Nutritional habits

322 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde beslenme alışkanlıkları ve obezite riski: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi örneği

Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını ve obezite görülme sıklığını belirlemek amacıyla Namık Kemal Üniversitesi öğrencileri örneklem alınmıştır. Öğrencilerin boy ve kilo verileri ile beden kitle endeksleri hesaplanarak Dünya Sağlık Örgütü obezite gruplandırmasında hangi kategoride yer aldıkları saptanmıştır. Ayrıca üniversite öğrencilerinin demografik özelliklerini, (yaş, cinsiyet, boy, kilo, gelir düzeyi, kardeş sayısı) beslenme tercihlerini, obezite hakkındaki farkındalıklarını ve bilgi düzeylerini ölçümlemek amaçlanmıştır. Veri toplama aracı olarak 35 sorudan oluşan anket metni kullanılmıştır.Anket metni Namık Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören 302 öğrenci tarafından yanıtlanmıştır. Bu çalışmada oluşturulan bu anketten elde edilen verileri kullanarak, fazla kilolu ve obez olma durumu ile obezite oluşumuna etki eden bireysel ve çevresel faktörler arasındaki ilişkideki cinsiyet farklılıkları incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde beslenmenin tanımı, beslenme alışkanlıkları, besin hijyeni, güvenilirliği, yeterli ve dengeli beslenme ile yetersiz ve dengesiz beslenme durumları ve gençlerde beslenme davranışlıkları hakkında bilgiler verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde obezitenin tanımı yapılarak, obezite oluşumuna neden olan faktörler, sebep olduğu hastalıklar, çözüm önerileri, tedavi yöntemleri, Dünya'da ve Türkiye'de obezite görülme sıklıkları ve obezitenin ekonomik boyutları hakkında bilgiler yer almaktadır. Tezin son bölümünde ise; Namık Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrenciler üzerinde gerçekleştirilen anket çalışması sonuçları; ki kare testi ile analiz edilmiş ve betimleyici analiz ile yorumlanmıştır. Anketin güvenilirliği Cronbach Alpha testi ile ölçülmüştür. Ayrıca anket çalışması ile elde edilen verilerin ki kare testi sonuçları daha önce beslenme alışkanlıkları ve obezite konularında yapılan çalışmaların sonuçları ile karşılaştırılmış, ekonomik, genetik, çevresel ve kültürel faktörler ile bireysel tercihlerinobezite oluşumuna etkileri incelenmiştir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme davranışı+2
Çağla Kahraman
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencilerinin antropometrik ölçümleri ile akdeniz diyeti ve beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma Ocak 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde öğrenim gören çalışmaya katılım kriterlerini karşılayan gönüllü 174 öğrenci üzerinde yapılmıştır. 18-24 yaş arasında olan dördüncü sınıflarda öğrenim gören 54, üçüncü sınıflarda öğrenim gören 65 ve ikinci sınıflarda öğrenim gören 59 öğrenci ile yapılan çalışmada öğrencilerin Akdeniz Diyet Kalite İndeksi ve sağlıklı yaşam biçimleriyle ilgili akademik bilgilerini kendi yaşamlarına uygulayabilme yetenekleri ve sağlıklı beslenme takıntısının saptanarak Akdeniz Diyet Kalite İndeksi ile antropometrik ölçümler arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilere yüz yüze görüşme yöntemiyle anket formu uygulanmıştır. Ayrıca anket formu uygulanan öğrencilerin antropometrik ölçümleri ve vücut kompozisyonu saptanmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda öğrencilerin Akdeniz diyet kalite indeksi ortalamasının; 5,3±2,95; ORTO-11 ölçeği puan ortalamalarının ise 24,75±6,48 olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin ortalama vücut ağırlığı 59,7±11,1 kg ve beden kitle indeksi (BKİ) ortalamaları ise 21,72±3,1 olarak saptanmıştır. Bu araştırmada öğrenim görülen sınıf düzeyi arttıkça Akdeniz diyetine uyumun arttığı aynı zamanda öğrencilerin Akdeniz diyet kalite indeksi puanları arttıkça beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin ve ORTO-11 ölçeği puanlarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak Akdeniz diyetine uyumun bireylerin vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ile vücut bileşimini olumlu olarak etkilediği ve Akdeniz diyetine uyumun artması ile ortorektik davranışların arttığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı beslenme, Akdeniz diyeti, BKİ, Vücut kompozisyonu, Ortoreksiya Nervoza

Akdeniz diyetiAntropometriBeslenme+7
Hilal Torpil
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgınında Trakya bölgesindeki bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerine bir araştırma

Covid-19 salgını günlük yaşam alışkanlıklarının değişimine sebep olmuştur. Bu çalışmada Covid-19 salgınında değişen beslenme alışkanlıkları araştırılmıştır. Çalışma, Trakya bölgesinde (Çanakkale, Edirne, İstanbul Avrupa, Kırklareli ve Tekirdağ) yaşayan 1023 kişinin online anket katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Anket tekniğinden yararlanılarak elde edilen sonuçlara göre; katılımcıların %64,3'ü kadın, yaş ortalaması 37,30 ± 11,96, boy kilo endeksi (BKI) ortalaması 25,46 ± 4,62'dir. Katılımcıların %65,4'ü İstanbul Avrupa yakasından katılmış olup, %31,3'ünün kan grubu A RH+, %29,6'sının gelir durumu 3000-4000 TL arasındadır. Katılımcıların %49,1'i üniversite mezunu olup, %46,7'si tütün ürünü ve %47'si alkol kullanmamaktadır. Katılımcıların %33,5'i günlük 5-7 bardak su içmekte, %47,8'i spor yapmamaktadır ve %61,97'sinin kronik rahatsızlığı yoktur. Ayrıca katılımcıların %17,8'i Covid-19 salgınına yakalanmış, %44,9'u Covid-19 testi yaptırmıştır. Katılımcıların %2'si (20 katılımcı) vejetaryen, %2,7'si (28 katılımcı) vegandır. Katılımcıların %51,5'i günde 3 öğün yemek yemekte, %24,4'ü ise öğün atlamamaktadır. %43,99'u öğün aralarında meyve tercih etmekte, %43,2'si haftada 1-2 gün et (Kırmızı, beyaz et, balık eti, sucuk, pastırma, salam, sosis) tüketirken, %72,1'i her gün süt ürünleri ve diğer hayvansal ürünleri, %66,5'i her gün tahıl ürünleri, %49,5'i her gün sebze ve meyve, %26,4'ü haftada 3-4 gün kuruyemiş, %71'i her gün yağ tüketmekte ve en çok sıvı yağ ve zeytinyağı tüketilmektedir. Katılımcıların %23,7'si hafta 1-2 gün atıştırmalık ve fast-food tüketmekte, %52,98'i lezzetli olduğu için fast-food'u tercih etmektedir. Katılımcıların %80,1'i her gün alkolsüz içecek tüketirken en çok tüketilen, siyah çaydır. Katılımcıların %21,3'ü dışarıdan hazır yemek tüketmemekte, %11,5'i kapalı paketli ürün (bisküvi, kraker, cips ve tüketime hazır paketli gıdalar) tüketmemektedir; %43,4'ü biraz sağlıklı beslendiğini iddia etmiştir. Katılımcıların %49,3'ü normal hızla yemek yemektedir. Covid-19 salgınında su (%43,1), sebze-meyve (taze-kuru) (%40,6), soğan-sarımsak (%38,1), yoğurt (%36,6), kuruyemiş (%31,4) daha fazla tüketilen gıdalar arasındadır. Covid-19 salgınında tüketimi azalan yiyeceklerin başında %29,7 ile ekmek gelmektedir. Covid-19'dan önceye göre katılımcılar; kek-pasta-kurabiyeyi %29,3, poğaça-böreği %18,1 oranında daha az tüketmiştir. Analiz sonuçlarına göre tütün kullanımı, spor yapma, öğün sayısı, vitamin desteği kullanma, su tüketimi ve vejetaryen olma durumları ile Covid-19 arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca tütün ürünü kullanımı, günlük su tüketim durumu ve yemek yeme hızı ile BKİ değerleri arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05), ayrıca günlük su tüketimi ile diyabet arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada Covid-19 salgını ile katılımcıların beslenme alışkanlıklarının değiştiği tespit edilmiştir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıCOVID 19+1
Halime Ebru Kahrıman
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu semptom sıklığı ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

