Evoked potentials-auditory
74 theses under this subject heading
Ünlü-ünlü ses geçişleri ile oluşan kortikal n1 cevabını oluşturan akustik olayların incelenmesi
F2 formant frekansı değişim gösteren ünlü-ünlü hecelerdeki ses geçişlerinin akustik değişim kompleksi (ADK) adlı bir cevap oluşturduğu yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. /ui/ uyaranı ile oluşturulan ADK cevabı dikkate alındığında bu cevaba uyarandaki akustik değişimi sağlayan /i/ uyaranının başlangıcının ve/veya /u/ sesinden /i/ sesine geçişte gerçekleşen f2 frekans rampasının toplam cevaba olan katkısı yapılan çalışmalarda incelenmemiştir. Yapılan bu çalışmada, "standart /ui/" uyaranı ile bu uyarandan /i/ sesinin tamamen çıkarıldığı /u rampa/ ve /i/ sesinin 0.05 ve 0.1 msn'lik kısımlarının oluşturduğu /ui/ uyaranları olmak üzere toplam 4 uyaran, 18-30 yaş arası 20 bireye 70 dB SPL şiddetinde sunulmuştur. Analizlerde /ui/ uyaranı ile elde edilen ADK N1 amplitüdleri (Md=-1.647), /u rampa/ uyaranı ile elde edilen ADK amplitüdlerinden (Md=-2.957) anlamlı derecede daha düşük çıkmış (p=0.029), /i/ sesi uyarana dahil oldukça ADK N1 amplitüdlerinde anlamlılık seviyesine ulaşmasa da kademeli düşüş olmuştur. ADK N1 latansları açısından karşılaştırıldığında ise /u rampa/ uyaranı en kısa ortanca latans değerine (Md=652) sahip olmuştur. /u rampa/ uyaranının en büyük amplitüd ve en kısa latans değerine sahip olması f2 formant frekans rampasının toplam değişim cevabına azımsanmayacak derecede katkısı olduğunu göstermektedir. İleriki çalışmalarda farklı f2 formant frekans değişikliklerinin olduğu rampa uyaranları da kullanılarak f2 rampasının işitsel ayırt etme sürecine olan katkısının incelenmesi ve koklear implant ve işitme cihazı kullanan bireylerde rampa cevabının toplam akustik değişim cevabına ne derecede etki ettiğinin araştırılması önerilebilir.
Uyaran içerisindeki akustik komponentlerin akustik değişim kompleksi cevabına katkısı
Akustik değişim kompleksi (ADK), devam eden bir sesteki değişikliğe yanıt olarak ortaya çıkan kortikal işitsel uyarılmış potansiyeldir. /ui/ uyaranı ile oluşan ADK cevabı /i/ sesinin başlangıcı ve /u/ sesinden /i/ sesine geçişte gerçekleşen F2 formant frekansı değişiminden kaynaklanmaktadır fakat bu iki akustik olaydan hangisinin cevaba daha fazla etkisi olduğu daha önce araştırılmamıştır. Mevcut çalışma bu iki akustik olayın ADK cevabına katkısını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18-30 yaş arası herhangi bir psikiyatrik ve nörolojik problemi, gürültü maruziyeti ve herhangi bir işitme patolojisi olmayan, enstrümantal müzikle profesyonel olarak uğraşmamış 11 kadın ve 10 erkek olmak üzere toplamda 21 gönüllü birey katılmıştır. Çalışmada sessiz koşul ve +5 dB SGO'da, maskeli koşul ve filtrelenmiş maskeli (2400 Hz yüksek frekans geçişli) koşul olmak üzere 3 farklı arka plan koşulunda /ui/ uyaranı sunulmuştur. ADK N1 latans değerlerinin ve ADK N1-P2 tepeden tepeye amplitüdlerinin koşullar arasında karşılaştırılması için tekrarlı ölçümlerde varyans analizi yapılmıştır. İkili karşılaştırmalar sonucunda ADK N1 latanslarının filtreli maskelenmiş koşulda sessiz koşula ve maskeli koşula göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (sırasıyla p= .038 ve p=.022). Amplitüd değerleri açısından ikili karşılaştırmalarda filtrelenmiş maskeli koşul ADK N1-P2 ve maskeli koşula göre anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur. (p= .000). Sessiz koşul ve maskeli koşul arasında latans ve amplitüd açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu bakımdan /i/ sesinin seçici olarak maskelendiği koşul cevap amplitüdlerinin ve latanslarının anlamlı derecede etkilendiği koşul olmuştur. Sonuçlar /i/ sesinin başlangıcının /ui/ uyaranı ile oluşan ADK N1 cevabını oluşturan temel akustik özellik olduğunu düşündürmektedir. İlerideki çalışmalarda davranışsal olarak belirlenen maske düzeylerinin ve filtre frekanslarının kullanılması, daha zorlayıcı dinleme koşullarının oluşturulması önerilebilir. Anahtar kelimeler; Akustik değişim cevabı, maskeleme, gürültü
Koklear implant kullanıcılarında trifazik uyarım ve spektral - temporal rezolüsyonun değerlendirilmesi
Koklear implantlarda (Kİ) kullanılan teknolojilerin sınırlılıkları sebebi ile işitsel uyaranlar içerisinde mevcut olan spektral ve temporal ipuçları sadece sınırlı bir miktarda temsil edilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı yeni geliştirilmiş bir uyarım modu olan trifazik uyarım ile normal iç kulak yapılarına sahip olup fasiyal sinir uyarımı olmayan koklear implant kullanıcılarında spektral ve temporal rezolüsyon becerilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya, normal iç kulak yapılarına sahip olup fasiyal sinir uyarımı olmayan, 16-40 yaş aralığında 21 (13 kadın 8 erkek) deneyimli Kİ kullanıcısı dahil edilmiştir. Değerlendirmenin yapılabilmesi için katılımcıların geri bildirimlerine dayanarak trifazik uyarım modu ile bir program oluşturulmuş ve katılımcılara programa aşinalık kazanabilmeleri için 1 saatlik deneme süreci verilmiştir. İlk olarak katılımcılara her iki uyarım modu ile serbest alanda koklear implantlı işitme eşikleri değerlendirmesi yapılmıştır. Daha sonrasında ise Spektral – Temporal Modüle Dalgalanma Testi (SMDT) ve Modülasyon Derinlik Eşiği Testi (MDET) uygulanmıştır. Herbir katılımcı her iki uyarım modu ile değerlendirmelere tabi tutulmuş ve uyarım modlarında elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda trifazik uyarım modu ile bifazik uyarım modu arasında kısa süreli kullanım ile spektral çözünürlük becerilerinde bir farklılık olmadığı (p>0,05), temporal çözünürlük becerilerinde ise trifazik uyarımda daha iyi sonuçlar elde edildiği gözlenmiştir (p<0,05). Elde edilen bulgulara etki edebilecek olan programlama parametreleri her iki uyarım modunda karşılaştırılmış ve rahat dinleme seviyesi, eşik seviye ve elektriksel dinamik aralık parametrelerinde uyarım modları arasında farklılık elde edilmemiş (p>0,05) ancak uyaran hızı ve genişliğinde farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak temporal rezolüsyon becerilerinde trifazik uyarım modu ile daha iyi sonuçlar elde edilmesinde hız ve uyarım genişliği etkisinin yanı sıra trifazik uyarım modunun yapısından kaynaklanan akım yayılımı azalmasının da etkili olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Koklear implant, spektral rezolüsyon, temporal rezolüsyon, kanal etkileşimi, trifazik uyarım
Sound morphing using auditory p300 based attentional brain-computer musical interface
Thesis describes the development and testing of a Brain Computer Musical Interfacing (BCMI) system that allows a user to transform one element of a musical texture by paying attention to that particular element. Building on previous works, the system makes use of Auditory Evoked Potentials (AEP) to elicit P300 waves. An oddball paradigm with multiple target stimuli was developed, and sound stimuli were diffused through a multi-channel speaker array for improved focus on the sound stimuli. A sound synthesis model was created for transforming sound texture based on neural oscillations. Artificial Neural Network was used to predict possible P300 waves showing the attentional focus. Using this technique, P300 waves were successfully predicted for the most of the test subjects.
