Chickens

71 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ticari olarak satılan paket tavuklarda Salmonella Spp. ve Camyplobacter Spp. varlığının araştırılması

Salmonella ve Campylobacter türleri tüm dünyada en sık rastlanılan önemli gıda kaynaklı patojenler olup, tavuk etiyle insanlara bulaşabilmektedir. Kanatlıların barsak florasında bulunan bu bakteriler hayvanın kesim ve paketlenme işlemi sırasında etin kontamine olmasıyla insana bulaşarak gastroenterit nedeni olmaktadır. Bu çalışma ticari olarak satılan farklı tavuk ürünlerinde bu iki bakteriyel etkenin varlığının araştırılması ve saklama koşullarına bağlı olarak bakteriyel yükün değişiminin moniterize edilmesi amacıyla yapılmıştır. Piyasada satılmakta olan 8 ulusal (Grup I) ve Gaziantep'de satılan 8 yerel markaya (Grup II) ait tüm tavuk ve but örnekleri alınmıştır. Alınan örnekler 2-8 °C'de saklanmıştır. Alınan örneklerden paketlenme tarihleri baz alınarak 1., 8. ve 15. günlerde örnek alınmıştır. Örnekler ön zenginleştirme ve homojenizasyonunun ardından, CHROMagar Campylobacter kromojenik agar besiyeri, xsiloz lysine deoxicholate agar, koyun kanlı agar, eosine metilen blue agara inoküle edilmiştir. Üremiş olan bakterilerin tanımlanması konvansiyonel yöntemler ve Vitek2 bakteri tanımlama sistemiyle yapılmıştır. Grup I'de 8 farklı markanın 4'ünde (%50), Campylobacter, 2'sinde (%25) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 17'sinde (%35.4) Campylobacter izole edilmiş olup, bunların 9'unun termofilik Campylobacter olduğu saptanmıştır. Örneklerin 3'ünde (%6.3) Salmonella saptanmıştır. Örneklerin tümünde Salmonella dışı enterik bakteri (SDEB) izole edilmiştir. Grup II'de 8 farklı markanın tümünde (%100)Campylobacter, 3'ünde (%37.5) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 22'sinde (%45.8) Campylobacter tespit edilmiştir. Bunlardan 15'inin (%68.9) termofilik Campylobacter grubunda yer aldığı saptanmıştır. Örneklerin 7'sinde (%14.6) Salmonella saptanmıştır. Çalışmaya alınmış olan tüm markalarda Campylobacter ve/veya Salmonella üremesi olmuştur. Salmonella ve Campylobacter saptanması açısından iki grup arasında istatistiksel fark bulunmamıştır. Buzdolabı koşullarında bekletilen örneklerde süre geçtikçe bakteriyel yükün artığı saptanmıştır. Bu patojenlerin tavuk etlerinde eliminesi için, tüm üretim prosedürlerine uyularak çapraz kontaminasyon engellenmesi ve personel hijyenini sağlanmasının bu etkenlerle oluşan enfeksiyonlardan korunma açısından önemli olduğu düşünülmektedir

AmbalajlamaGıda güvenliğiHalk sağlığı+5
Sena Nur Çelik
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Et tipi tavuklarda asites sendromunun oluşumunda vascular endothelıal growth factor (VEGF) aktivitesinin incelenmesi

Asites sendromunda et tipi tavuklarda pulmoner hipertansiyona bağlı olarak sağ kalp yetmezliği oluşur ve bunu izleyen venöz konjesyon gelişerek, vücut boşluklarında seröz sıvı birikimine neden olur. Vascular Endothelial Growth Factor (VEGF), fizyolojik ve patolojik anjiogenezisde ve ödem oluşumunda anahtar bir role sahip olan damarsal geçirgenliği arttıran oldukça güçlü bir mediyatördür. Bu tez çalışması yüksek rakım modeli oluşturularak et tipi tavuklarda Asites oluşumunun akut ve kronik döneminde VEGF'ün hastalıktaki olası rolünü immünohistokimya (İHK), ve ELİSA yöntemleri kullanarak incelemeyi amaçlamıştır. İHK'sal boyamalarda; akciğerde bronş epitelleri, damar endotellerinin ve adventisyasının pozitif boyandığı, damar etrafındaki bağ doku hücrelerinin ise az sayıdaki hayvanda ve sınırlı olarak boyandığı; karaciğerde hepatositlerin çok kuvvetli boyandığı; kalp boyamalarında hayvanların tamamına yakınında miyokart hücrelerinde ve elastik ipliklerde pozitif boyandığı; böbreğe ait kesitlerde özellikle tubul epitellerinin ve pozitif olarak boyandığı, beyin dokusu boyamalarında hayvanların tamamına yakınında nöronların pozitif boyandığı gözlendi. Semikantitatif İHK'sal skorlamada kontrole kıyasla akut dönemdeki asitesli hayvanlarda kalpte (3,28), böbrekte (1,54), akciğerde (1,61) ve beyinde (1,39) kat VEGF'ün daha yoğun boyandığı dikkati çekti. Kronik dönemde ise akut döneme kıyasla böbrekte (2,27), kalpte (2,27), akciğerde (1,81) ve beyinde (2,41) kat daha yoğun boyamalar dikkati çekti. ELISA testinde kronik dönemdeki (118, 2 pg/ml) asitesli hayvanların akciğer doku lizatlarının ortalama değerinin kontrol (114,8 pg/ml) ve akut döneme (114,9 pg/ml) göre daha yüksek olduğu gözlendi. Asites grubu hayvanlardaki asites sıvısındaki VEGF miktarının akut dönemde (69,5 pg/ml) kronik dönemden (16,8 pg/ml) 4,1 kat fazla olduğu gözlendi. Bu çalışmada, VEGF'ün somatik hücrelerden asites sırasında daha fazla salgılandığı ve asites sıvısında akut döneme kıyasla kronik döneme ilerledikçe azalan VEGF varlığının saptanması, VEGF'ün hastalığın patogenezisinde (özellikle akut dönemde) rol aldığını; ödem (ve asites) oluşumunda rol oynayabileceği düşündürmektedir

AssitHipertansiyon-pulmonerKümes hayvanları+2
Ömer Arda
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibroblast büyüme faktörü-2 bloklamasının tavuk embriyosunda kraniyal sütür gelişimine etkileri

Kranial kubbenin normal büyümesi ve morfogenezi, sütürlerdeki hücre proliferasyonu ile kranial kemiklerin kenarlarındaki osteogenez arasındaki dengeyi yansıtmaktadır. Klinik bir durum olan kraniyosinostozda, erken osteojenik farklılaşmadan dolayı sütürler prematür birleşir ve kraniofasiyal malformasyon meydana gelir. Günümüzde, bazı fibroblast büyüme faktör (FGF) reseptör genlerindeki mutasyonlar major kraniyosinostotik sendromlar için sorumlu tutulmuştur. Tavuk embriyosu kranial kubbelerindeki endojen FGF-2 ligandlarının seviyelerini manipüle etmek ve morfogenezi bozmak için antikor bloklama yöntemi kullanılmıştır. FGF-2'nin yüksek ve düşük seviyeleri farklı tepkiler verilmesine neden olmaktadır. Bu farklı seviyeler arasındaki denge normal kranial morfogenezi sağlamaktadır. Bu çalışmada, literatür bilgileri ışığında deneysel model olarak tavuk embriyosu gelişimi kullanılarak FGF-2 bloklaması ile kranial sütür gelişimi, deneysel kraniyosnostoz oluşumuna etkisi ve kemikleşme öncesi ve sonrasında oluşabilecek değişikliklerin morfolojik, histolojik ve protein düzeyinde incelenmesi amaçlandı. Bu süreçte oksidatif stres ile hücre ölümünün ilişkisi araştırıldı. Çalışmamızda Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nden temin edilen spesifik patojen içermeyen (SPF, specific pathogen free) 120 adet tavuk yumurtası kullanıldı. Yumurtalar, 37,5oC sıcaklıkta, yaklaşık %60-80 nem orana sahip etüvde inkübe edildi. Dört deney grubu oluşturuldu. Birinci grup kontrol grubu 20 denek. İkinci grup fosfat tampon solüsyonu (PBS; Posphate buffer solution) verilen, üçüncü grup 0,01 μg/ml anti-bFGF-2 ve dördüncü grupta 0,1 μg/ml anti-bFGF-2 ile bloklama yapılan grup olarak oluşturuldu. İkinci üçüncü ve dördüncü gruplar içinde uygulama yapılan günlere göre E2 (2. gün), E4 (4. gün), E6 (6.gün), E8 (8. gün) olmak üzere 4 alt grup oluşturuldu. PBS verilen 2. grupta her alt grup için 5'er adet toplam 20 adet, anti-FGF-2 ile bloklama yapılan 3. ve 4. gruptada her alt grupta 10'ar adet toplam 80 adet denek kullanıldı. Gelişimin farklı aşamalarında anti-temel fibroblast büyüme faktörü-2 (anti basic fibroblast growth factor 2, anti-bFGF-2) uygulandı. Fertilize yumurtalar inkübatörde 15 gün süresince inkübe edilerek 2., 4., 6. ve 8. günlerde her gruba ameliyat mikroskobu yardımı ile 1 doz olmak üzere umblikal kord etrafına 0,1 ve 0,01µg/ml olacak şekilde PBS içinde antikor ile bloklama uygulandı. E15 günü sakrifiye edildikten sonra alınan örnekler Bouin tespit solüsyonu ile fikse edildi, rutin doku takibine alınarak parafine gömüldü ve 5 μm'lik seri kesitler alındı. Makroskobik gelişim etkilenmesi morfolojik olarak, mikroskobik etkileşim Hematoksilen-Eozin, Mason Trikrom, Vonkossa ve Alizerin Red ile histokimyasal ve oksidatif stres için anti-eNOS, çoğalma için anti-PCNA ve hücre ölümü için TUNEL ile immunositokimyasal yöntemle boyanarak incelendi. Gelişimin makroskobik karşılaştırmaları morfometrik ölçümler ile boyamaların karşılaştırmaları skorlama ile gerçekleştirildi. Farkların ortaya konmasında Graphpad istatistik yazılımı kullanıldı. Tek yönlü ANOVA analizi ile yapılan karşılaştırmalarda p<0,05 anlamlı olarak kabul edildi. E4 ile E8 embriyolarının antikor ile bloklanması sonrasında E15 günü yapılan morfolojik, histolojik ve immunositokimyasal bulgularda beklenen kraniyosnostoz oluşumunun gerçekleşmediği, yerine kıkırdak hâkimiyetinin varlığı saptandı. Örneklerde morfolojik bozukluk, anomali veya gelişme geriliği gibi patolojiler saptanmadı. Antikor bloklaması ile oluşan ancak sistemik yapıyı etkilemeyen FGF-2 için sütürlerdeki eNOS boyaması ile gösterilen oksidatif stres durumunu değiştirerek PCNA ile saptanan çoğalmanın devamına ve apoptoz ile belirlenen hücre ölümüne etki yaptığı gözlendi. Bu etkilerin en belirgin bir biçimde E8 embriyolarında görüldüğü ve oluşan etkinin ve farklılıkların istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Bulgularımız FGF-2'nin anlamlı ve tekrarlanabilir bir biçimde kranial gelişimde önemli rol oynadığını, bloklandığı takdirde sütür kapanmasında gecikmeye neden olduğunu gösterdi. FGF'ün normalde kemik gelişimini hızlandırdığı ancak sütürlerde kapanmayı geciktirdiği bilgisine parelel olarak bu faktörü bloklamanın kapanmayı erkenleştirmesini beklerken tam tersi bir etkinin varlığı saptandı. Sütür aralarının bu beklenmedik etki ile daha da genişlediği izlendi. Bu sonuçlar, bloklamaya bağlı başka yan etkiler görülmemesi nedeni ile antikor ile bloklamanın kraniyosnostozlularda tedavi amaçlı kullanılabileceğini düşündürdü. Kraniyosnostoz ve fibroblast büyüme faktörü-2 ilişkisinin ve kullanılan oksidatif stres ve apoptoz ilişkisinin ileri teknikler ile daha ayrıntılı incelenmesi bu hastalıktan mağdur olan insanlara daha kaliteli bir yaşam sunmak için önemli bilgiler oluşmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Fibroblast Büyüme Faktörü, Tavuk embriyo, kranial sütür, kraniyosinostoz, histoloji, oksidatif stress, apoptoz.

