The Arab Spring

137 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Arap Baharı: Ortadoğu'da sosyal medya destekli toplumsal hareketler – Tunus, Mısır ve Libya örnekleri

Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan ve Arap Baharı olarak nitelenen yeni toplumsal hareketlerin sona ermesinin üzerinden 12 yıllık bir süre geçmiş olmasına karşın, bu vaka küresel ilgi ve dikkati hala üzerinde toplamaktadır. Araştırma konusu ülkeler olan Tunus, Mısır ve Libya'da yeni toplumsal hareketlerin meydana gelişindeki sosyal medya rolünü anlamak ve açıklamak ise sosyolojik olarak önem taşımaktadır. Zira bu olaylar, benzer otoriter rejimlerin varlığını devam ettirdiği hemen her toplum için yeniden gündeme gelebilir. Castells'in (2012) "Ağ Toplumu Kuramı"nda değindiği, zaman ve mekânı aşan kullanıcıların içerik üreterek bağlantı kurduğu ve pratiklerini birleştirdiği platformlar şeklinde yapmış olduğu sosyal ağ tanımında yer aldığı üzere toplumsal etkileşimler sonucunda ortaya çıkan yeni toplumsal hareketlerin en çarpıcı örneklerinden biri olan Arap Baharı olayları, sosyal medyanın "Kaynak Seferberliği Kuramı" açısından değerlendirilmesinde de model bir sosyolojik vaka olmuştur. Bu araştırmada "Ağ Toplumu" ve "Kaynak Seferberliği Kuramları" bağlamında Tunus, Mısır ve Libya ülkelerinde meydana gelen yeni toplumsal hareketler, ilgili ülkelerdeki sosyal medya platformlarında protestolar süresince yapılan paylaşımlar ışığında nitel içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek Arap Baharı olarak nitelendirilen yeni toplumsal hareketlerin oluşması ve yaygınlaşması üzerindeki sosyal medya işlevi ortaya çıkarılmak istenmiştir.

Arap BaharıLibyaMısır+5
Tanzer Polat Yılmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between Hamas and Iran after the Syrian uprising

This study examines the Iranian foreign policy towards the Islamic Resistance Movement (Hamas) during the period (2006-2013), which saw the movement's victory in the parliamentary elections in 2006, and the formation of its government, which was boycotted regionally and internationally except for some Islamic countries such as the Islamic Republic of Iran which announced from the first moment its support for the elected Palestinian government, boosting the relationship between Iran and Hamas, yet some events led to the decline in this relationship between the two parties. The year 2013 represents a crucial year in Hamas' rule of the Gaza Strip, when Mohammed Morsi, the Egyptian president was isolated as well as the Muslim Brotherhood, which is the spiritual father of the Hamas Movement. The study relied on several research approaches, including the descriptive, analytical, historical approaches and the analysis of strengths and foreign policy approaches. In addition, the researcher used interviews with specialists and officials as a research tool. This study falls in four chapters, which deals with the elements of Iran's foreign policy, which touches on the relationship between Iran and Hamas. It also addressed the impact of these changes on the Palestinian arena during that period on Iran's foreign policy towards Hamas, and the impact of the Arab revolutions on this policy. The study concluded by presenting a review of the possible future scenarios between the two parties at the regional and international levels. The study found that the Palestinian issue is of major concern to the political decision-maker in Iran, and to support the Palestinian resistance is necessary to confront Israel despite the different positions on the Syrian crisis. Keywords: Hamas, Iran, Foreign policy, Arab spring, Syria

The Arab SpringHamas organizationSyria+2
Khaled F.m. Kraızım
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye iç savaşı: Neorealist teori çerçevesinden analizi

Bu çalışmada, Suriye'de 2011 yılında başlayan ve uluslararası bir sorun haline gelen iç savaş sürecinin teorik analizi yapılmıştır. Çalışma hazırlanırken, iç savaşa dâhil olan aktörlerin politikaları Neorealist kuram çerçevesinde açıklanarak çalışmaya teorik bir alt yapı kazandırılmıştır. Suriye iç savaşı ile ortaya çıkan mülteci sorunu, güvenlik sorunu ve insan hakları ihlalleri sorunu sayısal veriler doğrultusunda analiz edilmiştir. Genel olarak, savaşın ortaya çıkardığı uluslararası sorunlara, savaşa dâhil olan aktörlerin politikaları gerekçe gösterilerek çalışmanın alt yapısı oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Suriye, Arap Baharı, Neorealizm, İç Savaş, Mülteci Sorunu

Arap BaharıGöçmenlerMülteciler+4
İlyas Özcan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kopenhag okulu teorik yaklaşımları çerçevesinde Arap Baharı olaylarının Orta Doğu güvenliğine etkisi

Tarih sahnesinde siyasal ve sosyal yapıların inşasında toplumsal hareketlerin rolü oldukça büyüktür. Özellikle egemen güçler toplumu baskı altına almaya çalıştığında, toplum içindeki belli kesimlerin ötekileştirilmeye çalışılmasında, özgürlüklerin baskı altına alındığı anti demokratik durumlarda bu kitle hareketleri daha bir önemli hale geldiği söylemek yanlış olmayacaktır. 2010 yılında önce Tunus ardından Mısır'da başlayan Arap Baharı olarak adlandırılan süreç de toplumsal bir hareket olarak doğmuştur. Ortadoğu halkları yıllarca diktatörler tarafından yönetilmiş, baskı ve sömürüye kalmış, insan haklarından mahrum bırakılmış, yolsuzluk eşitsizlik gibi sebeplerle çağdaş bir yaşamdan uzak bir yaşam sürdürmüşlerdir. Böyle şartlarda uzun yıllar yaşamış bir halk kitlesinin böylesi bir isyana kalkışıp diktatör rejimleri yıkması büyük bir tarihsel olay olarak kayıtlara geçiştir. Ancak bir bahar havası yaratmış olmasına rağmen sonuçları bakımından bölge halkı için çok da iç açıcı sonuçlar doğurmamıştır. Arap Baharı öncesi ve sonrası Ortadoğu güvenliği Kopenhag Okulu teorisi çerçevesinde analiz edilecektir. Böylece isyanların bölgede oluşturduğu insani yıkım boyutuyla beraber güvenlik sorunları da analiz edilmiş olunacaktır. Anahtar Kelimeler: Kopenhag Okulu Yaklaşımları, Sektörel Analiz, Güvenlikleştirme, Bölgesel Güvenlik Kompleksi, Ortadoğu Arap Baharı Olayları