Konuşma gürültüsünün farklı ünsüz-ünlü heceler ile oluşturulmuş kortikal n1 cevabı üzerindeki etkisi
Gürültünün kortikal uyarılmış işitsel potansiyeller üzerindeki etkisi konuşma uyaranları ile oluşan kortikal cevapların sessiz ve gürültülü koşullardaki amplitüd ve latans değerleri karşılaştırılarak daha önceki yapılmış çalışmalarda ortaya konulmuştur. Bu etki yapılan çalışmalarda sıklıkla az sayıda farklı uyaranlar kullanılarak değerlendirilmiştir. Mevcut çalışma ise sesli ve sessiz olmak üzere dört ünsüz-ünlü hece kullanarak bu hecelerle oluşan kortikal cevapların gürültüden etkilenimlerinin hecelerin sesli-sessiz özellikleri üzerinden karşılaştırmak için yapılmıştır. Normal işitmeye sahip 18-23 yaş arası 20 katılımcıya (10 Kadın, 10 Erkek) hem sessiz ortamda hem de gürültü arka planında rastgele olmak üzere /bi/,/pi/,/di/ ve /ti/ uyaranları sunulmuştur. Uyaranlar her iki koşulda 65 dB SPL şiddetinde, gürültü ise +5 dB sinyal gürültü oranında (SGO) 60 dB SPL şiddetinde katılımcılara sunularak kortikal N1 cevabı kaydedilmiştir. Yapılan analizlerde bütün uyaranlar için N1 latansları gürültüde uzama göstermiş, amplitüdlerde gürültü etkisi gözlenmemiştir. Uyaranların gürültüden farklı etkilenimleri konusunda /pi/ uyaranının gürültülü arka planda latans uzaması /bi/ uyaranına göre anlamlı derecede yüksek elde edilmiştir. Ayrıca sessiz ortamda /di/ ve /ti/ uyaranının amplitüdleri farklı değilken gürültülü arka planda /di/ uyaranının amplitüdü /ti/ den yüksek elde edilmiştir. Gürültüde /ti/ ile oluşan cevap amplitüdleri /di/ uyaranına kıyasla gürültüden daha fazla etkilenmiş ve bu etki /ti/'nin amplitüdünün /di/'ye göre gürültüde daha düşük elde edilmesiyle sonuçlanmış olabilir. Bu bakımdan hecelerin ötümlülük özelliğinin bu heceler ile oluşan kortikal cevapların gürültüden etkilenimleri üzerinde etkisi olduğu düşünülebilir. İleriki çalışmalarda farklı akustik özelliklerin kortikal cevapların gürültüden etkilenimleri üzerindeki etkileri değerlendirilebilir, davranışsal yöntemlerle test edilmesi zor olan gruplarda gürültünün hangi akustik özelliğin işlenmesinde zorluklara sebep olabileceği incelenebilir. Anahtar kelimeler: İşitsel kortikal N1, gürültü, konuşma uyaranı, ünsüz-ünlü heceler
Tek taraflı işitme kayıplı bireylerde farklı amplifikasyon sistemlerinin lokalizasyon ve gürültüde konuşmayı anlama becerilerine etkisinin değerlendirilmesi
Tek taraflı total işitme kaybı (TTİK)'na sahip bireylerde, işitsel uyaranlar her iki kulakta işlemlenemediği için bilateral normal işitmeye sahip bireylerin ulaştığı binaural ipuçlarına erişemezler. Binaural işitmeyi sağlamasa da başın gölge etkisinin yaratmış olduğu dezavantajı ortadan kaldırmak için monaural dinleyicilerde cerrahi müdahale gerektirmeyen Contralateral Routing of Signals (CROS) işitme cihazı ve baş bantlı kemiğe implante işitme cihazları (Bone Anchored Hearing Aid, BAHA) kullanılmaktadır. Bu çalışmada TTİK'na sahip 20-50 yaş arası daha önce hiçbir amplifikasyon sistemi kullanmamış 15 bireyde cihazsız duruma göre CROS ve BAHA cihazlarının, ses lokalizasyonu ve gürültüde konuşmayı anlama becerisi üzerine etkilerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Lokalizasyon becerilerinin değerlendirilmesi için Audiqueen yazılımı içerisinde bulunan İşitsel Konuşma Sesleri Değerlendirmesi test bataryasındaki Lokalizasyon testleri, gürültülü ortamlarda konuşmayı anlama becerisinin değerlendirilmesi için ise Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi-Yetişkin Versiyonu kullanılmıştır. Azimut Lokalizasyon Testi'nde baş bantlı BAHA durum lehine anlamlı fark gözlenirken (p<0.05), Interaural Loudness Difference (ILD) Lokalizasyon Testi'nde üç durum arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi'nde gürültünün ön taraftan gönderildiği durumda CROS ve BAHA ile anlamlı iyileşme gözlenmiştir (p<0.05). Gürültünün ipsilateral kulaktan gönderildiği durumda cihazsız durum ile karşılaştırıldığında, CROS ve BAHA arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.05). Cihazlı durumlar arasında baş bantlı BAHA lehine anlamlı derecede iyi puanlar elde edilmiştir. Gürültünün kontralateral kulaktan gönderildiği durumda ise üç durum arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Lokalizasyon Testleri ve Gürültüde Konuşmayı Anlama Testleri kapsamında üç durumda katılımcıların memnuniyet puanlarına bakıldığında, her iki test için baş bantlı BAHA'ya verilen puanlar CROS işitme cihazına verilene göre; CROS işitme cihazına verilen puanlar ise cihazsız duruma göre anlamlı olarak daha iyi bulunmuştur (p<0.05). Mevcut çalışmanın sonuçları, TTİK'na sahip bireylerde kontralateral aktarım sağlayan amplifikasyon sistemlerinin gürültüde konuşmayı anlama performansını olumlu yönde etkilediğini ve baş bantlı BAHA sistemi ile lokalizasyon becerisinde iyileşme sağlanabileceğini ortaya koymuştur. TTİK'lı bireylerin kontralateral aktarım sağlayan amplifikasyon sistemlerinden günlük yaşamda önemli yarar görebileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Binaural işitme, Tek taraflı işitme, Ses lokalizasyonu, Gürültüde konuşmayı anlama, Kontralateral aktarım.