ApoptozisEmbriyoFibroblast büyüme faktörü+5
Tamay Şimşek
Manisa Celal Bayar University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Büyüme hızının etlik piliç hibritlerinde performans ve et kalite kusurları üzerine etkilerinin araştırılması

Bu araştırmada, farklı büyüme hızlarının etlik piliç hibritlerinde performans, göğüs eti kalitesi, göğüs kasının morfometrik yapısı, biyokimyasal özellikler, göğüs kasının histolojisi ve beyaz çizgi kusuru üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırmada gruplar, 1. Grup: Ross 308 (ad libitum) (AL-R); 2. Grup: Cobb 500 (ad libitum) (AL-C); 3. Grup: Hubbard Red JA (ad libitum) (H); 4. Grup: Ross 308 (pair-fed) (PF-R) ve 5. Grup: Cobb 500 (pair-fed) (PF-C) şeklindedir. Her grupta 5 tekrar, her tekrarda 12 adet piliç kullanılmıştır (toplam 300 adet). Grup 4 ve 5, 3. grubun günlük tükettiği yem miktarı kadar beslenmişlerdir (pair-fed). Grup 1 ve 2 denemenin 49. gününde kesilmiş, grup 4 ve 5 kendi genotiplerinin 49. günündeki kesim ağırlığına ulaştığında kesime sevk edilmiştir. Analizler için her gruptan ortalamayı yansıtan 15'er adet piliç kesilmiş ve gerekli numuneler uygun şartlarda alınmıştır. Denemenin 48. gününde en yüksek canlı ağırlık AL-R genotipinde bulunmuş, bunu sırasıyla AL-C ve H grupları takip etmiştir. PF-R ve PF-C gruplarında canlı ağırlık benzer bulunmuş, bu gruplarla karşılaştırıldığında H grubunda canlı ağırlık daha düşük olmuştur (P<0.001). Ad libitum beslenen gruplarda 7-48. günlerde en yüksek yem tüketimi sırasıyla AL-R, AL-C ve H şeklindedir (P<0.001). PF-R, PF-C grupları H grubu ile eş beslendiği için yem tüketimi aynıdır (P>0.05). AL-R, AL-C, PF-R, PF-C gruplarında 7-48. günlerde yemden yaralanma oranı benzer ve H grubuna göre daha iyi tespit edilmiştir (P<0.001). Yedi-56 ve 7-63. günlerde canlı ağırlık artışı H genotipinde düşük bulunmuştur (P<0.001). Bu dönemlerde yemden yararlanma değeri sayısal olarak H genotipinde yüksek çıkmıştır (P<0.001). Ad libitum gruplarla kıyaslandığında, göğüs oranı pair-fed gruplarda düşmüş (P<0.001), but oranı artmıştır (P<0.01). Pair-fed gruplarda göğüs kası uzunluğu artmış (P<0.001), genişlik (P<0.001) ve derinliği (P<0.01) azalmıştır. Beyaz çizgi skoru AL-R'de PF-R'ye göre (P<0.05), AL-C'de PF-C'ye göre (P<0.001) yüksek tespit edilmiştir. Serum kreatin kinaz (CK) ve laktat dehidrogenaz (LDH) pair-fed gruplarda düşük çıkmıştır (P<0.001). Göğüs etinin protein içeriği istatistiki olarak benzer, yağ içeriği ise AL-R'de PF-R'ye göre yüksek tespit edilmiştir (P<0.01). AL-R grubunda fibrosiz (P<0.01), mononükleer hücre infiltrasyonu (P<0.001), dejenerasyon (P<0.01) ve lipidozis düzeyi (P<0.01) PF-R grubuna göre yüksek çıkmıştır. AL-C grubunda infiltrasyon düzeyi PF-C grubuna göre yüksek saptanmıştır (P<0.05). Beyaz çizgi skoru ile kesim ağırlığı, karkas ağırlığı, göğüs ağırlığı, göğüs kasının genişliği ve derinliği arasında önemli düzeyde ilişki tespit edilmiştir (P<0.05). Sonuç olarak, büyüme hızının yavaşlatılması ile göğüs etinde beyaz çizgi oranı azalmıştır. Yavaş büyüme ile göğüs kasının morfometrik yapısı değişmiş, kas hasarının göstergesi olan CK, LDH seviyeleri düşmüş, hücresel seviyede gözlenen bozulmalar azalmıştır ve etin fiziko-kimyasal kalitesi artmıştır.

Besi performansıBüyüme hızıEtlik piliç+4
Gülşah Güngören
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of sodium lactate, lactic acid and acetic acid, alone or in combination, on improving the shelf life of chicken drumstick and the survival of Salmonella spp. inoculated on the chicken drumstick

In this study, the effects of lactic acid, acetic acid and sodium lactate, alone and in combination, on the survival of Salmonella spp. and on the microbiological quality of chicken drumstick were investigated. The fresh chicken drumsticks were inoculated with Salmonella Typhimurium and Salmonella Enteritidis and divided into 8 groups as control (sterile tap water), 1% sodium lactate (SL), 1.5% lactic acid (LA), 1.5% acetic acid (AA), and their combinations. The drumstick samples were immersed into the treatment solutions for 5 min. Then the samples were stored at 4ºC for 10 days and analyzed for aerobic psychrophilic colony (APC), Pseudomonas spp., lactic acid bacteria (LAB), Salmonella and pH level on days 0, 3, 5, 8, and 10. The control, SL, LA and LA+ SL groups showed spoilage signs on day 5. On the same day, the numbers of APC, Pseudomonas and LAB in the AA, AA+ LA, AA+ SL and AA+ LA+ SL groups were lower (<7 log10 CFU ml-1) compared to the control and SL groups (P<0.05). The LA and AA+ LA groups were significantly different from the control group in the Salmonella reductions of 1.2 and 0.9 log10 CFU ml-1 on day 0 (P<0.05). The survival of Salmonella spp. in all groups was almost stable throughout the storage period, except for minor fluctuations. As a result, shelf life of the chicken drumsticks that were immersed into solutions containing 1.5% AA (AA, AA+ SL, AA+ LA ve AA+ LA+ SL) for 5 min was at least 2 days longer compared to the control group. Salmonella spp. was relatively resistant to AA and LA probably due to the buffering capacity of the chicken skin and meat. It is concluded that decontamination of chicken drumsticks with organic acid combinations will be useful in extending the shelf life of the product, and that increasing the acid concentration to be used while considering the organoleptic properties of the product can give better results.

Acetic acidPoultryPoultry products+7
Goran Alı Habeeb Habeeb
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Piliç sosislerinin raf ömrüne modifiye atmosfer paketleme koşullarında biyokoruyucu kültür uygulamasının etkisi

İleri İşlenmiş Ürün grubunda bulunan ve modifiye atmosfer yöntemiyle paketlenmiş (MAP) olarak satışa sunulan piliç sosislerinin raf ömrü, işlem-sonrası kontaminasyon ve uygun olmayan muhafaza sıcaklıkları sebebiyle yaklaşık 1/2 oranında kısalmaktadır. Bu çalışmada biyokoruyucu kültürlerin MAP'lı piliç sosislerde kullanımı ile ilgili deneysel çalışmalar yaparak raf ömrünün uzatılması amaçlanmıştır. Çalışma özel sektöre ait bir kanatlı kesimhanesi ve et ürünleri işletmesinde gerçekleştirilmiştir. Piliç sosisi üretim hattında işletmenin ürettiği sosisler paketleme aşamasında modifiye atmosfer paketleme (%30 Karbondioksit, %70 Azot) metodu ile 350' şer gr'lık ambalajlar oluşturulmuştur. Çalışma, ticari olarak biyokoruyucu amaçla satılan Lactobacillus sakei (B2 Grubu) uygulanan, Lactobacillus curvatus (B-LC-48 Grubu) uygulanan ve kontrol grubu olmak üzere toplam 3 gruptan oluşmuştur. Koruyucu kültürler, aseptik koşullarda süspansiyon haline getirilir. Sosisler paketlere doldurulduktan sonra spreyleme yoluyla paketlenmiş sosislere koruyucu kültürler uygulanmış ve hemen sonra paketlenmiştir. Her grup için ayrılan sosis kutuları, 2 farklı sıcaklıkta (+4°C ve +10°C) muhafaza edilmiştir. Muhafazanın 0, 14, 28, 42, 60. günlerinde mikrobiyolojik analizler, 0, 28 ve 60. günlerinde ise duyusal analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışma iki tekerrürden oluşmuştur. Sonuçlara göre, kontrol grubundaki sosisler hem +4C de hem de +10C de 28. günden itibaren lezzet ve genel beğeni skorlarının 5'in altına düşmesi, mezofil ve psikrotrof koloni sayılarında 2.7-3.8 log artışlar nedeniyle bozulmuşlardır. Biyokoruyucu uygulanan B2 ve B-LC-48 gruplarında ise +4C de 60 gün boyunca bozulma meydana gelmezken, +10C ise 42. günden itibaren duyusal niteliklerinde bozulmalar meydana gelmiştir. Bu çalışmanın sonuçları; test edilen biyokoruyucu kültürlerin üretimin 0. gününden itibaren hâkim flora oluşturarak "kötü buzdolabı koşullarında" bile bozulma yapıcı bakterileri kontrol altına aldığını göstermiştir. Özellikle uygun soğuk zincir koşullarının sağlandığından emin olunmayan sevkiyat ve perakende uygulamalarında, piliç sosisi üretiminde bu kültürlerin kullanımının yararlı olacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Biyokoruma, raf ömrü, piliç sosisi, modifiye atmosfer paketleme, LAB