Arap BaharıGüvenlikGüvenlik politikaları+5
Veysi Dilek
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Realizm kuramı çerçevesinde Arap Baharı

2010 yılında Ortadoğu'da ekonomik sorunların temelinde başlayan halk ayaklanmaları, bölge ülkelerinin uzun yıllar var olan diktatörlerinin devrilmesine ve bölgede demokrasiye bir adım atılmasına yol açmıştır. Arap Baharı olarak isimlendirilen bu halk ayaklanmaları, etkilediği ülkelerde demokrasiyi tesis edememiş ve ülkelerin devlet yapılanmalarını tahrip etmiştir. Bölgenin kurumsallaşamamış ülkelerinin devrilen diktatörlerinin ardında oluşan otorite boşluğu, kaosa neden olmuştur. Zayıflayan devlet yapılanmaları neticesinde oluşan kaos, dış güçlerin müdahalesine zemin hazırlamıştır. Dış güçlerin müdahil olmasıyla bölgesel düzeyde seyreden kaos, bölgede mevcut terör örgütlerinin güçlenmesine yol açmıştır. Terör örgütlerinin bölgede etkisinin artması ise; bölgede güvenlik sorununu maksimum seviyeye çıkarmış ve beraberinde göç sorununu getirmiştir. Devrim niteliği ile başlayan Arap Baharı, darbe ve iç savaşa evrilmiştir. Bu çalışmada tarihsel betimleyici tasarım yöntemi ile bölgede Arap Baharı sürecinden etkilenen ülkelerin zayıflayan devlet yapılanmaları incelenmiş ve bunun sonucunda, dış güçlerin artan etkileri olduğu kanısına varılmıştır.

Arap BaharıDevrimlerOrtadoğu+2
Feyza Hilal Koraltan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası Suriye ve Türk dış politikası açısından Türkiye-Suriye ilişkileri

I. Dünya Savaşı sona ererken geriye yıkılmış bir Osmanlı ve parçalanmış bir Ortadoğu coğrafyası kalmıştır. Burada suni sınırlarla oluşturulmuş devletler, günümüze kadar kaos içinde varlığını sürdürmüştür. Savaşlar, darbeler, isyanlar ve entrikalar eksik olmamış ve milyonlarca insan bunlardan etkilenmiştir. Özellikle 2010 yılında başlayıp hala devam eden Arap Baharı, Ortadoğu'nun en sancılı süreci olmuştur. Bölgeyi topyekûn içine alan bu isyan dalgası milyonların ölmesine veya göç etmesine sebep olmuştur. Ancak Arap Baharı'ndan en zararlı çıkan ülke, şüphesiz, Suriye'dir. Diğer Arap ülkelerinde süreç, kısmen ya da tamamen atlatılmış olsa da, Suriye'de protestoların dönüştüğü iç savaş hala devam etmektedir. Kazananın olmadığı bu çok aktörlü savaşta her gün yeni gruplar ortaya çıkmakta ve taraflar Yıpratma Savaşı ile birbirlerinin enerji ve kaynaklarını tüketmeye çalışmaktadır. Bu çalışmada Suriye'nin tarihi, demografik yapısı ve coğrafi özellikleri göz önüne alınarak Arap Baharı'nın; çıkma sebepleri, Suriye'deki genişlemesi ve bunun sonucu başlayan iç savaşın etkileri araştırılmıştır. Savaşın tarafları ele alınarak yaşanan süreçler incelenmiştir. Türk Dış Politikası tarihsel çizgide değerlendirilmiş ve bu perspektiften Suriye savaşının Türkiye'nin güvenliğine olan etkisi ile sosyal, ekonomik ve kültürel etkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Arap Baharı, Suriye, İç Savaş, Türk Dış Politikası

Arap BaharıCoğrafi özelliklerDemografik yapı+7
İbrahim Akkan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye devlet başkanı Beşar Esad'ın iktidarını korumasında halkın etkisi

Uluslararası camiada Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin 2010 yılında başlaması ile birlikte Orta Doğu, yeni bir döneme girmiştir. Tunus'tan başlayan olaylar, Suriye'ye kadar sıçramış, ülke kısa sürede, cihatçı grupların silahlandığı bir kaos ortamına sürüklenmiştir. Ülkede yaşananlar kısa sürede, başta bölge ülkeler olmak üzere, küresel aktörlerin de sürece dahil olmasına neden olmuştur. Suriye, küresel, bölgesel ve diğer gruplar olarak adlandırılan üçlü çemberin içerisinde sıkışıp kalmıştır. Krizin Suriye dışındaki en önemli aktörleri, Türkiye, Rusya Federasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. ABD'nin Suriye'de uygulamak istediği politikalar, kimi kesim tarafından Büyük Orta Doğu Projesi'nin bir aşaması olarak görülmüştür. Rusya Beşar Esad tarafından yana tavır takınırken, Türkiye Esad'ın gitmesi yönünde politika izlemiştir. Krizin patlak vermesi ile birlikte birçok Suriyeli çareyi ülkesinden göç etmekte bulmuştur. Çoğu Suriyeli ise, ülkesi içerisinde yer değiştirmiştir. Halkın büyük çoğunluğu, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmemesinden yana tutum sergilemiştir.