Kronik otitis media hastalarında video head impulse ve suppression head impulse testi
Kulak burun boğaz hastalıkları içerisinde en fazla görülen kulak hastalıklarından birisi olan kronik otitis media (KOM), kronik işitme kayıplarının en önemli sebeplerinden biridir KOM, orta kulak ve temporal kemiğin havalı boşluklarını kaplayan mukozanın 3 aydan uzun süren inflamasyonudur. KOM kokleada yapısal ve fonksiyonel hasarlara sebep olmaktadır. KOM sonucu oluşan enflamatuar mediatörler ve bakteri ürünleri, yuvarlak pencereden yolu ile labirentin içine ilerleyerek korti organına ve kokleadaki işitme ile ilgi yapılara hasarlar verebilmektedir Hastalarda anatomik yakınlığı sebebiyle vestibüler sistem yapılarının etkilenmesi sonucu baş dönmesi ve denge sorunlarıda görülmektedir. KOM hastalarında vestibüler etkilenimi ve hasarı değerlendirmek için videonistagmografi (VNG), kalorik test, vestibüler uyarılmış potansiyeller (VEMP) testleri kullanılmaktadır. Fakat bu testlerin klinik olarak uygulanmasında bazı zorluklar ve kısıtlılıklar mevcuttur. Vestibüler sistem fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan video head impulse testi (VHIT) kullanım kolaylığı ve vestibüler sistem hakkında verdiği önemli bilgilerden dolayı son yıllarda giderek artan oranlarda kullanılmaktadır. VHIT testi vestibüler sistemde yer alan üç semisirküler kanal (SSK)'ın fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılır. VHIT testi orta kulak patolojilerinden etkilenmediği için KOM hasta grubunda kullanım konusunda diğer testler gibi sınırlılıkları yoktur. Çalışamızda KOM hastalarında VHIT ve SHIMP sonuçlarını değerlendirmeyi ve denge bozuklukları arasındaki korelasyonu araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda, beklediğimiz gibi hasta grubundaki olguların sağ ve sol kulak hava yolu 250 Hz, 500 Hz, 1000 Hz, 2000 Hz, 4000 Hz, 6000 Hz ve 8000 Hz değerleri kontrol grubundakilere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (sırasıyla; p=0,001; p=0,001; p=0,001; p=0,001; p=0,001; p=0,001; p=0,001; p<0,01). KOM hastaları ile kontrol grubunda lateral kanalda kazanç kaybı gözlenmedi. Ayrıca gruplara göre olguların Video Head İmpulse testi Gainleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Hastaların Sol Lateral Gain ölçüm değerleri ortalaması 0,86±0,06, Sağ Lateral Gain ölçüm değerleri ortalaması ise 0,89±0,06 bulunmuştur. SHIMP testinde hasta grubundaki olguların Sol ve sağ Lateral Gain ölçüm değerleri kontrol grubundakilere göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,007; p<0,01). Çalışmamızda VHIT testinde overt ve covert sakkad görülmemiş olup SHIMP testinde kontrol grubundaki olguların sol ve sağ lateral overt saccade amplitude ölçüm değerleri hasta grubundakilere göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,004; p<0,01). Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz bulgulara göre kronik otit hastalarında kontrol grubuyla karşılaştırıldığında lateral kanal ortalama kazançları anlamlı olarak farklılık oluşturmadı. Hastaların kontrol grubuyla karşılatırıldığında lateral kanal ortalama kazançlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmasa da kronik otit hastalarında bu kanalların da etkilenebileceği düşünülmektedir. Kronik otit hastalarında vestibüler kanallar tek tek ve her kanal için VOR kazanç değerlerinin hesaplandığı bu çalışmamızın kronik otitis media tanılı hastalarda v-HIT testinin etkin olarak kullanılması için yol gösterici bir çalışma olduğu düşünülmektedir.
Koklear sinaptopati: VEMP sonuçlarının değerlendirilmesi
Koklear sinaptopati genellikle gürültü maruziyeti sonucu oluşan sinaptik bir hastalıktır. Gürültünün sadece işitsel sisteme değil, aynı zamanda sakkül başta olmak üzere vestibüler sisteme de zarar verdiği kanıtlanmıştır. Sakkül fonksiyonunu ölçebilen testlerin arasında VEMP testi en sık kullanılan testlerdendir. Bu çalışmanın amacı, koklear sinaptopatili hastalarda olası vestibüler bozuklukların VEMP aracılığı ile değerlendirilmesidir. Çalışmamıza Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Odyoloji Kliniği'ne gürültüde konuşmayı anlamama şikayeti ile başvuran, koklear sinaptopati tanısı alan hastalar dahil edilmiştir. Bu koklear sinaptopatili hasta grubuna VEMP testi uygulanmıştır. Test uygulanırken supin pozisyondaki hastalardan başlarını test edilen kulağın karşı yönüne çevirip yukarı kaldırmaları istenmiştir. Bu sayede yeterli sternokleidomastoid kasılımı sağlanmıştır. Elde edilen VEMP sonuçları; P1 latans, N1 latans, tepeler arası amplitüd, asimetri oranı, VEMP eşiği, VEMP cevabı varlığı ve VEMP cevabı durumu parametreleri kontrol grubu ile istatistiksel olarak kıyaslanmıştır. Yapılan karşılaştırmalarda gruplar arasında P1 latans, N1 latans, tepeler arası amplitüd, asimetri oranı ve VEMP eşiği parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. VEMP cevabı varlığı karşılaştırıldığında, koklear sinaptopati grubunda VEMP cevabı alma oranının önemli ölçüde azaldığı tespit edilmiş ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P=0,034). Gruplar arasında VEMP cevabı durumu kıyaslandığında ise, koklear sinaptopati grubunda VEMP cevabı durumunda anormal VEMP sonuçları oranının arttığı gözlenmiş ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P=0,004). Koklear sinaptopatinin, başta sakküler fonksiyon bozukluğu olmak üzere vestibüler bozuklukluklar için risk faktörü olabileceği ve klinikte çalışan odyologların ve kulak burun ve boğaz uzmanlarının bu bozukluklarının erken tanı ve tedavisi için bilgilendirilmeleri açısından katkıda bulunulacağı düşünülmektedir. Bu amaçla klinikte koklear sinaptopati tanısı alan hastalara VEMP ile veya diğer test bataryaları ile vestibüler bozukluklar için tarama testleri uygulanabileceği, bu sayede vestibüler bozuklukların erken tanı ve tedavisi sağlanabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Koklear sinaptopati, VEMP, gürültü
Subjektif tinnituslu bireylerin çoklu uyaran paradigma kullanılarak mismatch negativity sonuçlarının incelenmesi
Beklenmeyen, ani seslere verilen bir yanıt olarak oluşan Mismatch negativity yanıtları, nöral plastisitenin değerlendirilmesinde objektif bir ölçüt olarak görülmektedir. Tinnitusun, işitme sistemindeki nöral plastisitenin farklılık göstermesine bağlı olarak ortaya çıkabileceğini öne sürülmüştür. Çalışmamızın amacı tinnitusu olan ve olmayan normal işitmeye sahip bireylerin, çoklu uyaran paradigma kullanılarak ortaya çıkan MMN yanıtlarını karşılaştırmaktır. Çalışmamızda normal işitmeye sahip tinnituslu bireyler MMN test ile değerlendirildi. Ayrıca tinnituslu bireylerin tinnitus kaynaklı rahatsızlıklarını değerlendirmek amacıyla tinnitus engellilik anketi uygulandı. Kronik subjektif tinnitusu olan normal işitmeye sahip 16 birey ile 20 bireyden oluşan sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Çoklu uyaran paradigma kullanılarak elde edilen MMN dalgaları 22 elektrot ile kaydedildi. İki grubun, frekans, şiddet, süre, lokalizasyon ve boşluk aykırı uyaranından oluşan beş aykırı uyaranın ortaya çıkardığı MMN yanıtları karşılaştırıldı. Tüm aykırı uyaranlar sonucunda oluşan MMN yanıtlarının genliğinde, tinnituslu grup ile kontrol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Fakat tinnituslu grup ile kontrol grubu arasında hiçbir aykırı uyaran için MMN latansları bakımından anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ulaştığımız sonuçlar, MMN testinin, kronik tinnituslu bireylerde dikkat öncesi ve süreğen santral işitsel işlemleme süreçlerinin zarar görmüş olabileceğine işaret eden elektrofizyolojik bir kanıt olabileceğini, santral işitsel işlemleme süreçlerinde habituasyonun değerlendirilmesinde kullanılabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Mismatch Negativity, Çoklu Uyaran Paradigması, Olaya İlişkin Potansiyeller, Tinnitus, Santral İşitsel İşlemleme