AmbalajlamaBesin koruyucu maddelerBesin saklanması+6
Sevgi Ataş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ve civarındaki tavuklardan izole edilen salmonella etkenlerinin moleküler karakterizasyonu ve antibiyotik direnci

Bu tez çalışmasında, Elazığ ve civarındaki tavuk işletmelerinde Salmonella etkenlerinin izolasyonu, moleküler karakterizasyonu ve antibiyotiklere direnç durumlarının ortaya konması amaçlandı. Tavuk işletmelerinden çorap svap yardımıyla işletme alanının en az %20'sini teşkil edecek şekilde gayta örnekleri ile bölgedeki küçük aile işletmelerine ait Salmonella şüpheli tavuklardan nekropsi sonrası alınan iç organ (karaciğer, dalak ve sekum) örnekleri konvansiyonel bakteriyolojik yöntemlerle (ISO 6579:2002 /Amd 1:2007) analiz edildi ve şüpheli koloniler invazyon A (invA) genine spesifik primerlerin kullanıldığı PCR ile cins düzeyinde identifiye edildi. Daha sonra, Salmonella olarak teyit edilen saha izolatlarının multipleks PCR (mPCR) ile tür düzeyinde karakterizasyonu yapıldı. Ayrıca izolatların ampisilin, tetrasiklin, kloramfenikol ve trimetoprim-sulfametoksazol antibiyotiklerine karşı dirençlilik durumları genotipik olarak belirlendi. Toplamda 77 tavuk işletmesinden toplanan çorap svap ve iç organ örneklerinin ISO 6579:2002 /Amd 1:2007 yöntemi ile izolasyon aşamalarına tabi tutulması sonucunda %84,4 (65/77)'ünde Salmonella yönünden şüpheli koloniler tespit edildi. InvA genine spesifik primerler ile PCR analizi neticesinde izolatların %98,5 (n=64)'i Salmonella spp. olarak teyit edildi. Multipleks PCR ile incelenen izolatların %26,6 (17/64)'sı S. Infantis, %21,9 (14/64)'u S. Enteritidis ve %9,4 (6/64)'ü ise S. Typhimurium olarak identifiye edildi. Geriye kalan 27 adet Salmonella izolatı çalışmada kullanılan tür spesifik primerler ile identifiye edilemedi. Çalışmada elde edilen 64 izolat, ampisilin (blaTEM), tetrasiklin (tetA), trimetoprim-sulfametoksazol (sul1) ve kloramfenikol (cat1) antibiyotiklerine direnç sağlayan genlere özgü primerlerin kullanıldığı mPCR ile incelendi. Buna göre S. Infantis izolatlarının tamamının trimetoprim-sulfametoksazol ve tetrasikline, %11,8 (2/17)'inin ise ampisiline karşı dirençli olduğu belirlendi. S. Typhimurium izolatlarının %66,7 (4/6)'sinin ampisiline ve %33,3 (2/6)'ünün ise ampisilin ve trimetoprim-sulfametoksazola karşı dirençli olduğu saptandı. Buna karşılık sadece bir adet S. Enteritidis izolatının (%7,14) trimetoprim-sulfametoksazol, ampisilin ve tetrasikline karşı dirençli olduğu tespit edildi. Çalışmada kullanılan tür spesifik primerler ile karakterize edilemeyen Salmonella spp. izolatlarının %63 (17/27)'ü trimetoprim-sulfametoksazole, %14,8 (4/27)'i ise tetrasiklin ve ampisiline karşı dirençli olarak bulundu. Çalışmada elde edilen izolatların hiçbirinde kloramfenikole karşı direnç tespit edilmedi. Sonuç olarak, bölgedeki işletmelerinin büyük çoğunluğunda (%70'in üzerinde) Salmonella etkenlerinin bulunduğu, mPCR ile yapılan moleküler karakterizasyonda ise en yaygın serotiplerin sırasıyla S. Infantis, S. Enteritidis ve S. Typhimurium olduğu belirlendi. Bu bulgular, ülkemizde yapılan diğer çalışma verileri de dikkate alındığında, Salmonella enfeksiyonlarının tavuk kümesleri için potansiyel bir risk oluşturduğunu göstermektedir. Ayrıca, çalışma kapsamında elde edilen saha izolatlarında trimetoprim-sulfametakzol, tetrasiklin ve ampisilin antibiyotiklerine karşı azımsanmayacak düzeyde dirençlilik saptanması gerek insan gerekse hayvan sağlığı açısından dikkate alınması gereken bir veri olarak değerlendirilmektedir. Salmonella enfeksiyonlarının sağaltımında kullanılacak antibiyotiklerin seçiminden önce antibiyotik duyarlılık testi yapılması, gelişigüzel antibiyotik kullanımının önüne geçilmesinde ve suşların direnç kazanımlarının minimize edilmesinde önem arz etmektedir.

AntibiyotiklerElazığGenler+4
Aydoğan Arkalı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Broiler piliçlerden campylobacter izolasyonu ve genotiplendirilmesi

Bu çalışmada, mezbahada kesilen Broiler piliçlerin bağırsak ve safralarından alınan örneklerde Campylobacter coli ve Campylobacter jejuni izolasyonu yapılacaktır. İzole edilen etkenler Polymerase Chain Reaction (PCR) yöntemi kullanılarak identifiye edilecek. İzolatlar arasındaki genetik farklılığı ortaya koymak amacıyla da flagellin genine spesifik yapılan Polymerase Chain Reaction - Restriction Fragment Length Polymorphism (PCR-RFLP) yöntemi ile genotiplendirmeleri yapılacaktır. Campylobacter türleri insanlarda, gıda infeksiyonu ve intoksikasyonlarına, çiftlik hayvanlarında ise abortuslara neden olmaktadır. Campylobacterler tarafından meydana getirilen bu infeksiyonlarla, etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi için etkenin doğru ve hızlı bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada kullanılacak yöntemler yardımıyla, Campylobacterlerin kanatlılardaki kolonizasyonunu belirlemek amaçlanmaktadır. Çalışmada 100 adet Broiler tavuktan kesim esnasında, 100 safra ve 100 bağırsak olmak üzere 200 örnek toplanmıştır. Laboratuvarda aseptik koşullarda Campylobacter Blood Free Agar Base (CCDA agar) kullanılarak zenginleştirme yapmadan doğrudan ekim yapılmıştır. Campylobacter şüphesiyle izole edilen kültürler Campylobacter jejuni ve Campylobacter coli spesifik PCR yöntemi ile İdentifiye edilecek ve identifiye edilen kültürler, PCR-RFLP yöntemi ile flagenindeki polimorfizm saptanarak tiplendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Campylobacter, PCR, Broiler, RFLP.

GenotipKampilobakterPolimeraz zincirleme reaksiyonu+4
Seda Turtay
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Piliç kesimhanesinde tüy ıslatma ve diğer kesim aşamalarında elde edilen sıvıların kesim süresine göre değişimleri ve karkas mikrobiyolojik kalitesine etkileri

Küçük ve orta ölçekli kanatlı kesimhanelerinde tüy ıslatma aşaması durgun su yöntemi ile ancak kirli (A; temiz su ile değiştirilerek) veya temiz (B, tüm vardiya boyunca değiştirilmeksizin) su ile yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı temiz ve kirli tüy ıslatma sıvısı kullanımının, haşlama sıvılarının kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelerine ve karkasların mikrobiyolojik kalitesine etkisi ve bu değişimler arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaçla A ve B grubu uygulamalarının yapıldığı günlerde, tüy ıslatma tanklarındaki sulardan 180 dk. boyunca her 30 dakikada bir, 3 tüy ıslatma tankının her birinden (Tank 1, Tank 2, Tank 3), tüy yolma sonu (TYS) ve iç-dış yıkama işleminden sonra (İÇS) karkaslardan damlayan sıvılardan, ön soğutma sonrasında ise karkaslardan (K) numuneler alınmıştır. Tüm örneklerde E. coli tip I, koliform bakteri sayısı, toplam mezofilik aerob bakteri sayısı (TMAB) ve psikrotrof bakteri sayıları ve Salmonella spp. prevalansı belirlenmiştir. Tüy ıslatma tankından alınan numunelerde organik madde, kuru madde, pH ve protein analizleri yapılmıştır. TMAB sayılarında, A ve B grubunda TYS, İÇS ve K örneklerinde zamana bağlı olarak önemli bir değişmenin olmadığı tespit edilmiştir. TMAB sayısında, aynı örnek alma noktaları iki grup arasında karşılaştırıldığında zaman ise önemli farkların bulunduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Psikrotrof bakteri sayılarında hiçbir örnek alma noktasında, zamanla değişim açısından önemli bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). A ve B grubunda Salmonella spp. prevalansı sırasıyla %63 ve %75 olarak bulunmuştur. Koliform bakteri ve E. coli sayılarında B grubunda zamanla önemli bir değişme bulunmadığı tespit edilmiştir. Koliform bakteri ve E. coli sayılarında A ve B grubu arasında ise haşlama tanklarında sadece 0. dakikada önemli fark olduğu tespit edilirken (p<0,05), diğer tüm örnek alma zamanlarında iki grup arasında fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Kimyasal parametrelerde B grubunda zamana bağlı olarak önemli bir değişim görülmezken, A grubunda organik madde ve kuru madde değerlerinde önemli artışlar tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca A grubunda haşlama tanklarındaki organik madde miktarı ile karkaslardaki koliform bakteri sayısı arasında orta derecede güçlü bir korelasyon tespit edilmiştir. Sonuç olarak, temiz su ile tüy ıslatma uygulamasının, kirli su ile uygulamaya göre, karkasların mikrobiyolojik kalitesi üzerine olan etkisinin ilk 30 dk.'da ortadan kalktığı, daha sonra anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Tüy ıslatma sıvısının niteliğine bakılmaksızın, tüy yolma aşaması karkasların kontaminasyonunda en önemli rolü oynamaktadır. Ayrıca, temiz su ile tüy ıslatma uygulamalarında, haşlama sıvısındaki organik madde miktarı artışının karkaslardaki koliform bakteri sayısı ile pozitif korelasyonu, bu parametrenin bir kritik limit olma potansiyelini göstermektedir.

