Evoked potentials-auditory
52 theses under this subject heading
Ünlü-ünlü ses geçişleri ile oluşan kortikal n1 cevabını oluşturan akustik olayların incelenmesi
F2 formant frekansı değişim gösteren ünlü-ünlü hecelerdeki ses geçişlerinin akustik değişim kompleksi (ADK) adlı bir cevap oluşturduğu yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. /ui/ uyaranı ile oluşturulan ADK cevabı dikkate alındığında bu cevaba uyarandaki akustik değişimi sağlayan /i/ uyaranının başlangıcının ve/veya /u/ sesinden /i/ sesine geçişte gerçekleşen f2 frekans rampasının toplam cevaba olan katkısı yapılan çalışmalarda incelenmemiştir. Yapılan bu çalışmada, "standart /ui/" uyaranı ile bu uyarandan /i/ sesinin tamamen çıkarıldığı /u rampa/ ve /i/ sesinin 0.05 ve 0.1 msn'lik kısımlarının oluşturduğu /ui/ uyaranları olmak üzere toplam 4 uyaran, 18-30 yaş arası 20 bireye 70 dB SPL şiddetinde sunulmuştur. Analizlerde /ui/ uyaranı ile elde edilen ADK N1 amplitüdleri (Md=-1.647), /u rampa/ uyaranı ile elde edilen ADK amplitüdlerinden (Md=-2.957) anlamlı derecede daha düşük çıkmış (p=0.029), /i/ sesi uyarana dahil oldukça ADK N1 amplitüdlerinde anlamlılık seviyesine ulaşmasa da kademeli düşüş olmuştur. ADK N1 latansları açısından karşılaştırıldığında ise /u rampa/ uyaranı en kısa ortanca latans değerine (Md=652) sahip olmuştur. /u rampa/ uyaranının en büyük amplitüd ve en kısa latans değerine sahip olması f2 formant frekans rampasının toplam değişim cevabına azımsanmayacak derecede katkısı olduğunu göstermektedir. İleriki çalışmalarda farklı f2 formant frekans değişikliklerinin olduğu rampa uyaranları da kullanılarak f2 rampasının işitsel ayırt etme sürecine olan katkısının incelenmesi ve koklear implant ve işitme cihazı kullanan bireylerde rampa cevabının toplam akustik değişim cevabına ne derecede etki ettiğinin araştırılması önerilebilir.
Koklear implant kullanıcılarında trifazik uyarım ve spektral - temporal rezolüsyonun değerlendirilmesi
Koklear implantlarda (Kİ) kullanılan teknolojilerin sınırlılıkları sebebi ile işitsel uyaranlar içerisinde mevcut olan spektral ve temporal ipuçları sadece sınırlı bir miktarda temsil edilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı yeni geliştirilmiş bir uyarım modu olan trifazik uyarım ile normal iç kulak yapılarına sahip olup fasiyal sinir uyarımı olmayan koklear implant kullanıcılarında spektral ve temporal rezolüsyon becerilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya, normal iç kulak yapılarına sahip olup fasiyal sinir uyarımı olmayan, 16-40 yaş aralığında 21 (13 kadın 8 erkek) deneyimli Kİ kullanıcısı dahil edilmiştir. Değerlendirmenin yapılabilmesi için katılımcıların geri bildirimlerine dayanarak trifazik uyarım modu ile bir program oluşturulmuş ve katılımcılara programa aşinalık kazanabilmeleri için 1 saatlik deneme süreci verilmiştir. İlk olarak katılımcılara her iki uyarım modu ile serbest alanda koklear implantlı işitme eşikleri değerlendirmesi yapılmıştır. Daha sonrasında ise Spektral – Temporal Modüle Dalgalanma Testi (SMDT) ve Modülasyon Derinlik Eşiği Testi (MDET) uygulanmıştır. Herbir katılımcı her iki uyarım modu ile değerlendirmelere tabi tutulmuş ve uyarım modlarında elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda trifazik uyarım modu ile bifazik uyarım modu arasında kısa süreli kullanım ile spektral çözünürlük becerilerinde bir farklılık olmadığı (p>0,05), temporal çözünürlük becerilerinde ise trifazik uyarımda daha iyi sonuçlar elde edildiği gözlenmiştir (p<0,05). Elde edilen bulgulara etki edebilecek olan programlama parametreleri her iki uyarım modunda karşılaştırılmış ve rahat dinleme seviyesi, eşik seviye ve elektriksel dinamik aralık parametrelerinde uyarım modları arasında farklılık elde edilmemiş (p>0,05) ancak uyaran hızı ve genişliğinde farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak temporal rezolüsyon becerilerinde trifazik uyarım modu ile daha iyi sonuçlar elde edilmesinde hız ve uyarım genişliği etkisinin yanı sıra trifazik uyarım modunun yapısından kaynaklanan akım yayılımı azalmasının da etkili olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Koklear implant, spektral rezolüsyon, temporal rezolüsyon, kanal etkileşimi, trifazik uyarım
Sound morphing using auditory p300 based attentional brain-computer musical interface
Thesis describes the development and testing of a Brain Computer Musical Interfacing (BCMI) system that allows a user to transform one element of a musical texture by paying attention to that particular element. Building on previous works, the system makes use of Auditory Evoked Potentials (AEP) to elicit P300 waves. An oddball paradigm with multiple target stimuli was developed, and sound stimuli were diffused through a multi-channel speaker array for improved focus on the sound stimuli. A sound synthesis model was created for transforming sound texture based on neural oscillations. Artificial Neural Network was used to predict possible P300 waves showing the attentional focus. Using this technique, P300 waves were successfully predicted for the most of the test subjects.