DEHB yaşla uyumlu olmayan düzeyde dikkatsizlik, hiperaktivite, dürtüsellik ile karakterize, yaygın kronik nörogelişimsel bir hastalıktır. DEHB'nin tipik olarak erken çocukluk döneminde başladığına inanılır, ancak tanı sıklıkla okul çağında konulur. DEHB tanısı alan birçok çocuk, ergenlik ve genç erişkinlik dönemlerinde eğitim ve sosyal işlevsellik alanlarında sorunlar yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle DEHB ülke nüfusu için yüksek toplumsal ve bireysel maliyetlerdendir.Çalışmamız, Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesine bağlı ilkokullarda öğrenim gören öğrencilere ve ebeveynlerine ulaşılarak çocukların beslenme alışkanlıklarını, DEHB ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin araştırılması ve DEHB semptom sıklığını ölçerek DEHB hakkında ebeveynlerde, sağlık çalışanlarında farkındalık yaratmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda çocukların 67'si (%11,1) 0-2 ay anne sütü ile beslenmiştir. 0-2 ay anne sütüyle beslenenlerin ortalama CADÖ-48 puanı, 6 aydan fazla süre beslenenlerinkinden anlamlı bir ölçüde fazla olarak saptanmıştır. Çocukların 157'si (%26,25) öğün atlamamaktadır. Çocukların ortalama CADÖ-48 puanının, sık sık öğün atlayanlarda, bazen atlayanlara ve hiç atlamayanlara göre; bazen atlayanların ise hiç atlamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde fazla olduğu saptanmıştır. Çocukların 525'i (%86,8) düzenli olarak kahvaltı etmektedir. Düzenli kahvaltı eden çocukların ortalama CADÖ-48 puanı, düzenli olarak kahvaltı etmeyenlerinkinden anlamlı ölçüde düşük olarak bulunmuştur. Çocukların sağlıklı besin tüketim sıklığı puan ortalaması ile ortalama CADÖ-48 puanı arasında korelasyon analizi yapıldığında negatif çok zayıf anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Sonuç olarak beslenme alışkanlıkları DEHB için bir risk faktörü olmakla birlikte doğru beslenme alışkanlıkları edinildiğinde de DEHB riskini veya semptomlarını azaltabilmektedir. Ancak bu konunun daha iyi açıklanabilmesi geniş çaplı ve geçerliliği yüksek daha çok çalışma yapılmalıdır.

Belirti ve semptomlarBeslenme alışkanlıklarıHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+2
Öykü Elvin Dalaslan
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeme reddi olan okul öncesi dönem çocuklarda anne kişilik özellikleri ve bağlanma stillerinin incelenmesi

Yeme reddi bebek ve küçük çocuklarda oldukça sık görülmekte olup fiziksel ve zihinsel gelişme geriliği, çeşitli davranış sorunları ve ebeveyn çocuk ilişkisinde oluşturduğu problemler açısından önem taşımaktadır. Yeme reddi etiyolojisinde biyolojik ve psikososyal fakörlerin birbirleriyle etkileşiminin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda, yeme reddi olan okul öncesi dönem çocuklarda anne kişilik özellikleri ve bağlanma stillerinin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması ve elde ettiğimiz sonuçların ileride tedavi planlamasına yol gösterebilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız hasta grubunda yeme reddi şikayeti ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ya da Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğine başvuran, 2-6 yaş arası 60 hasta ve annesi, kontrol grubunda ise yeme reddi şikayeti olmayan, sağlıklı 34 gönüllü katılımcı ve annesi olmak üzere iki grup şeklinde dizayn edilmiştir. Kullanılan ölçüm araçları; Mizaç Karakter Envanteri, Erişkin Bağlanma Ölçeği, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu ve Sosyodemografik Veri Formu'ndan oluşmaktadır. Grupların mizaç ve karakter özellikleri karşılaştırıldığında yeme reddi olan çocukların annelerinde zarardan kaçınma mizaç boyutunun çabuk yorulma alt ölçek puanı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük, yeme reddi olan çocukların annelerinde kendini yönetme karakter boyutunun sorumluluk alma alt ölçek puanı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Hasta grubunun alt grupları kendi içerisinde karşılaştırıldığında seçici yeme grubundaki çocukların annelerinin işbirliği yapma karakter boyutunun yardımseverlik alt ölçek puanları diğer hasta alt gruplarındaki annelere göre anlamlı şekilde yüksek saptanmıştır. Grupların anne bağlanma stilleri açısından benzer olduğu görülmüştür. Hasta grubunda Kaçıngan / Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu görünümleri dağılımı; seçici yeme, iştahsızlık, yemekten korkma-kaçınma şeklinde sıralanmıştır.

BağlanmaBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+5
Tuğçe Yıldız
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sabahçıl ve akşamcıl kronotipe sahip tip 2 diyabetli bireylerin yeme tutumu, beslenme alışkanlıkları, kan parametreleri ve yaşam kalitesi açısından karşılaştırılması

Diyabet, insülin etkisi, insülin sekresyonu veya her ikisinin defektinden kaynaklanan, hiperglisemi ile karakterize metabolik bir bozukluktur. Kronotip, insanların sirkadiyen ritimlerine bağlı olarak tercih ettikleri uyku ve aktivite zamanlarındaki farklılıklar olarak tanımlanır. Bireyler kronotip açısından sabahçıl, akşamcıl ve ara kronotip olmak üzere 3 farklı sınıfa ayrılır. Tip 2 diyabetli bireylerdeki kronotipik varyasyonlar ve glisemik kontrol arasındaki ilişki hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Bu araştırmanın amacı, kronotip farklılıklarına göre tip 2 diyabetli bireylerin yeme tutumlarını, beslenme alışkanlıklarını, kan parametrelerini ve yaşam kalitelerini değerlendirmektir. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla Sabahçıl-Akşamcıl Anketi, Yeme Tutum Testi-26, Genel Bilgiler, Sağlık Durumu ve Beslenme Alışkanlıklarının Değerlendirilmesi Anket Formu, Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmış ve katılımcıların kan parametreleri incelenmiştir. Araştırmanın sonuçları istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Kronotip ile yeme tutumu, ana öğün atlama durumu, kuşluk ara öğününün, öğle yemeğinin ve akşam yemeğinin tüketildiği saatler, açlık kan glikozu, HbA1c (%), trigliserid ve HDL kolesterol düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Kronotip ile kahvaltının, ikindi ve gece ara öğünlerinin yapıldığı saatler ve kolesterol düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur (p<0,05). LDL kolesterol düzeyleri kronotipe göre anlamlı farklılık göstermiş olmakla birlikte (p<0,05), farkın kaynağını sabahçıl ve ara kronotipe sahip bireylerin oluşturduğu saptanmıştır. Sabahçıl ve akşamcıl kronotipe göre Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puanının istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçlarını genelleştirebilmek için tip 2 diyabetli bireyler üzerinde kronotipin etkisinin kapsamlı bir şekilde inceleneceği yeni çalışmaların yapılması önerilmektedir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıDiabetes mellitus+5
Seher Yerlikaya
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin bireylerin ABO kan grubu diyeti ile ilgili görüş, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Beslenme ve diyet kavramları çoğunlukla kilo problemleri için bireylerin gündemine girmekte olsa da sağlık problemleri için de bazı diyet uygulamalarına yönelimler artmaktadır. Farklı diyet tipleri dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok tartışılmakta, farklı görüşler dile getirilmektedir. ABO kan grubu diyeti, kişilerin kan gruplarına göre besinlerin etkisinin farklılıklar gösterdiği ve her kan grubunun kendisine göre faydalı kategorisindeki besinleri daha sıklıkla tercih etmesini, kan grubuna göre önerilmeyen yiyeceklerin ise daha az sıklıkla tüketilmesini öneren diyet tipidir. ABO kan grubu diyeti de toplum tarafından uygulanan, fakat literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyet tiplerindendir. Bu çalışmayla ABO kan grubu diyeti hakkında fikir sahibi olan erişkin bireylerin bu diyete dair düşünce, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda 1 Ağustos 2022 – 7 Ocak 2023 tarihleri arasında sosyal medya platformlarında e-anket kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini sosyal medya platformlarında iletilen ankete katılmayı kabul eden, 18 yaş üstü ve ABO kan grubu diyetini duymuş kişiler oluşturmaktadır. Çalışmaya 1155 erişkin birey katıldı. Çalışmaya katılan bireylerin %43,5'i (n=502) ABO kan grubu diyetini uygulamıştır. ABO kan grubu diyetini uygulayan katılımcıların %90,6'sı diyetten memnun olduğunu belirtmiş olup, %94,8'i de bu diyeti yakın çevresine önermekteydi. Diyeti uygulayanların %89,4'ü eskiye göre daha dinç ve sağlıklı hissetmekte olduğunu bildirdi. Diyeti uygulamayan katılımcıların çoğu diyet hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı için diyeti uygulamamış olduğunu, %73,4'ü ise bu diyeti uygulamayı düşündüğünü bildirdi. Literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyetler çalışmamız örnekleminde de olduğu gibi her geçen gün toplum tarafından kabul görmekte ve uygulanma sıklığı artmaktadır. Bu diyetler hakkında daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Hem ABO kan grubu diyeti, hem de toplumun ilgi gösterdiği diğer popüler diyetler konusunda hekimlerin ve diyetisyenlerin bilgi sahibi olması, toplumun doğru yönlendirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Özellikle hastalarının sağlığına bütüncül olarak yaklaşan aile hekimlerinin eğitim planlamalarında beslenme konularına önem verilmeli ve popüler diyetler de göz önüne alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: ABO kan grubu sistemi, diyet, besin ve beslenme, davranış, tutum