Besin kirlenmesiKarkas özellikleriKesim özellikleri+4
Gökhan Kürşad İncili
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Broylerler'den clostridium perfringens izolasyonu ve moleküler karakterizasyonu

Bu çalışmada, Elazığ ve Malatya illerindeki 100 farklı kümesten 3 farklı kesimhaneye getirilen broyler'lerde Clostridium perfringens'in varlığı konvansiyonel kültür ve PZR yöntemleri ile araştırılarak, söz konusu etkenin bölgedeki yaygınlığı ve dağılımı ile ilgili verilerin toplanması amaçlandı. Bu amaçla hayvanların büyüme dönemlerinde Malatya'da bulunan bir işletmeye ait 30 kümes ziyaret edildi. Malatya ve Elazığ'daki kanatlı kesimhanelerinden alınan 500 bağırsak ve 500 karaciğer örnekleri olmak üzere toplam 1000 numune incelendi. Alfa- toksin (α), beta-toksin (β), epsilon-toksin (ε), iota-toksin (ι), enterotoksin (Cpe), beta2 (β2) toksin genlerine spesifik primerler kullanılarak multiplex-PZR yöntemi ile izolatların toksin tiplendirmesi yapıldı. Ayrıca izolatlar, hasta ve sağlıklı kanatlı hayvanlardaki rolü henüz ortaya konulamamış olan NetB toksin geni yönünden PZR yöntemi ile incelendi.Elazığ ve Malatya'daki farklı kümeslerden izole edilmiş 61 izolata Pulsed Field Gel Electrophoresis (PFGE) yöntemi uygulanarak genotiplendirme yapıldı. Gel Compare II yazılım sistemi (version3.0; Applied Maths, Sint-Martens-Latem, Belgium) kullanılarak bant profilleri analiz edildi. PFGE profillerinin, dendogramı oluşturularak kümeleşme analizi yapıldı.Bu çalışmada Malatya ve Elazığ illerindeki broyler piliçlerde karaciğer ve ince bağırsaklarında toplam C. perfringens yaygınlığı %66 olarak tespit edildi. Toplam 660 C. perfringens izolatın 657'si α toksin geni yönünden pozitif bulunurken, diğer toksin genlerinin hiçbirine rastlanmadı. Kalan üç örnek ise tiplendirilemedi. Çalışmada incelenen hiçbir izolatta NetB toksin geni saptanamadı. Kümesler arasında 30 farklı PFGE genotipi tespit edildi ve heterojen bir dağılım gözlendi. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk kez kanatlı hayvanlarda hem NetB toksin geni araştırılmış, hem de C. perfringens izolatlarının PFGE profilleri saptanmıştır.

Clostridium perfringensElektroforezKümes hayvanları+6
Burcu Karagülle
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yetiştirme sistemlerinin ve yaşın yumurtacı tavukların performans, yumurta özellikleri ve ısı şok proteini 70 sentezine etkileri

Bu araştırma, konvansiyonel kafes ve organik sistemde yetiştirilen tavukların performansı, yumurta dış ve iç kalite özellikleri, yumurta sarılarındaki yağ asitleri, kolesterol, vitamin A, D, E, K ve malondialdehit (MDA) düzeyleri ile bir stres proteini olarak bilinen ısı şok proteini 70 kDa (HSP70) sentezinin yaşla birlikte olası değişikliklerini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma ticari bir yumurtacı tavuk işletmesinin organik ve konvansiyonel sürülerinde yürütülmüştür. Araştırmanın performans verileri için her iki sistemden 4 farklı yumurtacı hibrit Bovans White sürüsü takip edilmiştir. Yetiştirme sistemlerinin ve yaşın (30 ve 60 hafta) yumurta dış ve iç kalite özelliklerine olan etkilerini incelemek amacıyla toplam 360 adet yumurta, yumurta sarısı kompozisyonuna ait veriler için toplam 48 adet örnek değerlendirmeye alınmıştır. HSP70'in western blot yöntemiyle analizi için toplam 48 adet karaciğer dokusu kullanılmıştır. Tavuk/gün toplam yumurta üretimi ve kirli yumurta oranı organik sistemde yetiştirilen sürülerde yüksek bulunmuştur (P<0.05). Konvansiyonel sistemde %50 verim yaşı, pik verim yaşı ve pik yumurta verimi sırasıyla 156 gün 218.75 gün ve %95.98, organik sistemde aynı sırayla 155.75, 201.50 ve %96.56 olarak hesaplanmıştır (P>0.05). Tavuk/kümes yumurta üretimi, kırık-çatlak ve çift sarılı yumurta oranları, yem tüketimi ve yemden yararlanma bakımından yetiştirme sistemlerinin benzer olduğu tespit edilmiştir (P>0.05). Organik ve 60 haftalık sürülere ait yumurta, ak, sarı ve kabuk ağırlıklarının yüksek olduğu saptanmıştır (P<0.001). Şekil indeksi ve yumurta sarı rengi organik sistem ve 30 haftalık gruplarda (P<0.001), kabuk ham kül oranı konvansiyonel sistemde (P<0.05), kabuk oranı konvansiyonel (P<0.05) ve 30 haftalık grupta (P<0.001), ak oranı 30 haftalık, sarı oranı ise 60 haftalık grupta yüksek tespit edilmiştir (P<0.001). Toplam çoklu doymamış (PUFA), omega-3 (n-3) ve omega-6 (n-6) yağ asitleri organik ve 30 haftalık gruplarda, tekli doymamış (MUFA) yağ asitleri ise konvansiyonel sistemde yüksek çıkmıştır (P<0.05). Yumurta sarısı malondialdehit (MDA), Vit D2 ve K2 düzeyleri organik sistemde, alfa-tokoferol (α-tok) düzeyi konvansiyonel sistemde yüksek saptanmıştır (P<0.01). MDA ve α-tok 60 haftalık, Vit D2 ise 30 haftalık gruplarda yüksektir (P<0.01). Stres proteini HSP70 düzeyi sadece yetiştirme sisteminden etkilenerek bu değer organik sistemde yüksek bulunmuştur (P<0.001). Sonuç olarak, yetiştirme sistemleri genel olarak değerlendirildiğinde yumurta üretimi ve kalitesi bakımından organik sistemin avantajlı sayılabileceği ve genç sürülerden elde edilen yumurtaların daha iyi özelliklere sahip olduğu söylenebilir. Organik sistemde HSP70 düzeyinin yüksek olması bu sistemde tavukların çevresel şartlardan daha fazla etkilendiğinin veya güçlü antioksidan savunma sisteminin göstergesi sayılabilir.

KaliteTavuklarTavukçuluk+4
Yasin Baykalır
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kanatlı kesim hattında kullanılan bazı alet ve ekipmanlarda sanitasyon işleminin kontrolü

Bu çalışma, Elazığ ilinde bir kanatlı kesimhanesinde uygulanan sanitasyon işleminin etkinliğini incelemek amacıyla yapıldı. Bu amaçla kirlilik düzeyleri farklı olan mekanik tüy yolma makinesi parmakları, su soğutma tankı çıkış bandı, hava soğutma çıkış bandı ve diyet bölümü son ürün dizme bandında sanitasyon öncesi, sanitasyon sonrası 20. ve 30. dakikalarda swap örnekleri alınarak toplam mezofilik aerob bakteri (TMAB), koliform grubu bakteri ve Enterobacteriaceae sayıları ile Salmonella spp. yönünden araştırıldı. Sanitasyon öncesi ile sonrası 20. ve 30. dakikalarda TMAB sayısı tüy yolma parmağında sırasıyla; 5,69±0,83, 4,55±1,22 ve 4,64±0,83 log10kob/cm2 olarak, su soğutma çıkış bandında sırasıyla; 0,32±0,86, 1,91±1,65 ve 0,47±0,93 log10kob/cm2, hava soğutma çıkış bandında sırasıyla; 3,45±0,50, 1,52±1,64 ve 0,19±0,38 log10kob/cm2, ve diyet bölümü son ürün bandında sırasıyla; 3,03±0,40, 3,11±2,13 ve 0,99±0,31 log10kob/cm2 olarak tespit edildi. Enterobacteriaceae sayısı sanitasyon öncesi ve sonrası 20. ile 30. dakikalarda tüy yolma parmağında sırasıyla; 4,00±2,09, 2,43±0,58 ve 3,27±0,69 log10kob/cm2, su soğutma çıkış bandında sırasıyla; 2,74±0,82, 1,47±1,35 ve 0,32±0,86 log10kob/cm2 olarak tespit edildi. Hava soğutma çıkış bandında sanitasyon öncesi ile sonrası 20. dakikalarda sırasıyla; 2,60±0,49, 1,46±1,46 log10kob/cm2tespit edilirken sanitasyon sonrası 30. dakikada tespit edilmedi. Diyet bölümü son ürün bandında sanitasyon öncesi 2,57±0,86 log10kob/cm2 saptanırken sanitasyon sonrası 20. dakikada 1,55±1,36 log10kob/cm2 tespit edilirken, 30. dakikada Enterobacteriaceae tespit edilmedi. Koliform grubu bakteri sayısı sanitasyon öncesi, sonrası 20. ve 30. dakikalarda tüy yolma parmağında sırasıyla 4,16±1,53, 2,72±0,55 ve 3,37±0,75 log10kob/cm2, su soğutma çıkış bandında sırasıyla; 2,76±0,59, 1,40±1,44 ve 0,46±1,00 log10kob/cm2, hava soğutma çıkış bandında sanitasyon öncesi 0,47±0,93, sanitasyon sonrası 20. dakikada 0,99±1,35 log10kob/cm2 tespit edilirken, 30 dakikada saptanmadı. Diyet bölümü son ürün bandında sanitasyon öncesi ve sonrası 20. dakikada sırasıyla; 2,44±0,81, 1,65±1,43 log10kob/cm2 olarak saptanırken sanitasyon sonrası 30. dakikada koliform grubu bakteriye rastlanmadı. Salmonella spp.ler ise; sanitasyon öncesi tüy yolma parmağında örneklerin % 66.67'sinde, sanitasyon sonrası 20. dakikada örneklerin % 33.33'ünde ve 30. dakikada örneklerin % 16.67'sinde, sanitasyon öncesi su soğutma çıkış ve hava soğutma çıkış bantlarında örneklerin % 8.33'inde Salmonella spp. tespit edildi. Diyet bölümü son ürün bandında ise hiçbir aşamada Salmonella spp. varlığına rastlanmadı. Sonuç olarak, ilgili işletmede daha iyi bir hijyenin sağlanması için sanitasyonun daha etkili bir şekilde yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kanatlı, Sanitasyon, TMAB, Koliform, Enterobacteriaceae, Salmonella spp.