Arap BaharıEsad, BeşarHalk katılımı+4
Ülkü Pervaneli Öztürk
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki geçici koruma kapsamındaki Suriyeli yabancıların gelecek algısı: Konya örneği

Günümüz siyasi olayları içerisinde en önemlilerinden birisi hiç kuşkusuz Arap Baharıdır. Domino taşı etkisiyle tüm Ortadoğu'yu, dolayısıyla tüm dünyayı etkileyen olaylar zinciri birçok ülkede yönetimlerin değişmesine, ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesine ve halkların yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Bahardan etkilenen, ancak yönetimin değişmediği ülkelerin başında Suriye gelmektedir. Halkın değişim taleplerine karşı şiddetle direnerek çok sayıda insanın ölmesine, yüzbinlerce kişinin de ülkeden göç etmesine neden olan yönetim, aynı zamanda ülkenin etnik ve mezhepsel yapısının da değişmesine neden olmuştur. Göç eden Suriyeliler, ilgili kanunlar ile mülteci olarak anılmayıp geçici koruma kapsamına alınmışlardır. Bu çalışmanın amacı, geçici koruma kapsamında Konya ilinde yaşayan Suriyelilerin karşılaştıkları sorunları ve gelecek algılarını tespit etmektir. Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler çeşitli sorunlarla karşılaşmakta, geleceğe yönelik endişe taşımakta ve aynı zamanda Türkiye açısından da çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Yerel yaşama adapte olmaları, özellikle psikolojik sorunların hızlı bir şekilde çözülmesi için sorunlara yönelik tedbirlerin alınması geleceğe yönelik algılarının olumlu olmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Arap baharı, Geçici koruma, Suriyeli mülteci, Gelecek algısı

Arap BaharıGelecek kaygısıGeçici hukuki korumalar+5
Kadir Turcan
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı ve Türkiye Mısır ilişkilerine etkisi

2011 yılında baş gösteren Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da bir dizi değişikliğe neden olan olaylar bütününü ifade eden Arap Baharı, bazı ülkelerde toplumsal dönüşüm ve demokratikleşme yönünde başarılı sonuçlar doğurmuş, bazı ülkelerde ise akamete uğratılarak iç savaşa, askeri darbelere ve uluslararası askeri müdahalelere neden olmuştur. Coğrafi konumu, nüfus yoğunluğu, köklü tarihi ve kültürel dokusu Mısır'ın Ortadoğu ve Arap ülkeleri üzerindeki etkinliğini arttıran temel faktörlerdir. Arap Baharı sürecinde Mısır'da yaşanan olaylar, bu süreci tecrübe eden diğer ülkelerin kaderini belirleyici niteliktedir. Türkiye-Mısır ilişkileri Arap Baharı sürecinde gelişim göstermiş, 25 Ocak Devrimi süreci ve sonrasında Müslüman Kardeşler'in Muhammed Mursi ile Mısır'da iktidara geldiği dönemde en zirve noktaya ulaşmıştır. Ancak ikili ilişkilerdeki –literatüre yansıyan ifadesiyle- bu "Altın Çağ" çok uzun sürmemiş ve yakın tarihe "Rabia Katliamı" olarak geçecek eylemleri gerçekleştiren Mısır ordusu askeri darbeyle ülkenin demokrasi ve özgürlük taleplerini askıya almıştır. 3 Temmuz Darbesi ile birlikte Türkiye-Mısır ilişkileri maslahatgüzar seviyesine indirilmiş ve süreç içerisinde artma eğilimi gösteren kriz, sadece iki ülke arasında sınırlı kalmayarak Libya, Suriye ve Doğu Akdeniz gibi bölgesel meseleleri de olumsuz yönde etkilemiştir. Öte yandan süreç içerisinde her iki ülke iktidarında da görece bir aktör değişikliği olmamasına rağmen 2021 yılı itibarıyla ilişkilerin onarılmasına yönelik adımlar atılmaya başlanmıştır. Bu durum, diplomatik krizlerin zeminini teşkil eden gerekçelerde bir değişim olmasa da devletlerin ortak çıkarlarını korumak saikıyla yine diplomasi araçlarını kullanarak ilişkilerde yeni bir sayfa açabileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. Ancak son dönemde ivme kazanan iki ülke arasındaki diplomasi trafiğinin ne derece başarılı olacağı ve ne gibi sonuçlar doğuracağı ise belirsizliğini korumaktadır.

Arap BaharıKrizTürk dış politikası+2
Talha Eker
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sürecinde Hizbullah: Yerel milis gücünden bölgesel bir oyuncuya dönüşümü

Arap Baharı 2010 yılında başladığında Hizbullah, sokaktaki devrim hareketlerini memnuniyetle karşılamıştı. Tunus'ta ve Mısır'da dikdatörlerin düşmesi ile hızlanan süreçte geleneksel dini ve siyasal ideolojisi ile uyumlu bir tutum sergilemiştir. Hizbullah lideri Nasrallah, bu değişim sürecini Ortadoğu'nun kaderini değiştirecek önemli bir dönüşüm süreci olarak görerek, Mısır'da Hüsnü Mubarek'in düşmesi ile sonuçlanan sokak hareketlerinin en az Hizbullah'ın 2006'da İsrail'e karşı kazandığı zafer kadar önemli bir gelişme sayacaktır. Ancak, Arap Baharı'nın Suriye'ye sıçraması ile birlikte Hizbullah'ın tutumunda sert bir tavır değişikliğine gittiği görülmektedir. Bu noktada, Arap Baharı'nın başlangıcında Mısır ve Tunus'daki göstericileri diktatörlere karşı desteklemenin yanında halkın demokratik ve sosyo-ekonomik taleplerinin dikdatörler tarafından derhal yerine getirilmesi çağrısında bulunulurken, Suriye'de patlak veren iç savaş ile birlikte Hizbullah'ın Arap Baharı'na yönelik bakışında farklılıklar ortaya çıkacaktır. Hizbullah, bölgede ABD ve İsrail'e karşı oluşturulan "direniş ekseninin" önemli bir parçası olarak gördüğü Suriye'de durumun farklı olduğunu, ortaya çıkan karışıklığın ana amacının Suriye'de rejim değişikliğinin tesis edilerek bölgedeki direniş ekseninin parçalanmasına yönelik İsrail'in çıkarları endeksli bir Batı projesinin uygulanmaya sokulması olduğunu iddia edecektir. Bundan dolayı, Arap Baharı'nın gerçekleştiği diğer yerlerdeki göstericilere yönelik olumlu tutumun Suriye'deki muhaliflere karşı aynı şekilde tezahür etmediği yeni bir süreç yaşanacaktır. Suriye'deki muhalifler "ajan", "cihatçı" ya da "Amerikan maşası" olarak damgalanarak Hizbullah'ın geleneksel siyasi ideolojisinde önemli bir yer tutan "ezilenler" söyleminin örgütün Suriye'deki stratejik çıkarları söz konusu olduğunda bir tarafa koyulduğu ve daha çok mezhepsel aidiyet temelinde hareket edildiği yeni bir süreç yaşanacaktır. Hizbullah, Arap Baharı süresince etki alanını genişletmesi sadece Suriye ile sınırı kalmayacak Irak, Yemen, gibi ülkelerde de faaliyet gösteren önemli bir bölgesel oyuncu haline gelecektir. Anahtar Kelime: Hizbullah, Arap Baharı, devlet-dışı aktör, Suriye iç savaşı