Konuşma gürültüsünün farklı ünsüz-ünlü heceler ile oluşturulmuş kortikal n1 cevabı üzerindeki etkisi
Gürültünün kortikal uyarılmış işitsel potansiyeller üzerindeki etkisi konuşma uyaranları ile oluşan kortikal cevapların sessiz ve gürültülü koşullardaki amplitüd ve latans değerleri karşılaştırılarak daha önceki yapılmış çalışmalarda ortaya konulmuştur. Bu etki yapılan çalışmalarda sıklıkla az sayıda farklı uyaranlar kullanılarak değerlendirilmiştir. Mevcut çalışma ise sesli ve sessiz olmak üzere dört ünsüz-ünlü hece kullanarak bu hecelerle oluşan kortikal cevapların gürültüden etkilenimlerinin hecelerin sesli-sessiz özellikleri üzerinden karşılaştırmak için yapılmıştır. Normal işitmeye sahip 18-23 yaş arası 20 katılımcıya (10 Kadın, 10 Erkek) hem sessiz ortamda hem de gürültü arka planında rastgele olmak üzere /bi/,/pi/,/di/ ve /ti/ uyaranları sunulmuştur. Uyaranlar her iki koşulda 65 dB SPL şiddetinde, gürültü ise +5 dB sinyal gürültü oranında (SGO) 60 dB SPL şiddetinde katılımcılara sunularak kortikal N1 cevabı kaydedilmiştir. Yapılan analizlerde bütün uyaranlar için N1 latansları gürültüde uzama göstermiş, amplitüdlerde gürültü etkisi gözlenmemiştir. Uyaranların gürültüden farklı etkilenimleri konusunda /pi/ uyaranının gürültülü arka planda latans uzaması /bi/ uyaranına göre anlamlı derecede yüksek elde edilmiştir. Ayrıca sessiz ortamda /di/ ve /ti/ uyaranının amplitüdleri farklı değilken gürültülü arka planda /di/ uyaranının amplitüdü /ti/ den yüksek elde edilmiştir. Gürültüde /ti/ ile oluşan cevap amplitüdleri /di/ uyaranına kıyasla gürültüden daha fazla etkilenmiş ve bu etki /ti/'nin amplitüdünün /di/'ye göre gürültüde daha düşük elde edilmesiyle sonuçlanmış olabilir. Bu bakımdan hecelerin ötümlülük özelliğinin bu heceler ile oluşan kortikal cevapların gürültüden etkilenimleri üzerinde etkisi olduğu düşünülebilir. İleriki çalışmalarda farklı akustik özelliklerin kortikal cevapların gürültüden etkilenimleri üzerindeki etkileri değerlendirilebilir, davranışsal yöntemlerle test edilmesi zor olan gruplarda gürültünün hangi akustik özelliğin işlenmesinde zorluklara sebep olabileceği incelenebilir. Anahtar kelimeler: İşitsel kortikal N1, gürültü, konuşma uyaranı, ünsüz-ünlü heceler
Subjektif tinnituslu bireylerin çoklu uyaran paradigma kullanılarak mismatch negativity sonuçlarının incelenmesi
Beklenmeyen, ani seslere verilen bir yanıt olarak oluşan Mismatch negativity yanıtları, nöral plastisitenin değerlendirilmesinde objektif bir ölçüt olarak görülmektedir. Tinnitusun, işitme sistemindeki nöral plastisitenin farklılık göstermesine bağlı olarak ortaya çıkabileceğini öne sürülmüştür. Çalışmamızın amacı tinnitusu olan ve olmayan normal işitmeye sahip bireylerin, çoklu uyaran paradigma kullanılarak ortaya çıkan MMN yanıtlarını karşılaştırmaktır. Çalışmamızda normal işitmeye sahip tinnituslu bireyler MMN test ile değerlendirildi. Ayrıca tinnituslu bireylerin tinnitus kaynaklı rahatsızlıklarını değerlendirmek amacıyla tinnitus engellilik anketi uygulandı. Kronik subjektif tinnitusu olan normal işitmeye sahip 16 birey ile 20 bireyden oluşan sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Çoklu uyaran paradigma kullanılarak elde edilen MMN dalgaları 22 elektrot ile kaydedildi. İki grubun, frekans, şiddet, süre, lokalizasyon ve boşluk aykırı uyaranından oluşan beş aykırı uyaranın ortaya çıkardığı MMN yanıtları karşılaştırıldı. Tüm aykırı uyaranlar sonucunda oluşan MMN yanıtlarının genliğinde, tinnituslu grup ile kontrol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Fakat tinnituslu grup ile kontrol grubu arasında hiçbir aykırı uyaran için MMN latansları bakımından anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ulaştığımız sonuçlar, MMN testinin, kronik tinnituslu bireylerde dikkat öncesi ve süreğen santral işitsel işlemleme süreçlerinin zarar görmüş olabileceğine işaret eden elektrofizyolojik bir kanıt olabileceğini, santral işitsel işlemleme süreçlerinde habituasyonun değerlendirilmesinde kullanılabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Mismatch Negativity, Çoklu Uyaran Paradigması, Olaya İlişkin Potansiyeller, Tinnitus, Santral İşitsel İşlemleme
Gürültünün ses başlangıç ve akustik değişimler ile oluşturulmuş kortikal cevaplar üzerindeki etkisinin karşılaştırılması
Sessiz ortamla karşılaştırıldığında gürültüde elde edilen kortikal potansiyellerin farklı amplitüd ve latans değerlerine sahip olduğu daha önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Bu etki hem ses başlangıç hem de ses değişim cevapları için gözlenmiş, gürültünün etkisi kullanılan uyarana göre farklı olmuştur. Bu çalışma farklı uyaranlar ile uyarılmış ses başlangıç ve ses değişim cevaplarının farklı gürültü tiplerinden nasıl etkilendiğini incelemek için yapılmıştır. Normal işiten 24-33 yaş aralığında 20 yetişkinden (10 kadın, 10 erkek) sessiz ortam, +10 dB sinyal gürültü oranında beyaz gürültü ve konuşma sesi ile şekillendirilmiş gürültüde /ui/ ve /iu/ uyaranları ile oluşturulmuş ses başlangıç ve ses değişim N1 cevapları kaydedilmiştir. Analizlerde /ui/ için ses başlangıç amplitüdleri sessiz ortama göre beyaz gürültüde daha düşük, latansları ise her iki gürültü koşulunda daha geç elde edilmiştir. Ses değişim amplitüdleri ise sadece konuşma sesi ile şekillendirilmiş gürültüde daha düşük elde edilmiş, latansları gürültüden etkilenmemiştir. /iu/ için ise sadece ses başlangıç latansları her iki gürültüde daha geç elde edilmiştir. Aynı koşulda iki uyaran için oluşan cevaplar karşılaştırıldığında; ses başlangıç latansları sadece sessiz ortamda /ui/ için /iu/'ya göre daha geç elde edilmiş, diğer koşullarda /ui/ ve /iu/ için latans ve amplitüdleri farklı olarak elde edilmemiştir. /ui/ ve /iu/ için ses değişim cevapları ise sadece gürültü koşullarında latansları bakımından benzer olmuştur. Aynı koşulda ses başlangıç ve ses değişim cevapları karşılaştırıldığında ise bütün koşullarda her iki uyaran için ses değişim amplitüdleri daha küçük, latansları ise daha geç elde edilmiştir. Sonuç olarak gürültünün etkisi ses başlangıç ve ses değişim cevaplarını oluşturan uyaranlara ve kullanılan gürültü tiplerine göre değişiklik göstermektedir. İleriki çalışmalarda farklı formant geçişleri içeren uyaranlarla ve farklı gürültü tipleriyle kaydedilen ses başlangıç ve ses değişim cevaplarının gürültüden etkilenimlerinin gürültüde konuşmayı ayırt etme problemleri olan bireylerde incelenmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: İşitsel kortikal N1, gürültü, ses başlangıç cevabı, akustik değişim cevab