Bakteriler-aerobikBesin kirlenmesiEnterobacteriaceae+6
Nilgün Çetinkaya
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavuk parça etlerinde Clostridium perfringens'in toksin genlerinin multipleks PCR metodu ile belirlenmesi ve farklı dondurma sıcaklıklarının Clostridium perfringens'in yaşamı üzerine etkileri

1. ÖZETBu çalışma tavuk parça etlerinde (but, göğüs, kanat, baget) C. perfringens varlığının kültür yöntemi ile araştırılması, elde edilen izolatların multipleks PCR yöntemi ile cpa, cpb, etx, iA, cpe ve cpb2 toksin genlerinin tespiti ve farklı dondurma ve muhafaza sıcaklıklarının tavuk kanatlarındaki C. perfringens'in yaşamı üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı.Elazığ ilinde çeşitli market, şarküteri ve kasaplarda satışa sunulan taze tavuk but (n: 50), göğüs (n: 50), kanat (n: 50) ve baget (n: 50) olmak üzere toplam 200 örnek materyal olarak kullanıldı. Analiz bulguları sonucunda 50 kanat örneğinin 47 (% 94)'sinin, 50 but örneğinin 40 (% 80)'ının, 50 baget örneğinin 34 (% 66)'nün ve 50 göğüs örneğinin 33 (% 66)'ünün C. perfringens ile kontamine olduğu ve bu örneklerden elde edilen 568 şüpheli izolatın 558'inin mikroskobik muayene ve biyokimyasal testler sonucunda C. perfringens olduğu saptandı. 558 C. perfringens izolatından elde edilen DNA örneklerinin multipleks PCR ile 545 (% 97.6)'inin cpa, 12 (% 2.1)'sinin hem cpa hem de cpb2 ve 1 (% 0.1)'inin hem cpa hem de cpe toksin genlerini içerdiği tespit edildi. Ayrıca izolatların hiçbirinin cpb, etx veya iA toksin genlerinden herhangi birini bulundurmadığı ve bu sonuçlar ile 558 C. perfringens izolatının 545'inin tip A, 12'sinin cpb2 (+) tip A ve 1'inin cpe (+) tip A olduğu belirlendi.C. perfringens'in farklı dondurma sıcaklıklarında yaşam kabiliyetinin araştırılması için piyasada satışa sunulan deri ve kemiklerinden ayrılmamış yaklaşık 80 g ağırlığındaki tavuk kanatları kullanıldı. Çalışma 3 tekrarlı olacak şekilde tasarlandı ve her tekrar için 24 adet olmak üzere toplam 72 tavuk kanadı kullanıldı. Tavuk kanatlarının -12 ± 1 ?C'de dondurma ve muhafazası (I. grup), -18 ± 1 ?C'de dondurma ve muhafazası (II. grup), -40 ± 1 ?C'de 1 gün dondurma ve -18 ± 1 ?C'de muhafazasının (III. grup) C. perfringens sayısı bakımından muhafaza süresince I. grupta II. ve III. grup ile arasındaki farkın istatiksel olarak önemli olduğu saptandı (P <0.05). 0. günden muhafazanın sonuna kadar (112. gün) II. ve III. gruplar arasındaki fark önemsizken (P >0.05), I. grupta 0. günden muhafazanın sonuna kadar günler arasında farkın istatiksel açıdan önemli olduğu belirlendi (P <0.05). Muhafaza sonunda (112. gün) C. perfringens düzeyi I. grupta; tespit edilebilir seviyenin (<1.0 log10 kob/cm2) altında, II. grupta; 4.23 log10 kob/cm2 ve III. grupta; 4.30 log10 kob/cm2 olarak saptandı.Sonuç olarak tavuk parça etlerinin çok önemli bir kısmının C. perfringens ile kontamine olduğu tespit edildi. Bundan dolayı tavuk etlerinin kesim işleminden satışa sunulmasına kadar olan aşamalarda hijyenik koşullara azami düzeyde dikkat edilmeli ve HACCP gibi gıda güvenliği sistemlerinin uygulanmasında gereken hassasiyetin gösterilmesine önem verilmelidir.Ayrıca, tavuk kanatlarının farklı sıcaklıklarda dondurularak uzun süre muhafaza edilmesinin C. perfringens'in yaşamı üzerine önemli etkilerinin olduğu saptandı. Dondurarak muhafaza sıcaklığı olan -18 ?C ve altındaki değerlerin tavuk kanatlarındaki C. perfringens'in vejetatif formları üzerine muhafaza süresince beklenilen etkiyi göstermediği dolayısıyla bu sıcaklıklarda muhafaza edilen tavuk kanatlarının potansiyel bir tehlike oluşturabileceği belirlendi. C. perfringens sayısının -12 ?C'deki muhafaza süresince azaldığı ve 112. günde tespit edilebilir limitin altında belirlenmesinin önemli olduğu, ancak bu sıcaklık değerinin ürünün raf ömrü açısından yaratacağı olumsuzlukların dikkate alınması gerektiği kanaatine varıldı.Anahtar Kelimeler: Tavuk parça etleri, C. perfringens, toksin genleri, multipleks PCR, dondurulmuş muhafaza

Clostridium perfringensDondurarak saklamaGenotoksik etki+4
Hüsnü Şahan Güran
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Poşet içi karkas dekontaminasyon metodunun taze poşet piliçlerin raf ömrü üzerine etkisi

Bu çalışma kesim aşaması tamamlanmış ve dekontaminasyon sıvısı ile muamele edilmiş bütün piliç karkaslarının, bu sıvıyı 15 ml içeren poşetlerde muhafazası esnasındaki raf ömrü ve duyusal niteliklerinde meydana gelen değişimleri belirlemek amacıyla yapıldı. Deneyler ticari bir kesimhanede, ambalajlama öncesi aşamadaki bütün piliçler üzerinde yapıldı. Kontrol grubu, % 1 laktik asit (LA), % 0.1 Setilpiridinyum klorid (SPK) ve % 8 Trisodyum fosfat (TSP) olmak üzere 4 grup oluşturuldu. Piliç karkasları, kontrol grubu hariç, dekontaminasyon sıvıları içerisine daldırılıp bekletilmeden çıkarıldı ve naylon poşetlere konduktan sonra poşet içersine 15 ml aynı dekontaminasyon solüsyonundan konularak poşetler klipslendi. Poşet piliçler 4° C?de muhafazaya alınarak 0, 3, 7, ve 10. günlerde mikrobiyolojik (toplam aerobik mezofilik ve psikrotrof genel canlı sayıları, koliform bakteri sayısı, maya ve küf sayısı ve Salmonella varlığı) ve duyusal (görünüm, tekstür, lezzet ve genel kabul) olarak değerlendirildi. Mikrobiyolojik analizlerde ?tüm karkas çalkalama metodu? kullanıldı. Üç tekerrürlü olarak yapılan bu çalışmada, mikrobiyel flora üzerinde kontrol grubuna göre deneme gruplarında ilk 3 gün içerisinde sınırlı bir antimikrobiyel etki görülse de, 7 ve 10. günlerde bu fark ortadan kalktı (p>0.05). 0-10. günler arası değişimler toplam aerobik mezofil canlı sayısı için 4.5-7.9 log10 kob/ml, psikotrof canlılar için 3.6-8.58 log10 kob/ml, koliform bakteriler için 2.7-6.7 log10 kob/ml, maya-küfler için 2.2-5.9 log10 kob/ml olarak belirlendi. Bütün analiz günlerinde Salmonella spp. varlığı tespit edildi. Muhafazanın ilk gününde asidik (pH 3.9, % 1 LA grubu) veya alkalik (pH 11.3, % 8 TSP grubu) olan poşet içi sıvı pH değerleri, nötrale doğru değişerek 10. günde LA grubunda 6.1?e, TSP grubunda 7.0?e ulaştı. Pişirilmiş göğüs etlerinin duyusal değerlendirmeleri sonucunda, gruplar arasında 0?7 günler arasında önemli bir fark bulunmadı. 10. günde tüm grupların duyusal nitelikleri kabul edilemez olarak değerlendirildi. Kesim hijyeni ve kesim aşamasındaki dekontaminasyon uygulamalarına ilave olarak, muhafaza esnasında da antimikrobiyel etkiyi sürdürmek için inovatif uygulamalara ihtiyaç bulunmaktadır. Ambalaj içi uygulamalar çeşitli ürünlerde uygulanmaktadır. Kanatlı sektöründe bu çalışmadaki deneysel yaklaşım genişletilerek optimize edilebilir. Anahtar Kelimeler: Piliç, raf ömrü, dekontaminasyon, Salmonella

ArındırmaEt ürünleriRaf ömrü+4
İbrahim Alper Uysal
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Defne ekstraktı, defne uçucu yağı, zahter ekstraktı ve zahter uçucu yağının tavuk kanadına kontamine edilen salmonella typhimurium üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışmada zahter ekstraktı, zahter uçucu yağı, defne ekstraktı ve defne uçucu yağının tavuk kanadına inoküle edilen Salmonella Typhimurium üzerine antimikrobiyel etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Zahter ekstraktı ve zahter uçucu yağı ile defne ekstratkı ve defne uçucu yağı maddelerinin farklı oranları ve 2 kontrol grubu olmak üzere toplamda 10 adet çalışma grubu oluşturulmuştur. Çalışmada %6,4, %12,8 konsantrasyonlarında defne ekstraktı, %0,2 ve %0,4 konsantrasyonlarında defne uçucu yağı %0,2, %0,4 konsantrasyonunda zahter ekstraktı ve %0,2, %0,4 konsantrasyonlarında zahter uçucu yağı içeren çalışma grupları belirlenmiştir. Ekstraktın ve uçucu yağların patojenik bakteri üzerindeki antimikrobiyal etkinliğini değerlendirmek için broth mikrodilüsyon yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan ekstraktların ve uçucu yağların S. Typhimurium için minimum inhibisyon konsantrasyonları (MİK) belirlenmiştir. S. Typhimurium üzerinde en yüksek inhibitör etkiye sahip grubun %0,4'lük defne esansiyel yağı olduğu belirlenmiştir. Defne esansiyel yağı konsantrasyonu arttıkça inhibitör etkinin arttığı belirlenmiştir. Zahter uçucu yağının antimikrobiyal aktivitesinin çalışmada kullanılan defne özü, defne uçucu yağı ve kekik ekstraktına göre daha az inhibitör olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre bitkilerden doğal antimikrobiyal olarak elde edilen ekstraktların ve uçucu yağların kimyasal katkı maddelerine alternatif olarak gıdalarda kullanılabileceği ortaya konulmuştur. Araştırma sonuçlarının geliştirilebilmesi için farklı içerik ve konsantrasyonlarda kullanılarak farklı gıda maddelerinde uygulanabilirliğinin incelenmesi gerekmektedir.