ABO kan grup sistemiBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+7
Eribenur Ötegen
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde yetişkin bireylerde depresyon ve COVİD-19 korku durumu ile diyet kalitesi arasındaki ilişkinin saptanması

Bu çalışma Covid-19 pandemi döneminde bireylerin depresyon ve Covid-19 korku durumları ile diyet kaliteleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla 19-64 yaş arası, 56 kadın ve 49 erkek olmak üzere, toplam 105 gönüllü birey ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, Covid-19 Korku Durumları (FCV-19S), depresyon, stres, anksiyete durumları (DASS-21) ve diyet kaliteleri (HEI-2015) online ortamda uygulanan anket formu aracılığıyla sorgulanmıştır. Covid-19 pandemisinde bireylerin %42,9'unun evde yemek pişirme sıklığının arttığı; %51,4'ünün hazır yemek tüketim sıklığının azaldığı belirlenmiştir. Kadın bireylerin FCV-19S puanları ortalama 20,3±6,40 puan; erkeklerin 16,9±6,78 puan olarak saptanmıştır (p<0,05). Kadın bireylerin DASS-21 puanı ortanca değeri 36(42) puan; erkek bireylerin 16(46) puan olarak belirlenmiştir (p<0,05). FCV-19S ve DASS-21 arasında pozitif yönde istatiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,416 ve p=0,000). HEI-2015 ile DASS-21 ve FCV-19S arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Kadın bireylerin HEI-2015 puanı ortalama 64,0±13,07 puan; erkek bireylerin HEI-2015 puanları ortalama 55,3±11,62 puan olarak saptanmıştır (p<0,05). HEI-2015 sınıflamasına göre diyet kalitesi zayıf olan bireylerin %61,9'unun erkek ve diyet kalitesi iyi olan bireylerin %70'inin kadın olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Çalışmaya katılan bireylerin enerji, karbonhidrat (g/gün), yağ (g/gün), yağ (%), doymuş yağ, tekli doymamış yağ asitleri, retinol, toplam posa, çözünür ve çözünmez posa, magnezyum, demir, karoten, K vitamini, tiamin, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve klor alımları ile ile HEI-2015 puanları arasında pozitif yönlü istatiksel açıdan anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Bireylerin DASS-21 puanları ile karbonhidrat (g/gün), karbonhidrat (%), bitkisel protein alımları arasında negatif yönlü, yağ (%) alımları ile arasında pozitif yönlü istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Pandemi döneminde bireylerin depresyon, stres, anksiyete ve korku düzeylerinin azaltılması, bireylerin beslenme alışkanlıklarına olumlu yönde etki ederek diyet kalitelerinin iyi seviyede kalabilmesine yardımcı olacaktır. Bu nedenle bireylerin psikolog ve diyetisyenden oluşan multidisipliner bir ekipten destek almalarının önemli olacağı düşünülmektedir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıCOVID 19+6
Bilge Seyhan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin sezgisel yeme davranışının okul öncesi ve okul çağı çocuklarda seçici yeme üzerine etkisi

Seçici yeme, çocukluk döneminde yaygın bir beslenme sorunudur. Ebeveynlerin yeme tutum ve davranışları, çocukların beslenme alışkanlıklarını etkiler. Bu kesitsel tanımlayıcı çalışma ebeveynlerin sezgisel yeme davranışlarının okul öncesi ve okul çağı çocuklarda seçici yeme davranışını nasıl etkilediğini değerlendirmek amacı 4-11 yaş arası çocuğu olan 143 ebeveyn ile yapılmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynlere, Genel Bilgi Anketi, Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26), Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (SYÖ-2), Çocuk Beslenme Anketi (ÇBA), Ebeveyn Besleme Tarzı Anketi (EBTA) ve Çocuklarda Yeme Davranışı Anketi (ÇYDA) uygulanmıştır. Beslenmeden sorumlu kişi anne olduğunda (n=134) anne BKİ sınıflamasına göre çocuk BKİ sınıflamasının dağılımı istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.002). Zayıf çocuklarda annesi zayıf olanların oranı, obez olanlara göre anlamlı olarak yüksektir. Obez çocuklarda annesi obez olanların oranı, normal olanlara göre anlamlı olarak yüksektir. BKİ'si normal olan annelerin SYÖ-2 toplam puanı ve duygusal değil fiziksel sebeplerle yeme skoru obezlere göre anlamlı derecede yüksektir. Beden-Yiyecek Seçim Uyumu alt boyutu ve ÇYDA-YS arasında düşük düzeyde bir ilişki vardır (p<0.01). Duygusal besleme ile duygusal değil fiziksel sebeplerle yeme skoru ve SYÖ-2 toplam puanı arasında negatif düşük düzeyde bir ilişki vardır (p<0.01). Normal kilolu çocukların ebeveynlerinin SYÖ-2 toplam puanı değerleri, zayıf çocukların ebeveynlerine göre anlamlı derecede daha yüksektir (p<0.05). EBTA puanlarının çocuk boya göre ağırlık ve yaşa göre BKİ Z skoru sınıflamasına göre dağılımı istatistiksel olarak anlamlı değildir (p<0.05). Ebeveynlerin çocuklarının beslenmesini düzenlerken göstermiş olduğu tutumlar çocuklarda yeme davranışlarını ve besin tercihlerini etkileyebileceği için çocukların besin alımını etkileyecek yemeyi kısıtlama veya yemeye teşvik etme gibi davranışların sonuçları konusunda ebeveynler eğitilmelidir.