Gürültünün ses başlangıç ve akustik değişimler ile oluşturulmuş kortikal cevaplar üzerindeki etkisinin karşılaştırılması
Sessiz ortamla karşılaştırıldığında gürültüde elde edilen kortikal potansiyellerin farklı amplitüd ve latans değerlerine sahip olduğu daha önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Bu etki hem ses başlangıç hem de ses değişim cevapları için gözlenmiş, gürültünün etkisi kullanılan uyarana göre farklı olmuştur. Bu çalışma farklı uyaranlar ile uyarılmış ses başlangıç ve ses değişim cevaplarının farklı gürültü tiplerinden nasıl etkilendiğini incelemek için yapılmıştır. Normal işiten 24-33 yaş aralığında 20 yetişkinden (10 kadın, 10 erkek) sessiz ortam, +10 dB sinyal gürültü oranında beyaz gürültü ve konuşma sesi ile şekillendirilmiş gürültüde /ui/ ve /iu/ uyaranları ile oluşturulmuş ses başlangıç ve ses değişim N1 cevapları kaydedilmiştir. Analizlerde /ui/ için ses başlangıç amplitüdleri sessiz ortama göre beyaz gürültüde daha düşük, latansları ise her iki gürültü koşulunda daha geç elde edilmiştir. Ses değişim amplitüdleri ise sadece konuşma sesi ile şekillendirilmiş gürültüde daha düşük elde edilmiş, latansları gürültüden etkilenmemiştir. /iu/ için ise sadece ses başlangıç latansları her iki gürültüde daha geç elde edilmiştir. Aynı koşulda iki uyaran için oluşan cevaplar karşılaştırıldığında; ses başlangıç latansları sadece sessiz ortamda /ui/ için /iu/'ya göre daha geç elde edilmiş, diğer koşullarda /ui/ ve /iu/ için latans ve amplitüdleri farklı olarak elde edilmemiştir. /ui/ ve /iu/ için ses değişim cevapları ise sadece gürültü koşullarında latansları bakımından benzer olmuştur. Aynı koşulda ses başlangıç ve ses değişim cevapları karşılaştırıldığında ise bütün koşullarda her iki uyaran için ses değişim amplitüdleri daha küçük, latansları ise daha geç elde edilmiştir. Sonuç olarak gürültünün etkisi ses başlangıç ve ses değişim cevaplarını oluşturan uyaranlara ve kullanılan gürültü tiplerine göre değişiklik göstermektedir. İleriki çalışmalarda farklı formant geçişleri içeren uyaranlarla ve farklı gürültü tipleriyle kaydedilen ses başlangıç ve ses değişim cevaplarının gürültüden etkilenimlerinin gürültüde konuşmayı ayırt etme problemleri olan bireylerde incelenmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: İşitsel kortikal N1, gürültü, ses başlangıç cevabı, akustik değişim cevab
Benign paroksismal pozisyonel vertigo tanılı olgularda tedavi öncesi ve sonrası vestibüler uyarılmış potansiyellerin değerlendirilmesi
Amaç: Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), dönmesinin en sık nedenidir. Hastalığın tanısında pozisyonel manevralar en değerli tanı araçlarıdır. Bu tezde hastalığın patogenezinin değerlendirilmesinde objektif bir test olan vestibüler evoked myojenik potansiyeller (VEMP) kayıtlamalarının tedavi öncesi ve sonrası yanıtlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem : Çalışmamız Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi (EÜTFH) Nöroloji kliniğinde nörosensöryel birimimizde yapıldı. Servikal VEMP testi incelemesi Synergy Elektromyografi (EMG) (Medelec; Viasys Healthcare UK Ltd 2009) kullanılarak yapıldı. Test sırasında her 2 kulaktan ayrı ayrı 110 desibel (dB) klik şeklinde ses uyaranı verildi. Bu uyarılar 100 milisaniye aralıklarla kayıtlanarak 250 kez averajlama yapıldı. Ölçümler için 3 elektrod (aktif, referans ve toprak) kullanıldı. Aktif elektrod ipsilateral sternokleidomastoid (SKM) kasının orta 1/3 noktasına, yapıştırıldı. Sağlam ve hasta grubun kayıtlamaları ile P13, N23 latansları ve düzeltilmiş amplitüd değerleri kaydedildi. İstatistiksel analizleri yapıldı. Bulgular: Tedavi edilmeden önce yapılan kayıtlamada P13 latansı 13.51 ± 1.99 milisaniye (msn) , N23 latans değeri ise 22.44 ± 2.22 ve düzeltilmiş amplitüd değeri 6.44 ± 3.49 olarak kaydedildi. Kontrol grubu ile kıyaslandığında P13 ve N23 latanslarında uzama görüldü. Tedavi sonrası P13 latansı 12.87 ± 1.65, N23 latans 121.97 ± 1.95 düzeltilmiş ampltiüd ise 5.75 ± 2.5 görüldü. Tedavi sonrası yanıtlarda ise sadece P13 latansında düzelme olduğu , N23 ve amplitüd de değerinde ise tedavi öncesi ve sonrası farklılık olmadığı görüldü. Sonuç: BPPV hasta grubunda VEMP testi noninvaziv, düşük maliyetli ve pratik bir test olup otolit organları ile efektör kaslar arasında beyin sapı boyunca seyreden vestibule-oküler ve vestibule-spinal yolların değerlendirilmesine imkan sağladığını düşünmekteyiz
Görsel üçlü uyaran paradigmasında değişen görev zorluğunun olaya ilişkin potansiyel bileşenleri üzerine etkileri
Beyindeki elektriksel aktivitenin saçlı deri üzerinden kaydedilmesi elektroansefalogram (EEG) olarak adlandırılır. EEG'de beynin spontan aktivitesiyle beraber bilişsel, duysal ya da motor uyaranlara yanıt olarak potansiyel değişimler oluşmaktadır ve bu potansiyel değişimler Uyarılma Potansiyelleri (UP) olarak adlandırılmaktadır. Uyarılma potansiyellerinde erken latanslı ve geç latanslı yanıtlar gözlenir. Geç latanslı yanıtlar daha çok bilişsel süreçlerle ilişkilidir ve "Olaya ilişkin potansiyeller" (OİP) olarak adlandırılmaktadır. Dikkat, yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarı mekanizmalar çerçevesinde incelenebilir. Bir ödeve odaklanıldığında amaçlar doğrultusunda yukarıdan aşağı mekanizma işlerken ödevle ilişkisiz bir uyaran algılandığında aşağıdan yukarı mekanizma işler. Yeni uyaranlara karşı meydana gelen OİP'ler üçlü uyaran paradigmasıyla incelenebilir. Bu paradigmada standart uyaranlar, hedef uyaranlar ve çeldirici yeni uyaranlar yer almaktadır. Bu çalışmamızda, odaklanılan görevin zorluk derecesi ile yeni uyaranlara karşı meydana gelen istem dışı dikkat yanıtı arasındaki ilişkiyi üçlü uyaran paradigmasıyla araştırmayı amaçladık. Yeni uyaranlar soyut resimler ile tanıdık resimlerden oluşan iki alt grup içeriyordu. Ayrıca yeni uyaranları hedef uyaranlara uzaklığına göre üç gruba ayırdık. Böylece tek bir deney düzeninde birden fazla parametreyi beraber incelemeyi amaçladık. Çalışmada 21 sağlıklı genç erişkinden OİP kayıtları alındı. Uygulanan görsel üçlü uyaran paradigmasında farklı zorluktaki hedef uyaranlara yanıt vermeleri istendi ve paradigma içindeki yeni uyaranlara karşı oluşan OİP bileşenleri incelendi. EEG-OİP verilerinin kayıt ve analiz işlemleri için TAMEEG/ERP programı kullanıldı. OİP bileşenlerinin genlik ve latans değerleri tekrarlayan ölçümler için ANOVA testi ile analiz edildi. Çalışmamızda hedef uyaranların zorluk derecesi ile yeni uyaranlara karşı meydana gelen P3a yanıtları arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Soyut içerikli yeni uyaranlara karşı tanıdık içerikli olanlara göre daha büyük P3a yanıtları meydana geldi. Ayrıca yeni uyaranlar paradigmadaki geliş sırasına göre hedef uyaranlardan uzaklaştığında P3a potansiyel genlikleri artmıştır. Bulgularımız kaynakların bilişsel süreçler arasında paylaşıldığı görüşünü desteklemektedir.