Bitki özütüDefneSalmonella enfeksiyonları-hayvan+4
Ezgi Ayan Yılmaz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yer ve kafes sisteminde yetiştirilen etlik piliçlerde sürü büyüklüğünün performans, bazı stres parametreleri ve kemik mineralizasyonu üzerine etkileri

Bu araştırma 3 farklı deneme deseninde planlanmıştır. Birinci deneme deseninde 15.000 (I), 25.000 (II) ve 35.000 (III) kapasiteli yer sisteminde, ikinci deneme deseninde 25. 000 (IV) ve 40. 000 (V) kapasiteli kafes sisteminde yetiştirilen etlik piliç sürülerinde sürü büyüklüğünün piliçlerin performansı, bazı kan parametreleri, kemik kalitesi ve Musculus pectoralis pH düzeyi üzerine etkileri incelenmiştir. Üçüncü deneme deseninde 25.000 kapasiteli (II ve IV. gruplar) yer ve kafes sistemlerinin piliçlerin bazı kan parametreleri, kemik kalitesi ve Musculus pectoralis pH düzeyi üzerine etkileri tespit edilmiştir. Bu amaçla, performans parametrelerini belirlemek için yaz ve sonbahar mevsimleri süresince her kapasiteden 4 farklı sürü eş zamanlı olarak incelemeye alınmıştır. Büyüme periyodunun 32. gününde her sürüden olmak üzere canlı ağırlıkları dengelenmiş toplam 20 piliç (10 dişi ve 10 erkek) seçilmiştir. Piliçler boyun uçurma yöntemi ile kesilmiş kanları özel tüplere alınmıştır. Musculus pectoralis pH ölçümü kesimi takiben 10 dak sonunda yapılmıştır. Kemikler etlerinden temizlenmiş ve analiz edilmiştir. Kemik analizleri her gruptan toplam 10 piliçte (5 dişi, 5 erkek) yapılmıştır. Yer ve kafes sistemlerinde sürü büyüklüğünün grupların 1., 7., 14., 21., 28. ve kesim günündeki canlı ağırlıklarına etkisi benzer tespit edilmiştir (P>0.05). Ölüm oranı yer sisteminde grup I'de düşük bulunmuştur (P≤0.01). Serum glikoz ve ürik asit düzeyleri yer sisteminde grup III'de yüksek tespit edilmiştir (P≤0.01). Kafes sisteminde yetiştirilen piliçlerde serum glikoz ve ürik asit düzeyi yer sisteminden önemli ölçüde yüksektir (P≤0.01). Kafes sisteminde yetiştirilen piliçlerde sürü büyüklüğünün kan parametreleri üzerine etkisi önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Yer ve kafes sisteminde yetiştirilen tüm araştırma gruplarında serum total kolesterol, çok düşük yoğunluklu lipoprotein (VLDL kolesterol), trigliserit, protein düzeyleri, alkalen fosfataz ve kreatin kinaz enzim aktiviteleri istatistiki olarak benzerdir (P>0.05). Tibio-tarsal ve femur kemiklerinin fiziksel özellikleri tüm araştırma guruplarında benzer tespit edilmiştir (P>0.05). Yer ve kafes sistemlerinde sürü büyüklüğü kemik kalitesini önemli düzeyde etkilememiştir (P>0.05). Yer sisteminde tibio-tarsal kemiğin kül düzeyi ve mineral içeriği (BMC) kafes sisteminden yüksek tespit edilmiştir (P≤0.05). Musculus pectoralis pH düzeyi yer sisteminde grup III'de yüksek saptanmıştır (P≤0.05). Yer sistemi ile karşılaştırıldığında pH düzeyi kafes sisteminde önemli ölçüde artmıştır (P≤0.01). Sonuç olarak, kafes ve yer sisteminde sürü büyüklüğünün piliçlerin performans ve bazı refah ölçütlerini önemli düzeyde etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Etlik piliç, yer sistemi, kafes sistemi, sürü büyüklüğü, performans, refah.

Büyüme performansıKemik ve kemiklerStres+2
Nejla Özhan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Etlik piliçlerde diyetsel Heliotropium Circinatum toksikasyonu üzerine patolojik ve biyokimyasal incelemeler

Bu çalışmada farklı oran ve sürelerde Heliotropium circinatum bitkisinin diyetsel tüketimi ile etlik civcivlerde oluşan patolojik ve biyokimyasal değişimler incelendi. Bu amaçla 0 günlük, 260 adet civciv, 10 gün kontrol grubu rasyonu ile beslendikten sonra 3 (Uzun süreli, Kısa süreli, Saatli) ayrı deneme grubuna ayrıldı.Uzun süreli denemede 80 adet civciv, 20 hayvanlık 4 gruba ayrılarak, 0 (kontrol), %1, 3, 5 (deneme) oranında Heliotropium circinatum içeren rasyonlar ile 6 hafta beslendi. Deneme gruplarında ortalama yaşam süresi, yem tüketimi ve canlı ağırlık kazancının doza bağlı olarak azaldığı saptandı. Klinik olarak iştahsızlık, zayıflama, yem tüketiminde azalma, karında gerginlik ve sarkma görüldü. Karaciğerde atrofi ve fibrozis, safra kesesinde dilatasyon, asites saptanan belli başlı makroskobik bulgular idi. Mikroskobik olarak karaciğerde; hepatoselüler nekroz ve dejenerasyon, megalositoz, periportal, periasiner ve midzonal fibrozis, veno-okluzyon, asinus formasyonları dikkati çekti. Ekstrahepatik olarak; akciğerlerde periarteriyoler fibrozis, ödem, bronkoalveollerde düz kas artışı, kondroid metaplazi; böbrekte tubuler nekroz, intersitisyel nefritis, tubuler megalositozis; kalpte miyofibriller dejenerasyon görüldü. Biyokimyasal olarak, sadece GGT, ALP ve ALT enzim aktivitelerinde değişimler saptandı. PCNA boyama ile yapılan değerlendirmede tüm deneme gruplarında kontrole göre hepatik mitotik indeksin baskılanmış olduğu ortaya kondu.Kısa süreli denemede, 90 adet civciv 3 gruba ayrılarak kontrol, %10 ve 20 bitki içeren rasyonlarla 5 gün beslendi. Klinik olarak; iştahsızlık, durgunluk ve tüylerde kabarıklık görüldü. Makroskobik olarak; karaciğerde hemorajik nekroz, kaslarda kanama, bezli midede konjesyon ve dilatasyon saptanan belli başlı makroskobik bulgular idi. Mikroskobik olarak; en dikkat çekici bulgu karaciğerde masif hemorajik nekrozdu. Ekstrahepatik olarak; akciğerde konjesyon ve perivasküler ödem; böbrekte tubuler nekroz ve dejenerasyon; kalpte miyofibriller dejenerasyon, ödem ve hemoraji gözlendi. PCNA ile boyamada gruplar arasında hepatik mitotik indeks bakımından farklılık gözlenmedi.Saatli denemede, 90 adet civciv kontrol, %10 ve 20 oranında bitki içeren rasyonlarla beslenerek; 6, 12, 24, 36, 48, 60. saatlerde dekapite edildi. Her iki deneme grubunda da, zamana bağlı olarak, kısa süreli denemeye benzer makroskobik ve mikroskobik değişimler gözlendi. Biyokimyasal olarak belirli saatlerden başlayarak; albümin, ALT, AST, ALP ve LDH düzeylerinde farklılıklar kaydedildi.Sonuç olarak bu çalışma ile Heliotropium circinatum bitkisinin belirli oranlarda, etlik piliç yemlerine kontaminasyonunun ağır ekonomik kayıplara neden olabileceği ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler: Biyokimyasal bulgular, Etlik civciv, Heliotropium circinatum, Patolojik bulgular, Pirolizidin Alkaloitleri.

Biyokimyasal özelliklerHayvan yemleriHeliotropium circinatum+4
Songül Çeribaşı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Broylerlerde escherichia coli o157'nin prevalansı ve pulsed field gel electrophoresis (PFGE) yöntemi ile tiplendirilmesi

Bu çalışmada; Escherichia coli (E. coli) O157'nin broyler tavuk örneklerindeki varlığının kültür ve immunomanyetik separasyon (IMS) ile araştırılması, moleküler yöntemlerle karakterize edilerek virülens genlerinin saptanması, Pulsed Field Gel Electrophoresis (PFGE) yöntemi ile alt tiplendirmesi ve böylece izolatlar arasındaki genetik ilişkilerin ortaya konması amaçlandı.Bu amaçla, Elazığ ve Malatya illerindeki üç farklı kanatlı kesimhanesinden 1000 broylere ait karaciğer ve sekum örnekleri ile aynı işletmelerde bulunan 1000 broylere ait karkas örnekleri toplandı. Ayrıca bu çalışmada, broyler izolatları ile insan izolatları arasındaki genetik ilişkiyi ortaya koymak amacıyla, aynı bölgedeki beş hastaneye ishal şikâyeti ile başvuran hastalardan temin edilen 367 gayta numunesi incelendi. Broyler sekum ve insan gayta örneklerinden direkt ekim ve immunomanyetik seperasyon (IMS) sonrası ekim gerçekleştirilirken, karkas ve karaciğer örneklerine yalnızca direkt ekim uygulandı.Broyler tavuklarda örneklerin direkt ve IMS sonrası ekiminde saptanan sorbitol negatif izolatların Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) ile incelenmesinde; karaciğerde % 0,1 (1/1000) ve sekumda % 0,4 (4/1000) olmak üzere iç organlardan hayvan bazında % 0,5 oranında E. coli O157 tespit edilirken, karkas örneklerinden etken izolasyonu yapılamadı. İnsan gayta örneklerinden ise % 2,7 (10/367) oranında pozitiflik saptandı.Kümes bazında bakıldığında; kümeslerin % 12'sinde (3/25) etken identifikasyonu yapıldı. E. coli O157 pozitif bulunan bu işletmelerden bir tanesi Malatya'da ve iki tanesi Elazığ'da yer alıp, bu kümeslerdeki pozitiflik oranları sırasıyla % 2 (1/50), % 6,7 (2/30) ve % 4 (2/50) olarak bulundu. Kümes bazındaki pozitiflik oranları arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edildi (P <0,001).Virülens genlerine spesifik PCR ile incelenen beş broyler tavuk ve on insana ait E. coli O157 izolatının hiçbirinde H7, shigatoksin 1-2 ve enterohemolizin genleri bulunamadı. Buna karşın, broyler izolatlarının tamamı ve bir adet insan izolatı intimin geni yönünden pozitif olarak tespit edildi.PFGE analizi sonucunda hem broyler hem de insan izolatlarında birbirinden farklı 4'er profil saptandı. Bu çalışmada elde edilen insan E. coli O157 izolatları ile kanatlı orijinli izolatlar arasında herhangi bir genetik ilişki saptanamaması, bulaşma kaynağının kanatlı kökenli olmadığı fikrini desteklemektedir.Sonuç olarak bu çalışmada, broyler tavukların E. coli O157 serotipini taşıdığı tespit edildi. E. coli O157'ye bağlı enfeksiyon ve salgınların epidemiyolojisinin daha iyi anlaşılabilmesi ve etkin kontrol stratejilerinin geliştirilebilmesi için ruminant türlerinin yanı sıra başta broyler olmak üzere kanatlı hayvanların da incelenmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.