Arap BaharıDevlet dışı aktörlerHizbullah+4
Muhammed Ziya Sarı
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Revolutionary change versus counter-revolutionary status quo: Tracing the reactions of Qatar and the United Arab Emirates to the Arab Spring

By exceeding traditional molds of small states, Qatar and the United Arab Emirates (UAE), as two small states of the Persian Gulf, have conducted very interventionist and proactive foreign policy in response to the Arab Spring within the two region-wide confrontations between revolutionary and counter-revolutionary blocks. This thesis purposes to find a proper answer to the following question by firstly analyzing their foreign policies responses one by one, then comparing the roots of differences and similarities: Why and how did Qatar and the UAE as similar small states pro-actively take different revolutionary and counter-revolutionary positions as a reaction to the Arab Spring? To this end, this research wields the process-tracing method to identify causal mechanisms driving these policies and indicating manifestation of these policies at the operational level. Then, the results are compared focusing on their unit-level differences within the neo-classical realist framework. In this context, I argue that the systemic forces unleashed by the Arab Spring-led change created powerful incentives for these states' opportunistic power pursuit across the region. However, unit-level features as an intervening variable shaped their power and threat assessments regarding the Arab Spring-led regional change, which eventually produced their opposing revolutionary and counter-revolutionary positions.

The Arab SpringUnited Arab EmiratesRevolutionaries+6
Ahmet Safa Hüdaverdi
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The monarchy between historical legitimacy and complex challenges: How did Jordan survive the Arab Spring

In 2011 a series of demonstrations came across many Arab countries like a snowball in what was known as the wave of the Arab Spring. Starting in Tunis, then Egypt, Yemen, Syria, Libya, and Jordan followed. This wave has led to democratic transition in Tunis and Egypt in the very early months of the demonstrations, and a civil war and a dramatic state failure in Syria, Yemen, and Libya. However, Jordan's spring seemed to be less dramatic. No absolute violence happened nor did Muslima regime change occur. What Jordan faced was putting it in the loop of the project of democratization that had started in 1989 and yet did not come into the light. In this paper, I show the roots of the state establishment in Jordan and highlight the events that shaped the legitimacy of the monarchy and then analyze the tools and strategies the monarchy followed to sustain its legitimacy and preserve its stability, from the early establishment of the state to the Arab Spring. Finally, this paper argues that the monarchy in Jordan can neither be considered democratic or authoritarian, rather it maneuvers between multiple strategies and seized opportunities to remain stable in the region and legitimate in the state. This paper demonstrates the complexity of Jordanian politics on the international and regional levels that influences its internal politics. This paper takes the historical process method and refers to Max Weber and Micheal Mann to address the concepts of legitimacy and state power in the case of Jordan within a proper theoretical context.

The Arab SpringDemocracyDemocratic legitimacy+4
Leen Hosam Alı Gharaıbeh
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The Arab Spring :On mass protests and political openings

During the past decade, public resistance increased against authoritarian regimes throughout the world from the Middle East to Europe and the United States. These large-scale protests have shown that popular uprisings can overthrow autocratic leaders. The aim of this thesis is explaining how leaders react when they face a popular uprising (mass protest). In case of a demonstration, do leaders respond with democratic opening or repression? This thesis analyzes the reason why authoritarian leaders of Tunisia, Egypt, Libya and Syria reacted differently to similar uprisings and experienced different transitional outcomes on the way to democracy following the Arab uprisings in 2011. More specifically, this thesis analyzes how leaders responded to the uprisings in the Arab countries through the Arab Spring with the goal of contributing to general theories that aim to predict leader behavior (such as embracing a democratic speech vs. using police pressure and the approach of military) in response to mass protests. The thesis argues that leaders' initial speeches can predict post-movement political environment. When leaders adopt a moderate speech and police violence against protestors is low, then there is more chance for peaceful change through a democratic election.

The Arab SpringRebellionsDemocracy+4
Merve Bilgen
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye iç savaşında İran'ın rolü: Şiiliğin etkisi

İran kadim tarihi, güçlü kültürü ve mezhep anlayışı itibariyle Orta Doğu'da bulunan nadir bir devlettir. Orta Doğu coğrafyasında bölgesel güç olma hedefi olan İran, dış politikada birçok farklı etmene bağlıdır. İran, Şii nüfusun yoğunlukta olduğu bir ülkedir. Şiiliğin İran tarihinde siyasallaşma süreci yüzlerce yıla tekabül eder. 1501 yılında Şah İsmail'in Şiiliği resmileştirmesi ile Şiilik siyasallaşma sürecine girmiştir. Bu süre zarfında İran hem toplumsal düzeyde hem de yönetimsel düzeyde değişime uğramıştır. İran 1979 İslam Devrimi sonrası bölgede Şii hamisi görevini üstlenmiş ve bölge ülkelerini mezhepsel bakımdan etki altına almıştır. Tunus'ta 2010 yılında başlayan Arap Baharı ayaklanmalarıyla birlikte Orta Doğu'da aktörlerin dış politikaları da çıkarları açısından değişikliğe uğramıştır. Arap Baharı'nın Suriye'de patlak vermesiyle birlikte Ortadoğu'da İran'ın en önemli müttefiki tehdit altında kalmıştır. İran Arap Baharı ile birlikte gelen tehditleri bertaraf etme girişimlerinde bulunmuştur. Bu girişimlerin belirginleştiği en önemli nokta Suriye İç Savaşı'dır. Tezin ana amacı İran'ın Suriye İç Savaşı'ndaki rolünü tartışıp İran'ın bu savaşta elde edeceği kazançları analiz etmektir. Bir diğer amaç ise bölgesel güç olma hedefini diri tutan İran'ın bu yolda Şiiliği hangi bakımda ele aldığı incelenecektir. Tez kapsam bakımından İran'ın tarihsel süreci ile başlayıp bu süreç içerisinde İran'ın Şiileşmesi ve bu mezhebin siyasallaşma sürecine değinilecektir. Arap Baharı ile Orta Doğu'yu etkisi altına alan ayaklanmaların Suriye'ye sıçraması ele alınacaktır. Son minvalde İran'ın Suriye İç Savaşı boyunca politikası ve çıkarları vurgulanacaktır.