Benign paroksismal pozisyonel vertigo tanılı olgularda tedavi öncesi ve sonrası vestibüler uyarılmış potansiyellerin değerlendirilmesi
Amaç: Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), dönmesinin en sık nedenidir. Hastalığın tanısında pozisyonel manevralar en değerli tanı araçlarıdır. Bu tezde hastalığın patogenezinin değerlendirilmesinde objektif bir test olan vestibüler evoked myojenik potansiyeller (VEMP) kayıtlamalarının tedavi öncesi ve sonrası yanıtlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem : Çalışmamız Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi (EÜTFH) Nöroloji kliniğinde nörosensöryel birimimizde yapıldı. Servikal VEMP testi incelemesi Synergy Elektromyografi (EMG) (Medelec; Viasys Healthcare UK Ltd 2009) kullanılarak yapıldı. Test sırasında her 2 kulaktan ayrı ayrı 110 desibel (dB) klik şeklinde ses uyaranı verildi. Bu uyarılar 100 milisaniye aralıklarla kayıtlanarak 250 kez averajlama yapıldı. Ölçümler için 3 elektrod (aktif, referans ve toprak) kullanıldı. Aktif elektrod ipsilateral sternokleidomastoid (SKM) kasının orta 1/3 noktasına, yapıştırıldı. Sağlam ve hasta grubun kayıtlamaları ile P13, N23 latansları ve düzeltilmiş amplitüd değerleri kaydedildi. İstatistiksel analizleri yapıldı. Bulgular: Tedavi edilmeden önce yapılan kayıtlamada P13 latansı 13.51 ± 1.99 milisaniye (msn) , N23 latans değeri ise 22.44 ± 2.22 ve düzeltilmiş amplitüd değeri 6.44 ± 3.49 olarak kaydedildi. Kontrol grubu ile kıyaslandığında P13 ve N23 latanslarında uzama görüldü. Tedavi sonrası P13 latansı 12.87 ± 1.65, N23 latans 121.97 ± 1.95 düzeltilmiş ampltiüd ise 5.75 ± 2.5 görüldü. Tedavi sonrası yanıtlarda ise sadece P13 latansında düzelme olduğu , N23 ve amplitüd de değerinde ise tedavi öncesi ve sonrası farklılık olmadığı görüldü. Sonuç: BPPV hasta grubunda VEMP testi noninvaziv, düşük maliyetli ve pratik bir test olup otolit organları ile efektör kaslar arasında beyin sapı boyunca seyreden vestibule-oküler ve vestibule-spinal yolların değerlendirilmesine imkan sağladığını düşünmekteyiz
Sağlıklı bireylerde farklı frekanslarda tone burst ve chirp uyaranları ile elde edilen servikal vestibüler uyarılmış myojenik potansiyellerin karşılaştırılması
Çalışmamızda sağlıklı bireylerde farklı frekanslarda tone burst ve chirp uyaranları ile elde edilen cVEMP yanıtlarının saptanması ve bu bulguların karşılaştırılması hedeflenmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 22.03.2016 tarihli ve 27/04 sayılı kararı ile etik kurul açısından uygun bulunmuştur. Çalışma, 19-65 yaş arası toplam 65 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza herhangi bir otolojik, nörootolojik ve vestibüler sistem ile ilgili şikâyet ve hastalığı olmayan, normal dış kulak yolu ve timpanik membrana sahip, elektroakustik immitansmetri değerlendirilmesinde, orta kulak basıncı ±50 daPa sınırlarında ve TipA timpanograma sahip ve saf ses ortalaması 125-8000 Hz arasında 15 dB ve daha iyi olan bireyler dâhil edilmiştir. VEMP'in ilk pozitif (P1) ve onu takip eden negatif dalgasının (N1) latansları ve bu iki dalganın tepe noktaları arasında kalan P1-N1 amplitüdleri ve VEMP Asimetri Oranı (VAR) karşılaştırılmıştır. 500 Hz Tone burst uyaran için; P1 latans ortalaması 12.89 ± 0.81 (ms), N1 latans ortalaması 21.13 ± 1.65 (ms), P1-N1 amplitüd değeri 104.99 ± 36.85 (µV)' dir. 500 Hz Frekansa-spesifik chirp uyaran için; P1 latans ortalaması 7,79 ± 0.86 (ms), N1 latans ortalaması 16.16 ± 1.67 (ms), P1-N1 amplitüd değeri 129.32 ± 41.25 (µV)' dir. 1000 Hz Tone burst uyaran için; P1 latans ortalaması 11.72 ± 0.85 (ms), N1 latans ortalaması 19.54 ± 1.62 (ms), P1-N1 amplitüd değeri 88.39 ± 29.65 (µV)' dir. 1000 Hz Frekansa-spesifik chirp uyaran için; P1 latans ortalaması 8.7 ± 0.88 (ms), N1 latans ortalaması 16.7 ± 1.75 (ms), P1-N1 amplitüd değeri 110.07 ± 35.77 (µV)'dir. İki farklı frekansta (500 ve 1000 Hz), chirp uyaran ile tone burst uyaran P1 (ms), N1 (ms) ve P1-N1 (µV) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.05). Bu çalışma ile her iki frekansta chirp uyaran ile tone burst uyarana kıyasla dalga latansları daha erken, amplitüdleri daha yüksek ve morfolojik açıdan daha net dalgalar elde edilmiştir.
OVEMP'te uygulanan farklı uyaranların ('KLİK', 'tone-burst', 'CHIRP') farklı yaş gruplarındaki sağlıklı bireyler üzerinde karşılaştırılması
ÖZET oVEMP'te Uygulanan Farklı Uyaranların ('klik', 'tone-burst', 'chirp') Farklı Yaş Gruplarındaki Sağlıklı Bireyler Üzerinde Karşılaştırılması Çalışmamız Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi KBB kliniği odyoloji bölümünde gerçekleştirilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi Etik Kurulu tarafından 22.03.2016 tarih ve 27/06 numaralı kurul kararı ile çalışmanın uygunluğuna karar verilmiştir. Çalışmamızda farklı yaş gruplarında normal işiten sağlıklı yetişkin kişiler de 'klik','chirp','tone-burst' uyaranlar ile elde edilen oVEMP yanıtlarının amplitüd ve latans açısından karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışma 19-60 yaş arası 66 gönüllü ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya daha önce vestibüler rahatsızlık yaşamamış, otoskopik muayene bulguları normal, hava yolu saf ses ortalaması (500-2000 Hz) 15 dB'den az olan,akustik immitansmetri sonuçlarında Tip A timpanogram elde edilen ve akustik refleks eşikleri normal olan bireyler dahil edilmiştir. Uygulama sırasında ortaya çıkan ilk negatif dalga (N1) devamında ortaya çıkan pozitif dalga (P1) latansları ve bu iki dalganın tepe noktaları arasında kalan (P1-N1) amplitüdleri karşılaştırılmıştır. Yapılan uygulamalar sonucu Chirp uyaran ile sağ kulak N1 5,9+/- 0,9 ms P1 11,06+/-0,92 ms P1-N1 10,51+/-7,2(μV);sol kulak N1 6,03+/-1,05ms P1 11,3+/-1,07ms P1-N1 11,93+/-7,33(μV) olarak elde edilmiştir. Klik uyaran ile sağ kulak N1 8,68 +/- 1,44 ms P1 12,73+/-1,8 ms P1-N1 2,77+/-2,05(μV); sol kulak N1 8,63+/-1,47ms P1 12,68+/-1,86ms P1-N1 2,86+/-1,94 olarak elde edilmiştir. Tone-burst uyaran ile sağ kulak N1 10,01+/-0,86 ms P1 14,89+/-1,21 ms P1-N1 7,09+/-5(μV) ; sol kulak N1 10,08+/- 0,88 P1 15,09+/-1,17 ms P1-N1 7,5+/-3,5(μV) olarak elde edilmiştir. Elde edilen N1(ms),P1(ms) ve P1-N1(μV) ortalamalarında her üç uyaran tipi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur.(p<0,05) Yaptığımız çalışma ile tone-burst ve klik uyarana göre chirp uyaran ile oVEMP sonuçlarının daha kısa latans , yüksek amplitütte ve morfolojik olarak daha net dalgalara sahip olduğu chirp uyaranının güvenilir ve kullanılabilir bir uyaran olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: chirp, click, oVEMP, tone-burst
Benign paroksismal pozisyonel vertigoda vestibüler uyarılmış myojenik potansiyel (VEMP) ve video head ımpuls (VHIT)test bulguları
