Geomorphology

60 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Seyitömer (Kütahya) kömür havzası killerinin jeolojisi, minerolojisi ve seramik endüstrisindeki kullanım olanakları

Seyitömer (Kütahya) Kömür Havzası Killerinin Jeolojisi, Mineralojisi ve Seramik Endüstrisindeki Kullanım Olanakları Gürsel Yanık Maden Mühendisliği, Yüksek Lisans Tezi, 1997 Tez Danışmanı: Doç. Dr. İskender IŞIK ÖZET Seyitömer Linyit İşletmesi (SLİ) imtiyaz sahasının tabanında Üst Kretase yaşlı başlıca Iifsi bir mineral olan lizardit'ten [(Mg,Fe+2)6(OH)8(Si4O|0)] oluşan serpantin yer almaktadır. Bu birimi uyumsuz bir şekilde örten Geç Miyosen yaşlı Seyitömer Formasyonu' nda iki ayrı kömür damarına sahiptir. Alt kömür damarı (B damarı) çamurtaşı-kiltaşı üyesinin üst kısmında yer alır. Laminalı şeyi üyesinin üst kısmında yer alan kömür damarı (A daman) ince katmanlı olup kil-killi kömür ardalanmasından meydana gelmektedir. İnceleme alanı Batı Anadolu genleşme ortamının içinde yer almaktadır. Killi seviyeler arazide genellikle gri-bej ancak alt seviyelerde daha koyu çoğunlukla siyah ve yeşilimsi renklerdedir. Çalışma alanındaki killerin 7 ayrı değişik seviyesinden alınan örneklerin yapılan tane boyu analiz sonuçlarına göre kil (<5fxm) boyutu malzeme oranının % 17-33 arasında değiştiği belirlenmiştir. X ışınları kırınım (XRD) ve taramalı elektron mikroskop (SEM) analizleri sonuçlarına göre belirlenen başlıca kil mineralleri illit {Ky (Al, Mg, Fe)2(Aly-Sİ4.y) Oıo(OH)2] yAnahtar Kelime: Jeomorfoloji = Geomorphology ; Kil = Clay ; Kütahya-Seyitömer = Kütahya-Seyitömer ; Mineraloji = Mineralogy

JeomorfolojiKilKütahya-Seyitömer+1
Gürsel Yanık
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Van ve Erçek gölleri arası sahanın (Tuşba ilçesi) yapısal jeomorfolojisi

Van ve Erçek gölleri arası alanın jeomorfolojik ve tektonik yapısını araştırılarak yapısal özelliklerinin belirlenmesi ve çalışma alandaki aktif tektoniğin jeomorfoloji üzerindeki etkilerini ortaya konulması amaçlanmıştır. Böylece araştırılan sahanın tektonik ve jeomorfolojik gelişiminin ortaya konulması ile Türkiye jeomorfolojisinde genç tektonik olayların etkisinin önemi vurgulanmıştır. Van ve Erçek gölleri arası alanda (Tuşba İlçesi) 2011 yılındaki 7,4 büyüklüğündeki deprem sonrası ters ve bindirme karakterindeki fayların saha morfolojisinin şekillenmesinde oldukça önemli bir rol aldığı görülmüştür. Bu bağlamda bölgenin yapısal jeomorfolojisi çalışılarak, yer şekillerinin oluşumu ve gelişimi hakkında bilgiler verilmesi hedeflenmiştir. Çalışma alanındaki yer şekillerini etkileyen makro ve mezo yapılar tek tek incelenmiş olup çalışma sahasının yapısal jeomorfolojisi hakkında detaylı bilgilendirme yapılmıştır.

JeomorfolojiVan-Tuşba
Gülfer Akşen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İklim ve yerşekilleri ilişkisi: Bir klimatik jeomorfoloji yaklaşımı

Klimatik jeomorfoloji kavramı ilk olarak 1913 yılında de Martonne tarafından kullanılmıştır. 20. yüzyılın başlarından itibaren birçok ülkede benimsenmiş ve pekçok yazar tarafından konuyla ilgili sayısız çalışmalar yapılmıştır. Yaklaşım 1950-1980 yılları arasında en yüksek ivmesini kazanmıştır. Eski ivmesini kaybetmiş olsa da günümüze kadar güncelliğini koruyarak varlığını devam ettirmiştir. Dış etmen ve süreçleri kontrol eden iklimi, yerşekilleri oluşumunda temel faktör sayan yaklaşımı eleştirenler de olmuş ve kimi yazarlar ise iklimi ikinci planda görmüştür. Klimatik jeomorfoloji yaklaşımını, Türkiye alanyazınına 1992 yılında rahmetli Prof. Dr. Oğuz EROL tanıtmıştır. Yaklaşım, akademi camiasıyla geç tanışmakla beraber gereken ilgiyi de görememiştir. Nitekim Erol'dan sonra elle tutulur ciddi bir çalışma mevcut değildir. Bu yaklaşım, jeomorfoloji ders kitaplarında ve morfojenetik bölgeleri ele alan çalışmalarda yüzeysel olarak değinilmiş, üzerinde pek durulmamıştır. Bu çalışmada klimatik jeomorfolojiyi alanyazınına yeniden tanıtmak ve hem jeomorfologlara hem de konuya ilgi duyanlara sunarak yeni bir ivme kazandırılmak amaçlanmıştır. Bu araştırma nitel, bütüncül tek durum çalışması olup çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma akademi camiasında bir ilk olma özelliğini taşımakla beraber, bundan sonraki araştırmalara da öncülük etme niteliğine sahip olmuştur. Anahtar Kelimeler: İklim, Jeomorfoloji, Klimatik Jeomorfoloji, Morfojenetik Bölge, Türkiye

Fiziki coğrafyaJeomorfolojiKlimatik jeomorfoloji+3
Merve Ertan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Akdağ'da (Elazığ–Bingöl) doğal ortam insan ilişkisi

Çalışma alanı olan Akdağ, Yukarı Fırat Bölümü'nün Güneydoğu Toroslar'ın Doğu Bölümü'nde Elazığ-Bingöl illeri arasında yer almaktadır. Çalışma sahasını oluşturan Akdağ doğu-batı yönünde uzanan yüksekliği 2620 metreye varan Elazığ-Bingöl illerinin idari sınırını oluşturan bir dağ kütlesidir. Akdağ'ın batısında Elazığ doğusunda Bingöl ili bulunmaktadır. Akdağ kütlesi üzerinde Elazığ ve Bingöl illerine ait çok sayıda köy yerleşmesi ayrıca Elazığ iline ait Arıcak ilçesi ve Beyhan beldesi Akdağ'ın yamaçlarında yer almaktadır. Akdağ ve çevresinde Prekambriyen, Üst Paleozoyik, Mesozoyik, Tersiyer ve sahanın akarsu havzalarında kuvaternere ait arazileri görmek mümkündür. Akdağ kütlesini kuzeyden doğu-batı yanünde uzanan Doğu Anadolu Fayı (DAF) ve kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan Doğanlı Fayı kesmektedir. Ayrıca Akdağ'ın güneyinde doğu-batı yönünde uzanan Güneydoğu Anadolu Bindirmesi de yer almaktadır. Çalışma sahasında görülen iklim, Doğu Anadolu karasal iklimi karakterini taşımaktadır. Bitki örtüsüne baktığımızda, yükselti ve sıcaklık çalışma alanının bitki örtüsü üst sınırı belirlenmiştir. Bitki örtüsü çalışma sahasında belli yüksekliğe kadar meşe ağaçları ve ardıçlar görülürken, yükseltinin artması ve buna bağlı olarak sıcaklığın azalmasıyla geven, çobanyastığı gibi bitki örtüsü görülmektedir. Akdağ'ın zirve bölümlerinde ise kayalıklar uzanmaktadır. Akdağ ve çevresinde kahverengi topraklar, kireçli kahverengi topraklar, kireçli kahverengi orman topraklar , kahverengi orman toprakları, alüvyal ve koluvyal toprak tipleri görülmektedir. Akdağ kütlesi Fırat ve Dicle nehirlerine akan akarsuların ana su bülüm çizgisini oluşturmaktadır. Sahada en önmeli akarsuları Yatansöğüt ve Mirvan çayları oluşturmaktadır. Bu iki çay güneye doğru akarak Dicle Nehri'ne ulaşmaktadırlar. Akdağ'da yerleşmeler, genellikle yamaç, sırt ve akarsu vadilerinde yer almaktadır. Akdağ'da yerleşmelerin en büyüğünü Elazığ iline bağlı Arıcak İlçesi ve Beyhan Beldesi oluşturmaktadır. Bunun yanında önemli bir diğer yerleşim yeri Bingöl iline bağlı Servi Köyü'dür. Çalışma sahaının jeolojik, jeomorfolojik, topoğrafik, iklim, hidrografya ve toprak özellikleri yerleşmelerin dağılışından bütün ekonomik faaliyetlere kadar yön vermekte bazı alanlarda ise ekonomik faaliyetleri kısıtlamaktadır. Dolayısı ile doğal ortam özellikleri beşeri faaliyetlere yansımaktadır. İnceleme sahasında doğal ortam ile insan arasında sıkı bir ilişki vardır. Çalışma sahasında ekonomik faaliyetler genellikle tarım ve hayvancılık faaliyetleridir. Bunun yanı sıra çalışma sahasında Akdağ'ın uygun koşullar sağlayan alanlarında yaylacılık faaliyetleri önemli ölçüde yapılmaktadır. Çalışma sahasında dağlık alanların fazla olması nedeni ile inceleme alanında arazi kullanımı çok fazla çeşitli değildir. Yerleşim ve tarım alanları genellikle mevsimlik ve sürekli akarsu vadilerinde görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akdağ, Doğal Ortam, Arıcak, Yaylacılık, Jeomorfoloji, Hidrografya

