sayısındaki artış TSPOT.TB pozitifliği riski ile anlamlı olarak ilişkili saptandıSonuç: Tüberküloz enfeksiyon riskinin saptanmasında IFN-? bazlı testler TCT'e göre daha iyi bir belirleyicidir. Özellikle, kaynak olguyla uzak temaslılarda tüberküloz enfeksiyonunun saptanmasında her iki testin birlikte kullanımı erken tanı açısından önemli olabilir. Ancak bu kanıya varabilmek için, daha fazla olgunun değerlendirildiği geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır.
COOP Adolescent Chart'ın geçerlilik-güvenilirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de henüz kullanılmamış olan COOP Adolescent Chart testinin geçerlik-güvenilirliğinin uygulanmasıdır. Test adolesanın geçen son 4 haftadaki günlük aktivite, aile durumu, okul başarısı, fiziksel, emosyonel, sosyal ve genel sağlık durumu ile ilgili sorular içermektedir.Araştırma 2009 yılı Aralık ayında Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ilköğretim okullarına devam eden 11-15 yaş arasındaki (6-8. sınıf) 14.233 öğrenciden tabakalı örnekleme göre seçilen 698 öğrenci ile test, re-test (1 saat sonra) olarak uygulandı. Ankete katılan adolesanların %52.7 erkek, %47.3 kız idi.Ankette değişkenlerin analizi için ki-kare, One Way ANOVA, testte verilen yanıtların normal dağılıma uygun olup olmadıkları Kolmogorov-Smirnov analiz yöntemi, testin güvenilirliği Sperman Korelasyon analizi, ölçeğin faktör analizi yapmaya uygunluğu Kaiser-Meyer-Olkin ve Barlett analizleriyle bakılarak testin geçerliliği için Companent Faktör analizleri uygulandı.Uygulanan anketin Cronbach Alpha ile hesaplanan güvenirlik katsayıları 0.7322-0.7765 arasında bulundu. Anketin madde-toplam korelasyon katsayıları 0.355 ile 0.853 arasında değerler aldı. Verilerin temel bileşenler analizine uygunluğunu belirlemek için yapılan KMO değeri yüksek (0.838) çıktı. Companent Faktör analizine göre alınan tüm maddelerin faktör yükü 0,50'ın üstünde bulundu ve varyans %52.024 hesaplandı.Sonuç olarak, bu çalışmadan COOP Adolescent Chartın Türkçe uyarlamasının orijinalindeki gibi yüksek madde toplam test korelasyon katsayısı, iç tutarlılık, benzer ölçeklerle olan korelasyon katsayısı, test, re-test güvenilirlik katsayısı sonucu elde edilen puan kararlılığı ve yapı geçerliğine sahip olduğu görülmektedir. Türkçeye uyarlanan, uzman görüşü ve onayı ile düzenlenen bu ölçme aracının, orijinal ölçme aracında olduğu gibi tüm adolesanlar üzerinde geçerli ve güvenilir bir biçimde kullanılabilir.Anahtar sözcükler: COOP Adolescent Chart, Geçerlik-Güvenirlik.