Ana-babaBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+5
Zübeyde Özge Özbak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi'nin üniversite çalışanlarının beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeylerine etkisinin saptanması

Çalışmanın amacı COVID-19 pandemisinin üniversite çalışanlarının beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyleri üzerine etkisini incelemektir. Çalışmanın örneklemini Türkiye'deki üniversitelerde çalışmakta olan 22-65 yaşları arasındaki 54 erkek ve 157 kadın olmak üzere 211 gönüllü birey oluşmuştur. Araştırma verileri genel bilgiler, pandemi döneminde besin hazırlama durumu, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyleri olmak üzere 4 bölümünden oluşan anket ile online planlanmıştır. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu bilgileri bireylerin kendi beyanı ile alınmıştır. Pandemi kısıtlamalarında ve olağan dönemde bireylerin günlük tükettikleri besinlerin porsiyon miktarları bilgisi alınmış enerji ve besin ögesi alımları hesaplanmış ve gereksinmeyi karşılama durumu değerlendirilmiştir. Pandemi kısıtlamaları ve olağan dönem için fiziksel aktivite düzeyi hesaplanmıştır. Tüm bireylerde 3 ana öğün tüketimi pandemi kısıtlamalarında 2 ana öğüne düşmüş ve çoğunlukla öğle öğününü atlanmıştır (p<0,05). Bireylerin tükettikleri günlük ara öğün sayısı pandemi kısıtlamaları ile artmıştır (p<0,05). Beslenme alışkanlıkları COVID-19 pandemisinden etkilenen bireyler yüksek oranla (%69,7) vücut ağırlık arttışı bildirmiştir (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde tüm besin gruplarındaki besinlerin günlük tüketilen porsiyon miktarı ortalamalarının olağan dönem sırasındaki tüketimden yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde günlük enerji ve besin ögesi alımları, su, siyah çay, yeşil çay, Türk kahvesi ve filtre kahve tüketimi artmıştır (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde uyku ve uzanarak yapılan işlere ait harcanan süre anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Sonuç olarak COVID-19 pandemisi ile bireylerin beslenme alışkanlıkları değişmiş, besin tüketimi artmış ve fiziksel aktivite düzeyleri azaltmıştır. Sağlığın korunması ve beslenme ile ilintili hastalıkların azaltılabilmesi için bireyler her koşul için yeterli-dengeli beslenme ve fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması konusunda teşvik edilmeli ve bu konuda plan ve politikalar geliştirilmelidir.

Beslenme alışkanlıklarıCOVID 19Fiziksel aktivite+3
Kader Atlı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kuvvet sporcularının beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Kuvvet sporcularında hedef sıklete ulaşmak için yanlış ağırlık kaybetme yöntemleri uyguladıkları ve beslenme bilgilerini diyetisyen yerine antrenörden aldıkları için eksik beslenme bilgilerine sahip oldukları görülmektedir. Beslenme bilgisinin beslenme alışkanlıklarına etkisi göz önüne alındığında bu çalışmanın amacı, kuvvet sporcularının beslenme alışkanlıklarını değerlendirmektir. Çalışmaya lisanslı, 18-33 yaş arası, kuvvet branşlarından 142 erkek ve 116 kadın toplam 258 sporcu katılmıştır. Demografik bilgiler, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim alışkanlıkları bölümünü içeren anket formu, uzman görüşü alındıktan sonra kapsam geçerliliği test edilmiştir. Sporculardan anket formuna ek olarak 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı doldurmaları istenmiştir. Çalışma, kuvvet sporcularının yoğun olduğu kulüp ve spor merkezlerinde duyurulmuş ve çevrim içi anket yoluyla uygulanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS programı ile bakılmıştır ve p<0,05 olduğunda anlamlı olarak kabul edilmiştir. Sporcuların cinsiyete göre kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri ve gece ara öğünü tüketim sıklıklarında anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Erkeklerde yumurta, kırmızı et, balık, ekmek grubu ve kadınlarda meyve grubu tüketim sıklığı daha fazladır ve fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). TÜBER yetişkin besin porsiyon önerilerine göre et/tavuk ürünleri, balık/deniz ürünleri, kurubaklagiller, yağlı tohumları yetersiz tüketenlerin oranı kadınlarda ve meyveleri yetersiz tüketenlerin oranı erkeklerde anlamlı olarak daha yüksek bulunmaktadır (p<0,05). Erkeklerin %61,8'i ve kadınların %51,6'sı protein alım önerilerini sağlamaktadır (referans >1,2 g/kg/gün). Erkeklerin %96,4'ü ve kadınların %98,9'u karbonhidrat alımı önerilerin altındadır (referans >5 g/kg/gün). Erkeklerde enerjinin %43,3'ü ve kadınlarda %43,7'si yağlardan oluşmaktadır ve önerilerin üzerindedir (referans enerjinin %20-30'u). Sporcularda A, B2, B6, B12, C vitaminleri, niasin, bakır, fosfor, çinko alımları önerileri karşılamaktadır. Folat, B1, E vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, potasyum alımları sporcularda önerilerin altındadır. Demir alımı erkek sporcularda yeterli iken kadınlarda önerilerin altındadır. Cinsiyete göre karbonhidrat, ÇDYA, E vitamini, B1 vitamini, B6 vitamini, potasyum ve magnezyum alımlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Bu çalışmada sporcuların cinsiyet ve branşına göre beslenme alışkanlıklarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Sporcularda beslenme alışkanlıklarının iyileşmesi için sporcu diyetisyenlerinden beslenme eğitimi alarak beslenme bilgilerini artırmaları gerekmektedir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıKuvvet+4
Betül Kurt
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi sahiplerinin beslenme alışkanlıklarının kedilerin vücut kondisyon skoru ile ilişkisi

Vücut kondisyon skoru (VKS) kedi sahipleri ve veteriner hekimler için kedilerin sağlığı ile ilgili bilgi edinebilmesi için önemli bir göstergedir. Fazla kilolu ve obez (FKO) VKS, tip-2 diyabet, kalp hastalıkları, osteoartirit, yüksek kan basıncı ve kanser gibi hastalıklara neden olabilir; zayıf VKS ise kronik hastalık, malnütrisyon nedeniyle oluşabilir. Bu çalışmada kedilerin VKS değişikliklerinin sahiplerinin yeme alışkanlıklarıyla ilişkisinin tek sağlık çerçevesinde araştırılması hedeflenmiştir. Analitik tipte, kesitsel bir araştırmadır. Çevrimiçi 46 soruluk anket ile 1875 geçerli veri toplanmıştır. Kedilerin ağırlıkları ve beş dereceli VKS'ları, katılımcıların yeme davranışları, kedilerine yem verme alışkanlıkları öğrenilmiş, VKS değişiklikleri multinomial lojistik regresyon ile değerlendirilmiştir. Kedi ağırlığına bağlı olarak yapılan VKS sınıflandırmasında FKO kedi oranı %33,8; beş dereceli görsel VKS yardımıyla %30,8 olarak belirlenmiştir. Erkek kedilerde normal ağırlık 4,9 ± 1,4 kg, dişilerde 4,0 ± 1,21 kg olarak bulunmuştur. Aynı ortamda üç veya daha fazla kedinin bulunması, tek başına bulunmasına göre FKO tahmini riskini 1,6 kat (%95 GA= 1,20-2,13) arttırmıştır. British, Scottish, diğer saf ırklar ve miks olan kedi grupları VKS değerleri fark görülmüştür (p=0,04). Mama paketinden mama çalan kediler 1,66 kat (%95 GA= 1,26-2,20) daha sık FKO olduğu, obezitenin zararlarının bilinmesinin ise kedilerdeki FKO VKS görülme sıklığını azalttığı belirlenmiştir. Katılımcıların besleneme alışkanlıklarının ve spor alışkanlıklarının kedilerdeki FKO VKS ile doğrudan bir ilişkisi belirlenmese de yem, su verme, kedinin evde üç günden fazla yalnız kalmasının ilişkisi belirlenmiştir. Bilinçlendirme çalışmaları ile kedilerdeki FKO sıklığının düşürülebileceği düşünülmektedir. Obezitenin tedavisi kediler için zor olduğundan, konunun öneminin tek sağlık çerçevesinde ele alınarak bilinçlendirme çalışmalarının yapılması önerilmektedir.