Escherichia coliEscherichia coli enfeksiyonlarıPFGE+6
Recep Kalın
Fırat University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Asidifiye Sodyum Kloritin Broiler Pirzolalarında Salmonella spp. ve Listeria monocytogenes Üzerine Etkisi

Bu çalışma, asidifiye sodyum klorit (ASK) solüsyonuna daldırma ve/veya ASK içeren marinat işlemlerinin Salmonella spp. ve Listeria monocytogenes ile kontamine broiler pirzolalarının 4 oC' de muhafazasında bu patojenler üzerine etkilerini incelemek amacıyla yapıldı.Broiler pirzolaları Salmonella spp.' nin 5 suşu ve L. monocytogenes' in 5 suşu ile miks halde deneysel olarak kontamine edildi. Her bir patojen için 8 grup olmak üzere toplam 16 grup incelendi.Her iki patojen için de aşağıdaki deneme grupları oluşturuldu;1. grup: Asidifiye sodyum klorit ve marinat uygulanmamış kontrol grubu,2. grup: Asidifiye sodyum klorit içermeyen marinat uygulanmış,3. grup: 1200 ppm asidifiye sodyum klorit içeren solüsyon içine daldırılıp 2 dakika bekletilmiş,4. grup: 1200 ppm asidifiye sodyum klorit içeren solüsyon içine daldırılıp 2 dakika bekletilmiş ve sonra marinat uygulanmış,5. grup: 1200 ppm asidifiye sodyum klorit içeren marinat uygulanmış,6. grup: 1800 ppm asidifiye sodyum klorit içeren solüsyon içine daldırılıp 2 dakika bekletilmiş,7. grup: 1800 ppm asidifiye sodyum klorit içeren solüsyon içine daldırılıp 2 dakika bekletilmiş ve sonra marinat uygulanmış,8. grup: 1800 ppm asidifiye sodyum klorit içeren marinat uygulanmış.Uygulanan işlemlerden sonra broiler pirzolaları plastik kaplara yerleştirilerek 4 oC' de 7 gün muhafaza edildi. Örnekler 0., 2., 3., 5. ve 7. günlerde mikrobiyolojik (Salmonella spp. ve Listeria monocytogenes) analizler yönünden incelendi.Salmonella spp.' de bakteri sayısı bakımından hem günler hem de gruplar arasındaki farkın önemli olduğu tespit edildi (p<0.05). Listeria monocytogenes' de ise bakteri sayısı bakımından genelikle gruplar arasındaki farkın önemli olduğu tespit edildi (p<0.05). 6. ve 7. gruplarda ise 0. gün ile diğer günler arasında önemli bir fark tespit edildi (p<0.05).Salmonella spp.' de gruplar arasında en fazla azalma 7. günde 2.14 log10 kob/g ile 6. grupta belirlendi. En az azalma ise 7. günde 0.08 log10 kob/g ile 5. grupta belirlendi. 1. ve 2. grupta ise patojen sayısında artış belirlendi.Muhafazanın sonunda Salmonella spp. sayısı yönünden diğer gruplarda, 1.69 log10 kob/g azalma ile 3. grup, 1.29 log10 kob/g azalma ile 4. grup, 0.52 log10 kob/g azalma ile 7. grup, 0.16 log10 kob/g azalma ile 8. grup ve 0.08 log10 kob/g azalma ile en az etkili 5. grup gelmektedir.Listeria monocytogenes' de gruplar arasında en fazla azalma 7. günde 1.85 log10 kob/g ile 6. grupta belirlendi. En az azalma ise 7. günde 0.10 log10 kob/g ile 4. grupta belirlendi. 1., 2., 5. ve 8. gruplarda diğer gruplardan farklı olarak azalma değil artma belirlendi. Diğer 4 grupta ise 6. grubu takiben, 0.73 log10 kob/g azalma ile 7. grup, 0.59 log10 kob/g azalma ile 3. grup ve 0.10 log10 kob/g azalma ile en az etkili 4. grup gelmektedir.Bu çalışmada her iki patojen özellikle de Salmonella spp. üzerinde en yüksek antimikrobiyel etki 1200 ppm ve 1800 ppm ASK içeren solüsyonlarda 2 dakika bekletildikten sonra muhafaza edilen broiler pirzolalarında tespit edildi.Bu nedenle, asidifiye sodyum klorit solüsyonunun özellikle Salmonella spp. ve Listeria monocytogenes riskinin azaltılmasında etkili olacağı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Broiler pirzolası, asidifiye sodyum klorit, marinat, Salmonella spp., Listeria monocytogenes

Listeria monocytogenesMarinatSalmonella+2
Işıl Aydın
Fırat University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Köy-tür tavuk mezbahasında kesilen broiler piliçlerde karaciğerde gözlenen morfolojik değişiklikler

13 bunlar spesifik tiplerde olmadıklarından herhangi bir hastalığa yorumlanamamıştır. Oldukça fazla sayıda tesbit edilen karaciğer yağlanması, diğer faktörlerin yanısıra, rasyondaki karbonhidrat/yağ dengesinin titizlikle düzenlenmesi ve üreticilerin bilinçlendirilmesi konusuna dikkati çekmiştir. Zoonoz bir hastalık olan Erysipelas toplum sağlığı açısından önem taşırken, tavukçuluk sektöründe neden olduğu önemli kayıplardan dolayı da koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini vurgulamıştır. ÖZET Elazığ Köy-tür işletmesi mezbahasında 10-10-1991, 10-10-1992 tarihleri arasında muayene edilen toplam 78.000 adet broiler karaciğerinin 1500'ünde morfolojik değişimler saptanmış ve bunlar beş grup altında makroskopik ve mikroskopik olarak incelenmiştir. I. grup karaciğerler (270 adet- %1 8) büyümüş, kenarları kütleşmiş, koyu bir renk almış olup, kapsulalan altında ekimotik ve peteşiyal kanamalar gözlenmiştir.Mikroskopik olarak ise genişlemiş olan sinuzoidlerin eritrositlerle dolu olduğu dikkat çekmiştir. II. gruptaki karaciğerler (420 adet - %28) büyümüş, kenarları kütleşmiş, donuk bir renk almış ve kapsulası altında mercimek büyüklüğüne varabilen beyaz odakların varlığı tesbit edilmiştir. Mikroskopta ise fokal veya difraz nekrotik değişiklikler, portal bölgede hücre infiltrasyonu ve Kupffer hücre aktivasyonu gözlenmiştir. IH. grup (530 adet - %36) açık renkli I. ve TL. grup karaciğerlere göre daha büyük sarımsı- beyaz renkte ve gevrek kıvamdaki karaciğerlerden oluşmuştu. Mikroskopik olarak bu karaciğerlerdedistrofi, intrastoplazmik berrak, sınırlı vakuoller tesbit edilmiş, Oil Red O ile boyanan kesitlerde bu vakuollerin yağ damlacıkları olduğu ortaya konmuştur. IV. grupta incelenen karaciğerler (150 adet - %10) büyümüş 5açık sarımsı renkte olup, kapsula altında peteşiyal kanamalarla bezenmiştir. Mikroskopik olarak ise, intrastoplazmik vakuoller, mononükleer hücre infîltrasyonu tesbit edilmiştir. V. grup karaciğerlerin (120 adet - %8) makroskopik olarak, normalden daha küçük olduğu ve üzerinde fibrin benzeri bir tabakanın olduğu, mikroskopik olarakta portal bölgede heterofîl ve mononükleer hücre infîltrasyonu, kapsulada kalınlaşma, parankimde fîbrosit ve fibroblastlardan ibaret bir bağ doku artışı ve yalancı lobcuklann oluştuğu dikkati çekmiştir. İncelenen karaciğerlerin (150 adet - %10) bakteriyolojik muayenesi sonucunda Eschercia coli (58 adet - %38.66), Staphilococcus ( 36 adet- %24), Streptococcus (10 adet - %6.66), Salmonella (10 adet - %6.66), Erysipelothrix insidiosa (7 adet - %4.66) gibi etkenler tesbit edilmiş olup, %19.33 'ünde ise herhangi bir etkene izole edilememiştir.

KaraciğerTavuklarTavukçuluk
Hatice Eröksüz (bostancıoğlu)
Fırat University · Institute of Health Sciences
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ yöresi broyler üretiminde mevsim koşullarının broyler performansına etkisi

Bu çalışma farklı mevsimlerin broyler üretiminde bazı verim özelliklerine etkilerini araştırmak ve üretimin hangi dönemde ekonomik olarak yapıldığını belirlemek amacıyla düzenlenmiştir. Araştırma materyali ROSS PM3 olup, bu genotlp aynı kümeste yılın iki farklı döneminde (Haziran ve Kasım) kümese alınarak 42 günlük süre ile besiye tabi tutulmuşlardır. Araştırma sonunda Haziran ve Kasım dönemlerinde 6. hafta canlı ağırlık ortalamaları 1632.2 ± 9.06 ve 1838.4 ± 13.50 g olarak bulunmuştur. (p<0.01), Araştırma süresince kümes dışı ve yine 4. haftadan itibaren de kümes içi sıcaklık ortalamaları her iki dönemde istatistiki anlamda yüksek düzeyde önemli bir farklılık göstermiştir. (p<0.01). Altıncı hafta sonunda yemden yararlanma oram I. dönemde 1.88, il. dönemde 1.83 olarak tesbit edilmiştir. Ayrıca tüm üretim boyunca Haziran döneminde % 8.22' lik ölüm oranı belirlenirken, Kasım kasım döneminde bu oran % 7.46 olarak saptanmıştır. Araştırmada birinci dönem broyler verim indeksi 189 ikinci dönem ise 221 olarak tesbit edilmiştir. Araştırma dönemlerindeki üretimin ekonomik sonuçları olarak da, birinci ve ikinci dönemde toplam maliyet, bürüt kar, net kar ve kg başına net. kar değerleri sırasıyla 349 782 420 TL, 374 666 420 TL, 83 468 580 TL, 89 61 5 580 TL, 52 040 846 TL, 55 873 367 TL ve 10 930 TL, 10 951 TL olarak hesap edilmiştir.