BPPV en yaygın periferik vestibüler sistem hastalığıdır. Kanalolitiazis ve kupulolitiasiz kabul edilen iki teoridir. BPPV'de vestibüler testlerin klinik önemi bilinmektedir. Çalışmamızda posterior kanal BPPV'de cVEMP, oVEMP ve vHIT bulguları incelenmiş ve Epley manevrasının bu testlerde oluşturduğu değişiklikler değerlendirilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi KBB Kliniği'nde, yürütülen çalışmaya Dix-Hallpike testi (DHT) ile posterior kanal BPPV tanılı 36 hasta alındı. Otolojik ve nörootolojik hastalık hikâyesi olmayan 42 gönüllüden kontrol grubu oluşturuldu. Çalışma ve kontrol grubuna tedavi öncesi cVEMP, oVEMP ve vHIT'leri yapıldı. Testlerden sonra hasta gruba Epley manevrası uygulandı. Manevra sonrası iyileşme gözlenen hastalara testler tekrar edildi. cVEMP testinde; P1 ve N1 dalgaların latansları, P1-N1 amplitüdleri ve iki kulak arasındaki asimetri oranları analiz edildi. oVEMP testinde N1 ve P1 dalgaların latans ve amplitüdleri değerlendirildi. vHIT'de ise; infrared kamera kullanılarak etkilenen posterior kanaldaki kazançlar, tedavi sonrası ve normatif veriler ile karşılaştırıldı. cVEMP testinde tedavi öncesi ile sonrasındaki değerler kontrol grubuna göre karşılaştırıldığında P1ve N1 latanslarında anlamlı farklılık bulunmadı. Tedavi öncesi 84,75 μV ve sonrası 89,64 μV olan P1-N1 amplitüdü kontrol grubundaki 110,39 μV olan P1-N1amplitüdüne göre anlamlı şekilde düşük bulundu. (p<0.05). oVEMP testinde; tedavi öncesi ile tedavi sonrasında N1 latansı, N1P1 amplitüd ve asimetri değerleri kontrol grubuna göre farklılık göstermemesine rağmen, 14,59 ms olan tedavi öncesi P1 latansına göre 15,11ms olan tedavi sonrası P1 latansında anlamlı uzama görüldü (p<0.05). vHİT'de ise; tedavi öncesi ve sonrası kazanç değerlerinde hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel farklılık elde edilemedi. Vestibüler rehabilitasyon başarısını ölçmede VEMP yardımcı bir yöntem olarak kullanılabilir, ancak vHIT'te BPPV'nin tanı ve takibinde destek sağlayacak ek bilgi elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: BPPV, cVEMP, oVEMP, vHIT
Migrenli hastalarda vestibüler miyojenik uyarılmış potansiyeller
Migren 30-39 yaş grubunda en sık görülen, kadın baskınlığı olan, zonklayıcı karakterde, 4-72 saat kadar süren, uni veya bilateral olabilen, bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi gibi bulguların eşlik edebildiği, hareketle genellikle şiddetlenen, ciddi anlamda iş gücü kaybına yol açan, tekrarlayıcı, primer bir baş ağrısıdır. Baş ağrısı atakları öncesinde 5-60 dakika sürebilen, pozitif veya negatif görsel ve duysal semptomlar ve konuşma bozukluğu şeklinde ortaya çıkan aura hastaların bir bölümünde görülebilir. Migren tanısı klinik olarak konulur ve yapılan radyolojik ve laboratuar tetkikleri ancak sekonder nedenleri ekarte etmek için yararlıdır. Migren patogenezi hakkında bugüne kadar birçok hipotez ortaya atılmıştır. Bunlardan son yıllarda en dikkat çekici olanı beyinsapı jeneratörü teorisidir. Bu teori; migren atağının başlamasında ve sonlanmasında beyin sapındaki nöroanatomik yapıların ve beyin sapındaki nörotransmitterlerle ilgili mekanizmaların aktive olmasının patogenezde rolü olabileceğine dikkat çekmektedir.Bu çalışma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Nöroloji Kliniği'nde IHS kriterlerine göre kesin migren tanısı alan 52 hasta ve 52 sağlıklı kontrol grubunda prospektif olarak yapıldı. VEMP çalışmasıyla elde ettiğimiz ölçüm sonuçları migren tanısı almış hastalar ile kontrol grubunda karşılaştırıldı.Migrenli hastalarda sol p1 amplitüdünde ve sol p1-n1 amplitüd farkında anlamlı düşüklük saptandı. Buna karşılık, n1 amplitüd değerleri, p1 ve n1 latans değerleri, sağ-sol kulak p1 latans farkı, sağ-sol kulak n1 latans farkı, sağ-sol kulak p1-n1 amplitüd farkı değerleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark göstermiyordu.Tek taraflı olarak saptanan p1 amplitüdündeki ve p1-n1 amplitüd farkındaki kısalmanın migrenli hastalarda daha önce yapılan VEMP çalışmaları göz önüne alındığında anlamlı olmadığı düşünüldü.Sonuç olarak; VEMP testinin migrendeki kullanımını ve anlamlılığını destekleyecek geniş hasta gruplarıyla birçok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Tip 2 diabetes mellitus hastalarının işitsel beyinsapı ve işitsel orta latans cevapları
Diabetes Mellitus (DM); vücudun oluşan direnç nedeniyle insülini etkin kullanamaması ya da insülin üretememesi sonucu, yüksek kan şekeri seviyesi gösteren kronik metabolik bir hastalıktır. Zamanla, yüksek kan şekeri düzeyleri stria vaskülaris ve sinirlerdeki damarlara zarar vererek, besin ve oksijen yetersizliğiyle kokleovestibüler disfonksiyona (CVD) neden olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; kontrollü Tip2 DM'li bireyler (HbA1c<%7) ve kontrolsüz Tip2 DM'li bireylerin (HbA1c>%7) İşitsel Beyinsapı Cevapları (ABR-Auditory Brainstem Response) ve İşitsel Orta Latans Cevapları (AMLR-Auditory Middle Latency Response) sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışmada; Kontrollü diyabet grubunda olan otuz hasta, kontrolsüz diyabet grubunda olan otuz hasta ve sağlıklı otuz birey olmak üzere toplam 90 katılımcı değerlendirildi. Tüm bireylere kulak burun boğaz muayeneleri sonrası odyometrik inceleme, akustik immitansmetrik inceleme, işitsel beyin sapı cevabı ve işitsel orta latans testi uygulandı. Çalışma sonucunda; ABR testinde, bilateral V. Dalga latanslarında kontrolsüz diyabetlerde sağlıklı bireylere göre anlamlı düzeyde uzama gözlendi (p<0.01). Ayrıca bilateral III-V interpeak latanslarında kontrolsüz diyabetlerde sağlıklı bireylere göre anlamlı uzama gözlendi (p<0.01). Hem kontrolsüz diyabette hem de kontrollü diyabette sol kulak I-V interpeak latans değerinde sağlıklı bireylere göre anlamlı uzama gözlendi (p<0.01). AMLR testinde, yalnızca sol kulak Na latans değerinde her iki diyabetli grupta sağlıklı bireylere göre anlamlı uzama gözlendi (p<0.01). Diyabetin glisemik kontrolünün ABR ve AMLR dalga latansları üzerinde etkisi olmadığı gözlendi. Çalışmamızın sonucu Tip2 DM'nin işitmesi normal bireylerde bile santral işitme sistemi üzerine etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Diyabetli bireylerde işitme kaybının erken dönemde tespit edilmesinde bir yöntem olarak işitsel beyin sapı cevapları kullanılabilir olarak gözükmektedir. Ancak elde edilen sonuçlarla işitsel orta latans cevapları için aynı sonuç elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: işitsel beyin sapı cevabı, işitsel orta latans cevabı, Tip2 diabetes mellitus.