Beslenme alışkanlıklarıHayvan beslemeKediler+2
Erdem Danyer
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesanlarda yeme bozukluğu sıklığının saptanması ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Adölesan yaş grubunda çocuk ve adölesanlar için Akdeniz Diyet Kalitesi İndeksi (KIDMED) ile Akdeniz Tipi Diyete (AD) uyum ve Yeme Tutum Testi 40 (YTT-40) ile yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığının saptanması amaçlanmıştır. Antakya bölgesindeki 46 lisede 27.000 öğrenci eğitim görmektedir. Evren büyüklüğü bilinen formüle göre p :0,50 seçilerek örneklem hesaplanmıştır. Basit rastgele örnekleme yöntemi ile çalışma yapılacak liseler ve sınıflar seçilmiştir. Kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışma yapılmıştır. Veriler çalışmanın amacına uygun yapılandırılmış anket formu ile gözlem altında Mart-Nisan 2022'de toplanmıştır. Veri formu; KIDMED ve YTT-40 ile toplanmıştır. Veri formunda kişilerin beden algısı sorgulanmış ve boy uzunluğu/vücut ağırlığı değerleri beyana dayalı toplanmıştır. KIDMED ölçeğinin değerlendirmesi ; ≥8 puan optimal AD, 4-7 puan AD uygunluğunun geliştirilmesi gerektiği , ≤3 puan ise çok düşük beslenme kalitesi ,YTT-40'soru formundan "≥30" puan alan kişiler "yeme davranışı bozukluğuna yatkın" olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi IBM SPSS 20® ile çalışmanın kesim noktası p:0,50 olarak alınarak yapılmıştır. Öğrencilerin belirttiği boy uzunluğu ve vücut ağırlığına göre beden kütle indeksi Z skorları (BAZ) hesaplanmış olup ; kiloluluk ve şişmanlık sıklığı erkeklerde %25,3, kadınlarda %12,9'dur. Öğrencilerin AD uyum sıklığı %53,7 orta düzeyde ve %9,5 optimal düzeydedir. Öğrencilerin yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığı %13,7'dir. Erkek öğrencilerin AD uyumunun optimal olma sıklığı kadınlara göre anlamlı olarak daha yüksek iken (sırasıyla %13,5,%7,3) (p<0,05), kadın öğrencilerin yeme bozukluğuna yatkınlıklarının erkek öğrencilere göre daha yüksektir (sırasıyla %16,2, %9,5) (p<0,05). AD uyum düzeyi ve yeme bozukluğuna yatkınlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Öğrencilerin BAZ 'a göre AD uyum ve yeme bozukluğuna yatkınlık arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır (p>0,05). Diyet yapan öğrencilerin diyet yapmayanlara göre daha yüksek YTT-40 puanı aldığı bulunmuştur (p<0,05). Öğrencilerin beden algısı ve yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05).Bedeninin kilolu ve şişman olarak tanımlayan öğrencilerin yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığı zayıf ve normal olanlarak tanımlayanlara göre daha yüksektir (p<0,05). Adölesan yaş grubundaki öğrencilere; sağlıklı beslenme, Akdeniz tipi beslenme, beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, yeme bozuklukları konularında muldisipliner yaklaşımlı eğitimler verilerek sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam davranışları geliştirmeleri farkındalığı arttırılmaldır. Öğrencilerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu, yeme bozukluğu ve şişmanlık konularında izlem çalışmalarının sürekliliği sağlanması son derece önemlidir. Anahtar Kelimeler : Adölesan, Akdeniz Tipi Diyet, Şişmanlık, KIDMED, YTT-40

Akdeniz diyetiBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+4
Simay Mirioğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu erken Tunç Çağı topluluklarında ağız ve diş sağlığı

Eski insan topluluklarının beslenme modelleri ve besin hazırlama tekniklerinin belirlenmesinde diş ve çene hastalıklarından elde edilen veriler oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Toplumsal ve siyasal açıdan karmaşık bir dönemi tanımlayan Erken Tunç Çağı'nda Anadolu'da yaşamış insan topluluklarının beslenme alışkanlıklarına ilişkin bilgilerin sınırlı olduğu söylenebilir. Bu çalışmada, Geç Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı boyunca Anadolu'nun farklı coğrafik bölgelerinde yaşamış İkiztepe, Bakla Tepe, Titriş Höyük ve Bademağacı insanlarına ait diş ve çeneler, hastalıklar açısından incelenmiş, topluluklar arasında beslenme alışkanlıkları bakımından bir farklılığın bulunup bulunmadığı çözümlenmeye çalışılmıştır. Aynı topluluklar üzerinde yürütülen kararlı izotop analizlerinden hareketle, bu toplulukların ağırlıklı olarak C3 türünden karasal kökenli yiyeceklerin tüketildiği homojen bir beslenme modeline sahip olduğu belirtilmektedir. Ancak diş çürüğü ve diştaşı gibi hastalıkların topluluklara göre dağılımında gözlemlenen anlamlı farklılıklar, toplulukların beslenme rejimlerindeki karbonhidrat ve protein dengesi açısından birbirlerinden farklılaştıklarına işaret etmiştir. Aşınma ortalamalarının hafif ve orta düzeyde olması, iyi işlenmiş, iri taneli olmayan ve yumuşak yiyeceklerle beslendiklerini göstermekle birlikte, ortalaması daha yüksek olan İkiztepe'nin diğer topluluklardan farklılaştığı tespit edilmiştir. Topluluklar arasındaki farklılıkların yanı sıra, beslenme alışkanlıklarının zamansal değişimi de araştırılmış, Erken Tunç Çağı'nın evrelerinden ziyade bin yılı aşkın bir süreyi kapsayan dönemi tümüyle ele almanın daha yararlı olabileceği belirlenmiştir. Bu bağlamda, Geç Kalkolitik'ten Erken Tunç Çağı'na doğru artan çürük sıklığı ve mine kusurları besinlerin zamanla daha fazla karbonhidrat ağırlıklı olmaya başladığına ve dolayısıyla kalitesinin düştüğüne işaret etmektedir. Diğer yandan periodontal hastalıklar ve ölüm öncesi diş kaybında zamana bağlı görülen artış, dönemin istikrarsız ve karmaşık yapısına gönderme yapabilir. Erken Tunç Çağı boyunca artan siyasal ve toplumsal gerginlik, dönem insanlarının ağız ve diş sağlığını kötü yönde etkilemiş, yaşarken kaybettikleri diş sayısının artmasına neden olmuştur. Sonuç olarak, diş hastalıklarından hareketle, tüm topluluklar için geçerli sayılabilecek standart bir beslenme modelinden bahsetmenin mümkün olmadığı, topluluklar arasındaki farklılıkların şekillenmesinde ise yaşadıkları ekolojik ortam, besin hazırlama teknikleri ve geçim örüntülerindeki farklılıkların etkili olduğu düşünülmektedir.

Beslenme alışkanlıklarıDiş hastalıklarıErken Tunç Çağı
Meliha Melis Koruyucu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adolesan dönem (14-19 yaş) beslenme, fiziksel aktivite ve obezite ilişkisi

Obezite genel olarak vücudun yağ kütlesinin aşırı derecede artması ve sonucunda bireyin boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının istenilen seviyelerden çok yüksek olmasıdır. Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin önemli sağlık sorunları arasına girmiştir. Obezite oranı her geçen gün artmakla birlikte beraberinde önemli sağlık ve ekonomik sorunları getirmektedir. Ayrıca vücuttaki yağ kütlesinin artmasına bağlı gelişen hastalıklar kişinin yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilenmektedir. Obezite birçok etkene bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Sanayileşmenin günlük yaşantımıza girmesi, birçok işlemin makineler tarafından yapılıyor olması insanları pasif bir hayata itmekte, beslenme ile alınan enerjinin harcanandan fazla olması, genetik ve hormonal etkenler, kullanılan ilaçlar ve uyku düzensizlikleri obezite oluşmasına neden olmaktadır. Gelişme dönemindeki çocuk ve ergenler de obezite açısından büyük risk altındadırlar. Bu araştırma, 14-19 yaş gurubu lise öğrencilerinin beslenme, fiziksel aktivite ve obezite ilişkilerini saptamak amacı ile 2014-2015 Eğitim ve Öğretim yılında yapılmıştır. Veri analizi olarak bilgisayarda SPSS programı, Mann-Whitney U analizi ve Ki Kare Testi uygulanmıştır. Öğrencilere beslenme alışkanlıkları, her bir öğünde aldıkları besin çeşitleri ve farklı ortamlardaki fiziksel aktiviteleri kapsayan bir anket uygulanmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde bulunan iki farklı lisenin öğrencileri katılmıştır. Araştırmaya 152 kadın ve 209 erkek olmak üzere toplamda 361 öğrenci katılmıştır. Araştırmaya katılan tüm öğrencilerin boy ve kilo ölçümleri sonrası BKİ (Beden Kitle İndeksleri) hesaplanmıştır. BKİ yaş ve cinsiyetlere göre sınıflandırılmıştır. Bu hesaplamaya göre obezite oranı kadınlarda %0,8 ve erkeklerde %3,9 toplamda %4,7'dir. Araştırma sonuçlarına göre obezitenin en sık görüldüğü yaş gurubu %28,8'lik oranla 15 yaş gurubudur. Öğün tüketimlerinde ise kahvaltı yapan adölesanların %59,2, öğle yemeği tüketenlerin %69,2 ve akşam yemeği tüketenlerin %85,3 oranında olduğu görülmüştür. Başka bir deyişle araştırmaya katılan adölesanların yarıdan fazlası düzenli olarak üç ana öğünü tüketmektedirler. Adölesanlar fiziksel aktivite yönünden incelendiklerinde; obez olanların zamanlarını daha çok bilgisayar başında ve kitap okuyarak geçirdikleri saptanmıştır. Obez olan ve olmayan adölesanlar birlikte değerlendirildiklerinde aralarında anlamlı bir fark olmadığı tesbit edilmiştir. Özetle araştırma sonucunda obezite oranı düşük bulunmuş, beslenme alışkanlıklarının ve fiziksel aktivite alışkanlıklarının obeziteyi birebir etkilemedikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Beslenme, Fiziksel Aktivite, Obezite