AkdağBeşeri coğrafyaCoğrafi özellikler+7
Mehmet Emin Uzun
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hani çevresinin (Diyarbakır) jeomorfolojik özellikleri ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiler

Hani ilçesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Dicle bölümünde yer almaktadır. Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda yer alan Hani'nin doğusunda Lice, kuzeydoğusunda Genç, kuzeybatısında Arıcak, batısında Dicle ilçesi, güneyinde Kocaköy ile Sur ilçeleri yer almaktadır. Hani idari olarak, Diyarbakır'a bağlı bir ilçe merkezidir. Hani ilçemizin nüfusu 33.000 dolaylarında olup Diyarbakır'ın önemli yerleşmelerinden biridir. Yer şekilleri bakımından kuzey kesimleri dağlık ve engebeli olan bu ilçemizin nüfus ve yerleşme özellikleri ile düzensiz bir karaktere sahip olduğunu görmekteyiz. Orta ve güney kesimleri ise daha sade bir topoğrafyaya sahip olması hasebiyle nüfus ve yerleşme bakımından daha çekici bir karakterdedir. Güneydoğu Toros dağlarının güneyinde Kenar Kıvrım Kuşağındaki İnceburun dağlarının olduğu kesimde kurulması hasebiyle özellikle de fiziki coğrafya özellikleri bakımından Diyarbakır'ın çeşitlilik arz eden ilçelerinden biridir. Doğu-batı yönlü uzanan sıra dağların arasında yine doğu-batı yönlü uzanan pek çok ovasına sahiptir. Nem, Babiğ, Çimen, Dibri, Siyabelek, Kuş Dağı, Zincibel-Kale Dağları ve Kurtuluş dağı gibi pek çok dağlık alanın hakim olduğu bir sahadır. Bu dağlarında güneyden kuzeye gidildikçe yükselti ve eğim değerlerinin arttığını görmekteyiz. Özellikle Kuvaterner döneminde meydana gelen tektonik faaliyetler ve levha hareketleri ile bu sahadaki miyosen çanağı kapanıp sıkışma ile toptan yükselmenin meydana geldiğini görmekteyiz. Hala Arap platformunun Anadolu Levhasını sıkıştırması ve bindirmesi devam etmektedir. Hani ve yakın çevresi de bu sıkışma ve bindirme olayları sonucu yer yer çökerek ovalık alanların kurulduğunu yer yer de yükselmenin meydana geldiğini söyleyebiliriz. Saha da hem karstlaşma hem de tektonik faaliyetler sonucu kırılmaların meydana geldiğini görmekteyiz. Bu olaylar sonucu karstik aşınım ve birikim şekilleri gelişme göstermiş ve özellikle de polye ovaları meydana gelmiştir. Polye ovalarının haricinde lapya, dolin, uvala, mağara, düden gibi diğer karstik oluşumlarda sahada oldukça yaygındır. Kalkerli yapının yaygın olarak görülmesi sahanın karst topoğrafyası açısından da zengin olduğunu söyleyebiliriz. Genel anlamda Hani çevresindeki arazi kullanımına fiziki şartların etki ettiğini görmekteyiz. İnceleme sahasının merkezi ve güney kesimleri morfolojik özellikler bakımından daha sade bir topoğrafyaya sahipken kuzey kesimleri daha dağlık ve engebelidir. Bunun sonucu olarak yerleşme, nüfus, tarım, hayvancılık, ormancılık gibi faaliyetlerde güney kesimlerde yoğunlaşmıştır. Kuzey kesimlerinde topoğrafyanın elverişsizliğinden beşeri ve ekonomik faaliyetler sınırlıdır. Hani çevresinde toprak özellikleri bakımında çeşitlilik arz etmektedir. Düzlük sistemlerinin yayılış gösterdiği yerlerde terrarossa, kahverengi bozkır ve kahverengi orman toprakları yayılış göstermektedir. Akarsu ve baraj çevresinde yer yer alüvyal topraklar ve dağlık alanların yamaçlarında kolüvyal topraklar görülmektedir. İnceleme sahası karasal bir iklime sahip olduğu için su ihtiyacı yüksek ürünler pek yetişme imkanı bulamamaktadır. Dicle nehri ve barajı ile bazı akarsulardan faydalanılarak sulamalı tarım yapılırken genel anlamda bu kesimde kuru tarım ürünlerine daha çok yer ayrılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hani, Diyarbakır, Kenar Kıvrım Kuşağı, Jeomorfoloji, Arazi Kullanımı

Arazi kullanımıCoğrafyaDiyarbakır-Hani+2
Cüneyt Tarhan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
11
Master'sOpen AccessTR

Elazığ merkez ilçesinde antropojenik jeomorfolojik değişimler, boyutları ve etkileri

İnsanlar, kendisine uygun olmayan alanları, jeomorfolojileri değiştirerek hayatını kolaylaştırmayı hedeflemiştir. Değiştirdiği jeomorfoloji ile insan kendi lehine yerleşilmesi güç olan engebeli alanlara yerleşme imkanı sağlanmış, ulaşımın güç olduğu bölgelerde ulaşım kolaylaşmıştır. Elazığ Merkez ilçesinde insan faaliyetlerine bağlı olarak meydana gelen değişimleri ve bu değişimler sonucu ortaya çıkan antropojenik jeomorfoloji koşullarını ortaya koymak oluşturmaktadır. Elazığ'da nüfusun artmasıyla birlikte yeni yerleşim alanları kurulmuştur. İnsanlar Elazığ'da sadece yeni yerleşim alanları ile değil, yollar, maden çalışmaları gibi farklı sebeplerle de jeomorfoloji üzerinde değişikliklere sebep olmaktadır. Bu çalışma ile jeomorfoloji üzerinde oluşan değişikliklerin ne ölçüde olduğu, ilerde ne gibi sorunlar yaratabileceği üzerinde durulmuştur. Çalışmada Elazığ şehri ve yakın çevresindeki antropojenik jeomorfolojik değişimlerin tespiti için arazi çalışmaları ve CBS çalışmaları yapılacaktır. Literatür taramaları yapıldıktan sonra Harita Genel Müdürlüğünden alınan haritalar sayısallaştırılarak eğim bakı, yükselti, topoğrafya, arazi kullanımı, yerleşme alanları, yollar, vejetasyon tipleri haritaları oluşturulmuştur. Elde edilen arazi kullanımı değişimi ile antropojenik jeomorfoloji koşullarının havzadaki dağılışı hakkında ön bilgi çalışması yapılmıştır. Bu aşamadan sonra çalışma alanındaki antropojenik jeomorfoloji durumu, değişimi ve etkisinin anlaşılması için ilk olarak nicel veriler üretilmiştir.

AntropojenikElazığJeomorfoloji+2
Büşra Şaman
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kahramanmaraş'ta şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler ve doğal afetler üzerindeki etkisi

Bu çalışmada, Kahramanmaraş'ta şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler üzerinde meydana getirdiği değişimleri ve bu değişimin doğal afetlerle ilişkisi incelenmiştir. Kahramanmaraş şehri, Maraş Ovası ile Ahır Dağı arasında alçak plato üzerine kurulmuştur. Daha sonra Maraş Ovası'na doğru genişlemiştir. Şehir, son yıllarda Ahır Dağı güneyinde doğu batı doğrultusunda hızlı gelişerek bu alandaki plato, vadi ve birikinti yelpazelerini işgal etmiştir. Bu süreçte jeomorfolojik birimlerde değişimler yaşanarak sel ve taşkın gibi afetlerde artış görülmüştür. Kahramanmaraş'ın ilk yerleşme yeri plato üzerindeki tepelik alana karşılık geldiği için afet açısından risksiz bir alandır. Fakat yakın dönemde şehrin geliştiği alan, Ahır Dağı'ndan inen akarsular tarafından yarılmıştır. Akarsu yataklarının yerleşmeler tarafından işgal edilmesi ile sel ve taşkın afetlerinin artışına neden olmuştur. Bu afet dışında şehrin Maraş Üçlü Eklemi içerinde yer alması deprem riskinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Geçmişte yaşanmış olan büyük depremler bu afetin şehir için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kahramanmaraş şehri, uygun iklim şartları, verimli toprak yapısı ve coğrafi konumu nedeniyle sürekli nüfusun artarak, doğal ortam üzerinde baskı oluşturduğu bir yerleşmedir. Hızlı kentleşme ile birlikte şehrin fay zonu ve ova üzerinde genişlemesi yüksek afet riski oluşturmaktadır. Bu risk dışında bina ve yol yapımındaki kazı çalışmaları ile yamaç ve sırtlarda doğal denge bozulmaktadır. İnşaat çalışmaları ile çıkan hafriyat dere yatakları ve vadilere doldurulmaktadır. Hızlı ve plansız kentsel gelişmeyle birlikte şehrin yerleştiği alanlardaki jeomorfolojik birimlerdeki doğal süreçlere müdahale edilmektedir. Bütün bu süreçlerin sonucunda kentsel gelişim jeomorfolojik birimlerde değişime neden olmaktadır. Jeomorfolojik birimlerdeki bu değişim ise afet riskini artırmaktadır. Kahramanmaraş'ta şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler ve doğal afetler üzerindeki etkisinin tespit edilmesi için uydu görüntüleri ve sayısal veriler kullanılmıştır. Yapılan analizlere göre Kahramanmaraş şehrinde nüfusun artışına paralel olarak kentsel alanın hızlı bir şekilde genişlediği belirlenmiştir. Vadiler üzerinde yapılan beşeri müdahaleler şehrin sel ve taşkın açısından riskli hale gelmesine neden olmaktadır. Yamaçlar üzerinde yapılan müdahaleler ise deprem ile birlikte heyelan olaylarını tetikleyebilecektir. Kentsel alandaki yüksek binalar muhtemel depremlerde kayıpların daha yüksek olmasına neden olabilecektir. Bu sonuçlara göre şehrin gelişiminde mevcut afetler dikkate alınarak planlama ve gerekli önlemler alınmalıdır.