Normal işiten sağlıklı yetişkinlerde ve sensörinöral işitme kayıplı hastalarda LS CE Chirp ve click uyaranları ile yapılan işitsel beyin sapı cevaplarının karşılaştırılması
ABR odyolojik tanıda kullanılan bir testtir. ABR'de click, tone burst ve chirp uyaran kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı; normal işiten sağlıklı bireylerde ve SNİK işitme kayıplı hastalarda LS CE Chirp ve click uyaranları ile yapılan ABR 'nin V. dalga mutlak latans ve amplitüdlerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışma 19-55 yaş arasındaki bireylerle yapılmıştır. Normal işiten 36 birey alınmıştır. Bilateral SNİK 'li 60 birey; hafif derecede SNİK'li 20, orta derecede SNİK'li 20, orta- ileri derecede SNİK 'li 20 birey şeklinde 3 gruba ayrılmıştır. Tüm bireylerin odyometrik ve timpanometrik değerlendirmeleri yapılmış ve önce click sonra da aynı cihazda parametre değiştirerek LS CE Chirp ABR testi yapılmıştır. Grupların tümünde; 90, 80, 60 dB şiddet düzeylerinde, ayrıca normal bireylerde 40 ve 20 dB şiddet seviyelerinde click ve LS CE Chirp uyaranları ile elde edilen V. dalga mutlak latans ve amplitüdleri karşılaştırılmıştır. LS CE Chirp ve click uyaranları ile V. dalga mutlak latans karşılaştımasında; sağlıklı bireylerde 90, 80 ve 20 dB şiddetlerinde anlamlı fark saptanmamış (p>0.05), 40 ve 20 dB şiddet düzeylerinde fark saptanmıştır (p<0.05). Hafif derecede SNİK'li bireylerde 60 ve 80 dB, orta dereceli SNİK'li bireylerde 90 dB 'de, anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Orta -ileri derecede SNİK 'li bireylerde tüm şiddet düzeylerinde LS CE Chirp ve click uyaranları ile elde edilen V. dalga mutlak latansları arasında fark saptanmamıştır (p>0.05). Sağlıklı bireyler ve işitme kayıplı gruplarda tüm şiddet düzeylerinde amplitüdler LS CE Chirp uyaranda, click uyarandan anlamlı şekilde büyük elde edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, V. dalga amplitüdünün daha büyük ve dalga morfolojisinin belirgin olması nedeniyle LS CE Chirp uyaran kullanılarak ABR testinin yorumlamasının daha kolay ve anlaşılır olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Click ABR, İşitme Kaybı, LS CE Chirp ABR
Tinnitusun eşlik ettiği benign paroksismal pozisyonel vertigoda tinnitus ve işitsel beyinsapı cevaplarının değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, tinnitusun eşlik ettiği benign paroksismal pozisyonel vertigolu (BPPV) bireylerde tinnitus özelliklerinin ve işitsel beyinsapı cevabı (ABR) bulgularının araştırılmasıdır. Çalışmaya 90 birey dahil edilmiştir. Bireyler, BPPV tanısı alan ve tinnitus şikayeti olan (n=30), BPPV tanısı alan hastalar (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Tüm bireylere; terapatik manevralar öncesinde düşük ve yüksek rate'de ABR testi ve BPPV'li bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDA) uygulanmıştır. Tinnitusu olan BPPV'li bireylerde, tinnitusun şiddeti ve frekansı değerlendirilmiş, tinnitus engellilik ölçeği (TEÖ) ve görsel analog skalası (GAS) uygulanmıştır. BPPV ile birlikte tinnitus şikayeti bildiren I. grup bireylerde tinnitusun, BPPV'den etkilenen kulakta lokalize olduğu, tinnitusun ortalama şiddetinin 32 dB, ortalama frekansının 4,5 kHz elde edildiği ve aralıklı olarak hissedildiği saptanmıştır. Tinnitusu olan 30 bireyin 7'si hariç tümünde terapatik menavralar sonrasında tinnitusun kaybolduğu saptanmıştır. Her iki grupta da (Grup I ve II) BPPV'li bireylerin etkilenen kulaklarında, düşük (9,1/sn) rate ile karşılaştırıldığında yüksek (49,1/sn) rate'de ABR'de V. dalga mutlak latansında anlamlı uzama elde edilmiştir. Yüksek (49,1/sn) rate'de ABR ile tüm BPPV'li bireylerin etkilenen kulaklarında III. dalga mutlak latansının, kontrol grubundan anlamlı derecede uzamış olduğu saptanmıştır. (p<0,05) Tinnitusu olan ve olmayan BPPV'li bireyler arasında BDEA bulguları açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0,05). Sonuç olarak BPPV'li bireylerde yüksek rate'de yapılan ABR, işitsel yollardaki bir iskeminin, BPPV'nin oluşumundaki etkisi konusunda bilgi sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo, Tinnitus, İşitsel Beyinsapı Cevapları, Baş Dönmesi, İskemi
Ani işitme kaybı olan yetişkinlerde işitme eşiklerinin düzelmesinin vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellere etkisinin değerlendirmesi
Çalışmanın amacı, idiyopatik AİK tanısı alan bireylerde tedavi öncesi ve tedavi sonrası servikal VEMP ve oküler VEMP bulgularının araştırılmasıdır. Çalışmaya 18-65 yaş arası 60 birey dahil edilmiştir. Bireyler, idiyopatik AİK tanısı alan (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Tüm bireylere; tedavi öncesi ve tedavi sonrası cVEMP, oVEMP testi, ani işitme kaybı ile eş zamanlı baş dönmesi ya da dizziness yakınması olan bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDEA) ve görsel analog skalası (GAS) uygulanmıştır. Ek olarak AİK'li her hastaya tinnitus varlığı sorulmuştur. İdiyopatik ani işitme kaybından etkilenen kulakta tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, cVEMP 'de tedavi sonrasında N1 latansında anlamlı kısalma elde edilmiştir. (p<0,05). İdiyopatik ani işitme kaybından etkilenen kulakta hem tedavi öncesi hem tedavi sonrasında değerlendirildiğinde vertigo şikâyeti olan ve olmayan bireylerin cVEMP ve oVEMP cevaplarında istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0,05). İdiyopatik AİK'li baş dönmesi ya da dizziness şikâyeti olan bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası BDEA, GAS ve tinnitus varlığı karşılaştırıldığında tüm skorların, tedavi öncesinde, tedavi sonrasına göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. (p<0,05). Sonuç olarak; idiyopatik AİK'li bireylerin, otolit organlarının kokleaya anatomik yakınlığından dolayı etkilenmeye eğilimli olduğu ve bu hastalarda vestibüler fonksiyonunun daha kapsamlı araştırılması için VEMP testinden fayda elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dizziness, idiyopatik ani işitme kaybı, otolit organlar, tinnitus, vertigo, vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller