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme davranışı+5
Havva Mutlu Demirali
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin algıladığı stres düzeyi ve evlilik doyumunun, çocuklarını besleme tutumlarına etkisi

Bu çalışmada, 36-72 ay yaş grubu çocuğu olan annelerin algıladığı stres düzeyi ve evlilik doyumunun, çocuklarını besleme tutumlarına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini 36-72 ay yaş aralığında çocuğu bulunan 270 anne oluşturmaktadır. Veri toplamak için demografik bilgi formu, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği-10 ve Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, annelerin evlilik doyumunun ve algıladığı stres düzeyinin, çocuklarını besleme tutumları üzerinde etkisinin bulunduğu görülmüştür. Araştırmada evlilik doyumu, algılanan stres düzeyi, beslenme süreci anne tutumları değişkenlerinin katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Bulgular neticesinde beslenme süreci anne tutumlarının ve evlilik doyumunun demografik değişkenlerine göre farklılık gösterdiği ve algılanan stres düzeyinin demografik değişkenlere göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Son olarak, evlilik doyumunun beslenme sürecine etkisinde algıladığı stresin aracı rolü olduğu saptanmıştır. Alan yazın incelendiğinde bu değişkenlerin bir arada bulunduğu bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu sebeple bu araştırmanın anne çocuk arasındaki temel bir ilişki olan beslenme sürecine dair yeni bilgiler sunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: evlilik doyumu, algılanan stres, beslenme, anne baba tutumları

Ana-baba tutumuAnne davranışıAnneler+5
Burcu Gerz
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerin kullandıkları alternatif tedavi yöntemlerinin beslenme alışkanlıkları ve özbakımları üzerine etkilerinin incelenmesi

Diabetes mellitus, insülinin etkisinde kusurlara neden olan kontrolsüz kan şekeri seviyeleri ile karakterize edilen metabolik bir hastalıktır. Tip 1, tip 2, gestasyonel diyabet, neonatal diyabet, erişkin başlangıçlı diyabet ve endokrin kaynaklı diyabet gibi birçok diyabet alt kategorisi vardır. Tip 2 diabetes mellitus (T2DM), karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasındaki anormallikler ile karakterizedir ve insülin sekresyonu, insülin direnci veya her ikisinin bir kombinasyonundan kaynaklanır. Bu araştırma Tip 2 diyabetli bireylerin kullanmış olduğu alternatif tedavi yöntemlerinin yeme alışkanlıkları ve özbakımları üzerine olan etkilerini incelemek üzere yapılmıştır. Araştırmaya toplam 48 birey katılım göstermiştir. Hastaların ortalama diyabet süreleri 10,77 yıldır ve %58,7'si oral anti-diyabetik ilaç kullanmaktadır. Hastaların %47,9'u daha önce TAT yöntemi kullandığını ve %55'inin ilacın yan etkisinde kurtulmak için TAT yöntemini kullandığını belirtmiştir. Hastaların TAT tutum düzeyi ortalamalarının 32,33±8,10 ve özbakım düzey ortalamalarının 71,96±13,44 olduğu belirlenmiştir. Memur olan hastaların (40,33), diğer meslek sahibi hastalara göre daha yüksek TAT tutumuna sahip oldukları tespit edilmiştir (p<,05). Hastaların öğün sayıları, diyabet süresi, açlık ve tokluk kan şekeri ile öz bakım düzeyleri arasında pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir (p<,05). Oral anti-diyabetik+diyet (80,67) ve oral anti-diyabetik+insilün (80,22) kullanan hastaların, diğer hastalara göre daha yüksek öz bakım düzeyleri vardır (p<,05). Ayrıca düzenli kan şekeri ölçen hastaların (74,62), ölçmeyen (65,50) hastalara göre daha yüksek öz bakım düzeyleri vardır (p<,05). Hastaların öz bakım düzeyleri ile Na değerleri arasında negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir (p<,05).

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıDiabetes mellitus+3
Dilanur Sönmez
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Down sendromlu bireylere bakım veren kişilerin beslenme bilgi düzeylerinin ve sağlıklı beslenme tutumlarına etkilerinin incelenmesi

Günümüzde Down Sendromlu bebek doğum oranı artmakta ve Down Sendromlu çocuğu olan ebeveynlerin Down Sendromlu çocuklarının beslenmesi konusunda bilinçlendirilmeye ihtiyaç duyduğu gözlenmektedir. Bu çalışma Down Sendromlu çocuğu olan veya Down Sendromlu bireylere bakım verenlere uygulanacak olan üç farklı ölçek türünden seçilen sorulardan oluşan anket formunun beslenme eğitimi öncesi ve eğitimden 3-4 hafta sonra uygulanması şeklinde oluşturulmuş olup beslenme eğitiminin bakım verenler ve Down Sendromlu bireyler üzerindeki etkisi belirlenmek istenmektedir. Araştırmaya Down Sendromlu danışanlarım ve Uluskararası Down Sendromlular Federasyonu Gebze üyeleri katılımıştır. Çalışmamızdaki Beslenme bilgi düzeyi ve beslenme durumunun tespit edilmeye çalışıldığı anket formunda birinci bölüm demografik maddeleri içermekte olup 4 sorudan oluşmaktadır, ikinci bölümünü oluşturan 35 soruluk kısımda ise; Beslenme Bilgi Ölçeğinden (BBÖ)- Nutrition Knowledge Scale (NKS); Beslenme Problemleri Tarama Testi Ölçeğinden (BEPTÖ)- Screening Tool of Feeding Problems (STEP) ve Anne Baba (Ebeveyn) Beslenme Tarzı Anketinden alıntılanmış olup bakım verenlerin Down Sendromlu bireylere olan yaklaşımları ve genel yaşam tarzları ile ilgili bilgilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Anket formu oluşturulurken alıntılanan cümleler daha anlaşılır ve kısa hale getirilerek, Down Sendromlu bireylerin bakım verenlerinin kolaylıkla cevaplayabileceği şekle dönüştürülmüştür. Besinlerin türleri ve içeriklerine yönelik bilgi düzeyleri için uygulanan ve iki ölçek ve bir anketten alıntılanarak oluşturulan anket formu; 28 kişinin katılımıyla yapılmıştır. Katılımcıların %96,4'ü 12-45 yaş aralığında Down Sendromlu bireyden ve %67,3'ü 25-55 yaş aralığında olan ebeveyn ve bakım veren kişilerin %75 oranında ortaöğretim ve altı eğitim düzeyine olduğu belirlenmiştir. Eğitim öncesi ve sonrası test arasındaki değişimlerin karşılaştırılmasında non-parametrik analiz yöntemlerinden Wilcoxon İşaret Testi kullanılmış ve tanımlayıcı istatistiklerden ortalama ve standart sapma değerleri incelenmiş olup anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiş ve pozitif yönde anlamlı bulunmuştur. Diğer yapılan çalışmaların da desteklediği gibi Down Sendromu konusunda eğitimlerin devamlılığının gerekliliği düşünülmektedir.