Anne kanında fetal nükleik asitlerle prenatal tanı uygulamas
Maternal dolaşımda serbest fetal DNA'nın bulunması ile geçtiğimiz on yılda girişimsel olmayan prenatal tanıda gelişmeler kaydedilmiştir. Fetüste paternal alellerin serbest fetal DNA'da tanımlanmasına yönelik çalışmalar artık kullanılmaya başlanmıştır. Maternal plazmada fetal DNA analizinde HRM eğrisi analizi girişimsel olmayan prenatal tanı için büyük bir potansiyel oluşturmaktadır.Elli ikisi orak hücre, 32'si beta talasemi taşıyıcısı ve 15'i sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 104 primigravidanın maternal plazma örneğini çalıştık. Fetal DNA, 1 mL plazma örneğinden elde edildi; erkek fetüsleri saptamak için Y kromozomuna özgül SRY ve DYS14 belirteçleri ?nested? PCR ve RT-PCR ile analiz edildi. Fetal ve total DNA kantitasyonu sırasıyla DYS14 ve beta globin genleriyle yapıldı. Girişimsel prenatal tanıdaki geleneksel yöntemlere seçenek olarak hemoglobinopatilerde HRM analizi ile fetal DNA genotiplendirilmesi yapıldı.Maternal plazmada gebeliğin erken döneminde fetal DNA (DYS14), RT-PCR ile % 100 oranında erkek taşıyan gebede saptandı; SRY dizisi kullanarak ?nested? PCR ile bu oran % 93,7 olarak bulundu. Maternal plazma total (beta globin) ve fetal DNA düzeyleri gebelik haftası ile artış gösterdi. Orak hücre taşıyıcısı gebelerde fetal DNA düzeyi, kontrol ve talasemi grubuna göre artan MoM değerleri gösterdi. Talasemi taşıyıcısı gebelerde total DNA miktarında, kontrol ve orak hücre taşıyıcısı gruba göre azalan MoM değeri gözlendi (p<0,001). Gebeliğin geç döneminde, orak hücre taşıyıcısı, talasemi taşıyıcısı ve kontrol grupları arasında beta globin düzeylerinin anlamlı olarak arttığını saptadık. Fetal DNA'nın HRM ile genotiplemesi paternal alellerin maternal DNA'dan ayrımı ile yapıldı. Fetüsün anneyle aynı genotipi taşıdığı durumlarda kısmen de olsa sorunlar yaşandı.Sonuçlarımız hemoglobinopatili gebeliklerin erken döneminde, fetal ve total DNA düzeylerine bakmanın anlamlı olmadığını gösterdi. Hemoglobinopatilerin prenatal tanısında girişimsel yöntemlere seçenek olarak fetal DNA'nın genotiplendirilmesinde fetüsün anneden farklı paternal aleller taşıdığı durumlarda HRM analizinin kullanışlı olabileceğini göstermektedir.
Tanı testlerinin değerlendirilmesinde kullanılan standartlar ve analitik yöntemler
Bir tanı testinin doğruluk ölçütlerinin değerlendirilmesinde yansız tahmin ediciler tercih edilir. Ancak, testin doğruluk ölçütlerinin belirlenmesinde yanlılıklar ile karşılaşılabilir. Bu yanlılıklardan sıklıkla görülenleri; Doğrulama yanlılığı ve Kesin olmayan altın standart yanlılığıdır. Bu tezde bu yanlılıkların düzeltilmesinde kullanılan yaklaşımlar incelenmiş ve bu yaklaşımların sorun yaşadığı durumlarda alternatif olabilecek yaklaşımlar önerilmiştir.Doğrulama yanlılığı çalışmaya alınan tüm bireylere altın standart testin uygulanmaması sonucunda ortaya çıkar. Tanı testinin ikili ölçüm olması durumunda yanlılığın düzeltilmesinde; altın standart uygulanmayan bireylerin sonuçları eksik ölçüm olarak kabul edilirse, eksik ölçüm mekanizmasına göre, Begg&Greenes, Zhou sınırları, Lojistik Regresyon, Çoklu İmputasyon gibi yaklaşımlar kullanılır. Bu tezde bu yaklaşımlara Yapay Sinir Ağları yaklaşımı da alternatif olarak eklenmiş ve yaklaşımlar çeşitli karşılaştırma başlıkları altında üretilmiş ve gerçek veri setleri kullanılarak karşılaştırılmıştır.Kesin olmayan altın standart yanlılığı ise, altın standart olarak kabul edilen bir testin olmaması durumunda bu test yerine daha düşük sınıflama başarısı olan bir testin, kesin olmayan altın standart testinin, kullanılması ile ortaya çıkar. Yanlılığın düzeltilmesinde tanı testinin ölçüm ölçeğine göre Tutarsızlık Çözücü, Bileşke Referans Standardı, Zhou'nun Parametrik olmayan ROC eğrisi tahmini, Bayes yaklaşımı gibi yaklaşımlar kullanılır. Bu tezde bu yaklaşımlar ile bunlara alternatif olarak önerilen Gizli Sınıf Analizi yaklaşımı, üretilmiş ve gerçek veri setleri kullanılarak karşılaştırılmıştır.Üretilmiş veri seti ile yapılan tüm karşılaştırmalarda yaklaşımların sonuçlarını etkileyebilecek: değişen veri seti büyüklüğü, değişen hastalık prevelansı, değişen doğruluk ölçütü gibi durumlar göz önüne alınmıştır.Doğrulama yanlılığını düzeltmede; kesin tanı doğrulaması yapılmamış bireylerin rastgele seçilmiş olması durumunda Begg&Greenes yaklaşımı, rastgele olmaması durumunda ise Lojistik Regresyon ve Yapay Sinir Ağları yaklaşımlarının uygun yaklaşımlar olabileceği görülmüştür.Kesin olmayan altın standart yanlılığını düzeltmede; tanı testinin ikili ölçüm olması durumunda uygun prevelans aralığı ve yüksek doğruluk ölçütünde Gizli Sınıf Analizi; tanı testinin sıralı ölçüm olması durumunda yine uygun prevelans aralığı, yeterli sayıda kategori ve test varlığında Gizli Sınıf Analizi; tanı testinin sürekli ölçüm olması halinde ise küçük örneklem, düşük eğri altında kalan alan ve karıştırıcı etkili değişken varlığı dışındaki durumlarda Bayes yaklaşımı, bu yaklaşımın sorun yaşadığı durumlarda ise Gizli Sınıf Analizi önerilebilir yaklaşımlardır.