Arap BaharıBölgesel güçSuriye+4
Beytullah Sürücü
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin Türkiye'ye etkilerinin uluslararası politik ekonomi perspektifinden analizi

II. Dünya Savaşı sonrası dönemde uluslararası ilişkilerin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturan uluslararası göçün en güncel örneği, 2010 yılında başlayan Arap Bahar'ının Suriye'ye sıçramasıyla yaşanmıştır. Ülkede yaşanan olaylar bölgesel ve küresel aktörlerin müdahalesiyle uluslararası bir kriz haline dönüşmüştür. Yaşanan bu krizin en büyük çıktılarından biri de kitlesel olarak göç eden Suriyelilerdir. Suriyelilerin ilk göç duraklarının başında Türkiye yer almıştır. Türkiye gelen Suriyelilere karşı "açık kapı" politikası uygulamıştır. 2011 yılında başlayan ve günümüzde de devam eden Suriye iç savaşı neticesinde bugün Türkiye'de bulunan Suriyelilerin sayısı milyonlarla ifade edilmektedir. Ocak 2020 itibariyle Türkiye'de bulunan Suriyeli sayısı 3.5 milyonun üzerindedir. Bugün gelinen noktada Suriye'den göç edenler sadece insani boyutu olan bir sorun olmaktan çıkmıştır. Ülkede bulunan Suriyeliler, Türkiye'de her alanda köklü değişikliklerin temel dinamiklerinden biri olmuşlardır. 2014 yılında çıkarılan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) ile birlikte Suriyelilere "geçici koruma" statüsü verilmiştir. Bu statü kapsamında Suriyelilerin; eğitim, sağlık, sosyal ve diğer alanlardaki temel ihtiyaçları, ulusal ve uluslararası kurumların işbirliğiyle Türkiye tarafından karşılanmaktadır. 2016 yılında AB ile imzalanan Ortak Eylem Planı (OEP) yine bu kapsamda atılmış önemli bir adımdır. Bu çalışmanın teorik çerçevesini 1970'ler sonrası bir akademik çalışma alanı haline gelen Uluslararası Politik Ekonomi (UPE) oluşturmaktadır. Disiplinler arası çalışma alanı sunan UPE, bir olguyu üç disiplin (siyaset, ekonomi, sosyoloji) ve üç aktör (devlet, piyasa, toplum) açısından incelemektedir. Bu tezin amacı; Suriye iç savaşı ile birlikte Türkiye'ye yönelik başlayan kitlesel göçlerin Türkiye'ye etkilerinin UPE kapsamında üç alan üzerinden analiz etmektir. Siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlarda birbirleriyle etkileşimlerini ve Türkiye'ye dönük yaşanan bu etkilerin neler olduğu bu çalışmada UPE kapsamında analiz edilmiştir. Konu ile ilgili kitaplar ve makalelerin yanı sıra ulusal ve uluslararası kuruluşlar tarafından kullanılan tanımlar, istatistikî veriler analiz sürecine dâhil edilmiştir. 2011 yılından itibaren Türkiye'ye gelen Suriyelilerin, Türkiye'ye olan etkilerini tek bir disiplin ile açıklamak konunun kapsamı bakımından yeterli olmamaktadır. Çünkü Türkiye'nin Suriyeliler konusunda aldığı herhangi bir siyasi kararın ekonomik ve sosyal etkileri ve yansımaları olmuştur. Bunun tersi durumu da söz konusudur. Suriyelilerle ilgili ekonomik ve sosyal alanlarda yaşanan herhangi bir gelişmenin siyasi ve sosyal alanda da etkileri ve sonuçları ortaya çıkmaktadır.

Arap BaharıGeçici hukuki korumalarGöçler+5
Deniz Orak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı'nın ardından Libya'da yaşanan vekalet savaşları

Bu çalışma, Arap Baharı'ndan bu yana Libya'da ortaya çıkan vekâlet savaşlarının dinamiklerini analiz etmekte ve bu çatışmalarda merkezi bir figür olan General Halife Hafter'in rolüne odaklanmaktadır. 2011 yılında Muammer Kaddafi'nin devrilmesinin ardından oluşan otorite boşluğu, yerel gruplar arasında sert bir mücadeleye ve aynı zamanda bölgesel ve küresel aktörlerin müdahalelerine zemin hazırlamıştır. Bu süreçte Hafter, doğu Libya'da askeri ve siyasi liderliğiyle öne çıkan önemli bir aktör hâline gelmiştir. Araştırma, Hafter'in ülke içindeki güç dengesi üzerindeki etkilerini inceleyerek vekâlet savaşının yerel ve uluslararası boyutlarını değerlendirmektedir. Ayrıca Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Fransa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi dış aktörlerin Libya'daki müdahaleleri de ele alınmaktadır. Çalışmada, vekâlet savaşlarının Libya'da kalıcı bir siyasi çözümün önündeki başlıca engellerden biri olduğu ve Halife Hafter'in, bu çok aktörlü mücadelede kritik bir rol oynadığı öne sürülmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, Libya krizinin neden kronikleştiğine ve olası çözüm yollarına dair özgün bir bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır.