Çocuklarda ardışık koklear implant uygulamasının ilk koklear implant uygulanan kulaktaki en rahat duyma seviyesi, impedans ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, ardışık bilateral koklear implantlı çocuklarda ikinci koklear implant uygulamasının ilk koklear implantın impedans, en rahat duyma seviyesi ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisini tespit etmektir. Bu çalışma 12 kız (%40) ve 18 erkek (%60) olmak üzere toplam 30 çocuk ile yapılmıştır. Çocukların yaşları 15 ay ile 144 ay arasında değişmektedir. Çalışmaya en az 3 ay süre ile ilk koklear implant kullanım sonrası karşı kulağına koklear implant uygulanan çocuklar alınmıştır. Tüm çocukların ikinci koklear implantları açık ve kapalı iken impedans, ECAP ve M seviyeleri değerlendirilmiştir. Kİ2 cerrahi öncesi Kİ1 den alınan impedans, ECAP ve M bulgularına göre ikinci koklear implant kapalı iken birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcut değildir (p>0.05). İkinci koklear implant aktive edildiğinde ise birinci implantın impedans ölçümlerinde sadece 1. ayda, ECAP ve M seviyelerinde ise 1. ay, 3. ay ve 6. ayda kapalı konumdaki ölçümleri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Ardışık koklear implant uygulamasında ikinci koklear implant kapalı olduğunda Kİ2 ameliyatı öncesindeki değerleri ile karşılaştırıldığında birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde herhangi bir değişiklik olmamaktadır. Fakat ikinci koklear implantın aktive edilmesi ile birinci koklear implantta impedans, ECAP ve M seviyelerinde değişiklikler olmaktadır. İkinci koklear implant aktive edildikten sonra hem birinci koklear implantın hem de ikinci koklear implatın impedans değerleri, ECAP, M seviyeleri ve dinamik ranjın kontrol edilmesi hastanın işitsel performansı açısından gereklidir.
Parkinson hastalığında ritmik işitsel stimülasyon uygulamasının yürüyüş üzerine etkisi
Bu çalışma PH'li bireylerde standart ve modifiye edilmiş RİS uygulamalarının yürüyüş üzerine anlık etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Parkinson grubunda 13 PH'li birey, kontrol grubunda 13 sağlıklı birey olmak üzere toplam 26 birey alındı. Bireylere ait demografik bilgiler kaydedildi. Parkinson grubundaki bireylerin hastalık evresi MHYEÖ ile belirlendi. Hastalık şiddetini belirlemek amacıyla Parkinson grubundaki bireylere BPHDÖ uygulandı. RİS uygulaması öncesi bireylerin yürüyüş zaman-mesafe parametreleri 10 metrelik alanda yürütülerek incelenirken, yürüyüş performansı TPDYT ve SKYT ile değerlendirildi. Bireylerin normal kadansına ve bu kadansın %10'luk artışına ayarlanan iki farklı metronom ritmi hem melodili hem de melodisiz şekilde kulaklık yardımıyla bireylere dinletilerek, 10 metrelik alanda toplamda dört farklı RİS koşulu altında yürümesi istendi. Melodili RİS uygulaması için Klasik Türk Müziği Longa ve Sirto formlarından üç eser kullanıldı. Çalışmanın sonucunda kontrol grubundaki bireylerin yürüyüş parametrelerinden hız, adım uzunluğu ve çift adım uzunluğu değerleri, ilk ölçüm ile benzer iken (p>0.05); Parkinson grubunda ilk ölçüm ile uygulanan RİS yöntemleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Yürüyüş parametrelerinden kadans ve dönüş süresi değerleri için ilk ölçüm ve uygulanan RİS yöntemleri arasında, gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). TPDYT için ilk ölçümler ile son ölçümler gruplarda benzer bulunmuştur. SKYT için kontrol grubunda ilk ve son ölçümler arası fark yok iken (p>0.05); Parkinson grubunda son ölçümler ilk ölçümlerden anlamlı düzeyde gelişme göstermiştir. Sonuç olarak RİS uygulaması kontrol grubundaki bireylerin yürüyüşüne etki etmezken; PH'li bireylerin yürüyüş hızını ve adım uzunluğunu artırarak ve SKYT'de gelişme sağlayarak yürüyüşü olumlu yönde etkilemiştir. RİS'in bu olumlu etkisi neticesinde; PH rehabilitasyonuna güvenle dahil edilebileceği ve RİS uygulamasının optimizasyonu için daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Hipotiroidi süresinin işitme üzerine etkisinin deneysel hayvan modeliyle araştırılması
AMAÇ: Konjenital hipotiroidizmin işitme fonksiyonunu etkilediği iyi bilinmektedir. Fakat akkiz hipotiroidi ve işitme fonksiyonu arasındaki ilişkiyi ortaya koyan yeterli bilgi yoktur. Bunun yanında hipotirodi süresinin işitme üzerine etkisiyle ilgili yeterli veri bulunmamaktadır. Bizim çalışmamızın amacı deneysel hayvan modeli kullanarak oluşturulan hipotiroidi süresinin işitme fonksiyonu üzerine etkisini incelemektir. GEREÇ ve YÖNTEM: Kontrol, 15, 30 ve 45 günlük hipotiroidi olmak üzere 4 grup çalışmaya dahil edildi. Her grupta 8 hayvan mevcuttu. Denek gruplarına günlük intraperitoneal yoldan 10 mg/kg dozunda PTU verildi. Tüm gruplara deney öncesinde ve denek grubundaki hayvanlara da 15, 30 ve 45 günün sonunda OAE ve ABR ölçümleri yapıldı. Hayvanların T4 ve TSH düzeylerinin değerlendirilmesi için dekapitasyon öncesi intrakardiak kan örnekleri alındı. Dekapitasyonu takiben hayvanların temporal kemikleri disseke edilerek kokleaları çıkartıldı. Kokleaların dış tüylü hücre, stria vaskülaris ve spiral ganglion yapılarındaki değişimler histopatolojik değerlendirme ile skorlandı. BULGULAR: Klik uyaranla yapılan ABR incelemesi sonuçlarına göre 15, 30 ve 45 günlük hipotiroidi gruplarında eşik değerinin deney sonrasında öncesine göre yükseldiği latans değerlerinin uzadığı bulundu (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırma sonuçlarında; ABR eşik değerlerinde anlamlı farklılık izlenmezken, latans değerlerinde tüm gruplar arasında farklılık mevcuttu (p<0.05). OAE sonuçlarına göre SNR değerlerinde 15 günlük hipotiroidi grubunda 2002 Hz ve üstü frekans değerlerinde, 30 günlük grupta ise 2380-5652 Hz aralığında anlamlı düşme tespit edildi (p<0.05). Histopatolojik değerlendirme sonuçları; dış tüylü hücre, stria vaskülaris ve spiral ganglion skorlarının her üç grupla kontrol grubu arasında anlamlı düzeyde farklı olduğunu gösterdi (p<0,05). SONUÇ: Deneysel hipotiroidi oluşturulan hayvan modelinde hipotiroidinin ABR'de eşik ve latansı; OAE'da SNR'ı etkilendiği tepit edilmiştir. Histopatolojik değerlendirme sonuçları da hipotiroidi sonucunda kokleada dış tüylü hücre, stria vaskülaris ve spiral ganglionun etkilendiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, hipotiroidi süresinin uzaması ABR' de eşiği değiştirmezken; latansı uzatmıştır. Çalışmamızın sonuçları hipotiroidinin hem elektrofizyolojik hem de doku düzeyinde iç kulağı olumsuz yönde etkileyerek işitme fonksiyonunu bozduğunu ortaya koymaktadır.