Sağlıklı bireylerde farklı frekanslarda tone burst ve chirp uyaranları ile elde edilen servikal vestibüler uyarılmış myojenik potansiyellerin karşılaştırılması
Çalışmamızda sağlıklı bireylerde farklı frekanslarda tone burst ve chirp uyaranları ile elde edilen cVEMP yanıtlarının saptanması ve bu bulguların karşılaştırılması hedeflenmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 22.03.2016 tarihli ve 27/04 sayılı kararı ile etik kurul açısından uygun bulunmuştur. Çalışma, 19-65 yaş arası toplam 65 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza herhangi bir otolojik, nörootolojik ve vestibüler sistem ile ilgili şikâyet ve hastalığı olmayan, normal dış kulak yolu ve timpanik membrana sahip, elektroakustik immitansmetri değerlendirilmesinde, orta kulak basıncı ±50 daPa sınırlarında ve TipA timpanograma sahip ve saf ses ortalaması 125-8000 Hz arasında 15 dB ve daha iyi olan bireyler dâhil edilmiştir. VEMP'in ilk pozitif (P1) ve onu takip eden negatif dalgasının (N1) latansları ve bu iki dalganın tepe noktaları arasında kalan P1-N1 amplitüdleri ve VEMP Asimetri Oranı (VAR) karşılaştırılmıştır. 500 Hz Tone burst uyaran için; P1 latans ortalaması 12.89 ± 0.81 (ms), N1 latans ortalaması 21.13 ± 1.65 (ms), P1-N1 amplitüd değeri 104.99 ± 36.85 (µV)' dir. 500 Hz Frekansa-spesifik chirp uyaran için; P1 latans ortalaması 7,79 ± 0.86 (ms), N1 latans ortalaması 16.16 ± 1.67 (ms), P1-N1 amplitüd değeri 129.32 ± 41.25 (µV)' dir. 1000 Hz Tone burst uyaran için; P1 latans ortalaması 11.72 ± 0.85 (ms), N1 latans ortalaması 19.54 ± 1.62 (ms), P1-N1 amplitüd değeri 88.39 ± 29.65 (µV)' dir. 1000 Hz Frekansa-spesifik chirp uyaran için; P1 latans ortalaması 8.7 ± 0.88 (ms), N1 latans ortalaması 16.7 ± 1.75 (ms), P1-N1 amplitüd değeri 110.07 ± 35.77 (µV)'dir. İki farklı frekansta (500 ve 1000 Hz), chirp uyaran ile tone burst uyaran P1 (ms), N1 (ms) ve P1-N1 (µV) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.05). Bu çalışma ile her iki frekansta chirp uyaran ile tone burst uyarana kıyasla dalga latansları daha erken, amplitüdleri daha yüksek ve morfolojik açıdan daha net dalgalar elde edilmiştir.
OVEMP'te uygulanan farklı uyaranların ('KLİK', 'tone-burst', 'CHIRP') farklı yaş gruplarındaki sağlıklı bireyler üzerinde karşılaştırılması
ÖZET oVEMP'te Uygulanan Farklı Uyaranların ('klik', 'tone-burst', 'chirp') Farklı Yaş Gruplarındaki Sağlıklı Bireyler Üzerinde Karşılaştırılması Çalışmamız Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi KBB kliniği odyoloji bölümünde gerçekleştirilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi Etik Kurulu tarafından 22.03.2016 tarih ve 27/06 numaralı kurul kararı ile çalışmanın uygunluğuna karar verilmiştir. Çalışmamızda farklı yaş gruplarında normal işiten sağlıklı yetişkin kişiler de 'klik','chirp','tone-burst' uyaranlar ile elde edilen oVEMP yanıtlarının amplitüd ve latans açısından karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışma 19-60 yaş arası 66 gönüllü ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya daha önce vestibüler rahatsızlık yaşamamış, otoskopik muayene bulguları normal, hava yolu saf ses ortalaması (500-2000 Hz) 15 dB'den az olan,akustik immitansmetri sonuçlarında Tip A timpanogram elde edilen ve akustik refleks eşikleri normal olan bireyler dahil edilmiştir. Uygulama sırasında ortaya çıkan ilk negatif dalga (N1) devamında ortaya çıkan pozitif dalga (P1) latansları ve bu iki dalganın tepe noktaları arasında kalan (P1-N1) amplitüdleri karşılaştırılmıştır. Yapılan uygulamalar sonucu Chirp uyaran ile sağ kulak N1 5,9+/- 0,9 ms P1 11,06+/-0,92 ms P1-N1 10,51+/-7,2(μV);sol kulak N1 6,03+/-1,05ms P1 11,3+/-1,07ms P1-N1 11,93+/-7,33(μV) olarak elde edilmiştir. Klik uyaran ile sağ kulak N1 8,68 +/- 1,44 ms P1 12,73+/-1,8 ms P1-N1 2,77+/-2,05(μV); sol kulak N1 8,63+/-1,47ms P1 12,68+/-1,86ms P1-N1 2,86+/-1,94 olarak elde edilmiştir. Tone-burst uyaran ile sağ kulak N1 10,01+/-0,86 ms P1 14,89+/-1,21 ms P1-N1 7,09+/-5(μV) ; sol kulak N1 10,08+/- 0,88 P1 15,09+/-1,17 ms P1-N1 7,5+/-3,5(μV) olarak elde edilmiştir. Elde edilen N1(ms),P1(ms) ve P1-N1(μV) ortalamalarında her üç uyaran tipi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur.(p<0,05) Yaptığımız çalışma ile tone-burst ve klik uyarana göre chirp uyaran ile oVEMP sonuçlarının daha kısa latans , yüksek amplitütte ve morfolojik olarak daha net dalgalara sahip olduğu chirp uyaranının güvenilir ve kullanılabilir bir uyaran olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: chirp, click, oVEMP, tone-burst
Benign paroksismal pozisyonel vertigoda vestibüler uyarılmış myojenik potansiyel (VEMP) ve video head ımpuls (VHIT)test bulguları
BPPV en yaygın periferik vestibüler sistem hastalığıdır. Kanalolitiazis ve kupulolitiasiz kabul edilen iki teoridir. BPPV'de vestibüler testlerin klinik önemi bilinmektedir. Çalışmamızda posterior kanal BPPV'de cVEMP, oVEMP ve vHIT bulguları incelenmiş ve Epley manevrasının bu testlerde oluşturduğu değişiklikler değerlendirilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi KBB Kliniği'nde, yürütülen çalışmaya Dix-Hallpike testi (DHT) ile posterior kanal BPPV tanılı 36 hasta alındı. Otolojik ve nörootolojik hastalık hikâyesi olmayan 42 gönüllüden kontrol grubu oluşturuldu. Çalışma ve kontrol grubuna tedavi öncesi cVEMP, oVEMP ve vHIT'leri yapıldı. Testlerden sonra hasta gruba Epley manevrası uygulandı. Manevra sonrası iyileşme gözlenen hastalara testler tekrar edildi. cVEMP testinde; P1 ve N1 dalgaların latansları, P1-N1 amplitüdleri ve iki kulak arasındaki asimetri oranları analiz edildi. oVEMP testinde N1 ve P1 dalgaların latans ve amplitüdleri değerlendirildi. vHIT'de ise; infrared kamera kullanılarak etkilenen posterior kanaldaki kazançlar, tedavi sonrası ve normatif veriler ile karşılaştırıldı. cVEMP testinde tedavi öncesi ile sonrasındaki değerler kontrol grubuna göre karşılaştırıldığında P1ve N1 latanslarında anlamlı farklılık bulunmadı. Tedavi öncesi 84,75 μV ve sonrası 89,64 μV olan P1-N1 amplitüdü kontrol grubundaki 110,39 μV olan P1-N1amplitüdüne göre anlamlı şekilde düşük bulundu. (p<0.05). oVEMP testinde; tedavi öncesi ile tedavi sonrasında N1 latansı, N1P1 amplitüd ve asimetri değerleri kontrol grubuna göre farklılık göstermemesine rağmen, 14,59 ms olan tedavi öncesi P1 latansına göre 15,11ms olan tedavi sonrası P1 latansında anlamlı uzama görüldü (p<0.05). vHİT'de ise; tedavi öncesi ve sonrası kazanç değerlerinde hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel farklılık elde edilemedi. Vestibüler rehabilitasyon başarısını ölçmede VEMP yardımcı bir yöntem olarak kullanılabilir, ancak vHIT'te BPPV'nin tanı ve takibinde destek sağlayacak ek bilgi elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: BPPV, cVEMP, oVEMP, vHIT