Arap BaharıArap devrimiAyaklanmalar+2
Canan Kaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The evolution of Arab political identity in the context of Arab Spring: A social constructivist perspective

Arab political identity, despite its different paths of development, has emerged and evolved depending on the social and historical context and manifested through discourse. Among different ideological currents, Arab national identity, which developed as a reaction to the late Ottoman rule and the advance of Western influence in the region, dominated the course of events in the Arab world from the late 19th to the second half of the 20th century. In the interwar (1918-1939) and in the post-1945 periods, it turned out to be an anti-colonial and pan-Arab national movement, culminating with Nasserism led by nationalist and socialist figures in the 1950s and 1960s. After 1967, a variety of reasons led to the decline of pan-Arabism and the rise of Islamism in the region. However, the changing context and world order with globalization brought about the split of Islamism into different forms and a revival of Arab liberal thought dating back to the 18th century. At the beginning of the 21st century, a youth-led wave of pro-democracy uprisings shook the region, demanding an inclusive and accountable political leadership, a functioning economic system, and a just and stable social order upon the overthrow of authoritarian regimes. At this point, considering the role of identity in political and social mobilization in the Arab world, this thesis aims to examine the evolution of Arab political identity in the context of the Arab Spring. The study relies on Discourse Analysis (DA) as a research method, while the theory of Social Constructivism is used to evaluate the research findings. Consequently, this thesis argues that Arab political identity has evolved from an Islamist ideology toward a post-Islamist and liberal thought, despite its failure to dominate current Arab politics, in the context of the Arab Spring upon the reconstruction of social reality and perceptions through language-in-use.

The Arab SpringArabsIdentity+3
Emine Alp
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Suudi Arabistan'ın Arap Baharı devrimlerine yönelik dış politikası

Arap ülkelerinde baş veren ve mevcut yönetimlere karşı bir halk hareketi olarak başlayan bir dizi olayın genel tanımlaması maksadıyla kullanılan "Arap Baharı" terimi ilerleyen dönemde farklı anlamları kendi bünyesinde barındırır hale gelmiştir. Tunus, Mısır, Libya gibi ülkelerde başlayıp zamanla etkileri diğer Arap ülkelerine yayılan halk hareketleri adı anılan ülkelerde yönetim değişikliklerine ve hatta rejim değişikliklerine yol açmıştır. Halk hareketlerinin başladığı coğrafyalarda ve bunlara komşu devletlerin konuya bakışı yönetimlerin farklı stratejileri ve reel-politik sebebiyle değişkenlik göstermektedir. Suudi Arabistan devleti bahse konu coğrafyada ehemmiyetli bir yere sahiptir. Suudi Arabistan'ın önemi, ciddi petrol rezervlerine sahip olması yanında İslamiyet'in kutsal mekânlarına sahip olmasıyla belirgin hale gelmektedir. Arap Baharı ile ortaya çıkan gelişmelere komşu devletler farklı reflekslerle tepki vermişlerdir. Bu tepkileri belirleyen unsurlar tarihsel, ekonomik, politik ve son olarak kültürel nedenlere dayalı gelişebilmektedir. Arap Baharı ile ortaya çıkan halk hareketleri genel olarak demokrasi talebi ve ülkelerdeki baskıcı, otoriter yönetimlere karşı bir oluşum biçiminde nitelendirilmekteydi ancak zamanla her ülkede farklı iç ve dış dinamiklerle ilerleyen bu hareketler dönüşüme uğramış ve birbirinden farklı neticeler vermiştir. Günümüz dünyasında iç dinamiklerin dış ilişkilerden etkilenmesi doğaldır. Arap Baharı olgusu zamanlama itibariyle oldukça yeni ve kısmen halen devam etmekte olan bir süreci ifade etmektedir. Bu yapısı itibariyle konuya dair yeterli çalışmanın henüz yapılmadığını ve sonuçları ortaya çıkmaya devam ettikçe bu olgunun daha doğru değerlendirileceğini ifade etmek gerekir. Mevcut durum itibariyle Arap Baharı'nın direkt etkisine maruz kalmayan Suudi Arabistan bu hareketlere karşı bir tutum içinde olmuştur. Halkının toplumsal taleplerinden ziyade yönetiminin güvenlik algısı bu duruma sebebiyet vermiştir. Arap Baharı benzeri geniş yayılımlı toplumsal olaylara verilen tepkiler artık iç ve dış ilişkilerin bir toplamı olarak ele alınmak durumundadır. Suudi Arabistan'ın yakın ve uzak komşusu olan ülkelerde devam eden olaylara olan tepkisi de tehdit ve güvenlik algısından kaynaklanmaktadır. Suudi Devletinin Arap Baharı bağlamında dış politika okuması yapılırken yakın ve uzak soydaş ve komşuları ile olan ilişkileri de bu kapsamda birinci planda irdelenmesi gereken bir konudur.

Arap BaharıBölgesel politikalarSuudi Arabistan+2
Abdulsalam Saeed Dawood Wahıb
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencileri açısından Arap Baharı'nın değerlendirilmesi: Türkiye'de okuyan Arap uyruklu öğrenciler üzerine bir araştırma

Bu çalışma Türkiye'de okuyan Arap uyruklu üniversite öğrencileri açısından Arap Baharı sürecini anlamaya çalışarak, bu sürecin onlara ne ifade ettiğini ve Arap Baharının Arap öğrencilerin gözünden nasıl algılandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nicel analiz yöntemlerinin kullanıldığı araştırmanın modeli ise tarama modelidir. Araştırmanın verileri anket yöntemi ile elde edilmiştir. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde katılımcıların demografik bilgilerinin yer aldığı sorular bulunurken, ikinci bölümde ise Arap uyruklu üniversite öğrencilerinin Arap Baharını nasıl değerlendirdiklerini tespit etmeye dönük sorular bulunmaktadır. Araştırmanın evreni 2020 yılında Türkiye'de Gelişim ve İbn-i Haldun Üniversitelerin de eğitim alan yükseköğretim öğrencileridir. Araştırmanının örneklemi kolay örnekleme yöntemi ile belirlenen 200 kişiden oluşmaktadır. Örneklem grubundan elde edilen veriler SPSS istatatistik programı ile çözümlenmiştir. Bu doğrultuda katılımcların Arap Baharına katılma durumu ve eğitimlerine ilişkin frekans ve yüzdeler tablolar ve şekillerle sunulmuştur. Araştırmanın sonunda Arap Baharı'nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin vatandaşları tarafından 2010 yılından günümüze kadar süren ayrıca bu ülkelerde rejim, yönetim, yönetici değişimlerine neden olan isyanın başlangıcı olduğu, bu harketliliğin batının etkisi ile varolan sisteme karşı ayaklanan halkın bilinçli ve planlı çabalarıyla oluşturulmuş bir eylem olduğu sonucuna varılmıştır. Katılımcıların arap baharını etkileyen faktörleri siyasi, ekonomik, eğitim ve sosyo-kültürel nedenler olarak sıraladıkları Mısır, Tunus, Suriye ve Libya' ya uğrayan bu isyanın tam olarak halkın beklediği ya da istediği gibi şekillenmediği, vatandaşların talep ettiği ekonomi, eğitim, demokrasi, sosyal ve siyasi rahatlığı istedikleri gibi bulamadıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Arap BaharıAraplarSosyal hareketler+2
Cebrail Çetin
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası Almanya'ya yapılan göçlerde İslamofobi ve medyanın etkisi