Koklear implantasyon uygulanan hastalarda intraoperatrif stapes reflkes testi ile postoperatif geç işitsel uyarılmış potansiyellerin karşılaştırılması
Koklear implantasyon yapılan hastalarda işitsel kortikal potansiyellerin değerlendirilmesi
İşitsel uyarılmış kortikal potansiyeller (CAEP) işitsel geç latans cevaplarıdır ve 50-300 msn arasında kaydedilmektedir. Yaşla birlikte değişkenlik gösteren P1 kortikal latansı işitme kayıplı hastalarda maturasyon indeksi olarak kullanılmaktadır. İşitsel yoksunluk süresinin uzamasıyla birlikte P1 latansının da uzadığı gösterilmiştir. Doğuştan işitme kayıplı çocuklarda 3-3.5 yaşına kadar işitsel sistemin ve korteksin plastisitesinin mevcut olduğu ve bozulmadığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı tek taraflı koklear implantasyon yapılan hastalarla, aynı yaş grubundaki işitmesi normal sınırlarda olan çocukların P1 latansının karşılaştırılması ve değerlendirilmesidir. Bu retrospektif çalışmaya Ocak 2006- Ocak 2012 tarihleri arasında tek taraflı koklear implantasyon yapılan 40 çocuk ve benzer yaş grubundaki işitmesi normal sınırlarda olan 30 çocuk dahil edildi. Demografik veriler, hastaların tıbbi ve odyolojik kayıtları, hastaların cinsiyeti ve yaşları, implant olma yaşı, implant kullanım süresi ve P1 latansı alındı. Koklear implant grubundaki bütün çocuklara beyin sapı odyometrisi yapıldı ve hepsinde konjenital ileri derecede sensörinöral işitme kaybı mevcuttu. Normal işiten gruba akustik immitansmetri ve Distortion Product Otoakustik Emisyon (DPOAE) testleri yapıldı ve işitmelerinin normal sınırlarda olduğu görüldü. Geç işitsel uyarılmış potansiyellerin ölçümleri Fonix® HEARLab System cihazı kullanılarak yapıldı. Konuşma seslerini temsilen Düşük, orta ve yüksek frekanslarda sırasıyla /m/, /t/, /g/ ünsüzleri 55?dB de serbest alan olarak uygulandı HEARLab system cihazı otomatik analiz yaparak her ses uyaranı için gerçek geç işitsel uyarılmış potansiyel P1 latansını hesaplandı. Koklear implantlı grupta 23 kız (% 57.5), 17 erkek (% 42.5) çocuğun yaş ortalaması 53.15 ay olarak hesaplandı ( yaş aralığı 24-82 ay). Normal işiten grup ise 17 kız (%56.6), 13 erkek (%43.3) yaş ortalaması 58.93 ay (yaş aralığı 15-84 ay) olan çocuklardan oluşuyordu. Her iki grubun yaşları ile P1 latansları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Pearson Korelasyon Testi yapıldı. Normal işiten grupta P1 latansı `m?, P1 latansı `g? ve P1 latansı `t? ile yaş arasında ters yönlü ve zayıf bir korelasyon (r= -0.4429) görüldü. Koklear implant kullanım süresiyle P1 latansı arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon saptandı (P1 `m? r=-0.3668, P1 `g? r=-0.4887, P1 `t? r= -0.4261). Bu çalışmada koklear implant kullanım süresi arttıkça P1 latansının düşük, orta ve yüksek frekansta kısaldığı görüldü. Normal işiten grupta düşük, orta ve yüksek frekansta yaş artışıyla birlikte P1 latansının kısaldığı görüldü. İşitsel kortikal geç yanıtlar içerisinde P1 latansı ölçümü, koklear implant yapılması planlanan veya koklear implant yapılan hastalarda işitsel sistemin maturasyonunu göstermek için kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Koklear implantasyon, İşitsel kortikal potansiyel, P1 latansı
Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellerde normatif veriler ve test retest değişkenliği
Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, periferik vestibüler sistemin uyarılması ile tetiklenen miyojenik refleks cevaplarının ölçülmesi temeline dayanan bir elektrofizyolojik test yöntemidir. Refleks cevabı sternokleidomastoid kas üzerinden ölçülüyorsa servikal VEMP, ekstraoküler kaslar üzerinden ölçülüyorsa oküler VEMP olarak isimlendirilir. Servikal VEMP'in sakkül ve inferior vestibüler sinir kaynaklı vestibülokollik refleksin aktivasyonunu, oküler VEMP'in ise vestibülooküler refleks aktivasyonu gösterdiği belirtilmiştir. Bu çalışmanın amacı servikal VEMP'e ait normatif verilerin elde edilmesi ve test retest değişkenliğini değerlendirilerek standardizasyona katkı sağlanması ile test güvenirliğinin ortaya konulmasıdır. Çalışmada sağlıklı katılımcılar her grupta 30 kişi olacak şekilde yaş gruplarına göre üçe ayrılmış (1. Grup:10-17 yaş arası, 2. Grup: 18-59 yaş arası, 3. Grup: 60 yaş ve üzeri) ve herbirine ortalama 12 gün ara ile iki kez servikal VEMP testi uygulanmıştır. Testler baş rotasyonu metodu kullanılarak 80, 85, 90 ve 95 dB uyaran şiddetlerinde ve 500, 1000 ve 2000 Hz tone burst uyaran ile yapılmıştır. Her iki kulak ayrı ayrı test edilmiştir. Test parametrelerinin ortalama değerleri hesaplandığında P1 latansı 18,43±3,09 ms, N1 latansı 25,77±3,5 ms, P1-N1 interlatansı 7,34±2,53 ms ve amplitüd 32,84±28,81 μV olarak saptanmıştır. Kulak tarafı ve cinsiyet açısından ölçülen parametreler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. P1 latansı, N1 latansı, P1-N1 interlatansı ve amplitüd değerleri gruplar arasında karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı farklılıkların olması yaş gruplarına göre ayrı normatif verilerin belirlenmesi gerektiği kanısına varılmıştır. Test ve retest karşılaştırıldığında latans süreleri ve amplitüd değerlerinde anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak; bu çalışma ile servikal VEMP'in tekrarlanabilir bir test olduğu gösterilmiş olup tanı testi olarak güvenilir bir test olduğu görülmüştür. Standardizasyon için her kliniğin kendi normatif değerlerini belirlemesi ve bunun için yaş gruplarını da dikkate alması yerinde olur. Amplitüd değerlerindeki geniş dağılım ve standart sapmanın fazla olması nedeniyle test sonuçlarının değerlendirilmesinde amplitüdten çok latans değerlerinin dikkate alınması daha uygundur.