Tarama testleri ile gebelikte anöploidi riskinin belirlenmesi ve kantitatif floresan polimeraz zincir reaksiyonu ile prenatal tanısı
İnsan plasental laktojeni (hPL), plasenta tarafından sentezlenen ve maternal serumda bulunan bir polipeptiddir. Down sendromlu plasentalarda sentezinin azaldığı gösterilmiştir. Kantitatif Floresan Polimeraz Zincir Reaksiyonu (QF-PCR), son yıllarda anöploidilerin hızlı tanısında kullanılan yöntemlerdendir. Bu çalışmanın amacı fetal anöploidiler için hPL'nin maternal serum belirteci olarak potansiyelinin ve QF-PCR'ın tanıdaki etkinliğinin araştırılmasıdır.Merkez Laboratuvarına başvuran birinci trimester için 85 düşük ve 23 yüksek riskli, ikinci trimester için 84 düşük ve 51 yüksek riskli gebenin serum hPL düzeyleri ölçüldü. Düşük riskli gebelerin hPL düzeyleri ile her gebelik günü için medyan değerleri belirlenerek gebelik yaşına uygun MoM değerleri hesaplandı. Prenatal Tanı Ünitesi'ne hemoglobinopatiler yönünden prenatal tanı amacıyla başvuran 26 gebe ile yüksek riskli olgulardan invaziv prenatal işlem yapılan 2 gebeye QF-PCR analizi yapıldı.Birinci trimester yüksek riskli grupta Down sendromlu olduğu tespit edilen olgunun hPL MoM değeri 0,77, ikinci trimester yüksek riskli grupta Down sendromlu olduğu tespit edilen olgunun hPL MoM değeri 1,50 olarak belirlendi. Bu iki olguya yapılan QF-PCR analizi ile karyotipleri 47,XX+21 olarak belirlendi. Normal karyotipe sahip olduğu belirlenen 26 örneğin birinde ise QF-PCR sonucu 46,XX olarak belirlenmesine rağmen olgunun yapılan sitogenetik analizinde fetusun karyotipinin 46,XX-92,XXXX mozaik tetraploidi olduğu saptandı. QF-PCR yönteminin duyarlılığı % 66,6, özgüllüğü % 100, pozitif prediktif değeri % 100 ve negatif prediktif değeri % 96 olarak hesaplandı.Sonuç olarak; hPL birinci trimesterde anöploidi taramasında mevcut testlere ek olarak kullanılabilir, ancak potansiyelinin değerlendirmesi için geniş prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Bununla beraber QF-PCR, yüksek duyarlılık ve özgüllük oranları ile anöploidilerin hızlı tanısı için güvenilir bir yöntemdir.