Bu tez, 2010 yılında başlayan Arap Baharı sonrasında Almanya'ya yönelen göç hareketlerinin, İslamofobi bağlamında toplumsal etkilerini ve medyanın bu süreçteki rolünü incelemektedir. Arap Baharı'nın yol açtığı iç savaşlar, siyasi istikrarsızlık ve ekonomik çöküş neticesinde Avrupa'ya, özellikle de Almanya'ya yönelen göç dalgaları; sosyal uyum, entegrasyon ve önyargılar gibi birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Çalışma, hem geleneksel medya hem de sosyal medya platformlarında yer alan söylemlerin, Almanya'daki Arap kökenli Müslüman göçmenlerin toplumsal kabulü üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Bu kapsamda, sosyal dışlanma, konaklama zorlukları, işgücü piyasasındaki ayrımcılıklar, eğitimde eşitsizlik ve kadınlara yönelik çoklu ayrımcılık gibi sorunlar detaylı şekilde ele alınmıştır. Araştırmanın temelini söylem analizi yöntemi oluşturmakta; medya içerikleri, haber dili ve kullanılan imgeler üzerinden İslamofobik temsillerin ne şekilde üretildiği incelenmektedir. Çalışma, yalnızca içerik analizine değil, aynı zamanda medya söylemlerinin toplumsal ve siyasal bağlamda nasıl şekillendiğine odaklanmıştır. Bu sayede, medya temsillerinin kamuoyunu yönlendirme ve göçmenlere ilişkin algıyı dönüştürme gücü vurgulanmaktadır. Kuramsal olarak Çerçeveleme Teorisi'ne dayanan tezde, medyanın belirli temaları nasıl ön plana çıkardığı, hangi unsurları geri planda bıraktığı ve bu tercihlerle nasıl bir toplumsal algı inşa ettiği analiz edilmiştir. Ayrıca PEGIDA gibi aşırı sağ hareketlerin söylemlerinin medyada nasıl yer bulduğu ve bu yolla İslamofobi'nin meşrulaştırılması da değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, bu tez Arap Baharı sonrası göç olgusunu, medya söylemleri ve toplumsal algı çerçevesinde ele alarak İslamofobi'nin Almanya'daki yansımalarını derinlemesine analiz etmektedir. Çalışma, çok kültürlü toplum yapısının sürdürülebilirliği ve sosyal uyum politikalarına eleştirel katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Arap BaharıGöçlerMedya+2
Hüseyin Aytun
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

NATO intervention in the libyan crisis and the implementation of the responsibility to protect

The events that occurred during the Arab Spring in early 2011 triggered the world community. Violent socio-political processes and changes in the ruling regimes of the Middle East and North African countries, particularly in Libya, led to the emergence of a political and moral dilemma for the Western World. In this context, this thesis examines the importance and influence of the North Atlantic Treaty Organization's (NATO) intervention and response regarding this issue, as well as the questions of the motives behind the military operation in Libya. To this end, the thesis specifically discusses the positions of some key NATO members, namely USA, France, UK, Germany, as well as Italy, regarding the intervention in Libya based on the principle of 'Responsibility to Protect' under the United Nations Security Council (UNSC) authorization of Resolution 1973.

The Arab SpringUnited NationsUnited Nations Protection Force+7
Asset Zakırov
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal medya ve kitle hareketleri ilişkisi: Sosyal medyada kitle hareketlerine yönelik içerik analizi

Sosyal medyanın ortaya çıkışı ile birlikte insanların sosyalleşmek için iletişim kurma şekillerini değiştirip değiştirmediklerine yönelik tartışmalar, sosyal medyanın tüm dünyada ortaya çıkan kitle hareketlerindeki rolü sebebi ile artan bir ilgiye ulaşmıştır. Son dönemlerde meydana gelen Arap Baharı, İspanyol Öfkeliler Hareketi, İşgal Et Eylemleri ve Gezi Parkı protestoları gibi kitlesel eylemler sosyal medya ortamlarında yoğunlaşan aşırı iletişim teknolojilerinin kullanılması ve bilgi akışı sebebiyle tüm dünyanın dikkatini çekmektedir. Sosyal medyanın bu kitlesel hareketlerdeki kilit rolünün kolektif hareketin sağlanmasında yeterli sayıda kızgın insanı biraya getirme ve var olan hoşnutsuzluğun devamlılığını sağlamada katalizör olması olarak ifade edilebilir. Bazı kitlesel hareketlerde hükümetler tarafından bilginin yayılımı karşısında yapılan tüm engelleme ve sansür çalışmaları kitlesel hareketin taraftarları ve sempatizanları tarafından uygulanan değişik teknikler sayesinde boşa çıkartılabildiği gibi bazılarınca bu husus başarılamamıştır. Yeni medyanın bir aracı olarak sosyal medya, bireylerin demokrasiden adalete, yolsuzluktan eşitsizliğe kadar isteklerini tutuşturmuştur. Bu çalışmanın amacı, içerik analizi yoluyla sosyal medya ortamı Twitter'da Tunus, Mısır, Libya, Türkiye, İspanya ve ABD'de gerçekleşen kitlesel hareketlerde gönderilen mesajlar arasındaki ilişki ve benzerlikleri açığa çıkarmaya çalışmaktır. Tez üçü teorik, biri araştırma olmak üzere toplam dört bölümden oluşmaktadır. İlk üç bölümde sosyal medya, sosyal medya kitle hareketleri arasındaki etkileşim ve sosyoloji, psikoloji ile desteklenen kitle iletişim kuramlarının birey ve kitle üzerine odaklanarak etkileri kuramsal olarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümünde ise, her ülkenin krizin tavan yaptığı günde seçilen 100 tweet mesajı olmak üzere toplamda 600 mesaj üzerinden araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın içerik analizi yoluyla gerçekleştirilen incelemnün anahtar husuları mesajların konu, amaç, hedef kitle analizi ve ard alan hususlarını içermektedir. Bu dört ana konuda kategorileştirilen mesajlar kendi içlerinde konularda 9, amaçlarda 72, hedef kitle analizinde 13 ve ard alan verilerinde ise 12 olmak üzere toplam 106 kod içermektedir. Nitel araştırma yoluyla elde edilen bulgular aynı zamanda kullanıcı profillerini içeren nicel veri ve bulgularla da desteklenmiştir. Elde edilen sonuçların şimdiye kadar yapılan araştırmalardan daha farklı değerlendirmeler ve ipuçları içermesi sebebiyle bu alanda gelecekteki araştırmacılara destek sağlaması umulmaktadır.