AfetlerDoğal afetlerJeomorfoloji+2
Mehmet Denizdurduran
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yanarsu (Garzan) Çayı Aşağı Havzası (Siirt/Kurtalan) jeomorfolojisi

Bu tez çalışmasında, Dicle Nehri'nin önemli kollarından biri olan Yanarsu (Garzan) Çayı Aşağı Havzası'nın jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Yanarsu Çayı aşağı havzası, kuzeyden Mereto Dağı, güneyde Garzan ve Yanarsu dağları, batıdan Kıra Dağı ile sınırlandırılmaktadır. Kuzeydeki dağlık alanlar Paleozoyik ve Mesozoyik, güneydeki dağlık alanlar Eosen ve Oligosen dönemine ait Formasyonlardan oluşmaktadır. Bu iki dağlık kütle arasında havza tabanlarına karşılık gelen düzlükler ise Üst Miyosen-Pliyosen dolgularından oluşmaktadır. Diyarbakır Havzası'nın en doğu bölümünde güneyde Garzan ve Yanarsu Dağı, kuzeyde Eski Garzan Reşan Antiklinali arasında yer alan hafif dalgalı düzlükler, Garzan Ovası olarak adlandırılmaktadır. Ova, kuzey ve güneyde kıvrımlı yapılar arasında bir senklinale karşılık gelmektedir. Bu senklinal, Yanarsu (Garzan) Çayı tarafından iki parçaya bölünmüştür. Bu bölünme ile birlikte Yanarsu Çayı'nın batısında kalan alanlar akarsular tarafından fazla yarılmıştır. Doğuda kalan bölüm ise batıya göre fazla parçalanmamış hafif dalgalı düzlüklerden oluşmaktadır. Asıl Garzan Ovası, Yanarsu Çayı doğusunda kalan kuzey ve güneyden kıvrımlı yapılarla sınırlandırılan hafif dalgalı düzlüklere karşılık gelmektedir. Ova KB-GD doğrultusunda 10 km genişliğinde, 25 km uzunluğunda ortalama 250 km2'lik alan kaplamaktadır. Garzan Ovası, Üst Miyosen-Pliyosen çakıltaşı, kumtaşı ve kiltaşı litolojilerinden oluşan genç örtü birimleri üzerinde gelişmiştir. Üst Miyosen-Pliyosen boyunca sedimantasyon alanı olan havza Kuvaterner'de dış drenaja açılarak günümüz şeklini almıştır. Bu havzada buzul topoğrafyası dışındaki bütün yapılara ait yer şekilleri görülmekte olup jeomorfoloji açısından bir açık hava müzesi özelliğindedir.

Coğrafi özelliklerJeomorfolojiJeomorfolojik özellikler+2
İbrahim Polat
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ'ın kent jeomorfolojisi

Elazığ Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde 38º 43' - 38 º 36' enlem daireleri ile 39º 07' - 39º 19' boylam daireleri arasında yer alır. Yerleşme tarihi Harput ile başlayan Elazığ, kuruluş ve gelişiminde ekonomik ve idari kararların yanında jeomorfolojik ve hidrolojik özellikleri belirleyici olmuştur. Jeomorfolojik özellikler Elazığ kentinin yerleşim sınırını belirlerken aynı zamanda kente ait silüetin ortaya çıkmasını sağlamıştır. İçme suyu isale hatlarının olmadığı dönemlerde ise su kaynaklarına coğrafi bağımlılık söz konusu olmuştur. Elazığ kenti, İçme suyu isale hatları ve Elektrik hatlarına kavuşması ile birlikte alansal olarak genişleme imkanı bulmuştur. Bu durum jeomorfolojik birimler üzerinde kent baskısının artmasına ve morfolojik değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Ekonomik ve teknolojik ilerlemeler özellikle de kazı ve inşaat mühendisliği alanındaki gelişmeler morfolojik değişimlerin daha hızlı ve daha belirgin yaşanmasına neden olmuştur. Jeomorfolojik birimler üzerinde meydana gelen değişimler Elazığ'ın batısında daha belirgin yaşanmıştır. Bunun nedeni ise bu alanda arsa fiyatlarının yüksekliğine bağlı olarak topoğrafyanın yerleşmeye uygun olmadığı alanlardan daha fazla mekan kazanma isteği olmuştur. Kent bir taraftan doğal morfolojinin değişmesine neden olurken diğer taraftan da kenti morfolojisini ve kendi doğasını oluşturmuştur. Bilim insanları tarafından kurgulanmış çevre, inşa edilmiş çevre, ikinci doğa adı verilen bu kentsel çevre bazen doğaya uyum sağlamış bazen de doğayı kendine dönüştürmüştür. Doğal çevrenin kentsel çevreye dönüşmesi ile birlikte iklim, hidroloji, bitki örtüsü ve toprak örtüsünün değişikliğe uğraması yer yer de bozulması ile sonuçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Coğrafya, Elazığ, kent jeomorfolojisi, kent morfolojisi, ikinci doğa

Doğu Anadolu bölgesiElazığJeomorfoloji+1
Turgay Öz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın (Kırşehir) uygulamalı jeomorfolojisi

Bu çalışmada, Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın genel jeomorfolojik özellikleri ve uygulamalı jeomorfolojisi incelenmiştir. Kılıçözü Çayı, Kızılırmak Havzasının orta bölümünde yer almaktadır. Havzayı batıda Naldöken Dağı (1516 m), doğuda Kervansaray Dağı (1679 m) sınırlandırmıştır. Kılıçözü Çayı Havzası'nın yukarı bölümü jeomorfolojik açıdan sade olduğu için, bu çalışmada aşağı havza değerlendirilmiştir. İnceleme alanında dağlık alanlar, platolar ve vadiler ana jeomorfolojik birimleri oluşturmaktadır. Jeolojik açıdan ise değişik formasyonda birimleri bünyesinde barındırmaktadır. Kırşehir çevresinde temeli Paleozoik'e ait "Kırşehir Masifi" oluşturmaktadır. Tersiyer'de yüksek kesimlerde önemli ölçüde aşınım olurken, aşınan bu malzeme havza tabanlarında birikmiştir. Bu dönemden sonra şiddetli bir şekilde aşındırılarak düzleştirilmiştir. Böylece plato özelliği kazanan alanlarda sert masiflerden oluşan yapılar dağlık özelliğini korumuştur. Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası'nın jeomorfolojik, jeolojik ve iklim özelliklerinden kaynaklanan önemli sorunlar yaşanmaktadır. Uygulamalı jeomorfoloji kapsamında değerlendirilen bu sorunların başında, depremler, Kırşehir'i etkileyen sel ve taşkınlar ve erozyon gelmektedir. Arazi çalışmaları kapsamında belirlenen bu sorunlara çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, Kılıçözü Çayı Aşağı Havzası, Kırşehir Masifi, Uygulamalı Jeomorfoloji

CoğrafyaJeomorfolojiKılıçözü Çayı havzası+1
Ahmet Uysal
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Anamur çevresinin karst jeomorfolojisi

Anamur, Orta Toroslar Kuşağında, Türkiye'nin önemli karstik platolarından olan Taşeli Platosunun güneyinde yer alır. Anamur çevresi, karstlaşma koşulları ve oluşan şekiller açısından laboratuar niteliğinde bir sahadır. Araştırma alanı bulunduğu konum ve fiziki coğrafya şartları açısından belirgin farklılıklar barındıran bir araziye sahiptir. Yükselti koşullarının kısa mesafelerde değişmesi, kıyı bölgesindeki Akdeniz ikliminin yüksek Taşeli Platosunda bozulmasına neden olmuştur. İnceleme alanında farklı jeolojik dönemlere ait kayaç gurupları yer almaktadır. Anamur çevresi genel olarak şist ve karbonatlı kayaç guruplarının yaygın olduğu bir alandır. Özellikle kıyı kuşağında şistli yapılar hakimken, kuzeydeki platoluk saha kalker litojisine sahiptir. Çalışma konusunu oluşturan karstik yapılar ise, Anamur çevresinde, 8 farklı formasyon şeklinde yayılış göstermektedir. Bu yapıların karstlaşmasında litolojik belirleyicilerin tayin edilmesi maksadıyla, sahadaki söz konusu formasyonlardan kayaç numuneleri alınarak, MTA laboratuarında, XRF ve XRD analizleri yaptırılmıştır. Alınan örneklerin, karstik kayaç türü, bileşimindeki majör elementlerin oranları, dokusu, kristal yapısı, tane büyüklüğü gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri tablo haline getirilmiş ve ilgili numune noktasındaki arazi gözlemlerine dayalı karstlaşma dereceleri belirlenmiştir. Ortaya çıkan tablo, Anamur çevresindeki eriyebilen kayaçlarda gelişen karstik şekillerin açıklanmasında faydalı sonuçlar vermiştir. Bunun yanında farklı yapılarda oluşan karstik şekillerin, fiziki ortam değişkenlerinin de etkisiyle farklı boyut ve tiplerde geliştikleri sebep ve sonuç ilişkisiyle açıklanmıştır. Bu şekiller birbirleriyle kıyaslanarak farklılık ve benzerlikler ortaya konulmuştur. Yapılan arazi gözlemleri ve yaptırılan analiz sonuçlarına göre; hem farklı litolojiler, hem de farklı karstlaşma koşullarının inceleme alanında bulunduğu, dolayısıyla karstlaşmanın, seçilen alanda belirgin farklılıklar meydana getirdiği anlaşılmıştır. Yine, yöre insanının bu arazileri nasıl kullandığı, karstik yapının nüfusun dağılışında nasıl bir etkiye sahip olduğu, tarım ve hayvancılık aktivitelerinde karstik alanların kullanımı gibi konular da açığa kavuşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Karstlaşma, Karstik Şekiller, Jeomorfoloji, Anamur, Taşeli Platosu