İşitsel stabil durum yanıtları ve saf ses odyometrisi arasındaki korelasyon
Bu çalışma ASSR testinin güvenirliğinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 20 normal işiten ve farklı derecelerde sensörinöral tipte işitme kaybı bulunan 82 katılımcı dâhil edilmiştir. Normal işiten ve işitme kaybı olan katılımcılara saf ses odyometrisi eşikleri ve ASSR eşikleri ölçülmüş ve aralarındaki korelasyon değerlendirilmiştir. Sensörinöral işitme kaybı olan kulaklarda yapılan testlerde frekanslara özgü olarak incelendiğinde 500 Hz, 1000 Hz ve 2000 Hz'deki sonuçlar arasında istatistiksel olarak güçlü korelasyon bulunurken, 4000 Hz'de ise anlamlı bir korelasyon bulunamamıştır. İşitmesi normal olan olgularda her iki testte tüm frekanslarda elde edilen sonuçlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmadı. Bu veriler ışığında ASSR testinin normal işitme eşiğinin belirlenmesinde tek başına güvenilir bir yöntem olmadığı görülmektedir. Test kendi içerisinde tutarlı olmakla birlikte saf ses odyometrisinin yerine kullanılması uygun değildir. İşitme kaybının belirlenmesinde diğer testlerle birlikte tamamlayıcı olarak kullanıldığında, işitme ile ilgili yararlı bilgiler sağlayabilir
Mekanik ventilatörlü çocuk hastalara aspirasyon işlemi sırasında uygulanan işitsel uyaranların ağrı ve fizyolojik parametreler üzerindeki etkisi
Araştırma, çocuk yoğun bakım ünitesinde mekanik ventilasyon desteğindeki çocuklara aspirasyon işlemi sırasında uygulanan ebeveyn sesi ve müzik sesinin ağrı ve fizyolojik parametrelere etkisini belirlemek amacıyla yapılan randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitelerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri Eylül 2018- Mayıs 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini yapılan güç analizi sonucuna göre, araştırma kriterlerine uyan 84 hasta oluşturmuştur (28 ebeveyn sesi grubu, 28 müzik sesi grubu ve 28 kontrol grubu). Araştırmada veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Ramsey Sedasyon Ölçeği, Fizyolojik Parametre Formu ve "FLACC-Davranışsal Ağrı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çocukların ağrı sonuçları değerlendirildiğinde, kontrol grubunda yer alan çocuklara ait ortalama FLACC değeri, ebeveyn sesi ve müzik sesi grubunda yer alan çocuklara ait ortalama FLACC değerlerinden anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Fiziksel parametre sonuçları değerlendirildiğinde, deney grubunda yer alan çocukların ebeveyn sesi ve müzik sesi uygulamaları sonrası fizyolojik ölçüm değerlerinin pozitif yönde etkilendiği bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, ebeveyn sesi ve müzik sesi uygulamasının aspirasyon işlemine bağlı oluşan ağrıyı azalttığı ve yaşam bulgularını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, aspirasyon işlemi sırasında ve sonrasında oluşan ağrıyı azaltması ve fizyolojik parametreleri düzenlemesi amacıyla ebeveyn sesi ya da müzik sesi dinletme yöntemlerinin kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, anne sesi, çocuk yoğun bakım ünitesi, endotrakeal aspirasyon, hemşirelik girişimi, müzik sesi.
Normal işiten bireylerde kemik yolu işitsel uyarılmış beyin sapı cevaplarının normalizasyonu
İşitsel beyin sapı cevapları (ABR), günümüzde işitme yolunun periferal ve santral fonksiyonunun değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan en önemli objektif testlerden birisidir. ABR' nin hava ve kemik yolu olmak üzere iki farklı uyaran yolunun olması ve böylece işitme kaybının tipi ve derecesi hakkında saf ses odyometrisine yakın sonuçlar sunması testin önemini artırmıştır. Genel olarak işitsel duyarlılığın belirlenmesi amacıyla uygulanan hava ve kemik yolu ABR testinde elde edilen en önemli veriler dalga latansları ve interpik latanslardır (IPL). Bu latanslara etki eden faktörlerden bazıları yaş ve cinsiyettir. Bu nedenle latans anomalilerinin saptanabilmesi için yaşın ve cinsiyetin dalga latansları üzerindeki etkisinin öngörülmesine ve bunun için de çeşitli yaş dönemlerinde normal işitenlere ait normal verilerin belirlenmesine gereksinim duyulmaktadır. Çalışmamızın amacı kemik yolu ABR yanıtlarında yaş ve cinsiyetin latans ve IPL üzerindeki etkisini ortaya koymak ve bu bilgiler doğrultusunda klinik normatif verileri oluşturmaktır. Çalışmamıza 10-60 yaş arası normal işitmeye sahip 100 olgu alınmış ve bunlar yaşlarına göre beş gruba ayrılmıştır (her bir grup 10 erkek ve 10 kadın toplam 20 kişiden oluşturulmuştur). Bütün olgulara 50, 30 10 dB nHL uyaran şiddetinde kemik yolu ABR testi yapılarak latans ve IPL'leri incelenmiştir. Çalışmamızın sonucunda cinsiyete göre dalga latansları ve IPL arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Yaş grupları arasında dalga latanslarında uyaran şiddetine bağlı istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,05). Ancak IPL açısından yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Klinik kullanım ve referans olmak amacıyla, kemik yolu ABR testinde 50, 30, 10 dB nHL uyaran şiddetinde elde edilen dalga latans ve IPL'leri kapsayan normatif değerler oluşturulmuştur.