Migrenli hastalarda vestibüler miyojenik uyarılmış potansiyeller
Migren 30-39 yaş grubunda en sık görülen, kadın baskınlığı olan, zonklayıcı karakterde, 4-72 saat kadar süren, uni veya bilateral olabilen, bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi gibi bulguların eşlik edebildiği, hareketle genellikle şiddetlenen, ciddi anlamda iş gücü kaybına yol açan, tekrarlayıcı, primer bir baş ağrısıdır. Baş ağrısı atakları öncesinde 5-60 dakika sürebilen, pozitif veya negatif görsel ve duysal semptomlar ve konuşma bozukluğu şeklinde ortaya çıkan aura hastaların bir bölümünde görülebilir. Migren tanısı klinik olarak konulur ve yapılan radyolojik ve laboratuar tetkikleri ancak sekonder nedenleri ekarte etmek için yararlıdır. Migren patogenezi hakkında bugüne kadar birçok hipotez ortaya atılmıştır. Bunlardan son yıllarda en dikkat çekici olanı beyinsapı jeneratörü teorisidir. Bu teori; migren atağının başlamasında ve sonlanmasında beyin sapındaki nöroanatomik yapıların ve beyin sapındaki nörotransmitterlerle ilgili mekanizmaların aktive olmasının patogenezde rolü olabileceğine dikkat çekmektedir.Bu çalışma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Nöroloji Kliniği'nde IHS kriterlerine göre kesin migren tanısı alan 52 hasta ve 52 sağlıklı kontrol grubunda prospektif olarak yapıldı. VEMP çalışmasıyla elde ettiğimiz ölçüm sonuçları migren tanısı almış hastalar ile kontrol grubunda karşılaştırıldı.Migrenli hastalarda sol p1 amplitüdünde ve sol p1-n1 amplitüd farkında anlamlı düşüklük saptandı. Buna karşılık, n1 amplitüd değerleri, p1 ve n1 latans değerleri, sağ-sol kulak p1 latans farkı, sağ-sol kulak n1 latans farkı, sağ-sol kulak p1-n1 amplitüd farkı değerleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark göstermiyordu.Tek taraflı olarak saptanan p1 amplitüdündeki ve p1-n1 amplitüd farkındaki kısalmanın migrenli hastalarda daha önce yapılan VEMP çalışmaları göz önüne alındığında anlamlı olmadığı düşünüldü.Sonuç olarak; VEMP testinin migrendeki kullanımını ve anlamlılığını destekleyecek geniş hasta gruplarıyla birçok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Tip 2 diabetes mellitus hastalarının işitsel beyinsapı ve işitsel orta latans cevapları
Diabetes Mellitus (DM); vücudun oluşan direnç nedeniyle insülini etkin kullanamaması ya da insülin üretememesi sonucu, yüksek kan şekeri seviyesi gösteren kronik metabolik bir hastalıktır. Zamanla, yüksek kan şekeri düzeyleri stria vaskülaris ve sinirlerdeki damarlara zarar vererek, besin ve oksijen yetersizliğiyle kokleovestibüler disfonksiyona (CVD) neden olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; kontrollü Tip2 DM'li bireyler (HbA1c<%7) ve kontrolsüz Tip2 DM'li bireylerin (HbA1c>%7) İşitsel Beyinsapı Cevapları (ABR-Auditory Brainstem Response) ve İşitsel Orta Latans Cevapları (AMLR-Auditory Middle Latency Response) sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışmada; Kontrollü diyabet grubunda olan otuz hasta, kontrolsüz diyabet grubunda olan otuz hasta ve sağlıklı otuz birey olmak üzere toplam 90 katılımcı değerlendirildi. Tüm bireylere kulak burun boğaz muayeneleri sonrası odyometrik inceleme, akustik immitansmetrik inceleme, işitsel beyin sapı cevabı ve işitsel orta latans testi uygulandı. Çalışma sonucunda; ABR testinde, bilateral V. Dalga latanslarında kontrolsüz diyabetlerde sağlıklı bireylere göre anlamlı düzeyde uzama gözlendi (p<0.01). Ayrıca bilateral III-V interpeak latanslarında kontrolsüz diyabetlerde sağlıklı bireylere göre anlamlı uzama gözlendi (p<0.01). Hem kontrolsüz diyabette hem de kontrollü diyabette sol kulak I-V interpeak latans değerinde sağlıklı bireylere göre anlamlı uzama gözlendi (p<0.01). AMLR testinde, yalnızca sol kulak Na latans değerinde her iki diyabetli grupta sağlıklı bireylere göre anlamlı uzama gözlendi (p<0.01). Diyabetin glisemik kontrolünün ABR ve AMLR dalga latansları üzerinde etkisi olmadığı gözlendi. Çalışmamızın sonucu Tip2 DM'nin işitmesi normal bireylerde bile santral işitme sistemi üzerine etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Diyabetli bireylerde işitme kaybının erken dönemde tespit edilmesinde bir yöntem olarak işitsel beyin sapı cevapları kullanılabilir olarak gözükmektedir. Ancak elde edilen sonuçlarla işitsel orta latans cevapları için aynı sonuç elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: işitsel beyin sapı cevabı, işitsel orta latans cevabı, Tip2 diabetes mellitus.
Tek taraflı tinnitus hastalarında yüksek frekans odyometri ve ABR sonuçlarının değerlendirilmesi
Tinnitus, toplumun %10'unu etkileyen akustik uyaran olmadan kişinin kulaklarında veya kafasının içinde oluşan işitsel bir halusinasyondur. Tinnitus, işitme kaybıyla yakından ilişkili olabilir ancak bazı hastalarda klinik olarak saptanabilir bir işitme kaybı yoktur ve altta yatan nedeni saptamak zordur. Temel amacımız tek taraflı tinnitus tarifleyen hastalarda sağlam kulakla karşılaştırma yaparak ABR dalgalarını analiz ederek patolojiyi saptamak, ABR sonuçlarının uyaran tekrarlama oranı ile değişip değişmediğini ve Genişletilmiş Yüksek Frekans Odyometri (GYFO)'de tinnitus olan kulakta işitme kaybı olasılığını saptamaktı. Kulak Burun Boğaz polikliniğine tek taraflı tinnitus nedeni ile başvuran hastaların verileri tarandı. GYFO ve ABR verileri tarandıktan sonra çalışma kriterlerini karşılayan 48 hasta tespit edildi. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda I.dalga latansının tinnituslu kulakta anlamlı ölçüde uzadığı (p=0,012) ve III. dalga ve V.dalga amplitüdünün tinnituslu kulakta anlamlı ölçüde azaldığı (p=0,007) saptanmıştır. GYFO sonuçlarına göre tinnitus olan ve olmayan kulaklar arasında anlamlı fark bulunmadı ancak tinnitus olan kulaklarda işitme eşiğini geçen kulak sayısı daha fazlaydı. Uyaran tekrarlama oranına göre Protokol 1 ve protokol 2 için ABR sonuçları tinnitusu olan grupta da olmayan grupta da kıyaslandığında parametrelerin çoğunda iki grupta anlamlı fark izlendi ve ölçümlerin hassasiyetinin uyaran tekrarlama oranıyla değiştiği görüldü. ABR dalga sonuçlarında ise santral ve periferik nedenler olabileceği düşünüldü. Bu sonuçlar bize tinnitusla ilgili etiyopatogenezde öncelikle 8.sinirin distal patolojilerini ve ABR latanslarında görülen bu farklılığa rağmen işitme eşiklerinin normal olması sinirde görülen dejeneratif değişikliklerin zaman alabileceğini düşündürdü. Tinnitus patolojisinde sadece periferik nedenlerin etkili olmadığını santral patolojilerin de araştırılması gerektiğini, yapılan çalışmalarda ABR uyaran tekrarlama oranlarının belirtilmesi gerektiğini ve tek taraflı tinnitus şikayeti olan hastalarda GYFO uygulanmasını önermekteyiz.