JeomorfolojiKarstMersin-Anamur+2
Muzaffer Siler
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Rize'de şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler üzerindeki etkisi ve şehri etkileyen afetler

Rize şehri kuzeyde Karadeniz, batıda Fener Burnu ile doğuda Taşlıdere arasında yükseltisi 300-350 m'yi bulan tepelerle çevrelenmiş bir koyun çevresinde kurulmuştur. Şehir, Doğu Karadeniz'de, Karadeniz kıyısı ile güneyde yükseltisi 2500 m'yi geçen Rize Dağları'nın kuzey yamaçlarında yer almaktadır. İlin batı sınırını Derepazarı ve Kalkandere, doğu sınırını ise Çayeli ilçeleri oluşturmaktadır. Rize genelinde Paleozoyik bir temel üzerinde Kretase'de başlayan büyük orojenezle yüzeye çıkmış granodiyorit ve flişler geniş alan kaplamakla birlikte Neojen depolarına da rastlanılmaktadır. Litoloji olarak volkanik kayaçlar andezit, bazalt, dasit ve riyodasitlerden oluşmaktadır. Bu birimler dışında Üst Kretase dönemine ait volkano-sedimanter kayaçlar ise Rize şehri güneyinde yüzeylenmektedir. Kıyı düzlükleri ve vadi tabanlarının genişlediği alanlarda alüvyonlar görülmektedir. Rize şehrinin kurulduğu alanda denizel taraçalar, tepeler ve vadiler önemli morfolojik birimleri oluşturmaktadır. Şehrin kurulduğu alanın litolojik ve jeomorfolojik özellikleri yerleşmeleri olumsuz etkilemektedir. Şehrin yerleşme tarihi M.S. V. yüzyıla kadar gitmekte olup farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Şehrin kurulduğu alanın topoğrafik yapısı nedeniyle şehrin genişlemesi ve gelişmesine uygun arazi sınırlıdır. Bu nedenle şehir için zorunlu olarak kıyıdaki düzlük alanlar kullanılmıştır. Kısa sürede bu düzlüklerin dolmasıyla denizden arazi kazanma çalışmaları başlamıştır. İlk dolgu çalışmaları 1960'lı yıllarda başlamış olup günümüzde artarak devam etmektedir. Günümüzde resmi rakamlara göre Rize şehrindeki yerleşmelerin % 70'e yakını dolgular üzerinde yer almaktadır. Son 50-60 yıldan beri kıyıda yapılan dolgu çalışmaları nedeniyle kıyı bölgesinin morfolojik yapısında çok ciddi değişiklikler yaşanmıştır. Bu değişimin en bariz örneği kıyının 250-500 m arasında değişen değerlerde gerilemiş olmasıdır. Son 10 yılda denizin doldurulması dışında kıyı gerisindeki yamaçlarda yer alan çay üretim alanları da yerleşmeye açılmıştır. Rize şehrinin genişlemesine bağlı olarak jeomorfolojik birimlerde önemli değişmeler yaşanmıştır. Bu değişimin başında doğal kıyının ortadan kaldırılması, vadilerin doldurulması, yamaç ve sırtların oyulması gelmektedir. Yol ve yerleşme alanları için yapılan kazı çalışmalarında litoloji ve jeomorfoloji dikkate alınmamıştır. Bu durum nedeniyle sel, taşkın ve kütle hareketleri gibi doğal afetlerin sayısında ve etkisinde artış görülmektedir. Özellikle şehir içerisinde kalan dere yataklarının ortadan kaldırılması veya kanala alınması nedeniyle ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde şiddetli sağanaklar sonrasında can ve mal kayıplarına neden olan sel ve taşkınlar yaşanmaktadır. Sel ve taşkın dışında büyük çaplı heyelanlar da yerleşmeler için ciddi tehlike arz etmektedir. Rize şehrinin 1980'den sonra hızlı gelişmesi ve bu gelişmede jeomorfolojik birimlerde ortaya çıkan değişme ve bu değişmenin doğal afetler üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla bu çalışma hazırlanmıştır. Doğu Karadeniz kıyı kuşağında yer alan şehirlerin hemen tamamında benzer sıkıntılar görülmekle birlikte, yerleşme alanı bakımından en sıkıntılı olanı Rize şehridir. Doğal afetlerin görülme sıklığı açısından da Rize şehri en ön sırada yer almaktadır. Şehrin bu özel durumu nedeniyle detaylı jeomorfoloji çalışmalarına uygun bir alandır.

AfetlerCoğrafyaDoğu Karadeniz bölgesi+4
Pınar Polat
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Engizek Dağı ve çevresinin (Kahramanmaraş) jeomorfolojisi

Bu çalışmada Engizek Dağı'nın jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Çalışma alanı Akdeniz Bölgesi'nin Adana Bölümü'nde yer alır. Saha idari olarak Kahramanmaraş il sınırlarının içerisinde kalmaktadır. Çalışma alanı, kuş uçuşu doğu-batı istikametinde yaklaşık olarak 40 km, kuzey-güney istikametinde ise 20 km uzunluğa sahiptir. Çalışma esas itibarı ile arazi gözlem ve incelemelerine dayanmaktadır. Bunun yanında haritaların üretilmesi aşamasında Uzaktan Algılama (UA) ve Coğrafi Bilgi Sistemlerinden (CBS) de faydalanılmıştır. Sahada belirlenen ve tespit edilen jeomorfolojik şekil ve birimler haritalanmış ve yorumlanmıştır. Toros orojenik kuşağı içerisinde yer alan Engizek Dağı, Güneydoğu Toroslar'ın en batıdaki bölümünde yer alır. Arabistan Levhası'nın güneyden kompresif hareketi sonucu sıkışarak yükselmeye maruz kalan sahada faylar, antiklinaller ve senklinallerin yanı sıra bindirmeler sonucu meydana gelmiş şaryajlar da mevcuttur. Jeolojik ve jeomorfolojik özellikler bakımından zengin olan çalışma sahasında dağlık alanlar, platolar ve taban arazilerinden oluşan ana jeomorfolojik birimler ayırtlanarak açıklanmıştır. Ayrıca jeomorfolojik şekillerden karstik şekiller (lapya, dolin, uvala, polye, mağara) tespit edilmiş olup, çalışma sahasında farklı şekil ve oluşuma sahip olan dolinler yeni sınıflandırma yöntemi baz alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Sahada en belirgin şekillerden bir diğeri de kuşkusuz buzul şekilleridir. Pleyistosen döneminde gerçekleşen (muhtemelen Würm) buzullaşma koşullarından etkilenmiş olan sahada 2300 m yükseltisinden sonra buzul şekillerine rastlanılmaktadır. Sahanın litolojik yapınsın kalkerlerden oluşması mikro buzul aşınım şekillerinin izlerinin silinmesine neden olmuştur. Çalışma alanında buzul vadileri, moren depoları, sirkler tespit edilmiş ve haritalanarak yorumlanmıştır.

Coğrafi bilgi sistemleriCoğrafyaEngizek Dağı+3
Mutlu Seven
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Elbistan havzası'nın fiziki coğrafyası