Bakım verenlerBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+4
Çınar Demir Akyıldız
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu üniversitesi hastanesinde tip 2 diyabetli/obez hastalarda yeme örüntüsü ve ruhsal travma öykülerinin kontrol grubuyla karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, tip 2 diyabetli/obez bireylerde yeme örüntüleri ile ruhsal travma öykülerinin kontrol grubu ile karşılaştırılması yapılarak, tip 2 diyabetli/obez bireylerde bu hastalıkların meydana gelmesinde yaşanan ruhsal travmanın ve yeme örüntüsünün etkisini değerlendirmektir. Metot: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı Obezite Polikliniği'ne başvuran tip 2 diyabetli/obez olan, 18 yaş ve üstü 74 kişiye ve tip 2 diyabetli/obez olmayan, 18 yaş üstü 55 kişiye Ağustos-Eylül 2018 tarihinde anket uygulanmıştır. Veriler 19 soruluk Genel Bilgiler, Fiziksel Aktivite, Travma ve Ruhsal Geçmiş Öyküsü, Beslenme Alışkanlıkları anket formu ve 28 soruluk Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği'nin yüz yüze uygulanması ile elde edilmiştir. Bulgular: Erkek katılımcıların B.K.İ değeri ile cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı, duygusal istismar, fiziksel ihmal arasında ve fiziksel ihmal ile bel çevresi değeri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın katılımcıların B.K.İ değeri ile travma sayısı, cinsel istismar arasında ve bel çevresi ile travma sayısı, cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın ve erkeklerin birlikte değerlendirilmesi sonucu B.K.İ değeri ile travma sayısı, cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı arasında ve bel çevresi ile travma sayısı, toplam çocukluk çağı travma puanı, cinsel istismar, fiziksel ihmal arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın ve erkekler birlikte değerlendirildiğinde bel çevresi değerleri ile travma sayısı, cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı ve HbA1c arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca, vaka ve kontrol grubundaki bireylerin ortalama fiziksel aktivite süreleri haftalık önerilerin üzerinde görünmektedir. Sonuç: Ruhsal travma ile diyabet/obezite arasında bir ilişkinin var olması ile tip 2 diyabetli/obez bireylerde kan şekeri, total kolesterol, HDL-C ve trigliserit düzeylerinin normal aralık içinde kalmasını sağlamak önemlidir. Bu nedenle, beslenme konusunda desteğin yanında psikolojik olarak da destek sağlanması gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Obezite, tip 2 diyabet, travma, ihmal, istismar

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+7
İrem Dürçek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon tanısı almış olan bireylerle sağlıklı bireylerin gıda tüketiminin karşılaştırılması

DEPRESYON TANISI ALMIŞ OLAN BİREYLERLE SAĞLIKLI BİREYLERİN GIDA TÜKETİMİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Depresyonla gıda tüketimi arasındaki ilişki birçok bilimsel çalışmanın konusu olmuştur. Bu çalışmada geniş literatür kaynakları taranarak depresyonun tanımı, çeşitleri ve tedavi şekilleri incelenmiş, depresyonla beyin, ince bağırsak ve beslenme arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Ayrıca depresyonla ilişkili olduğu bilimsel çalışmalardan belirlenen A vitamini, B grubu vitaminleri, D vitamini, Omega 3 ve Çinko gibi besin öğeleri bu kapsamda incelenmiş ve kanıta dayalı bilgi sunulmuştur. Bu çalışma, Eylül 2017 – Ocak 2019 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir danışmanlık merkezine gelen 18-64 yaş aralığındaki işitme ve anlama problemi olmayan çalışmaya katılmak için gönüllü olan 100 bireyle yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi 100 bireyden ( psikiyatrist tarafından depresyon tanısı konulmuş 50 birey ile herhangi bir sağlık sorunu olmayan 50 birey ) oluşmuştur. Araştırmaya katılan bireylerin genel bilgileri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim sıklığı ve besin tüketim kayıtlarını incelemek için yüz yüze soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 2) uygulanmıştır. Bu çalışma depresyon görülen grup ve görülmeyen grup arasındaki gıda tüketiminin karşılaştırılması yoluyla depresyon görülmesi üzerine besin tüketiminin etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür Literatürdeki çalışmalara bakıldığında B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 gibi bazı mikrobesin öğelerinin yetersiz alınmasının depresyon üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu gözlenmektedir. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan A vitamini, B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 yağ asitleri bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır ( p > 0.05). Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grubun ikisininde de günlük alınan çinko ve bakır miktarları günlük önerilen DRI değerlerinin altındadır. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan çinko ve bakır miktarları bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur ( p < 0.05). Depresyon gözlenmeyen grubun günlük aldığı çinko ve bakır miktarlarının depresyon görülen grubundan fazla olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada her ne kadar depresyonla B12 vitamini, Folik asit ( B9 vitamini ), D vitamini, Omega 3 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamasıyla birlikte yaptığımız geniş literatür araştırmasında bu mikrobesinler ve depresyon arasında ilişki bulan birçok bilimsel çalışma vardır. Bu çalışmada mikrobesinlerle depresyon arasında geniş kapsamlı istatistiksel ilişki kurulamamasında örneklem sayısının az olması veya katılımcıların anketteki günlük besin tüketim verilerinin de etkili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, beslenme, gıda

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+3
Ahmet Sulukaya
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dislipidemili hastalarda içecek tüketiminin değerlendirilmesi

Dislipidemi başta ateroskleroz olmak üzere diyabet, yüksek kan basıncı, abdominal obezite ve metabolik sendrom gibi birçok hastalıkla ilişkilidir. Dislipidemi, lipoproteinlerin fazla üretimi veya eksikliğinden kaynaklanan bir lipoprotein metabolizma bozukluğudur. Bu çalışma 1 Kasım–31 Aralık 2018 tarihleri arasında İstanbul'da Özel Diyabet Hastanesi'nde yatmakta olan ve poliklinik hizmeti gören 19-50 yaş grubunda 60 dislipidemi tanısı konmuş (27'si erkek ve 33'ü kadın) hastanın içecek alışkanlıklarını ve dislipidemi üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmada, katılımcıların sosyo-demografik bilgileri, beslenme durumları ve sağlık öykülerini saptamaya yönelik bir anket formu ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim formu uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış ve biyokimyasal parametreleri değerlendirilmiştir. Çalışma grubunun yaş ortalaması 47.7±19.0 yıl olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda, BKİ'si yüksek dislipidemi tanılı hastaların, karbonhidrat tüketimleri ile BKİ'si normal dislipidemili hastaların karbonhidrat tüketimleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Dislipidemi ile içecek tüketim arasında anlanmlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Dislipidemiden korunma yöntemlerinin başında, hastalığa neden olan sağlıksız yaşam tarzını ve çevresel faktörleri değiştirmek gelmektedir. Sağlıksız yaşam tarzı faktörlerinden biri de aşırı alkol tüketimidir. Benzer ve daha ileri çalışmalarla içecek ve dislipidemi arasındaki ilişkiyi tanımlamak önemlidir. Dislipidemiden korunmada, tıbbi beslenme tedavisinde yer alması ve almaması gereken içeceklerin rolü anlaşılmalıdır.