Normal işiten sağlıklı yetişkinlerde ve sensörinöral işitme kayıplı hastalarda LS CE Chirp ve click uyaranları ile yapılan işitsel beyin sapı cevaplarının karşılaştırılması
ABR odyolojik tanıda kullanılan bir testtir. ABR'de click, tone burst ve chirp uyaran kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı; normal işiten sağlıklı bireylerde ve SNİK işitme kayıplı hastalarda LS CE Chirp ve click uyaranları ile yapılan ABR 'nin V. dalga mutlak latans ve amplitüdlerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışma 19-55 yaş arasındaki bireylerle yapılmıştır. Normal işiten 36 birey alınmıştır. Bilateral SNİK 'li 60 birey; hafif derecede SNİK'li 20, orta derecede SNİK'li 20, orta- ileri derecede SNİK 'li 20 birey şeklinde 3 gruba ayrılmıştır. Tüm bireylerin odyometrik ve timpanometrik değerlendirmeleri yapılmış ve önce click sonra da aynı cihazda parametre değiştirerek LS CE Chirp ABR testi yapılmıştır. Grupların tümünde; 90, 80, 60 dB şiddet düzeylerinde, ayrıca normal bireylerde 40 ve 20 dB şiddet seviyelerinde click ve LS CE Chirp uyaranları ile elde edilen V. dalga mutlak latans ve amplitüdleri karşılaştırılmıştır. LS CE Chirp ve click uyaranları ile V. dalga mutlak latans karşılaştımasında; sağlıklı bireylerde 90, 80 ve 20 dB şiddetlerinde anlamlı fark saptanmamış (p>0.05), 40 ve 20 dB şiddet düzeylerinde fark saptanmıştır (p<0.05). Hafif derecede SNİK'li bireylerde 60 ve 80 dB, orta dereceli SNİK'li bireylerde 90 dB 'de, anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Orta -ileri derecede SNİK 'li bireylerde tüm şiddet düzeylerinde LS CE Chirp ve click uyaranları ile elde edilen V. dalga mutlak latansları arasında fark saptanmamıştır (p>0.05). Sağlıklı bireyler ve işitme kayıplı gruplarda tüm şiddet düzeylerinde amplitüdler LS CE Chirp uyaranda, click uyarandan anlamlı şekilde büyük elde edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, V. dalga amplitüdünün daha büyük ve dalga morfolojisinin belirgin olması nedeniyle LS CE Chirp uyaran kullanılarak ABR testinin yorumlamasının daha kolay ve anlaşılır olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Click ABR, İşitme Kaybı, LS CE Chirp ABR
Tinnitusun eşlik ettiği benign paroksismal pozisyonel vertigoda tinnitus ve işitsel beyinsapı cevaplarının değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, tinnitusun eşlik ettiği benign paroksismal pozisyonel vertigolu (BPPV) bireylerde tinnitus özelliklerinin ve işitsel beyinsapı cevabı (ABR) bulgularının araştırılmasıdır. Çalışmaya 90 birey dahil edilmiştir. Bireyler, BPPV tanısı alan ve tinnitus şikayeti olan (n=30), BPPV tanısı alan hastalar (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Tüm bireylere; terapatik manevralar öncesinde düşük ve yüksek rate'de ABR testi ve BPPV'li bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDA) uygulanmıştır. Tinnitusu olan BPPV'li bireylerde, tinnitusun şiddeti ve frekansı değerlendirilmiş, tinnitus engellilik ölçeği (TEÖ) ve görsel analog skalası (GAS) uygulanmıştır. BPPV ile birlikte tinnitus şikayeti bildiren I. grup bireylerde tinnitusun, BPPV'den etkilenen kulakta lokalize olduğu, tinnitusun ortalama şiddetinin 32 dB, ortalama frekansının 4,5 kHz elde edildiği ve aralıklı olarak hissedildiği saptanmıştır. Tinnitusu olan 30 bireyin 7'si hariç tümünde terapatik menavralar sonrasında tinnitusun kaybolduğu saptanmıştır. Her iki grupta da (Grup I ve II) BPPV'li bireylerin etkilenen kulaklarında, düşük (9,1/sn) rate ile karşılaştırıldığında yüksek (49,1/sn) rate'de ABR'de V. dalga mutlak latansında anlamlı uzama elde edilmiştir. Yüksek (49,1/sn) rate'de ABR ile tüm BPPV'li bireylerin etkilenen kulaklarında III. dalga mutlak latansının, kontrol grubundan anlamlı derecede uzamış olduğu saptanmıştır. (p<0,05) Tinnitusu olan ve olmayan BPPV'li bireyler arasında BDEA bulguları açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0,05). Sonuç olarak BPPV'li bireylerde yüksek rate'de yapılan ABR, işitsel yollardaki bir iskeminin, BPPV'nin oluşumundaki etkisi konusunda bilgi sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo, Tinnitus, İşitsel Beyinsapı Cevapları, Baş Dönmesi, İskemi
Ani işitme kaybı olan yetişkinlerde işitme eşiklerinin düzelmesinin vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellere etkisinin değerlendirmesi
Çalışmanın amacı, idiyopatik AİK tanısı alan bireylerde tedavi öncesi ve tedavi sonrası servikal VEMP ve oküler VEMP bulgularının araştırılmasıdır. Çalışmaya 18-65 yaş arası 60 birey dahil edilmiştir. Bireyler, idiyopatik AİK tanısı alan (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Tüm bireylere; tedavi öncesi ve tedavi sonrası cVEMP, oVEMP testi, ani işitme kaybı ile eş zamanlı baş dönmesi ya da dizziness yakınması olan bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDEA) ve görsel analog skalası (GAS) uygulanmıştır. Ek olarak AİK'li her hastaya tinnitus varlığı sorulmuştur. İdiyopatik ani işitme kaybından etkilenen kulakta tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, cVEMP 'de tedavi sonrasında N1 latansında anlamlı kısalma elde edilmiştir. (p<0,05). İdiyopatik ani işitme kaybından etkilenen kulakta hem tedavi öncesi hem tedavi sonrasında değerlendirildiğinde vertigo şikâyeti olan ve olmayan bireylerin cVEMP ve oVEMP cevaplarında istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0,05). İdiyopatik AİK'li baş dönmesi ya da dizziness şikâyeti olan bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası BDEA, GAS ve tinnitus varlığı karşılaştırıldığında tüm skorların, tedavi öncesinde, tedavi sonrasına göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. (p<0,05). Sonuç olarak; idiyopatik AİK'li bireylerin, otolit organlarının kokleaya anatomik yakınlığından dolayı etkilenmeye eğilimli olduğu ve bu hastalarda vestibüler fonksiyonunun daha kapsamlı araştırılması için VEMP testinden fayda elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dizziness, idiyopatik ani işitme kaybı, otolit organlar, tinnitus, vertigo, vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller
Çocuklarda ardışık koklear implant uygulamasının ilk koklear implant uygulanan kulaktaki en rahat duyma seviyesi, impedans ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, ardışık bilateral koklear implantlı çocuklarda ikinci koklear implant uygulamasının ilk koklear implantın impedans, en rahat duyma seviyesi ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisini tespit etmektir. Bu çalışma 12 kız (%40) ve 18 erkek (%60) olmak üzere toplam 30 çocuk ile yapılmıştır. Çocukların yaşları 15 ay ile 144 ay arasında değişmektedir. Çalışmaya en az 3 ay süre ile ilk koklear implant kullanım sonrası karşı kulağına koklear implant uygulanan çocuklar alınmıştır. Tüm çocukların ikinci koklear implantları açık ve kapalı iken impedans, ECAP ve M seviyeleri değerlendirilmiştir. Kİ2 cerrahi öncesi Kİ1 den alınan impedans, ECAP ve M bulgularına göre ikinci koklear implant kapalı iken birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcut değildir (p>0.05). İkinci koklear implant aktive edildiğinde ise birinci implantın impedans ölçümlerinde sadece 1. ayda, ECAP ve M seviyelerinde ise 1. ay, 3. ay ve 6. ayda kapalı konumdaki ölçümleri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Ardışık koklear implant uygulamasında ikinci koklear implant kapalı olduğunda Kİ2 ameliyatı öncesindeki değerleri ile karşılaştırıldığında birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde herhangi bir değişiklik olmamaktadır. Fakat ikinci koklear implantın aktive edilmesi ile birinci koklear implantta impedans, ECAP ve M seviyelerinde değişiklikler olmaktadır. İkinci koklear implant aktive edildikten sonra hem birinci koklear implantın hem de ikinci koklear implatın impedans değerleri, ECAP, M seviyeleri ve dinamik ranjın kontrol edilmesi hastanın işitsel performansı açısından gereklidir.