Elbistan Havzası; Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer almaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin en batı ucunda ve bölgenin İç Anadolu Bölgesi ile Akdeniz Bölgesi'ne komşu olduğu bir noktada yer alması nedeniyle havza; önemli bir geçiş sahasıdır. Büyük ölçüde su bölümü çizgisine göre sınırlandırılan havzanın yüzölçümü 5156,023 km², kuzey-güney doğrultusunda uzunluğu 65 km, doğu-batı doğrultusundaki uzunluğu ise 92 km' dir. Elbistan Havzası; Orta Toroslar'ın, Doğu ve Güneydoğu Toroslar olarak ikiye ayrıldığı kısımda yer alır. Havza, batıdan Doğu Torosların başlangıcını oluşturan Binboğa Dağları; doğuda Kepez Dağı, kuzeyden Hezanlı Dağı; güneyden ve güneydoğudan Güneydoğu Toroslar'ın öncüleri kabul edilen Berit Dağları ve Nurhak Dağları ile çevrilidir. Morfolojik olarak bir havza niteliğinde olan Elbistan Havzası, aynı zamanda jeolojik bir havza karakteri de göstermektedir. Havzanın merkezinde ve en alt seviyelerde Kuvaterner ile Üst Miyosen-Pliyosen yaşlı birimler görülürken, dışa doğru bu genç birimleri yaşları doğrultusunda çevreleyen ve aynı oranda yükseltileri kademeli olarak artış gösteren Orta Triyas-Kretase ve Üst Kretase yaşlı formasyonlar ile en dışta Paleozoik yaşlı birimler görülmektedir. Kuzey ve güneyde faylarla sınırlandırılan Elbistan Havzası, jeolojik olarak bir Neojen çöküntü havzasıdır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin güneybatı ucunda yer alan Elbistan Havzası, bir taraftan içinde bulunduğu bölgenin iklim özelliklerini yansıtırken, diğer taraftan Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerine komşu olmasından dolayı kendisine özgü bir iklim karakteri kazanmıştır. Her üç bölgenin de sahip olduğu iklim özelliklerini bünyesinde bulunduran bu iklim tipi geçiş tipi olarak tanımlanmaktadır. Elbistan Havzası'nın yüzey sularını, inceleme sahasında kaynağını alan ve bütün havzanın sularını drene eden Ceyhan Nehri ile onun yan kolları oluşturmaktadır. Yıl boyunca akım seviyesinde büyük değişiklik olmayan Ceyhan Nehri, düzenli bir rejime sahiptir. Elbistan Havzası toprak tipleri yönünden de oldukça zengindir. En geniş yayılım alanına sahip olan toprakları, zonal topraklar oluşturmaktadır. Bu gruba dâhil kahverengi topraklar sahadaki hâkim toprak tipi olup, havza tabanı ile plato alanlarında geniş yayılış göstermektedir. Elbistan Havzası'nın büyük bir bölümü doğal orman sınırı içine girmesine rağmen, asırlardan beri süregelen orman tahribi ve aşırı otlatmadan dolayı ormanların önemli bir kısmı ortadan kalkmıştır. Böylece, havzanın genel görünümüne step manzarası hâkim olmuştur. Orman alanları, havzanın doğu yarısında ve kuzey kesimlerinde daha çok dağlık alanlar üzerinde sınırlı ve seyrek şekilde görülürken, özellikle havzanın güneybatısında Doğu Anadolu'nun başka hiçbir yerinde mevcut olmayan çeşitlilik ve kapalılık göstermektedir. Bu şekliyle havzada alçaktan yükseğe doğru, 1000-1200 m'lere kadar çıkan sınırlı bir alanda doğal step, havza tabanından 2000 m'lere kadar olan alanlarda güneybatıda nemli, diğer kısımlarda kuru orman ve bunların tahrip edildiği yerlerde antropojen step, 2000 m'lerden daha yüksek kesimlerde ise yüksek dağ çayırları görülmektedir. Bu çalışmada ayrıca Elbistan Havzası'nın Fiziki Coğrafya özelliklerinden kaynaklanan; yanlış arazi kullanımı, erozyon, kütle hareketleri, depremsellik gibi önemli sorunlar açıklanarak, çözüm önerilerinde bulunulmuştur ANAHTAR KELİMELER: Kahramanmaraş, Elbistan, Afşin, Fiziki Coğrafya, Elbistan Havzası, Ceyhan Nehri, geçiş sahası, Elbistan Fayı.

Coğrafi özelliklerFiziki coğrafyaHavzalar+3
Fatma Esen
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Karlıova havzası ve çevresinin (Bingöl) genel ve uygulamalı jeomorfolojisi

Karlıova Havzası, Doğu Toroslar'ın doğu bölümünde yer almaktadır. Bu saha Kuzey Anadolu Fayı (KAF), Doğu Anadolu Fayı (DAF) ve Varto Fayı'nın kesiştiği bir alana karşılık gelmektedir. Bu yapı Karlıova üçlü eklemi (triple-junction) olarak adlandırılmaktadır. Havzanın oluşum ve gelişimi bu fayların denetiminde olmuştur. Havza Doğu Anadolu Fayı'nın uzanışına bağlı olarak KD-GB yönlü bir uzanıma sahiptir. Tektonik olarak çok önemli bir yerde olan Karlıova Havzası kuzeyde Karagöl, Şeytan ve Bingöl dağları, güneyde Şerafettin Dağları, batıda Turna Dağı ile sınırlandırılmıştır. Yakın çevresi ile düşünüldüğünde Karlıova Havzası morfolojik anlamda tam bir havzaya karşılık gelmektedir. Kuzeyden çevreleyen dağlık saha ile havza tabanı arasında yükselti farkı 500 m'den fazladır. Yükselti farkının fazla oluşu havzayı kateden faylar nedeniyle meydana gelen alçalma ve yükselmelere bağlıdır. Karlıova Havası, KAF ve DAF arasında açılmış bir fay kaması havzasıdır. Havzanın oluşması Kuvaterner başlarında KAF ve DAF'ın birleşmesinden sonra gerçekleşmiştir. Dış drenaja açılması aynı dönemde güneybatıdan Göynük Çayı vasıtasıyla olmuştur. Karlıova Havzası tektonik bakımdan kilit noktasında yer almaktadır. Jeolojik tarihi boyunca iki önemli tektonik dönemin ayırt edildiği bu alanda birinci devreyi oluşturan Paleotektonik dönem Orta-Üst Miyosen'e kadar olan dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde çalışma alanımızın kuzeyinde bindirme kuşağı oluşmuştur. İkinci devreyi oluşturan Neotektonik dönem ise Orta-Üst Miyosen'den günümüze kadar olan yapıları kapsamaktadır. Bu dönemde K-G doğrultusundaki bindirmeler yerini doğrultu atımlı fay tektoniğine bırakmıştır. Dikey yöndeki tektonik hareketlerin de ağırlık kazandığı bu dönemde güneyde Doğu Anadolu Fay Zonu, doğuda Yorgançayır- Kaynarca Fayı ve tali faylar olan Bahçeköy ve Toklular Fayları boyunca dağlık alanlar yükselerek bugünkü konumlarını almışlardır. Bu dönemde yaşanan toptan yükselmeler ve fay tektoniği altında büyük ölçüde bugünkü jeomorfolojik ana birimler oluşmuştur. Neotektonik dönemde meydana gelen yarıklar Bingöl, Şerafettin, Turna ve Şeytan Dağları'nın oluşmasını sağlamıştır. Bazalt volkanizması geniş alan kaplayan volkanik plato düzlüklerinin oluşmasını sağlamıştır. Bu platolar yükseltilerine bağlı olarak üç seviyeye ayrılmıştır. Özellikle havzanın kuzeydoğusunda ve güneyinde geniş alan kaplayan bu düzlükler çayır bitki örtüsü de barındırması nedeniyle mera alanı olarak kullanılmaktadır. Havzanın kuzeyinde ise üç farklı yükselti seviyesinde aşınım düzlükleri oluşmuştur. Kuvaterner başlarında havzanın dış drenaja açılmasıyla Peri Suyu ve Göynük Çayı vadilerinde görülen akarsu sekileri çalışma alanının dönemler halinde yükseldiğini göstermektedir. Ancak tektonik hareketlerin etkisiyle sekiler bozulmuştur. Doğrultu atımlı fay zonları boyunca; ötelenmiş vadiler ve sırtlar, fay vadileri, çizgisel uzanışlı vadiler, çizgisel çöküntü alanları, fay diklikleri, fay gölleri, birikinti koni ve yelpazeleri, kütle hareketleri, sıcak su kaynakları ve genç bazalt çıkışları görülmüştür. Karlıova Havzası'nda jeolojik ve jeomorfolojik özelliklerinden kaynaklanan; yanlış yerleşme alanı seçimi ve yanlış arazi kullanımı, erozyon, kütle hareketleri, depremsellik, çığ, taşkın ve kaya düşmesi gibi önemli sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle deprem ve kütle hareketleri nedeniyle önemli ölçüde can ve mal kayıpları yaşanmaktadır. Yaşanan heyelanlar beşeri ve ekonomik faaliyetleri doğrudan etkilemektedir. Bu sorunlar aktüel olarak devam etmektedir. Bu nedenle saha için risk çalışması yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Karlıova Havzası, Üçlü Eklem, Aktif Tektonik, Fay Kaması Havzası, Göynük Çayı, Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı

Bingöl-KarlıovaCoğrafi özelliklerFaylar+3
Vedat Avci
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kahta Çayı (Adıyaman) taraçalarının kuvaterner jeomorfolojisi

Bu çalışmada; Fırat Nehri'nin önemli kollarından biri olan Kahta Çayı'nın oluşturduğu taraçaların jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Güneydoğu Toroslar ve Kenar Kıvrımları kuşağı üzerinde yer alan Kahta Çayı Havzası Doğu Anadolu Fayı, Güneydoğu Anadolu Bindirmesi ve Adıyaman Fayı tarafından kesilmiş arızalı bir topografyaya sahiptir. Tektonik hareketlerle oluşan deformasyon ve Kuvaterner'de yaşanan iklim değişmeleri aşınımı hızlandırmıştır. Yukarı havzada yaşanan şiddetli erozyonla aşındırılan ve Kahta Çayı kolları tarafından taşınan malzeme eğimin azaldığı aşağı havzada biriktirmiştir. Geniş vadi tabanında biriktirilen bu dolgular aynı akarsu tarafından yarılarak taraçalar oluşmuştur. Ayrıntılı arazi çalışmalarında Kahta Çayı Vadisi'nde 6 taraça sistemi belirlenmiştir. Bunlardan 1-2 m taraçaları 3-5 m taraçalarına dahil edilerek taraça sayısı 5'e düşürülmüştür. Bu taraçalar Yarlıca Dağı kuzeyinden başlayıp Atatürk Baraj Gölü'ne kadar T1 90-120 m; T2 50-70 m; T3 30-40 m; T4 10-20 m ve T5 3-5 m yükseltilerinde görülmektedir. Kahta doğusunda bu taraçalar genç tektonik hareketlerden çok fazla etkilenmiş olup T3, T4 ve T5 taraçaları Atatürk Barajı suları altında kalmıştır. Tektoniğin etkisiyle Cendere Boğazı doğusundaki en yüksek taraça vadi tabanına göre 150-160 m yüksekte yer almaktadır. Bölgede etkili olan genç tektonik hareketler taraça dolgularını etkileyerek deforme etmiştir. Kahta Çayı taraçalarının sedimantolojik özelliklerini belirlemek amacıyla Kahta Çayı taraçalarından 11, Göksu Çayı taraçalarından 7 numune üzerinde çakıl, XRD ve SEM-EDX analizleri yapılmıştır. Taraçaların yaşlandırılması amacıyla aynı noktalardan alınan numuneler OSL (Optically Stimulated Luminescence) yöntemiyle yaşlandırılmıştır. OSL sonuçlarına göre inceleme alanında vadi tabanından 10 m yüksekte yer alan taraçaların tamamı son 10.000 yıl içerisinde, daha yüksekte yer alanlar ise 10.000 yıldan daha önce oluşmuştur. Başka ifade ile T5'e kadar olan taraçalar Pleyistosen'de, T5 ve daha alçak taraçalar ise Holosen döneminde oluşmuştur. Kahta Çayı Aşağı Havzası taraçalar dışında Türkiye'de tipik örgülü drenajın görüldüğü bir sahadır. Ayrıca bu havza Nemrut Dağı, Cendere Köprüsü ve Karakuş Tepesi gibi tarihi mekanları içinde barındıran çok ilginç bir alandır.