Beslenme alışkanlıklarıDislipidemiSağlıklı yaşam+2
Fatma Tuğba Güler
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adolesanlarda genel beslenme durumu ve fiziksel aktivite profili

Bu çalışma Mersin ilinin Anamur ilçesinde bulunan Anamur Anadolu Lisesi'nde eğitim gören 131'i kız ve 96'sı erkek öğrenciden oluşan toplam 227 öğrenci ile yürütülmüştür. Tanımlayıcı olarak planlanan araştırmada veriler Nisan-Mayıs 2019 tarihleri arasında uygulanan anketlerle elde edilmiştir. Bu kapsamda; öğrencilerin sosyo-demografik durumları, genel beslenme alışkanlıkları, sağlık durumları ve fiziksel aktivite profilleri saptanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatistiksel analizleri için SPSS 20 programı kullanılmıştır. Bireylerden elde edilen verilerin ortalama, standart sapma, sayı ve yüzde değerleri belirlenmiştir. Bulguların değerlendirilmesinde ki-kare test analizi kullanılmıştır. P değerinin 0,05'ten küçük olduğu durumlarda gruplar arası fark anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalamasının 15,6±1,06 olduğu belirlenmiş, annenin %37'sinin ve babanın %30.8'inin ilkokul mezunu olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin %48.5'inin beslenme bilgi kaynağı olarak internetten yararlandığı, %22.5'inin özel beslenme programı uyguladığı tespit edilmiştir. Özel beslenme programlarını elde etme durumları incelendiğinde %9.4'ünün diyetisyen, %8.3'ünün internetten faydalandığı gözlemlenmiştir. Öğrencilerin %86.3'ünün günde 3 öğün veya 3 öğünden az tükettikleri saptanmıştır. Sabah kahvaltısı yapma durumu açısından kız ve erkek öğrenciler arasında istatistiksel olarak önemli fark bulunmuştur (p<0,05). Kız öğrencilerin %15,2'sinin iştahsızlık, erkek öğrencilerin %10,4'ünün vakit olmamasından dolayı kahvaltıyı atladıkları gözlemlenmiştir. Öğrencilerin balığı seyrek, tavuğu ve kırmızı eti az tükettikleri görülmüştür. Sebze tüketim sıklığının az olduğu ve meyve, kuru meyve, yağlı tohum tüketiminin çok olduğu belirlenmiştir. Erkek öğrencilerin yumurta tüketim sıklığı, kız öğrencilere göre yüksek olmasına rağmen öğrencilerin düşük düzeylerde yumurta tükettikleri saptanmıştır. Kız öğrencilerin %33,92'si ve erkek öğrencilerin %31,28'inin içeceklerine şeker ilave ettiği tespit edilmiştir. Kız ve erkek öğrencilerin düzenli fiziksel aktivite yapma durumu arasında istatistiksel olarak önemli fark bulunmuştur (p<0,001). Erkeklerin kızlardan daha çok fiziksel aktivite yaptıkları (%65) dikkat çekmektedir. Düzenli fiziksel aktivite yapan öğrencilerin %49,4'ünün haftada 1 saatten az yaptıkları saptanmıştır. Kız ve erkek öğrenciler arasında fiziksel aktivite yapma durumu (p<0,001) ve sıklığı açısından istatistiksel olarak önemli fark olduğu gözlenmiştir (p<0,002). Bilgisayar başında zaman geçirme durumları incelendiğinde; kız ve erkek öğrenciler arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir(p<0.001). Okula yürüyerek giden öğrenci oranı düşük bulunmuş, çoğunluğun günde 6-7 saat uyuduğu tespit edilmiştir.

Besin tercihleriBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+3
Aslı Yaşatürk
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Obez ve obez olmayan bireylerin probiyotik besin tüketim sıklıklarının karşılaştırılması

Obezite, enerji alımı ve harcanması arasındaki dengesizlikten dolayı vücutta aşırı yağ birikmesidir. Genetik ve çevresel faktörler yaşam tarzını etkilemektedir. Son yıllarda bağırsak mikrobiyotasının obezitede çok önemli rol oynadığı görülmektedir. Bu araştırma; Akdeniz bölgesinde bulunan Antalya ilindeki Özel Aspendos Anadolu Hastanesi diyet polikliniğine Haziran – Eylül 2018 tarihinde başvuran yaş ortalamaları 29,6±10,5 yıl olan 80 obez, 85 obez olmayan bireyin probiyotik besin tüketim sıklıklarını karşılaştırmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bireylerin demografik durumları, antropometrik ölçümleri ve probiyotik besin tüketimleri olmak üzere 3 ayrı bölümden oluşan, araştırmacı tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanmış olan anket formu veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulguların istatistiksel analizlerleri SPSS Statistics 23 programı ile yapılmıştır. Probiyotik besin tüketen bireylerin %48,7'sinin obez, %51,3'ünün normal ağırlıkta olduğu bulunmuştur. Probiyotik besin tüketen bireylerin en fazla (n=100) tavsiye edilmesi nedeniyle probiyotik besin tükettiği saptanmıştır. Probiyotik besinlerin sağlığa olumlu etkisi olduğunu düşünen bireylerin %51,6'sı obez, %48,4'ü normal ağırlıktadır (p=0,332). Araştırmaya katılan bireylerin probiyotik (fermente) besinleri tüketim sıklıkları incelendiğinde, obez bireylerin %41,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %52,9'unun günde 1 kez yoğurt tükettiği, obez bireylerin %62,5'inin, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %61,2'sinin hiç kefir tüketmediği, obez bireylerin %71,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %67,1'inin günde 1 kez peynir tükettiği bulunmuştur. Obez bireylerin %86,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %82,4'ünün hiç boza tüketmediği saptanmıştır. Gruplar arasında probiyotik (fermente) besinleri tüketim sıklıkları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Bu araştırmanın sonucunda obez ve obez olmayan bireylerin probiyotik besinleri tüketim sıklıklarında farklılık bulunmamıştır. Günümüzde sağlık açısından önemi giderek artan probiyotik besinlerin tüketimi ile obezite arasındaki ilişkinin ortaya konabilmesi için geniş kapsamlı araştırmaların planlanıp yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+3
Hatice Nur Yardım
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Spor eğitmenlerinin beslenme alışkanlıklarının ve beslenme bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Sporcular ve spor yapan pek çok birey yanlış bilgileri, doğru bilgilerden ayırmakta zorlanmakta ve sporcuların en çok sordukları soruların başında beslenme ile ilgili sorular gelmektedir. Bununla birlikte bireyler spor yaparken izleyecekleri programların yanı sıra beslenme alışkanlıkları ve doğru beslenme önerileri almak için başvurdukları önemli ve en ulaşılabilir kaynaklardan birisi de spor eğitmenleri olmaktadır. Bu bağlamda spor eğitmenlerinin sahip oldukları beslenme bilgi düzeyleri, kendilerine danışan bireyleri doğru yönlendirebilmek adına büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma spor eğitmenlerinin beslenme alışkanlıklarının ve beslenme bilgi düzeylerinin tespit edilmesi, değerlendirilmesi nedeniyle planlanmış ve yürütülmüştür. Katılımcıların beslenme bilgi düzeylerinin tespit edilebilmesi için Sporcu Beslenme Bilgisi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya 44 erkek, 21 kadın olmak üzere toplam 65 kişi katımıştır. Araştırma verilerine göre günlük tüketilen enerji 2621±656 kkal (E: 2935±497 kkal, K: 1963±416 kkal) olarak belirlenmiştir. Bireylerin DRI enerji karşılama yüzdesi %112,1 (E: %117,4, K: %98,1) olarak saptanmıştır. Erkek bireylerde enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzdesi sırasıyla; %31,8, %24,9 ve %43,3 olarak saptanırken, bu oranlar kadınlarda sırasıyla; %33,8, %21,7 ve %44,8 olarak saptanmıştır. Yağ oranının iki cinsiyet içinde önerilen (%30-35) miktarın üstünde olduğu tespit edilmiştir. Karbonhidrat ve yağ yüzdesinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılığı bulunmazken, enerjinin proteinden gelen yüzdesi erkeklerde daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Visseral yağ doku oranı yüksek olan bireylerin (37,3±6,1) Sporcu Beslenme Bilgisi Ölçeği puan ortalaması, düşük (44,8±8,5) ve orta (41,0±10,7) yağ düzeyine sahip bireylere göre anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucunda elde edilen bilgilere göre sporcu beslenme bilgisi; zayıf, ortalama ve iyi olan bireylerin oranı sırasıyla; %86,2, %12,3 ve %1,5 olarak belirlenmiştir. Yapılan çalışma sonucunda spor eğitmenlerinin beslenme konusundaki bilgi düzeylerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Sporcuların beslenme konusunda bilgi kaynağı olarak ilk başvurdukları kişilerin spor eğitmenleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, spor eğitmenlerinin bilgi düzeylerinin artırılması ve/veya sporcuların güvenilir bilgi kaynaklarına ulaşmaları için gerekli çalışmaların yapılması önerilmektedir.

AntrenörBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+4
Muhammed Şentürk
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Related subjects