Yöremizde izole edilen Brusella Spp suşlarının antibiyotik duyarlılıklarının E-Test yöntemi ile değerlendirilmesi
Bruselloz tüm dünyada yaygın olarak görülen ve ülkemizde kırsal alanlar başta olmak üzere önemli bir sağlık sorunu oluşturan zoonotik bir hastalıktır. Ülkemiz brusellozun endemik görüldüğü coğrafyada bulunmaktadır. Bu çalışmada, klinik örneklerden izole edilen Brusella cinsi bakterilerde tür tayini yapılması ve bu suşların klasik tedavi rejimlerinde kullanılan antibiyotiklere karşı in vitro duyarlılıklarının araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya 2010 ile 2012 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde, klinik örneklerden izole edilen 50 Brusella suşu dahil edilmiştir. İzolatlar Vitek 2 otomatize sistemiyle tür düzeyinde tanımlanmıştır Brusella cinsi 50 izolata karşı doksisiklin, streptomisin, rifampisin, siprofloksasin, tigesiklin, gentamisin, trimetoprim-sulfametoksazole, eritromisin, ampisilin ve amoksisilin/klavulanik asit'in in vitro aktivitesi E-Test yöntemi ile belirlenmiştir.Tüm izolatlar Brusella melitensis olarak belirlenmiştir. Tüm izolatlar doksisiklin, streptomisin, siprofloksasin, tigesiklin, gentamisin, trimetoprim-sulfametoksazole, eritromisin, ampisilin ve amoksisilin/klavulanik asit'e duyarlı (%100) olarak bulunmuştur. Rifampisin'e 11 suş (%22) orta duyarlı, bir suşta (%2) dirençli olarak tespit edilmiştir. Tüm Brusella melitensis izolatlarına karşı minimal inhibitör konsantrasyon (MIK50; 0,023 ug/ml ve MIK90; 0,064 ug/ml) değerleri en düşük Trimetoprim-sulfametoksazole'de belirlenmiştir.Brusella türlerinin antibiyotik duyarlılıklarının belirli aralıklarla tespit edilmesinin ve buna göre tedavinin yönlendirilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Antibiyotik duyarlılık, Brusella spp, Bruselloz tedavisi, E-Test
Aeroalerjen karışımları ile yapılan deri testinin duyarlılığı ve özgüllüğü
Amaç: Atopi; sıklıkla protein yapıdaki alerjenlerle doğal karşılaşma sonucu bireyin duyarlı hale gelmesi ile immünglobulin E antikor cevabı oluşturmasına kişisel ve/veya ailesel eğilim şeklinde tanımlanmaktadır. Öykü ve klinik bulgulara ek olarak atopi tanısının temel taşlarından biri deri prick testidir. Bu çalışmanın amacı öyküsünde atopi şüphesi olan hastalarda 8 çeşit aeroalerjen solüsyon ve bu aeroalerjenlerin eşit oranda karışımıyla hazırlanan solüsyon ile farklı noktalara deri prick testi yapılarak, aeroalerjen karışımları ile yapılan deri testinin duyarlılığının ve özgüllüğünün belirlenmesi idi. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı?na Temmuz-Ekim 2012 tarihleri arasında başvuran ve atopi şüphesi olan 91?i kadın, 49?u erkek 140 hasta çal ışmaya alındı. Yaşları 8 ile 73 arasında değişiyordu ve ortalama yaş 32,8±13,7 yıl idi. Hastalara 8 çeşit aeroalerjen ve bu aeroalerjenlerin eşit oranda karışımıyla hazırlanan solüsyon ile farklı noktalara deri prick testi yapıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 140 hastadan 6?sının sonuçları deri prick testi geçerlilik kriterlerine uygun olmadığı için değerlendirme dışı bırakıldı. Standart deri prick testi alerjenlerinden herhangi birine karşı pozitiflik saptanan 65 hastanın 62?sinde karışım prick testi de pozitifken, 3?ünde negatif idi. Kar ışım prick testinin pozitif saptandığı 72 hastanın 62?sinde standart deri prick testi alerjenlerinden herhangi birine karşı pozitiflik saptanırken, 10?unda negatif idi. Standart deri prick testinde en fazla ev tozu akarı 2?ye kar şı pozitiflik saptandı. Epi-info paket programı kullanılarak yapılan tanı test ölçütlerinde testin sensitivitesi % 95,4, spesifisitesi % 85,5, pozitif prediktif değeri % 86,1, negatif prediktif değeri % 95,2, doğruluk oranı %90,2 olarak saptandı. Sonuç: Sonuç olarak deri prick test pozitifliğinin çok yüksek olmadığı bölgelerde, karışım prick testin atopi şüphesi olan hastalarda kullanılabilecek ucuz, güvenilir ve pratik bir tarama testi olabileceği düşünüldü.