Adıyaman-KahtaJeomorfolojiJeomorfolojik özellikler+3
Zeynel Karataş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Varto havzası (Muş) ve çevresinin jeomorfolojisi

Orta Miyosen?deki kıtasal çarpışmanın ardından Doğu Anadolu?da yeni bir tektonik rejim başlamıştır. Varto Havzası, bu yeni tektonik rejimin ürünü olan Bingöl Volkanının Varto Fay Zonu tarafından kesilen güney yarısının tabanına karşılık gelmektedir.Sismik yönden oldukça hareketli olan havzanın uzunluğu 40 km, genişliği ise 12 km?ye ulaşmaktadır. Varto Havzası?nın gelişimi Bingöl Volkanı ve Muş Havzası?nın evrimiyle doğrudan ilişkilidir. Tersiyer yaşlı volkanikler ve tortullarla örtülü olan çalışma alanı kuzeyden ve güneyden volkanik platolarla çevrilidir. Havza tabanında yükselti güneyden kuzeye ve doğudan batıya doğru gidildikçe artmakta olup havza tabanının yükseltisi ortalama 1500 m?dir. Diğer dağ arası havzaların aksine Varto Havzası?nın tabanı muhtemelen Üst Pleyistosen?de gelişmiş linear volkanizma ürünü sırtlarla işgal edilmiştir.Varto Havzası?nın oluşumunda Varto Fay Zonu?nun Pliyosen sonrası aktiviteleri etkili olmuştur. Havzayı KB-GD yönünde 4 paralel fayla kesen Varto Fay Zonu önemli deformasyonlara ve akarsu ağında ötelenmelere neden olmuştur. Bingöl Volkanı ile havzayı ayıran fay yamacındaki düşey atım 950 m kadardır. Havzada doğrultu atımlı fayların morfolojiye yansımaları oldukça belirgin olup havza morfolojisine asıl şeklini veren düşey, normal ve ters faylardır. Havzanın batısında yer alan Kaynarca Deresi?nin yatağına gömülmesi Kuvaterner?deki sıkışma ve yükselmeyi işaret göstermektedir. Varto Fay Zonu?nun Kuvaterner aktiviteleri büyük heyelanlara neden olurken son yüzyılda meydana gelen 3 büyük depremde 3829 kişi hayatını kaybetmiş 23.000?den fazla yapı kullanılmaz hale gelmiştir. Tektonik özelliklerinden dolayı gelecekte de bölgenin büyük depremlerle sarsılması kaçınılmaz görünmektedir. Havzadaki yerleşmelerin büyük bölümünün, depreme dayanıksız Tersiyer ve Kuvaterner tortullar üzerine kurulmuş olması gelecekte meydana gelebilecek şiddetli depremlerde, can ve mal kaybı riskini artırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Varto Havzası, Varto Fay Zonu, Bingöl Volkanı, Varto Depremi

CoğrafyaDepremJeomorfoloji+1
Said Hulusi Mirze
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Salda Gölü kıyı jeomorfolojisi ve kıyı kullanımı

Salda Gölü havzası, Akdeniz Bölgesinin Antalya bölümündeki Göller Yöresinde, Burdur ilimizin Yeşilova ilçesinde yer almaktadır. Çalışmanın amacı, Salda Gölü'nün kıyı jeomorfolojisi özelliklerini inceleyerek havzada ve kıyılarda meydana gelen morfolojik birimlerin oluşum ve gelişim özelliklerini açıklamaktır. Belirlenen bu kıyı jeomorfoloji özelliklerinin ışığında da kıyı kullanım koşullarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, MTA ve Harita Genel Müdürlüklerinden alınan topoğrafya ve jeoloji haritalarının Coğrafi Bilgi Sistemleri ortamında sayısallaştırılarak havzanın morfometrik özellikleri belirlenmiştir. Havzanın büyük bir kısmı Marmaris peridotitlerinden oluşmaktadır. Bu peridotitlerin tabanında yer alan İğdir metamorfitleri de tektonik pencereler şeklinde yüzeylenmektedir. Karbonatlı birim ise gölün sadece güneydoğusunda tek parça halinde bulunur. Kale Tepe'yi oluşturan bu karbonatlı birim Dutdere kireçtaşları olarak tanımlanır ve üzerinde karst topoğrafyasına ait şekilleri (lapyalar, dolinler, kaynak konumlu kuru mağaralar) barındırır. Tüm bu birimler birbirleriyle tektonik ilişkili olup allokton konumludurlar. Dolayısıyla havza morfolojisi bölgede safha safha gelişen bindirmeli birimler üzerinde gelişmiştir. Tektonik hareketlerin şekillendirdiği havza son şeklini Kuvaterner'de almış ve günümüzde de şekillenmeye devam etmektedir. Üst Kretase'den itibaren bölgede gelişen tektonik hareketlerle şekillenen havzada öncelikle Miyosen, Pliyosen ve Alt Pleistosen dönemlerine ait aşınım yüzeyleri gelişmiştir. Özellikle Salda Gölü'nün kıyıları, neotektonik dönemden sonra son şeklini almıştır. Tektonik kökenli havzada akarsular, eğimin azaldığı geniş-alçak kıyılarda birikim alanları oluşturmuştur. Genellikle Kuvaterner alüvyal fanlardan oluşan bu birikimler göl alanını yer yer daraltmıştır. Göl kıyılarının şekillenmesinde; tektonik hareketler, flüvyal süreçler ve göl seviyesi değişimleri belirleyici olmuştur. Bu etken ve süreçlerin eseri olarak göl kıyılarında dar-yüksek kıyılar ve geniş-alçak kıyılar gelişim göstermiştir. Geniş alçak kıyılar gölün kuzeybatı, güneydoğu ve batı kıyılarında yayılış göstermektedir. Dar yüksek kıyılar ise gölün kabaca doğu ve batı kıyılarında yer almaktadır. Çevre düzeni planı ile Salda Gölü kıyılarının korunması amaçlanmış ancak 1. dereceden korunan alan olarak ilan edilmesine rağmen Salda Gölü ve kıyıları artan turizm baskısı, tarım ve hayvancılık faaliyetleri nedeniyle tehdit altındadır. Öncelikle kıyıdaki morfolojik unsurların erozyona uğramaması amacıyla aynı güzergahta farklı destinasyon alanları oluşturularak kıyılar üzerindeki baskı hafifletilmelidir.

JeomorfolojiKıyı kullanımıKıyı planlaması+2
Kadir Deniz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kestel Dağı (Burdur) batısının karst jeomorfolojisi