Arap BaharıGezi ParkıKitle iletişimi+6
Tayfun Yücesoy
Ege University
2017
00
Master'sOpen AccessEN

The case of Egypt: An analysis of the process from January 25 Revolution to July 2013 Military Intervention

The fall of Mubarak as a result of mass demonstrations was a historic moment for Egypt and it meant "breaking the fear barrier" for the Egyptian people. After the transition period under the rule of the SCAF, the Supreme Council of the Armed Forces, Morsi came to power as the first democratically elected President of Egypt. The expectations were really high and there was a substantial amount of support for him in the society. However, in one-year period of his Presidency, an opposition against Morsi emerged and it grew through time. In the first anniversary of his Presidency, large protests were organized and the crisis ended in a military intervention in July 2013. This thesis aims to analyze the reasons why the process in Egypt evolved from "January 25 Revolution" to July 2013 military intervention. It mainly focuses on the reformulation of the alliances between different actors under the impact of the conjuncture and some crucial events. Moreover, it explains how and why different political groups that were so motivated initially for manifesting their political will through elections could support the Army against the first democratically elected President in such a short amount of time. Changes in the attitudes and policies of different actors take our attention to the events emerged in this short period, especially the ones happened in the Morsi period. It seems that some events negatively affected the views of different political groups towards the President Morsi and they led to recalculations of strategies of the actors and formation of new alliances to change the political context through new mechanisms. Morsi, as an unexperienced leader, made some controversial and untimely decisions and attempts which caused opposition among people so that his policies became one reason for the growing resentment in the society. Among these policies, the November 22 Declaration and the constitution-making process came into prominence. They were accepted as the signs of the tendency of the President Morsi towards authoritarianism. These two breaking points implied the loss of conditional support given by some groups in the second round of the Presidential elections. The Salafist Nour Party remained as the only ally for Morsi and the Muslim Brotherhood in that process. The following months witnessed the breaking of the alliance between the Salafists and the Muslim Brotherhood. In addition to the ideological differences between the two groups, some disagreements about the policies and the Saudi impact on the Salafists made the end of the alliance inevitable. The role of Salafists was significant because their participation in the opposition camp changed the dynamics in the country and increased the legitimacy of the protests against Morsi. After that, the military played the decisive role implying the end of the Morsi period. It strengthened the place of the military in the political affairs. It became the last ring of the chain of military interference with the political issues. Thus, the military and the Salafist Nour Party appeared as the most critical actors in the process. Apart from that, the thesis points out the impact of the historical prejudices towards the MB and the role of identity for determining the credibility of Morsi in Presidency. The historical prejudices and identity factors made his credibility limited so the opposition was activated in such a short amount of time. As a result, the reasons for the evolution of the process were a combination of different factors that needed a step-by-step analysis as we have done in this thesis.

The Arab SpringMilitary interventionMorsi, Mohammad+3
Abdurrahman Gümüş
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

2012-2022 döneminde Türkiye-İran ilişkilerinin neorealist perspektiften değerlendirilmesi

Türkiye ve İran Ortadoğu'nun iki büyük ve önemli gücü olarak karşımıza çıkmaktadır. En eski sınır komşusu olan iki ülke jeopolitik konumları, tarihi kökenleri ve kimliksel yapılarıyla tarihin her döneminde siyasi, iktisadi anlamda önemini korumaktadır. Sahip oldukları faktörler ele alındığında bu iki bölgesel gücün uluslararası ilişkiler bağlamında merkez konumda olduğu görülmektedir. Son dönemde Orta Doğu'da yaşanan Arap Baharı süreciyle ortaya çıkan krizler Türkiye ve İran ilişkilerini doğrudan etkilemiştir. İki ülke ilişkilerinde Arap Baharı olarak nitelendirilen halk hareketlerinin Suriye'ye sıçramasıyla yeni rekabet alanları oluşmuştur. Arap Baharının sona ermesi bölgede yaşanan sorunları sona erdirmemiş, sonraki süreçte Türkiye ve İran ilişkilerinin seyrini önemli ölçüde etkilemiştir. Bu kapsamda tezin amacı değişen bölgesel gelişmeler çerçevesinde iki ülke ilişkilerini güvenlik ve güç odaklı açıklamalar ortaya koyan neorealizm perspektifinden değerlendirmektir. Bu bağlamda İran ve Türkiye'yi son dönemlerde birbirine yakınlaştıran unsurlardan birinin güvenlik faktörü olduğu üzerinde durulmuştur. İki ülke ilişkilerindeki unsurlara bağlı olarak ortaya çıkan dış politika neorealizmin varsayımları çerçevesinde analiz edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Arap BaharıOrta DoğuTürk-İran ilişkileri+4
Sümeyra Avcı
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00

Related subjects