Besi performansıTavuklarTavukçuluk işletmeleri+1
Emin Ertan Gökhan
Fırat University · Institute of Health Sciences
1996
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı kanatlılardaki sarcocystis türleri ve bunların yayılışları

43 5. ÖZET Bu araştırmada, Elazığ Merkez, Sivrice, Baskil ve Keban ilçe merkezlerinden ve buralara bağlı köylerden satın alınan 100 ev tavuğu, 25 hindi, 18 ördeğin, tavuk mezbahanesinden temin edilen 400 kümes tavuğunun ve avlanan 20 keklik ile 21 güvercinin kas örnekleri Sarcocystis kistleri yönünden incelenmiştir. Kanatlıların hiçbirinde makroskopik kistlere rastlanmamış olup, göğüs, boyun, bud ve kalp kaslarından alınan örneklerin digestion tekniği kullanılarak yapılan muayenelerinde 100 ev tavuğunun 38 (%38)'inde, 25 hindinin 5 (%20)'inde ve 20 kekliğin 2 (%10)'sinde görülen mikroskopik kistler kümes tavukları, ördek ve güvercinlerde bulunamamıştır. Ev tavuklarında iki mikroskopik Sarcocystis kisti tespit edilmiştir. Bunlardan, 68.5 x 652.5 mikron büyüklüğünde ve içleri belirgin locaları olmayan S. horvathi kistlerinin, 2.3-3.2 mikron kalınlığında ve parmak şeklinde çıkıntıları bulunan bir kist duvarına sahip olduğu görülmüştür. Parazitin muz dilimi şeklindeki bradizoitleri ise ortalama 2.25 x 10.15 mikron büyüklüğünde bulunmuştur. Diğer, 61.93 x 543.75 mikron büyüklükte ve localı olan Sarcocystis sp. kistlerinin 1.0-2.2 mikron kalınlıkta ve parmak benzeri çıkıntıları bulunan bir kist duvarına sahip olduğu görülmüştür. Bu türün bradizoitlerinin ortalama 2.3 x 15.7 mikron büyüklüğünde ve uzun lanset şeklinde oldukları tespit edilmiştir. Ev tavuklarında Sarcocystis horvathi'ye en fazla (%65.8) boyun kaslarında, Sarcocystis sp. kistlerine ise en fazla (%23.7) göğüs kaslarında rastlanmıştır. Hindi ve kekliklerde yapılan muayenelerde parçalanmamış kistlere rastlanmadığından kistlerin büyüklükleri ölçülememiştir. Ancak, görüldüğü kadarıyla localı olan Sarcocystis sp. kistlerinin üzerinde44 parmak benzeri uzantıları bulunan bir kist duvarına sahip oldukları belirlenmiş olup, kist duvarının hindilerde 2.0-2.5 mikron, kekliklerde 1.5 mikron kalınlıkta olduğu tespit edilmiştir. Sarcocystis sp. kistleri hindilerde boyun, bud ve göğüs kaslarında, kekliklerde ise sadece boyun kaslarında görülmüştür. Kanatlıların hiçbirinde kalp kasında mikroskopik kistlere rastlanmamıştır. Diğer taraftan, mikroskopik kistlerle enfekte ev tavuklarında histopatolojik lezyonlar görülmüş olup, bu lezyonların hindi ve kekliklerde daha hafif olarak şekillendiği gözlenmiştir.

GüvercinlerHindilerKeklik+3
Murat Sevgili
Fırat University · Institute of Health Sciences
1997
00
DoctorateOpen AccessTR

Yumurta tavuklarında sıcaklık stresinin farklı yemleme yöntemleriyle önlenmesi

61 5. ÖZET Bu çalışmada, ; sıcaklık stresine manız kalan yumurta tavuklarında, farklı yoğunluktaki rasyonlar ile farklı yemleme yöntemlerinin yem ve su tüketimi, canlı ağırlık i değişimi, yumurta verimi, yumurta kalitesi, kan asit baz dengesi, hematokrit değer ve ham besin maddelerinin sindirilme derecesi üzerine etkileri incelenmiştir. Araştırma, 3x2 faktöriyel deneme düzeninde, her birinde 30 adet, 16 haftalık Ross Brown yumurta tipi kahverengi melez tavuk bulunan 6 grupta yürütülmüştür. Araştırma rasyonlarını normal düzeyde besin maddesi içeren Rasyon N (% 15 HP 2700 kcal/kg ME) ve yüksek yoğunlukta besin maddesi içeren Rasyon Y (% 18 HP, 3025 kcal/kg ME ) oluşturmuştur. Bu rasyonlar üç farklı yemleme metoduyla sıcaklık stresindeki hayvanlara verilmiştir. Buna göre, geleneksel yöntemle her iki rasyon verilen grup Kontrol grubunu; günün en sıcak olduğu saatlerde yemliklerin çekilip, karartmanın uygulanmadığı grup Yem Çekme grubunu; günün en sıcak olduğu 14-18°° saatleri arasında yemliklerin çekilmeyip, kümesin siyah perdeler ile karartıldığı grup ise Karartma grubunu oluşturmuştur. Araştırma sonucunda, ortalama günlük yem tüketimi Kontrol N, Kontrol Y, Yem Çekme N, Yem çekme Y, Karartma N ve Karartma Y gruplarında sırası ile 112.48, 100.50, 118.01, 105.74, 123.82 ve 111.82 olarak belirlenmiştir. Gruplarda yem tüketimi bakımından yemleme metotları ve rasyonlar arasında önemli bir fark tespit edilmiştir (P< 0.01 ). En yüksek su.üketimi kontrol grubunda tespit edilirken bunu yem çekme ve karartma grupları izlemiştir (P<0.01 ). Araştırma boyunca en yüksek canlı ağırlık ise karartma grubunda tespit edilirken, en düşük canlı ağırlık kontrol grubunda belirlenmiştir. Su tüketimi ve canlı ağırlık bakımından yemleme metotları arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (PO.01). Gruplarda ortalama yumurta verimi sırası ile 57.11, 59.43, 64.43, 65.62, 69.79 ve 73.68; yumurta ağırlıkları ise 53.05, 53.40, 54.35, 54.64, 55.19 ve 55.30 olarak tespit edilmiştir. En yüksek yumurta kabuk kalınlığı, kabuk ağırlığı, yumurta özgül ağırlığı karartma gurubunda elde edilirken, bunu sırasıyla yem çekme ve kontrol gurupları izlemiştir. Gruplar arasında yemleme metotları bakımından önemli bir fark bulunmuştur (PO.01). Yemleme metotları yumurta şekil ve sarı indeksi değerleri ile Haugh birimi üzerine de olumlu etki yapmıştır (P<0.01).62 Deneme boyunca yemleme metotları kan pH'sı, pÛ2, pC02, pHC03 ' konsantrasyonu ile hematokrit değerlerini olumlu yönde etkilerken, rasyonların bu parametreleri etkilemediği belirlenmiştir. En yüksek ham besin maddelerinin sindirilme dereceleri karatma grubunda tespit edilirken, bunu da yem çekme ve kontrol grubu izlemiştir. Yemleme metotlarının etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0.01). Sonuç olarak günün en sıcak olduğu 1400-1800 saatlerinde kümesin karartılması yumurta tavuklarında performansı, yumurta verimi ve kalitesi ile ham besin maddelerinin sindirilme derecesini arttırmıştır.

StresTavuklarYumurta tavukları+1
Osman Nihat Ertaş
Fırat University · Institute of Health Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Sirke, limon suyu ve karışımının tavuk yumurtalarında salmonella'nın yaşamı üzerine etkisi

Amaç: Bu tez çalışmasında limon suyu, sirke ve bunların karışımlarının yumurta kabuğu dış yüzeyindeki Salmonella patojeninin yaşamı üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Deneysel olarak Salmonella ile yumurtalar kontamine edildikten sonra kontrol (K), distile su (DW), limon suyu (L), sirke (S) ve limon suyu+sirke karışımı (LS) olmak üzere 5 grup oluşturuldu. Yumurtalar kontrol grubu hariç, distile su ve dekontaminasyon sıvıları içerisine daldırılıp 3 dakika bekletildikten sonra 4 °C, 25 °C ve 25 °C (18 gün)+4 °C (10 gün) olmak üzere üç farklı sıcaklıkta muhafaza edildi. Bulgular: Muhafazanın 0. gününde K ve DW gruplarında Salmonella sayısı sırasıyla 3,24±0,96 log kob/ml ve 3,62±0,36 log kob/ml olarak tespit edilirken L, S ve LS gruplarında ise sırasıyla 1,66±0,53 log kob/ml, 1,92±0,80 log kob/ml ve 1,80±0,75 log kob/ml düzeyinde saptandı. L ve LS gruplarında 0. günde Salmonella sayısındaki azalma K ve DW gruplarına göre istatiksel açıdan önemli bulundu (P<0,05). Salmonella sayısının 25 °C ve 25 °C (18 gün)+4 °C (10 gün)'deki muhafazası sırasında L ve LS gruplarında muhafazanın 18. gününde, S grubunda ise 21. gününde tespit edilebilir limitlerin altına düştüğü belirlendi. 4°C'lik muhafaza sırasında Salmonella sayıları arasındaki farklılık DW ile S ve LS grupları arasında muhafazanın 6. gününde istatiksel açıdan önemli olduğu bulundu (P<0,05). Muhafazanın sonuna (28 gün) kadar tüm gruplarda zenginleştirme sonrası Salmonella varlığının pozitif olduğu belirlendi. Sonuç: Bu çalışma limon suyu, sirke ve karışımlarının yumurtalarda kullanılmasının, muhafaza süresi ve sıcaklığına bağlı olarak Salmonella sayısında önemli derecede azalmalara neden olduğunu ancak Salmonella varlığını tamamen ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Yumurta, Salmonella, dekontaminasyon, limon suyu, sirke, tavuk.

Besin kirlenmesiDekontaminasyonLimon+5
Uğur Uçar
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00

Related subjects