Kestel Dağı batısında kalan araştırma alanı yaklaşık 176 km² alana sahiptir ve %64'ü karstlaşmaya uygun kayaçlardan müteşekkildir. Sahanın karst jeomorfolojisini belirlemek amacıyla öncelikle 1/100.000 ölçekli M24 ve N24 jeoloji paftalarından jeoloji haritaları ve kesitlerin yanı sıra karst sınıflaması haritaları çıkarılmış ve sahaya ait kayaç analizi yapılmıştır. 1/25.000 ölçekli 4 adet topoğrafya haritası (M24-d3, M24-c4 ve N24-a2, N24-b1) ise eğim, bakı, yükselti ve diğer analizlerin yapılması amacıyla kullanılmıştır. CBS programları ve yanı sıra benzer programlardan yararlanılarak hazırlanan haritalar üzerinden sahanın karstlaşması üzerinde etkili olan faktörlerin değerlendirmesi yapılmış ve yine bu programlar aracılığıyla sahaya ait jeomorfoloji haritası üretilmiştir. Araştırmada yarı karstik özellikte Eosen-Alt Miyosen (Elmalı foramsyonu) ve Kuvaterner (Eski akarsu oluşukları, Konglomeralar) yaşlı birimler içerisinde gelişmiş karakteristik dolin, polye ve flüvyo-karstik yapılar ile Triyas yaşlı tam karstik birimler (Dutdere kireçtaşları) üzerinde gelişen karstik yapılar ortaya konmuş, sahanın jeomorfolojik evrimine dair analizler açıklanmıştır. Batı ve güneybatı alanları Pliyosen (DIII) yüzeylerle karakteristik olan araştırma alanında geniş alan kaplayan polyeler ( Bereket, Aksu, Sinop, Kurucaova, Aziziye ve Bozlar), bu düzeylerle Kestel Dağı arasında kalan kuşakta gelişim göstermiştir. Sahada Aziziye ve Bozlar polyeleri tamamen Elmalı formasyonu içerisinde, Kurucaova Polyesi Elmalı formasyonu ile Dutdere kireçtaşlarının kontak zonunda, Sinop Polyesi tamamen Dutdere kireçtaşları üzerinde, Aksu ve Bereket polyeleri ise Dutdere kireçtaşları ile Kızılcadağ melanj ve olistostromlarının dokanak zonunda (kenar polye) gelişim göstermiştir. Yine Bozlar Polyesi güneydoğusunda içerisinde yıl boyu su bulunduran dolin ve örtü altı karstlaşmasının karakteristiği dolinler gelişmiştir. Sahanın kuzeyinde geniş bir alanda yüzeylenme veren Dutdere kireçtaşları üzerinde ise ekshüme yüzey konumundaki Çal Tepesi (1657 m) üzerinde uzamış (açılmış) dolin topoğrafyası karakteristiktir. Flüvyokarstik depresyonlar sahada yaygın bir biçimde görülmekte ve farklı konumsal özellikler ihtiva etmektedir. Bu yapılar çalışma içerisinde dört başlık altında (a- Polyeleri Drene Eden Flüvyo-karstik Depresyonlar b- Erikli Köyü Çevresinde Flüvyo-karstik Depresyonlar c- Yaşçalı Tepe ve Çevresinde Flüvyo-karstik Depresyonlar d- Yeşildağ Flüvyo-karstik Depresyonu) değerlendirilmiştir.

Bursa-KestelJeomorfolojiJeomorfolojik özellikler+4
Abdulbaki Aslan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çeltikçi Polyesi Havzasındaki karstlaşma ve karstik şekillerin oluşum ve gelişim özellikleri

Ülkemizin önemli bir kısmı karst jeomorfolojisine ait yer şekillerinden oluşmaktadır. Söz konusu karstik şekiller içerisinde yüzey şekillerinin en büyüğünü polyeler oluşturmaktadır. Karstlaşmaya bağlı olarak oluşan bu polyeler genellikle yapısal unsurlar ve flüvyal süreçlerin kontrolü ile birçok farklı faktörün denetiminde gelişmektedir. Bu kapsamda eldeki bu çalışma Batı Toros Polyeleri içerisinde bulunan Kestel Polye Sistemi'nin bir parçasını oluşturan Çeltikçi Polyesi Havzası incelenmiştir. Çalışmanın amaçları, havzanın karst jeomorfolojisi bakımından incelenmesi, tektonik ve jeomorfolojik gelişimini açıklamak, jeomorfolojik şekillerin oluşum ve gelişimlerinde etkili olan parametreleri ve bunların etki derecelerini, karstik depresyonların morfometrik özelliklerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü ve Harita Genel Müdürlüğü'den temin edilen haritalardan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında sahanın Sayısal Yükseklik Modeli (SYM), jeoloji, jeomorfoloji ve hidrocoğrafya haritaları oluşturuldu. Arazi çalışmalarında elde edilen verilere göre araştırma sahası Alt-Orta Miyosen, Üst Miyosen, Pliyosen ve Pleistosen dönemlerine ait rölyef sistemlerine ait şekil ve yapılardan oluşmaktadır. Bu dönem şekillerinden en önemlileri ise karstifikasyonla oluşmuş şekiller oluşturmaktadır. Araştırma sahasında çözünmeye uygun karbonatlı kayaların bulunması ve bu kayalarla birlikte suyun çözücü özelliği ile uygun iklim ve vejetasyon koşullarının varlığı alanda farklı boyutlarda ve konumlarda karstik şekillerin meydana gelmesini sağlamıştır. Nitekim 277 km² alana sahip çalışma alanında 7 polye, 1 uvala, 32 dolin, 3 flüvyo-karstik depresyon tespit edildi. Bu karstik depresyonların şekilsel özelliklerinin tespiti ve değerlendirilmesi için morfometrik analizler yapılmıştır. Çeltikçi Polyesi geniş ve engebesiz tabanı başta olmak üzere flüvyo-karstik depresyonlar ve dolinler insanlar için yerleşim, tarım ve hayvancılık faaliyetleri için uygun ortamı oluşturmuştur. Buna karşılık polyedeki olumsuz insan aktiviteleri ise doğal ortama zarar verecek problemleri beraberinde getirmiştir.

Batı ToroslarHavzalarJeomorfoloji+6
Fatma Altın
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Başkale (Van) havzası'nın fiziki coğrafyası

Başkale Havzası, Güneydoğu Toroslar'ın doğu bölümünde, Van Gölü'nün güneydoğusunda Türkiye-İran devlet sınırında yer almaktadır. Toros orojenik kuşağı üzerinde bulunan Başkale Havzası, GB-KD yönünde uzanır. Aynı yönde uzanan yüksek dağ sıraları ile çevrelenen havza, batıda Başkale ve Mengene Dağları, doğuda Doğanlı ve Yiğit Dağları ile sınırlanır. Bu sınırlar içerisinde Başkale Havzası morfolojik bir havzaya karşılık gelir. Başkale Havzası, 2082,79 km2'lik bir alana ve 2500 m'lik ortalama yükselti değerine sahiptir. Başkale Havzası bu ortalama yükselti değeri ile Türkiye'nin en yüksek havzası durumundadır. Üst Miyosen'de dağ arası havza özelliğinde olan Başkale Havzası, Üst Miyosen sonrasında doğrultu atımlı Başkale Fay Kuşağı'nın kontrolünde gelişen bir çek-ayır (pull-apart) havzasıdır. İnceleme alanı Pliyosen'de gerçekleşen çanaklaşmaya bağlı olarak oluşmuş Pliyosen yaşlı bir havzadır. Aynı zamanda havzayı çevreleyen yüksek dağlık kesimlerin yaşlı formasyonlardan, havza tabanının genç formasyon birimlerden oluşması alana bir jeolojik havza özelliği kazandırmaktadır. İnceleme alanında Miyosen öncesi, Alt-Orta Miyosen, Üst Miyosen, Pliyosen ve En Alt Pleyistosen dönemlerinde oluştuğu tespit edilen beş farklı aşınım ve birikim dönemi belirlenmiştir. Doğusunda ve batısında uzanan dağlık alanlar arasında sıkışma tektoniğine bağlı oluşmuş olan havzada kıvrımlı, kırıklı ve şaryajlı yapılar gelişmiştir. Üst Miyosen'e kadar G-K doğrultusundaki sıkışma rejimi etkisinde gelişen yapılar Paleotektonik, bu dönem sonrasında doğrultu atımlı tektonik rejime bağlı oluşan yapılar Neotektonik yapıları oluşturmaktadır. Sıkışma etkisine bağlı olarak yaşlı birimler kıvrımlanıp birbiri üzerine bindirmişlerdir. Bu nedenle Pliyosen'e kadar olan birimler çeşitli derecelerde kıvrımlanmışlardır. Üst Miyosen'den sonra bindirmeler yerini doğrultu atımlı faylara bırakmışlardır. Dikey hareketin ön plana çıktığı bu dönemde dağlık alanlar yükselmiştir. Bu dönemde gelişen bazik volkanizma havzanın kuzeyinde Pliyo-Kuvaterner yaşlı Yiğit Volkan Dağı'nı oluşturmuştur. Doğrultu atımlı faylara bağlı olarak havzada ötelenmiş vadiler ve sırtlar fay diklikleri, sıcak su kaynakları ve traverten sırtı çatlaklar, çarpılmış birikinti yelpaze ve konileri oluşmuştur. Yüksek dağlık alanlardan taşınan malzeme, havzada kalınlığı 150-200 m'lik yatay yapılı ve Pliyo-Kuvaterner yaşlı birimleri oluşturmuştur. Havza, Kuvaterner'de güneyindeki bir kapma boğazı ile dış drenaja açılmış ve havza dolguları Zap Suyu tarafından yarılarak yapısal plato görünümü kazanmışlardır. Yörenin tektonik olarak yükselmesi ile Zap Suyu ve kollarının açmış olduğu vadilerde antesedant vadiler oluşmuştur. Yine Zap Suyu ve yan kol akarsu vadilerinde görülen sekiler havzanın dönemler halinde yükseldiğini göstermektedir. Başkale Havzası'nın iklimi planeter faktörlerin yanı sıra coğrafi faktörlerin etkisi altındadır. Yükselti, denizden uzaklık ve orografik uzanış gibi özellikler havzanın ikliminde büyük rol oynamaktadır. Yılın büyük bir bölümünde, özellikle kış aylarında kuzey yönlü soğuk hava kütleleri havzada etkinliğini korumaktadır. İnceleme alanının yükselti değerine bağlı olarak çevresine göre şiddetli karasallığın yaşanması da diğer bir coğrafi faktördür. Başkale Havzası Büyük Zap Suyu'nun kuzey havzası konumundadır. Havza, Zap Suyu ve kolları tarafından drene edilmekte ve Güneyindeki Karasu Boğazı ile Büyük Zap Suyu'na bağlanmaktadır. Zap Suyu düzenli bir rejime sahiptir. Sahip olduğu bu rejimde nival beslenme karakteri etkindir. Havza, 2800 m üzerinde yer alan yüksek dağ-çayır toprakları, daha alt metrelerde kestane rengi topraklar, havza tabanı ve çevresinde kahverengi topraklar, havzanın kuzeyinde bulunan volkanik alanda kireçsiz kahverengi topraklardan oluşur. Vadi tabanlarında ise kolüvyal, alüvyal ve hidromorfik topraklar bulunmaktadır. Bitki örtüsü orman formasyonundan yoksun ot formasyonu şeklindedir. Havza tabanı ve çevresi antropojen step alanları, yüksek kesimler ise doğal step alanlarıdır. Anahtar Kelimeler: Başkale Havzası, Fiziki Coğrafya, Jeomorfoloji, Başkale, Çek-ayır Havzası, Zap Suyu, Başkale Fay Kuşağı.