Parkinson hastalığında ritmik işitsel stimülasyon uygulamasının yürüyüş üzerine etkisi
Bu çalışma PH'li bireylerde standart ve modifiye edilmiş RİS uygulamalarının yürüyüş üzerine anlık etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Parkinson grubunda 13 PH'li birey, kontrol grubunda 13 sağlıklı birey olmak üzere toplam 26 birey alındı. Bireylere ait demografik bilgiler kaydedildi. Parkinson grubundaki bireylerin hastalık evresi MHYEÖ ile belirlendi. Hastalık şiddetini belirlemek amacıyla Parkinson grubundaki bireylere BPHDÖ uygulandı. RİS uygulaması öncesi bireylerin yürüyüş zaman-mesafe parametreleri 10 metrelik alanda yürütülerek incelenirken, yürüyüş performansı TPDYT ve SKYT ile değerlendirildi. Bireylerin normal kadansına ve bu kadansın %10'luk artışına ayarlanan iki farklı metronom ritmi hem melodili hem de melodisiz şekilde kulaklık yardımıyla bireylere dinletilerek, 10 metrelik alanda toplamda dört farklı RİS koşulu altında yürümesi istendi. Melodili RİS uygulaması için Klasik Türk Müziği Longa ve Sirto formlarından üç eser kullanıldı. Çalışmanın sonucunda kontrol grubundaki bireylerin yürüyüş parametrelerinden hız, adım uzunluğu ve çift adım uzunluğu değerleri, ilk ölçüm ile benzer iken (p>0.05); Parkinson grubunda ilk ölçüm ile uygulanan RİS yöntemleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Yürüyüş parametrelerinden kadans ve dönüş süresi değerleri için ilk ölçüm ve uygulanan RİS yöntemleri arasında, gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). TPDYT için ilk ölçümler ile son ölçümler gruplarda benzer bulunmuştur. SKYT için kontrol grubunda ilk ve son ölçümler arası fark yok iken (p>0.05); Parkinson grubunda son ölçümler ilk ölçümlerden anlamlı düzeyde gelişme göstermiştir. Sonuç olarak RİS uygulaması kontrol grubundaki bireylerin yürüyüşüne etki etmezken; PH'li bireylerin yürüyüş hızını ve adım uzunluğunu artırarak ve SKYT'de gelişme sağlayarak yürüyüşü olumlu yönde etkilemiştir. RİS'in bu olumlu etkisi neticesinde; PH rehabilitasyonuna güvenle dahil edilebileceği ve RİS uygulamasının optimizasyonu için daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Hipotiroidi süresinin işitme üzerine etkisinin deneysel hayvan modeliyle araştırılması
AMAÇ: Konjenital hipotiroidizmin işitme fonksiyonunu etkilediği iyi bilinmektedir. Fakat akkiz hipotiroidi ve işitme fonksiyonu arasındaki ilişkiyi ortaya koyan yeterli bilgi yoktur. Bunun yanında hipotirodi süresinin işitme üzerine etkisiyle ilgili yeterli veri bulunmamaktadır. Bizim çalışmamızın amacı deneysel hayvan modeli kullanarak oluşturulan hipotiroidi süresinin işitme fonksiyonu üzerine etkisini incelemektir. GEREÇ ve YÖNTEM: Kontrol, 15, 30 ve 45 günlük hipotiroidi olmak üzere 4 grup çalışmaya dahil edildi. Her grupta 8 hayvan mevcuttu. Denek gruplarına günlük intraperitoneal yoldan 10 mg/kg dozunda PTU verildi. Tüm gruplara deney öncesinde ve denek grubundaki hayvanlara da 15, 30 ve 45 günün sonunda OAE ve ABR ölçümleri yapıldı. Hayvanların T4 ve TSH düzeylerinin değerlendirilmesi için dekapitasyon öncesi intrakardiak kan örnekleri alındı. Dekapitasyonu takiben hayvanların temporal kemikleri disseke edilerek kokleaları çıkartıldı. Kokleaların dış tüylü hücre, stria vaskülaris ve spiral ganglion yapılarındaki değişimler histopatolojik değerlendirme ile skorlandı. BULGULAR: Klik uyaranla yapılan ABR incelemesi sonuçlarına göre 15, 30 ve 45 günlük hipotiroidi gruplarında eşik değerinin deney sonrasında öncesine göre yükseldiği latans değerlerinin uzadığı bulundu (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırma sonuçlarında; ABR eşik değerlerinde anlamlı farklılık izlenmezken, latans değerlerinde tüm gruplar arasında farklılık mevcuttu (p<0.05). OAE sonuçlarına göre SNR değerlerinde 15 günlük hipotiroidi grubunda 2002 Hz ve üstü frekans değerlerinde, 30 günlük grupta ise 2380-5652 Hz aralığında anlamlı düşme tespit edildi (p<0.05). Histopatolojik değerlendirme sonuçları; dış tüylü hücre, stria vaskülaris ve spiral ganglion skorlarının her üç grupla kontrol grubu arasında anlamlı düzeyde farklı olduğunu gösterdi (p<0,05). SONUÇ: Deneysel hipotiroidi oluşturulan hayvan modelinde hipotiroidinin ABR'de eşik ve latansı; OAE'da SNR'ı etkilendiği tepit edilmiştir. Histopatolojik değerlendirme sonuçları da hipotiroidi sonucunda kokleada dış tüylü hücre, stria vaskülaris ve spiral ganglionun etkilendiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, hipotiroidi süresinin uzaması ABR' de eşiği değiştirmezken; latansı uzatmıştır. Çalışmamızın sonuçları hipotiroidinin hem elektrofizyolojik hem de doku düzeyinde iç kulağı olumsuz yönde etkileyerek işitme fonksiyonunu bozduğunu ortaya koymaktadır.