Coğrafi özelliklerFiziki coğrafyaHavzalar+3
Halil Zorer
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Çay Havzası'nın (Elazığ batısı) genel ve uygulamalı jeomorfolojisi

Bu çalışmada, Elazığ'ın güneybatısında, Uluova ile Malatya Havzası arasında bir geçiş alanında yer alan ve Kömürhan Boğazı'na bağlanan Büyük Çay Havzası'nın jeomorfolojisi, jeomorfolojik gelişimi, arazi kullanım özellikleri ve jeolojik-jeomorfolojik özelliklerden kaynaklanan sorunları değerlendirilmiştir. Büyük Çay Havzası kuzeyden Bulutlu-Heybeli Dağı, güneyden ise Karga Dağı ile çevrelenmektedir. Ortalama yükseltisi 2000 m'yi bulan bu dağlar arasında tektonik hatlarla sınırlı, birbirinin devamı şeklindeki iki çukurluk bulunmaktadır. Bunlar, batıda Topalkem Havzası, doğuda ise Yalındamlar Düzü'dür. Büyük Çay Havzası, kendisini çevreleyen havzaların jeomorfolojik gelişimi ile Orta Miyosen'den günümüze kadar devam eden neotektonik aktivitelere göre şekillenmiş bir sahadır. Havzanın oluşumuyla Kömürhan Boğazı'nın Malatya Havzası'nı kapması arasında sıkı bir ilişki vardır. Fırat Nehri'nin bu boğazı açması ile birlikte Büyük Çay öncelikle Topalkam Havzası'nı daha sonra ise Uluova Havzası'na bağlı bulunan Yalındamlar Düzü'nü kaparak su toplama alanını genişletmiş ve bugünkü şeklini almıştır. Bu alanda hüküm süren diğer fiziki ortam koşulları da oluşan bu jeomorfolojik süreçlerin denetiminde gelişmiştir. Diğer taraftan, beşeri faaliyetler ise bu ortamda bazı değişikliklerle neden olmakla beraber, bu şartların izin verdiği ölçüde sürdürülmektedir. Bununla beraber, sahanın jeomorfolojik özellikleri ile arazi kullanımı arasında da sıkı bir ilişki söz konusudur. Ancak bu konuda bazı uyumsuzluklar mevcut olup yanlış kullanımlar görülmektedir. Ayrıca sahada jeolojik ve jeomorfolojik kökenli bir takım sorunlar yaşanmaktadır.ANAHTAR KELİMELER: Büyük Çay Havzası, Jeomorfoloji, Topalkem Havzası, Yalındamlar Düzü, Kömürhan Boğazı.

Jeomorfoloji
Muzaffer Siler
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Ergani ilçesi'nin coğrafyası

Ergani, idari olarak Diyarbakır'a bağlı bir ilçe merkezidir. Doğu Anadolu Bölgesi ile Güneydoğu Anadolu Bölgesini birbirinden ayıran sınır çizgisinde yer alır. Coğrafi anlamda Yukarı Fırat Bölümü'nün Güneydoğu Toroslar Yöresine dahildir. Bu anlamda da Ergani ilçe merkezi Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde yer alır. 1559 km2lik alanı ile 1 belde ve 82 köyün idari merkezidir. Ergani Anadolu'da Neolitikten beri, nüfuslanıp yerleşmeye sahne olan merkezlerden biridir. Çayönü yerleşmesinin Ergani sınırları içinde yer alması tarım, hayvancılık, yerleşik hayat tarzı gibi birçok konuda ilk olma kimliği kazandırmıştır. Güneydoğu Anadolu ile Anadolu'nun diğer kesimleri arasındaki ulaşımın en önemli engeli dik bir duvar gibi uzanan Güneydoğu Toroslardır. Ancak belirli yerlerden geçilebilen bu dağ sıralarını aşan nadir geçit yerlerinden birisi de Maden çayı vadisidir. İşte tarihi ?Kral Yolu?nun da içinden geçtiği Dicle vadisinin en önemli özelliği tabii bir yol güzergâhı olmasıdır. Tarihin en eski çağlarından beri yol olarak kullanılan Dicle vadisine bugün de Güneydoğu Anadolu'yu Anadolu'nun diğer yerlerine bağlayan Elazığ-Diyarbakır karayolu ile Haydarpaşa-Kurtalan demiryolu yerleşmiştir. Bu vadinin geçit rolü herşeyden üstündür. Bu küçük yerler büyük nüfus topluluklarını barındırabilecek başka elemanlara sahip olmadıklarından, buraları duraklama, konaklama yeri değil, sadece bir geçit yeri olarak kalmıştır.Güneydoğu Anadolu'yu, Doğu Anadolu'ya bağlayan kara ve demiryollarının ilçenin içinden geçmesi ile sosyal ve iktisadi yapıda çok büyük değişmeler meydana gelmiştir. İlçenin farklı kesimlerinden yol kenarına olan göçler, Ergani şehrinin oluşmasına, karayolu çevresinde yeni yerleşim birimlerinin teşekkülüne zemin hazırlamıştır. Geçmişte tamamen kırsal nüfusun ve kırsal ekonominin egemen olduğu Ergani İlçesi'nde, bugün nüfusun büyük bir bölümü şehirde yaşamaktadır. Göçlerin etkisi ile nüfusta meydana gelen dinamik yapı, kırsal ve kentsel alanı beraber değiştirmiştir. Kırsal alanda nüfus yoğunluğu düşerken, Ergani Şehri'nde nüfus yoğunluğu artmıştır.Ergani, araştırma sahasını kuzeyden ve güneyden çevreleyen Güneydoğu Toroslar ve Karacadağ volkan kütlesi arasında K-G yönünde dağlık kütlenin arasına yerleşmiş bir ilçedir. İlçenin kuzeyinde Maden Dağları kütlesi, orta kesimde Ergani-Bereketli depresyonu ve güneyde Karacadağ bazalt platosu, Maden çayı ve Dicle Nehrinin kolları üzerinde kurulan Kralkızı ve Devegeçidi baraj göllerinin varlığı farklı jeomorfolojik birimlerin oluşumuna neden olmuştur. Farklı jeomorfolojik birimler üzerinde gelişmiş olan yerleşmelerde, nüfus ve iktisadi faaliyetler farklılık göstermektedir. İktisadi faaliyetlere bağlı olarak gelişen birçok geçici ve daimi kır yerleşmeleri araştırma sahasında yer almaktadır.Ergani'de doğal çevrenin etkisi ile oluşmuş çok farklı iskân şekilleri mevcuttur. Köyler ve köyden küçük yerleşmelerin sayısının sahada oldukça fazla olmasının temel sebebi, topografyanın bu tarz yaşamı desteklemesidir. Farklı fizyonomi, yapı ve dokudaki köylere, mezralara, komlara, bağ evlerine ve diğer kırsal yerleşmelere sahanın hemen her bölümünde rastlamak mümkündür. Doğal çevre şartlarına bağlı ve kırsal ekonomik faaliyetlere göre fonksiyonelleşmiş yerleşim birimleri ve meskenler yerleşme coğrafyası açısından oldukça güzel örnekler oluşturur.

CoğrafyaDiyarbakır-ErganiJeomorfoloji+1
Esen Durmuş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Kuruluş yeri bakımından Besni ilçe merkezi (Adıyaman) ve çevresinin jeomorfolojisi

II ÖZET Yüksek Lisans Tezi Kuruluş Yeri Bakımından Besni İlçe Merkezi (Adıyaman) ve Çevresinin Jeomorfolojisi Yener YILDIRIM Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı Elazığ-2004, Sayfa:X-110 Besni, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin, Orta Fırat Bölümü içerisinde Adıyaman ili sınırlan içerisinde yeralır. Kuzeyini Tut ilçesi, kuzeybatısını Gölbaşı ilçesi, doğusunu Şambayat Nahiyesi (Besni) güneyini Çakırhöyük Nahiyesi (Besni), batısını Araban İlçesi (Gaziantep) çevrelemektedir. İnceleme alanı, Güneydoğu Torosların batı bölümünde, Torosların güney kesiminde, Toros kıvrım kuşağı içerisinde doğu-batı yönünde uzanır. Sahanın kuzeyinde Tut (Adıyaman) Depresyonu, doğusunda Adıyaman Platosu, güneyinde Çakırhöyük Ovası (Adıyaman), batısında Araban Ovası (Gaziantep) bulunmaktadır Besni şehri çevresine göre hızlı gelişen ve büyüyen, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin önemli şehir yerleşmelerindendir. Şehir geçmişten bugüne çevresinin pazarı ve ticaret merkezi olması dolayısıyla çevresiyle organik bağlan güçlüdür. Bu nedenle şehrin fiziki çevresi içindeki jeomorfolojik özelliklerin ve bu özelliklerinden kaynaklanan problemlerin araştırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Adıyaman, Besni, Jeomorfoloji, Heyelan.

AdıyamanAdıyaman-BesniCoğrafi özellikler+2
Yener Yıldırım
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00

Related subjects